Theses supervised by Prof. Dr. Günay Kırkım

13 theses · Dokuz Eylül University

Master'sOpen AccessTR

Gürültüye bağlı işitme kaybı etiyolojisinde curcuma longa (curcumin)'in etkisinin araştırılması

Amaç: Gürültü, kalıcı tip işitme kaybına yol açan en önemli edinsel işitme kaybı nedenidir. Gürültünün kaynağında azaltılması veya kişisel korunma materyalleri kullanılması gibi gürültüye bağlı işitme kaybı (GBİK)'nı azaltmaya yönelik yöntemler bulunmasına rağmen GBİK gelişen olguların sayıca fazlalılığı, bu yöntemlerin etkinliği ve verimliliğini sorgulatmaktadır. Konuyla ilgili literatür incelendiğinde GBİK'nin mekanizmasının anlaşılması ve iç kulağı gürültüden koruyabilecek ajanların belirlenmesi konularında yoğun araştırmalar olsa da, literatürde henüz verimliliği yüksek veya ortak kabul görmüş bir yönteme rastlanmamaktadır. Bu araştırmanın amacı, wistar rat modelinde GBİK'ye karşı zerdeçal bitkisinin köklerinden elde edilen Curcuma Longa (Curcumin)'in koruyucu etkinliğini araştırmaktır. Gereç & Yöntem: Kırk iki erkek erişkin albino wistar rat gürültü verilmeyen ve gürültü verilen gruplar olmak üzere iki kategoriye ayrıldı. Gürültü verilmeyen gruplar; intraperitoneal (İP) yoldan 200 mg/kg serum fizyolojik (SF), dimetil sülfoksit (DMSO) ve curcumin ile gürültüye maruz kalan, İP yoldan 200 mg/kg SF, DMSO ve curcumin uygulanan gruplar olmak üzere 6 grup oluşturuldu. Gürültü verilen gruptaki 21 rata, 120 dB SPL şiddetinde, 4 kHz oktav bantta 4 saat gürültü verildi. İşitme düzeyleri 4, 8, 12, 16, 32 kHz'de işitsel uyarılmış beyinsapı potansiyelleri (İUBP) ile değerlendirildi. İUBP testleri gürültü sonrasında 1, 7 ve 10. günlerde gerçekleştirildi. Son İUBP testi sonrasında, 10. günde tüm ratlar sakrifiye edildi. Bulgular: İUBP testi sonuçları tüm frekanslarında Curcumin grubunda gürültü verilen diğer gruplara kıyasla daha iyi işitme eşikleri olduğunu gösterdi. Bu bulgular istatistiksel olarak da anlamlı görüldü (p<0,05). Sonuç: Elde edilen bulgulara göre Curcumin GBİK'de koruyucu olarak kullanılabilecek yararlı bir antioksidan olabilir. Anahtar Sözcükler: Gürültüye Bağlı İşitme Kaybı, Gürültü Maruziyeti, Curcumin, Antioksidan

AntioksidanlarCurcuma longa L.Etyoloji+5
Hande Evin
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda orta kulak patolojisini belirlemede geniş bant absorbans ölçümünün etkinliğinin araştırılması

GiriĢ ve Amaç: Effüzyonlu otitis media (EOM) çocukluk çağı iĢitme kaybının en yaygın sebebidir. Saf ses hava ve kemik yolu eĢiklerinin karĢılaĢtırılması iletim tipi iĢitme kaybını (ĠTĠK) belirlemeyi sağlasa da bebekler ve çocuklar gibi zor test edilen popülasyonlar değerlendirildiğinde ĠTĠK‟i tespit etmek için objektif bir yöntem kullanıĢlı olabilir. KBB hekimlerinin çoğu genellikle geleneksel timpanometrik ölçümlerden faydalanır. Fakat geleneksel timpanometrik ölçümler ile ĠTĠK‟in derecesi arasındaki iliĢki açık biçimde tanımlanmıĢ değildir. Günümüzde, orta kulağın değerlendirilmesinde "GeniĢ Bant Timpanometri (GBT)" adı verilen yeni bir teknoloji geliĢtirilmiĢtir. GBT geniĢ bant klik uyaran kullanır ve orta kulağın değerlendirilmesinde 226 Hz timpanometriye göre daha detaylı bilgi sağlar. Bu çalıĢmanın amacı çocuklarda ĠTĠK‟in öngörülmesinde ve EOM‟nin belirlenmesinde geniĢ bant absorbans (GBA) ölçümünün etkinliğini değerlendirmekti. Gereç ve Yöntem: GBA ve saf ses odyometri eĢikleri normal orta kulak durumu ile 34 çocuktan (56 kulak) (yaĢ aralığı 3.58 ile 10.83 yıl, ortalama 7.01 yıl) ve ĠTĠK‟li 40 çocuktan (73 kulak) (yaĢ aralığı 3.42 ile 9.67 yıl, ortalama 6.04 yıl) ölçüldü. Katılımcılar aĢağıdaki kriterlere dayalı olarak CHL grubuna dahil edildi: (1) Havakemik aralığı (HKA) en az bir frekansta 20 dB ya da en az iki frekansta 15 dB, ve (2) ĠTĠK‟in muhtemel nedeni olarak EOM ya da tuba Eustachii disfonksiyonu değerlendirilecektir. Ġnteacoustics tarafından sağlanan Titan model ekipman GBA ölçümü için kullanıldı. GBA kulak kanalında 226 ile 8000 Hz arasındaki frekanslarda, hava 2 basıncı (+200 ile -400 daPa) fonksiyonunun katılımıyla ölçüldü. Saf ses odyometri testi Ġnteracoustics AC40 model odyometre kullanılarak gerçekleĢtirildi. Bu iki ölçüm verisi GBA ve ĠTĠK‟in derecesi arasındaki iliĢkiyi açıklamak amacıyla incelendi. Pearson korelasyonu ve regresyon analizi GBA‟nın öngörü yeteneğini değerlendirmek için kullanıldı. ROC analizi duyarlılık ve özgüllük oranlarını belirlemek için uygulandı. Bulgular: Absorbans ĠTĠK grubunda tüm frekanslarda kontrol grubundan daha düĢüktü. Pearson korelasyon analizinde HKA ile ortam basıncındaki GBA arasında güçlü, anlamlı ve negatif korelasyon (R>0,69, p<0,000) bulundu. Regresyon analizinde HKA ile ortam basıncındaki GBA arasında, lineer modelde R-kare=0,779, kübik modelde R-kare=0,810, logaritmik modelde R-kare=0,783 bulundu. ROC eğrisi altında kalan alan (AUC)‟ye göre, ortam basıncındaki GBA, 226 Hz komplians ve timpanometrik geniĢliğe göre ĠTĠK için daha iyi bir öngörü faktörü idi. Sonuçlar: GBA çocuklarda ĠTĠK‟i doğru Ģekilde öngördü. GBA testi orta kulağın mekanik özelliklerini ölçmek için klinik bir tanı aracı olarak kullanılabilir ve aynı zamanda EOM hakkında daha ayrıntılı bilgi verebilir. Anahtar sözcükler: GeniĢ Bant Timpanometri, GeniĢ Bant Absorbans, Otitis Media, Ġletim Tipi ĠĢitme Kaybı

