Theses supervised by Prof. Dr. Gökhan Tuncel
15 theses · İnönü University
Türkiye'de futbolun toplumsal ayrışma kaynağına dönüşümü
Kamuoyunda genellikle sporun kardeşlik, dayanışma ve bütünleştirici rolüne vurgu yapılmaktadır. Oysa hemen her spor dalının birey ve toplum için bu tür olumlu etkilerinin yanında ayrıştırıcı ve ötekileştirici etkisi de bulunmaktadır. Sporcular, çoğu zaman seyirciler veya spora bir şekilde ilgi duyan kitleler ırk, etnik köken, sınıf, ulus, din, mekân vb. farklılığından dolayı biz ve öteki ilişkisi içerisine girmektedir. Başta futbol olmak üzere kitleleri peşinden sürükleyen birçok spor dalı ekonomik yönden büyük bir endüstriye dönüştüğü gibi siyasal alana meşruiyet sağlayan etkili bir araç haline gelmiştir. Bu kapsamda spor fiziksel bir aktivite olmanın çok ötesinde ekonomik, siyasi ve toplumsal alana dair birçok yansıması olan bir kaynağa dönüşmüştür. Futbol küresel ölçekte daha çok insanın takip ettiği, takip etmenin ötesinde insanların hayatında daha fazla yer bulan bir olgu haline gelmiştir. Futbolla ilgili alınan kararlar, yapılan eylemler, kullanılan ifadeler ve semboller farklı düzeylerde toplumsal ayrışma kaynağı ve aracı olmuştur. Ancak farklı aktör ve araçların araya girmesiyle gerçekliğin ötesinde, üretilen algı üzerinden futbol etkili bir toplumsal ayrışma kaynağına dönüşmüştür. Futbolun toplumsal ayrışma üzerindeki etkisinin artmasında ekonomik ve siyasal aktörler ile medya organları önemli bir rol üstlenmiştir. İnsanlar, topluluklar ve ülkeler arasında önemli bir etkileşim aracına dönüşen futbol dünyasındaki kültürel, tarihsel ve siyasal söylem, eylem ve sembollere gereğinden fazla değer atfedilebilmektedir. Gereğinden fazla değer atfetmede kitlelerin futbola olan ilgisinin büyük bir payı bulunmaktadır. Gereğinden fazla değer atfedilen söylem, eylem ve semboller çoğu zaman toplumsal ayrışmanın ortaya çıkmasına, yaygınlaşmasına ve yeniden üretilmesine sebebiyet verebilmektedir. Bu çalışmada, popüler bir spor dalı olan futbolun toplumsal ayrışma süreçlerinde hangi unsurlar üzerinden ne tür etkiler yaptığı farklı yönleriyle ele alınmaktadır. Tarihsel betimleme yönteminin kullanıldığı nitel bir çalışma olan bu tezde doküman incelemesi tekniği kullanılmıştır. Yazılı belge ve metinler ile diğer dokümanların detaylı analizi üzerinden futbolun toplumsal ayrışma üzerindeki etkisi belirlenmektedir. Çalışmanın sonuçları, futbolun toplumsal dinamikler üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasına ve toplumsal ayrışma süreçlerinin derinlemesine incelenmesine imkân sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Spor, Futbol, Siyaset, Toplumsal Ayrışma
Türkiye'de milliyetçiliğin dönüşümü: Milliyetçi Hareket Partisi ile İyi Parti'nin milliyetçilik anlayışlarının karşılaştırmalı analizi
Milliyetçiliği temel ilkeleri arasında benimseyen Milliyetçi Hareket Partisi ile İyi Parti'nin milliyetçiliğe bakışları ve bu bakış açılarının tarihsel süreç içinde yaşadığı dönüşüm tezin konusunu oluşturmaktadır. Tezin temel amacı da Türkiye'de milliyetçilikte meydana gelen dönüşümü iki siyasi parti üzerinden mukayeseli olarak analiz etmektir. Tezde karma yöntem benimsenmiştir. Yöntemin nicel kısmında kapsamlı doküman incelemesi, nitel kısmında ise yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Doküman incelemesinin ana eksenini parti tüzükleri, parti programları ve seçim beyannameleri oluşturmuştur. İkincil veri kaynağı olarak da makaleler, seçim sonuçları, biyografiler ve diğer kurumsal belgelerden faydalanılmıştır. Görüşmeler ise MHP ve İyi Parti teşkilatlarında üst düzey yöneticilik yapan veya daha önceki süreçlerde görev yapmış kişiler ile Türk milliyetçiliği konusunda uzman olan öğretim üyeleriyle gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular MAXQDA 24 programı aracılığıyla kodlanarak, içerik analizi tekniğiyle değerlendirilmiştir. Tez zaman bağlamında 1969 ile 2023 yılları arası ile sınırlandırılmışken, parti bağlamında ise MHP ve İyi Parti ile sınırlandırılmıştır. Tezin ilk bölümünde, amaç, kapsam, yöntem ve hipotezler ortaya konmuştur. Daha sonra ise tezin kavramsal çerçevesi belirlenmiştir. Ardından MHP ve İyi Parti'nin tarihsel süreçleri ele alınarak partilerin genel siyaset anlayışı kurumsal boyutlarıyla incelenmiştir. Son olarak da iki siyasi partinin milliyetçilik görüşlerinin farklı bağlamlarda karşılaştırmalı analizi yapılmıştır. Böylece iki siyasi parti arasındaki benzerlik ve farklılıklar mukayeseli olarak değerlendirilmiştir. Bu kapsamda tez, Türkiye'de milliyetçiliğin siyasal partiler düzeyinde geçirdiği dönüşümü açıklamayı ve milliyetçilik literatürüne güncel katkı sunmayı hedeflemektedir.
