Prof. Dr. İbrahim Halil Bahçecioğlu danışmanlığındaki tezler
14 tez · Fırat University
Karaciğer sirozlu hastalarda radyolojik bulgularla sarkopeni sıklığının tespiti ve metabolik belirteçlerle ilişkisinin araştırılması
Karaciğer sirozlu hastlarda çeşitli nütrisyon bozuklukları görülür. Yapılan çalışmalarda sirozlu hastalarda malnutrisyon ve sarkopeni sıklığının arttığı görülmüştür. Bu çalışmada; karaciğer sirozlu hastalarda sarkopeni sıklığını, sarkopeni ile D vitamin düzeyi, somatomedin c (İGF-1), cinsiyet, sirozun evresi ve komplikasyonları arasındaki ilişki araştırıldı. Prospektif olarak yapılan bu çalışmaya Kasım 2019-Ekim 2020 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi gastroenteroloji polikliniğine başvuran, tanısı sirozun tipik laboratuvar, klinik ve görüntüleme bulgularıyla konulmuş 18-80 yaş arası 60 karaciğer sirozu hastası dahil edildi. Hepatoselüler karsinom taraması için veya organ nakli ünitesi başvurusunda çekilen abdominal BT görüntülemelerinde lomber 3. vertebra (L3) kaudal uç seviyesindeki iskelet kaslarının yüzey alanları ölçülüp, iskelet kas indeksi (SMI)'ni elde etmek için uzunluğun karesi(m2) ile normalize edildi. Sarkopeni için tanı kriterleri onkolojik popülasyonlardan elde edilmiştir. Sarkopeni L3 SMI'nin kadınlarda <38,5 cm2/m2, erkeklerde <52,4 cm2/m2 olmasıdır. Bu çalışmada hastaların 23'ünün (%38,3) D vitamini ileri derece düşük, 21'inin (%35) düşük, 13'ünün (%21,7) yetersiz ve 3'ünün (%5) yeterli bulunmuştur. Sarkopenik olan ve olmayan hastalar arasında D vitamini ve IGF-1 açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Sarkopenik olan ve olmayan hasatalar arasında Child-Pugh skorları açısından anlamlı farklılık tespit edilmedi (p>0,05). Sarkopenik hastalarda asit varlığı sarkopenik olmayan hastalardan yüksek olmasına rağmen anlamlı farklılık görülmedi (p=0,528). SMI ile D vitamini, IGF-1, albumin ve hemoglobin (Hb) arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi. Bu çalışmada hastaların 39 (%65)'unda sarkopeni saptanmış olup sarkopeni sıklığının arttığı gösterildi. Özofagus varisleri, asit, hepatoselüler karsinom gibi komplikasyonlara benzer şekilde sirozlu hastalar sarkopeni açısından taranmalıdır. Anahtar Kelimeler: Karaciğer sirozu, Malnutrisyon, Sarkopeni, D vitamini, İGF-1, İskelet Kas İndeksi
Zayıf ve obez bireylerde karaciğer yağlanmasının klinik, metabolik ve radyolojik olarak kıyaslanması
Bu çalışmada, karaciğer yağlanması radyolojik olarak tespit edilmiş, zayıf ve kilolu bireylerin klinik, laboratuvar ve radyolojik bulgularının karşılaştırılıp; benzer ve farklı yönlerinin ortaya konulması amaçlandı. Bu amaçla; Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Gastroenteroloji, Endokrinoloji ve İç Hastalıkları polikliniklerine başvuran üst abdomen ultrasonografisiyle(USG) karaciğer yağlanması tespit edilmiş. Vücut Kitle İndeksi (VKİ) <25 olan 20 ve VKİ >25 olan 60 hasta belirlendi. Bu hastalar aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT), alkalen fosfataz (ALP), gama glutamil transferaz (GGT), bilirübin, açlık kan şekeri (AKŞ), lipid profilleri, koagülasyon testleri, insülin düzeyleri ve insülin direnci açısından karşılaştırıldı. Hastaların karaciğer sertlik derecesi transient elastografiyle değerlendirildi. Hastalara fruktoz tüketim skalası anketi uygulanarak hastaların fruktoz tüketimleri değerlendirildi. VKI<25 olan hastaların %20'si kadın ve %80'i erkek iken VKI>25 olan hastaların %55'i kadın ve %45'i erkektir. Zayıf ve kilolu gruplar arasında cinsiyet açısından anlamlı farklılık görüldü. (p=0,007). Zayıf grubun glukoz değeri kilolu grubun glukoz değerinden anlamlı şekilde düşük bulundu(p=0,005). Zayıf grubun HOMA-IR değeri kilolu grubun HOMA-IR değerinden anlamlı olarak düşük tespit edildi(p=0,05). Zayıf ve kilolu gruplar arasında yağlanma evresi açısından anlamlı farklılık görülmedi. (p=0,525) Zayıf ve kilolu gruplar elastografi değerleri açısından karşılaştırıldığında anlamlı farklılık tespit edilmedi. (p>0,05) Zayıf grubun AST değeri kilolu grubun AST değerinden anlamlı şekilde yüksek bulundu.(p=0,025) Zayıf grubun %60'ında kilolu grubun ise %85'inde yüksek düzeyde fruktoz tüketimi izlendi ve gruplar arasında fruktoz tüketim miktarı açısından anlamlı farklılık görüldü. (p=0,027) Çalışmamızda NAFLD'LI (Nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı) zayıf grubun, NAFLD'lı kilolu gruba göre glikoz değeri ve HOMA-IR skorunu daha düşük bulduk. Zayıf bireylerde NAFLD gelişim mekanizması, bulguları, kliniği, tedavisi ve kilolu NAFLD'lı bireylerden bu açılardan farklarının net bir biçimde ortaya konabilmesi için; minimal yağlanmanın ultrasonografi ile atlanabilme ihtimalini dışlamak amacıyla çoklu noninvaziv tekniklerle karaciğerin değerlendirilmesi, bu amaçla çok daha geniş grupların taranması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: NAFLD, Transient Elastografi, HOMA-IR, Fruktoz Tüketimi