Akustik impedans testleriKulak hastalıklarıOrta kulak+7
Emrah Yıldız
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Koklear implantlı ilkokul birinci sınıf öğrencilerinde frekans modülasyon sistemi kullanımının öğrenmeye katkısı

Amaç: Koklear implantlı (Kİ) çocuklar arka plan gürültüsü, yankılanma süresi ve konuşmacı-dinleyici mesafesi problemlerine bağlı olarak sınıf içinde konuşmanın anlaşılmasında ve dersi dinlemede genellikle zorluk yaşamaktadır. Kİ'li çocuklar için kişisel frekans modülasyon (FM) sistemlerin kullanımı bu duruma olası bir çözüm olarak sunulmaktadır. FM sistemler Kİ'lerin sinyal/gürültü (S/G) oranını yükselterek ses kaynağından dinleyiciye sesi doğrudan ulaştırarak, bu akustik problemleri ortadan kaldıran işitmeye yardımcı dinleme cihazlarıdır. Bu araştırmanın amacı, Kİ'li ilkokul birinci sınıf öğrencilerinde kişisel FM sistem kullanımının öğrenme düzeyi üzerine etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma için ilkokul birinci sınıfa başlayan, en az üç yıldır tek kulağında implant kullanan ve İzmir ile çevresinde ikamet eden çocuklar belirlendi. Çalışmaya dahil edilme kriterlerine sahip Kİ'li 20 birey belirlendi. Denver II Gelişimsel Tarama Testi ile çocukların genel gelişimi, TİFALDİ testi ile alıcı ve ifade edici dil gelişim seviyeleri, Metropolitan Okul Olgunluk Ölçeği ile ilkokula hazır oluş seviyeleri belirlendi. Her bir testin dağılımına göre katılımcıların z- puanları hesaplandı. Birebir eşleşen çiftler oluşturularak 10 birey Kİ grubuna, 10 birey ise Kİ+FM grubuna alındı. Çeşitli nedenlerden dolayı Kİ grubundan 1 kişi, Kİ+FM grubundan ise 2 kişi üç ay sonra yapılan değerlendirmeye dahil olmadığı için çalışmadan çıkarıldı ve toplamda 17 kişiyle çalışma tamamlandı. İki grubun öğrenme düzeylerini ölçmek için ilkokul birinci sınıf derslerindeki temel kazanımlara uygun olacak şekilde Türkçe, Matematik ve Hayat Bilgisi derslerinde erişi testleri geliştirildi ve geçerlik-güvenilirlik çalışmaları yapıldı. Öğretmen faktörünü dışlamak için aynı testler her bir gruptaki bireylerin sınıflarındaki 67 adet normal işiten çocuğa da uygulandı. Testler araştırmanın başında ve 3 aylık periyodlarda, toplam 4 kez uygulandı. Normal işiten çocuklara ise çalışma başlangıcında ve sonunda uygulama yapıldı. Bulgular: Analiz sonuçlarına göre, iki gruptaki öğrencilerin de her alandaki grup-içi başarılarının zaman içinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı bulundu (p<0.05). Kİ+FM sistem grubunun Kİ grubuna göre zaman içinde Matematik ve Türkçe dersi ile Türkçe dersinde yer alan dinleme, okuduğunu anlama alt bölümlerinde daha fazla gelişim gösterdiği saptandı. FM sistem kullanımının sadece Kİ kullanımına göre bu alanlardaki başarıyı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttırdığı tespit edildi (p<0.05). Hayat bilgisi alanları ve Türkçe alanındaki dikte etme, sesli okuma becerisi açısından ise iki grubun öğrenme düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı görüldü (p>0.05). Ancak Kİ+FM sistem grubunun her dersteki başarısının Kİ grubuna göre zaman içinde daha fazla artış gösterdiği belirlendi. Sonuç: Bu bulgulara göre Kİ'li çocuklarda FM sistem kullanımının öğrenme düzeyine anlamlı olarak katkı sağladığı söylenebilir. Ancak FM sistemin eğitimsel ortamdaki yararını gösteren daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar sözcükler: Koklear İmplant, Yardımcı Teknolojiler, Erişi Testi, Öğrenme

