Theses supervised by Prof. Dr. Hüseyin Çınar
16 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University
Mehmed Emin Vahid Paşa hayatı, eserleri, vakfiyesi ve kütüphanesi
Bu çalışma, Mehmed Emin Vahid Paşa'nın hayatını, vakfiyesini ve kütüphanesini incelemek üzere hazırlanmıştır. Mehmed Emin Vahid Paşa'nın hayatını incelemeden eserlerinin ve kütüphane kurma sebebinin tam olarak anlaşılamayacağı fikrinden hareketle, arşiv belgeleri ve başvuru kaynakları ışığında hayatı incelenmiş ve kendisine has özelliklerine çalışma içerisinde değinilmiştir. İlk aşamadan sonra vakfiye ve kitap listeleri transkribe edilerek incelenmiş ve son olarak da vakfiyelerde listelenen kitaplar güncel kitap listesi ile karşılaştırılarak günümüze intikal etmeyen kitaplar tespit edilmeye çalışılmıştır.
XIX. yüzyılda Zir kazasının nüfus defterlerive nüfus yapısı
İnsanların bir araya gelmesi nüfusu oluşturur. Nüfusun konusu ise insandır. Bu nedenle nüfus ve demografik yapı konusu, tarihin her döneminde önemini korumuştur. Tarih boyunca pek çok devlet; nüfusu, nüfus yapısını ve nüfus özelliklerini faklı bakış açısı ile kayıt altına almış, veriler toplamış, istatistikler çıkartmıştır. Bunu da bir takım idarî, askerî, malî ve demografik gerekçelerle yerine getirmiştir. Osmanlı Devleti de kuruluş dönemi sonrasında, bilhassa askerî ve malî gerekçelerle, emlak ve arazilerin kaydını (tahririni) ve vergi nüfusunu belirleme gibi işleri titizlikle yürütmüştür. Osmanlı klasik döneminde sayımlar (tahrirler) daha çok askerî ve malî gerekçelerle, hane esası üzerinden yapılmıştır. Bu anlayış, XIX. yüzyılın ilk yarısına kadar devam etmiş; 1830'lardan itibaren artık daha çok askerî amaçlı, sadece erkek nüfusun kaydedildiği nüfus sayımları yapılmıştır. Zaman zaman yapılan bu sayımlarda bütün nüfusun, kadın-erkek birlikte yazılması, ancak XIX. yüzyılın sonlarında gerçekleştirilebilmiştir. Osmanlı devlet adamlarının arazi tahrirlerinde elde ettiği kaydetme, yazma ve tescil etme geleneği ve tecrübesi, XIX. yüzyılda nüfus sayımlarında da kendisini göstermiştir. XIX. yüzyılda nüfus sayımlarının yapılmasında Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması sonrasında yeni bir oluşum aşamasına giren Osmanlı askerî teşkilatın insan kaynağını belirleme düşüncesinin ve dönemin reform anlayışının büyük rolü olmuştur. Osmanlı Devleti'nde ilk nüfus sayımı, yukarıda belirtilen askerî gerekçe ile 1830- 1831 yılında yapılmıştır. 1831 yılında da Dahiliye Nezareti bünyesinde nüfus sonuçlarını değerlendirmek ve nüfus işlerini yürütmek için İstanbul'da Ceride-i Nüfus Nezareti, sancaklarda da Defter Nazırlıkları kurulmuştur. Çalışma alanımız olan Zir Kazası (bazı dönemlerde nahiye), farklı dönemlerdeki isim ve idarî statüsündeki değişiklikler bir tarafa bırakılırsa, Ankara şehrinin daha çok batı istikametindeki; günümüzde bir kısmı Pursaklar, Keçiören, Çankaya, Etimesgut, Sincan, Polatlı, Ayaş, Kahramankazan ilçeleri sınırları içinde kalan yerleşim birimlerini içine alan, merkezi de İstanos olan bir idarî birimdir. Ankara sancağına bağlı Zir kazasının, XIX. yüzyılın ilk yarısındaki nüfus defterlerini ve bu defterlerden elde edilen verilerin değerlendirmesini konu alan bu çalışmanın kaynakları; Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi'nde bulunan, Zir kazasına ait 1252/1836, 1256/1840 ve 1258/1842 tarihli nüfus defterleridir. Bu çalışmada, bu nüfus defterlerin okunması, buralarda yer alan nüfus verilerinin değerlendirmesi, elde edilen verilerin tablolara dönüştürülerek analizi ve en sonda da nüfus defterlerinin tamamının transkripsiyonu yapılmıştır. Böylece, Osmanlı dönemine ait bir arşiv defter kaynağı üzerinden, bir kazanın; idarî, sosyal, kültürel ve demografik yapısı ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Hurûfât Defterlerine göre Ayaş Kazası vakıfları
