Theses supervised by Prof. Dr. Hatice Mehtap Kutlu

19 theses · Anadolu University, Eskişehir Technical Üniversity

DoctorateOpen AccessTR

Gümüş nitrat, titanyum oksit ve demirli bileşikler ile nanopartikül formlarının kanser hücreleri üzerindeki apoptotik, nekrotik ve biyokimyasal etkileri

Metal bileşikler ve metal nanopartiküller kanser tedavisinde büyük öneme sahiptir. Sisplatin en başarılı antikanser metal bileşiklerinden birisidir. Ancak onun yan etkilerinden dolayı farklı metal bileşiklere yönelme olmuştur. Bu tezde gümüş nitrat, titanyum dioksit ve demir oksit nanotozlarının A549 hücre hattı üzerindeki sitotoksik, antiproliferatif etkileri ve bunlardan sorumlu genlerle hücre ölümü mekanizmalarının (apoptoz, nekroz, otofaji gibi) aydınlatılması hedeflendi. Sitotoksisite, MTT (3-(4,5-dimetiltiazol-2-il)-2,5-difenil tetrazolyum bromür) analizi ile belirlendi. Flow analizlerinden Anneksin V-FITC /PI (Propidyum iyodid) boyama ile erken/geç apoptotik-nekrotik hücre sayısı belirlendi. Kaspaz-3 ve mitokondriyal membran potansiyeli (JC-1) analizi ile apoptotik etki saptandı. Hematoksilen/eozin, TUNEL (Terminal deoksinukleotidil transferaz deoksiüridin trifosfatbiyotin işaretleme), BrdU (Bromodeoksiüridin), Bcl-2 ve Bax boyama ile hücrelerdeki apoptotik miktar skorlandı. Hücre ölüm yolları, geçirimli elektron ve konfokal mikroskobu ile morfolojik olarak gösterildi. Mikroarray analizi ile hücre ölüm yollarında (apoptoz vb) görevli genlerin aktivite miktarı, ekspresyon artış ve azalışları belirlendi. AgNO3, TiO2 ve Fe3O4 nanotozları, potansiyel sitotoksik ve apoptotik ajanlardır ve alternatif kanser kemoterapötikleri olarak kullanılabilir.

Ayşe Kaplan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessEN

Hepato-protective and therapeutic effect of ellagic acid on D-galactosamine-induced liver damage

Polyphenol-rich dietary foodstuffs, consumed as an integral part of vegetables, fruits, and beverages have attracted attention due to their antioxidant properties. Ellagic acid (EA), a polyphenolic compound widely distributed in fruits and nuts, has been reported to scavenge free radicals and protect cellular membranes. This study examined the protective mechanism of EA against D-galactosamine (D-GalN)-induced liver damage. A little is known about the influence of EA on D-GalN toxicity in vivo. D-GalN, a well-known hepatotoxicant, causes severe hepatocellular inflammatory damage and clinical features similar to those of human viral hepatitis in experimental animals. A little is known about the influence of EA on D-GalN toxicity in vivo. Thirty-five healthy male Wistar rats were equally divided into five groups. First and second groups were used as controls. The control groups received 0.5 ml of normal saline and 0.2% (0.5 ml of DMSO), respectively. The third group received D-GalN (700 mg/kg). Fourth and fifth groups were recieved D-GalN (700 mg/kg) plus EA (25 mg/kg) and EA (25 mg/kg) plus D-GalN (700 mg/kg), respectively. The rats were killed at the end of the treatment period. The level of ALT, AST, ALP, and LDH were determined in liver tissue. Administration of D-GalN increased the level of these liver enzymes when compared to the control group. The administration of EA to D-GalN-treated rats decreased the ALT, AST, ALP, and LDH levels in these samples. D-GalN caused marked damages in the histopathological status of liver tissues. These damages were ameliorated by EA administration. In conclusion, EA may be used in combination with D-GalN in chemotherapy to improve D-GalN-induced liver damages. Key words: Ellagic acid, D-Galactosamine, Hepatoprotective effect, Liver damage, antioxidant

Jama Husseın Alı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Vanadil sülfat ve nano formlarının kanser hücrelerinin canlılığı, morfolojisi ve hücre içi lokalizasyonuna in vitro çok yönlü etkileri

