Theses supervised by Prof. Dr. Günay Saka
19 theses · Dicle University
Hemşirelerin sigara kullanımı sıklığı ve toplumsal bakış
Amaç: Hemşirelerde sigara kullanma prevalansını ve etkileyen faktörleri belirlemek, sigaraya başlama, sigara bırakma davranışları belirlemek, hemşirelere göre toplumun sigaraya bakış açısını belirlemek. Gereç ve Yöntemler: Araştırma kesitseldir. 15 Mayıs -15 Haziran 2023 tarihleri arasında bir araştırma ve uygulama hastanesinde hemşireler üzerinde yapılmıştır. Çalışmanın evrenini 1218 hemşire oluşturmuştur. Minimum örneklem hacmi;''http://openepi.com'' programı ile beklenen frekans %50±5 kullanılarak %95 güven limitleri aralığında 293 kişi olarak hesaplanmıştır. Sistematik örneklem ile hastanenin bütün bölümlerinden her dört hemşireden biri çalışmaya dahil edilmiş bu yolla 294 kişiye ulaşılmıştır. Literatür bilgilerinden yararlanılarak sosyo-demografik bilgileri, tütün ürünleri kullanma durumları ve sigara kullanımına toplumsal bakış ile ilgili sorulardan oluşan kişisel bilgi edinme formu ile Fageström nikotin bağımlılık testleri uygulanmıştır. Araştırmacı verileri yüz yüze görüşme ile toplanmıştır. Bulgular: Hemşirelerin sigara kullanma oranı %38,7'dir. Erkeklerde %43,5, kadınlarda %33,6'dır. 25 yaş altı sigara sigara kullanma oranı %31,9, 45+ yaş oranı %59,1'dir. Hemşirelerin %92,8'ne göre sigara sağlığa zararlı ve bağımlılık yapıcıdır. Nikotin bağımlılık oranı %40,9 ile yüksek, çok yüksek çıkmıştır. Sigarayı bırakanların oranı %5,4'tür. Toplumun sigara kullanımını normal karşıladığı, sigara kullanımının normal bir davranış olmadığı, toplumsal bir tepkinin verilmediği, sigara yasaklarının caydırıcı olmadığı, sigara yasaklarına yeterince uyulmadığı tespit edilmiştir. Sonuç: Hemşirelerde sigara kullanım prevalansı yüksektir. Başlamanın en önemli nedeni arkadaş etkisidir. Sigara içme oranı yüksek, bırakma oranı düşüktür. Yaş, evde sigara kullanan varlığı, dinin etkisi, sağlığa zararlı olması, normal bir davranış olarak görülmesi sigara içimini etkilemektedir. Hemşirelerin nikotin bağımlılık oranları yüksektir. Sigarayı bırakmayı etkileyen en önemli faktörler; sağlık sorunları ve ailenin etkisi olmuştur. Hemşirelere göre toplum sigara kullanımını normal karşılamakta, olumsuz tepki vermemektedir. Anahtar Kelimeler: Tütün, Sigara, Hemşire, Toplum, Sosyal bakış, Sigara kullanımı
Sezaryenle ve normal doğan 24 ay altı bebeklerde genel sağlık durumunun değerlendirilmesi
Güvenli bir gebelikten sonra yapılacak doğumun şekli anne ve bebeğin doğumdan sonraki hayatlarını önemli bir şekilde etkileyecek sürecin başlangıcıdır. Bu süreç son zamanlarda daha çok sezaryen lehine artmaktadır. Bu artışın bebek sağlığı ve gelişimine etkileri önemlidir. Bu çalışmada amaç; doğum şekli prevalansı ve etkileyen faktörleri araştırıp, doğum şeklinin bebeklerin beslenmesi, büyüme-gelişimi ve genel sağlık durumu üzerine etkilerini tespit etmektir. Kesitsel nitelikte olan çalışmanın evreni Kayapınar 1 nolu ASM ye kayıtlı 24 aylık tüm bebeklerdir. Annelere sorulan 56 soruluk anket eşliğinde veriler toplanmıştır. Bağımlı değişkenler: Doğum şekli, ilk emzirilme zamanı, sadece anne sütü alma süresi, ilk 6 ay anne sütüyle tam emzirilme, anne sütü alma süresi, hastalanma sıklığı, bebeğin ağırlığı, boyu ve BKİ'dir. Bağımsız Değişkenler: Doğum şekli, doğumun yapıldığı yer, DÖB, DSB, anne yaşı, baba yaşı, anne öğrenim durumu, baba öğrenim durumu, aylık toplam gelir, anne çalışma durumu, baba çalışma durumu, aile tipi ve alilenin sosyal güvencesidir. Araştırmaya kapsamındaki 264 bebeğin 133'ü (%50,4) erkek bebek, 131'i (%49,6) kız bebekdir. Bebeklerin doğum ağırlıkları ortalaması 3238,9 ± 404,2 g, doğum boyu ortalaması 49,4 ± 1,5 cm olup 24 aylık kilo ortalaması 12360,2 ± 1351,4 g, boy ortalaması 88,1 ± 3,6 cm dir. Araştırmaya katılan bebeklerin annelerinin yaş ortalaması 29,7 ± 5,2 yıl olarak bulunmuştur. Annelerin 8'i (%3) okur-yazar değil, 104'ü (%39,4) üniversite mezunuydu. Annelerin 175'i (%66,3) ev hanımı olup çalışmamaktaydı. Bebeklerin 152'si (%57,6) sezaryen, 112'si (%42,4) normal doğumla doğmuştu. Bebeklerin %37,9'u doğar doğmaz ilk bir saatte, %87,9'u ilk günde kolostrumla emzirilmişti. Doğum şeklinin anne eğitimi, baba eğitimi, ailenin aylık geliri, DSB, ilk emzirmeye başlama zamanı, hastalanma sıklığı ile ilişkili olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sezaryen oranları Okur-yazar olmayan annelerde %12,5, ilkokul mezunu babalarda %40, ailenin aylık geliri 2000 tl nin altında olanlarda %31,7 iken üniversite mezunu annelerde %63,5, üniversite mezunu babalarda %64,5, aylık geliri 6000 tl üzeri olanlarda %65,1 olarak bulundu. Normal doğumla doğan bebeklerin %58'i ilk bir saatte, %94,7 si ilk gün içinde emzirilmişti. Bu oranlar sezaryenle doğanlarda %23 ve %82,9'du. Normal doğan bebekler ilk 24 ayda ortalama 16,1±9,7 kez, sezaryenle doğan bebekler 19± 10,1 kez hastalanmıştı. Ailenin sosyodemografik düzeyi arttıkça sezaryen oranları artmaktadır. Doğum şeklinin bebeklerin büyüme ve gelişmesi üzerine etkisi anlamlı olarak bulunamamıştır. Sezaryen doğumlar bebeklerin daha sık hastalanmasına sebep olarak genel sağlık durumunu olumsuz yönde etkilemektedir. Sezaryenle doğum yapan annelerin bebekleri daha geç kolostrumla beslenmeye başlamıştır. Bu bebekler anne sütünün koruyucu, besleyici ve gelişimi sağlayıcı etkilerinden daha geç faydalanmaya başlamaktadır. Sezaryen doğum oranlarını azaltmak için doğum öncesi verilecek eğitimlerle kadınların normal doğumu tercih etmesi desteklenmelidir. Anahtar sözcükler: sezaryen, emzirme, anne sütü, bebek beslenmesi, bebek gelişimi