Bu çalışmada, Osmanlı döneminde Ankara Sancağı'na bağlı bir kaza olan Ayaş'ta kurulan vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde bulunan Hurûfât Defterleri'ndeki kayıtlar üzerinden incelenmiştir. Hurûfât Defterleri'nden, kaza merkezinde ve köylerde bulunan vakıf kurumlarını, bunların kurucularını, işleyişini, görevlendirilen personelin isimlerini, görevlerini, göreve tayin usüllerini, aldıkları günlük vazife ücretlerini ve zamanla gerçekleşen değişimleri tespit edebiliyoruz. Her ne kadar bu çalışmada kullanılan Ayaş Kazası Hurûfât Defterleri'ndeki kayıtlar, 1688-1834 yılları arasını ihtiva etse de kazada kurulan ve bilgileri bu defterler ve diğer arşiv malzemeleri üzerinden günümüze ulaşan vakıfların evveliyatı çok öncelere, Ankara ve çevresinin Osmanlı hakimiyetine geçtiği XIV. yüzyılın ortalarına kadar gitmektedir. Nitekim Ayaş'ta kurulan vakıfların geçmişine gitmek için 1463, 1522 ve 1571 tarihli Ankara Sancağı'nın Evkâf ve Mufassal Tahrir Defterleri'nden yararlanılmıştır. Bu çalışmada, Hurûfât Defterleri'ndeki kayıtlardan yola çıkılarak, Ayaş Kazası merkezinde ve o dönem bu kazaya bağlı köylerde bulunan Câmi, mescid, zâviye, mektep, medrese, çeşme gibi vakıf kurumlarının adları, kurucuları, bulundukları yerler, tayin edilen görevliler, görevlendirme ve görevden alma usulleri, vazifelerden aldıkları ücretler tespit edilmeye çalışılmıştır. Hurûfât Defterleri, Ayaş'ta bulunan mahalle ve köy adlarının tespitinde; ayrıca kaza halkının sosyal, iktisadî ve dinî hayatının ortaya konulması noktasında bize geniş bir bilgi sunmuştur. Bu çalışma ile Osmanlı döneminde Ayaş Kazası'nda kurulan ve faaliyet gösteren, bölgenin imar ve ihya edilerek şenlenmesine katkı sağlayan vakıfların tarihine ve kaza genelindeki dinî, sosyal ve kültürel yapıların tespitine katkı sağlanmış; incelenen kaynak serisi üzerinden kaza genelindeki vakıfların isimleri, bulundukları yerler, kurucuları ve işleyişi gibi hususlar ortaya konulmuştur. Ayrıca Ayaş Kazası vakıflarının ve dinî, sosyal, kültürel yapıların envanterinin çıkartılması için yeni bilgiler araştırmacıların bilgisine sunulmuştur. Çalışmanın ana kaynakları dışında, konu ve Ayaş ile ilgili kitaplardan, makalelerden, tezlerden ve akademik çalışmalardan yararlanılmış, ayrıca Ayaş ve köylerine ziyaretlerde bulunularak, alan çalışması da yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Ayaş Mahalle ve Köyleri, Ayaş Kazası, Hurûfât Defterleri, Vakıflar, Vakıf Müesseseleri.
Osmanlı döneminde Ankara'da kadınların kurdukları vakıflar: Sosyo-kültürel bir inceleme (XIV-XIX. yüzyıllar)
Osmanlı toplumunda kadınların, gündelik hayatta oldukça önemli bir role sahip oldukları bilinmektedir. Kadınlar aile hayatı içinde üstlendikleri görevler ve sorumluluklar dışında toplum hayatına katkı sağlayan birçok alanda söz sahibi olmuşlardır. Kadınlar, yaşadıkları şehir, kasaba veya köylerde toplumsal hayatı doğrudan ilgilendiren dinî, sosyal ve kültürel alanlarda hayır işlerine müdahil olmuşlar, bu alanlarda vakıflar kurmuşlardır. Topluma sağladığı katkılardan dolayı bu tür vakıfların özünde yardımlaşma ve dayanışma prensipleri yer almaktadır. Bu prensipler doğrultusunda, Ankara'daki kadınlar da yaşadıkları şehirde vakıflar kurarak ve hayrat yaptırarak isimlerini ebedileştirmişlerdir. Diğer Osmanlı şehir ve kasabalarında olduğu gibi Ankara'da da hayır sahibi kadınlar, araştırmanın zaman dilimi olan XIV-XIX. yüzyıllar arasında ya tek başlarına bir vakıf kurup hayrat yaptırmışlar, ya da başkalarının kurdukları vakıflara menkul ve gayrimenkulleri ile katkı sağlamışlardır. Hayır sahibi kadınlar kimi zaman da ya kendilerinin ya da yakınlarının kurdukları vakıfta yönetici olmuşlardır. Böylece kurulan vakıflar ve yapılan hayrat ile yaşadıkları şehrin ya da kasabanın imarına, gelişimine ve ihtiyaçlarına katkı sağlamışlardır. Bunu yaparken kimi zaman bir medrese, bir mescit, bir çeşme yaptırmışlar; kimi zaman da mahallelerindeki cami, mescit ve diğer bir hayratın ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik vakıflar kurmuşlardır. Bu çerçevede Ankara'da yaşamış olan başta Melike Hatun olmak üzere Bacı Hatun, Ziyade Hatun, Bula Hatun, Zeynep Hatun, Sittî Hatun ve metin içinde ismini zikrettiğimiz pek çok kadın toplumun ihtiyacı olan çeşitli alanlarda vakıflar kurup hayrat tesis etmişler veya kurulan vakıflara katkı sağlamışlardır. Bu çalışma ağırlıklı olarak birincil kaynaklara dayanmaktadır. İncelenen dönemde Ankara'da kadınların kurdukları vakıflar ve tesis ettikleri hayrat, başta konu ile ilgili arşiv malzemeleri arasında öne çıkan vakıf tahrir defterleri, vakfiyeler ve çeşitli vakıf kayıtları kullanılarak tespit edilmeye çalışılmış; ayrıca araştırma konusu ve alanı ile ilgili kitaplar, makaleler, tezler ve ilgili akademik çalışmalardan da yararlanılmıştır. Bu çerçevede birincil ve ikincil kaynaklardan yola çıkılarak, bu çalışmada Ankara'da kadınların kurdukları vakıflar ve yaptıkları hayrat hakkında ana hatlarıyla bilgi verilmiştir. Aynı zamanda bu kadınların sosyo-ekonomik statüleri ve bireysel kimlikleri hususunda da tespitler yapılmaya çalışılmıştır.
