Theses supervised by Prof. Dr. Gül Kızıltan

62 theses · Başkent University

DoctorateOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde vejetaryen tip beslenmenin antropometrik ölçümler, beden benlik algısı ve obezite önyargısı ile ilişkisi

Son yıllarda vejetaryen beslenme ve bu tip beslenmenin sağlık üzerindeki etkileri dikkat çekmiştir. Vejetaryen tip beslenme bir akım, bir felsefe olmakla birlikte obezitenin yönetiminde tercih edilen bir beslenme tarzı olarak yer almaktadır. Ağırlık kazanımı davranışsal ve sosyal birçok faktöre bağlı gelişmektedir. Beden benlik algısının düşük oluşu ve obezite önyargısının varlığıda bu faktörler arasında yer almaktadır. Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde vejetaryen tip beslenmenin antropometrik ölçümler, beden benlik algısı ve obezite önyargısı ile ilişkisinin değerlendirilmesi için planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma, Eylül 2020 – Kasım 2021 tarihleri arasında 501 üniversite öğrencisi (erkek: 51 ve kız: 450) ile yapılmıştır. Öğrencilerin boy uzunluğu ve vücut ağırlığı beyana dayanarak alınmıştır. Çalışmada obezite önyargısını ve beden benlik algısını değerlendirmek amacıyla sırasıyla Obezite Önyargısı Ölçeği (OÖÖ) ve Çok Yönlü Beden-Benlik İlişkileri Ölçeği (ÇYBBİÖ) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin %14.2'si vejetaryen tip beslenmeyi tercih ederken vejetaryen tip beslenen kız öğrencilerin sıklığı vejetaryen erkek öğrencilerinden daha yüksek bulunmuştur (sırasıyla: % 11.9 ve % 2.3). Vejetaryen tip beslenme türlerinde ise en sık tercih edilen vegan tip beslenme olarak bulunmuştur (erkek öğrencilerin % 13.7'si, kız öğrencilerin % 5.8'i). Vücut ağırlığı ortalaması erkek öğrencilerde 75.9 ± 13.33 kg ve kız öğrencilerde 58.1 ± 9.99 kg, boy uzunluğu ortalaması erkek öğrencilerde 1.77 ± 0.06 m ve kız öğrencilerde 1.64 ± 0.05 m olarak tespit edilmiştir. Beden Kütle İndeks değerleri ortalaması ise erkek öğrencilerde 24.1 ± 3.96 kg/m2 ve kız öğrencilerde 21.5 ± 3.31 kg/m2 olarak saptanmıştır. Öğrencilerin omnivor (vejetaryen olmayan) veya vejetaryen olma durumlarına göre antropometrik ölçümleri açısından anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Obezite Önyargısı Ölçeği'nin değerlerinde ise öğrencilerin % 66.5'i obeziteye önyargıya eğilimli (%7.6'sı erkek ve % 58.9'u kız), % 11.5'i obeziteye karşı önyargılı (% 0.8'i erkek ve % 10.7'si kız) olarak saptanmıştır. Her iki cinsiyette de vücut ağırlığı ve BKİ değerleri ile obeziteye karşı önyargı arasında anlamlı bir ilişkisi bulunmamıştır (p>0.05). Vejetaryen tip beslenen öğrencilerin daha fazla önyargıya eğilimli oldukları tespit edilmiştir (p<0.05). Öğrencilerin beslenme tercihleri süresine göre, 3 yıldan fazla vejetaryen olan öğrencilerin daha fazla önyargıya eğilimlidir (p<0.05). Laktoovovejetaryen ve vegan öğrenciler, omnivor öğrencilere göre obezite önyargı ölçek puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Erkek öğrencilerin Çok Yönlü Beden-Benlik İlişkileri Ölçeği madde puan ortalaması kız öğrencilerden anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p<0.05). Erkek öğrencilerde vücut ağırlığı ve BKİ değerleri ile ÇYBBİÖ madde puan ortalaması arasında, kız öğrencilerde ise vücut ağırlığı, BKİ değerleri, bel çevresi ile ÇYBBİÖ madde ortalama puan arasında önemli ters bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). ÇYBBİÖ madde puan ortalaması vejetaryen tip beslenen öğrencilerde omnivor öğrencilere kıyasla anlamlı olarak daha düşük belirlenmiş (p<0.05), ancak vejetaryen tip beslenme türü ve bu tip beslenmeyi tercih etme süresi ile ÇYBBİÖ madde puan ortalaması arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Bu araştırma sonucu, vejetaryen tip beslenmeyi tercih eden öğrencilerde antropometrik ölçümler ve beden benlik algısının daha düşük, obezite önyargısının ise daha yüksek olduğu saptanmıştır. Vejetaryen tip beslenmedeki tercih veganlığa yöneldiğinde obeziteye karşı önyargının arttığı söylenebilir. Vejetaryen tip beslenmede diyetten çıkarılan besinler yerine alternatif besinler eklendiğinde ağırlık yönetiminde sağlıklı bir beslenme tarzı olabilir; ancak bu beslenme tarzı kontrol edilemediği taktirde sağlık sorunlarına ve veganlığa kaydıkça psikososyal bozukluklara neden olabileceği de unutulmamalıdır.

Antropometrik parametrelerBeden algısıBeslenme+6
Aylar Kargar Mohammadınazhad
Başkent University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

COVID-19 ile izlenen hastalarda gastrointestinal semptomlar, iştah ve anksiyete ile beslenme durumu arasındaki ilişki

Bu çalışma, COVID-19 ile izlenen bireylerde, gastrointestinal semptomlar, iştah ve anksiyete durumu ile beslenme durumu arasındaki ilişkinin saptanması amacıyla yürütülmüştür. Tanımlayıcı ve kesitsel bir araştırma türü olarak planlanan bu çalışmaya, Şubat 2021- Nisan 2021 tarihleri arasında Konya Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi göğüs hastalıkları kliniğine COVID-19 nedeniyle yatışı yapılmış 20 yaş üzeri 103 birey katılmıştır. Bireylerin demografik özellikleri, genel sağlık durumları, antropometrik ölçümleri, COVID-19 öncesi ve izlemi sırasındaki beslenme ve yaşam alışkanlıkları, iştah durumları, tat ve koku alma durumları araştırmacı tarafından anket formu aracılığıyla sorgulanmıştır. Bireylerin tat, koku, iştah ve stres durumlarının subjektif olarak belirlenmesinde görsel analog skala (VAS)'dan yararlanılmıştır. Bireylerin gastrointestinal semptomlarının değerlendirilmesinde Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği (GSDÖ), anksiyete düzeylerinin saptanmasında Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve beslenme durumlarının değerlendirilmesinde Subjektif Global Değerlendirme (SGD) kullanılmıştır. Bireylerin, hastalık sürecinde, COVID-19 öncesine kıyasla koku, tat, tat harici hisleri almalarında ve iştahlarında kayıp yaşadıkları görülmüştür. Bu süreçte, COVID-19 öncesine kıyasla hem erkeklerin hem de kadınların iştahlarında yaklaşık yarı yarıya azalma gözlenmiştir. İştahtaki azalma erkeklere kıyasla kadınlarda daha fazla gerçekleşmiştir (p>0.05). Tat almadaki kaybın, kadınlarda erkeklerden anlamlı şekilde daha fazla olduğu görülmüştür (p<0.05). Beslenme durumlarına göre, COVID-19 ile izlenen erkeklerin %59.6'sının iyi beslenmiş, %40.4'ünün orta derecede malnütrisyonu olduğu, kadınların ise, %57.1'inin iyi beslenmiş, %42.9'unun orta derecede malnütrisyonu olduğu saptanmıştır. Kadınların karın ağrısı, reflü, diyare, hazımsızlık ve konstipasyon puan ortalamaları erkeklerden daha yüksek bulunmuştur (p>0.05). Konstipasyon puan ortalamaları arasında cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Orta derecede malnütrisyona sahip bireylerin COVID-19 sürecinde karın ağrısı, reflü, ishal, hazımsızlık ve kabızlık puan ortalamalarının iyi beslenen bireylere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Beslenme durumu iyi olan ve orta derecede malnütrisyonu olan bireyler arasında diyare ortalama puanları dışındaki diğer gastrointestinal semptomlarda istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). BDE toplam puan ortalaması, COVID-19 ile izlenen kadınlarda, erkeklerden daha yüksek saptanmış, aralarındaki fark ise istatistiksel açıdan önemli bulunmamıştır (p>0.05). Minimal ve hafif depresyonu olan COVID-19'lu bireylerden beslenme durumu iyi olanların oranı, orta ve şiddetli depresyonu olanlardan daha yüksek bulunmuştur. Orta derecede depresyonu olan bireylerde tat ve koku kaybı daha fazla görülürken, iştah kaybı ise en fazla, şiddetli depresyonu olan bireylerde gözlenmiştir. COVID-19'lu bireylerin BDE toplam puan ortalaması ile VAS iştah (r=0.354), koku (r=0.344), tat alma (r=0.379) farkları ve ghrelin düzeyi (r=0.311) arasında pozitif yönlü önemli bir korelasyon bulunmuştur (p<0.01). Benzer şekilde, GSDÖ toplam puan ortalaması ile iştah (r=0.315), koku (r=0.225), tat alma (r=0.314) görsel analog skala farkları ve ghrelin düzeyi ortalaması (r=0.228) ile pozitif yönlü, anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, COVID-19'lu bireylerde iştahın olumsuz etkilendiği, tat ve koku algısında bozuklukların ya da kayıpların yaşandığı görülmüştür. Ayrıca, bireylerde COVID-19'a bağlı farklı gastrointestinal semptomlar gelişmiş ve bireylerin anksiyete düzeyleri olumsuz etkilenmiştir. Tüm bu sonuçlarla birlikte, COVID-19 ile izlenen bireylerin, beslenme durumu açısından risk altında oldukları saptanmıştır. Bu sebeple, bu hastalarda, beslenme durumunun uygun tarama araçlarıyla değerlendirilmesi ve besin alımını ve emilimini olumsuz etkileyen faktörlerin azaltılmasına yönelik stratejilerin geliştirilmesi oldukça büyük önem taşımaktadır.

AnksiyeteBelirti ve semptomlarBeslenme+6
Meryem Ayrancı
Başkent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Batman'da yaşayan yetişkin kadınların eğitim durumlarının diyet örüntüleri ve diyet kalite indeksleri üzerine etkisini inceleme çalışması

Bu çalışma, Batman'da yaşayan yetişkin kadınların eğitim durumlarının diyet örüntüleri ve diyet kaliteleri üzerine etkisini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma T.C. Sağlık Bakanlığı Batman Bölge Devlet Hastanesi Diyet Polikliniği'ne 4 Mayıs-31 Ağustos 2015 tarihleri arasında başvuran 18 yaş ve üzeri yetişkin 126 kadın üzerinde yürütülmüştür. Bireylere, demografik bilgilerini, yaşam tarzı alışkanlıklarını, beslenme alışkanlıklarını, hastalık durumlarını, eğitim durumlarını, beslenme bilgilerini, besin tüketim durumlarını, diyet kalitelerini içeren sorulardan oluşan anket formu uygulanmıştır. Antropometrik ölçümlerde boy uzunluğu ve vücut ağırlığı ölçümü alınmış, BKİ değerleri hesaplanmıştır. Diyet kalitesi Diyet Kalite İndeksi Uluslararası (DKİ-U) skorlaması ile belirlenmiştir. Kadınların %11.9'unun okuryazar olmadığı, %7.9'unun okuryazar, %28.6'sının ilkokul, %20.6'sının ortaokul, %23.0'ünün lise, %7.9'unun üniversite mezunu olduğu saptanmıştır. Kadınların eğitim durumlarına göre BKİ dağılımları arasında istatistiksel anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Kadınların eğitim durumuna göre günlük alınan enerji ortanca değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). İkili karşılaştırmalar sonucunda eğitim durumlarına göre okuryazar kadınlar ile lise ve üniversite mezunu kadınlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Eğitim durumuna göre yapılan karşılaştırmalar sonucu günlük enerjinin proteinden gelen yüzde değeri, günlük alınan toplam yağ miktarı, günlük enerjinin yağdan gelen yüzde değeri, günlük alınan karbonhidrat miktar ve günlük lif alım miktarı açısından istatistiksel olarak önemli farklılıklar saptanmıştır (p<0.05). Eğitim durumuna göre günlük kalsiyum alım miktarı ortanca değeri açısından istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmıştır (p<0.05). Kadınlarda eğitim durumlarına göre DKİ-U puan dağılımının istatistiksel olarak önemli bir farkın olduğu belirlenmiştir. Kadınların eğitim durumu ile günlük sebze tüketim miktarı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Yeterlilik puanının alt bileşenlerinden sadece meyve ortalama puanının eğitim durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark gösterdiği belirlenmiştir (p<0.05). Eğitim durumuna göre DKİ-U denge bileşeni ortalama puanı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, kadınlarda eğitim durumunun diyet örüntüleri ve diyet kaliteleri üzerinde çeşitli etkileri olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Eğitim, kadın, beslenme durumu, diyet örüntüsü, diyet kalitesi