Koklear implantlarKulak hastalıklarıÖğrenme+4
Gülce Kirazlı
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Meniere, migren ve vestibüler migren hastalarının oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller testi ile değerlendirilmesi

Amaç: Utrikül ve superior vestibüler sinirin fonksiyonunu değerlendiren, ekstraoküler kaslardan kayıtlanan potansiyellere "Oküler Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller" (oVEMP) denir. Çalışmanın amacı, Ménière, migren ve vestibüler migren ayırıcı tanısında oVEMP'in klinik değerlendirme bataryasında yer alacak düzeyde tanı değerine sahip olup olmadığının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya; 31 Ménière, 30 migren, 31 vestibüler migren olgusu ile 45 sağlıklı olgu dahil edildi. KBB muayenesini takiben 137 olguya odyolojik değerlendirmeler ve 500 Hz tonal uyaran ile oVEMP yapıldı. Olguların eşik şiddeti, N1-P1 oVEMP latans ve amplitüd değerleri ve interpik amplitüd değerleri iki kulakta kaydedildi. Bulgular: Ménière grubunda 8 hastada unilateral, 15 hastada da bilateral oVEMP yanıtı elde edilmedi. Kontrol grubu oVEMP eşik değeri Ménière ve vestibüler migren gruplarından anlamlı derecede düşüktü. P1 latansı kontrol grubunda migren grubuna göre anlamlı derecede uzundu. Kontrol grubunda N1 ve P1 dalga amplitüdleri ve interpik amplitüdlerin Meniere grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu gözlendi. Vestibüler migren ve Ménière gruplarındaki oVEMP bulguları benzerlik göstermekteydi. Sonuç: Baş dönmesi atakları ile seyreden ve klinik bulguları birbiriyle benzerlik gösteren üç patoloji Ménière hastalığı, migren ve vestibüler migrenin ayırıcı tanısında zorluklar yaşanmaktadır. Baş ağrısı ve/veya baş dönmesi yakınmalı hastaların ayırıcı tanısında; oVEMP odyovestibüler değerlendirme bataryasının bir parçası olabilir. Anahtar sözcükler: oVEMP, Ménière hastalığı, Migren, Vestibüler migren

Fulya Koçyiğit
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Gürültüye bağlı işitme kaybında Kore Kırmızı Ginseng (KRG)'in etkisinin araştırılması

Amaç: Gürültüye bağlı işitme kayıpları günümüzde en sık karşılaşılan işitme kayıpları arasındadır. Kalıcı niteliğe dönüşmüş kayıplarda, başarılı olduğu kabul edilen bir tedavi yöntemi henüz tanımlanmamıştır. Bu araştırmanın amacı, sıçan modelinde gürültüye bağlı işitme kaybına karşı Kore Kırmızı Ginseng (KRG)'in koruyucu etkinliğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 28 wistar cinsi sıçan dâhil edildi ve sıçanlar 4 farklı gruba ayrıldı. Kontrol serum fizyolojik (SF) (n=7) grubu; herhangi bir tedavi ve gürültü almayan sadece SF (200mg/kg/gün) verilen grup, kontrol KRG grubu (n=7); gürültü almayan 10 gün boyunca KRG (200 mg/kg/gün) verilen grup. Deney SF grubu (n=7); gürültüye maruz kalan ve SF (200 mg/kg/gün) uygulanan grup. Deney KRG grubu (n=7); KRG (200 mg/kg/gün) uygulanan ve gürültüye maruz kalan grup. Deney SF ve Deney KRG grubundaki 14 sıçan, 120 dB SPL şiddetinde, 4 kHz oktav bantta 5 saat gürültüye maruz kaldı. İşitme düzeyleri 4, 8, 12, 16, 32 kHz'de yüksek frekans işitsel uyarılmış beyinsapı potansiyelleri (YFİUBP) ve distorsiyon ürünü otoakustik emisyon (DPOAE) testi ile değerlendirildi. YFİUBP testleri gürültü sonrasında 1, 7 ve 10. günlerde gerçekleştirildi. Son YFİUBP ve DPOAE testi sonrasında, 10. günde tüm hayvanlar sakrifiye edildi. Sakrifikasyon sonrasında koklea ve spiral ganglion hücreleri ışık mikroskobunda hematoksilen-eozin ve TUNEL boyama yöntemi ile değerlendirildi. Bulgular: YFİUBP ve histolojik sonuçlar deney KRG grubunda, deney serum fizyolojik grubuna kıyasla daha iyi işitme eşikleri ve daha az hücre hasarı sonuçları olduğunu gösterdi. İşitme eşikleri tüm frekanslarda KRG grubunda daha iyi olmasına rağmen, anlamlılık sadece 8 kHz'de (p<0,05) görüldü. Bu frekans sıçan kulağındaki gürültüye bağlı en travmatik bölgeyi temsil etmektedir. Gürültü sonrasında DPOAE yanıtları kayboldu. Sonuç: Bu bulgulara göre KRG gürültüye bağlı işitme kaybında gürültü sonrasında kullanılabilecek yararlı bir antioksidan olabilir. Ancak koruyucu etkisine yönelik ek araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Gürültüye Bağlı İşitme Kaybı, Gürültü Maruziyeti, Kore Kırmızı Ginseng, Antioksidan

