Theses supervised by Prof. Dr. Özden Yalçınkaya Alkar

14 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University

Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerde yaygın anksiyete bozukluğu belirtileri ve doğayla etkileşimin dikkat restorasyonu kuramı çerçevesinde incelenmesi: Türkiye ve Norveç'in karşılaştırılması

Doğa çeşitli kaynaklarıyla bireyin fizyolojik ve psikolojik iyi-oluşunu desteklemektedir. Ancak doğaya maruz kalmanın psikolojik faydalarının hangi bilişsel süreçlerle gerçekleştiği güncel tartışma konuları arasında yer almaktadır. Dikkat Restorasyonu Kuramı (Attention Restoration Theory [ART]) doğa ile etkileşimin faydalarını açıklayan temel kuramlardan biridir; Kuram doğa maruziyetinin özellikle yönlendirilmiş dikkat mekanizması üzerindeki olumlu etkilerini ve modern yaşamın neden olduğu zihinsel yorgunluğu azaltma potansiyelini vurgular. Bu çalışmada doğa maruziyeti, zihinsel yorgunluk ve yaygın anksiyete bozukluğu (YAB) belirtileri arasındaki ilişkiyi, ART çerçevesinde, algılanan restoratiflik ve bilinçli farkındalığın aracı rolünü inceleyerek kültürlerarası bir bağlamda araştırmayı amaçlamıştır. YAB'deki kaygının dikkatle olan yakın ilişkisi ve YAB'nin bilişsel belirtileri (çalışma belleği, gecikmeli bellek, görsel uzamsal beceriler ve olaysal bellek işlevlerinde zayıflama) göz önüne alındığında, doğa maruziyetinin YAB belirtilerini azaltmadaki etkisi ART çerçevesinde incelenmiştir. Çalışma, kesitsel ve korelasyonel bir araştırma desenini benimseyerek Türkiye ve Norveç'ten genç yetişkin katılımcıları (18-26 yaş arası) karşılaştırmıştır. Norveç'in daha az kentleşmiş ve yeşil alanların yaygın olduğu yapısı, kültürel farklılıkları karşılaştırmak için uygun bir bağlam sunmuştur. Katılımcılar, sosyal medya platformları ve üniversite ağları aracılığıyla toplanmış olup, Türkiye'den 224 (154 kadın, 70 erkek) ve Norveç'ten 123 (93 kadın, 30 erkek) kişi çalışmaya katılmıştır. Veriler, Google Formlar ve Nettskjema aracılığıyla demografik ve psikometrik ölçümler (YAB-7 Ölçeği, Zihinsel Yorgunluk Ölçeği, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Doğayla İlişki Ölçeği, Algılanan Restoratiflik Ölçeği, Algılanan Restoratiflik Ölçeği Kısa Formu) kullanılarak toplanmıştır. Veri analizi IBM SPSS 28 kullanılarak yapılmış, Pearson korelasyon analizi, çok değişkenli varyans analizleri (MANOVA), aracılık analizleri gerçekleştirilmiştir. Özellikle ART'nin kuramsal çerçevesini test etmek yapısal eşitlik modellemesi (Structural Equation Modelling [SEM]) ve çok gruplu yapısal eşitlik modellemesi (Multi-group SEM) kullanılmıştır. Ana bulgularda Türkiye katılımcılarına ait modelin veriye iyi uyum sağladığı gözlemlenmiştir. Norveç katılımcılarına ilişkin modelin de veriye uyum sağladığı bulunmuştur. Bununla birlikte çoklu grup yapısal eşitlik modellemesi analizlerinde metrik değişmezliğin (faktör yüklerinin) ve yapısal yolların (yol katsayılarının) gruplar arasında farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Bu bulgu, modeldeki bazı ilişkilerin kültürel bağlama duyarlı olduğunu göstermektedir. Türkiye katılımcı grubunda, doğa maruziyetinin algılanan restoratiflik üzerinde anlamlı ve olumlu bir etkisi olduğu ve bilinçli farkındalığın zihinsel yorgunluğu negatif yönde yordadığı gözlemlenmiştir. Norveç grubunda ise doğa maruziyetinin algılanan restoratiflik üzerindeki yordayıcı etkisi daha güçlü ve bilinçli farkındalık ile zihinsel yorgunluk arasındaki olumsuz ilişki daha belirgin şekilde gözlenmiştir. Her iki grupta da zihinsel yorgunluğun anksiyete belirtilerini anlamlı şekilde yordadığı tespit edilmiştir. Dolaylı etki analizleri incelendiğinde, Türkiye'de doğa maruziyetinin algılanan restoratiflik ve bilinçli farkındalık aracılığıyla yaygın anksiyete belirtileri üzerinde anlamlı bir dolaylı etkisi olduğu görülmüştür. Başka bir deyişle doğaya maruz kalmak, algılanan restoratiflik ve bilinçli farkındalık yoluyla anksiyete belirtilerini dolaylı olarak azaltmaktadır. Norveç'te ise bu dolaylı etkinin anlamlı olmadığı gözlemlenmiştir. Genel olarak, doğa maruziyetinin zihinsel yorgunluğu azaltması ve bunun yaygın anksiyete belirtilerine etkisi, ART'nin bilişsel yenilenme boyutuna doğrudan kanıt sunmaktadır. Bilinçli farkındalık hem zihinsel yorgunluğu hem de YAB belirtilerini anlamlı düzeyde yordayarak önemli bir koruyucu faktör olarak öne çıkmıştır. Bu etki, doğa ile etkileşimin psikolojik yararlarını artırıcı bir unsur olarak değerlendirilebilir. Sonuç olarak bu çalışma doğa ile kurulan ilişkinin ve doğada geçirilen zamanın YAB gibi yaygın psikolojik sorunların azaltılmasında dolaylı ve doğrudan yollarla etkili olabileceğini göstermiştir. Doğanın zihinsel yorgunluk üzerindeki iyileştirici etkisi hem kuramsal hem de uygulamalı düzeyde önemli katkılar sunmaktadır. Özellikle ART çerçevesinden bakıldığında, bu bulgular doğanın dikkat sistemi üzerindeki restoratif gücünün yalnızca kısa vadeli rahatlama ve zihinsel yorgunluğun giderilmesi değil, yaygın anksiyete belirtileri gibi psikolojik problemlerin yönetiminde de uzun vadeli bir kaynak olabileceğini göstermektedir. Bilinçli farkındalık ve algılanan restoratifliğin bu etkileşimde oynadığı rol, doğa temelli psikolojik müdahalelerin bireyselleştirilmesi ve güçlendirilmesi açısından değerlidir.