İnaktif taşıyıcı ve kronik hepatit B'li hastalarda hepatit B yüzey antijeninin kuantifikasyonu: Klinik ve histopatolojik ilişkisi
ÖZET Hepatit B yüzey antijeni kuantifikasyonu (qHBsAg) basitçe yapılabilir, tekrarlanabilir ve ucuz bir testtir. Özllikle HBV DNA düzeyleri ile birlikte, gerçek inaktif taşıyıcıların tespit edilerek, progressif seyreden HBeAg (-) hastalardan ayırt edilmesi sağlanır. Biz bu çalışmada inaktif taşıyıcı ve KHB'li hasta gruplarında kuantatif HBsAg titresi ile hastaların HBV DNA düzeyleri, karaciğer fonksiyonları ve karaciğer histopatolojisi ile ilişkisi olup olmadığını araştırarak qHBsAg'nin bu parametrelerin bir göstergesi olup olmayacağını ve bunların yerine kullanılabilecek bir belirteç olup olmayacağı araştırmak amaçlanmıştır. Çalışma Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Ekim 2013- Haziran 2015 tarihleri arasında yapıldı. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji polikliniğine ayaktan başvuran ve daha önce hiç tedavi almamış olan hastalar arasından seçildi. Çalışmaya 142'si inaktif, 165 kronik HBV hastası dahil edildi. Bu hastalarda qHBsAg düzeylerine ABBOTT ARCHITECT İ 1000 SR kitleri kullanılarak, HBV DNA testleri QIAGEN SYSTEM GERMANY cihazında QIAsymphony kitleri kullanılarak çalışıldı ve karaciğer biyopsisi ile beraber histopatolojik değerlendirme yapıldı. naktif HBsAg taşıyıcıları ile KHB hastaları HbsAg seviyeleri yönünden karşılaştırıldığında anlamlı fark bulunmadı. KHB hastaları gruplandırıldığında ortalama qHBsAg HBeAg (+) hastalarında anti-HBe (+) ve inaktif HBV hastaların ortalama HbsAg düzeyine göre istatistiki olarak anlamlı bulundu. Ancak anti-HBe (+) ve inaktif HBV hastaların HbsAg düzeyi karşılaştırıldığında istatistiki olarak anlam fark bulunmadı. İnaktif HBV hastalarının ve anti HBe(+) hastalarının HBsAg düzeylerinin HBV DNA düzeyleri arasında ilişki olmadığı görüldü. Çalışmamızda HBeAg (+) olan hastalarda qHBsAg ile HBV DNA arasında zayıf negatif bir ilişki mevcuttu.(p: 0,015; r2: -0,388) Çalışmamızda da HBeAg (+) grup ile anti-HBe (+) grup HAİ ortalamaları yönüyle karşılaştırıldığında HBeAg (+) grupta ortalama HAİ değerleri 8± 2,9 olup anti-HBe (+) grupta ortalama HAİ değeri 7,2± 3,4 bulundu. İki grup arasında anlamlı fark bulunmadı. (p=0,10 ). Çalışmamızda HBeAg (+) grup ile anti-HBe (+) grup İSHAK ortalamaları yönüyle karşılaştırıldığında HBeAg (+) grupta ortalama İSHAK değerleri 2,2± 1,2 olup anti-HBe (+) grupta ortalama İSHAK değeri 2±1 bulundu. İki grup karşılaştırıldığında iki grup arasında anlamlı fark bulunmadı. Sonuç olarak çalışmamız sonuçlarına göre inaktif taşıyıcılı ve kronik hepatit b'li hastaların hepatit b yüzey antijeninin kuantifikasyonu ile klinik ve histopatolojik ilişkilerini öngörmek mümkün değildir. Kantitatif HBsAg'nin gelecek vaad eden özelliklerinin kanıtlanabilmesi için olguların uzun süre takip edildiği prospektif çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünüldü. Anahtar Kelimeler: qHBsAg, HBV DNA, nekroenflamasyon, fibrozis
Nonalkolik yağlı karaciğer hastalığında serum ürik asit düzeyleri ile yağlanma şiddeti, metabolik risk faktörleri ve fruktoz tüketimi arasındaki ilişkinin incelenmesi
ÖZET Günümüzde hiperlipidemi, glukoz intoleransı, obezite ve hipertansiyonu içeren metabolik sendromun hepatik komponenti olarak tanımlanan nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH); basit karaciğer yağlanmasından, nonalkolik steatohepatit (NASH), fibrozis ve siroza kadar karaciğer hasarının geniş bir spektrumunu kapsar. Çalışmamızda son yıllarda NAYKH için önemli risk faktörü olarak tanımlanan serum ürik asit düzeyleriyle; ultrasonografik olarak saptanan karaciğer yağlanma derecesi, metabolik sendrom risk faktörleri ve fruktozlu içecek tüketimi arasındaki ilişki araştırıldı. Çalışmaya dahil edilen tüm NAYKH olan hastaların ultrasonografik karaciğer