Kentsel mekân planlamasının mülkiyet hakkı üzerine etkileri: Malatya kent örneği
İnsanlığın gelişim macerası kentlerde ivme kazanmıştır. Kentlerin gelişim macerası ise insanların ekonomik faaliyetlerindeki gelişme ile farklı bir aşamaya geçmiştir. İnsanların ekonomik faaliyetleri ise insanların mülkiyet hakkına sahip olması, ihtiyaçlarını karşılama ve mülkiyetindeki mal varlığını artırma çabaları ile oluşmuş ve kentlerin gelişme ve mülkiyet hakkındaki ilerlemelere paralel bir şekilde ilerlemiştir. Dolayısıyla, kentlerdeki mekân planlamaları ile insanların ekonomik ilişkilerinde önemli değişiklikler ortaya çıkmıştır. Kentlerde mekân planlamasının insanların yaşam alanlarını oluşturması dışında sahip oldukları mülk üzerinde ekonomik anlamda olumlu ve olumsuz etkileri de olmaktadır. Mekân planlaması ile bazı taşınmazların değerleri astronomik bir şekilde artmakta iken bazı taşınmazların değerleri ise gerileyebilmektedir. Bu kazanç ve kayıp örtülü bir şekilde gerçekleşmekte, miktarı tam olarak belirlenememekte ve vergilendirilememektedir. Bu durum, gelir dağılımında adaletsizlik başta olmak üzere pek çok toplumsal sorunun ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Mekânsal bir faaliyet gibi görünen kentsel planlama, ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel hayatın işleyişi üzerinde belirleyici bir etki yapabilmektedir. Bu etkilerin çoğu, planlamadan doğrudan etkilenen insanlar tarafından dahi kolaylıkla anlaşılamamaktadır. Bu anlaşılamama durumu, toplumda adaletsizliğin farklı alanlarda yeniden üretilmesine aracılık etmektedir. Kentsel planlamanın yapım süreci başta olmak üzere uygulama ve sonrasında yaşananlar mülkiyet hakkını önemli ölçüde etkilemektedir. Yapılan bu çalışmada öncelikle Türkiye'de yapılan kentsel planlamanın mülkiyet hakkı üzerindeki genel etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Sonrasında ise mekân planlamasının mülkiyet hakkına etkisi, Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları üzerinden ele alınmıştır. Daha sonra ise, mekânsal planlamanın Malatya kentindeki mülkiyet hakkı üzerindeki etkisi yapılan anket ile belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kent, Mekân, Planlama, Mülkiyet, Mülkiyet Hakkı
Avrupa'da göçmen olmak: Hegemonik ilişki bağlamında psiko-politik bir değerlendirme
Belirli bir zaman ve mekan düzleminde gerçekleşen göç olgusu ilk başlarda sadece fiziksel bir hareketliliği, mekânsal bir değişimi karşılamıştır. Daha sonra göç, ülkelerin nüfus yapılarını değiştirmiştir. Değişen nüfus yapılarıyla birlikte farklı sosyal ilişki ve etkileşim ağları oluşmuştur. Rekabet, entegrasyon, asimilasyon ve çatışma halleri göçün yaratmış olduğu sosyal etkilerden bazılarıdır. Sanayi toplumuna geçişle birlikte göç, sosyal bilimlerin ilgi alanına girmiştir. Sanayileşme ile toplumlarda meydana gelen hızlı değişim sadece mekânsal olmanın ötesinde sosyo- ekonomik, sosyo-politik ve kültürel değişimleri de içermeye başlamıştır. Değişimler artık göç olgusunun önüne geçmeyi imkânsız kılarken farklı devletlerin sınırları içerisinde yaşamaya başlayan göçmenler artık o ülkelerin birer vatandaşı konumuna gelmiştir. Kimileri tercihen yaşadıkları ülkenin vatandaşlığını kabul ederken kimileri geleneksel bağlarından ve geldikleri yerlerin değerlerinden kopmamak adına vatandaşlık bağını kabul etmemiştir. Toplumsal yaşamda ortak alanlar kurulmuş, ilişkiler geliştirilmiş, evlilikler ve akrabalıklar kurulmuştur. Bütün bu yaşananlarla birlikte göçmenler sahip oldukları kimliklerini sorguladıkları durumlarla yüzleşmiştir. Göçmenlerin sahip olduğu önemli kimliklerden birisi siyasi kimlikleridir. Pek çok değişkenden etkilenen bu kimlik