BatmanDiyetDiyet kalitesi+3
Aydan Özçelik
Başkent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Elit futbol takımındaki sporcuların sıvı tüketim alışkanlıkları ve hidrasyon durumlarının belirlenmesi

Bu çalışma, elit futbol takımında yar alan sporcuların sıvı tüketim alışkanlıklarının ve hidrasyon durumlarının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Elit bir spor kulübünde Aralık 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında gönüllü olarak katılmayı kabul eden 16 yaş ve üzeri 26 kadın, 76 erkek olmak üzere toplam 102 sporcu üzerinde yürütülmüştür. Çalışmada sporculara, demografik bilgileri, diyetisyenden danışmanlık alma ve uygulama durumu, sıvı tüketimi ile ilgili öneri alma durumu ve sıvı tüketimi ile ilgili bilgi düzeyleri, sıvı tüketim alışkanlıklarını, Egzersiz/Müsabaka öncesi-sırası-sonrası sıvı tüketim alışkanlıklarını saptamak amacıyla oluşturulan anket formu ile yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Çalışmaya katılan sporcuların antropometrik ölçümleri ve idrar analizleri araştırmacı tarafından ölçülüp kaydedilmiştir. Sporcuların %97.1'inin etkin bir sıvı alım stratejisine sahip olunması gerekliliğini belirtirken, %2.9'unun gerekmediğini belirtmiştir. Sporcuların %5.9'unun antrenman/müsabaka öncesi içecek tüketmediği, %94.1'inin ise tükettiği saptanmıştır. Sporcuların %100'ünün antrenman/müsabaka sırasında içecek tükettiği belirlenmiştir. Sporcuların %3.9'unun günlük veya antrenman/müsabaka sonrasında içecek tüketmediği, %96.1'inin ise tükettiği saptanmıştır. Sporcuların idrar özgül ağırlığı (USG) ölçümleri kadınlarda 1.012,92±0.005.97 g/mL, erkeklerde 1.012,66±0.003,84 g/mL ve tüm sporcularda 1.012,73±0.004,45 g/mL olduğu saptanmıştır. Kadın ve erkek sporcular arasında USG ölçümleri bakımından istatistiksel anlamlı fark bulunmamaktadır (p>0.05). Erkek sporcularda idrar renk skalası (UCC) ölçümleri ile sıvı tüketimi hakkında eğitim, öneri alma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmiştir (p<0.05). Daha önce sıvı tüketimi hakkında öneri/eğitim almayan erkeklerde UCC, USG ölçümleri daha yüksektir. Sporcular değerlendirildiğinde; daha önce sıvı tüketimi hakkında öneri/eğitim almayanlarda UCC ölçümü daha yüksektir. Sporcuların antrenmana, müsabakaya yönelik içecek tüketim ölçümleri ile karşın USG ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki görülmüştür (p<0.05). Sporcularda su tüketimi ile UCC ölçümü arasında negatif yönlü, istatistiksel anlamlı ilişki bulunmaktadır (p<0.05).

FutbolFutbol takımlarıHidrasyon+4
Mestan Hüseyin Çilekçi
Başkent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesanlarda dijital bağımlılık, obezite, kronotip ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışma, adölesanlarda dijital bağımlılık, obezite, kronotip ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma, Aralık 2022 Mayıs 2023 tarihleri arasında Ankara ili Eryaman ilçesinde bulunan bir spor merkezine spor yapmak için gelen 11-21 yaş arası 128 adölesan ( %53.2 erkek, %46.8 kız) ile yapılmıştır. Adölesanların genel özellikleri, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıkları araştırmacı tarafından sorgulanmış ve anket formuna kaydedilmiştir. Adölesanlarda fiziksel aktivite düzeyini saptamak için Adölesanlarda Fiziksel Aktivite Ölçeği (AFAÖ), dijital bağımlılığı saptamak için Dijital Bağımlılık Ölçeği (DBÖ), kronotip tipini belirlemek için Sabahçıl-Akşamcıl Anketi ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını tespit etmek için Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ) kullanılmıştır. Adölesanlarda dijital bağımlılık değerlendirildiğinde cinsiyetler açısından anlamlı bir fark yoktur (p0.05). Adölesanlarda yaş gruplarına göre dijital bağımlılık skorları incelendiğinde dijital bağımlılığın alt boyut skorları ile yaş grupları arasında istatistiksel açıdan önemli farklar bulunmuştur (p<0.05). Dijital bağımlılığın alt boyutu olan aşırı kullanım durumu en yüksek erken adölesan (11-14 yaş) dönemde saptanmıştır. Dijital bağımlılığın bir başka alt boyutu olan duygu durumunu etkileme skoru en yüksek geç adölesan (19-21) dönemde saptanmıştır. Adölesanlarda dijital bağımlılık ve BKİ ilişkisine bakılmış ve zayıf adölesanlarda dijital bağımlılık aşırı kullanım yönünden anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Dijital bağımlılık skorları en yüksek zayıf adölesanlarda en düşük obez adölesanlarda bulunmuştur fakat bu ilişki anlamlı bulunmamıştır (p0.05).Adölesanlarda dijital bağımlılık ile ana öğün tüketim sıklığı arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark bulunmuştur (p<0.05). Bir ve üç ana öğün tüketen adölesanlarda dijital bağımlılığın bırakamama alt boyut skoru iki ana öğün tüketen adölesanlara göre yüksektir bulunmuştur. Adölesanlarda kahvaltı yapma alışkanlığı ve besin desteği kullanımı ile dijital bağımlılık arasında istatistiksel açıdan bir ilişki bulunmamıştır (p0.05). Adölesanlarda dijital bağımlılık ve fiziksel aktivite durumu incelenmiş, düşük fiziksel aktiviteye sahip adölesanlar ile yüksek fiziksel aktiviteye sahip adölesanlar arasında anlamlı bir fark yoktur (p0.05). Adölesanlarda dijital bağımlılık ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişki incelendiğinde dijital bağımlılık alt boyutu olan aşırı kullanım ile SYBD alt boyutu olan fiziksel aktivite, manevi gelişim ve stress yönetimi arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Dijital bağımlılık alt boyutu olan nüks etme ile SYBD alt boyutu olan manevi gelişim arasında, hayatın akışını engelleme durumu ile manevi gelişim ve stres yönetimi arasında, bırakamama alt boyutu ile beslenme, manevi gelişim ve stres yönetimi arasında anlamlı derecede ilişki bulunmuştur(p<0.05).Adölesanlarda dijital bağımlılık ve kronotip arasındaki ilişki incelenmiş ve sonuçlar istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Dijital bağımlılık alt boyutu duygu durumu kesinlikle akşamcıl tipten sabahçıl tipe yakın kronotipe doğru artış göstermiştir. Dijital bağımlılık skoru en yüksek ara tipte en düşük kesinlikle akşamcıl tipte bulunmuştur, fakat istatistiksel açıdan fark bulunmamıştır (p0.05). Sonuç olarak adölesanlarda dijital bağımlılığın önlenebilmesi için adölesanlar sağlıklı yaşam biçimi davranışları konusunda bilinçlendirilmelidir,Kronotip, fiziksel aktivite ve obezitenin adölesanlarda dijital bağımlılıkla ilişkilendirilebilmesi için daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Adölesan, dijital bağımlılık, obezite, kronotip, sağlıklı yaşam biçimi davranışları

BağımlılıkErgenlerKronotip+4
Şükran Pırıl Çokkeser
Başkent University · Institute of Health Sciences
2023
10
DoctorateOpen AccessTR

Yaşlılarda diyet kalitesi ve fitonutrient alımının yaşam kalitesi, kırılganlık sendromu ve metabolik sendrom üzerine etkisi

Yaşlılık döneminde fizyolojik, psikolojik ve metabolik açıdan çeşitli değişiklikler meydana gelmekte ve buna bağlı kronik haslalıklara yakalanma riski de artmaktadır. Yaşlılarda kırılganlık sendromu kas kütlesinin azalması, kemik dayanıklılığının azalması ve sosyal izolasyon ile karakterize kompleks bir durumdur. Ayrıca artan yaşla birlikte çeşitli beslenme sorunları ortaya çıkmaktadır. Beslenme sorunlarının yanında yaşlıların fitonutrient alımları ülkemizde kültüre bağlı olarak genellikle düşük seviyelerdedir. Bu durum hastalık prevalansını arttırmaktadır. Bununla birlikte yaşlı bireylerin sosyal yaşamdan kopmaları gibi pek çok faktör de yaşam kalitelerini etkilemektedir. Bu çalışmada yaşlı bireylerde kırılganlık sendromu, metabolik sendrom (MetS), diyet kalitesi, fitonutrient alımı ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi saptamak amaçlanmıştır. Bu çalışmaya Haziran-2022 Kasım-2022 tarihleri arasında Karaman'da özel bir yaşam merkezine başvuran ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 65 yaş üstü tüm bireyler dahil edilmiştir. Çalışmaya 34 erkek, 60 kadın toplam 94 kişi katılmıştır. Bu kişilerin diyet kaliteleri Sağlıklı Yeme İndeksi-2010 (SYİ-2010) ile saptanmış, fitonutrient alımları fitonutrient alımı değerlendirme ölçeği ile değerlendirilmiş, yaşam kalite puanları Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Yaşlı modülü (WHOQOLD) ile hesaplanmış, osteoporotik kırık çalışma indeksi (SOF İndeks) ile kırılganlık düzeyleri saptanmıştır. Ayrıca bireylerin dosyalarından alınan biyokimyasal parametreleri, kan basıncı ve antropometrik ölçümleri (boy, kilo, bel çevresi ve kalça çevresi) ile ATP-III kriterlerine göre metabolik sendroma sahip olup olma durumları tespit edilmiştir. Sonuçta yaşlı bireylerin %53.2'sinde metabolik sendrom tespit edilmiştir. Ayrıca yaşlı bireylerin SOF İndekse göre%62.7'sinin pre-kırılgan, %6.52'sinin kırılgan olduğu saptanmıştır. Kırılgan bireylerin %66.7'sinde, pre-kırılgan bireylerin %55.9'unda, sağlıklı bireylerin %44.8'inde metabolik sendrom bulunmuştur. Yaşlı bireylerin %49'unun kötü, %51'inin geliştirilmesi gereken diyet kalitesine sahip olduğu ve %94.7'sinin düşük düzeyde fitonutrient aldığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte pre-kırılgan bireylerin %91.5'inin, kırılgan bireylerin tamamının düşük düzeyde fitonutrient aldığı görülmüştür. Toplam yaşam kalitesi puanı ile kırılganlık sendromunun ters ilişkili olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, yaşlı bireylerde kırılganlık sendromu; fiziksel olarak inaktif olmakla, metabolik sendromla, kötü diyet kalitesi, düşük fitonutrient alımıyla ve düşük yaşam kalitesiyle ilişkili bulunmuştur. Bu sebeple yaşlı bireylerin kırılganlık takibinin yapılması ve kırılganlığın önlenmesi için beslenme durumunun takip edilmesi, fiziksel aktivitenin arttırılması önlenebilir ve böylece sosyal yaşam uyumu arttışı sağlanabilir.