elastografi değerlerine bakılarak, elde edilen verilerle hepatosteatoz derecelerinin artışında rol oynayan etkenler arasındaki ilişkiyi araştırıldı. Ultrasonografik olarak NAYKH tespit edilen farklı derecelerde hepatosteatozu olan çalışmaya uygun rastgele seçilmiş 100 olgu incelendi. NAYKH olguları hafif derecede karaciğer yağlanması olan Grade I ve orta derecede karaciğer yağlanması olan Grade II olmak üzere iki alt gruba ayrıldı. Yetmiş (%70) olguda Grade I, 30 (%30) olguda Grade II Hepatosteatoz tespit edildi. Grade arttıkça metabolik sendrom komponentleri sayısının da arttığı gözlendi. Haftalık fruktozlu içecek tüketimi ile ortalama serum ürik asit (SÜA) düzeyleri arasında da anlamlı pozitif bir korelasyon bulunmuştur (p<0,001, r²=0,379). Fruktozlu içecek tüketim grupları ile SÜA düzeyi arasındaki ilişki incelendiğinde F1 (n=40), F2 (n=49) , F3 (n=11) tüketim gruplarında ortalama SÜA düzeyi sırasıyla 4,6±0,86 mg/dl, 5,7±1,2 mg/dl ve 6,63±1,3 mg/dl olarak bulundu. Hastaların haftalık fruktozlu içecek tüketimi arttıkça SÜA düzeyinin de normal sınırlarda olmakla birlikte arttığı gözlendi. Nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı olan bireylerde görülen artmış SÜA düzeyinin, karaciğer doku sertliğinin (kPa) artışı hakkında fikir verdiği, böylece hastanın NASH ve siroza gidişini öngörebileceği tespit edilmiştir. Ultrasonografik karaciğer elastografi ölçümleriyle, çalışma popülasyonumuzda tespit ettiğimiz istatistiksel olarak anlamlı bulunan portal ven çapı (PVÇ) artışı elasto m/sn değerlerinin doğru orantılı korelasyonu (p=0,02; r²=0,22); erken dönem portal hipertansiyonu ve karaciğer sirozuna gidişte önem arz eden fibrozisi göstermesi açısından önemlidir. Çalışmamızda NAYKH'da grade arttıkça, PVÇ ve uzun aksın arttığı görülmüştür. Bu erken dönem portal hipertansiyon bulgusu olabilir. Ultrasonografik karaciğer elastografi kullanılarak, kronik karaciğer hastalığına sahip hastalarda oluşabilecek karaciğer fibrozisi progresyonunun ve hastaların sağkalım süresinin öngörülebileceği ortaya koyulmuştur. Anahtar kelimeler: Nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH), serum ürik asit düzeyi, fruktoz tüketimi, metabolik sendrom risk faktörleri.
Likopen ve genisteinin tiyoasetamid ile oluşturulan deneysel karaciğer sirozunda koruyucu rolü
ÖZETBu çalışmada antioksidan ve anti-inflamatuvar etkileri olan likopenin ve genisteinin tiyoasetamidle oluşturulan deneysel siroz modelinde koruyucu rolünü incelemeyi amaçlandı.Çalışmada eşit sayıda 5 gruptan oluşan 35 adet erkek Wistar Albino ratlar kullanıldı. Birinci grup standart rat yemi ile beslendi. Diğer dört gruba hafta iki gün 200 mg/kg thioacetamide (TAA) i,p. uygulandı. İkinci gruba yalnızca TAA verildi. Üçüncü grup TAA +likopen (6 mg/kg p.o), dördüncü grup TAA+genistein (1 mg/kg p.o), beşinci grup TAA+likopen+gensitein aldı. Çalışma 8. hafta sonunda sonlandırıldı. Ratlar dekapitasyonla öldürülerek biyokimyasal ve histopatolojik inceleme için serum ve karaciğer örnekleri alındı. ALT, AST, GGT, LDH düzeyleri çalışıldı. Histopatolojik incelemede fibrozis skorlandırıldı. ?-SMA ekspresyonu için immunohistokimyasal boyama yapıldı. Gruplara ait doku GSH-px, TNF- ?, TGF- ß, NFk-B, tip 1 kollajen ve MDA düzeyleri çalışıldı.Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında grup 2'de serum ALT, AST, GGT, LDH, doku TNF-?, TGF-ß, MDA, NF-?B ve tip 1 kollajen düzeylerinde anlamlı artış; doku GSH-Px düzeyinde anlamlı derece azalma görüldü. Grup 3, 4 ve grup 5'te, grup 2 ile karşılaştırıldıklarında serum ALT, AST, GGT, doku TNF-?, TGF-ß, MDA, NF-?B ve tip 1 kollajen düzeylerinde anlamlı derecede azalma tespit edildi. Doku GSH-Px düzeyinde anlamlı artış saptandı.Grup 2'de kontrol grubuyla karşılaştırıldığında doku fibrozisi ve ?-SMA expresyonunda anlamlı artış saptandı (p?0.001). Grup 3, 4 ve 5'te grup 2'ye göre fibrozis ve ?-SMA expresyonu anlamlı olarak daha azdı (p?0.001). Grup 4 ve 5 arasında fibrozis ve ?-SMA skoru açısından anlamlı fark yokken, bu iki grup, grup3'e göre fibrozis ve ?-SMA expresyonunu anlamlı derecede daha düşüktü (p?0.001).Gensitein ve likopen oksidatif stress ve inflamasyonu azaltarak siroza karşı koruyucu etki sağlamaktadır. Genistein ve likopen+genistein kombinasyonu fibrozisi azaltmada likopene göre daha etkili bulunmuştur.Anahtar kelimeler: Karaciğer sirozu, tiyoasetamid, likopen, genistein.