Ailelerin çocuk acil konusunda bilgi, tutum ve davranışları ve çocuk acil servisine başvuruların değerlendirmesi
Amaç:Çocuk Acil Servise (AS)'e gelen çocuk hastaların aciliyet durumlarını, ebeveynlerin çocuk acil konusundaki bilgilerini, memnuniyet durumlarını, ailelerinAS'e başvurmalarını etkileyen faktörleri saptamak ve önerilerde bulunmak. Çocuğu olan ailelerin son bir yıldaAS'i kullanma sıklığını ve acil konusunda bilgi ve tutumlarını saptamaktır. Gereç ve Yöntem: DiyarbakırÇocuk Hastalıkları Hastanesi(DÇHH) AS ve Yenişehir Şehitlik Aile Sağlığı Merkezi (YŞASM) de 01.03.2018 -01.06.2020 tarihleri arasında yapılmıştır. Anketler araştırmacı tarafından hastanede 2 ay, sahada 4 ay süreyle uygulanmıştır. Araştırma kesitsel tanımlayıcı tipte olup,etik kurul onayı (15.02.2018 tarih 75 sayı) alınmıştır. Bulgular: AS'egetirilen çocukların sadece %4,1'i gerçek acil olduğu saptandı. AS'e başvurmayı etkileyen en sık faktörler; %61,2'si mesai saatleri dışında hastalanması, %27,5'i AS'te hizmetlerin daha hızlı olması idi. Ebeveynlerin AS konusundaki bilgileri; %60'ı ambulans telefon numarasını, %25'i çocukların normal ateşlerinin ne kadar olması gerektiğini doğru cevaplayabildiler. Memnuniyet durumları; %90'ı AS de verilen hizmetin genel olarak iyi olduğunu bildirdi. Çocuklu ailelerin tamamına yakını en az yılda bir kez çocuğunu AS'e götürmekte idi. Ebeveynler son bir yılda çocuklarını ortalama 4,36±2,35 defa AS götürmüşlerdi. Kız çocukları son bir yılda 4,18±2,36 defa, erkek çocukları 4,63±2,31 defa AS götürülmüştü .. Çoçuklu ailelerin acil konusunda tutumları; Ebeveynlerin hastanede %78.5'i; sahada %92'si AS'e başvurmadan önce kimseye danışmamış, hastanede %96,6'sı; sahada %85.5'i AS'e başvurmadan herhangi bir müdahalede bulunmamışdı. Sonuç: AS'e gelen hastaların %95,9'u gerçek acil değildi. Sağlık bilgi düzeylerinin düşük, memnuniyet durumlarının yüksektir.Polikliniklerin kalabalık olduğu, randevu alınamadığı, AS'de hızlı bakıldığı için sık başvurulmaktadırlar.Önemli bir kısmı AS'e başvurmadan önce kimseye danışmamış ve müdahalede bulunmamıştır.
Hastane çalışanlarında COVİD-19 salgınının beslenme durumlarına etkisinin araştırılması
Amaç: Bu araştırma sağlık çalışanlarının Covid-19 pandemi döneminde beslenme alışkanlıklarını incelemek, beslenme durumlarını değerlendirmek, kullandıkları besin destekleri ve gıda takviyelerini belirlenmek amacıyla yürütülmüştür. Gereç ve Yöntem: Araştırma, tanımlayıcı ve kesitseldir. Mart – Temmuz 2021 tarihlerinde yürütüldü. Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi'nde çalışan 250 çalışanla yürütüldü. Sosyodemografik özellikler, beslenme durumu, bitkisel besin desteği ve gıda takviyeleri kullanım durumu, fiziksel aktiviteyi ölçen anket formu uygulandı. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve hastane başhekimliğinden onay alındı. Elde edilen veriler 'SPSS 25.0 for Windows'programıyla değerlendirildi. Veri analizinde Ki Kare testi ve Fisher Exact analizi kullanıldı, anlamlılık değeri p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların %56'sı kadın, %58,4'ü 18-30 yaş aralığında, %57,2'si bekâr ve %54,4'ü Covid-19 geçirmiştir. Beslenmenin Covid- 19 döneminde etkilenme durumu %78'dir. Etkilenme durumu bekarlarda daha fazladır. %30,4 düzensiz beslendiği, %23,6 düzenli ve sağlıklı beslendiği, %12,4 daha fazla abur cubur tüketimine yöneldiği, %28'inin daha fazla yemek yemeye yöneldiği tespit edilmiştir. Covid-19 dönedimde tüketimi en çok gıdalar sırasıyla kuruyemiş, meyve, aburcuburdur. Tüketimi en çok artan içecekler su, kahve, çaydır. %35,2'sinin kilosunun arttığı artışında ortalama 5,3 kg olduğu tespit edilmiştir. Kilo almaya yatkın kişilerin daha fazla kilo aldığı belirlenmiştir. Gıda takviyesi kullanım oranı %75,6'dır. Kullanım oranı kadınlarda fazladır. En çok kullanılan besin desteği sarımsak,zencefil, zerdeçal; en çok kullanılan gıda takviyesi C, D vitamini ve multivitaminlerdir. Sonuç: Sağlık çalışanlarının Covid-19 pandemisi döneminde beslenme, destek kullanımı, kilo değişimi konusunda önemli değişiklikler olduğunu göstermektedir. Salgın benzeri olağan dışı durumlarda beslenme konusunda hatırlatıcı eğitimler verilmeli bu eğitimlerde kadınlara, bekarlara ve kilolulara öncelik verilmelidir.