Şule Arslan
Başkent University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kars ilinin yöresel yiyecek ve içeceklerinin okul çağı çocukların beslenmesindeki yerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma Kars ilindeki yöresel yiyecek ve içeceklerin okul çağındaki çocukların beslenmesindeki yerinin değerlendirmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Bu çalışma, Nisan 2023-Haziran 2023 tarihleri arasında Kars il merkezinde bulunan bir ve ilçelerinde bulunan iki olmak üzere toplam üç devlet ilkokulunda, 7-12 yaş arasındaki 38'i erkek 62'si kız olmak üzere 100 okul çağı çocuğunun katılımı ile yapılmıştır. Çocukların ve ailelerin genel özelliklerini, çocukların beslenme alışkanlıklarını, günlük enerji ve besin ögeleri alımlarını, ekran kullanımlarını, antropometrik ölçümlerini ve çocuklar ile ailelerinin yöresel yemek tüketim alışkanlıklarını saptamak amacıyla anket formu uygulanmıştır (antropometrik ölçümler araştırmacı tarafından alınmıştır). Çocukların fiziksel aktivite düzeyini saptamak için Çocuk Fiziksel Aktivite Anketi (ÇFAA) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan erkek çocukların yaş ortalaması 8.6±1.48 yıl, kız çocuklarının ise 9.2±1.44 yıldır. Ailelerin evde yöresel yemek tüketim sıklığı %98.0 ve ev dışında yöresel yemek tüketim sıklığı %42.0'dır. Ailelerin Kars'ta yaşama süresi uzadıkça evde yöresel yemek tüketiminin arttığı saptanmıştır (p<0.05). Tüm aile üyelerinin evdeki/ev dışındaki yöresel yemekleri tüketme sıklığı %64.0 olarak bulunmuştur. Ailelerin yöresel yemekleri tüketmeme nedenleri arasında en sık: yemeklerin yapılışını bilmemek, damak tadına hitap etmemesi, genellikle aile büyüklerinde yenilmesi ve aile üyelerinin sevmemesi yer almaktadır. Bu çalışmaya katılan çocukların %86.0'sının (E: %86.8, K: %85.5) yöresel yemek tükettiği, %14.0'ünün yöresel yemek tüketmediği saptanmıştır. Çocukların en fazla tercih ettiği yöresel yemekler arasında; hangel (%77.0), kete (%68.0), erişte aşı (%58.0), kuru üzümlü pilav (%52.0) ve evelik çorbası (%51.0) yer almaktadır. Çalışmada yaş ile yöresel yemek tüketimi ve tüketilen yöresel yemek çeşit sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Bununla birlikte yaşa göre boy uzunluğu, Beden Kütle İndeksi (BKİ) ve bel çevresi sınıflaması, aldıkları enerji, makro besin ögeleri ve mikro besin ögeleri ortalamaları ve yöresel yemek tüketim durumu arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Bu çalışmada, Kars yöresine ait yemek tüketen çocukların (3.4±0.65), tüketmeyen çocuklara (3.0±0.62) göre fiziksel olarak daha aktif olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, yöresel yemeklerin ve yemek kültürünün okul çağı çocuklarının beslenmesindeki yerinin belirlenmesi, bunların büyüme ve gelişme üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerinin saptanması gerekmektedir. Bunun için daha geniş kapsamlı çalışmalar yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Okul çağı çocukluk dönemi, sağlıklı beslenme, yöresel yemek, yemek kültürü

Kardelen Aslan
Başkent University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Sürdürülebilir beslenme bilgi ve tutum anketinin Türkçeye uyarlanması: Mavi ve beyaz yakalı çalışanlara uygulanması

Bu araştırma iki aşamalı kesitsel bir çalışma olarak planlanmış olup; ilk aşamada Sürdürülebilir Beslenme Bilgi ve Tutum Anketi'nin (SBBTA) Türkçe'ye uyarlaması için geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış, ikinci aşamada ise mavi ve beyaz yakalı çalışanların sürdürülebilir beslenme bilgi ve tutumları ile Akdeniz diyetine uyumları değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk aşaması yaş ortalaması 37.8±11.33 yıl olan 384 birey ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan faktör analizi sonucunda 33 maddeden oluşan SBBTA'nın dört faktör (boyut) altında toplandığı ve her boyuttaki maddelerin faktör yükünün 0.50'nin üzerinde, toplam varyan açıklama yüzdesinin de %60.4 olduğu bulunmuştur. SBBTA'nın güvenirlik (iç tutarlılık) analizinde toplam anket maddeleri arasında yüksek düzeyde güvenirlik sağlanmıştır (McDonald's omega: 0.918 ve Cronbach's alfa: 0.904). Doğrulayıcı faktör analizi (DFA) sonucunda model uyumunun değerlendirilmesinde kullanılan Ki-kare (χ2/sd) İyi Uyum İndeksi 4.296, Düzeltilmiş İyi Uyum İndeksi (Adjusted Goodness of Fit Index-AGFI) 0.958, Yaklaşık Hataların Ortalama Karekökü (Root Mean Square Residual-RMR) 0.042, Tahmini Ortalama Karekök Hatası (Root Mean Square Error of Approximation-RMSEA)'nın 0.078 olarak bulunmuş olması modelin iyi uyuma sahip olduğunu ve SBBTA'nın Türkçe'ye uyarlanmasında geçerlik koşulunu sağladığı görülmüştür. Çalışmanın ikinci aşaması ise yaş ortalaması 41.9±10.87 yıl olan 105 mavi ve 105 beyaz yakalı olmak üzere toplamda 210 çalışan ile yapılmıştır. Araştırma kapsamında çalışmaya katılan bireylere genel bilgiler ve antropometrik ölçümleri içeren anket formu, SBBTA, Akdeniz Diyeti'ne Bağlılık Ölçeği (MEDAS), besin tüketim sıklığı formu ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı formu yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak uygulanmıştır. Sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir beslenme ile ilgili tüm bireylerin en çok bilgi sahibi oldukları üç kavramın sırasıyla yerel besin, çevresel etki ve biyoçeşitlilik; en az bilgi sahibi oldukları kavramın ise yeşil su-mavi su olduğu bulunmuştur. Beyaz yakalı çalışanların hayvansal kaynaklı besinlerin yetiştirilmesinin daha fazla su harcaması gerektirdiği konusunda mavi yakalı çalışanlara göre daha fazla bilgi sahibi olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Beyaz yakalı çalışanların tükettikleri ürünlerin sürdürülebilir bir şekilde üretilmesi konusuna mavi yakalı çalışanlara göre daha fazla önem verdikleri ve sürdürülebilir şekilde üretilen yiyecek ve içecek ürünleri için daha fazla para harcama konusunda daha istekli oldukları saptanmıştır (p<0.05). MEDAS sınıflandırmasına göre; Akdeniz diyetine sıkı uyum sağlayan tüm bireyleri beyaz yakalı çalışanların oluşturduğu belirlenmiştir. Akdeniz diyetine sıkı uyum sağlayan beyaz yakalı çalışanların, tükettikleri ürünlerin sürdürülebilir bir şekilde üretilmesi konusuna kabul edilebilir uyum sağlayan ve uyum sağlamayan beyaz yakalı çalışanlardan daha fazla önem verdikleri saptanmıştır (p<0.05). Beyaz yakalı çalışanların mavi yakalı çalışanlara göre, günlük diyetle tekli doymamış, omega-3 ve omega-6/omega-3 yağ asidi alım ortalamalarının yüksek; doymuş ve çoklu doymamış yağ asidi alım ortalamalarının ise düşük olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak; eğitim, ekonomik ve sosyokültürel düzey farklılıkların sürdürülebilir ve sağlıklı beslenme bilgi, tutum ve davranışları konusunda önemli derecede etkili olduğu görülmüştür.

Sağlıklı beslenmeÇevresel sürdürülebilirlik
Sümeyra Şahin Bayram
Başkent University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Palyatif bakım alan onkoloji hastalarının malnütrisyon durumları ile yaşam kalite düzeylerinin belirlenmesi

Kanser, hastaların yaşam kalitelerini etkilemekte ve beslenme bozukluğuna neden olabilmektedir. Bu araştırma, palyatif bakımın kanser hastalarının beslenme durumları ve yaşam kaliteleri üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışma Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Palyatif Bakım Merkezine başvuran ve dahil edilme kriterlerine uygun 28 erkek ve 26 kadın kanser hastası ile yürütülmüştür. Hastalara demografik özellikleri, genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, malnütrisyon durumları ve yaşam kalitelerinin ölçülmesini içeren anket formu yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Malnütrisyon durumları, Nütrisyonel Risk Skoru (NRS-2002) ve Malnütrisyona Yönelik Küresel Liderlik Girişimi (GLIM) kriteleri ile belirlenmiştir. Yaşam kaliteleri ise KATZ günlük yaşam aktiviteleri ve kronik hastalıklar tedavisinin fonksiyonel değerlendirilmesi palyatif bakım ölçeği (FACIT-Pal) ile değerlendirilmiştir. Antropometrik ölçümler araştırmacı tarafından alınmıştır. Kanser hastalarından sabah aç karnına kan örneği alınarak rutin biyokimyasal parametreler analiz edilmiştir. Kanser hastalarında ortalama yaş 65.2±13.4 yıl olarak bulunmuştur. Hastaların %24.1'inde mide, %13'ünde prostat, kolon ve mesane, %11,1'inde de akciğer ve meme kanserleri en sık görülen kanser türü olarak saptanmıştır. Erkek hastalarda %21.4 ile prostat kanserinin, kadınlarda ise %23.1 ile meme kanserinin en sık görüldüğü tespit edilmiş olup kanser türü ile cinsiyet arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Hastaların on beş gün içinde iki kez (başlangıç ilk yatış, çıkış 15. gün) değerlendirilen BKİ değerleri ortalamaları erkek ve kadınlarda benzer olarak saptanmış ve anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05). Hastaların palyatif bakım merkezinde kaldıkları on beş günlük süre içerisindeki tekrarlı olarak değerlendirilen NRS-2002'ye ve GLIM kriterlerine göre malnütrisyon risk değişimleri toplam hasta grubunda anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). KATZ ölçeğine göre, erkek hastaların %78.6'sı bağımsızken, bu sıklık kadınlarda %65.4 olarak saptanmıştır. Kadınların %26.9'unun, erkeklerin %10.7'sinin yarı bağımlı; erkeklerin %10.7'sinin ve kadınların %7.7'sinin ise bağımlı oldukları belirlenmiştir. KATZ sınıflamasına göre cinsiyetler arası fark istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır (p>0.05). FACIT-Pal yaşam kalitesi ölçeğine göre ise, erkek hastaların %64.3'ünün kadınların ise %57.7'sinin yaşam kalitesinin yüksek olduğu saptanmıştır. Yaşam kalitesi düşük olarak sınıflandırılan erkek hastaların sıklığı %35.7, kadınların sıklığı %42.3 olarak saptanmış olup cinsiyetler arası fark istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır (p>0.05). Kanser hastaları tedavi sırasında beslenme bozuklukları yaşayabilmektedir. Bu sebeple tanı konulduğu andan itibaren malnütrisyon gelişiminin engellenmesi için gerekli önlemler alınarak, bireyselleştirilmiş beslenme destek planları yapılmalı, takip edilmeli ve yaşam kalite düzeyleri artırılmalıdır. Anahtar kelimeler: kanser, malnütrisyon, yaşam kalitesi, palyatif bakım

Emine Büşra Yalçıntaş
Başkent University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromlu hastalarda diyet antioksidan kapasitenin, kronotipin, uyku bozukluğunun ve oksidatif stres parametrelerinin değerlendirilmesi