Fruktozla oluşturulan nonalkolik yağlı karaciğer modelinde rifaksimin'in önleyici rolü
ÖZET Non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı dünyada en sık görülen karaciğer hastalığıdır. Bu durumunyaygın olarak metabolik sendrom kaynaklı olduğu bilinmektedir. Bu tablonun artan fruktoz tüketimi ile ilgili olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada fruktoz ile oluşturulan deneysel yağlı karaciğer modelinde rifaksiminin koruyucu etkisini araştırıldı. Çalışmada42 adet Erkek Sprague-Dawley rat eşit sayıda 6 gruba bölündü.Kontrol grubu; %50 fruktoz çözeltisi verilen; fruktoz çözeltisiyle beraber haftada 1 kez rifaksimin; fruktoz çözeltisi ve haftada 3 kez rifaksimin; normal diyet ve haftada 1 kez rifaksimin ve normal diyet ile haftada 3 kez rifaksimin alacak şekilde beslendi. Sekiz hafta sonunda ratlardan histopatolojik inceleme ve MDA, TNF-α, Collagen type 1, NF-kappaB, Nrf-2 ve HO-1 düzeyleri için uygun şekilde rat karaciğerlerinden doku örnekleri alındı. Biyokimyasal inceleme, plazma Glutatyon peoksidaz, TNF-α, 4-hydroxynonenal düzeyleri için kan örnekleri alındı. Yapılan histopatolojik incelemede %50'lik fruktoz ile beslenen grupta hepatosteatoz bulgularından; balonlaşma dejenerasyonu, inflamasyon ve makroveziküler yağlanma geliştiği görüldü. Rifaksimin alan grupta hepatosteatoz bulgularında anlamlı azalma gözlendi. Plazma ve doku TNF-α düzeyleri, NF-κB, MDA, tip 1 kollojen düzeyi, plazma 4-HNE düzeyleri rifaksimin alan gruplarda anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Ayrıcarifaksimin alan grupta GSH-Px, Nrf-2, HO-1 düzeyleri yüksek tespit edildi. Rifaksimini yüksek vedüşük dozda alan gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Fruktozlu diyetle oluşturulan NAYK modelinde rifaksimin yağlanma, balonlaşma dejenerasyonu ve inflamasyonu azalttı. Rifaksiminin intestinal bakteriyel dekontaminasyon ile oksidatif stresi baskılayalarak steatohepatiti gelişimini engelleyebileceğini düşündürmüştür. Bu konuda yapılacak yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Fruktozla oluşturulan non alkolik yağlı karaciğer hastalığı, Rifaksimin
Yağdan zengin diyetle oluşturulan deneysel nonalkolik steatohepatit tedavisinde melatoninin rolü
Bu çalışmada güçlü antioksidan ve antiinflamatuvar etkileri olan melatoninin deneysel modelde nonalkolik steatohepatit tedavisinde rolünü araştırmayı amaçladık.Çalışmada eşit sayıda 4 gruptan oluşan 40 adet erkek Sprague-Dawley ratlar kullanıldı. Birinci grup standart rat yemi ile beslendi. İkinci grup yağdan zengin diyet (YZD), Üçüncü grup YZD +Melatonin (6. haftadan itibaren, her gün 10 mg/kg, i.p ), Dördüncü grup YDZ+ Melatonin (6. haftadan itibaren, her gün 50 mg/kg, i.p ) ile beslendi. Çalışma 8. hafta sonunda sonlandırıldı ve ratlar dekapitasyonla öldürüldü. Ratlardan biyokimyasal ve histopatolojik inceleme için karaciğer örnekleri alındı. Serum biyokimya analizleri, plazma malondialdehyde (MDA), karaciğer doku MDA ve glutatyon düzeyleri çalışıldı. CYP2E1 ve ?-sMA ekspresyonunu göstermek için immunohistokimyasal boyama yapıldı. YZD ile beslenen ratların hepsinde NASH oluştu. Oksidatif stres, CYP 2E1 ve ?-sMA ekpresyonu, insulin direnci ve serum tumor necrosis factor ? (TNF??) düzeyleri steatohepatit gelişen ratlarda artmıştı. Melatonin serum alanin aminotransferaz düzeyleri ile birlikte karaciğerde steatozis ve inflamasyonu azalttı. CYP 2E1 ekspresyonu, karaciğer MDA düzeyi, insulin direnci ve serum TNF-? düzeyi melatonin alan gruplarda azaldı. Glutatyon düzeyleri melatoninle arttı. ?-sMA ekpresyonu yalnızca melatoninin 50 mg/kg dozunda azaldı.Melatonin deneysel steatohepatitte iyileştirici etkili görünmektedir. Melatoninin günde 50 mg/kg uygulanması, daha yararlı görünmektedir.