Diyarbakır ili yenişehir eğitim ve araştırma bölgesi aile sağlığı merkezlerindeki sağlık çalışanlarında salgın sürecinde ruh sağlığı ve etkileyen faktörler
Bu çalışmanın amacı birinci basamak sağlık hizmetlerini yürüten sağlık çalışanlarında COVID-19 salgınının ruh sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirebilmek ve risk faktörlerini ortaya koyabilmektir. Çalışmanın evrenini Yenişehir ilçesindeki 17 aile sağlığı merkezinde görev yapan 129 sağlık personeli oluşturmaktadır. Yaygın anksiyete bozukluğu prevalansı %34,2, depresyon prevalansı %33,3, travma sonrası stres bozukluğu prevalansı %52,1 saptanmıştır. Psikiyatrik hastalık öyküsü olanların anksiyete skorları daha yüksekti. Kadınların erkeklere göre ve bekar olanların evli olanlara göre travma sonrası stres bozukluğu skorları anlamlı ölçüde daha yüksekti. Salgının ruh sağlığını olumsuz etkilediğini düşünenlerin, enfeksiyon bulaşından korkanların, salgın sürecinde işinden ayrılmayı düşünenlerin, salgın sürecinde çocuklarına ve ailesine bakmakta zorlananların, risk grubundaki bireylerle aynı evde yaşayanların anksiyete, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu ölçek skorları daha yüksekti. Her üç ölçekten alınan toplam skorların birbirleriyle korelasyonuna bakıldığında pozitif yönde orta veya kuvvetli düzeyde ilişki bulunmuştur.
Sağlık personellerinde ortoreksiya nervoza sıklığı araştırması
Amaç: Bu çalışmanın amacı Gercüş Devlet Hastanesinde çalışan sağlık personellerinde ortoreksiya nervoza sıklığının saptanması ve etkileyen faktörlerin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, kesitsel tipte tanımlayıcıdır. Mart – Haziran 2021 tarihlerinde yürütüldü. Gercüş Devlet Hastanesi'nde görev yapmakta olan tüm sağlık personeli (n=112) araştırmanın evrenini oluşturdu. Sosyodemografik özellikler, antropometrik ölçümleri içeren kişisel bilgi formu ve ORTO-11 ölçeği formu yüzyüze anket yöntemiyle uygulandı. Araştırmaya katılan personellerin antropometrik ölçümleri TANİTA MC780-MA vücut analiz cihazıyla yapıldı. Katılımcılardan gönüllü onam formu ve Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan onay, Gercüş Devlet Hastanesi Başhekimliği'nden gerekli izinler alındı. Araştırma kapsamında elde edilen veriler 'SPSS 22.0 for Windows' programıyla değerlendirildi. Veri analizinde Ki Kare testi ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı, anlamlılık değeri p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların %48,2'si kadın, %55,4'ü bekar, %34,8'i 30 yaş ve üzeridir. %87,5'i üniversite mezunu, %14,3'ü doktor, %37,5'i hemşire, %13,4'ü ebe ve %34,8'i diğer sağlık personelleridir. BKİ ortalaması 24,1±3,5 olup %52,7'si vücut yağ yüzdesi yüksek grupta yer almaktadır. Araştırmaya katılan sağlık personellerinin %33,0'ı ortorektik eğilim göstermektedir. Yaş, cinsiyet, medeni durum, öğrenim durumu ve BKİ ile ortoreksiya nervoza arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Sonuç: Çalışma kapsamına alınan bireylerde ortorektik eğilimin yaygın olduğu saptanmış olup her üç kişiden birinde ortoreksya nervosa eğilimi görülmektedir. Ortorektik eğilim incelen sosyodemografik değişkenler, vücut yağ oranı ve BKI'den bağımszdır. Anahtar Sözcükler: Ortoreksiya nervoza, sağlık personeli, sağlıklı beslenme, yeme bozukluğu, halk sağlığı
Birinci basamak sağlık çalışanlarının kadına yönelik aile içi şiddete konusundaki bilgi tutum ve davranışları
Kadına yönelik aile içi şiddet, önemli bir insan hakları ihlali ve pandemi boyutlarında küresel bir halk sağlığı sorundur. Bu araştırma, kadına yönelik aile içi şiddeti tanımada ve şiddeti ele almada önemli rolü olan birinci basamak sağlık çalışanlarının kadına yönelik aile içi şiddet konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiş kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini Yenişehir ilçesindeki 18 aile sağlığı merkezinde aktif çalışmakta olan sağlık çalışanları oluşturmuştur. Araştırmanın evrenindeki 133 kişiden 121 kişiye ulaşılmıştır. Araştırmada verilerin toplanmasında tanıtıcı bilgi formu ve 'Hemşire ve Ebelerin Kadına Yönelik Şiddet Belirtilerini Tanımalarına İlişkin Ölçek Formu' kullanılmıştır. Çalışmaya katılan sağlık çalışanlarının %62'si kadın, %38'i erkektir; %46.3'ü hekim, %54.7'si aile sağlığı çalışanıdır. Katılımcıların yaş ortalaması 37.468.57'dir. Katılımcıların %71.1'i aile içi şiddet konusundaki bilgisinin yeterli olduğunu düşünmektedir. Katılımcıların %68.6'sının CEDAW'ı, %37.2'sinin 6284 sayılı Ailenin Korunması Kanunu'nu hiç duymadıkları tespit edilmiştir. Katılımcıların %77.7'si mezuniyet öncesinde, %61.2'si mezuniyet sonrası kadına yönelik aile içi şiddet konusunda eğitim almamıştır. Mezuniyet öncesinde aile sağlığı çalışanlarının hekimlerden daha fazla oranda eğitim aldıkları görülmüştür(p<0.05). Katılımcıların %61.2'si kadına yönelik aile içi şiddet vakası ile karşılaştıklarında bildirim yaptıklarını belirtmiştir. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddet belirtilerini tanıma toplam ölçek puan ortalaması 19.423.57, fiziksel alt ölçek puan ortalaması 8.231.70, duygusal alt ölçek puan ortalaması 11.192.54'dir. Hekimlerin toplam ölçek ve duygusal alt ölçek ortalamaları aile sağlığı çalışanlarına göre daha yüksek bulunmuştur. Hekimler aile sağlığı çalışanlarına göre duygusal şiddet belirtilerini daha iyi tanımaktadır. Sonuç olarak araştırmamıza katılan aile sağlığı merkezinde görev yapan sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddet belirtilerini tanımak için bilgi düzeyleri genel olarak kısmen yeterli ve kadına yönelik aile içi şiddet konusundaki eğitimleri yetersiz bulunmuştur. Katılımcıların çocuk sahibi olma, meslek grubu ve ekonomik durumları gibi sosyodemografik özelliklerinin 'Hemşire Ve Ebelerin Kadına Yönelik Şiddet Belirtilerini Tanımaya İlişkin Ölçek' ortalamalarını etkilediği tespit edilmiştir. Katılımcılar genel olarak kadına yönelik aile içi şiddet konusunda olumlu tutum ancak pasif davranış sergilemişlerdir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: kadın, şiddet, aile sağlığı merkezi, sağlık çalışanları, birinci basamak