AntioksidanlarGürültüKulak hastalıkları+6
Serpil Mungan Durankaya
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Meniere hastalarının değerlendirilmesinde Dokuz Eylül Üniversitesi Meniere Yetersizlik Ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirliliğinin belirlenmesi

Amaç: Meniere hastalığı, vertigo, ilerleyici işitme kaybı ve çınlama gibi belirgin semptomlara sahip kronik ve yaşamı tehdit etmeyen bir hastalıktır. Bu üç semptom, tek başına veya bir arada belirgin olumsuz etkiler yaratarak hastaların yaşam kalitelerini azaltabilir. Bu çalışmanın amacı, tarafımızdan geliştirilen Dokuz Eylül Üniversitesi Meniere Yetersizlik Ölçeği'nin psikometrik özelliklerinin analiz edilmesi, aynı zamanda Meniere hastalarının klinik, odyolojik ve vestibuler bulgularının kendi aralarındaki ve ölçekle ilişkisinin belirlenmesidir. Yöntem: Çalışmaya katılmaya gönüllü ve kesin Meniere hastalığı tanısı almış 93 hastanın KBB muayenesini takiben detaylı klinik öyküleri alındı. Odyolojik ve vestibuler değerlendirmeleri yapıldı. Ardından Dokuz Eylül Üniversitesi Meniere Yetersizlik Ölçeği ve daha önce Türkçe geçerlilik güvenilirlik analizi yapılan Dengesizlik Envanteri uygulandı. Dokuz Eylül Üniversitesi Meniere Yetersizlik Ölçeği'nin Cronbach alfa değeri, Tukey toplanabilirlik ve Hotelling ki-kare testlerinin p değerleri, ölçeğin sınıf içi korelasyon katsayıları, madde-ölçek korelasyon katsayıları, madde silindiğinde Cronbach alfa değerleri hesaplandı. Kaiser normalizasyonlu Varimaks rotasyonu ile açımlayıcı faktör analizi ve uyum iyiliği testleri ile doğrulayıcı faktör analizi gerçekleştirildi. Bulgular: Hastaların 45'i erkek (%48.4), 48'i kadındı (%51.6) ve yaş ortalaması 48.9±12.1 yıldı. Meniere hastalığının süresi ortalama 5.6 yıl olarak belirlendi. Unilateral Meniere hastalarının (n:87) patolojik kulak 0.5-2 kHz hava yolu saf ses işitme eşik ortalaması 46.8±21.4 dBHL, 0.5-3 kHz ortalaması ise 47.4±22.3 dBHL'di. Bilateral Meniere olgularında ise (n:6) 0.5-2 kHz hava yolu saf ses işitme eşik ortalaması sağ kulakta 58±14.4 dBHL, sol kulakta 46±14.7 dBHL, 0.5-3 kHz ortalaması ise sağ kulakta 54.8±19 dBHL, sol kulakta 49.5±21.4 dBHL'di. Romberg, Unterberger, göz açık ve kapalı düz hatta yürüme testlerini içeren vestibuler fonksiyon test bulguları hastaların yaklaşık %50'sinde patolojik taraf lehineydi. Videonistagmografide spontan nystagmus oranı %16 olarak belirlendi. Bitermal kalorik testte etkilenen kulakta kanal parezisi oranı %48'di. Hastaların yaşı odyolojik bulgularla ve atak şiddeti ile güçlü pozitif korelasyon gösterdi. Kalorik yanıt ile odyolojik bulguların da arasında anlamlı ilişki vardı. Ölçeğin Cronbach alfa değeri 0.92 olarak hesaplandı, sınıf içi korelasyon değeri anlamlıydı (p<0.001). Tukey ve Hotelling testleri anlamlılık gösterdi (p<0.001). Uyum iyiliği istatistiği bulguları, maddelerin ölçeği açıklama seviyesinin yüksek olduğunu ve madde-ölçek ilişkisinin yeterli düzeyde olduğunu gösterdi. Sonuç: Bu çalışmanın bir sonucu olarak Dokuz Eylül Üniversitesi Meniere Yetersizlik Ölçeği, Meniere hastalığının yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinin ölçülmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçektir.