Vanadyum bileşikleri kanser araştırmalarında ideal kanser tedavi ajanı olarak çokça yer almaktadır. Kanser tedavisinde kullanılan metal bazlı kemoterapötiklerin birçok ağır yan etkileri bilinmektedir. Bu sebeple yan etkili olmayan ve düşük dozlarda sitotoksisite gösteren yeni ilaçların geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Kanser tedaviside yeni yaklaşımlar, kanserli hücrelere tedavi ajanının daha çok sokulması, en az yan etkiye sahip ajanların seçilmesi ve geliştirilmesini amaçlamaktadır. Bu çalışmada meme kanserinin tedavisi için vanadil sülfatın ve yeni sentezlenen vanadil sülfat yüklü katı lipid nanoformulasyonun potansiyel sitotoksik, antiproliferatif, proapoptotik etkileri, sebep olabileceği morfolojik ve ince yapısal değişiklikler insan meme kanseri hücre hattı (MCF-7) üzerinde araştırılmıştır. Sitotoksisite MTT kolorimetrik testi ile, çekirdek, membran ve hücre iskeletindeki morfolojik değişiklikler ve hücre içi kalsiyum derişimi değişiklikleri konfokal, ince yapı değişiklikleri ise geçirimli elektron mikroskobunda (TEM), apoptoz indükleme özelliği akış sitometrisinde, hücre döngüsü ve antiproliferatif etkisi ise immünhistokimyasal olarak değerlendirilmiştir. Vanadil sülfatın, nano formu daha fazla olmak üzere MCF-7 hücrelerinde sitotoksik etkiyle, hücre morfolojisinde ve ince yapısında hasar oluşturduğu, Siklin D1 ve B1 ve de E-kaderin ekspresyonunu arttırdığı ve apoptozu tetiklediği tespit edilmiştir. Bu bulgular vanadyum tuzlarının ve nano formlarının kanser tedavisinde kullanımı için ileri araştırmalara ilham verici özelliktedir.

Djanan Vejselova
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni sentez edilen nano-karmofur bileşiğinin insan akciğer kanseri üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Günümüzde öldürücü hastalıklar arasında ilk sıralarda kanser aklımıza gelmektedir. Kanser, tedavi sürecinde hastalara büyük zorluklar yaşatan ve tedavisi çok pahalı olan bir hastalıktır. Akciğer kanseri dünyada yaygın görülen kanser türlerinden biridir ve dünya genelinde en çok ölüme sebep olan kanser türü olarak kabul edilmektedir. Bu durumun en önemli nedeni olarak hastaların ileri evrede doktora gitmesi ve geciken teşhis gösterilmektedir. Türkiye'de, erkeklerde akciğer kanseri görülme oranı %62, kadınlarda ise %5'tir. Kanser tedavilerinde ajanlara karşı direnç sıkça görülen bir durumdur. Bu yüzden kanser tedavisi için yeni ajanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Antineoplastik ilaçlar; seçicilikleri kısıtlı, terapötik indeksleri dar, toksisiteleri fazla, antiproliferatif etkiyi amaçlayan, immun sistemi baskılayan ajanlardır. Karmofur ya da HCFU (1-hexilcarbamoyl-5-florouracil), meme kanseri ve kolorektal kanser tiplerinin tedavisinde antineoplastik ajan olarak kullanılan bir pirimidin analoğudur. Bununla birlikte, karmofur çok güçlü bir asit seramidaz (AC) inhibitörüdür. Seramidazlar kanser hücrelerinin sağkalımını, büyümesini ve ölümünü etkilemektedirler. Asit seramidaz aktivitesinin inhibisyonu antineoplastik ajanlar ve radyasyon etkilerine karşı tümör hücrelerini duyarlı hale getirmektedir. Kanser tedavisinde kullanılan daha az olan ve düşük dozlarda sitotoksisite gösteren yeni ilaçların geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Kanser tedavilerinde yeni yaklaşımlar, kanserli hücrelere yeni tedavi ajanlarının sokulması, en az yan etkiye sahip olan ajanların seçilip geliştirilmesini amaçlamaktadır. Bu çalışmamızda akciğer kanserinin tedavisi için karmofurun ve yeni geliştirilen karmofur yüklü katı lipid nano formulasyonun potansiyel sitotoksik, proapopotik, antiproliferatif etkileri ve sebep olabileceği morfolojik ve ince yapısal değişiklikler küçük hücreli insan akciğer adenokarsinoma hücre hattı (A549) üzerinde araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Karmofur, katı lipid nanopartikül, Akciğer kanseri, A549.

Emre Çömlekçi
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

3t3 ve 5rp7 hücre hattında sinnamaldehit'in apoptotik mekanizmasının araştırılması