Ghrelin ve iki formunun karbon tetraklorürle oluşturulan akut karaciğer hasarına olan etkisi
Ghrelin serin-3'e bağlı n-oktanoik asitin varlığına göre açile ve des-açile şekilde tanımlanan 28 aminoasitli peptiddir. Fizyolojik aktivitesine ilave olarak antiinflamatuvar ve antioksidan özelliği olduğu ileri sürülmektedir. Bu çalışmanın amacı, karbontetraklorür (CCl4) ile oluşturulan akut karaciğer hasarına ghrelin'in etkisini değerlendirmektir.Altmış dört adet erkek Sprague?Dawley rat uygulamalara göre kontrol (uygulama yapılmadı.), açile ghrelin, des-açile ghrelin, açile ghrelin/des-açile ghrelin (total ghrelin), CCl4, CCl4/açile ghrelin, CCl4/des-açile ghrelin, CCl4/total ghrelin şeklinde adlandırıldı. Gruplar genel olarak tedavi kontrol (ilk 4 grup) ve tedavi grupları (diğer 4 grup) şeklinde ikiye ayrıldı. Açile ghrelin ve des-açile ghrelin çalışmanın birinci ve üçüncü gününde 10 ng/kg dozunda ayrı ayrı veya birlikte intraperitoneal olarak verildi. CCl4 çalışmanın ikinci gününde bir kez 0.15 ml/100g dozunda 1/1 zeytinyağı ile dilue edilerek intraperitoneal olarak verildi. Son uygulamadan 24 saat sonra çalışma sonlandırıldı. Kan örneklerinden; AST, ALT, Albümin ve TNF-?, karaciğer dokusundan ise doku MDA çalışıldı. Karaciğer histopatolojisi inflamasyon, nekroz, steatoz, fibroz açısından değerlendirildi.Tüm tedavi gruplarında tedavi kontrol grupları ile kıyaslandığında AST, ALT, TNF-? ve karaciğer doku MDA düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış mevcuttu. Diğer taraftan, CCl4 grubu ile CCl4/açile ghrelin ve CCl4/total ghrelin karşılaştırıldığında AST, ALT, TNF-? ve dMDA düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma saptandı. CCl4 grubu ile CCl4/des-açile ghrelin arasında istatistikî olarak anlamlı fark izlenmedi. Karaciğerin histopatolojisinde gözlenen nekroinflamatuvar aktivite mevcut bulguları doğrular nitelikteydi.Açile ghrelin ve total ghrelin gerek oksidatif stresi azaltarak gerek ise antiinflamatuvar etki ile CCl4'e bağlı oluşan akut karaciğer hasarında histopatolojik değişiklikleri olumlu yönde etkiledi.Anahtar kelimeler: Açile ghrelin, des-açile ghrelin, karaciğer, inflamasyon, oksidatif stres
Kronik delta infeksiyonunun demografik klinikopatolojik ve serolojik bulgularının kronik viral B hepatit infeksiyonu ile karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniği'nde takip edilmekte olan kronik hepatit B'li hastalarda delta hepatiti prevalansını saptamak ve delta hepatiti olan hastalarımızın epidemiyolojik ve klinik özelliklerini değerlendirmektir.Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniği'nde 2005-2009 yılları arasında kronik viral hepatit B tanısı ile takip edilen 282 hasta değerlendirildi.Tüm hastalarda hepatit belirteçleri, tam kan sayımı, biyokimya, biyopsi yapılanlarda karaciğer histolopatolojisi, anti-HDV antikoru bakıldı. Anti-HDV pozitif tespit edilen 128 hastanın 116 tanesinde HDV RNA PCR yöntemiyle çalışıldı.Kronik hepatit B infeksiyonu nedeni ile takip ettiğimiz hastalarımızda Anti-HDV pozitifliği % 45.5 (128/282) olarak saptandı. Anti-HDV pozitif hastaların ortalama yaşı 48.65±13.38 olup anti-HDV negatif hastaların ortalama yaşı 46.66±14.63 idi (p= 0.23). Anti-HDV pozitif hastaların(n=128) ortalama AKŞ, AST, Tbil, LDH, GGT, Tprot değerlerinde anti-HDV negatif hastalara (n=154) göre istatistiksel olarak anlamlı fark görülmez iken ALT, Alb, PTZ, Hb, Plt değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark izlendi. Anti-HDV pozitifliği olan 128 hastanın [86 E (% 67.2); 42 K (% 32.8)], 116'sında HDV RNA PCR yöntemi ile çalışıldı, bu hastaların 66'sında (% 56.9) HDV RNA pozitif saptandı. Tüm Hepatit B olgularımız göz önüne alındığında HDV RNA pozitifliği % 23.4 (66/282) olarak bulundu. Anti-HDV pozitifliği saptanan hastalarda aile öyküsü, diş tedavisi öyküsü, cinsel bulaş ve iv ilaç kullanım öyküsü sırasıyla % 60.2, % 65.2, % 4.7, % 7, % 3.1 iken anti-HDV negatif hastalarda bu değerler sırasıyla % 73.9, % 58.2, % 7.2, % 8.5, % 0.5 olarak görüldü. Karaciğer biyopsi örneklerinin değerlendirilmesinde Anti-HDV pozitif hastalar ile Anti-HDV negatif hastalar arasında histolojik