Bu araştırma fibromiyalji sendromu (FMS) olan ve olmayan bireylerin diyet antioksidan kapasitesi, kronotip, uyku bozukluğu ve oksidatif stres parametrelerinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. FMS tanısı almış (FMS grubu) 39 birey ile FMS tanısı almamış (kontrol grubu) 39 sağlıklı birey olmak üzere toplam 78 gönüllü birey ile çalışma yürütülmüştür. Araştırma verileri anket yöntemi ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Bireylerin günlük diyet enerji ve besin ögesi alımları 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kayıt yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Antropometrik ölçümleri araştırmacı tarafından değerlendirilmiştir. Bireylerin diyet antioksidan kapasiteleri (DTAS) antioksidan besin tüketim sıklığı verilerinden elde edilmiştir. Bireylerin rutin biyokimyasal bulguları ve serum antioksidan/oksidan durumlarının değerlendirilmesi için toplam antioksidan kapasitesi (TAS), toplam oksidan kapasitesi (TOS), dinamik tiyol disülfit dengesi (nativ tiyol, toplam tiyol, nativ/toplam tiyol, disülfit, disülfit/nativ tiyol ve disülfit/toplam tiyol) ile iskemi modifiye albümin (İMA) parametreleri analiz edilmiştir. Uyku kalitelerinin belirlenmesi için bireylere Pittsburg Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), kronotiplerinin belirlenebilmesi için Sabahçıl Akşamcıl Ölçeği (MEQ), depresyon durumlarının belirlenebilmesi için Beck Depresyon Envanteri (BDE) kullanılmıştır. FMS grubunun hastalık durumlarının değerlendirilmesi için Fibromiyalji Etki Anketi (FIQ) ve Görsel Analog Skalası (VAS) hesaplanmıştır. FMS grubundaki kadın bireylerin günlük diyetle çözünmez posa, E vitamini, K vitamini ve folat alımları (sırasıyla 11.7±4.56 g, 18.2±9.12 mg, 109.5±119.31 mcg, 290.8±100.33) kontrol grubundaki kadınların ortalamalarından (sırasıyla 9.5±3.71 g, 12.7±6.10 mg, 80.8±80.43 mcg, 250.6±132.05 mcg) anlamlı olarak daha yüksek bulunurken A vitamini daha düşük (sırasıyla 1015.7±558.53 mcg, 1218.1±100.33 mcg) bulunmuştur (p<0.05). FMS grubundaki kadınların DTAS (ORAC ve FRAP) değerleri ortalamasının kontrol grubundaki kadınlardan anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur (sırasıyla 7.6±2.48 mmol ve 4.5±1.72 mmol; 7.4±2.45 ve 4.2±1.44, p<0.05). TAS ortalaması gruplar arasında anlamlı bir fark göstermezken, FMS grubunun TOS ortalaması (5.7±0.27 µmol H2O2 Eq/L) kontrol grubuna göre (5.8±0.28 µmol H2O2 Eq/L) anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0.05). FMS grubundaki hastaların kontrol grubuna göre tiyol disülfit dengesi ve İMA değeri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). FMS grubundaki kadınların kontrol grubundaki kadınlara göre PUKİ ve BDE genel puanı ortalaması anlamlı olarak yüksek olduğu saptanmıştır (sırasıyla 4.8±3.45 ve 13.2±8.29; 2.6±3.39 ve 6.5±6.96, p<0.05). FMS grubundaki hastaların kontrol grubuna göre MEQ puan ortalamasında anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). FMS grubunun nativ tiyol ve toplam tiyol değerleri ile FIQ değerleri (sırasıyla r=-0.353 ve r=-0.345, p<0.05) ve VAS hareket puanı (sırasıyla r=-0.494 ve r=-0.489, p<0.05) arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunurken disülfit değerleri ile BDE değerleri (r= -0.336, p<0.05) ve MEQ puanları (r=-0.336, p<0.05) arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). FMS grubunun ORAC ile FIQ değerleri (r=0.471, p<0.05) ve BDE puanları (r=0.428, p<0.05) arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki belirlenirken MEQ değerleri ile TOS değerleri (r=-0.317, p<0.05) arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Lojistik regresyon analizi sonuçlarına göre bireylerin PUKİ puanı (OR=1.232; %95 güven aralığı: 1.056-1.436), BDE puanı (OR=1.123; %95 güven aralığı: 1.048-1.204) ve BKİ değeri (OR=1.124; %95 güven aralığı: 1.007-1.255) FMS olma durumu ile ilişkili bulunmuştur (p<0.05). Diyetle günlük omega-3 alımı (OR=0.211; %95 güven aralığı: 0.045-0.981), omega-6 omega-3 oranı (OR=0.765; %95 güven aralığı: 0.602-0.971), selenyum (OR=1.052; %95 güven aralığı: 1.001-1.107), çinko (OR=1.250; %95 güven aralığı: 1.053-1.483) ve E vitamini (OR=1.232; %95 güven aralığı: 1.066-1.424) alımı FMS olma durumu ile ilişkili olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, bu çalışma FMS'li bireylerde diyet antioksidan kapasitesinin yüksek, uyku kalitesi ve depresyon düzeylerinin ise kontrol grubuna göre kötü olduğunu göstermiştir. Tiyol-disülfit dengesi ve oksidatif stres parametreleri FMS'nin etkileriyle ilişkilendirilmiştir. Bu sonuçlar, FMS tedavisinde tıbbi beslenme tedavisi, oksidatif stresin azaltılması ve uyku kalitesiyle depresyon düzeylerini iyileştirmeye yönelik multidisipliner yaklaşımların, hastalığın semptomlarını hafifletmede önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir.

AntioksidanlarDiyetFibromiyalji+1
Zehra Nur Beşler
Başkent University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kadın hentbol oyuncularında uyku öncesi tüketilen glisemik indeks ve triptofan içeriği yüksek öğünlerin uyku profili ve atletik performansa etkisi

Beslenme ve uyku, atletik performans açısından kritik bir öneme sahiptir. Tüketilen öğünlerin besin içerikleri zamanı, uykuyu ve atletik performansı etkileyebilmektedir. Uyku profilindeki değişimler atletik performansında değişimlere sebep olabilir. Bu çalışmada, kadın hentbol oyuncularında yatmadan 4 saat önce tüketilen yüksek glisemik indeksli öğün (YGİÖ) ve triptofan içeriği yüksek öğünlerin (TİYÖ), uyku profili ve atletik performans üzerindeki etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya, Süper Lig'de oynayan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 18 yaş üstü 16 kadın hentbol oyuncusu katılmıştır. Katılımcılar, YGİÖ ve TİYÖ olmak üzere basit randomizasyon yöntemi ile iki gruba ayrılmıştır. YGİÖ grubu glisemik indeksi ≥70 olan bir öğünü, TİYÖ grubu ise ≥60mg triptofan içeren bir öğünü yatmadan 4 saat önce tüketmiştir. Çalışmanın uyku profili [yatakta kalış süresi, toplam uyku süresi (TUS), uyanıklık süresi, uyku verimi (UV), uyku başlangıcından sonra uyanma sıklığı (UBSU), uykuya dalış süresi (UDS) ve uyku evreleri; hızlı göz hareketi (Rapid eye movement- REM), hafif hızlı olmayan göz hareketi (Non rapid eye movement-NREM ve derin NREM, uyku süresi ve oranları] ve dinlenme ve sabah kalp atım hızı (KAH) 7 gün boyunca (3 gün müdahale öncesi, 4 gün müdahale) Fitbit akıllı bileklikler ile ölçülmüştür. Aerobik performans 30-15 aralıklı fitness test (Intermittinent fitness test-IFT) ile, anaerobik performans ise dikey sıçrama testi ile ölçülmüştür. Sonuçlara göre, YGİÖ ve TİYÖ grupları arasında TUS, UV, UBSU, UDS ve uyku evreleri açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Ancak, TİYÖ grubunda 1 günlük müdahaleden sonra yatakta kalış süresi, TUS, uyanıklık süresi, REM ve hafif NREM uyku evrelerinde anlamlı bir artış meydana gelmiştir (p<0.05). Dinlenme KAH ve sabah KAH değerlerinde, gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Ancak, YGİÖ grubunda 4 günlük müdahale sonrasında sabah KAH ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş saptanmıştır (p<0.05). Otuz-onbeş IFT (VO2maks ve hız) ve dikey sıçrama testi (güç ve yükseklik) ön ve son test sonuçlarında gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Ancak,30-15 IFT'de her iki grupta da grup içinde 4 günlük müdahale sonrasında istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır (p<0.05). Dikey sıçramada, her iki grupta da anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır (p>0.05). Bu çalışma bulgularına göre, kadın hentbol oyuncularının yatmadan 4 saat önce triptofan içeriği yüksek öğün tüketmesinin uyku evrelerini etkilediği, yüksek glisemik öğün tüketiminin sabah KAH'nı azalttığı ve yatmadan 4 saat önce triptofandan zengin ve yüksek glisemik indeksli öğün tüketiminin aerobik performansı arttırdığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, sporcuların gece öğün zamanının planlanmasının ve öğünlerin triptofan miktarı ve glisemik indeksinin düzenlenmesinin, sporcuların atletik performansının arttırılmasına ve sürantrenman riskinin azaltılmasına katkı sağlayabilir.

5-HidroksitriptofanSpor performansı
Özlen Tamer
Başkent University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Hafif şişman ve şişman bireylerde düşük diyetsel ileri glikasyon son ürünlerinin metabolik parametreler üzerine etkisi

Obezite bir halk sağlığı sorunudur ve tedavisinde çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. En önemli tedavi yöntemi tıbbi beslenme tedavisidir. Çeşitli diyet tedavi yaklaşımları kullanılmakla beraber son yıllarda düşük İleri Glikasyon Son Ürünleri (AGEs) diyetlerinin obezite tedavisinde hem ağırlık kaybı hemde metabolik bozuklukların düzeltilmesinde ek bir yarar sağlayacağı bildirilmektedir. Bu araştırma hafif şişman ve şişman bireylerde düşük AGEs içeren diyetin metabolik parametreler üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla planlanmştır. Araştırma Şubat 2024- Mayıs 2024 tarihleri arasında Ankara'da özel bir beslenme danışmanlık merkezine başvuran bireylerle yapılmıştır. Araştırmaya 30-50 yaşları arasında, beden kütle indeksi ≥ 25 kg/m2 olan, tıbbi tedavi almayan bireyler dahil edilmiştir. Çalışma 45 bireyle yürütülmüştür. Veriler anket formuyla toplanmıştır. Anket formuyla bireylerin, demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, kan basınç düzeyleri, biyokimyasal parametreleri ve 24 saatlik geriye yönelik 2 günlük besin tüketim kayıtları alınmştır. Besin tüketim kayıtlarıyla bireylerin beslenme durumları değerlendirilmiş, diyet AGEs'leri hesaplanmıştır ve ortalama AGEs alımları 9.575,1 ± 4.633,89 kU bulunmuştur. Bu çalışmada bireylere uygulanan diyet tedavisinde diyet AGEs içeriği 6000 kU olacak şekilde planlanmış ve 12 hafta süreyle yapılan takipte bireylerin ortalama 6.941,3 ± 1.723,22 kU AGEs aldıkları belirlenmiştir. Çalışma başlangıcında erkeklerin kadınlara göre, bekarların evlilere göre, mesleği serbest meslek olanların ve öğrencilerin ev hanımı-emekli-işçiye göre, hastalığı olanların olmayanlara göre, alkol kullananların kullanmayanlara göre, sigara kullananların kullanmayanlara göre AGEs alım miktarlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bireylerin çalışma başlangıcı ve 12. Hafta arasındaki bel kalça oranlarına göre riskli olanların olmayanlara göre AGE alım düzeyleri daha yüksektir ve aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Diyastolik kan basıncı açısından ≥90 mmHg olan bireylerin <90 mmHg olanlara göre AGE alımı daha yüksektir ve aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Çalışma başlangıcı ve sonrasında cinsiyete göre yapılan karşılaştırmalarda; açlık kan glukozu, HbA1c, ALT, ürik asit ve kreatin değerleri yönünden, cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0.05). HbA1c seviyesi başlangıcında % 5.1 ± 0.41 iken, çalışma sonunda % 4.7 ± 0.26 olmuştur. Fark bulunan tüm durumlarda kadınların değerlerinin daha düşük olduğu bulunmuştur. Cinsiyet, medeni durum, pişirmeden önce marine etme ve limon-sirke kullanımın yüksek AGEs alımı için risk faktörü oldukları (p<0,05) belirlenmiştir. Sonuç olarak bu araştırma düşük AGEs içeren beslenme modelleri, obeziteye eğilimli bireylerde metabolik risklerin azaltılmasında etkili bir strateji olarak değerlendirilebileceğini göstermiştir. Diyetisyenler tıbbi beslenme tedavisi verirken AGEs içeriğini dikkate almalı, bireylerin yaş, cinsiyet ve yaşam tarzına uygun düşük AGEs önerileri sunmalıdır.