Sinnamaldehit olarak da bilinen Trans-Cinnamaldehyde (C9H8O, moleküler ağırlık: 132,16 g/mol, saflık>99% ), Cinnamomum cassia'nın kök kabuğundan izole edilmiş aktif bir bileşiktir. Cinnamomum cassia, hem Doğu hem de Batı ülkelerinde gastrit, kan dolaşımı rahatsızlıkları ve iltihaplı hastalıkların tedavisinde geleneksel olarak kullanılmaktadır. Sinnamaldehit; içecek, dondurma, tatlılar ve sakız gibi gıda maddelerinde koku arttırıcı bir madde olarak yaygın kullanılan tarçın kabuğu yağının ana bileşenidir. Yapılan çalışmalarda, Sinnamaldehit'in antitümör, antifungal, sitotoksik ve mutajenik/anti-mutajenik aktiviteler gibi çeşitli biyolojik aktiviteler göstermesi kanser tedavisi için yararlı bir kemoterapötik madde olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca Sinnamaldehit'in, tümör hücresinin çoğalmasını inhibe ettiği bilinmektedir. Yaptığımız çalışmamızda, Sinnamaldehit'in kanser hücreleri üzerindeki etki mekanizmalarını araştırmak için H-Ras onkojeni ile transfekte edilen sıçan embriyonik fibroblast hücreleri (H-ras 5RP7) kullanılmıştır. NIH/3T3, fare embriyo fibroblast hücreleridir. NIH/3T3 hücreleri Sinnamaldehit'in kanser hücreleri üzerinde göstermiş olduğu etkilerin normal hücreler üzerinde gösterdiği etkiler ile karşılaştırmak için kullanılmıştır. Bu çalışmamızda; Sinnamaldehit'in H-Ras onkojeni ile transfekte edilen sıçan embriyonik fibroblast hücrelerindeki sitotoksik etkileri tespit edilip aynı zamanda yol açtığı programlı hücre ölümü mekanizmaları araştırılmıştır. Böylelikle Sinnamaldehit'in gelecek yıllarda anti-kanser ilaç olarak kullanılmasına katkı sağlanmaya çalışılmıştır.

Kübra Ural
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Oleuropein ve nano-oleouropein formunun 5rp7 ve 3t3 hücreleri üzerine apoptotik etkileri

Günümüzde kanser çok sık görülen, erken tanı ve teşhis konulmadığı zaman ölümcül olan bir hastalıktır. Kanser tedavi şekillerinden biri olan kemoterapinin hedefi kanserli hücreleri yok etmektir. Kemoterapi ilaçları her kanser türünde etkili olmamaktadır. Bu yüzden kanser tedavisi için yeni geliştirilmiş ilaçlara ihtiyaç duyulmaktadır. Oleuropein zeytinyağı ve yaprağından elde edilen fenolik bir bileşiktir. Yapılan çalışmalarda zeytinin kendisinde ve yağında yağ asitleri, polifenoller ve flavonoidler gibi güçlü antioksidanları bulundurduğunu ortaya koymuştur. Zeytindeki antioksidanların kardiyovasküler hastalıklar ve kanser riskini azalttığı ve hücrelerin genetik olarak hasar görmesini engellediği gibi sağlık üzerine olumlu etkilerinin olduğunu kaynaklarla desteklenmektedir. Kanser tedavilerinde yeni yaklaşımlar, kanserli hücrelere yeni tedavi ajanlarının sokulması, yan etkileri en az olan ajanlar seçilip bunların geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmamızda oleuropeinin ve nano-oleouropein formunun H-ras sıçan embriyo fibroblast 5RP7 ve fare embriyo fibroblast 3T3 hücreleri üzerindeki sitotoksik etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Deney sonuçlarımızdan oleuropein ve nano-oleo formunun sıçan embriyo fibrablast 5RP7 hücrelerinde sitotoksisite gösterdiği ancak 3T3 fare embriyo fibroblast hücrelerinde ise çok yüksek dozlarda çok düşük sitotoksisite gösterdiği bulunmuştur. Bu ajanın bu özelliğinden dolayı yeni tedavi ajanı olarak geliştirilip ileri araştırmalar yapıldıktan sonra kanser tedavisinde uygulanma potansiyeline sahip olduğunu vurgulamaktayız.

Melike Çevik
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Atkestanesi özütünün kanser hücreleri üzerindeki antiproliferatif etkileri

Kanser, tüm dünyadaki insanlar için büyük sorun ihtiva eden hastalıkların başında gelmekte ve hücre büyüme ve bölünmesini kontrol eden genlerin hasar görmesiyle ortaya çıkan kompleks bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Kanser tıp alanındaki yapılan çalışmalar ve ilerlemelere rağmen önemini halen korumaktadır. Kanser çeşitlerinden biri olan prostat kanseri, prostat dokusunda gelişmeye başlayan kötü huylu (malign) hücrelerin sebep olduğu ölümlerde 2. sırada yerini korumaktadır. Vücudumuz kanser tedavilerinde kullanılan ajanlara karşı direnç gösterme eğilimindedir. Bu direnç sonucunda yeni ilaçlar ve yeni yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Escin (Aescin), Aesculus hippocastanum'un (atkestanesi ağacı) ana aktif bir bileşenidir. Yapılan çalışmalarda escinin yapısında %5-6 protein, %30-40 nişasta, %5.5-7.7 yağ, flavonlar, antioksidan maddeler, glikozitler(aesculin, esculin), saponinler(aescin, escin), B1, C ve K vitaminleri bulunduğu gösterilmiştir. Bu çalışmamızda prostat kanseri tedavisi için Du145 prostat kanseri hücreleri üzerinde escin ve yeni sentezlenen escin yüklü katı lipid nanopartiküllerin potansiyel apoptotik, sitotoksik, antiproliferatif etkileri ve sebep olduğu morfolojik değişiklikler konfokal mikroskobi ve akış sitometri yöntemleri kullanılarak araştırılmıştır.