Diyarbakır ili Kayapınar ilçesi 17 Nolu Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı 15 yaş ve üzeri kişilerde sigara kullanım prevelansı ve kullanımı etkileyen faktörler
Sigara bağımlılığı önlenebilir hastalıkların en önemlisi olması sebebiyle en önemli halk sağlığı sorunları arasındadır. Sigara dumanında bulunan nikotin maddesi, sigaraya bağımlılık oluşumunda etkili maddedir. Toplumu sigaranın sağlığa, ekonomiye ve çevreye verdiği zararlardan korumak için kişilerin sigaraya niçin başladığı ve sigarayı bırakabilenlerin bunu nasıl başardığı bilinmelidir. Araştırmanın amacı, araştırma yapılan bölgedeki kişilerin sigara ile ilgili tutumlarını, sigara içme sıklığını, sigara içenlerin ve sigarayı bırakanların bağımlılık düzeylerini, sigaraya başlamadaki ve sigarayı bırakmadaki etkenleri tespit etmektir. Kesitsel nitelikte olan araştırma Aralık 2016 – Ocak 2017 tarihleri arasında, Diyarbakır ili Kayapınar ilçesi 17 nolu Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı 15 yaş ve üzeri 309 kişi üzerinde yapılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların %30,4'ünün sigara içmekte olduğu, %14,6'sının sigarayı bırakmış, %55'nin ise hiç sigara içmediği tespit edilmiştir. Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi sonuçları ortalaması sigara içenlerde 4,30 ± 2,5, sigarayı bırakanlarda ise 4,06 ± 2,94'dır (p=0,62). Sigaraya başlayanların %47,5'inin sigaraya 18 yaşından önce başladığı belirlenmiştir. Araştırmaya katılan erkeklerle kadınlar arasında sigaraya başlamada istatistiksel olarak anlamlı fark görülürmüştür(p=0,000). Sigara içenlerin %52,1 araştırma sırasında bırakma planı yapmaktadır. Sonuç olarak sigaranın zararları hakkında toplumda bir farkındalık oluşmaktadır. Sigara içenlerin büyük bir kısmı sigarayı bırakmak istemektedirler. Yapılacak araştırmalarla sigaraya başlama ve sigarayı bırakmadaki etkenler tespit edilmeli, bunlara göre önlemler alınmalı, toplum sigaranın zararlı etkilerinden korunmalıdır.
Hazro ilçesinde engellilik prevalansı ve etkileyen faktörler
Giriş ve Amaç Engellilik, küresel bir halk sağlığı sorunudur. Engelliliklerin bazılarından korunmak ve rehabilitasyon aldıkları taktirde bağımlı olmaları önlenebildiği için engelliler halk sağlığı faaliyetlerinin bir amacı olmuştur. Bu çalışmada Hazro'daki, engelli kişi sayısını bulmak ve engelliliğin nedenlerini belirlemek, engelliliklerin doğuştan mı, kazanılmış mı olduğunu tespit etmek, engellilerin rehabilitasyon alıp almadıklarını saptamak ve daha sonra engellilerle ilgili yapılacak projelere kaynak olması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem Kesitsel bir araştırma olan bu çalışmanın evrenini Hazro ilçesinin merkez 7 mahallesindeki 4222 bireyi temsil eden 1069 kişi oluşturmaktadır. Çok aşamalı (ağırlıklandırma ve sistematik) örneklemle seçilen 1069 kişiye ait veriler, 199 hane ziyaret edilip, yüz yüze anket uygulanarak toplanmıştır. Araştırmada hane halkının sosyodemografik özellikleri ile ilgili anket ve Engelli Birey Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Araştırma verileri bilgisayar ortamında SPSS 21 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular Araştırmaya katılanların % 44,3'ünü kadınlar, % 55,7'sini erkekler oluşturmaktadır. Engelli prevalansı toplam %13,8, erkeklerde %12,8 ve kadınlarda %15,2 olarak saptanmıştır. 65 yaş ve üstü grupta olanlarda en fazla olup oranı %53,3'tü. Engellilerin %48,2'si okur-yazar değildi ve %16,7'si herhangi bir sosyal güvenceye sahip değildi. Engellilerin % 21,6'sında engel durumunun doğuştan olduğu, % 78,4'ünde ise sonradan kazanılmış olduğu tespit edilmiştir. Sonradan ortaya çıkan en önemli engellilik nedeni kronik hastalıklardı, doğuştan engellilik nedenlerinin en önemlisi ise genetik bozukluklar idi. En sık görülen engellilik türleri sırasıyla; kronik iç organ bozuklukları (%56,0), iskelet sistemi bozuklukları (%25,0), işitme bozuklukları (%13,5), göz ve görme ile ilgili bozukluklar (%12,8), öğrenme bozuklukları (%8,1), şekil görünüm bozuklukları (%4,7), lisan ve konuşma bozuklukları (%4,0), psikolojik bozukluklar (%0,6) idi. Anne babası arasında akraba evliliği olanlarda ve soy geçmişinde engelli bulunanlarda doğumsal engelli sıklığı, olmayanlardan daha yüksek idi. Engellilerin %37,8'inin engeline yönelik olarak tedavi görmediği, %98,0'ının rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmadığı tespit edilmiştir. Engelliler ve ailelerinin, engellilere yönelik kurum ve kuruluşlardan en önemli beklentilerinin %15,5'inin parasal katkı, %12,2'sinin iş bulmaya yardım etme ve %50,0'ının ise sağlık hizmetlerine ulaşmada kolaylık sağlanması olduğu bulunmuştur. Sonuç Düşük eğitimli grupta engelli sıklığının fazla olduğu, ilçede kronik hastalıkların sık görüldüğü ve yine bölgenin önemli bir sorununun da akraba evlilikleri olduğu tespit edilmiştir. Bölge halkına eğitimli personel tarafından genetik danışmanlık ve kronik hastalıklara yönelik danışmanlık hizmetleri verilmelidir. İlçedeki engellilere eğitim verilmesi, bütün engellilerin sağlık kuruluşlarına ulaşabilmesi ve rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanması önem arz etmektedir. Bu anlamda sağlık ve sosyal hizmet kurumlarına önemli görevler düşmektedir.