hayatın içerisinde farklı tutum ve davranışların sebebi konumundadır. Bu çalışmada TRB-1 Bölgesi illerinden (Bingöl-Elazığ-Malatya-Tunceli) Avrupa'ya göç etmiş 64 kişi ile yarı yapılandırılmış mülakat tekniğiyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yaşadıkları yerlerdeki toplumsal ilişkiler hegemonik ilişki bağlamında değerlendirilmiş ve bu ilişkiler neticesinde siyasi aidiyet ve kimlikleri üzerindeki değişim ele alınmıştır. Elde edilen bulgulara bakıldığında hegemonik ilişkilerin yaşandığı saptanmıştır. Gerek devlet nezdinde gerekse sivil toplumda bu tür ilişkilerle karşılaşıldığı yapılan yorumlarla somutlaştırılmıştır. Siyasi kimlik ve aidiyet yeni ilişki ağları içerisinde bağlılığı artan veya azalan bir seyir izlemiştir. Bunların neticesinde siyasi kimliğin sorgulandığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Göç, Göçmen, Hegemonya, Politik Psikoloji, Siyasi Kimlik
Demokrat Parti'nin siyasetin demokratikleşmesi ve otoriterleşmesine etkisi
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye'yi 27 yıl otoriter bir anlayışla tek başına yönetmiş ve bu doğrultuda anti-demokratik yasa ve uygulamalara başvurarak toplum üzerinde sosyo-politik açıdan bir huzursuzluk meydana getirmiştir. Ayrıca İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan iki kutuplu (Amerika Birleşik Devletleri-Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) dünya düzenine kayıtsız kalamayan CHP, tercihini Amerika Birleşik Devletleri'nden yana kullanarak demokratikleşme yolunda ilk adımını atmak zorunda kalmıştır. Bu adım, CHP içinden kontrollü bir muhalefetin çıkması şeklinde dile getirilmiştir. Ancak bu tartışmaya kuruluş aşamasında hiç girmeyen muhalefet, Demokrat Parti (DP) adıyla siyasi bir parti kurmuştur. DP, 1946-1950 tarihleri arasında demokratik talepleri ciddi bir şekilde dillendirerek, siyasete demokratik bir ivme kazandırmıştır. Bu sayede DP, CHP'nin politikalarına karşı ve/ya tepkili olan geniş bir kesimin desteğini elde ederek 14 Mayıs 1950 genel seçimlerini kazanmış ve tek başına iktidar olmuştur. Nitekim bu başarısını 1954 ve 1957 genel seçimlerinde de sürdürmüştür. Ancak 27 Mayıs 1960 tarihinde ordu yönetime el koyarak DP'nin iktidarı son bulmuştur. Yapılan bu çalışmada DP'nin, siyasetin yasal ve işlevsel açıdan demokratikleşmesine ve otoriterleşmesine etkisi incelenmiştir. Bu noktadan hareketle demokratikleşme ve otoriterleşme kavramlarının teorik çerçevesi oluşturulmuş ve bu çerçeve üzerinden DP'nin muhalefette ve iktidarda iken eylem ve söylemleri nitel araştırma yöntemlerinden çoklu durum çalışması ekseninde etüt edilmeye çalışılmıştır.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi'nde politika kurullarının yeri
Devletler tarihi kadar eski bir geçmişi olan kamu politikaları, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bilimsel bir alan olarak kabul edilmiş ve son yıllarda ülkemizde çalışılmaya başlanmıştır. Devletlerin faaliyetlerini isimlendirmek için kullanılan kamu politikaları; birçok aktörün içerisinde yer alan ve devlet biçimi, hükümet sistemi, ekonomik durum gibi faktörlere göre farklılıklar gösteren bir alandır. Bu çalışma kamu politikalarında bir aktör olarak kabul edilebilecek olan politika kurullarını, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bağlamında çözümlemeyi amaçlamıştır. Bu kapsamda üç bölüm olarak tasarlanan çalışmanın birinci bölümünde kamu politikasına ilişkin kavramsal çerçeve ele alınmıştır. Aynı bölümde üç temel hükümet sisteminin (başkanlık, parlamenter, yarı başkanlık) ülke örnekleri (ABD, İngiltere, Fransa) üzerinden kamu politikası oluşturma aşamaları değerlendirilmiştir. İkinci bölümde Türkiye'nin hükümet