Burcu Türkay
Başkent University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin yeme farkındalığına göre aşırı besin isteği, iştah ve beslenme durumlarının değerlendirilmesi

Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin yeme farkındalığına göre aşırı besin isteği, iştah ve beslenme durumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Mayıs – Haziran 2018 tarihleri arasında Ankara ili Başkent Üniversitesi'nde eğitim alan 180 öğrenci üzerinde yapılmış ve örneklemi sağlık alanında ve diğer alanlarda eğitim gören öğrenciler oluşturmuştur. Öğrencilerin sosyo-demografik ve sağlık bilgileri, boy uzunlukları ve vücut ağırlıkları anket formuna kaydedilmiş, iştah durumları görsel analog skalası (VAS) ile değerlendirilmiş; Yeme Farkındalığı Ölçeği (YFÖ) ve Aşırı Besin İsteği Ölçeği (ABİS) uygulanmıştır. Besin tüketimi 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı ile saptanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması kızlarda 20.8±1.81 yıl ve erkeklerde 21.6±1.78 yıl olarak belirlenmiştir. Bireylerin iştah puan ortalaması kızlarda 7.4, erkeklerde 7.1 olarak saptanmıştır (p>0.05). Sağlık alanında eğitim alan bireylerin ABİS puan ortalaması 46.3±39.16, sağlık dışı alanda eğitim alanların ise 159.8±37.62 iken (p<0.05), YFÖ puanları her iki eğitim alanı için sırasıyla 93.5±12.99 puan ve 94.0±13.22 puan olarak saptanmıştır (p>0.05). Bireylerin günlük ortalama enerji, yağ ve karbonhidrat alımı ile ABİS ve YFÖ ölçeklerinin puanları arasında zayıf negatif yönde istatistiksel olarak önemli bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). İştah durumunun değişkenlerle ilişkisi incelendiğinde, enerji, protein, yağ, karbonhidrat ve mikrobesin ögelerinin (demir, kalsiyum, çinko, magnezyum, tiamin, riboflavin, niasin, B6 ve B12 vitaminleri) günlük ortalama tüketim miktarlarıyla zayıf pozitif yönde ilişkili olduğu ve istatistiksel açıdan bu ilişkinin önemli olduğu gözlemlenmiştir (p<0.05). İştah durumu yaş, fiziksel aktivite süresi, beden kütle indeksi (BKİ), alkol ve sigara tüketimi arasında istatistiksel açıdan önemli bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, öğrencilerin aşırı besin isteği ve yeme farkındalığı günlük enerji, yağ ve karbonhidrat tüketimlerini etkilemektedir. İştah durumuna bağlı olarak makrobesin ve mikrobesin ögelerinin tüketimleri etkilenmektedir. Üniversite öğrencilerine yeme farkındalığının kazandırılması sağlığın korunması, vücut ağırlığının yönetilmesinde etkili olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: beslenme, yeme farkındalığı, aşırı besin isteği, iştah, obezite.

Aşırı yeme bozukluğuBeslenmeBeslenme+7
Afruz İbrahimova
Başkent University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında D vitamini düzeyi, beslenme durumu ve depresyon ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, Başkent Üniversite Hastanesi Yenikent Diyaliz ve Ümitköy Diyaliz Merkezinde hemodiyalize giren 19-64 yaş arası 55'i kadın 95'i erkek olmak üzere 150 Kronik Böbrek Yetmezliği (KBY) olan hasta üzerinde yürütülmüştür. Çalışmada bireylere demografik özelliklerini belirlemeye yönelik anket formu uygulanmıştır. Bireylerin beslenme durumunu saptamak ve enerji-besin ögesi tüketimlerini belirlemek için üç günlük besin tüketim kaydı ve antropometrik ölçümleri araştırmacı tarafından alınmıştır. Araştırmaya katılan hastaların serum 25(OH)D vitamin düzeyi Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Biyokimya Laboratuvarında analiz edilmiş ve kaydedilmiştir. Hastaların fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek amacıyla Fiziksel Aktivite Saptama Formu, duygu durumunu ve depresyona eğilimini saptamak için Beck Depresyon Envanteri kullanılmıştır. Hastaların malnütrisyon durumu ise, Malnütrisyon İnflamasyon Skoru (MİS) ile tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 49.9±12.20 yıldır. Hastaların günde ortalama 0.84±0.81 saat güneş ışığına maruz kaldığı beyanla belirlenmiştir. KBY hastalarının diyalize girme süresi 9.8±8.00 yıl olarak saptanmış, KBY diyeti uygulama süresi 9.2±8.00 yıl olarak belirlenmiştir. Hastaların %13.3'ünün giyim şeklinin kapalı olduğu, %24.7'sinin düzenli egzersiz yaptığı tespit edilmiştir. Bazal Metabolizma Hız (BMH) ortalaması erkek hastalarda 1631.32±208.39 kkal, kadınlarda 1366.19±173.85 kkal olarak saptanmıştır. Hastaların fiziksel aktivite düzeyi ortalaması 1.35±0.05 olarak bulunmuştur. Günlük enerji harcama ortalaması erkek hastalarda 2207.26±272.62 kkal, kadın hastalarda 1835.96±242.42 kkal olarak saptanmıştır. Erkek hastaların serum D vitamini düzey ortalaması 18.8±12.37 ng/mL, kadınların ise 19.2±20.14 ng/mL ve toplam hastaların serum D vitamini düzey ortalaması 18.98±15.61 ng/mL olarak saptanmıştır. D vitamini takviyesi alan 71 hastanın serum D vitamini ortalaması 20.2±13.68 ng/mL, takviye almayan 79 hastanın serum D vitamini ortalaması 17.9±17.16 ng/mL olarak bulunmuştur. D vitamini takviyesi alan hastaların %57.7'sinin serum D vitamini düzeyi eksik, %16.9'unun yetersiz, %25.4'ünün normal olarak saptanmıştır. D vitamini takviyesi almayan hastaların ise %70.9'unun serum D vitamini düzeyi eksik, %16.5'inin yetersiz, %12.7'sinin normal olarak bulunmuştur. Toplam hastaların %64.7'sinde, kadınların %63.6'sında, erkeklerin %65.3'ünde D vitamininin eksik olduğu belirlenmiştir. Hastaların MİS puanı ortalaması 8.5±2.50 olarak belirlenmiştir. Serum D vitamini eksiklik düzeyinde olan hastaların MİS puanı ortalaması 8.8±2.50 iken, yetersizlik düzeyindekilerin 8.3±2.20, normal düzeyde olan hastaların ise 8.0±2.50 olarak belirlenmiştir. Serum D vitamini eksiklik düzeyinde olan hastaların Beck depresyon ölçek puanı ortalaması 10.5±6.40 iken, yetersizlik düzeyindekilerin 8.0±5.50, normal düzeyde olan hastaların ise 8.5±5.00 olarak saptanmıştır. Beck depresyon ölçeği ile serum D vitamini düzeyi arasında negatif yönde ilişki istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Bu çalışmanın sonucuna göre, serum D vitamini düzeyi azaldıkça Beck depresyon puanı anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bu nedenle, böbrek yetmezliği olan hastalarda serum D vitamini düzeylerinin takip edilerek yetersizlik durumunda takviye edilmesi hastaların duygu durumlarının iyileşmesine katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Kronik Böbrek Yetmezliği, Hemodiyaliz, D Vitamini Eksikliği, Depresyon

BeslenmeBeslenme durumuBöbrek hastalıkları+5
Ayça Akbal
Başkent University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde yeme farkındalığı ve sezgisel yeme davranışının beslenme durumu üzerine etkisi

Bu araştırma, üniversite öğrencilerinde yeme farkındalığı ve sezgisel yeme davranışının beslenme durumu üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla Ekim 2018- Kasım 2018 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 19 yaş ve üzeri 387 öğrenci üzerinde yürütülmüştür. Öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri ve fiziksel aktivite düzeyleri araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüze yüze görüşme yöntemiyle uygulanan anket formu ile alınmış, antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu, vücut ağırlığı) kaydedilmiştir. Öğrencilerin beslenme durumlarını ölçmek amacıyla Enerji Yoğunluklu Besinlerin Porsiyon Büyüklüğü Tüketim Sıklığı Formu ve Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi (KIDMED) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin yeme farkındalığı düzeyleri, Yeme Farkındalığı Ölçeği (YFÖ-30) ile Sezgisel yeme davranış düzeyleri Sezgisel Yeme Ölçeği-2 (İES-2) ile saptanmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 20.70±1.81 olup öğrencilerin % 94.1' i kız, % 5.9' u erkektir. Öğrencilerin %46.5'i Beslenme ve Diyetetik bölümü öğrencisi iken %53.5'i sağlık bilimleri fakültesine bağlı diğer bölümlerde okuyan öğrencilerdir. Öğrencilerin beden kütle indeksine (BKİ) göre dağılımları değerlendirildiğinde, %70.3'ü normal, %18.7'i zayıf, %8.9'u hafif şişman, %2.1'i ise obezdir. Öğrencilerin yeme farkındalığı ölçeği genel puanı, disinhibisyon ve yeme kontrolü alt ölçeklerinin puanları ile BKİ sınıflandırması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur(p<0.05). Öğrencilerin sezgisel yeme ölçeği genel puanı ve beden-besin seçimi uyumu alt ölçeği hariç diğer tüm alt ölçek puanları ile BKİ sınıflandırması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur(p<0.05). Çalışmaya katılan Beslenme ve Diyetetik bölümü öğrencilerinin yeme farkındalığı ölçek toplam puan ortalamaları ve farkındalık alt ölçeği haricindeki tüm alt ölçek puan ortalamaları diğer bölümlerde okuyan öğrencilere göre istatistiksel olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Öğrencilerin öğrenim gördükleri bölümler ile sezgisel yeme ölçek toplam ortalama puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p> 0.05). Yeme farkındalığı ile sezgisel yeme arasında pozitif, güçlü bir ilişki olduğu saptanmıştır (p< 0.05). Yeme farkındalığının artması ile birlikte enerji yoğunluğu yüksek olan besinlerin tüketim sıklığının azaldığı saptanmıştır(p< 0.05). Sezgisel yeme ile enerji yoğunluğu yüksek besinlerin tüketim sıklığı arasında hamur tatlıları hariç istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. KIDMED indeksi puanı ile yeme farkındalığı arasında anlamlı pozitif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Sezgisel yeme ile KIDMED indeksi puanı arasında yemeye koşulsuz izin verme alt ölçeği hariç istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç olarak, üniversite öğrencilerinde sezgisel yeme ve yeme farkındalığının beslenme durumu üzerinde etkili olabileceği belirlenmiş ancak etkinliği tam olarak saptanamamıştır.