XVIII. yüzyılın ilk yarısında yeniçerilerin politik ve sosyo-ekonomik rolleri: İstanbul örneği
Bu çalışmada, XVIII. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı askerî gücü içerisinde Yeniçeri Ocağı'nın mevcut durumunu ortaya koymanın yanı sıra sosyal ve politik yaşamdaki rolleri, İstanbul örneği üzerinden incelenmiştir. Osmanlı askerî gücü içerisinde beş yüz yıla yakın varlığını sürdürmüş olan Yeniçeri Ocağı, XVI. yüzyıl sonlarından itibaren dahilî ve haricî nedenlere bağlı olarak ocak düzeninde meydana gelen değişim, ocağın eski askerî gücünü kaybetmesine ve askerî bir teşkilat olmaktan öte ekonomik ve politik güce sahip bir kurum haline gelmesine sebep olmuştur. Bu nedenle çalışmada ocak, onu askerî bir kurum olarak gösteren tarih yazımından farklı olarak, çeşitli esnaf kollarında ve ticari hayatta yer alan, sivil yaşamla bütünleşen bir yapı içerisinde ele alınmıştır. Çeşitli arşiv belgeleri ve bu zamana kadar yapılmış olan çalışmalardan faydalanılarak yeniçerilerin ekonomik gücünün, şehir hayatına katılımlarıyla meydana gelen değişim ortaya konulmuştur. Yeniçerilerin sivil hayatla iç içe geçen ilişkileri, ocağın ekonomik gücü ve bu gücü sağlayan sermaye birikimlerine bağlı olarak ortaya çıkan dayanışma ve kredi ilişkileri ortaya çıkarılmış; çeşitli esnaf grupları içerisinde yer almaya başlamalarıyla şehrin ekonomik düzenine olan etkileri belirlenmiştir. Özellikle XVII. ve XVIII. yüzyılda yaşanan isyanlarda yeniçerilerin etkisi merkezî yönetime karşı bir tehdit unsuru haline geldiği için çalışmanın bir bölümünde de bu dönemde yaşanan isyanlarda yeniçerilerin etkisi ve gücü ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: İstanbul, Yeniçeri Ocağı, XVIII. yüzyıl, Osmanlı Toplumu, Esnaf, İsyan.
XIX. Yüzyılda Türkistanlı hacıların hac yolculuğu
XIX. Yüzyılda Türkistanlı Hacıların Hac Yolculuğu Hac farizası bütün Müslümanların yapmaya özen gösterdiği İslam dinindeki en önemli ibadetlerden biridir. Bu ibadeti diğer Müslümanlar gibi Türkistanlı Müslümanlar da yerine getirmek için her zaman çaba göstermişlerdir. Tarihin farklı dönemlerinde Afganistan, Hindistan, İran ve Hazar – Kafkaslar – Kırım – İstanbul'u hac güzergahı olarak kullanmışlardır. Ayrıca XIX. yüzyılın ikinci yarısında Rusya'nın Türkistan bölgesini hakimiyet altına alması hac ibadetini de önemli ölçüde etkilemiştir. Rusya hac ibadetinin tüm Müslümanları birleştirici unsur olmasından endişelendiği için oldukça dikkatli bir politika izlemiştir. Kesin olarak hac adaylarını bundan alıkoyamasa da bazen duruma göre çeşitli bahaneler uydurarak onları engellemeye çalışmıştır. Hac yolculuğunu zorlaştıran diğer sebeplerden biri de Türkistan hanlıklarının İran ile anlaşmazlıklarıdır. Bu nedenle diğer hac güzergahlarına göre daha uzun sürmesine rağmen Türkistanlı hacılar Osmanlı toprakları üzerinden hacca gitmişlerdir. Çünkü Osmanlı Devleti bütün Müslümanların hâmisi olarak hacılara her türlü yardımda bulunmuştur.
Ankara Kent Tarihine Bir Katkı: Turasan Bey ve Yeğen Bey –Hayatı, Hayrâtı ve Vakıfları-
Turasan Bey, muhtemelen 14. yüzyılın ilk çeyreği ile 15. yüzyılın ilk çeyreği arasında, Ankara'nın Yabanâbâd kazasına bağlı Akçakavak / Tekke köyünde yaşamıştır. Turasan Bey Ankara merkezde ve Yabanâbâd'da vakıfları ve hayratı olan Ankara'nın önde gelen beylerinden biridir. Turasan Bey'in ölümünden sonra vakfının tevliyeti yeğeni Hızır Bâli'ye, halk arasındaki meşhur adı ile Yeğen Bey'e geçmiştir. Yeğen Bey, üzerine tevdi edilen bu görevle Ankara'nın önemli simalarından biri haline gelmiş; yaptığı hayrat ile Ankara merkezde, adını taşıyan bir mahallenin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Turasan Bey Vakfı, vakfın kuruluş yıllarında (15. yüzyılın ilk yarısında) orduya altı cebelü ile katkı veren bir vakıfken, Sultan I. Selim döneminde selatin vakfına dönüştürülmüş, böylelikle serbestiyetlik kazanarak devlet görevlileri tarafından müdahele edilmesinin önüne geçilmiştir. Bu çalışmada, Turasan Bey ve Yeğen Bey'in hayatı, kurduğu vakıflar ve hayratı ile bunların Ankara'nın kent tarihine katkısı incelenmiştir. Ayrıca Turasan Bey'in kızkardeşi olması sebebiyle Hemşire Hatun olarak bilinen Yeğen Bey'in annesi Fatıma Hatun'un kurmuş olduğu vakıf ve hayratı da çalışmanın bir diğer konusunu teşkil etmiştir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden derleme-tarama usulü kullanılmıştır. Çalışmada genel olarak, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde bulunan vakfiye ile incelenen vakıflarla ilgili kayıtlar, Ankara şerʻiyye sicillerinde ve Ankara sancağına ait vakıf tahrir defterlerinde bulunan konu ile ilgili kayıtlardan faydalanılmıştır. Nitekim 1463, 1522 ve 1571 tarihli tahrir defterlerindeki vakıf kayıtlarında, Ankara merkez ve Kuzeydeki Yabanâbâd, Murtazaâbâd ve Çubukâbâd kazalarında vakfa akar olmak üzere vakfedilmiş çok sayıda dükkan, köy ve mezra bulunmaktadır. Ayrıca Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde bulunan belgelerden tespit edildiği kadarıyla, vakfın ilk başlardaki kayıtlarında olmayan, İstanbul Divanyolu'nda vakıf dükkanları ve evleri bulunmakatadır. Bu durum, daha sonra payitahtta vakfa akar olmak üzere gayrimenkul satın alındığını ortaya koymaktadır. Turasan Bey, Yeğen Bey ve Hemşire Hatun'a ait vakıf hayratın sonraki dönemlerdeki durumu, çalışmada arşiv kaynaklarından takip edilmeye çalışılmış; bu vakıflara ait eserlerden bir kısmının yangın vb. afetlerden dolayı günümüze ulaşamadığı tespit edilmiştir. Vakfın günümüze ulaşan hayratı hakkında da bilgi verilmiştir.