sistemi tarihi incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, bu hükümet sisteminde yer alan politika kurulları ve bu kurulların kamu politikalarındaki rolü analiz edilmiştir. Sonuç olarak kurulların Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin zorunlu bir sonucu olduğu anlaşılmıştır. Kurulların istişari bir niteliği haiz olduğu, politikaların karar verme ve yasalaştırma aşamalarını doğrudan etkilemedikleri görülmüştür. Kurullar, kamu politikalarının uygulama ve değerlendirme aşamaları açısından kısmi yetkilere sahiptir. Mevzuatın kendilerine tanımış olduğu bilgi ve belge toplama konusundaki kolaylık ve yetkileri açısından kurulların, politika formüle etme ve gündem oluşturma aşamalarında etki düzeylerinin yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hükümet Sistemi, Kamu Politikası, Kamu Politikası Aktörü, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Politika Kurulları.
Seçmen davranışlarını etkileyen faktörler: Siverek örneği
Temel anlamıyla halkın yönetimi olarak tanımlanan ve geniş anlamda toplumun hukuksal, ekonomik sosyal ve siyasal yapısını şekillendiren demokrasinin en temel gerekliliklerinden biri seçimlerdir. Temsili demokrasinin en önemli unsurları seçimler, siyasi partiler ve tabii ki seçmenlerdir. Gerek siyaset biliminde gerekse siyaset sosyolojisinde seçmen davranışlarına geniş yer verilmektedir. Çok boyutlu bir konu olan seçmen davranışlarını şekillendiren ve etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Geniş çerçevede siyasi, sosyolojik ve ekonomik olarak sınıflandırılan bu faktörler, seçmen davranış ve tercihlerini çeşitli yönlerden etkilemektedir. Bu çalışmada Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde 2018 Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimi ile 2019 Yerel Seçimlerinde seçim sonuçlarının seçmen davranışını etkileyen unsurlar üzerinden karşılaştırmalı analizi yapılacaktır. Bu iki seçimin sonuçları üzerinden seçmenin karar vermesinde, ele alınan siyasi, sosyolojik ve ekonomik faktörlerin Siverek seçmeninde nasıl gözlemlendiği ve seçimlere nasıl yansıdığı incelenecektir. Çalışmanın amacı, Siverek seçmenin tercihlerini etkileyen faktörleri ülkede yapılan son iki seçim üzerinden inceleyerek ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Seçmen Davranışları, Genel Seçimler, Yerel Seçimler, Siverek.
Suç politikası ve Ceza Hukuku ilkeleri doğrultusunda verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu
Hukuk devleti, devletin yetkili organlarının toplum karşısında hukukun gereklerine riayet ettiği bilahare devletin yargı mekanizmasının etkin bir şekilde çalıştığı ve keyfiyete yer verilmeyen devleti ifade eder. Hukuk devleti, diğer birçok özelliğin yanında hukuk kurallarının belirli yani erişilebilir ve öngörülebilir olmasıyla mümkün hale gelecektir. Ceza hukuku kurallarının ise insan hürriyetine müdahalesi nedeniyle daha belirli olması gerekli ve zorunludur. Suç ve cezaların belirli olması zorunluluğu uluslararası ve ulusal hukukun benimsediği temel ilkelerden olan suç ve cezada kanunilik ilkesinin de bir sonucudur. Çalışmada suç politikası ve ceza hukuku ilkeleri incelenecek ve bu incelemeler neticesinde "verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" suçunun değerlendirilmesi yapılacaktır. Her ne kadar değerlendirmeler bu suç özelinde yapılsa da özü itibariyle kişisel veriler ile ilgili diğer suçları da kapsayacak şekildedir. Suç politikası ve ceza hukuku ilkelerinin incelenmesi sadece çalışmanın ana inceleme konusu olan "verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" suçu bakımından değil, ihdas edilmiş olan ve olacak suç ve cezalar bakımından da yararlı olacaktır.