Ece Kaya
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser hücrelerinde Oleoyl ethanolamide'in sitotoksik etkileri

Kanser hem ülkemizde hem de dünya genelinde öldürücülüğü yüksek olan oldukça önemli bir hastalıktır. Kanserin birçok türü bulunmakla beraber akciğer kanseri özellikle ölüm nedeni olarak ilk iki sırada yer almakta ve erkekler arasında kadınlara kıyasla daha sık görülmektedir. Kanserin oluşumuna genetik ve çevresel faktörlerin yol açtığı bilinmektedir. Akciğer kanserinin sebepleri arasında özellikle tütün kullanımı en önemli çevresel faktörlerden bir tanesidir. Kemoterapi, akciğer kanserinin güncel tedavileri arasında yerini korumaktadır. Kanser tedavisinde zamanla gelişen ilaç direnci bilim insanlarını yeni ajanları araştırmaya yöneltmektedir. Oleoyl ethanolamide (OEA) endojen bir lipit mediatörü ve asit seramidaz inhibitörüdür. Seramidazlar hücrenin yaşamını önemli ölçüde etkileyen ve seramidi sfingozine hidrolize eden bir enzim grubudur. Asit seramidazın inhibisyonunun kanser hücrelerinde seramid birikimine yol açarak sitotoksik etkiler yarattığı ve apoptozu tetiklediği bilinmektedir. Çalışmamızda bir asit seramidaz inhibitörü olan Oleoyl ethanolamide' in insan akciğer kanseri hücre hattı (A549) ile insan normal akciğer hücre hattı (Beas-2B) üzerindeki sitotoksik etkileri, meydana gelen morfolojik ve ince yapısal değişiklikleri incelenmiştir. Oleoyl ethanolamide'in akciğer kanserinde anti kanser ajan olabilme potansiyeli araştırılmıştır.

Rabia Çakır
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Terpenoidlerin kanser hücreleri üzerindeki antitümör etkileri

Kanser, ölümle sonuçlanan hastalıklar arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Teşhis edilmesi ve tedavisinin uygulanması, maddi – manevi sıkıntılara sebep olan zorlu bir süreçtir. Akciğer kanseri ise en fazla ölüm riski taşıyan kanser türü olarak bilinmektedir. (-)- -ß- Sitronellol (dihidrogeraniol, C10H20O, moleküler ağırlık: 156,27 g/mol), Rosa damescana'nın gövde ve özellikle yapraklarından elde edilmiş gül yağı içerisindeki aktif bir asiklik alkolik monoterpenoid etken madde bileşiğidir. Sitronellol, dünya genelinde ağrı kesici, parfüm, gıdalara lezzet ve hoş koku sağlanması, cilt leke ve hastalıklarının engellenmesi gibi durumlarda kullanımı tercih edilen gül yağının içeriğini oluşturan temel aktif bileşenlerdendir. Sitronellol ile ilgili yapılan çalışmalarda, anti-fungal, anti-mikrobiyal, anti-tümör, anti-mutajenik, anti-proliferatif, analjezik ve sitotoksik işlevlere sahip olması anti-tümör tedavisinde daha etkili kullanılabilir bir kemoterapötik ajan olabileceği düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Ayrıca kanserli hücreler için mevcut tedavi uygulamalarına ek olarak yeni tedavi edici ajanların geliştirilmesine ve bilinen yan etkilerin ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Yaptığımız bu çalışmamızda, Sitronellol'ün akciğer kanser hücrelerinin tedavi edilebilmesi üzerindeki fonksiyonel mekanizmaların ve potansiyel proapoptotik etkilerinin aydınlatılabilmesi amacıyla insan akciğer adenokarsinoma hücre hattı A549 kullanılmıştır. Sitronellol'ün kanser hücreleri üzerinde meydana getirdiği etkilerin karşılaştırılması için normal insan bronşiyal epitel doku hücre hattı olan Beas-2B kullanılmıştır. Çalışmamızda, Sitronellol'ün A549 insan akciğer karsinoma hücre hattında canlılık, anti-proliferasyon, DNA hasarı, hücresel protein kütle miktarı ve apoptozis mekanizmasına yönelik etkileri üzerine az çalışma yapıldığı gözlenmesi sonucu bu biyokimyasal etki mekanizmasında oynadığı rolün aydınlatılması amaçlanmıştır. Dolayısıyla Sitronellol'ün A549 hücre hattında sebep olduğu anti-proliferatif, anti-tümör, sitotoksik, morfolojik, ince yapısal değişiklikleri tespit etmeye ve ilerleyen dönemlerde anti-tümör ajan olarak kullanılabilirliğine katkı sağlanmaya çalışılmıştır.