H. 1281/M. 1864-1865 tarihli muhasebe defterine göre Ankara Sancağı'ndaki vakıflar
Vakıf müesseseleri tarih boyunca insanlığın yararı için birçok alanda hizmet vermiştir. Osmanlı Devleti, vakıf müessesesini kendi döneminde geliştirerek daha kurumsal bir hale getirmiştir. Böylelikle Osmanlı'da vakıflar, toplum ve devlet hayatında iç ve dış güvenliğin sağlanması dışında kalan dinî, eğitim, sağlık ve beledî hizmetlerin yürütülmesi gibi pek çok alanda etkili olmasının yanı sıra kamu maliyesi üzerindeki yükü azaltmıştır. Vakıfların bahse konu olan hizmetlerini toplumun geneline sunması ve bünyesinde istihdam ettiği görevlilerin ücretlerini karşılayabilmesi için güçlü finansal kaynaklara sahip olması gerekmiştir. Vakıfların bu finansal güçleri, somut ekonomik ve mali verileri muhasebe defterlerine kaydedilmiştir. Vakıfların söz konusu ekonomik işleyişleri hakkında vakıf muhasebe defterleri bize pek çok bilgi sunmaktadır. Bu bilgiler arasında vakıfların bulunduğu muhit, dönemin mütevellisi, vakfın gelir kaynakları ve yapılan harcamalar yer almaktadır. Bu tez çalışmasında, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde bulunan, H. 1281-1282/M. 1864-1865 tarihli 1974 numaralı Ankara vakıf muhasebe defteri ele alınıp incelenmiştir. İncelenen defterde; Ankara Merkez kaza ile Ankara sancağına bağlı bulunan Ayaş, Sifrihisar/Sivrihisar, Begbâzârı/Beypazarı, Zir, Dinek Keskini-Kalecik Keskini, Yabanâbâd, Çubukâbâd, Mihalıççık, Bâlâ, Kara Hisar-ı Nallu, Haymana, Sungurlu ve Konur kazalarında bulunan toplam 129 vakıf tespit edilmiştir. Bu vakıflar dinî, sosyal, eğitim ve kültür başlıkları altında sınıflandırılmıştır. Ankara şehir merkezi ile Ankara'ya bağlı kaza ve köylerdeki vakıfların gelir durumları, hizmet alanları, harcama kalemleri, vakfın hizmetindeki vazife sahipleri gibi konular üzerine değerlendirilmeler yapılmıştır. Bu tez çalışması ile vakıf muhasebe defterinden yola çıkarak Ankara'da, Ankara'ya bağlı kaza ve köylerde yer alan vakıfların muhasebeleri bütüncül olarak ele alınmış ve değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Muhsinzade Mehmed Paşa'nın Hayatı ve Vakıfları
Osmanlı Devleti, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında bir kısım toprakları hakimiyeti altına almış ve bu topraklarda yüzyıllarca hüküm sürmüştür. Osmanlı Devleti'nin cihan hakimiyetindeki temel unsurlardan birisi de bünyesinde yetişen devlet adamlarının dirayetli, kabiliyetli, terbiyeli ve ahlak sahibi kimseler olmalarıdır. Osmanlının yetiştirdiği önemli devlet adamlarından biri de Muhsinzâde Mehmed Paşa'dır. Bu çalışmada; onun hayatı, idari görevleri ve sadareti hakkında bilgi verilmiş ve kurmuş olduğu vakıfları ile bırakmış olduğu hayrâtı incelenmiştir. Çalışmanın kapsamı, genel olarak Muhsinzâde Mehmed Paşa'nın hayatı ve eserleriyle sınırlıdır. Bu çalışma, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde genel olarak çalışmada kullanılan kaynaklar tanıtılmış, vakıf ve vakfiye kavramları üzerinde durulmuş ve tezin amacı, önemi ile sınırlılıkları hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, Muhsinzâde Mehmed Paşa'nın hayatı hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca vakıf kurma ve hayrât bırakma nedenlerini anlayabilmek için öncelikle arşiv belgeleri ve konu ile ilgili çalışmalardan yararlanılmıştır. Babası Muhsinzâde Abdullah Paşa ile beraber çeşitli seferlere katılmış ve otuz yıla yakın vezirlik görevinde bulunmuş; iki defa sadarete gelmiş olan Muhsinzâde Mehmed Paşa, ileri görüşlü ve tecrübeli bir devlet adamıydı. Muhsinzâde Mehmed Paşa'nın idari görevleri, şahsiyeti ve vefatı ile hayatının geçtiği dönem bu bölümde incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, Muhsinzâde Mehmed Paşa'ya ait vakfiyeler ve diğer belgelerden yola çıkarak Paşa'nın vakıfları ve hayrâtı incelenmiştir. Şumnu, Anabolu, Travnik, Vodina gibi Balkanlar'daki bazı şehirlerde kurmuş olduğu vakıf ve hayrâtı ele alınan Muhsinzâde Mehmed Paşa, idari görevlerinin yanısıra yapmış olduğu hayrât ve tesis etmiş olduğu vakıflarla da döneminde öne çıkan bir devlet adamıdır. Anahtar Kelimeler: Muhsinzâde Mehmed Paşa, Osmanlı Devleti, Vakıf, XVIII. yüzyıl.