Darbelerin siyasi meşruiyetinin sağlanmasında medyanın rolü: 12 Eylül, 28 Şubat ve 15 Temmuz örnekleri
İletişim alanında yaşanan ilerlemeler sonrasında küreselleşme ve teknolojinin de etkisiyle, kitlesel iletişim araçları hem devletler hem de toplumlar açısından oldukça önemli hale gelmiştir. Toplumun medya tarafından kanalize edilebilmesi bağlamından yola çıkarak belirlenen çalışmanın konusu, siyaset ve meşruiyet ilişkisi anlamında medyanın devletler, toplumlar ve bireyler üzerinde yaratabileceği etkilerin kritik dönemler üzerinden ortaya konulmasıdır. Bu bağlamda çalışmada, medya ve siyaset ilişkisini ele alan kitle iletişim çalışmalarına ilişkin düşünsel temellendirmeler sunan Eleştirel Kuram'dan faydalanılmış, ideoloji, söylem, rıza üretimi ve güvenlikleştirme konuları çalışmanın kuramsal çerçeve bölümünde incelenmiştir. Çalışmaya örneklem olarak seçilen kritik dönemler; Türkiye'de yaşanan 12 Eylül 1980 Darbesi, 28 Şubat Post Modern Darbesi ve 15 Temmuz Darbe Girişimi süreçleridir. Bu örnekleme ilişkin dönemlerin incelenmesi anlamında kullanılacak olan meşruiyet, medya, askeri darbe gibi kavramlara ilişkin referans noktaları çalışmanın kavramsal çerçevesine dahil edilmiştir. İlerleyen bölümlerde örneklem olarak seçilen bu askeri müdahale süreçlerinin dayandığı siyasi, toplumsal ve hukuki temellere; hazırlık evrelerine ve gerçekleşme süreçlerine yer verilmiştir. Çalışmanın örneklemine ilişkin medya yansımaları, Eleştirel Söylem Analizi yöntemi ve Van Dijk'e ait Sosyo-Bilişsel Söylem Analizi tekniği kullanılarak analiz edilmiştir. Seçilen analiz tekniği; bu tür kritik dönemlere ilişkin süreçlerin daha iyi anlaşılabilmesi anlamında veri seçiminin belirli tarih aralıklarındaki yansımalara değil, çok daha uzun dönemleri kaplayabilecek "Eleştirel Söylem Anları"na odaklanması gerektiğini öngörmektedir. Bu doğrultuda çalışmada, incelenen askeri müdahale süreçlerinin daha iyi anlaşılabilmesi adına dönemlere ait eleştirel söylem anları olarak nitelendirilebilecek medya yansımaları incelenmiştir. Bu anların seçiminde 12 Eylül 1980 Darbesine ilişkin Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet, Tercüman gazetelerinden; 28 Şubat Post Modern Darbesine ilişkin Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet, Sabah gazetelerinden birer yıllık (6 ay öncesi-sonrası) dönem; 15 Temmuz Darbe Girişimine ilişkin ise diğer iki örneklemden farklı bir süreç ihtiva etmesi sebebiyle 11-17 Temmuz 2016 haftasının tirajlarına göre ilk 15 gazeteden yararlanılmıştır. Gerçekleşen askeri müdahale süreçlerine ilişkin medya yansımalarındaki eleştirel söylem anları; haber sunuşları ve sosyo-bilişsel söylem analizi yöntemine ilişkin içerdiği unsurlar üzerinden analiz edilmiştir. Analiz edilen medya yansımaları üzerinden medyanın; bu kritik siyasi süreçlerdeki etkisine ilişkin 12 Eylül ve 28 Şubat dönemlerinde darbe süreçlerinin başarılı olması yönünde katkı sağladığı, 15 Temmuz döneminde ise darbe girişiminin istenilen sonuca ulaşamaması noktasında büyük bir rol üstlendiği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Meşruiyet, İdeoloji, Söylem, Medya, 12 Eylül, 28 Şubat, 15 Temmuz, Askeri Darbe.