aktivite indeksi (HAİ) açısından istatistiksel anlamlı ölçüde fark görülmedi ancak anti-HDV pozitif hastaların fibrozis skorları anti-HDV negatif hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti (sırasıyla 2.51±0.88 ve 2.12±1,11 p=0.027).Bölgemizde kronik hepatit B infeksiyonuna delta hepatiti oldukça sık eşlik etmektedir. Aile içi bulaş delta infeksiyonu için önemli bir risk faktörü olarak görünmektedir. Delta infeksiyonu düşük albumin, uzamış PTZ ve düşük trombosit değerleri ile yüksek fibrozis skoru gibi olumsuz hastalık parametreleri ile seyretmektedir.Anahtar kelimeler: Kronik hepatit B, hepatit delta virüsu, siroz
Nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı ile kriptojenik karaciğer sirozu tanılı hastaların histopatolojik ve metabolik özelliklerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, Non alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH) ve kriptojenik siroz vakalarının özelikleri irdelenip birbirleri ile ilişkilendirilmesi amaçlandı. Ayrıca hastalar histopatolojik özeliklerine göre gruplandırıldı. Gruplar arasında klinik ve laboratuar bulguları birbirleri ile karşılaştırıldı. Sirotik progresyonu nelerin tetiklediği ve göstergeleri açıklanmaya çalışıldı.Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniği'nde NAYKH tanısı konulan 37, kriptojenik karaciğer sirozu tanısı konulan 34 hasta olmak üzere toplam 71 hasta incelemeye alındı.Hastalarda karaciğer fonksiyon testleri, hepatit belirteçleri, otoantikorlar, vucüt kitle indeksi, bel çevresi, lipit parametreleri, ferritin, açlık kan şekeri, HbA1c, HOMA-İR ve karaciğer histopatolojisi bakıldı.Kriptojenik sirozlu hastaların yaş ortalaması, NAYKH'li hastalara göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p=0.034). NAYKH grubunda diyabetik hasta oranı % 27 iken kriptojenik karaciğer sirozu grubunda % 50 olarak saptandı (p=0.04). Kriptojenik siroz grubunda protrombin zamanı, bilirubinler ve açlık kan şekeri anlamlı olarak yüksek (sırasıyla p=0.0001, p=0.005, p=0.008), albumin ise düşük olarak tespit edildi (p=0.0001). NAYKH grubunda ortalama HOMA-İR indeksi 2.48±1.81 (n=30) , kriptojenik sirozlularda 7.2±9.04 (n=29) olarak bulundu (p=0.006). NAYKH grubundaki hastalar grade ve evrelerine göre gruplandırılarak karşılaştırıldığında, ortalama ALT değeri grade 2-3 hastalarda anlamlı derecede yüksekti (P=0.04). Vucüt kitle indeksi, bel çevresi, lipid parametreleri ve hipertansiyon prevalansı açısından her iki grup arasında istatistiki olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Kriptojenik sirozlu olguların histopatolojik incelemesinde nonalkolik steatohepatitte görülebilen perisellüler fibrozis (n=10), perivenüler fibrozis (n=4), perisinuzoidal fibrozis (n=3), hepatosteatoz (n=9), lobüler inflamasyon (n=8), hepatosellüler balonlaşma (n=13), geniş lipogranülom (n=3), megamitokondri (n=2), mallory cisimciği (n=5) ve glikojenlenmiş nükleus (n=6) gibi özellikler saptandı.Sonuç olarak NAYKH ve kriptojenik karaciğer sirozu diyabet, obezite, hipertansiyon, hiperlipidemi gibi metabolik sendrom kriterleri ile birliktelik açısından birbirleri ile örtüşmektedir. Kriptojenik sirozlu bazı olgularda sirotik evrede dahi NAYKH histopatolojisi ile ilişkili bulgulara rastlanmaktadır. Sirotik progresyonda diyabet ve insülin direnci en önemli faktör olarak görünmektedir. Benzer metabolik ve histopatolojik bulgular kriptojenik siroz tanısı konulan hastaların önemli bir oranının NAYKH'e bağlı olduğunu desteklemektedir.Anahtar kelimeler: Non Alkolik Yağlı Karaciğer Hastalığı, Kriptojenik Karaciğer Sirozu
Nonalkolik yağlı karaciğer hastalığında anjiotensin converting enzim (ACE) düzeyi ve ace gen polimorfizmi