Malik Zübeyir Kaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sınav kaygısı için bilişsel davranışçı terapi temelli sanal gerçeklik destek programının geliştirilmesi ve etkinliğinin test edilmesi

Sanal gerçeklik günümüzde özgül fobiler, obsesif-kompulsif bozukluk, sosyal anksiyete bozukluğu ve hatta psikoz gibi pek çok ruh sağlığı probleminin tedavisinde kullanılabilen bir teknolojidir. Sanal gerçeklikle uygulanan tedavilerin çoğunluğunda, sanal gerçeklik, klinisyenlerin kullanımı için sanal bir maruz bırakma ortamı sağlamış olur. Klinisyen olmadan, kişinin kendi kendine destek alabileceği sanal gerçeklik uygulamalarının sayısı ise fazla değildir. Sınav kaygısı konusunda ise bildiğimiz kadarıyla henüz geliştirilen bir otomatik sanal gerçeklik destek programı yoktur. Bu çalışmanın amacı sınava hazırlanan ve kaygı yaşayan öğrencilere önleyici bir destek sistemi olması amacı ile Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) odaklı bir otomatik sanal gerçeklik uygulaması geliştirilmesi ve etkinliğinin test edilmesidir. Ankara'da üç okuldan seçilen 54 gönüllü öğrenci, cinsiyete ve sınav kaygısı düzeyine göre tabakalandırıldıktan sonra bilgisayar programı tarafından seçkisiz olarak deney grubuna (n = 18), plasebo kontrol grubuna (n = 18) ve bekleme kontrol grubuna (n = 18) atanmıştır. Westside Sınav Kaygısı Ölçeği (WSKÖ), Otomatik Düşünceler Ölçeği (ODÖ), Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (DSKE) iki kez (çalışma öncesi ve sonrası) ve iki hafta arayla ölçme ve değerlendirme araçları olarak kullanılmıştır. Tekrarlı ölçümlerde karma Varyans Analizi (ANOVA) ve gruplar arasındaki farkı belirleyebilmek için Tukey testi kullanılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde uygulamanın kullanımının sınav kaygısı ve durumluk kaygısı üzerinde anlamlı ve olumlu bir etkisi olduğu görülmüş, sürekli kaygı ve olumsuz otomatik düşünceler üzerinde ise gruplar arası anlamlı bir etki görülmemiştir. Sonuç olarak bulgular bilgisayar destekli BDT temelli sanal gerçeklik uygulamasının sınav kaygısının azaltılması amacıyla kullanılabilecek psikolojik destek için bir seçenek olabileceğini göstermiştir.