Merve Çetin
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İn vitro glioblastoma modelinde sfingolipid yolağının hedeflenmesi

Beyin dokusundan kaynaklanan ve en sık görülen kanser tipi gliomalardır. Glioma tedavisi konusunda cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi gibi modern tedavi yöntemleri kısıtlı bir fayda sağlayabilmekte ancak hastalığın ilerleyici gidişatını durduramamaktadır. Bu nedenle son yıllarda kanser tedavileri için alternatif yollar araştırılmaktadır. Bu yollardan biri seramid kaynaklı apoptozun indüklenmesidir. Seramid sfingolipid yolağının bir ürünüdür ve hücre proliferasyonu, apoptoz, yaşlanma, anjiyogenez gibi birçok hücresel süreçte önemli rollere sahiptir. Bu çalışmada kısa zincirli bir seramid olan C6-seramidin C6 glioma hücreleri üzerine etkisi araştırılmıştır. C6 seramidin C6 hücreleri üzerindeki sitotoksik etkisinin belirlenmesi için MTT (3-(4,5-dimetiltiazol-2-il)-2,5-difenil tetrazolyum bromür) sitotoksisite testi uygulanmıştır. Hücre ölüm yolları, geçirimli elektron mikroskobu (TEM) ve konfokal mikroskobu ile morfolojik olarak gösterilmiştir.

Gizem Karadağ
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kemik kanserinde sfingolipid yolağındaki seramidaz hedefli moleküler değişikliklerin araştırılması

Günümüz'de pek çok hastalıkla beraber kemik tümörü'de genç ve çocukluk dönemlerinde, zorluklar yaşatan kanser türündendir. Kemik kanseri vücuttaki herhangi bir kemikte başlayabilir fakat en çok pelvis, kol ve bacaklardaki uzun kemiklerde görülür. Ülkemizde yılda 200'den fazla kemik tümörü (osteosarkom) vakası görülmektedir. Kemik tümörü yeni ajanlar'la (kemoterapi ile) üstesinden gelinmek istenen hastalıklardandır. NOE (N-oleoylethanolamine) birçok kanser tedavisinde kullanılan çok güçlü asit seramidaz (AC) inhibitörüdür. Seramidaz'lar kanser hücrelerinin proliferasyonunu ve büyümesini etkilemektedirler. Asit seramidaz aktivitesinin inhibisyonu antitümör ajanlar ve radyasyon etkilerine karşı tümör hücrelerini duyarlı hale getirmektedir. Asit seramidazın baskılanmasıyla hücrede seramid birikimi apoptoz mekanizmasının daha sağlıklı çalıştığını göstermektedir. Bu çalışmada kemik kanserinin tedavisi için NOE (N-oleoylethanolamine)'nin potansiyel sitotoksik, proapopotik, antiproliferatif etkileri ve sebep olabileceği morfolojik ve ince yapısal değişiklikler insan kemik kanseri, Osteosarkoma hücre hattı (Saos-2) üzerinde araştırılmıştır.

Kadir Bayçelebi
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Seramidaz inhibitörü aracılı sitotoksisite ile olası sinyal yolakları bağlantısının kanser hücre dizilerinde incelenmesi

Akciğer kanseri dünyada en çok ölüme yol açan kanser türüdür. En yaygın akciğer kanseri türü küçük hücreli dışı akciğer kanseridir. Akciğer kanserinde fazla yan etkisi olmayan, güvenli ve etkili ilaçların geliştirilmesi son yıllarda kanser araştırmalarında odak noktası haline gelmiştir. Kanser tedavisinde kullanılmak üzere antiproliferatif ve sitostatik ilaçların potansiyel yeni bir terapötik sınıfı olarak seramidaz inhibitörleri gösterilmektedir. Kanser hücrelerinde seramid konsantrasyonunu yüksek tutan ve apoptozisi teşvik eden B13 (D-NMAPPD), güçlü bir asit seramidaz inhibitörüdür. Tedavide yeni yaklaşımlardan biri olan ilaç yüklü katı lipid nanopartiküller sayesinde yüksek etkili tedaviler geliştirilebilmektedir. Tüm bu bilgiler ışığında tez çalışmamızın amacı, B13 ve yeni sentez edilmiş olan KLN-B13'ün akciğer kanseri hücre hattında neden olduğu sitotoksik, antiproliferatif etkilerinin ve hücre ölüm şeklinin Beas-2B sağlıklı akciğer hücreleriyle karşılaştırmalı olarak araştırılmasıdır. B13 ve KLN-B13'ün A549 ve Beas-2B hücreleri üzerindeki sitotoksik etkileri MTT ve ATP testleri ile saptanmış ve hücrelerde neden olduğu ölüm şeklinin tespiti için akış sitometrisi kullanılmıştır. Konfokal mikroskopi yöntemi ile hücrelerdeki morfolojik değişiklikler ve geçirimli elektron mikroskopi yöntemi ile ince yapısal değişiklikler görüntülenmiştir. Ayrıca, B13 ve KLN-B13'ün gen ve protein ekspresyon seviyeleri de tespit edilmiştir. Bu çalışma ile B13 ve KLN-B13'ün akciğer kanseri hücre hattı üzerindeki sitotoksik rollerinin incelenmesi ve kullanılan diğer yöntemlerle de hücre ölüm şekillerinin açıklanması doğrultusunda önemli sonuçlar ortaya konulmuştur. Anahtar Sözcükler: B13, D-NMAPPD, Katı lipid nanopartikül, Akciğer kanseri, Beas-2B