Güvenilirlik ve geçerlilikKulak hastalıklarıMeniere hastalığı+4
Başak Mutlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

2010-2015 yılları arasında 3. basamak ulusal yenidoğan taraması kapsamında değerlendirilen ve işitme kaybı belirlenen bebeklerin izlem bulguları

Amaç: Kliniğimizde 2010-2015 yılları arasında yapılan yenidoğan işitme taramasından (YDİT) kaldığı için ileri tetkiklerle değerlendirilen bebeklerin işitme kaybı tip ve derecesinin belirlenmesi, işitsel rehabilitasyona alınan bebeklerin dil gelişimlerinin kronolojik yaşları ile karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde 2010–2015 yılları arasında 10.500 bebeğe YDİT yapıldı. Yenidoğan işitme tarama testinden kalan 198 bebek ileri odyolojik değerlendirme için kontrole çağırıldı. Kontrole getirilen 113 bebek çalışmaya dahil edildi. Çalışmada yer alan bebeklerin risk faktörlerine ve test sonuçlarına YDİT kayıt defteri ve hasta raporlarının incelenmesi ile ulaşıldı. İşitme cihazı kullanan ve aile eğitimi programına düzenli olarak getirilen bebeklerin dil gelişimleri hakkındaki bilgiye Denver II Gelişim Testi veya Preschool Language Scale, Fourth Edition (PLS-4) testlerinden ulaşıldı. Bulgular: İleri odyolojik değerlendirme için kontrole çağırılan 198 bebekten 113'ü verilen randevuya getirildi. Çalışmada değerlendirilen bebeklerden 65'i erkek, 48'i kızdı. Bebeklerin yenidoğan işitme tarama yaş ortalaması 40.50 ± 42.34 gün (minimum 2 gün, maksimum 183 gün, ortanca değeri 30 gün) olarak belirlendi. İşitme kaybı tanı yaşının ortalaması 115.25 ± 54.71 (minimum 16 gün, maksimum 253 gün) gün olarak saptandı. Tanısal test sonuçlarına göre bebeklerden 41'inde (%0,3) konjenital işitme kaybı mevcuttu. İşitme kaybı belirlenen bebeklerden 17'sine işitsel amplifikasyon önerildi. İşitme cihazı (İC) önerilme yaşının ortalaması 128.94 ± 75.76 gün olarak belirlendi. İC'li amplifikasyon önerilen 17 bebekten sekizi aile eğitimi programına düzenli olarak getirildi. Bu sekiz bebeğin dil gelişim durumları kronolojik yaşları ile karşılaştırıldı. Bir bebeğin dil gelişimi yaşıtlarından ileri, bir bebeğin dil gelişimi yaşıtlarıyla aynı idi. Altı bebeğin dil gelişimi yaşıtlarından geri idi. Çalışmada en sık görülen işitme kaybı risk faktörleri prematüre doğum, hiperbilirubinemi, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde kalma ve doğum sırasında oksijensiz kalma idi. Sonuç: Çalışmada tanı testine ve aile eğitimi programına getirilmeyen bebeklerin olduğu görüldü. Kırk bir bebekte konjenital işitme kaybı, 32 bebekte efüzyona bağlı iletim tipi işitme kaybı mevcuttu. Aile eğitimine düzenli getirilen sekiz bebekten altısının dil gelişimi yaşıtlarından geri idi. Anahtar Sözcükler: Yenidoğan, Yenidoğan işitme taraması, İşitme kaybı

Bebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıklarıBebekler+3
Didem Erkan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Koklear implantlı çocukların gürültüde konuşmayı anlama becerilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Koklear implant (Kİ) kullanıcısı olan çocukların, gürültülü ortamlarda dinleme performanslarını "Türkçe Matriks Test (TMT)" ile ölçmek ve "Ailesel Bakış Perspektifi Anketi (ABPA)" ile yaşam kalitelerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Kİ kullanan ve normal işiten (Nİ) çocuklara akustik immitansmetri, konuşma odyometrisi ve TMT; işitme eşiklerini belirlemek amacıyla Kİ'lı çocuklara serbest alan davranım testi, Nİ çocuklara saf ses odyometri testi; Kİ'lı çocukların yaşam kalitelerini değerlendirmek amacıyla ebeveynlerine ABPA uygulandı. Bulgular: Kİ kullanan 28 olgunun 20'si erkek (%71,5), 8'i kız (%28,5); kontrol grubu 28 olgunun 16'sı erkek (%57,5), 12'si kız (%42,5) idi. Çalışmadaki 56 bireyin yaş ortalamaları; Kİ grubunun 9,57 ± 1,98 (7-14), Nİ grubun 9,82 ± 2,61 (7-16) idi. TMT, her iki gruba uygulandı. Sessiz ortamda Kİ grubu TMT ortalaması 53,4±8,33 (38,1 -67,9) dB SPL, Nİ grubu TMT ortalaması 26,03±4,33 (19,0-34,2) dB SPL idi. Gürültülü ortamda Kİ grubu TMT ortalaması 3,85±2,72 dB SGO, Nİ grubun TMT ortalaması -5,45 ± 0,69 dB SGO olarak elde edildi. Ortalama değerler arasında istatiksel olarak anlamlı fark elde edildi (p<0,001). Kİ grubu performansı demografik bilgilere (işitme kaybı tanı yaşı, işime cihazı (İC) kullanmaya başlama yaşı, koklear implantasyon yaşı, özel eğitime başlama yaşı) göre değerlendirildi. İC kullanmaya başlama yaşına göre hem sessiz hem de gürültülü ortamda TMT performanslarında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görüldü (p<0,05). Sessiz ortamda işitme kaybı tanı yaşına göre, gürültülü ortamda özel eğitime başlama yaşına göre istatiksel olarak anlamlı fark elde edildi (p<0,05). ABPA, 11 ayrı alt ölçekte (Karar verme, İmplant süreci, İmplantın etkisi, Destek, İletişim, Kendine güven, İyilik, Sosyal ilişki, Eğitim, Klinik servis) değerlendirildi. Sonuç: Kİ'lı çocukların iletişim ve öğrenme ortamlarında akranlarına göre dezavantajlı olduğu düşünüldü. Bu çocukların günlük dinleme durumları TMT kullanılarak değerlendirilebilir. Ebeveynlerin, deneyimleri sonucunda Kİ hakkında olumlu bakış açısı geliştirdikleri söylenebilir. Ailelerin Kİ aşmasında aşırı stresleri nedeniyle Kİ ekibi, implantasyonun her aşamasında ebeveynleri ayrıntılı bir şekilde bilgilendirmelidir. Anahtar Sözcükler: Türkçe Matriks Test, koklear implant, konuşma anlaşılırlığı, pediatri, yaşam kalitesi. Ailesel Bakış Perspektifi Anketi. Anahtar Sözcükler: Türkçe Matriks Test, koklear implant, konuşma anlaşılırlığı, pediatri, yaşam kalitesi. Ailesel Bakış Perspektifi Anketi.