Cenâbî Ahmed Paşa'nın hayatı, hayratı ve eserleri
Ahmed Paşa,"Cenâbî", "Hayâlî", "Hayâtî" lakapları ile de meşhur olan ve Anadolu beylerbeyliği görevinde de bulunan XVI. yüzyıl Osmanlı devlet adamlarındandır. Küçük yaşta Topkapı Sarayı, Enderun Mektebi'ne giren Ahmed Paşa, burada eğitimini ve terbiyesini tamamlamış ve çeşitli vazifeleri yerine getirmiştir. Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanat yıllarında, yaklaşık yirmi yıl Anadolu beylerbeyliği görevinde bulunmuştur. Ahmed Paşa'nın beylerbeyi olduğu yıllarda, Anadolu beylerbeyliğinin merkezi Ankara'dır. Çevresinde dürüst ve güvenilir biri olarak bilinen Ahmed Paşa, âdil, ince ruhlu ve sanatsever bir şahsiyet olarak tanınmaktadır. Kanuni'nin oğulları arasında çıkan taht mücadelesinde etkin rol oynayan Ahmed Paşa'nın, Kanun Sultan Süleyman'ın oğlu Şehzade Mustafa'nın kızı Nergisşah Sultan ile evlendiği yönünde görüşler mevcuttur. Yaygın lakabı "Cenâbî" olan Ahmed Paşa, edebî kişiliği ile de öne çıkmaktadır. Paşa'nın bir de Divan'ı bulunmaktadır. Şiirlerinde Cenâbî ve Harfî mahlaslarını kullanmıştır. Ahmed Paşa, uzun bir süre beylerbeylik yaptığı Ankara'da, Mimar Sinan ya da onun ustaları tarafından yapıldığı kabul edilen, halk arasında ve arşiv kayıtlarında "Cenâbî Ahmed Paşa", "Hayâlî Ahmed Paşa", "Hayâtî Ahmed Paşa", "Yeni Cami" gibi adlarla anılan camiyi yaptırmış ve onun etrafında bir takım hayratın oluşmasına vesile olmuştur. Paşa'nın hayratı içinde hamam, çeşme ve türbe yer alırken, daha sonra avlu içerisine inşa edilen Mevlevîhâne ile bu yapılar topluluğu bir külliye görünümünü almıştır. Ahmed Paşa'nın buradaki hayrata ve özellikle camiye ait doğrudan bir vakfiyesine ne Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde ne de Devlet Arşivleri Başkanlığı'nda rastlanmıştır. Ancak cami ve türbe ile ilgili çeşitli zamanlarda kurulan, özellikle camideki görevlendirme ve tamirlerle ilgili vakıflara rastlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Cenâbî Ahmed Paşa, Cenâbî Ahmed Paşa Camii, Yeni Camii, Anadolu Beylerbeyliği, Ankara Tarihi, Vakıf.
19. yüzyıl'da bir Osmanlı devlet adamı: Mehmed Vecihi Paşa ve Ankara Valiliği
Osmanlı Devleti, yaklaşık altı asır geniş bir coğrafyada hüküm sürmüş; dünya tarihinde siyasi, idari, askeri ve kültürel alanlarda kendinden en fazla söz ettiren nadir devletlerden biridir. Osmanlının kendinden bu kadar söz ettirmesinde, hiç şüphesiz padişahından en alt kademedeki devlet memuruna kadar pek çok kesimin payı büyüktür. Osmanlı Klasik Döneminde daha çok padişahlar ön plana çıkarken, XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise sadaret makamının öne çıkmasıyla birlikte sadrazamlar ve onları takiben de vali paşalar ön plana çıkmaya başlamıştır. XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti içte ve dışta çeşitli sorunlarla karşılaşmış; bundan en baştaki padişahtan en alt tabakadaki halka kadar her kesim kendi ölçüsü içinde etkilenmiştir. Osmanlı devlet ve toplum hayatında değişim ve dönüşümün yaşandığı XIX. yüzyılda merkez teşkilatı yanında taşra teşkilatında da gözle görülür bir değişiklik yaşanmıştır. Bu dönemde taşrada öne çıkan devlet adamları arasında Mehmed Vecihi Paşa da yer almıştır. Paşa, Tanzimat Fermanı'nın ilanının öncesinde ve sonrasında görev yaptığı eyaletlerde/vilayetlerde önemli görevler üstlenmiştir. Bunlar; Çirmen, Samakovcuk, Varna, Selanik, Belgrad, Bosna, Konya, Diyarbakır, Haleb, Sayda, Musul, Bağdat, Ankara, Erzurum, Hicaz ve Habeş'dir. Bu görevleri arasında Ankara eyaleti valiliğinde 1264/1848'den 1267/1850'ye ve 1268/1852 yılından 1271/1855'e kadar iki ayrı dönemde toplam 5 yıl 3 ay görev yapmıştır. Kendisine vezirlik rütbesi de tevcih edilmiş olan Mehmed Vecihi Paşa, bir ara Meclis-i Vâlâ Azalığı görevinde de bulunmuştur. Bu çalışmada, dönemin kaynaklarında yetenekli, zeki ve adaletli bir devlet adamı olarak da tanımlanan Mehmed Vecihi Paşa'nın hayatı, görevleri, ailesi, çocukları gibi konulara genel olarak temas edilmiş; ağırlıklı olarak da Ankara eyaletindeki valiliği ve bu dönemde Ankara sancağında ve onun da içinde yer aldığı Ankara eyaletinde meydana gelen olaylar üzerinde yoğunlaşılmıştır. Mehmed Vecihi Paşa'nın bir dönem adı Bozok da olan Ankara eyaletindeki valiliği sırasında meşgul olduğu sorunlar arasında aşiretlerin iskanı meselesi öne çıkmaktadır. Paşa bu meselenin hallinde önemli rol üstlenmiştir. Dönemin konu ile ilgili Osmanlı arşiv belgeleri, Ankara şer'iyye sicilleri, devlet salnameleri ve takvim-i vekayi gibi kaynakların yanısıra yapılmış olan ikincil çalışmalardan da istifade edilerek Mehmed Vecihi Paşa'nın hayatından bir kesit sunulmaya çalışılmıştır. Osmanlı XIX. yüzyılını anlamaya katkı sağlayacağı düşüncesinden yola çıkarak, biyografik çalışmaların yapılmasının gerekliliği düşüncesiyle, taşradan, özellikle Ankara eyaleti ve Mehmed Vecihi Paşa'nın üzerinden dönemin olayları, uygulamaları ve şahısları bir nebze de olsa ele alınmış ve incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Vezir Mehmed Vecihi Paşa, Ankara Eyaleti, Ankara Eyaleti Valisi, Bozok Eyaleti, XIX. Yüzyıl Osmanlı Devleti, Tanzimat.