Türkiye'nin tek parti döneminde birey devlet ilişkisi (1923-1945): Ahmet Ağaoğlu'nun birey düşüncesi
İnsanların topluluk halinde yaşama zorunluluğu, toplumsal hayatın değişen şartlarıyla birlikte kurumsallaşmayla sonuçlanmış ve günümüze uzanan devlet yapıları ortaya çıkmıştır. Bu süreçte en önemli kırılma Batı dünyasında yaşanan modernleşme ile gerçekleşmiştir. Batı'da gerçekleşen bilimsel ve ekonomik gelişimin modern devlet anlayışından kaynaklandığı düşüncesi, Batı dışı toplumları derinden etkilemiştir. Böylece Batı dışı toplumlardaki bazı iktidarlar, Batı'nın yükselişini yakalayabilmek için modernleşme politikalarına yönelmiştir. Bu iktidarların bazıları tedrici bir ilerlemeyi benimserken bazıları radikal adımlar atmıştır. İkinci yolu izleyen iktidarlar modernleşme adına bireysel hak ve özgürlükleri baskılayarak topyekün bir inşa sürecine girmiştir. Türkiye'nin tek parti dönemi de pozitivist bir yönetim anlayışının, ulus devlet ideolojisini yerleştirme çalıştığı bir dönemdir. Bu çalışmaya göre, tek parti yönetiminin toplum mühendisliğiyle uyguladığı yeniden inşa çabası, Batı'daki gelişmeyi sağlayamadığı gibi birey devlet ilişkisini devlet lehine bir tahakküm ilişkisine sürüklemiştir. Ayrıca, ilk etapta araçsal olarak değerlendirilen ideolojik yönetim anlayışı süreklilik kazanmıştır. Kemalizmin ideologlarından olan Ahmet Ağaoğlu ise birey düşüncesi ile Batılılaşmaya meşruiyet kazandırmaya çalışmıştır. Çalışmada, tek parti dönemi Türkiye'nin kuruluş ve temellendirme dönemi olarak görülmüştür. Bu süreçte şekillenen birey devlet ilişkisi örnek olay yöntemiyle incelenmiş, Ahmet Ağaoğlu'nun birey düşüncesi üzerinden analiz edilmiştir. Böylece Türkiye'deki birey devlet ilişkisinin temelinde yer alan sorunların, bilimsel bir disiplin doğrultusunda açığa çıkarılması hedeflenmiştir.
Sosyal medya ve siyasal ayrışma: 14-28 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın X(Twitter) mesajlarının incelenmesi
Twitter, günümüzde siyasetçilerin kamuoyuyla doğrudan iletişim kurduğu önemli bir platforma dönüşmüştür. Bu dönüşüm, siyasi süreçlerin işleyişini de önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu çalışma, 14-28 Mayıs 2023 tarihleri arasında Türkiye'de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde, Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın Twitter üzerinden yaptığı paylaşımların siyasal ayrışma üzerindeki etkilerini incelemeyi; sosyal medyanın siyasi iletişimdeki artan etkisini ortaya koymak ve bu etkilerin siyaset alanındaki dönüşüme nasıl katkı sağladığını amaçlamaktadır. Ayrıca bu çalışmanın amacı, sosyal medyada paylaşılan mesajların insanlar tarafından nasıl algılandığını ve bu algının bireylerin siyasal katılımına nasıl etki ettiğini incelemektir. Bu kapsamda araştırma, sosyal medyanın özellikle siyasal iletişimdeki rolünü ve ayrışmayı nasıl etkilediğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Niteliksel yöntemle yürütülen bu çalışmada, Prof. Dr. Özdağ'ın seçim dönemindeki Twitter paylaşımları içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. İnceleme sürecinde, mesajların toplumsal etkileri ve kamuoyunda nasıl karşılık bulduğu da değerlendirilmiştir. Çalışma, Özdağ'ın mesajlarında kullanılan dil ve üslubun yanı sıra, bu mesajların siyasal ayrışma çerçevesinde ele alınmış ve sosyal medya kullanıcılarının verdiği tepkiler de değerlendirilmiştir. Özetle, bu çalışma, sosyal medyanın özellikle Twitter platformunun siyasal iletişimdeki önemini ve bu mecrada paylaşılan mesajların toplum üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır. Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın seçim sürecindeki paylaşımları üzerinden yapılan analiz, sosyal medyanın sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda siyasal ayrışmayı besleyen ve yönlendiren güçlü bir etken haline geldiğini göstermektedir. Twitter üzerinden yürütülen siyasi söylemlerin, bireylerin düşünce biçimlerini, tutumlarını ve siyasal katılım düzeylerini etkileyebildiği görülmektedir. Bu durum, sosyal medyanın demokratik süreçler üzerindeki etkisinin daha yakından takip edilmesini ve bu alanda yapılacak araştırmaların artırılmasını gerekli kılmaktadır. Bu çalışma, sosyal medya-siyaset ilişkisine dair derinleştirici bir bakış sunarken, aynı zamanda gelecekteki benzer araştırmalar için de yol gösterici niteliktedir. Anahtar Sözcükler: Türkiye, Medya, Siyaset, Sosyal Medya, Siyasi İletişim, Siyasal Ayrışma, Kutuplaşma, Seçim.