Bu çalışmanın amacı NAYKH'da ACE ve ACE gen polimorfizminin histolojik ve klinik etkisi ve hastalığın progresyonunda klinik etkisi olup olmadığını araştırmaktır.Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniği'nde NAYKH tanısı konulan 31 hasta ile 40 kontrol grubu olmak üzere toplam 71 hasta incelemeye alındı. Her iki grub arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı bir farklılık yoktu.NAYKH grubu ile kontrol grubunda karaciğer fonksiyon testleri, hepatit belirteçleri, otoantikorlar, vucüt kitle indeksi, bel çevresi, lipit parametreleri, ferritin, AKŞ, HbA1c, HOMA-İR, ACE ve ACE gen polimorfizmine bakıldı. NAYKH grubunda 4 (%12.9) DM ve hipertansiyon mevcut iken kontrol grubunda DM ve hipertansiyon yoktu. ACE düzeyini DM ile hipertansiyon olan ve olmayanlarda karşılaştırdığımız da anlamlı bir farklılık saptanmadı (hipertansiyon için p=0.71, DM için p=0.10). NAYKH grubunda, kontrol grubuna göre AST, ALT, GGT, total kolesterol, LDL, VLDL, trigliserit, ferritin, AKŞ (p<0.001), ALP, HOMA-IR (p=0.002), HbA1c (p=0.001), İnsülin (p=0.03) düzeyleri anlamlı derecede yüksek saptandı. Diğer parametrelerde ise anlamlı bir fark saptanmadı. ACE düzeyi NAYKH grubunda 11.69±1.99 olup, kontrol grubunda 11.52±1.72 (p=0.70). Erkeklerde 11.56±1.79, kadınlarda 11.64±1.95 olup yine anlamlı bir fark saptanmadı (p=0.87). ACE düzeyi ile AST/ALT, ALT, CRP, VKİ, HOMA-IR düzeylerini karşılaştırdığımızda sadece HOMA-IR açısından anlamlı farklılık saptandı (p=0.008). Çalışma grubu ACE gen polimorfizmi olarak 4 gruba ayrılıp ( D/D homozigot, I/I homozigot, D/I heterozigot, I/D heterozigot) ele alındığında yaş ve cinsiyet açısından farklılık saptanmazken, D/I subgrub ile I/D subgrub arasında yaş açısından anlamlı fark saptanmıştır (p=0.39). AKŞ açısından subgrublar karşılaştırıldığında D/D, I/D ile D/I, I/D arasında anlamlı fark saptandı (p=0.02). Diğer biyokimyasal parametrelerde fark saptanmadı. NAYKH grubundaki histopatolojik bulgularının grade ve evreleme yapıldığında grade 1; %48.38, grade 2-3; %51.6, evre1; %45.16, evre2-3; %54.8 olup ACE düzeyleri evre ve grade açısından karşılaştırıldığında anlamlı fark saptanmadı (evre ve grade için p=0.68). ACE gen polimorfizmi grade ve evreye göre açısından karşılaştırıldığında anlamlı bir fark saptanmadı (grade için p=0.42, evre için p=0.92).Sonuç olarak fibrozis ile ilişkili olduğu düşünülen ACE I/D gen polimorfizmi temelinde fibrozis olan farklı hastalık gruplarında çelişkili sonuçlar göstermiştir. Bu çalışmada NAYKH'da ACE ve ACE gen polimorfizminin fibrozis üzerine etkisi araştırıldı ve gen polimorfizleri arasında klinik, biyokimyasal ve histopatolojik bir fark tesbit edilmedi.Anahtar kelimeler: Non alkolik yağlı karaciğer hastalığı, ACE ve ACE gen polimorfizmi
Deneysel kronik pankreatit modelinde genisteinin koruyucu rolü
Bu çalışmada, antioksidan ve anti-inflamatuvar etkileri olan genisteinin deneysel kronik pankreatit (KP) modelinde koruyucu rolünü araştırdık.Ağırlıkları 121 ile 256 gram arasında değişen, 60 adet sekiz haftalık erkek Sprague-Dawley cinsi rat randomize olarak dört eşit gruba ayrıldı. Kontrol grubu dışındaki ratlara çalışmanın başında dibutyltin dichloride (DBTC) tek doz 7 mg/kg, kuyruk veninden intravenöz (IV) olarak yapıldı. Plasebo grubuna deney süresince (4 hafta) 0.5 ml serum fizyolojik subkutan (SC) günde bir kez uygulandı. Genistein koruyucu (GK) gruba çalışma başlamadan bir gün önce ve tüm deney süresince (4 hafta), genistein tedavi (GT) grubuna dördüncü haftadan sonra 2 hafta süre ile 0.2 mg/kg/gün dozunda genistein SC olarak uygulandı . İlk üç gruptaki ratlar 4 hafta sonra, GT grubundaki ratlar 6 hafta sonra dekapite edildi. Kan örnekleri ve pankreas dokuları alındı. Dekapitasyondan bir gün önce idrar örnekleri toplandı. Serumda glukoz, amilaz, lipaz, TNF-? ve TGF-ß, pankreas dokusunda malondialdehid (MDA) ve idrarda hidroksiprolin (OH-prolin) düzeyleri ölçüldü. Histopatolojik olarak pankreasda fibrozis, inflamasyon ve nekroz değerlendirildi.GT grubunda TGF-ß, pankreas doku MDA, hidroksiprolin, lipaz değerlerlerini (p hepsinde <0.05), GK grupta ise lipaz (p<0.05) değerini plasebo grubuna göre belirgin olarak azalmış bulduk. Genistein, fibrozisi her iki grupta da plasebo grubuna göre belirgin şekilde azalttı (p<0.05). Hiç bir grupta nekroz saptanmadı. Lökosit infiltrasyonu minimaldi.Genistein deneysel KP gelişimini hem direk antioksidan etkiyle, hem de oksidatif hasara ikincil TGF-ß salınımını azaltarak belirgin olarak önlemekte, histopatolojik ve biyokimyasal düzelme ile pankreatik fibrozisi azaltmaktadır.Anahtar kelimeler: Kronik pankreatit, oksidatif stres, pankreatik fibrozis, genistein