2 numaralı Mora Ahkâm Defterine göre; Osmanlı İmparatorluğu'nda İngilizler (1717-1750)
Ticaret, tarihin en eski ve en önemli konularından biridir. Osmanlı döneminde, Avrupalı bir devletin, İmparatorluk sınırları içerisinde serbestçe ticaret yapabilmesi için söz konusu Avrupalı devlete ahidnâme-i hümâyûn veya kapitülasyon verilmesi gerekliydi. İngiltere, 1580 yılında Osmanlı Devleti'nden ahidnâme almış ve bu tarihten sonra Osmanlı topraklarında doğrudan ticaret yapmaya başlamıştır. İngilizler, Osmanlı Devleti'nden almış oldukları kapitülasyonları daha sonraki yıllarda yenileyerek genişletmişler ve özellikle 1713 yılında Cebelitarık Boğazı'nı ele geçirmeleriyle birlikte, XVIII. yüzyılda Akdeniz'deki siyasi ve ticari etkinliklerini arttırmışlardır. Bu çalışmada, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki 2 Numaralı Mora Ahkâm Defteri'nden yola çıkılarak, defterde yer alan hükümler ve diğer kaynaklar çerçevesinde, 1717-1750 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'ndaki İngilizler incelenmiş, Osmanlı- İngiltere siyasi ilişkilerinin tarihçesi hakkında bilgi verilerek, diplomasi ve ticaretin bu dönemde ne denli iç içe olduğu üzerinde durulmuştur. Çalışmada ayrıca, İngiltere elçileri ve diğer diplomatik temsilcileriyle, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında ticaret yapan İngilizlerin hukuki statüleri ele alınmıştır. Bunun yanı sıra İngilizlerin, kendilerine tanınan kapitülasyonlar aracılığıyla ne şekilde himaye edildikleri üzerinde durulmuştur. Çalışmada ayrıca İngilizlerin hangi bölgelerde ticaret yaptıkları, tüccarların ne tür sıkıntılarla karşılaştıkları, savaş, korsanlık ve eşkıyalık gibi güvenliği tehdit eden olayların ticareti ne şekilde etkilediği çeşitli örneklerle incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Osmanlı-İngiliz Ticareti, Kapitülasyon, Ahidnâme, Diplomasi, Elçi, Konsolos, Ticaret, Akdeniz'de Ticaret.
2 numaralı Mora Ahkâm Defterine göre; Osmanlı İmparatorluğu'nda İngilizler (1717-1750)
Ticaret, tarihin en eski ve en önemli konularından biridir. Osmanlı döneminde, Avrupalı bir devletin, İmparatorluk sınırları içerisinde serbestçe ticaret yapabilmesi için söz konusu Avrupalı devlete ahidnâme-i hümâyûn veya kapitülasyon verilmesi gerekliydi. İngiltere, 1580 yılında Osmanlı Devleti'nden ahidnâme almış ve bu tarihten sonra Osmanlı topraklarında doğrudan ticaret yapmaya başlamıştır. İngilizler, Osmanlı Devleti'nden almış oldukları kapitülasyonları daha sonraki yıllarda yenileyerek genişletmişler ve özellikle 1713 yılında Cebelitarık Boğazı'nı ele geçirmeleriyle birlikte, XVIII. yüzyılda Akdeniz'deki siyasi ve ticari etkinliklerini arttırmışlardır. Bu çalışmada, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki 2 Numaralı Mora Ahkâm Defteri'nden yola çıkılarak, defterde yer alan hükümler ve diğer kaynaklar çerçevesinde, 1717-1750 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'ndaki İngilizler incelenmiş, Osmanlı- İngiltere siyasi ilişkilerinin tarihçesi hakkında bilgi verilerek, diplomasi ve ticaretin bu dönemde ne denli iç içe olduğu üzerinde durulmuştur. Çalışmada ayrıca, İngiltere elçileri ve diğer diplomatik temsilcileriyle, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında ticaret yapan İngilizlerin hukuki statüleri ele alınmıştır. Bunun yanı sıra İngilizlerin, kendilerine tanınan kapitülasyonlar aracılığıyla ne şekilde himaye edildikleri üzerinde durulmuştur. Çalışmada ayrıca İngilizlerin hangi bölgelerde ticaret yaptıkları, tüccarların ne tür sıkıntılarla karşılaştıkları, savaş, korsanlık ve eşkıyalık gibi güvenliği tehdit eden olayların ticareti ne şekilde etkilediği çeşitli örneklerle incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Osmanlı-İngiliz Ticareti, Kapitülasyon, Ahidnâme, Diplomasi, Elçi, Konsolos, Ticaret, Akdeniz'de Ticaret.