Diyarbakır İli benusen bölgesinde 0-5 yaş arası çocuklarda malnütrisyon prevalansı ve ilişkili faktörler
Ülkemizin nüfusunun önemli bir kısmını oluşturan çocukların gelecekte sağlıklı ve üretken bireyler olması yeterli ve dengeli beslenmeleri ile mümkündür. Çocukluk çağında sağlıklı beslenme, çocuğun sağlıklı yaşamını sürdürebilmesi ve büyüme-gelişmesi için gereken tüm enerji ve besin öğelerini karşılayan beslenme olarak tanımlanabilir. Malnütrisyon ise besin olarak vücudun ihtiyacı ile alınan miktar arasındaki dengesizlikten oluşan "beslenme eksikliği" veya "fazlalığı" şeklinde tanımlanmaktadır. Sağlıklı beslenme çocuğun bedensel, sosyal ve duygusal gelişimi üzerinde önemli rol oynamaktadır. Sağlıklı beslenme çocuğun büyümesinin izlenmesi ile değerlendirilebilir. Bu çalışmada, Diyarbakır ili Benusen bölgesinde 0-5 yaş grubu çocuklarda malnütrisyon prevalansının belirlenmesi, malnütrisyon ile ilişkili faktörlerin saptanması ve çocuk beslenmesi uygulamalarının değerlendirilmesi amaçlandı. Kesitsel nitelikte olan bu çalışmaya bölge 0-5 yaş grubu çocuk evreninden sistematik örneklem ile tespit edilen 261 çocuk alındı. Çocukların gerekli antropometrik ölçümleri yapıldı ve annelerine literatür taranarak oluşturulan 35 soruluk anket uygulandı. Araştırmaya alınan çocukların 139' u (%53,3) erkek, 122' si (%46,7) kız idi. Çocukların doğum ağırlığı ortalaması 3029,4 ± 488,2 gr' dır. Annelerin 189' u (%72,4) 30 yaşın altındadır. Annelerin %58,6' sı öğrenimi yok veya ilkokulu bitirmemiş olarak saptanmıştır. Çocuklar aile yapısı olarak çoğunlukla (%74,7) çekirdek aile yapısına sahiptir. Çocukların %31,4' ü sezaryen, %68,6' sı normal doğum ile dünyaya gelmiştir. Doğumların %95,4' ü hastanede gerçekleşmiştir. Çocukların %87,7' si kolostrum almıştır. 6 ay sadece anne sütü almış çocuk oranı %59,4' tür. Gomez sınıflaması kullanılarak yapılan malnütrisyon değerlendirmesinde; 261 çocuğun %26,4' ü (n=69) hafif, %3,1' i (n=8) orta derecede malnütrisyonlu tespit edildi. Ağır malnütrisyonlu çocuk tespit edilmedi. Z skoru kullanılarak -2 SD ve altında kalan değerler ölçüt olarak alınarak bakıldığında boya göre ağırlık (zayıf), yaşa göre ağırlık (düşük kiloluluk) ve yaşa göre boy (bodurluk) oranları; sırasıyla %3,1 (n=8) , %4,6 (n=12) ve %16,5 (n=43) idi. Yaşa göre boy Z skoru ile yapılan malnütrisyon değerlendirilmesinde malnütrisyon gelişimi ile anne eğitimi durumunun düşük olması, doğum öncesi düzenli bakım almama, kronik hastalık öyküsünün varlığı ve düzenli D vitamini almamış olma arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. (p<0,05) Gomez'e göre yapılan malnütrisyon değerlendirilmesinde ise malnütrisyon gelişimi ile anne eğitiminin düşük olması, geniş aile yapısına sahip olma, yaş aralığının artması ve düzenli D vitamini almamış olma arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. (p<0,05) Baba eğitim durumu, çocuğun cinsiyeti, kardeş sayısı, doğum şekli, doğum sırası, kolostrum alıp almaması, sadece 6 ay anne sütü alım süresi, toplam anne sütü alım süresi ve bakımından sorumlu kişi ile malnütrisyonu gösteren bir antropometrik gösterge arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. Malnütrisyon oranları TNSA 2013 verilerine göre bölge ve Türkiye verilerinden yüksek orandadır. Bu durum başlıca düşük sosyoekonomik duruma ve anne eğitim seviyesinin düşüklüğüne bağlanabilir. Bu çalışma ile düşük sosyoekonomik yapıya sahip araştırma bölgemizde malnütrisyonun önlenmesinde anne eğitiminin, doğum öncesi bakımın niteliği ve sayısının, kronik hastalığa sahip çocukların takibinin önemi saptanmıştır.