Çölyak hastalığı ile ilişkili karaciğer hasarının değerlendirilmesinde cilt altı ve viseral yağ dokusu ölçümleriyle non-invaziv fibrozis skorlamaların (FIB-4, APRI, AAR) ilişkisinin incelenmesi
Çölyak hastalığı (ÇH), genetik yatkınlığı olan bireylerde gluten tüketimiyle ortaya çıkan otoimmün ve kronik bir ince bağırsak hastalığıdır. ÇH öncelikli olarak bağırsağı etkilese de, karaciğer dahil olmak üzere pek çok ekstraintestinal sistemi de etkileyebilir. Bu çalışma, çölyak hastalığı tanısı almış hastalarda karaciğer hasarını değerlendirmek için demografik ve metabolik verilerle birlikte non-invaziv fibrozis belirteçlerinin (FIB-4, APRI, AAR) ilişkisini araştırmayı amaçlamıştır. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden 103 ÇH hastası ve 51 sağlıklı kontrol grubundan oluşan retrospektif bir kohort incelenmiştir. ÇH grubunda AST ve ALT düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunurken (p<.001) , glukoz, trigliserit, LDL, HDL, D vitamini ve HbA1c gibi metabolik parametreler ise kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük saptanmıştır (p<.001 ila p=.009). Bununla birlikte, FIB-4, APRI ve AAR skorlarının hepatosteatoz şiddetini belirlemedeki performanslarının her iki grupta da düşük olduğu gözlemlenmiştir (p>.05). Çalışmanın bulguları, ÇH'deki karaciğer hasarının kendine özgü bir mekanizması olduğunu ve yaygın olarak kullanılan bu non-invaziv skorların karaciğer hasarını güvenilir bir şekilde yansıtmakta yetersiz kaldığını göstermektedir. Bu sonuçlar, ÇH hastalarında karaciğer tutulumu değerlendirilirken bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Obez, prediyabetik ve diyabetik hastalarda nonalkolik yağlı karaciğer hastalığının şiddetinin metabolik parametreler ile ilişkisi
Non alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH), dünyada en sık görülen karaciğer hastalığıdır. NAYKH, alkol kullanımı öyküsü veya sekonder bir nedene bağlı hepatik steatozu olmayan kişilerde karaciğerde fazla yağ birikimi ile karakterizedir. Günümüzde obez, prediyabet ve tip 2 diyabet sıklığı giderek artmaktadır. Bu hastalarda oldukça sık görülen bir durum olan NAYKH prevalansında da artış görülmektedir. Biz çalışmamızda NAYKH olan obez, prediyabet ve tip 2 diyabet hastalardaki karaciğer yağlanma derecesindeki artışın metabolik parametreler, biyoelektrik impedans analizi ile elde edilen vücut kompozisyon parametrelerinin ultrasonografik karaciğer elastografi bulguları ile ilişkisinin gösterilmesini amaçladık. Çalışmamız hepatosteatozu olan 40 obez, 40 prediyabetik, 40 diyabetik hasta kontrol grubu olarak 40 sağlıklı birey dahil edilerek 160 birey ile yapılmıştır. Çalışmaya son altı ay içinde ultrasonografi ve/veya transient elastografi ile NAYKH tanısı almış olan hastalar alındı. Çalışmadaki hastaların verileri prospektif olarak araştırılmıştır. Vücut ölçümleri, kan parametreleri, elastografileri, tanita ölçümleri değerlendirildi. Çalışmamızda NAYKH olanların BMI, yağ%, yağ kütlesi, boyun çevresi, düzeyleri hepatosteatozu olmayanlardan daha fazladır ve anlamlı farklılık görülmüştür. (p<0,001). Çalışmamızda NAYKH USG yağlanma derecesi ile viseral yağ oranı arasında pozitif kolerasyon saptandı. Çalışmamızda visseral yağ oranı ile NAYKH şiddeti arasında ilişki tespit edildi (p<0,001). Çalışmamızda insülin direnci NAYKH varlığı ve hastalığın şiddeti ile ilişkili bulundu (p<0,001). Sonuç olarak bulgularımız prediyabet, diyabet ve obez hastalarda sık görülen bir durum olan NAYKH'ın patogenezinde insülin direncinin önemli bir yeri vardır. NAYKH hastalığının şiddeti metabolik parametreler ve vücut yağ oranı belirteçleri ile yakın ilişkilidir. Hastalığın progresyonun önemli bir sonucu olan fibrozisin tespitinde kullanılan karaciğer elastografisi hastalığın şiddetinin belirlenmesinde bize önemli sonuçlar vermektedir. NAYKH hastalığının şiddetinin belirlenmesi ve tedavi düzenlenmesi hastalık progresyonunu ve komplikasyon gelişimini önleyecektir. Anahtar kelimeler: Non alkolik yağlı karaciğer hastalığı(NAYKH), elastografi, vücut kompozisyon parametreleri, metabolik parametreler