2 numaralı Mora Ahkâm Defterine göre; Osmanlı İmparatorluğu'nda İngilizler (1717-1750)
Ticaret, tarihin en eski ve en önemli konularından biridir. Osmanlı döneminde, Avrupalı bir devletin, İmparatorluk sınırları içerisinde serbestçe ticaret yapabilmesi için söz konusu Avrupalı devlete ahidnâme-i hümâyûn veya kapitülasyon verilmesi gerekliydi. İngiltere, 1580 yılında Osmanlı Devleti'nden ahidnâme almış ve bu tarihten sonra Osmanlı topraklarında doğrudan ticaret yapmaya başlamıştır. İngilizler, Osmanlı Devleti'nden almış oldukları kapitülasyonları daha sonraki yıllarda yenileyerek genişletmişler ve özellikle 1713 yılında Cebelitarık Boğazı'nı ele geçirmeleriyle birlikte, XVIII. yüzyılda Akdeniz'deki siyasi ve ticari etkinliklerini arttırmışlardır. Bu çalışmada, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki 2 Numaralı Mora Ahkâm Defteri'nden yola çıkılarak, defterde yer alan hükümler ve diğer kaynaklar çerçevesinde, 1717-1750 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'ndaki İngilizler incelenmiş, Osmanlı- İngiltere siyasi ilişkilerinin tarihçesi hakkında bilgi verilerek, diplomasi ve ticaretin bu dönemde ne denli iç içe olduğu üzerinde durulmuştur. Çalışmada ayrıca, İngiltere elçileri ve diğer diplomatik temsilcileriyle, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında ticaret yapan İngilizlerin hukuki statüleri ele alınmıştır. Bunun yanı sıra İngilizlerin, kendilerine tanınan kapitülasyonlar aracılığıyla ne şekilde himaye edildikleri üzerinde durulmuştur. Çalışmada ayrıca İngilizlerin hangi bölgelerde ticaret yaptıkları, tüccarların ne tür sıkıntılarla karşılaştıkları, savaş, korsanlık ve eşkıyalık gibi güvenliği tehdit eden olayların ticareti ne şekilde etkilediği çeşitli örneklerle incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Osmanlı-İngiliz Ticareti, Kapitülasyon, Ahidnâme, Diplomasi, Elçi, Konsolos, Ticaret, Akdeniz'de Ticaret.
Kuzviran Şeyhler'den Çamlıdere'ye: Dikey ve yatay boyutta bir yerel tarih çalışması
Anadolu coğrafyası, tarih boyunca yalnızca büyük siyasal merkezlerin değil, aynı zamanda küçük yerleşim birimlerinin de derin tarihî, kültürel ve dinî birikimlerine sahne olmuştur. Bu yerleşimlerin bazılarında dinî önderler etrafında şekillenen sosyal yapılar, sadece bölgesel kimliği değil, aynı zamanda idari, ekonomik ve kültürel dönüşümleri de belirleyici kılmıştır. Bu çalışmanın konusu olan Kuzviran Şeyhler'den Çamlıdere'ye uzanan tarihsel süreç, işte böyle çok katmanlı bir dönüşümün izini sürmektedir. Bugün Ankara'nın bir ilçesi olan Çamlıdere'nin, 14. yüzyıldan itibaren bir dinî merkez olarak şekillenmeye başlaması ve zaman içinde zaviye, köy, nahiye ve nihayetinde ilçe hüviyetine kavuşması, yalnızca coğrafi ya da idari bir değişimle açıklanamaz. Bu değişimin merkezinde, halk arasında kerametleriyle tanınan, bölgenin manevî mimarı kabul edilen Şeyh Ali Semerkandî yer almaktadır. Çalışma, bir yerleşim biriminin dinî önderlik, halk inançları, üretim yapısı, idari statüsü ve toplumsal örgütlenme biçimleriyle birlikte nasıl dönüştüğünü hem dikey hem de yatay boyutlarıyla ele almayı amaçlamaktadır. Özellikle Şeyh Ali Semerkandî'nin bölgeye yerleşmesinden itibaren oluşan zaviye kültürü, sadece bireysel inanç pratiklerini değil, aynı zamanda topluluk bilincini, yerleşim dokusunu, vergi muafiyetlerini ve sosyal statüyü de etkilemiştir. Şeyh Ali Semerkandî ve evladının kurumsallaşan etkisi, zamanla halk inançlarıyla birleşerek bir tür "yerel kutsallık" üretmiş; bu kutsallık hem Osmanlı yönetimi hem de halk nezdinde kabul gören bir yapı haline gelmiştir. Bu bağlamda, çalışma yalnızca bir köyün ilçe olma serüvenini aktarmaktan ibaret değildir. Aynı zamanda, Anadolu'nun İslamlaşma sürecinde tasavvufun ve tarikatların oynadığı rolü, zaviye sisteminin sosyo-politik işlevini ve yerel inanç önderlerinin toplumsal yapıyı nasıl etkilediğini somut bir örnek üzerinden analiz etmeyi hedeflemektedir. Tarih yazımı açısından