Bilişsel davranış terapileriSanal gerçeklikSınav kaygısı+3
Cemile Akdağ Çebi
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde sosyal kaygı belirtilerine yönelik internet tabanlı bilişsel davranışçı grup terapi programının geliştirilmesi ve etkililiğinin değerlendirilmesi

Sosyal kaygı belirtileri nedeniyle işlevsellikteki bozulmaların ergenlik döneminde ortaya çıktığı bilinmesine rağmen, ergenlerin veya ebeveynlerin sadece küçük bir kısmı bu sorunlar için yardım aramakta ve daha da azı kanıta dayalı etkili tedavi almaktadır. Pandemi ile birlikte psikoterapilere olan bakış açısı hem terapistlerin hem de danışanların ihtiyaçları doğrultusunda değişim yaşamıştır. Bu bağlamda internet tabanlı müdahalelerin giderek popüler hale geldiği değerlendirildiğinde, sosyal kaygıdaki yardım arayışında isteksizlik veya belirtileri tanıyamama durumlarında kolaylıklar sağlayabilir. Dahası çevrim içi veya internet tabanlı uygulamaların en az yüz yüze formatlar kadar etkili olduğu ve klinik faydanın kaybolmadığı alanyazında mevcuttur. Bu doğrultuda çalışmada çevrim içi bilişsel davranışçı grup terapi programının lise öğrencilerinin sosyal kaygı belirtilerine etkisi randomize deney ve kontrol grubu oluşturularak incelenmiştir. Sosyal kaygı, genel kaygı, depresyon, stres, uykusuzluk, olumlu ve olumsuz değerlendirilme korkusu kavramlarına ilişkin ölçümler alınmıştır. Sonuçları değerlendirmek için 2 (ön test, son test) x 2 (bekleme listesi, deney) Karma Desen Tekrarlı Varyans analizi ve deney grubunda takip ölçümü için tekrarlı ölçümler Varyans analizi yürütülmüştür. Sonuçlara göre, müdahale sonrasında sosyal kaygı belirtileri, olumlu ve olumsuz değerlendirilme korkusu ve genel kaygı belirtileri bekleme grubuna kıyasla deney grubunda anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Ancak stres, uykusuzluk ve depresyon düzeylerinin müdahale sonrasında anlamlı düzeyde azalmadığı tespit edilmiştir. Deney grubu takip ölçümünde sosyal kaygı, olumlu/olumsuz değerlendirilme korkusu ve depresyonda anlamlı bir düşüş bulunurken; stres, uykusuzluk ve genel kaygı belirtilerinde anlamlı bir azalma tespit edilmemiştir. Sonuçlar deney grubunda çevrim içi bilişsel davranışçı terapinin, kontrol grubuna göre sosyal kaygı, genel kaygı, olumlu ve olumsuz değerlendirilme korkusu düzeylerinde azalmayı sağladığı ve bu terapinin sosyal kaygı bozukluğuna uygun bir psikoterapi seçeneği olduğunu göstermektedir. Ek olarak tartışma bölümünde müdahale sonuçları alanyazın çerçevesinde değerlendirilmiş ve çalışmanın sınırlılıkları, gelecek çalışmalara ilişkin önerilere yer verilmiştir.

Anıl Caner Ceylan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between digital parenting attitudes and adolescents' internet addiction: The mediating role of the quality of parent-adolescent relationship

The current study examines the relationships between adolescents' internet addiction, digital parenting attitudes and the quality of parent-adolescent relationship. It is aimed to explore whether the quality of parent-adolescent relationship mediates the relationship between digital parenting attitudes and adolescents' internet addiction. 182 parents who had at least one adolescent child aged between 12-17 constituted the sample group for the study. Data were collected via an online survey form which included demographic information form, Digital Parenting Attitudes Scale (DPAS), Parent-Child Internet Addiction Test (PCIAT20) and Quality of Parent-Adolescent Relationship Questionnaire (QPARQ). For data analyses, SPSS 26 software and Process Macro v4.2. were used. In the study, to analyse the relationships between study variables correlation analyses and to examine the mediating role of the quality of parent-adolescent relationship, mediation analyses were conducted. Additionally, multivariate analysis of variance (MANOVA) was employed to analyse the group differences in study variables in relation to demographic variables. Correlational analyses revealed a significant positive relationship between digital parenting attitudes that focus on protecting from digital risks and adolescents' internet addiction. In terms of parent-adolescent relationship, adolescents' internet addiction was found to be positively correlated with negative parent-adolescent relationship quality and negatively correlated with positive parent-adolescent relationship quality and disclosure. According to mediation analyses, negative parent-adolescent relationship quality was found to partially mediate the relationship between digital parenting attitudes-protecting from digital risk and adolescents' internet addiction. The results of the study suggest that digital parenting attitudes that balances between protecting from online risks and supporting the effective use of Internet, together with a positive parent-adolescent relationship quality can play a protective role against internet addiction in adolescents. The findings of the study were discussed within digital parenting perspective and in the light of previous research findings in the discussion part, which is followed by contributions and limitations of the study alongside suggestions for parents and future research. Keywords: digital parenting attitudes, internet addiction, quality of parent-adolescent relationship, adolescents, digital parenting.