Kayapınar 16 nolu ASM bölgesinde yaşayan 15-49 yaş aralığındaki kadınlarda bel ağrısı sıklığı, etkileyen faktörler ve bel ağrısının fiziksel aktivite düzeyi ile ilişkisinin belirlenmesi
Bu araştırma, Diyarbakır 16 nolu ASM bölgesinde yaşayan 15-49 yaş aralığındaki kadınlarda yaşam boyu, son bir yıl içindeki ve son üç ay içindeki bel ağrısı prevalanslarını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmamızda, bel ağrısı risk faktörleri ile fiziksel aktivite düzeyi arasındaki ilişki de araştırılmıştır. Araştırmanın evrenini, Diyarbakır 16 nolu ASM bölgesinde yaşayan 4800 kadın, örneklemini ise sistematik örnekleme yöntemi ile seçilip ulaşılabilen 392 kadın oluşturmaktadır. Araştırmada, var olan bir durumu tespit etmek amacıyla betimsel çalışmalarda uygulanan tarama yöntemi kullanılmıştır. Bel ağrısının, kadınların yaşam kalitesini ne kadar etkilediğini belirleyebilmek için Oswestry Bel Ağrısı Ölçeği (OBAÖ) , fiziksel aktivite düzeyini belirlemek için ise IPAQ (Uluslararası Fiziksel Aktivite Değerlendirme Anketi) uygulanmıştır. Verilerin analizi, SPSS 22 (Statistical Package for the Social Sciences 22,0) programı ile yapılmıştır. Bulgular ki-kare ve frekans analiz sonuçlarıyla elde edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, yaşam boyu bel ağrısı sıklığı % 70,4 olarak bulunmuştur. Kadınların oswestry puan ortalaması12,5 ± 6,4 bulunmuştur. Katılımcıların %56,9'u minimum aktif, % 33,9'u ise inaktif çıkmıştır. İnaktif kadınlarda bel ağrısı sıklığı % 94 bulunurken, çok aktif kadınlarda %38,9 bulunmuştur. Fiziksel aktivite düzeyi arttıkça bel ağrısı görülme sıklığı azalmaktadır. Bel ağrısı ile ilgili olduğunu düşündüğümüz risk faktörlerinden medeni durum, yaş, BMI, gebelik sayısı, egzersiz yapma durumu, ev işleri yapma durumu ile bel ağrısı sıklığı arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Bu bilgiler ışığında, risk faktörlerine yönelik gerekli önlemler alındığı takdirde kadınlarda bel ağrısı sıklığı azaltılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Ofis çalışanlarında fiziksel aktivite düzeyinin kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına etkisi
Amaç:Çalışmanın amacı, ofis çalışanlarının kas iskelet sistemi rahatsızlıkları ve fiziksel aktivite düzeylerini değerlendirmek, kas iskelet sistemi rahatsızlıklarıyla fiziksel aktivite düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Gereç ve Yöntem:Araştırmaya Diyarbakır ili SGK'da çalışan 255 birey dâhil edildi. Bireylerin yaş, cinsiyet, boy, kilo, eğitim durumu, medeni durumu, çalışma yılı, bilgisayar kullanım süresi, düzenli fiziksel aktivite alışkanlığı değerlendirildi. Kas İskelet Sistemi Hastalıklarını değerlendirmek için Cornell Musculoskeletal Discomfort Questionnaire anketi Türkçe versiyonu, fiziksel aktivite düzeyini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) Kısa Formu kullanıldı. Araştırmanın bağımlı değişkenleri; 11 vücut bölgesinde ağrı olup olmadığı ve geçtiğimiz hafta çalışma süresi boyunca kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına ait toplam Cornell puanıdır. Bağımsız değişkenleri ise düzenli fiziksel aktivite alışkanlığı, fiziksel aktivite düzeyi, yaş, cinsiyet, çalışma süresi ve günlük bilgisayar kullanım süresidir. Bulgular:Ofis çalışanlarında KİSR sıklığı açısından en çok etkilenen bölgelerin boyun (% 59,6), bel (% 58,8), sırt (% 55,3) olduğu belirlendi. Sosyodemografik ve işle ilgili özelliklerinin Toplam Cornell Skoru ile ilişkisi incelendiğinde cinsiyetin, düzenli fiziksel aktivitenin ve fiziksel aktivite düzeyinin Toplam Cornell skoru ile anlamlı ilişkisi bulundu (p < 0,05). Fiziksel aktivite düzeyine göre görülen kas iskelet sistemi rahatsızlıkların varlığı değerlendirildiğinde isesadece omuz, sırt ve üst kol ağrısı fiziksel aktivite düzeyi ile ilişkiliydi. (sırasıyla p=0,04, p=0,03, p= 0,00 ) Sonuç:Ofis çalışanlarında kas iskelet sistemi hastalıkları en sık omurgada (boyun, bel, sırt) görülmüştür. Ofis çalışanlarının fiziksel aktivite düzeyleri kas iskelet sistemi hastalıkları (KİSH) ile ilişkilidir. Fiziksel aktivite düzeyi yeterli olan çalışanlarda omuz, sırt ve üst kol ağrısı daha azdır. Anahtar Sözcükler:Ofis çalışanları, Kas İskelet Sistemi Rahatsızlıkları Fiziksel Aktivite Düzeyi, Cornell Kas İskelet Rahatsızlık Anketi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu
Sağlıklı kadınlarda ev egzersiz eğitiminin fiziksel aktivite düzeyine etkisi: Yoga egzersizleri
Amaç: Egzersiz sağlıklı yaşamın vazgeçilmezidir. Ulaşılabilir, düşük maliyetli ve sürdürülebilir egzersizler için ev ortamı tercih edilebilir. Bu çalışmanın amacı ilk olarak ADEM-2 merkezinde kursiyer olan kadınların spor alışkanlıklarını, bunları etkileyen faktörleri öğrenmek ve verilen yoga egzersizlerini içerenev egzersiz eğitiminin fiziksel aktivite düzeyine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, Diyarbakır ili Aile Destek Merkezi-2'ye kayıtlı 126 kadın kursiyerin demografik bilgilerine ve spor algılarına dair anket uygulandı. Spor yapmayan 38 kadına yoga eğitimi verilerek; ulaşılabilir ve maliyetsiz bir spor alanı olan ev ortamında yoga egzersizlerini uygulamaları istendi. Çalışma grubu bir ay boyunca takip edildi. Her hafta başında ve uygulamanın sonunda kadınların fiziksel aktivite düzeyleri IPAQ ile ölçüldü. Bulgular: Çalışmanın ilk bölümünde spor yapan bireylerle spor kursuna katılan bireyler arasında, ayrıca spor alışkanlığı olan bireylerle kronik hastalığı olan bireyler arasında anlamlı bir ilişki vardır. Çocuk sayısı, öğrenim ve gelir durumu, medeni hal, sigara içme değişkenleri ile spor yapma alışkanlığı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Çalışmanın ikinci bölümü olan yoga egzersiz grubunda ise, ev egzersiz eğitimine katılan kadınların fiziksel aktivite seviyesinin birinci ve ikinci hafta boyunca anlamlı miktarda arttığı gözlendi (p<0.05). Sonuç: Çalışmada; egzersiz eğitiminin fiziksel aktivite düzeyini arttırdığı, ancak egzersiz eğitiminin fiziksel aktivite düzeyine etkisinin iki hafta sürdüğü sonucuna ulaşıldı.