Türkiye'deki askeri müdahalelerde laikliğin güvenlikleştirilmesi
Türkiye'de devletin temel nitelikleri arasında en çok tartışılan kavramlardan biri laikliktir. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması gibi kalıplaşmış tanımlara sığdırılan laiklik, özellikle Cumhuriyetin ilk dönemlerinde dini alanın devlet kontrolü altına alınmasında etkili olmuştur. Osmanlı'da başlayan Cumhuriyet dönemi hız kazanan modernleşme sürecinde, hemen her yenilikte laikliğin izlerini görmek mümkündür. Ancak muhtevası, uygulama alanları ve kapsamı net olarak çizilemeyen laiklik, Türk siyasal hayatında politik ve retorik olarak kullanılabilmiştir. Böylece laiklik kavramı, meşruiyet sağlama aracına dönüştürülmüştür. Bu çalışmanın konusu laikliğin meşruiyet aracına dönüşmesi üzerinden Türk siyasal hayatındaki askeri müdahalelerin güvenlikleştirme teorisi üzerinden irdelenmesidir. Türkiye'de demokrasinin kurumsallaşamamasının hem nedenleri hem sonuçları arasında ele alınabilen askeri müdahalelerde, ordunun gerekçe ve meşruiyet arayışları öne çıkmaktadır. Ordunun siyasal alana doğrudan darbeler yoluyla müdahalesi veya siyasal alanı muhtıralar üzerinden şekillendirme isteği, siyasal alanı çıkmazlara sokmuştur. Bu çalışmada, laikliğin askeri müdahale dönemlerinde nasıl bir siyasal işlev sağladığının ortaya koyulması ve askeri müdahalelerin hareket noktasını doğrudan/dolaylı olarak etkileyen laikliğin, güvenlikleştirme teorisi üzerinden değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Güvenlikleştirme teorisinde öne çıkan unsur ise söylemlerdir. Bu doğrultuda çalışmada askeri müdahale dönemlerinde laikliğin hangi söylemler üzerinden güvenlikleştirildiği analiz edilmiştir. Askeri müdahaleler ve laiklik ilişkisinin güvenlikleştirme teorisi üzerinden ele alınması planlandığı için söylem analizi yöntemi kullanılmıştır. iv Güvenlikleştirme teorisinde söylemlerin öne çıkması, çalışmanın yönteminin belirlenmesinde esas alınmıştır. Söylem analizi yöntemiyle askeri müdahalelerde laikliğin hangi kavramlar üzerinden ve doğrudan hangi laiklik söylemleri kullanılarak güvenlikleştirildiği ortaya koyulmuştur. Çalışmadaki analizler sonucunda laikliğin askeri müdahalelerde kullanışlı bir alan sunduğu, dini sembol ve ritüeller üzerinden söylemlere konu olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Laiklik, Askeri Müdahale, Güvenlikleştirme.
Türkiye, ABD ve Rusya Federasyonu'nun Orta Doğu'da farklılaşan çıkarlarının bölgesel güvenliğe etkisi
Bu çalışmada Türkiye, ABD ve Rusya'nın Orta Doğu'da farklılaşan çıkarlarının bölgesel güvenliğe etkisi Suriye ve Libya krizleri üzerinden analiz edilmektedir. Arap Baharı sürecinde iç savaşa sürüklenen Suriye ve Libya'da yaşanan kriz bölgesel ve küresel aktörler arasındaki rekabetin parçası haline gelmiştir. Türkiye, ABD ve Rusya Suriye ve Libya'daki krizlere doğrudan ve dolaylı müdahalelerde bulunarak çatışmaların seyrine yön vermişlerdir. Bu doğrultuda; Türkiye, ABD ve Rusya'nın Suriye ve Libya'ya yönelik politikaları, dış politika stratejilerinin uluslararası sistemden gelen sinyallerin yerel faktörlerin süzgecinden geçerek oluştuğunu öngören neoklasik realizmin metodolojisi doğrultusunda analiz edilmektedir. Türkiye, ABD ve Rusya'nın Suriye ve Libya politikaları analiz edildikten sonra farklılaşan çıkarları tespit edilerek rekabet ve işbirliği alanları ortaya konmaya çalışılmaktadır. Türkiye, ABD ve Rusya'nın Suriye ve Libya'daki farklılaşan çıkarları doğrultusunda rekabet etmelerinin bölgesel güvenliğe etkileri analiz edilmektedir. Çalışmada Türkiye'nin, Suriye ve Libya krizlerine ulusal güvenliğine yönelik tehdit algılamalarından, ABD ve Rusya'nın ise küresel hedefleri doğrultusunda müdahil oldukları tespit edilmiştir. Türkiye, ABD ve Rusya arasında yaşanan çıkar farklılıklarının bu ülkelerde iç savaşın uzamasına ve siyasi istikrarın sağlanamamasına yol açarak bölgesel güvenliği olumsuz etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden yararlanılarak tarihsel ve betimsel bir metodoloji kullanılmıştır.