Emre Çömlekçi
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan hepatosit karsinoma hücrelerinde seramidaz inhibisyonu nedenli sitotoksisitenin araştırılması

Kanser vücuttaki hücrelerin sınırsız bölünmesi ve çoğalması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. İnsanlar, farklı yaklaşımlara ve tedavilere yol açan farklı DNA yapılarına sahiptir. Günümüzde çeşitli kanserlerin tedavisinde immünoterapi, radyoterapi, kemoterapi, cerrahi, hormon tedavisi, gen tedavisi ve hedefe yönelik tedaviler gibi tedaviler kullanılmaktadır. Dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon kişi çeşitli kanserlerden ölmekte ve yaklaşık 20 milyon kişiye çeşitli kanserlerin teşhisi konmaktadır. Bu kanserlerin en sık görülenleri meme, akciğer, mide, karaciğer, deri ve prostat kanserleridir. Karaciğer kanseri dünya çapında en yaygın altıncı ve en ölümcül üçüncü kanserdir. 2020'de karaciğer kanserinden yeni vaka ve ölüm için küresel kanser oranları sırasıyla yaklaşık 906.000 ve 880.000'dir. Hepatoselüler karsinom (HCC), karaciğer hastalığı ve sirozu olan hastalarda ortaya çıkan birincil karaciğer tümörüdür. Karaciğer kanserini tedavi etmek için yeterli tedavi yoktur ve yeni tedavilere ihtiyaç vardır. Sfingolipidler, kanser hücrelerinin büyümesinde ve ölümünde önemli bir rol oynar. Apoptoz, sfingolipid enzimleri tarafından düzenlenir ve seramidazın inhibisyonu kanserin tedavisine yardımcı olur. Bu çalışmada, bir seramidaz inhibitörü olan LCL521 karaciğer kanseri hücrelerinde neden olduğu sitotoksik, antiproliferatif ve hücre ölümünü araştırılmıştır. HepG2 hücreleri üzerindeki sitotoksik etkileri MTT testi ile belirlenmiştir ve hücrelerdeki ölüm tipi akış sitometrisi ile belirlenmiştir. Daha sonra hücrelerin morfolojik değişiklikleri konfokal mikroskopi ile incelenmiş ve ince yapısal değişiklikler geçirimli elektron mikroskobu ile incelenmiştir.

ApoptozisHepatoselüler karsinomKarsinoma-hepatoselüler+2
Abdul Hafız Majeedy
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Meme kanseri hücrelerinde seramidaz inhibisyonu ve hücre içi seramid seviyelerinin belirlenmesi

Hücrelerin kontrolsüz bir şekilde büyümesiyle doku ve organlarda kanser oluşmaktadır. Normalde hücreler belirli bir düzende çoğalır, büyür ve ölür. Ancak kanser, bu düzeni bozar ve hücreler kontrolsüz bir şekilde çoğalmaya devam eder. Kanser hücreleri diğer dokulara yayılma yeteneğine sahiptir. Dünya genelinde ve ülkemizde kadınlar arasında en yaygın görülen kanser türlerinden biri, meme kanseridir. Meme kanseriyle mücadelede kullanılan kemoterapi, radyoterapi, cerrahi ve hormonal tedaviler önemli adımlar olsa da, mevcut tedaviler yeterli değildir ve daha etkili yeni tedavi yöntemleri ve ajanlarının geliştirilmesi gerekmektedir. Son yıllarda, sfingolipid metabolizması ile kanser arasındaki ilişki önemli bir odak noktası haline gelmiştir. Özellikle hücresel sinyal iletim ağında kontrol mekanizmalarını düzenleme kapasiteleri nedeniyle sfingolipidler, kanser ve diğer birçok hastalığın tedavisi için terapötik stratejiler geliştirmek adına potansiyele sahip moleküllerdir. Sfingolipid metabolizmasında seramid ve sfingozin-1-fosfat, birbirine dönüşebilen moleküllerdir. Hücre içindeki seramid miktarının artması, hücreyi apoptoza (programlanmış hücre ölümü) yönlendirken, sfingozin-1- fosfat seviyelerinin yüksek olması, hücrenin sağkalımını teşvik etme eğilimindedir. Bu bilgiler ışığında, seramid molekülünün metabolizmasında önemli role sahip seramidaz enziminin, seranib-2 inhibitörü ile baskılanması ve LC-MS/MS metodu kullanılarak hücre içi seramid seviyelerinin ölçülmesi, sfingolipid metabolizması üzerine odaklanan araştırmalar için daha güvenilir bilgiler sunabilir ve yeni terapötik ajanların geliştirilmesine yönelik önemli bir katkı sunabilir.