Meslek yüksekokulu öğrencilerinde sağlıklı yaşam biçimi davranışları
Amaç: Bu çalışma Bingöl Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin SYBD'sinin belirlenmesine yönelik olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitsel ve tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulunda eğitim gören 629 gönüllü öğrenci oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında anket formu uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22 paket programı kullanılarak aritmetik ortalama ve standart sapma; kategorik verilerin değerlendirilmesinde ise sayı ve yüzde kullanılmıştır. Hipotezlerin araştırılmasında iki grup için bağımsız gruplarda t testi ile, ikiden çok grup için tek yönlü varyans analizi(Anova) kullanılmıştır. P değeri, 0.05'ten küçük değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Öğrencilerin sağlıklı yaşam biçimi davranışı ölçeği alt gruplarından sağlık sorumluluğu puanı 18,9±4,5, fiziksel aktivite puanı 15,7±4,5, beslenme puanı 18,8±3,9, kendini gerçekleştirme puanı 26,3±4,6, kişilerarası ilişkiler puanı 25,1±4,6, stres yönetimi puanı 18,9±3,9 ve SYBA toplam puanı 123,7±19,3 puan olarak bulunmuştur. Fiziksel aktivite puanı kadınlarda daha düşüktür. Beslenme, sağlık sorumluluğu, stres yönetimi ve SYBD toplam puanı öğrenci evinde kalanlarda düşüktür. Genel sağlık durumlarını iyi olarak ifade edenlerin sağlıklı yaşam davranışları puanları yüksektir. İkinci sınıfta okuyanların SYBD puanları birinci sınıfta okuyanlara göre yüksektir. Sonuç: Bireylerin fiziksel aktivite puanı en düşük olmakla beraber SYBD toplam puanı da orta düzeydedir. Ailesiyle kalmayanlarda SYBD daha kötüdür. Sağlık durumu iyi olanların SYDA puanlarının iyi olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin aldıkları eğitimin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarında bir takım değişiklikler yaptığı yorumunu yapabiliriz.
20-65 yaş arası kişilerin toplumsal cinsiyet algısı ve etkileyen faktörler Mardin örneği
Amaç: Toplumsal cinsiyet, bireyler ve özellikle kadınlar açısından bir sağlık belirleyicisidir. Çalışma, Mardin ilinde yaşayan bireylerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin algı düzeylerinin saptanması ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma kesitseldir. Evreni Artuklu ilçesinde yaşayan 20-65 yaş aralığındaki 86245 bireydir. Örneklem büyüklüğü OpenEpi.com programında beklenen prevalans %50±%3 alınarak %95 güven aralığında 1055 kişi hesaplanmıştır. Aile Sağlığı Birimi nüfusuna göre ağırlıklandırma yapıldıktan sonra sistematik örneklemle anket uygulanacak bireyler seçilmiştir. Ulaşılabilen birey sayısı 990 (katılım oranı %93,8) olmuştur. İlk bölümde "Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği (TCAÖ)" ve demografik bilgileri içeren anket yüz yüze görüşme yoluyla uygulanmıştır. İkinci bölümde Süryanilerle derinlemesine görüşme yapılmıştır. Veriler istatistik paket programıyla değerlendirilmiş olup istatistiksel olarak frekans dağılımı, aritmetik ortalama, standart sapma, yüzdeler hesaplanmış, t-testi, varyans analizi ki kare testleri yapılmıştır. Bulgular: Bireylerin yaş ortalaması 33,27 olup %67,2'si kadındır. Bireylerin %15,4'ü okuryazar olmayıp %30,0'ı ilköğretim mezunudur. %35,4'ü gelir getiren bir işte çalışmakta olup %69,7'si evli ve ilk evlenme yaşı ortalaması 21,18'dir. Görücü usulü ile evlenen bireylerin oranı %41,4'tür. TCAÖ puanı ortalama 79.34'tür. Yaş, cinsiyet, medeni durum, eş çalışma durumu, çocuk sahibi olma, çalışma durumu, eşi ile akrabalık durumuna, doğum yeri, ekonomik durum, evde konuşulan dil, eğitim durumu, anne ve baba eğitim durumu, yaşanılan yer gibi faktörler toplumsal cinsiyet algısının oluşmasında etkilidir (P<0,05). Süryanilerle Arap, Kürt ve Türklerle toplumsal cinsiyet algısı ve etkileyen faktörler bakımdan benzerlikler saptanmıştır. Sonuç: Mardin Artuklu'da TCAÖ puan ortalamaları düşük düzeydedir. Sosyoekonomik ve kültürel şartları da göz önüne alınarak; sivil toplum, kamu ve basın yayın kuruluşları ile iş birliği içerisinde çalışmalar yürütülmelidir. Anahtar Sözcükler: Mardin, Kadın, Erkek, Toplumsal Cinsiyet, Algı
Diyarbakır çadırkentte kalan erişkinlerde tüberküloz tarama testi olarak PPD ve quantiferonun karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmadaki amacımız çadırkentte yaşayan erişkinlerde tüberküloz tarama testi olarak QuantiFERON®-TB Gold (QFT-Plus) testini Tüberküloz Deri Testi (TDT) ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Diyarbakır'a Kuzey Irak'tan göçle gelen, daha sonra Midyat'a gönderilen Valiliğin denetimindeki çadır kentte konaklamakta olan 100 erişkin dâhil edildi. PPD tarama testi Monteoux yöntemi ile yapıldı. QFT-Plus testi IFN-gama salınımının tespit edilmesi esasına dayanan yöntem ile yapıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan bireylerin 49'da (%52,1) QuantiFERON®-TB Gold Testi pozitif saptandı. TDT yapılan bireylerin 59'da (%62,8) PPD pozitifliği saptandı. QFT-Plus testi ile TDT arasında pozitif korelasyon saptandı. Sonuç: LTBE için tarananlar bireyler içinde, QFT-Plus testi, LTBE'yi saptamadaki gücü TDT ile karşılaştırılabilir. QFT-Plus testinin BCG aşılamasından etkilenmemesi, tüberküloz olmayan mikobakteriler ile çarpraz reaksiyon vermemesi, TDT'nin uygulama zorlukları ve endürasyon çapının ölçümündeki okumaya bağlı farklılıklar gibi faktörlerden etkilenmemesi avantajlı gibi görünmektedir.