Besin tercihleriBeslenmeBeslenme davranışı+3
Güner Kuseyri
Başkent University · Institute of Health Sciences
2020
10
Master'sOpen AccessTR

Beslenme eğitiminin diyet kalitesi ile sürdürülebilir ve sağlıklı yeme davranışları üzerine etkisi

Bu çalışma, beslenme eğitiminin diyet kalitesi, sürdürülebilir ve sağlıklı yeme davranışları üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi 3 ve 4. sınıf öğrencileri ile gerçekleştirilmiş olup toplamda 204 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Bireylerin %47.5'i beslenme ve diyetetik, %29.9'u fizyoterapi ve rehabilitasyon, %16.2'si hemşirelik ve %6.4'ü sağlık yönetimi bölümlerinde eğitim gören öğrencilerdir. Bireylerin özelliklerini, beslenme alışkanlıkları ile sürdürülebilir ve sağlıklı beslenme davranışlarını saptamak amacıyla; kişisel bilgiler, antropometrik ölçümler, sağlık durumu ve beslenme alışkanlıklarını içeren anket formu, diyet kalitesini ölçmeye yönelik 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı ile sürdürülebilir ve sağlıklı beslenme davranışlarını ölçmeye yönelik ise 'Sürdürülebilir ve Sağlıklı Yeme Davranışları Ölçeği' uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması erkeklerde 24.0±2.79 kg/m2, kızlarda 20.9±2.96 kg/m2'dir. Çalışmada beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören bireylerin çoğunluğu (%57.7) yeterli ve dengeli beslendiğini düşünmekte iken diğer bölümlerde eğitim gören bireylerin çoğunluğu (%63.6) yeterli ve dengeli beslendiğini düşünmemektedir. Bireyler sırasıyla en çok sabah öğününü, öğle ve akşam öğününü atlamaktadır. Beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören bireylerin çoğunluğu (%38.2) ev dışında sıklıkla yemek için alakart/tabldot sunan mekanları, diğer bölümlerde eğitim gören bireylerin çoğunluğu (%65.1) fastfood restoranlarını tercih etmektedirler. Beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören kız bireylerin riboflavin ve B12 vitamini alım ortalamaları ile potasyum, kalsiyum, fosfor, demir, çinko ve manganez alım ortalamaları diğer bölümlerde eğitim gören kız bireylere göre daha düşük saptanmıştır (p<0.05). Beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören erkek bireylerin B12 vitamini günlük alım ortalaması diğer bölümlerde eğitim gören erkek bireylere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören erkek bireyler ile diğer bölümlerde eğitim gören erkek bireyler arasında diğer vitamin ve minerallerin günlük alım ortalaması bakımından istatistiksel açıdan önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Diyet kalitesini değerlendirmek amacıyla kullanılan Ortalama Yeterlilik Oranı (MAR) düzeyleri değerlendirmesine göre beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören bireylerle diğer bölümlerde eğitim gören bireyler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören bireyler için 'Sağlıklı ve Dengeli Beslenme' faktörü ortalama puanı daha yüksek belirlenmiştir. 'Mevsime Özgü Gıda' ve 'Düşük Yağ' faktörü ortalama puanları ise beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören kız bireylerde, diğer bölümlerde eğitim gören kız bireylerle karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, beslenme eğitimi, hem bireylerin sağlıklı ve dengeli beslenmesi, hem de çevre için sürdürülebilir beslenme kaynaklarına yönelik kattıklarıyla önemlidir. Bu çalışmanın sonucunda beslenme eğitiminin sağlıklı ve dengeli beslenme ile sürdürülebilir beslenme konularında etkilerinin olduğu belirlenmiş olup beslenme eğitimine daha fazla önem verilmesi ve alınan eğitimi bireylerin yaşamlarına adapte edebilmesi gerekliliği göz önünde bulundurularak yaklaşımlar gerçekleştirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir beslenme, beslenme eğitimi, diyet kalitesi

BeslenmeBeslenme davranışıBeslenme eğitimi+3
İrem Zeynep Yolcuoğlu
Başkent University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Spor yapan bireylerin yeni besin korkusu ve ortoreksiya nervoza eğilimleri ile beslenme durumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Çalışma, spor yapan bireylerin yeni besin korkusu ve ortoreksiya nervoza eğilimleri ile beslenme durumları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma, Aralık 2019-Nisan 2020 tarihleri arasında, Ankara'da bulunan bir spor merkezine en az 3 aydır devam eden 18-64 yaş arası 107 gönüllü birey (%49.5 erkek, %50.5 kadın) ile yapılmıştır. Bireylerin kişisel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, egzersiz davranışları ve antropometrik ölçümleri anket formuna kaydedilmiştir. Bireylerin iştah durumlarının değerlendirilmesinde Görsel Analog Skalası, yeme tutum ve davranışlarının belirlenmesinde Yeni Besin Korkusu Ölçeği ve ORTO-11 Ölçeği, beslenme durumlarının belirlenmesinde Besin Tüketim Sıklık Formu kullanılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 32.8±11.85 yıldır. Erkeklerin %75.5'inin kuvvet, %24.5'inin dayanıklılık sporları yaptığı belirlenmiştir. Kadınların ise %48.1'i kuvvet sporları yaparken dayanıklılık ve esneklik geliştirme sporlarını yapanların oranı eşit ve %25.9'dur (p<0.05). Yeni besin korkusu yüksek olan (neofobik) bireylerin oranı erkeklerde %15.1 ve kadınlarda %16.7 olarak bulunmuştur (p>0.05). Yeni besin korkusu düzeyine (neofilik-nötr-neofobik) göre antropometrik ölçümlerde istatistiksel açıdan önemli bir farkın olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Neofilik ve nötr bireylere göre, neofobik erkek bireylerin günlük diyetle posa ve K vitamini alımlarının; kadın bireylerin ise C vitamini ve E vitamini alımlarının düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Artan korku düzeyi ile birlikte bireylerin sebze, yapraklı sebze/ot, meyve, balık ve deniz ürünleri tüketimlerinin azaldığı; et ürünü/sakatat, kek/pasta/bisküvi ve şekerleme/çikolata/dondurma tüketimlerinin arttığı görülmüştür. Yapraklı sebze/ot tüketimindeki azalma (sırasıyla 34.1±30.03 g, 23.9±18.75 g, 11.8±10.71 g) istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Yeni besin korkusu ölçek puanları düzenli olarak ana öğün yapmayan, sıklıkla akşam öğününü atlayan, ara öğün alışkanlığı olmayan; bununla birlikte zayıflama amacıyla haftada 1-2 kez spor yapan bireylerde daha yüksek görülmüştür (p>0.05). Erkeklerin %32.1'inin ve kadınların %27.8'inin ortorektik eğilim gösterdiği bulunmuştur (p>0.05). Beden Kütle İndeksi (BKİ), vücut yağ yüzdesi, bel çevresi, bel/kalça oranı ve bel/boy oranı ölçümleri cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, ortorektik bireylerde ortorektik olmayanlara göre daha düşüktür. İstatistiksel açıdan, ortorektik erkeklerin BKİ ortalaması (24.4±3.14 kg/m2) ile ortorektik olmayan erkeklerin BKİ ortalaması (26.1±3.59 kg/m2) arasındaki fark önemli bulunmuştur (p<0.05). Ortorektik erkek bireylerin ortorektik olmayanlara göre günlük diyetle karbonhidrat alımı daha azdır (p<0.05). Ortorektik kadın bireylerin ortorektik olmayanlara göre günlük ortalama A, E, K, B12 vitaminleri, folat ve potasyum alımı daha yüksektir (p<0.05). Ortorektik bireylerde, ortorektik olmayan bireylere göre sebze, yapraklı sebze/ot, meyve, balık ve deniz ürünleri tüketiminin daha fazla; et ürünü/sakatat, kek/pasta/bisküvi, şekerleme/çikolata/dondurma ve beyaz ekmek tüketiminin daha az olduğu saptanmıştır. Ortorektik olan ve olmayan bireylerde sebze tüketimi sırasıyla 114.6±105.98 g ve 65.8±51.48 g; et ürünü/sakatat tüketimi 0.6±1.26 g ve 2.8±6.25 g olarak belirlenmiş ve bu fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). ORTO-11 puanlarının; düzenli olarak ana öğün yapan ve öğün atladığında sıklıkla akşam öğününü atlayan (p<0.05); ara öğün alışkanlığı olan, vücut geliştirme veya sağlığını koruma amacıyla sıklıkla haftada 5 kez ve üzeri spor yapan bireylerde daha düşük olduğu, dolayısıyla bu bireylerde ortorektik eğilimin daha yüksek olduğu görülmüştür (p>0.05). ORTO-11 puanı; haftalık spor süresi ile negatif (r= -0.204, p=0.035), diyet enerjisinin sükrozdan gelen yüzdesi ile pozitif (r=0.261, p=0.007) korelasyon göstermektedir. Bireylerin yeni besin korkusu ve ortoreksiya nervoza eğilimleri arasında önemli bir ilişki bulunmamıştır (r=0.089, p=0.362). Sonuç olarak bu çalışma, spor yapan bireylerde yeni besin korkusu ve ortoreksiya nervoza ilişkisini ilk kez ortaya koymuş olup bu beslenme bozukluklarına sahip bireylerde besin tüketimindeki seçiciliğin iki zıt uçta olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlara göre, yeterli ve dengeli beslenmeyi karşılayamayan beslenme davranışlarının özellikle daha kaliteli bir yaşama sahip olmak için spor yapan bireylerde cinsiyet farkı gözetilerek taranması, risk gruplarının aydınlatılması ve koruyucu önlemlerin alınması açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: yeni besin korkusu, ortoreksiya nervoza, egzersiz, sporcu beslenmesi.

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme durumu+4
Işınsu Baysal
Başkent University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

20-49 yaş arası gebe kadınların vitamin D destekleri kullanım durumları ile beslenme ve depresyon durumlarının karşılaştırılması

Gebelik döneminde yeterli vitamin D alımı maternal ve fetal sağlığın devamlılığı ile olumsuz sonuçların önlenmesi açısından önemlidir. Vitamin D, gebelik ve plasenta ile ilişkili klasik olmayan işlevlerinin önemi üzerinde durmaktadır. Bu çalışma, 20-49 yaş arası gebelerin beslenme durumları, beslenme alışkanlıkları ve vitamin D destek kullanım durumu ile depresyon durumu arasındaki ilişkinin saptanması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma, Aralık 2018 ile Ocak 2019 tarihleri arasında Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran 20-49 yaş arası 150 gebe üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin kişisel bilgileri, depresyon durumu, fiziksel ve besin tüketimindeki değişikliklere ilişkin bilgileri saptamaya yönelik anket formu uygulanmıştır. Gebelerin, besin tüketimleri ve beslenme durumları değerlendirilmiş, biyokimyasal parametreleri analiz edilmiştir. Çalışmada yer alan bireylerin yaş ortalaması 28.58 ± 5.94 yıl olarak saptanmıştır. Çalışmada yer alan bireylerin 75'i vitamin D kullanmakta, kalan 75'i kullanmamaktadır. Çalışmada yer alan bireylerden vitamin D kullananların ilk üç ayda kazanılan ağırlık ortancası 3.00 (IQR=4), kullanmayanların 4 (IQR=2) olarak saptanmıştır. Vitamin D kullanımı ile ilk üç ayda kazanılan vücut ağırlığı değerleri istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.005). Bireylerin serum D vitamini değerleri gebelik öncesi ve gebelik döneminde istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.001). Çalışmada yer alan bireylerden vitamin D kullananların Beck Depresyon Ölçek puan ortancası 9.00 (IQR=6), kullanmayanların 33.00 (IQR=13) olarak saptanmıştır. Vitamin D kullanımı ile ilgili puanlarda istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır (p<0.001). Sonuç olarak, vitamin D eksikliği ya da yetersizliğinin depresyonla ilişkili olduğunu gösteren, özellikle epidemiyolojik çalışmalardan elde edilen kanıtlar olmasına karşın, bu kanıtlar klinik çalışmalardan elde edilen sonuçlarla henüz yeterince desteklenmemektedir. Bu durumun detaylı incelenmesi için daha büyük çaplı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Beslenme durumu, vitamin D, gebelik, depresyon, beslenme alışkanlıkları.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme desteği+4
Seniha Çukurovalı Soykurt
Başkent University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Akdeniz diyetine uyum ile kanser riski arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Çalışma, yeni tanı almış kanser hastalarıile kanser tanısı almamış bireylerin Akdeniz diyetine uyumları ile kanser riskiarasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma Aralık 2019-Mart 2020 tarihleri arasında Özel Antalya Medical Park Hastanesi Medikal Onkoloji Polikliniğine başvurmuş uygun kriterdeki128 kanser hastası (vaka grubu) ve 128 kontrol grubu olmak üzere, toplam 256 birey ile gerçekleştirilmiştir. Bireylerin kişisel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite durumları, hastalık durumuna ilişkin bilgiler ve antropometrik ölçümleri anket formuna kaydedilmiştir. Bireylerin beslenme durumlarının belirlenmesinde Besin Tüketim Sıklık formu kullanılmıştır. Bireylerin Akdeniz diyetine uyumu Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması vaka grubu için 54.1± 8.56 yıl, kontrol grubu için 49.9 ± 10.24 yıldır. Vaka grubunun %59.4'ünün, kontrol grubunun %33.6'sının ailesinde kanser geçmişi olduğu saptanmıştır. Vaka grubundaki bireylerde en sık görülen kanser türleri meme, akciğer ve kolon ve rektum kanserleri (sırasıyla %44.5, %14.8, %14.8) olarak belirlenmiştir. Vaka grubunun %64.1'inde, kontrol grubunun %44.5'inde komorbid hastalık görülmüştür.Bireylerin antropometrik ölçümleriBeden Kütle İndeksi (BKİ)ile değerlendirilmiştir. BKİ ortalaması vaka grubundaki erkeklerde 27.1±4.80 kg/m² ve kadınlarda 27.9±5.19 kg/m² olarak, kontrol grubundaki erkeklerde 27±2.99 kg/m² ve kadınlarda 26.6±3.83 kg/m² olarak belirlenmiştir. Vaka grubunda meyve tüketim sıklığının kontrol grubundan yüksek olduğu, sebze tüketim sıklığının ise daha düşük olduğu görülmüştür. Vaka grubunun şekerli besin tüketme sıklığının kontrol grubundan yüksek olduğu belirlenmiştir. Bireylerin Akdeniz diyetine uyumu, vaka grubu için; %61.2'si uyumsuz, %28.9'u kabul edilebilir derecede uyumlu ve %3.9'u sıkı uyumlu, kontrol grubu için; %68'i uyumsuz, %27.3'ü kabul edilebilir derecede uyumlu ve %4.7'si sıkı uyumlu bulunmuştur. Her iki gruptaki erkeklerin ve kadınların kendi aralarında Akdeniz diyetine uyum ortalamaları arasında anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Bireylerin Akdeniz diyetine uyumlarına göre antropometrik ölçümleri arasında istatistiksel açıdan önemli bir farkın olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Vaka grubunda Akdeniz diyetine uyum göstermeyenlerin sükroz, fruktoz, toplam yağ, tekli doymamış yağ asidi, doymuş yağ asidi ve çinko alımı kontrol grubundan düşük bulunurken (p<0.05), toplam posa, çözünür posa ve B6 vitamini alımı kontrol grubundan yüksek bulunmuştur (p<0.05). Vaka grubunda Akdeniz diyetine sıkı uyum gösterenlerin toplam enerji ve fruktoz alımı kontrol grubundan yüksek bulunurken (p<0.05), toplam posa, çözünür posa, çözünmez posa, B1 vitamini, potasyum ve magnezyum alımı kontrol grubundan daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışma, kanser hastası bireylerin, toplumun kalanına göre beslenme alışkanlıklarındaki farkı ortaya koymuş. Ayrıca kanser ve Akdeniz diyeti arasındaki ilişki hakkında bilgi sunmuştur.