Kamu kurum ve kuruluşlarında sosyal inovasyon: Yönetici algıları üzerine bir araştırma
Küreselleşen dünyada savaş, göç ve sosyoekonomik adaletsizlik gibi sorunlara çözüm bulmak için geleneksel yöntemlerin yeterli olmadığı görülmektedir. Sürdürülebilir ve yenilikçi yaklaşımlara olan ihtiyaç giderek artmakta, sosyal inovasyon önemli bir araç olarak öne çıkmaktadır. Sosyal inovasyon, toplumsal sorunlara iş birliği içerisinde etkili çözümler sunarak kamu kurum ve kuruluşlarının hizmetlerini daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir şekilde organize etmesine katkıda bulunur. Aynı zamanda, kamu hizmetlerinin etkinliğini artırarak toplulukların uzun vadeli kalkınmasına destek olur. Kamu için sosyal inovasyonun önemi, hem toplumsal faydayı artırması hem de hizmetlerin daha verimli sunulmasını sağlamasında yatmaktadır. Sosyal inovasyon, kamu kurumlarının yalnızca politika geliştiren değil, aynı zamanda toplumsal değişimi yönlendiren bir aktör haline gelmesini sağlar. Bu yaklaşım, yerel toplulukları sürece dâhil ederek, vatandaşlarla kamu kurumları arasında güven inşa edilmesine ve sosyal inovasyonların hayata geçiren sosyal girişimlerin desteklenmesine olanak tanır. Bu çalışma, Türkiye'deki kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan yöneticilerin sosyal inovasyon kavramına yönelik algılarını anlamayı ve bu alandaki mevcut uygulamaları analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında, inovasyon ve sosyal inovasyon kavramları hakkında bilgi verilmiş, kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanan sosyal inovasyon türleri örneklerle açıklanmıştır. Malatya'da görev yapan 20 kamu yöneticisiyle yapılan derinlemesine görüşmelerin analizine dayanan araştırmada, kamu yöneticilerinin sosyal inovasyon algısına ilişkin temalar belirlenmiş ve farkındalığın artırılmasına yönelik çözüm önerileri sunulmuştur. Bulgular, sosyal inovasyonun toplumsal faydayı artırmada ve sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşılmasında stratejik bir araç olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çerçevede, kamu kurum ve kuruluşlarının sosyal inovasyona önem vermesi, toplumsal sorunların çözümünde ve halkın refah düzeyinin artırılasında kritik rol oynamaktadır.
Türkiye'de 1991-2021 yılları arasında yaşanan siyasal krizlerin karşılaştırmalı analizi
Her ülkenin siyasal sistemi, siyasal istikrarın devamlılığı üzerine kurulur. Ancak bazı nedenlerle ortaya çıkan siyasal krizler, istikrarın bozulmasına ve ülkenin siyasal hayatının birtakım risklerle karşı karşıya kalmasına neden olur. Bu nedenle siyasal iktidarlar, siyasal krizlere karşı önleyici tedbirler almaya ve krizlerin olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik etkili kamu politikaları geliştirmeye çalışırlar. Bu amaçla, siyasal krizlerin derinlemesine analiz edilerek kriz alanlarının saptanabilmesi, başarılı bir kriz yönetimi sürecinin ortaya konulması açısından önem arz eder. Türk siyasal hayatı, siyasal krizleri önleme ya da krizin etkilerini azaltmaya yönelik politikalar üretmekte başarılı olamamıştır. Siyasal sistem ya da siyasal aktörler üzerinden yapılan tek boyutlu analizler, siyasal krizlerin kaynaklarını saptamakta yetersiz kalmıştır. Aslında Türkiye'de yaşanan siyasal krizlerin analizinde, siyasal sistemin yapısal ve işlevsel sorunları ile siyasal aktörlerin yaklaşımlarının yanında, bu unsurlar üzerinde belirleyici olan siyasal kültür boyutu göz ardı edilmektedir. Bu nedenle siyasal kültürün, siyasal krizler üzerindeki etkisinin analizlere dâhil edilmesi, krizlerin doğasının anlaşılmasına önemli katkı sunacaktır. Türk siyasal hayatındaki kriz alanlarının Türkiye'nin siyasal kültürü, sistemi ve aktörleri arasındaki ilişki üzerinden tespit edilmesi ve analizlerin bu alanlar üzerinden yapılması, çalışmanın genel kapsamını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda Türkiye'deki siyasal krizlerin, 1991-2021 yılları arasındaki dönemde yaşanan kriz örnekleri üzerinden, siyasal kültür, sistem ve aktör boyutlarıyla karşılaştırmalı analiz edilmesi amaçlanmıştır.