AnketlerGürültüKoklea hastalıkları+6
Muradiye Akan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Gürültülü ortamlarda çalışmaya bağlı işitme kaybı olan hastalarda odyo-vestibüler bulguların değerlendirilmesi: Olgu kontrol çalışması

Amaç: Gürültüye bağlı işitme kaybı (GBİK) olan hastalarda işitme sistemini saf ses odyometri, yüksek frekans odyometri, Distorsiyon Ürünü Otoakustik Emisyon (DPOAE) testleri ile değerlendirmek ve vestibüler sistemde yer alan otolitik organlardaki olası hasarı Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (VEMP) testleri ile belirlemektir. Gereç ve yöntem: Araştırmaya 25-60 yaş arasında 40 GBİK ve 40 kontrol grubu olacak şekilde 80 birey dahil edildi. GBİK grubunu gürültülü ortamlarda çalışan ve işitme kaybı olan bireyler; kontrol grubunu herhangi bir odyo-vestibüler yakınması bulunmayan gönüllü bireyler oluşturdu. Tüm gruplarda işitme sistemini değerlendirmek için saf ses odyometri, yüksek frekans odyometri, akustik immitansmetri ve distorsiyon ürünü otoakustik emisyon testleri yapıldı. Vestibüler sistemi değerlendirmek için o-VEMP ve c-VEMP testleri kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya toplam 66 erkek (%82,5), 14 kadın (%17,5) birey dâhil edildi. GBİK grubunun yaş ortalaması 43.48±1.18 (28-58), kontrol grubunun yaş ortalaması 39.98±1.45 (26-59) idi. GBİK ve kontrol grupları arasında 3,4 ve 6 kHz'lerde istatistiksel olarak anlamlı farklılık elde edildi (p<0,01). DPOAE test sonuçlarına göre 2000 Hz ve üstündeki frekanslarda istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Yüksek frekans odyometri testi sonuçlarına göre tüm frekanslarda istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0,01). İki grup karşılaştırıldığında c-VEMP testinde, eşik şiddeti ve dalgalar arası amplitüd farkı değerlerinde anlamlı fark elde edilirken (p<0,01); o-VEMP testinde, eşik şiddeti, P1 latans, N1 amplitüd, P1 amplitüd, dalgalar arası amplütüd farkı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p< 0,05). Sonuç: Gürültülü ortamlarda çalışan bireylerin işitme kaybı ile birlikte denge sistemlerinde de bozulmalar olabileceği gösterildi. Anahtar Kelimeler: Gürültüye bağlı işitme kaybı, yüksek frekans odyometri, c-VEMP, o-VEMP.

GürültüOdyometriUyarılmış potansiyeller-işitsel+3
Özgenur Çetinbağ
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İşitme cihazı kullanan ve kullanmayan presbiakuzili geriatrik popülasyonun yaşam kalitesinin karşılaştırılması