Akdeniz diyetiBeslenmeKanser hastaları+2
Selin Uçak
Başkent University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

İlköğretim çocuklarına verilen beslenme eğitiminin beslenme davranışı ile okul yemek atık miktarı üzerine etkisinin saptanması

Bu çalışma, ilköğretim okulu öğrencilerine beslenme eğitim modeli geliştirmek ve çocukların beslenme bilgi ve davranışları üzerine etkisini, okulda öğle yemeği tüketim durumlarını, oluşan tabak atıkları ile karşılaştırarak beslenme durumlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma verileri Gaziantep İli, Şehitkamil İlçesi'ndeki bir ilköğretim okulunda, Aralık 2018- Nisan 2019 tarihleri arasında, 2. ve 3. sınıfına devam eden 122 çocuktan elde edilmiştir. Araştırmaya katılan çocukların yaş ortalaması 8.3±0.65 yıl olarak belirlenmiştir. Çocuklara anket formu uygulanmış; ardından her bir şubedeki öğrencilere farklı günlerde ve/veya saatlerde powerpoint sunum destekli beslenme eğitimi ve uygulaması verilmiştir. Beslenme eğitim öncesi ve sonrasında çocukların antropometrik ölçümleri alınmıştır. Eğitim verilmeden önce ve sonrasında çocuklara "Beslenme Bilgi Düzeyi Testi - BBDT" doldurtulmuştur. Eğitim öncesi ve sonrasında çocukların okulda sunulan öğle yemeği besin tüketimleri, beş gün boyunca tabak atıkları tartılarak kaydedilmiştir. Çocukların beslenme eğitimi öncesi ve sonrası karşılaştırıldığında her iki cinsiyette de vücut ağırlığının arttığı (p<0.05); boylarının uzadığı (p<0.05) saptanmıştır. Eğitim öncesi ve sonrası çalışmaya katılan çocukların kalça çevresinin arttığı (p<0.05); Beden Kütle İndeksi (BKİ) değerleri ortalaması, bel çevresi ve bel/boy oranı açısından her iki cinsiyette de istatistiksel açıdan önemli bir değişikliğin olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Çocukların eğitim öncesinde beslenme bilgi puan ortalaması toplamda 67.2±4.3 iken; eğitim sonrasında 71.9±3.9 olarak belirlenmiştir. Eğitim öncesine göre eğitim sonrasında her iki cinsiyette de beslenme bilgi puanın arttığı, erkeklerde bu artışın istatistiksel açıdan önemli olduğu (p<0.05), ancak kızlarda istatistiksel açıdan önemli bir farkın olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Eğitim sonrası çocukların tükettikleri karbonhidrat, tekli doymamış yağ ve çoklu doymamış yağ içeriğinin artış gösterdiği tespit edilirken (p<0.05); enerji, yağ (TE%), doymuş yağ ve diyet posası içeriğinin eğitim öncesindeki bulgulara göre düşüş gösterdiği saptanmıştır (p<0.05). Eğitim sonrası çocukların tükettikleri öğle öğününde diyetle niasin alımının arttığı (p<0.05), A vitamini, tiamin, riboflavin, folik asit, B12 vitamini ve C vitamini alımının azaldığı belirlenirken (p<0.05); diyetle sodyum alımının arttığı (p<0.05), kalsiyum, demir, çinko ve potasyum alımının azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, verilen beslenme eğitimi ile çocukların bilgi düzeylerinde olumlu gelişmeler olduğu ortaya çıkmaktadır. Okullarda yeterli ve dengeli beslenme ve besin grupları konusunda eğitim verilmesinin bu yaş grubu çocuklarının bilgi düzeylerini yükselteceği anlaşılmaktadır. Yaş gruplarına yönelik verilen beslenme eğitimi ve doğru menü planlanmasının desteklenmesi ile toplu beslenme sistemlerinde tabak atık sorununun önüne geçileceği ve diyetisyene önemli görevler düştüğü sonucuna varılmıştır.

AtıklarBeslenmeBeslenme davranışı+4
Funda Esin Fakılı
Başkent University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bariatrik ve metabolik cerrahi geçirmiş hastaların antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametrelerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, bariatrik ve metabolik cerrahi geçirmiş bireylerin cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrasındaki antropometrik ölçümlerinin ve biyokimyasal parametrelerinin değişimini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma; Kasım 2017 – Ağustos 2020 tarihleri arasında Aksaray Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde bariatrik cerrahi geçiren 102, metabolik cerrahi geçiren 13 hasta olmak üzere toplam 115 hasta ile yapılmıştır. Bireylerin demografik özellikleri, genel sağlık durumları, antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametreleri Aksaray Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hastane Bilgi Yönetim Sistemi ve Postoperatif Hasta Değerlendirme Formu incelenerek araştırmacı tarafından kaydedilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin %20.6'sı erkek, %79.4'ü kadındır. Bariatrik cerrahi geçiren erkek hastaların yaş ortalaması 33.3±8.78 yıl, kadın hastaların ise 35±10.77 yıl olarak saptanmıştır. Metabolik cerrahi geçiren erkek hastaların yaş ortalaması 64±1.41 yıl kadın hastaların yaş ortalaması 52.2±7.77 yıl olarak belirlenmiştir. Bariatrik cerrahi geçiren erkek hastaların cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 3. aydaki ağırlık kaybı oranları ortalama %24.2±6.11 kg olarak; cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 6. ayda ağırlık kaybı oranları ortalama %32.4.±6.77 kg olarak hesaplanmıştır. Bariatrik cerrahi geçiren kadın hastaların cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 3. aydaki ağırlık kaybı oranları ortalama %21.9±5.09 kg olarak; cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 6. ayda ağırlık kaybı oranları ortalama %30.6±5.24 kg olarak hesaplanmıştır. Bariatrik cerrahi geçiren erkek ve kadın hastalar için cerrahi öncesine göre cerrahi sonrası 3. ve 6. ay ile cerrahi sonrası 3. aya göre cerrahi sonrası 6. ay vücut ağırlıklarının istatistiksel açıdan önemli olarak azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Metabolik cerrahi geçiren erkek hastaların cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 6. aydaki ağırlık kaybı oranları ortalama %24.8±7.38 kg olarak hesaplanmıştır. Metabolik cerrahi geçiren kadın hastaların cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 3. aydaki ağırlık kaybı oranları ortalama %6.8±3.89 kg; cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 6. aydaki ağırlık kaybı oranların ortalama %27.7±7 kg olarak hesaplanmıştır. Metabolik cerrahi geçiren kadın hastaların cerrahi öncesine göre cerrahi sonrası 3. ve 6. ay ile cerrahi sonrası 3. aya göre cerrahi sonrası 6. ay vücut ağırlıklarının istatistiksel açıdan önemli olarak azaldığı tespit edilmiştir (p<0.05). Bariatrik cerrahi geçiren erkek hastalarda cerrahi öncesine göre cerrahi sonrasında açlık plazma glukozu düzeylerinin değişmediği (p>0.05) fakat hem bariatrik hem de metabolik cerrahi geçiren kadın hastalar için cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 3. ve 6. aydaki açlık plazma glukozunun azaldığı saptanmıştır (p<0.05). Bu çalışmada, bariatrik cerrahi geçiren hem erkek hem de kadın hastaların ve metabolik cerrahi geçiren kadın hastaların cerrahi öncesine göre cerrahi sonrası 3. ve 6. aydaki serum insülin düzeylerinin azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, bu çalışma bariatrik ve metabolik cerrahi geçiren hastaların antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametrelerinin değişimini belirleyip, cerrahiden sonra oluşabilecek komplikasyonları değerlendirerek obezite tedavisinde cerrahi yöntemin uygulanmasının olası sonuçlarını ortaya koymuştur.