bakıldığında ise, yerel tarih çalışmaları çoğu zaman genel tarih anlatılarının gölgesinde kalmakta; oysaki bu tür mikro düzeyli çalışmalar, makro tarihsel dönüşümlerin sahada nasıl karşılık bulduğunu anlamak bakımından son derece değerlidir. Bu tez, bu yaklaşımla hazırlanmış ve Çamlıdere örneğinde "yerelden merkeze" uzanan bir tarihsel okuma gerçekleştirmeyi amaçlamıştır. Araştırmanın kaynak tabanı hem arşiv belgelerine hem de sözlü tarihe dayanmaktadır. Tahrir ve Temettuat defterleri, Şer'iyye Sicilleri, Osmanlı idari kayıtları, padişah fermanları, nüfus sayımları gibi birincil yazılı kaynakların yanı sıra, halk arasında aktarıla gelen menkıbeler, yerel anlatılar ve türbe etrafındaki pratikler de veri olarak değerlendirilmiştir. Böylece hem belgelerin dili hem de halkın hafızası bir araya getirilerek çift katmanlı bir tarihsel anlatı oluşturulmuştur. Aynı zamanda bölgenin fizikî, idari ve demografik yapısı da detaylı biçimde ele alınmış; bu yapının dinî önderlik ve halk inancı etrafında nasıl şekillendiği sosyolojik bir bakışla analiz edilmiştir. Sonuç olarak bu tez, Çamlıdere'nin tarihsel gelişimini, dini-sosyal yapılarla olan ilişkisini, Şeyh Ali Semerkandî ve onun etki alanını, yerel idari statünün dönüşümünü, nüfus ve iktisadi yapıdaki değişimleri bilimsel yöntemle ele alarak, hem yerel tarih yazımına katkı sunmayı hem de daha geniş tarihsel-kültürel süreçlere dair özgün çıkarımlar yapmayı hedeflemektedir. Anadolu'nun merkezî coğrafyasında, küçük bir yerleşim birimi etrafında şekillenen bu tarihsel bütün, aynı zamanda büyük tarih anlatılarına da alternatif bir perspektif geliştirme imkânı sunmaktadır. Anahtar Kelimler: Kuzviran, Şeyhler, Ali Dede Şeyhler, Şeyh Ali Semerkandî, Çamlıdere.
18. yüzyılın ilk yarısında bir devlet adamı: Kabakulak İbrahim Paşa
III. Ahmed'in hükümdarlığı sırasında Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan ve 'Lale Devri' olarak nitelendirilen dönem, Batı etkisinin kültür, sanat, mimari ve toplumsal alışkanlıklar üzerinde gözle görülür bir şekilde etkili olduğu bir dönemdir. Bu süreçte, Osmanlı toplumunda sanat anlayışında, kültürel hayatta ve sivil mimaride değişim yaşanmıştır. Ancak, ekonomik sorunların baş göstermesi ve toplumda artan huzursuzluklar nedeniyle bu refah ve yenilik dönemi uzun sürmemiştir. Bunun sonucunda 1730 yılında Patrona Halil İsyanı meydana gelmiş, bu isyanla III. Ahmed tahttan indirilmiş ve Lale Devri sona ermiştir. Sultan I. Mahmud, isyanın ardından iktidarını sağlamlaştırmak için Patrona Halil ve destekçilerini kısa sürede etkisiz hale getirmiş; bu isyanın bastırılması esnasında dönemin önde gelen devlet adamlarından Silahdar Mehmed Paşa, Kırım Hanı Kaplan Giray ve Kabakulak İbrahim Paşa'nın desteğini almıştır. Sultan I. Mahmud yönetimi boyunca, sosyal düzeni sağlamak amacıyla esnaf ve toplumla ilgili düzenlemeler yapmış; disiplinli bir yönetim anlayışını benimsemiştir. Tez çalışmamızın ana konusunu teşkil eden Kabakulak İbrahim Paşa, Sultan I. Mahmud'un saltanatının hemen başlarında, 3 Receb 1143 (12 Ocak 1731) tarihinde sadarete getirilmiş ve bu görevde 7 ay 19 gün kalmıştır. Genç yaşta Şebhinkarahisar'dan İstanbul'a gelen ve devlet hizmetine giren Paşa, çeşitli askerî ve bürokratik görevler sonrasında Osmanlı devlet yönetiminde padişahtan sonraki en üst makama, sadaret makamına yükselmiştir. Sadareti süresince merkezi otoriteyi güçlendirmeye yönelik sert politikalar benimsemiş; bu tutumu saray saray çevresinde ve halk arasında hoşnutsuzluk yaratmış ve nihayetinde görevden alınmasına sebep olmuştur. Kabakulak İbrahim Paşa sadaret görevinden azledilmesinin ardından önce Eğriboz muhafızlığına, daha sonra da Bosna valiliğine getirilmiş; nihayetinde Girit'in Resmo şehrine sürgün edilmiş ve yaklaşık on yıl boyunca zorunlu ikamete tâbi tutulmuştur. 1743 yılında da burada vefat etmiştir. Yapılan araştırmalarda Kabakulak İbrahim Paşa'nın vakıf veya hayratına dair bir bilgiye ulaşılmamıştır.