Şanlıurfa ili Akçakale ilçesi 1 nolu aile hekimliğine kayıtlı 19 yaş ve üzeri kişilerde obezite sıklığı ve risk faktörler
Amaç: Obezite önemli psikososyal boyutlara sahip, her yaşta ve her cinste ki bireylerde görülebilen, tüm ülke vatandaşlarını etkileyen multifaktöriyel bir halk sağlığı problemidir. Şanlıurfa/ Akçakale bölgesinde obezite sıklığının ve risk faktörlerinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte planlanan çalışma Şanlıurfa/Akçakale ilçesi 1 Nolu Aile Hekimliğine kayıtlı 19 yaş ve üzeri bireylerde uygulanmıştır. 1796 bireyin bulunduğu evrende örneklem % 95 güven aralığı ile 209 olarak bulunmuştur. Bireyler sistematik örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Veriler araştırmacı tarafından anket eşliğinde yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Boy ve vücut ağırlığı ölçümleri yapıldı. Veriler spss programıyla değerlendirilmiştir. Sayı, ortalama Varyans Analizi, t testi ve Korelasyon Analizi kullanılmıştır. p<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıllarda erkek oranı % 57,6 kadın oranı % 42,4 idi. Araştırmaya dahil edilen bireylerin aritmetik yaş ortalaması 36,7 ± 13,5 olarak hesaplanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %17'si zayıf, %34'ü normal, %38'i fazla kilolu %20'si obezi %6,3'nün morbid obez olduğu tespit edilmiştir. Erkeklerin %21,3'ü obez, %42,8'i ise fazla kilolu kadınların ise %33,1'i obez, %31,5'i fazla kiloludur. 19-29 yaş arası bireylerde obezite oranı %18,7, fazla kiloluluk oranı ise %23,5 idi. 60 ve üzeri bireylerde obezite oranı %46,2, fazla kiloluluk oranı ise %38,4 idi. Araştırmada obezite görülme oranıyla; cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, ekonomik durum, birinci derece akrabalarda obezite varlığıyla istatiksel olarak önemli bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: Akçakale'de obezitenin halk sağlığı sorunu olduğu açığa çıkmıştır. Bireylerde obeziteye neden olabilecek değiştirilebilir risk faktörleri (fiziksel aktivite durumu, yemeklerde kullanılan yağ türü, tv izleme sıklığı, sağlıksız beslenme vb.) saptanmıştır. Toplum için yeterli fiziksel aktivite alanları oluşturulmalı ve bireyler bu alanlara yönlendirilmeli. Toplumda obezite, fiziksel aktivite ve sağlıklı beslenme farkındalık eğitimleri uygulamalı şekilde verilmeli farkındalık arttırılmalıdır. Kadınlara yönelik obezite ile mücadele programları geliştirilmeli ve pozitif ayrımcılık uygulanmalı. Bireyler doğru bilgi kaynaklarına (diyetisyen, hekim vb.) yönlendirilmeli. Beslenme alanında uzman sağlık çalışanlarına (diyetisyen vb.) daha aktif çalışma imkanları sağlanmalı. . Anahtar sözcükler: Obezite, Prevalans, Yetişkinler, Risk Faktörleri, Beslenme
Evaluation of work accidents in nurses who work in state hospital
Aim : As a result of occupational accidents at the hospital, many people get sick, get injured, lose their lives and result in huge financial losses. Nurses, who make up a large part of the health manpower, face various health risks in their working life. This study was conducted to evaluate occupational accidents that nurses have been exposed to for the last year. Material and Methods: The study is a cross-sectional type descriptive study. The research was carried out in the Mardin State Hospital between 01.04.2018-30.04.2018. The number of nurses working between these dates constitutes the universe (n=315). It is aimed to reach the whole universe by not selecting the sample. A questionnaire including socio-demographic characteristics, working life and occupational accidents was used and questionnaires were applied by face to face interview technique. The consent form of the nurses who accepted to participate in the study and the permission of the ethics committee of the institution were obtained. The data collected within the scope of the study were evaluated by means of the spss program. Results : In the study,it was found that 36,5% of the nurses had work accidents during their working life and 25,6% of them had a work accident in the last year; 41,3% contaminated blood and body fluids, 30,8% needlestick injuries, ampoule cut, lancet and scissor cut. It was found that the services, where the accident occured, were 24%, surgical service and 24% internal service. Rate of using the personal protective equipment in the accidents was 55,8%. The most frequent injury zones were the hand and fingers and the accidents occured most frequently on tuesday and monday, the accident most frequently during at 12.00-15.59, 08.00-11.59. Conclusion: It has been determined that occupational accidents are an important problem in nurses and they are also exposed to many risk factors that threaten the health and safety of nurses in the work environment. Nurses are a risky group in terms of occupational accidents and are frequently involved in work accidents and do not report occupational accidents. It is important to make the necessary arrangements to minimize the occupational risks in the hospital working environment.
Diyarbakır ili Kayapınar ilçesi özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışanların özellikleri ve tükenmişlik düzeyleri
Amaç: Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde (ÖERM) çalışanların (öğretmen, fizyoterapist, psikolojik danışmanlık ve rehberlik uzmanı, psikolog, uzman öğretici) demografik ve mesleki özelliklerine göre tükenmişlik düzeylerini incelemekti. Gereç ve yöntem: Araştırma, kesitsel tipte tanımlayıcıdır. Haziran – Eylül 2018 tarihlerinde yürütüldü. Kayapınar İlçesi'ndeki, 42 ÖERM'de görev yapmakta olan tüm bireyler (n=410) araştırmanın evrenini oluşturdu. Tüm bireylere ulaşmak hedeflenmiş ancak çalışma 351 kişiyle (%85.6) tamamlandı. Sosyo-demografik, mesleki bilgi ve çalışma ortamına ilişkin bilgi içeren ve araştırmacı tarafından hazırlanmış kişisel bilgi formu ile Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ) formu yüz yüze anket yoluyla uygulandı. Çalışmaya katılmayı kabul edenlerden gönüllü onam formu ve Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan onay, İl Milli Eğitim Müdürlüğünden gerekli izin alındı. Araştırma kapsamında toplanan veriler spss programıyla değerlendirildi. İstatistiksel olarak T testi, ANOVA post-hoc Tukey kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların %52.4'ü kadın, %67.2'i bekâr, %64.4'ü 30 yaşın altında ve yaş ortalaması 29.9±7.9 idi. %95.2'si lisans mezunu, %52.4'ü Öğretmen, %24.2'si Fizyoterapist ve %23.4'ünü diğer çalışanlardı. Duygusal tükenme puan ortalaması 13.8±7.0, duyarsızlaşma puan ortalaması 3.8±3.1 ve kişisel başarı puan ortalaması 8.9±4.1'dur. Özel eğitimde çalışmayı kendi isteğiyle seçme, iş arkadaşlarından destek görmek, üstlerinden takdir görmek, mesleğindeki verim düzeyi, engelli bireylerin ailelerinin aşırı beklentileri gibi faktörlerin tükenmişlik düzeyini etkilediği bulundu (p < .05). Sonuç: (ÖERM) çalışanlarında orta düzeyde duygusal tükenme, düşük düzeyde duyarsızlaşma ve düşük düzeyde kişisel başarısızlık olduğu saptanmıştır. Özel eğitimde kendi isteğiyle çalışmayanlar, ailelerin aşırı beklenti içinde olduğunu ve mesleğinde verimsiz olduğunu düşünenler daha çok tükenmişlik yaşarken; iş arkadaşlarından destek görenlerle, üstlerinden takdir görenler daha az tükenmişlik yaşamıştır. Engelli bireylerin aileleri hem eğitsel hem de psikolojik açıdan desteklenmelidir.