AntropometriCerrahiDiyet tedavisi+4
Nilsu Özçifçi
Başkent University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde obezite farkındalık düzeyi ile sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, yetişkin bireylerde obezite farkındalık düzeyi ile sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının değerlendirilmesi amacı ile yapılmıştır. Çalışma, Nisan 2019 – Kasım 2019 tarihleri arasında özel bir Beslenme ve Diyet Danışmanlık Merkezine başvuran 19-64 yaş aralığında olan 177 (126 kadın, 51 erkek) yetişkin birey ile yürütülmüştür. Bu çalışmaya katılmayı kabul eden tüm bireylere çalışma başlangıcında sosyo-demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, iştah durumlarını ve obezite bilgi düzeyi vb. sorular içeren 20 soruluk bir anket formu uygulanmıştır. Ayrıca bireylerin obezite farkındalık düzeylerini değerlendirmek amacı ile Obezite Farkındalık Ölçeği (OFÖ) ve sağlığı geliştiren davranışları ölçmeye yönelik Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ) II uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 38.1±12.44 yıl olarak belirlenmiştir. Çalışmaya katılan kadınlar ile erkeklerin beden kütle indeksi (BKİ) ortalamaları sırasıyla 23.39±4.01 kg/m² ve 26.71±3.46 kg/m² olarak saptanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin OFÖ toplam puanları ortalama 60.50±5.06, alınan en düşük puanın 39, en yüksek puanın ise 73 olduğu, alt ölçek gruplarından alınan ortalama puanları ise en yüksekten en düşüğe doğru sıralandığında; sıralamanın obezite farkındalığı (26.72±2.75), beslenme farkındalığı (19.08±2.17) ve fiziksel aktivite farkındalığı (14.70±1.68) şeklinde olduğu belirlenmiştir. SYBDÖ II toplam puanları ortalama 131.17±18.77, alınan en düşük puanın 65, en yüksek puanın ise 195 olduğu, alt ölçek gruplarından alınan ortalama puanların ise en yüksekten en düşüğe doğru; sıralamanın kendini gerçekleştirme (26.72±4.22), kişiler arası destek (26.23±1.14), beslenme (21.60±3.58), sağlık sorumluluğu (20.07±4.03), stres yönetimi (18.84±3.59) ve egzersiz (17.71±5.32) şeklinde olduğu görülmüştür. Yaş grupları, gelir düzeyi, sigara ve alkol kullanımı, eğitim düzeyi, BKİ değeri, bel çevresi, bel/boy oranı ile OFÖ alt boyut ve toplam puanları arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Yaş grupları ile SYBDÖ II-Egzersiz , SYBDÖ II-Kişiler Arası Destek, SYBDÖ II- Stres Yönetimi alt grupları puanları ve SYBDÖ II- Toplam puanları arasındaki ilişki istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Geliri giderinden fazla olan bireylerin SYBDÖ II-Kendini Gerçekleştirme (p<0.01), SYBDÖ II- Kişiler Arası Destek (p<0.05) alt grupları ve SYBDÖ II- toplam puanları (p<0.05) geliri giderine eşit ve geliri giderinden az olan bireylerin puanlarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sigara kullanma durumu ile SYBDÖ II alt boyut ve toplam puanları arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Alkol kullanımı ile SYBDÖ II-Egzersiz puanları ve SYBDÖ II-Toplam puanları arasında farklılık saptanmıştır (sırasıyla p<0.01, p<0.05). Sigara içen bireylerin günlük tükettikleri sigara sayısı ile SYBDÖ II-Sağlık Sorumluluğu puanları arasında negatif yönlü korelasyon bulunmuştur (r:-0.397, p<0.01). Günlük tüketilen sigara sayısı arttıkça SYBDÖ II-Sağlık Sorumluluğu puanlarının azaldığı gözlemlenmiştir. BKİ grupları arasında BKİ düzeyi 18.5-24.9 kg/m² olanların SYBDÖ II-Egzersiz ve SYBDÖ II-Beslenme alt grup puanları BKİ düzeyi ≥ 30 olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (sırasıyla p<0.05, p<0.05). Çalışmaya katılan bireylerin bel çevresi değerleri ile SYBDÖ II-Egzersiz puanları arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur (r:-0.164, p<0.05). Bireylerin bel çevresi değeri arttıkça SYBDÖ II-Egzersiz puanlarının düştüğü gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, obezite farkındalığının bireylerin sosyo-demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri ve yaşam biçimi davranışları ile anlamlı bir ilişkisi saptanmamıştır. Ancak sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile bireylerin sosyo-demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri ve yaşam biçimi davranışları arasında anlamlı bir ilişki gözlemlenmiştir. Bireylerin sağlığı için obezitenin beslenme tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım izlenerek obezite farkındalığı arttırılmalıdır. Sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının önemi vurgulanarak, bireyler bu konuda bilinçlendirilmeli; uygulanabilir ve sürdürülebilir olması sağlanmalıdır.

Beslenme davranışıFarkındalıkObezite+3
Gözde Perktaş Eyüboğlu
Başkent University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Zayıflama diyeti uygulanan obez bireylerde beslenme zamanının sirkadiyen ritim belirteçleri üzerine etkisi

Beslenme zamanı, suprakiazmatik saat üzerinde net bir eşzamanlama etkisi olmayan çevresel osilatörler için güçlü bir eşzamanlayıcıdır. Günlük yiyecek alımını belirli zaman aralığıyla sınırlandırma ağırlık kaybına yardımcı olmak ve metabolik sağlığı iyileştirmek için enerji kısıtlamasına bir alternatif yol olarak son yıllarda büyük ilgi görmüştür. Bu araştırma, beslenme zamanının zayıflama diyeti uygulayan bireylerde sirkadiyen ritim belirteçleri üzerindeki etkisini incelemek üzere planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışma, Eylül 2019 – Ekim 2020 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Endokrin Polikliniğine başvuran kadın bireyler arasından çalışmaya katılmayı kabul eden gönüllü bireyler ile yürütülmüştür. Çapraz tasarımlı randomize olan bu çalışmaya, 20 – 50 yaşları arasında, beden kütle indeksi (BKİ) 25 – 35 kg/m2 arasında olan, herhangi bir kronik hastalığı olmayan, son 6 ayda diyet hikayesine sahip olmayan ve düzenli gece uykusuna (yatış zamanı 22:00-00.00; uyanış zamanı 06:00- 08:00) sahip olan toplam 29 kadın birey dahil edilmiştir. Bireyler, Grup I (n=15) ve Grup II (n=14) olmak üzere randomizasyon yöntemi ile 2 gruba ayrılmıştır. Bireylerin ağırlık kaybetmesini amaçlayan enerji kısıtlaması olan bireysel beslenme planları oluşturulmuştur. Bu beslenme planları, Grup I'deki bireylere ilk 4 hafta güneşin doğumundan batımına kadar olan süreç içerisinde "zaman kısıtlı beslenme", Grup 2'deki bireylere ise günün her saatinde yemek yiyebilme olanağı veren "serbest zamanlı beslenme" olacak şekilde bireylere uygulanmıştır. İlk müdahale sürecinin sonunda gruplar 1 haftalık arınma süreci sonunda Grup I'deki bireylere serbest zamanlı beslenme, Grup II'deki bireylere ise zaman kısıtlı beslenme müdahalesi uygulanmıştır. Çalışmanın başlangıcı, 4.haftası ve sonunda bireylerin antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametreleri değerlendirilmiştir. Diyet müdahalesinin iki periyodunu da toplam 20 kişi tamamlamıştır. Antropometrik ölçüm, vücut analizi ve deri kıvrım kalınlıklarının zamana göre gruplar içindeki değişimlerine bakıldığında, her iki beslenme düzeninde vücut ağırlığı, beden kütle indeksi, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı, biseps deri kıvrım kalınlığı, triseps deri kıvrım kalınlığı ve vücut yağ kütlesindeki ortalama değişim istatistiksel açıdan önemli saptanmıştır (p<0.05). Ancak vücut kas kütlesi ve vücut su kütlesindeki ortalama değişimlerin sadece zaman kısıtlı beslenme düzeninde istatistiksel açıdan önemli olduğu görülmüştür (p<0.05). Serum açlık kan glukozu, serbest zamanlı beslenme düzeninde önemli düzeyde azalma göstermiştir (p<0.05). Zaman kısıtlı beslenme düzeninde, serum HDL – kolesterol ve leptin düzeylerindeki azalma istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Biyokimyasal parametreler üzerinde, farklı beslenme düzenleri arasındaki ilişkiye bakıldığında ise, istatistiksel açıdan önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, zaman kısıtlı beslenme düzeni serbest zamanlı beslenme düzenine göre, antropometrik ölçümler üzerinde daha fazla değişim sağlamasına rağmen, beslenme müdahaleleri arasında farklılık bulunmamıştır. Yeterli ve dengeli beslenme programlarının yanı sıra obezite tedavisinde zaman kısıtlı beslenme yaklaşımının uygulanması ağırlık kaybında ek bir yarar sağlayabilir.

AntropomorfiBeslenmeBiyokimyasal özellikler+4
Emel Aydan Oral
Başkent University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalça ve diz artroplasti ameliyatı geçiren hastalarda tıbbi beslenme tedavisinin sağlık harcamaları ve sağlık göstergeleri üzerine etkisi

Bu çalışmada, kalça ve diz artroplasti ameliyatı geçiren hastalarda proteinden zengin tıbbi beslenme tedavisinin sağlık harcamaları ve sağlık göstergeleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Ekim 2018-Mart 2019 tarihleri arasında Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege Eğitim Sağlık Araştırma ve Uygulama Hastanesi Ortopedi Bölümünde kalça ve diz artroplasti ameliyatı geçirmiş, 65 yaş ve üzeri, 41 hasta ile yürütülmüştür. Çalışmaya dahil edilen tüm hastalara ilişkin bilgiler (yaş, cinsiyet, eşlik eden hastalık öyküsü, ilaç kullanma durumu, son 10 gün içinde geçirilmiş enfeksiyon durumu, antropometrik ölçümleri vb.) hasta dosyalarından alınmıştır. Nütrisyonel Risk Skorlaması-2002 (NRS-2002) ve Mini Nütrisyonel Değerlendirme (MNA) beslenme tarama testleri hastaneye yatış sırasında diyetisyen tarafından yapılmıştır. Hastaların antropometrik ölçümleri [boy uzunluğu, vücut ağırlığı, üst orta kol çevresi (ÜOKÇ), diz boyu], Beden Kütle İndeks değerleri, el kavrama gücü ölçümleri, ameliyat sonrası 1.hafta ve 6. haftada diyetisyen tarafından alınmış ve hesaplanmıştır. Besin tüketim kayıtları hastanede yatarken, 3. hafta ve 6. hafta olmak üzere 24 saatlik besin tüketim kaydı ile alınmıştır. Hastaların kan biyokimyasal bulguları [albümin, açlık plazma glukozu, AST, ALT, kan üre azotu, kreatinin, sedimentasyon, CRP, total lenfosit sayısı, sodyum, potasyum] ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası (Başlangıç, 1. hafta, 3. hafta, 6. hafta) hasta dosyalarından kaydedilmiştir. Sağlık harcamalarına yönelik bilgiler de hastanenin kurumsal ve faturalandırma biriminden elde edilmiştir. Hastaların %71'i 65-73 yaş aralığında, %17'si 74- 84 yaş, %12'si de 85 yaş ve üzerindedir. Çalışmaya dahil edilen 41 hastanın %48.8'i hidroksi metil bütirat, D vitamini içeren proteinden zengin hiperkalorik beslenme desteği almış, %51.2'si beslenme desteği almamıştır. Beslenme desteği alan hastaların %55'i kalça protezi, %25'i kalça protezi revizyon, %20'ü diz protezi ameliyatı, beslenme desteği almayan hastaların %38.1'nin kalça protezi, %4.8'nin kalça protezi revizyonu, %52.4'nin diz protezi, %4.8'nin diz protezi revizyonu ameliyatı geçirdiği saptanmıştır. MNA'ya göre 4 erkek hasta ve 17 kadın hastanın normal nütrisyonel durumda, 2 erkek ve 11 kadın hastanın malnütrisyon riski altında, 3 erkek ve 4 kadın hastanın malnütrisyolu olduğu; NRS-2002'ye göre ise 3 erkek, 22 kadın hastanın nütrisyon riski olduğu, 6 erkek ve 10 kadın hastada nütrisyon riskinin olmadığı tanımlanmıştır. Hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 6.hafta el kavrama gücü ile vücut ağırlığı değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunurken (p<0.05), ÜOKÇ ve BKİ arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır (p>0.05). Beslenme desteği alan hastaların serum albümin ve total lenfosit hücre düzeyi ameliyat sonrası 6. haftada ılımlı şekilde yükseldiği belirlenmiştir. Serum albümin düzeyi beslenme desteği alan ve almayan hasta grupları arasında ve ameliyat dönemleri arasında istatistiksel olarak farklı bulunmuştur (p<0.05). Bu çalışmada, beslenme desteği ve beslenme eğitimi verilmiş olması hastaların besin alımlarında artışa, diyetle enerji ve protein alımlarının yüksek olmasına neden olmuştur (p<0.05). Çalışmanın sonucuna göre, hastaların oral enteral beslenme desteği almanın optimal beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasında fayda sağlamıştır.

ArtroplastiBeslenmeBeslenme tedavisi+5
Banu Süzen
Başkent University · Institute of Health Sciences
2022
00

Other supervisors