Hücre canlılığıHücre dizisiKanser hastaları+6
Nazlıcan Bozkurt
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dirençli meme kanseri hücrelerinde silymarin ve nanoformunun apoptotik etkileri

Kanser, normal aktivitelerini yitirerek kontrolsüz çoğalan, agrasif gelişim gösteren ve ölümle sonuçlanması dünya genelinde yüksek bir hastalıktır. Çeşitlerinden biri olan meme kanseri, tanı ve teşhis sıralamasında kadınlarda daha yaygın görülmektedir. Kanser tedavisi için yapılan araştırmaların hedefi normal etkinliğini yitirmiş kanserli hücreleri hedef almak ve ona uygun tedaviyi tespit ederek uygulamaktır. Kanser hücrelerinin çok hızlı bölünmesi ve kısa bir süre sonra uygulanan ilacın dozlarına geliştirdiği direnç, tedavi sürecini zorlaştırır. Daha etkin bir tedavi yaklaşımı geliştirilmesi konusunda yapılan çalışmalar artırmaktadır. Yeni tedavi yaklaşımlarındaki hedef, ilaçların toksisitesini azaltırken etkinliğini artırmaktır. Nanopartikül sentezi ile yapılan yeni ilaç çalışmaları sadece kanserli hücreleri hedefleyen oldukça önemli bir yöntemdir. Silybum marianum bitkisinden elde edilen flavanoidlerce zengin Silymarin bileşiği ile farklı kanser türleri üzerinde yapılan çalışmalar umut vaat edici sonuçlar vermiştir. Bu çalışmanın amacı, kullanılan Silymarin bileşiğindeki toksisiteyi düşürmek ve ondan katı lipid nanopartikül formunu sentezleyerek insan meme kanseri hücre hattı (MCF-7) ile ilaç direnci kazanmış meme kanseri hücre hattında (MCF-7/BOR) apoptotik etkilerini gözlemlemek ve elde edile sonuçları karşılaştırmalı olarak sunmaktır. Bunun için kullanılacak yöntemlerden MTT canlılık testinde hücrelerdeki apoptotik etkisi ölçülecek, geçirimli elektron mikroskobu (TEM) ve Konfokal Mikroskopi ile hücrelerde meydana gelen yapısal değişiklikler gözlemlenecek ve apoptotik etkisi Akım Sitometri ile belirlenecektir.

AntikanserDeve dikeniHücre ölümü+3
Seçil Bayraktar
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı insan meme kanseri hücrelerinde ellajik asitin sitotoksik etkisi

Bu çalışmada Ellajik asitin insan meme kanseri hücre serileri olan SKBR-3 ve MDA-MB-231 hücreleri üzerindeki sitotoksik etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla, ellajik asitin 10 farklı dozu (5µM, 10µM, 20µM, 30µM, 40µM, 50µM, 100µM, 150µM, 200µM, 250µM ) 72 ve 96 saat süreyle hücrelere uygulanmıştır. Kullanılan MTT sitotoksisite testi sonuçlarına göre, uygulanan doza ve zamana bağlı olarak kontrole göre canlı hücre sayısında istatistiksel açıdan anlamlı bir azalma, ölü hücre sayısında ise anlamlı bir artış gözlenmiştir.Geçirimli Elektron Mikroskobu (TEM) ve Floresan Mikroskobunda morfolojik kriterleri incelenen hücrelere MTT sitotoksisite testi sonucu bulunan EC 50 değeri uygulandı. 72 ve 96 saat süreyle ellajik asit uygulanması sonucu hücreler de hacim kaybı, nükleer kondensasyon, apoptotoik cisim oluşumları belirlendi.Ellajik asitin SKBR-3 ve MDA-MB-231 hücreleri üzerinde doza ve zamana bağlı etkisi araştırılıp, karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, ellajik asitin hücreler üzerinde doza ve zamana bağlı olarak sitotoksik etki gösterdiği belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Kanser, Ellajik asit, MTT, TEM, Floresan Mikroskop