Amaç: Geriatrik popülasyondaki presbiakuzili bireylerin; en az altı aydır işitme cihazı kullananlar ile işitme cihazı kullanmayanların yaşam kalitesini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya katılan 65 yaş ve üzeri, bilateral orta ve orta-ileri derecede yaşa bağlı SNİK 113 gönüllüye; Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Yaşlı Modülü, Yaşlılar için İşitme Engeli Ölçeği (HHIE) ve en az altı aydır işitme cihazı kullanan bireylere, Uluslararası İşitme Cihazları Değerlendirme Envanteri Türkçe Versiyonu (IOI-HA-TR) uygulandı. Bireylerin; cinsiyeti, yaşı, işitme kaybı derecesi, işitme cihazı kullanma durumu ve ölçeklerin puanları incelendi. Bulgular: 113 katılımcının 71'i erkek, 42'si kadın, bireylerin yaş ortalaması 77.7 idi. Bireylerin 79'u orta, 34'ü orta-ileri derece SNİK idi. Çalışmaya işitme cihazı kullanmayan 64, kullanan 49 kişi katıldı. WHOQOL-OLD'da işitme cihazı kullanan bireylerin yaşam kalitesi yüksek bulundu (p<0.001). HHIE'de işitme engeli fazla olan bireylerin yaşam kaliteleri düşük bulundu (p<0,001). IOI-HA-TR ile WHOQOL-OLD analizinde işitme cihazı memnuniyeti ile yaşam kalitesi anlamlı olarak ilişkili bulunmuştur. Sonuç: İşitme cihazı kullanan bireylerin, kullanmayanlara göre yaşam kalitesi anlamlı olarak yüksek elde edildi. İşitme engeli fazla olan bireylerin yaşam kaliteleri düşük bulundu. İşitme cihazı kullanan orta-ileri dereceli SNİK'lilerde konuşmayı anlama yüzdelerinin işitme cihazı kullanmayanlara göre yüksek olduğu görüldü. İşitme cihazı kullanım oranı orta-ileri dereceli işitme kaybı olan bireylerde daha fazla görüldü. İşitme cihazı kullanım süresi ile memnuniyetinde doğru orantılı bir ilişki görüldü. İşitme cihazının günlük kullanım süresinin, işitme cihazına adaptasyon ve başarı açısından önemli olduğu söylenebilir. Presbiakuzi nedenli sosyal izolasyonun önüne geçilmesi için geriatrik popülasyona; rutin odyolojik tetkiklere ek, yaşam kalitesi envanterleri uygulanmalı, gereklilik durumunda işitsel rehabilitasyona başlanmalıdır. Anahtar Sözcükler: presbiakuzi, geriatri, işitme kaybı, işitme cihazı, yaşam kalitesi

Kulak hastalıklarıYaşam kalitesiYaşlılar+3
Göknil Ünal
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tıkayıcı uyku apnesi sendromu olan hastalarda vestibüler bulguların değerlendirilmesi

Amaç: Tıkayıcı uyku apnesi sendromu (TUAS) tanısı alan hastalarda, hipoksiye bağlı vestibüler refleks arkındaki olası etkilenmeyi saptamak amacıyla uygulanan vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel (VEMP) test bulgularının değerlendirilmesi ve Aktiviteye Özgü Denge Güvenlilik Skalası (ABC) ile Berg Denge Ölçeği (BDÖ) skorlarının belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Horlama/uyku apnesi şikayetleri nedeniyle polisomnografi uygulanmış 18-60 yaş arası 40 hasta dahil edildi. Kontrol grubunu 20 kişi, orta ve ağır TUAS grubunu 20 kişi oluşturdu. Araştırmaya odyolojik, vestibüler, sistemik hastalığı ve ototoksik/vestibülotoksik ilaç kullanma öyküsü olmayan bireyler dahil edildi. Tüm bireyler cVEMP ve oVEMP testleri, ABC skalası ve BDÖ ile değerlendirildi. Bulgular: TUAS olan 20 olgunun 14'ü erkek (%70), 6'sı kadın (%30), kontrol grubu 20 olgunun 10'u erkek (%50), 10'u kadın (%50) idi. Çalışmadaki 40 bireyin yaş ortalamaları; kontrol grubunun 42,35±7,23 (30 – 56), TUAS grubunun 46,35 ± 7,12 (36 – 59) idi. Kontrol grubunda cVEMP ve oVEMP eşikleri tüm bireylerde elde edildi (%100). TUAS grubunda 20 olgudan (40 kulak) cVEMP cevabı %65 (26 kulak) ve oVEMP cevabı %62,5 (25 kulak) oranında elde edildi. Gruplar arasında P13, N23 latansları, N1, P1latansları, dalgalar arası latans farkı, amplitüd asimetri oranı karşılaştırıldığında anlamlı fark elde edilmedi (p>0,05). TUAS grubunda cVEMP P13-N23 amplitüdleri ve oVEMP N1-P1amplitüdleri anlamlı olarak düşük saptandı (p<0,001). ABC ve BDÖ skorları incelendiğinde; TUAS grubunda istatistiksel olarak anlamlı düşme oldu (p<0,05). Sonuç: Orta ve ağır TUAS olan hastalarda hipoksiye bağlı vestibüler fonksiyonlarda etkilenme olabileceği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Hipoksi, TUAS, Vestibüler refleks arkı, cVEMP, oVEMP, ABC Skalası, Berg Denge Ölçeği

HipoksiUyarılmış potansiyeller-işitselUyku+5
Merve Usta
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

İleri ve çok ileri derecede işitme kayıplı çocuklarda vestibüler değerlendirme: Olgu kontrol çalışması