ECElektron mikroskobuEllajik asit+3
Nilüfer Erenoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni sentez edilen palladyum (ıı) bileşiğinin transforme fibroblastlar üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Kanser halen çok ciddi bir sağlık sorunudur ve tedavisinde yeni çıkan ilaçlara rağmen halen tam başarı sağlanamamıştır. Bu nedenle, kanser tedavisinde kullanılabilecek yeni bileşik arayışı sürmektedir. Bu çalışma, yeni sentez edilen palladyum (Pd) (II) bileşiğinin transforme fibroblast hücreleri üzerindeki antikanser etkisini belirlemeye yöneliktir.Bu amaçla ilk basamak olan in vitro sitotoksisiteyi belirlemede kullanılan MTT ve ATP canlılık testlerinden faydalanılmıştır. Ayrıca hücrelerdeki sitotoksik aktivite gerçek zamanlı sitotoksisite analiz sistemi (xCELLigence RTCA) ile doğrulanmıştır. Pd (II) bileşiğinin fibrosarkom hücreleri üzerindeki sitotoksik/ sitostatik etkilerinden sorumlu hücre ölümü (apoptozis/nekrozis) mekanizmasının belirlenmesi amacıyla akım sitometri sistemi kullanılmıştır. Hücrelerde apoptozis varlığı Hoechst 33342/PI/Calcein-AM üçlü boyama yöntemi ile floresan mikroskopta görüntülenerek desteklenmiştir.Sonuç olarak, yeni sentez edilen Pd (II) bileşiğinin fibrosarkom hücrelerinde apoptozisi indükleyerek büyüme baskılayıcı etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Pd (II) bileşiğinin, insan fibrosarkomlarında yeni bir tedavi seçeneği olarak kullanılabileceği öngörüsüyle ileri in vivo deneylerin yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Kanser, Palladyum (II) bileşiği, Sarkom, Apoptozis

Melis Debreli Coşkun
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Ellajik asidin C6 hücrelerinde canlılık, DNA hasarı, apoptoz ve nekroz üzerine etkileri

Epidemiyolojik araştırmalar sebze ve meyvelerden zengin diyet ile beslenme ve hastalıklar, özellikle kanser ve kardiyovasküler bozukluklar arasında ciddi bir bağlantı olduğunu belirtmektedir. Bitkisel ağırlıklı beslenmede sağlıklı hücrelerin yaşamını devam ettiren en önemli maddeler sebze ve meyvelerin içerdikleri fitokimyasallar ve biyoaktif maddelerdir. Özellikle çilekgiller gibi koyu renkli meyvelerde bolca bulunan ellajik asit ve flavanoidlerden anthosiyenin, kateşin, quersetin ve kampferol bunlardan en önemlileridir. Çilekgillerde bulunan bileşikler potansiyel, çok güçlü antioksidan güce sahiptirler. Antioksidanlar LDL-kolesterol oksidasyonunu inhibe ederek kardiyovasküler hastalık riskini ve trombosis riskini azaltmaktadırlar. Buna ilave olarak bu aktif maddelerin COX (siklooksijenaz) enzim sistemlerini in vitroda inhibe ettikleri, karsinogenezin başlangıcını, ilerlemesini durdurduğu ve tümör hücrelerinin çoğalmasını engellediği belirtilmiştir. Diyet ve sağlık arasındaki bağlantı eski çağlardan beri bilinmektedir. Günümüzde de sağlıkta yiyeceklerin çok önemli bir rol oynadığına inanılmaktadır. Bizim çalışmayı planladığımız C6 beyin glioma hücre hattında ellajik asidin canlılık, DNA hasarı, apoptotik ve biyokimyasal olarak, özellikle hücre ince yapısı üzerine çok az çalışıldığı gözlenmiştir. Bunun üzerine C6 glioma hücrelerinde ellajik asidi satın alarak öncelikle hücre proliferasyonuna, hücresel ince yapı değişikliklerine, organel yapıları ve hücrelere olan sitotoksik ve apoptotik etkilerini araştırdık.

Aboubacar Diop
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Balb/C farelerde D-galaktozamin/tümör nekroz faktör alfa ile oluşturulan karaciğer hasarında silmarin ve nanoformlarının, DNA, apoptosis, nekrosis ve ince yapı üzerindeki etkileri

Silmarin karaciğer koruyucu ve antioksidan özelliğinden dolayı çeşitli nedenlerle oluşan karaciğer hasarının tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak farmakokinetik çalışmalarda silmarinin dokuda uygunsuz dağılma, düşük çözünürlük ve barsakta çabuk bozulma gibi biyofarmasötik sınırlılıklarının olduğu rapor edilmiştir. Bu çalışmada, biyofarmasötik sınırlılıklarını azaltmak için D-galaktozamin/tümör nekroz faktör alfa ile oluşturduğumuz deneysel karaciğer hasarı üzerine, sentezlediğimiz silmarin katı lipit nanoformulasyonunun karaciğer koruyucu etkisi araştırılmıştır. Biyokimyasal ve histopatolojik bulgular değerlendirildiğinde silmarin yüklü katı lipit nanopartikülün deneysel olarak oluşturulan karaciğer hasarında silmarinden daha etkili bir iyileştirici olduğu ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, silmarin yüklü katı lipit nanopartikülün, silmarinin farmasötik sınırlılıklarını azaltmak için yararlı bir sistem olabileceği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Silmarin, katı lipit nanopartikül, karaciğer hasarı, hepatoprotektif etki

Mustafa Cengiz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Science
2014
00

Other supervisors