Amaç: Bu çalışmada ileri ve çok ileri derecede sensörinöral işitme kaybı (SNİK) bulunan çocuklarda vestibüler sistemin video head impulse testi (vHIT), servikal ve oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (cVEMP ve oVEMP) testleri ile değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 5 – 12 yaş aralığındaki ileri veya çok ileri derecede SNİK bulunan 32 birey (yaş ortalaması 8,47 ± 1,83) ve normal işiten 32 birey (yaş ortalaması 8,38 ± 2,35) dahil edildi. Tüm bireylerin başını dik tutma, desteksiz oturma ve kendi başına yürüme becerileri gelişim yaşları kaydedildi. vHIT, cVEMP ve oVEMP testleri gerçekleştirildi. Bulgular: İki grubun verileri karşılaştırıldığında, çalışma grubunda kaba motor becerilerin kontrol grubuna göre daha geç geliştiği belirlendi (p<0.001). Kontrol grubundaki bireylerde vHIT sonucu negatif iken, çalışma grubundaki bireylerin %28,1'inde pozitif idi. Çalışma grubunda VOR kazançları kontrol grubundakilere göre daha düşüktü (p<0,05). Çalışma grubunun cVEMP ve oVEMP yanıt elde edilme oranları sırasıyla %56,2 ve %53,1 iken, kontrol grubunda her iki testte de %100 idi. Çalışma grubunun cVEMP ve oVEMP yanıt elde edilme oranları kontrol grubundakilere göre daha düşüktü (p<0.001). Çalışma grubunda yanıt elde edilen bireylerde, kontrol grubundakilere göre cVEMP ve oVEMP eşik değerleri daha yüksek, amplitüd değerleri ise daha düşüktü (p<0.001). Sonuç: İleri ve çok ileri derecede SNİK bulunan çocuklarda elde edilen veriler; utrikül, sakkül ve semisirküler kanallarda fonksiyon kaybı olabileceğini ve bununla ilişkili olarak kaba motor gelişimde gecikmelere neden olabileceğini göstermektedir. SNİK bulunan çocukların tanı ve tedavisinde vestibüler sistem fonksiyonunun göz önünde bulundurulmasının olası vestibüler problemlerin erken dönemde tanılanması açısından faydalı olacağı düşünüldü. Anahtar Kelimeler Vestibüler sistem, SNİK, vHIT, VEMP

Kulak hastalıklarıSağırlıkTeşhis testleri+5
Betül Koska
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı baş boyun bölgesi kanserlerinde ototoksisiteye yol açan risk faktörlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık% 12'si baş ve boyun bölgesinde yer almaktadır. Genel sağkalım oranı, tümörlerin yaş, evre, lokalizasyon, histoloji ve moleküler genetik özelliklerine bağlı olarak ortalama% 80 olarak bildirilmektedir. Bu hastalarda uzun yaşam beklentisi göz önüne alındığında, tedaviyle ilişkili yan etkilerin erken teşhisi daha da önem kazanmaktadır. Ototoksisite, platin bazlı kemoterapi ilaçlarının ciddi bir yan etkisidir. Bu çalışmanın amacı, baş boyun bölgesinde lokalize olan maligniteler nedeniyle platin bazlı kemoterapi alan çocuklarda ototoksisite gelişimini yolaçan risk faktörlerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Onkoloji bölümünde platin bazlı kemoterapi alan seksen dört çocuk hasta çalışmaya dahil edildi. Tüm çocuklarda odyolojik değerlendirme her kemoterapi seansından önce ve sonra saf ses odyometrisi, distorsiyon ürünü otoakustik emisyonlar ve işitsel uyarılmış beyin sapı potansiyelleri testi ile yapıldı. Ototoksisite, Brock, Muenster ve Chang sınıflandırması kullanılarak değerlendirildi. Kranial ışınlama, kümülatif sisplatin dozları, yaş, cinsiyet, aminoglikosidlerle kullanımı, tedavi süresi ve kemoterapötik ajanların tipi gibi risk faktörleri analiz edildi. Ki-kare testi kullanılarak, tüm risk faktörleri üç ototoksisite sınıflandırması ile eşleştirildi. Tek değişkenli analizlerle ototoksisite açısından anlamlı bulunan risk faktörleri lojistik regresyon modellemesi kullanılarak yeniden değerlendirildi. Daha sonra orta ve ileri düzeyde ototoksisite gelişen hastalar (derece 3 ve derece 4) belirlendi ve aynı analizler tekrarlandı. Bulgular: 84 hastanın, Brock'a göre 25, Muenster'e göre 29 ve Chang sınıflamasına göre 27'sinde ototoksisite gözlendi. Tek değişkenli analizlerde 5-12 yaş arası, kraniyal ışınlama ve hem sisplatin hem de karboplatin ile tedavi edilmiş olma her üç sınıflamaya göre ototoksisite ile ilişkili olduğu bulundu (p <0,05). Bu 3 risk faktörü ile yapılan lojistik regresyon modelleme analizleri, 5-12 yaş aralığında olma ve hem sisplatin hem de karboplatin ile tedavi edilmenin ototoksisite gelişme riskini anlamlı derecede arttırdığını gösterdi (p <0.05). Orta ile şiddetli ototoksisite gelişimi için yapılan tek değişkenli analizler, kraniyal ışınlamanın ve 5-12 yaşları arasında olmanın Muenster ve Chang sınıflamasına göre önemli risk faktörleri olduğunu gösterdi. Tedavinin tek bir doz olarak alınması ise, Brock sınıflamasına göre yapılan tek değişkenli analizlerde bir risk faktörü olarak ortaya çıktı. Sonuç: Bulgularımız 5 - 12 yaşları arasında olma, kraniyal ışınlama ve hem sisplatin hem de karboplatin ile tedavi edilmiş olmanın baş boyun kanserli pediatrik hastalarda ototoksisite gelişimi için önemli risk faktörleri olduğunu göstermektedir. Farklı sınıflandırma sistemlerinde yapılan analizlere göre bazı farklılıklar görülse de yaş, kraniyal ışınlama ve tedavi zamanlaması orta ile şiddetli düzeyde ototoksisite gelişimi için önemli risk faktörleri olarak görünmektedir.

Yüksel Olgun
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00

Other supervisors