Sema Durmuş Haşimi
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi stresi ve obsesif kompulsif semptomlar arası ilişkide duygu düzenleme güçlüğü, obsesif inançlar ve tiksinmenin aracılık rollerinin incelenmesi: Yapısal eşitlik modellemesi örneği

Mevcut çalışmada, COVID-19 pandemi döneminde genel popülâsyonun stres düzeyinin değerlendirilmesi, pandemiye ilişkin stres ile obsesif kompulsif semptomoloji (OKB) arası ilişkilerin incelenmesi ve bu ilişkide duygu düzenleme güçlüğü, obsesif inançlar ve tiksinmenin aracı rollerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca pandemi döneminde semptomların gelişim mekanizmasına ilişkin önerilen yapısal model de test edilmiştir. Çalışmanın hedefleri doğrultusunda ilk olarak pandemik stresi, çok boyutlu bir biçimde değerlendirebilmek adına, COVID-19 Stres Ölçeği Türkçeye çevrilerek psikometrik özellikleri incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre 6 faktör ve 33 maddeden oluşan ölçeğin Türkçe formu, COVID-19'a ilişkin pandemik stresi değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır. Çalışmanın ikinci kısmında, değişkenler arasındaki ilişkilere yönelik olarak korelasyonel analiz yürütülmüştür. Ayrıca obsesif kompulsif semptomların yordayıcılarını belirleyebilmek adına hiyerarşik regresyon analizi ve aracı modellerin test edilmesi amacıyla aracılık analizleri gerçekleştirilmiştir. Son olarak yapısal eşitlik modellemesi yöntemi kullanılarak önerilen yapısal model test edilmiştir. Analizler sonucu katılımcıların pandemiye ilişkin streslerinin yüksek düzeyde seyrettiği belirlenmiştir. Ayrıca pandemi stresinin, obsesif kompulsif semptomlarla ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Yine pandemi stresinin obsesif kompulsif semptomlar üzerindeki doğrudan etkisi de anlamlıdır. Aracılık analizlerine göre ise bu ilişkide duygu düzenleme güçlüğü, obsesif inançlar ve tiksinme kısmi aracılık rolü üstlenmektedir. Son olarak önerilen yapısal modelin iyi uyum gösterdiği ve obsesif kompulsif semptomlara ilişkin varyansın büyük bir kısmını açıklayabildiği belirlenmiştir. COVID-19'a ilişkin stresin obsesif kompulsif semptomlar açısından bir risk faktörü olarak rol oynayabildiği ve ilişkiye etki eden bilişsel ve duygusal birçok faktör olduğu görülmektedir. Son olarak ulaşılan bu sonuçlar, ilgili alanyazın temelinde tartışılarak ele alınmış ve gelecekteki çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.

COVID 19Duygu düzenleme güçlüğüObsesif inanışlar+6
Alperen Güçlü
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Investigation of nomophobia and related psychological variables with cross-sectional and experience sampling methods: the effect of emotion dysregulation, affect, boredom, psychopathology, and social context

The present dissertation mainly aimed to investigate trait nomophobia, state nomophobia, and their associated psychological constructs. To satisfy this aim, two studies were conducted. Study 1 aimed to investigate the correlational association of trait nomophobia with trait emotion dysregulation, trait PA, trait NA, BP, and psychopathological symptom severity. Study 1 also aimed to investigate the predictive power of these variables on trait nomophobia. In Study 1, the cross-sectional design was preferred. Data was collected from a large university student sample with standard measurement tools (N= 505). Study 1 revealed that the variables were significantly correlated with trait nomophobia (except trait PA). The five-predictor model significantly predicted trait nomophobia. In Study 2, the initial aim was to investigate whether state-based psychological constructs (emotion dysregulation, PA, NA, boredom, and satisfaction with the social context) and trait-based psychological constructs (nomophobia, emotion dysregulation, PA, NA, BP) predict state nomophobia. The second aim was to investigate the variation of daily nomophobia scores during a week. In Study 2, two groups were created (non-nomophobia and nomophobia) to reach the aims. The ESM approach was preferred. Data was collected with the standard measurement tools used in Study 1 and momentary assessments via an MP application (PIEL Survey) (N= 42). Study 2 showed that state-based psychological constructs significantly predicted state nomophobia, but trait-based psychological constructs failed to impact state nomophobia (except trait nomophobia). Daily nomophobia scores decreased in a quadratic trend throughout the week. The decrease in the nomophobia scores of nomophobic individuals was less than non-nomophobic individuals. Nomophobic individuals had higher daily nomophobia scores than non-nomophobic individuals. The general findings suggest that despite being related, trait and state indicators of nomophobia are not interchangeable. It is possible to recommend that rather than trait assessment, state assessment should be used to make inferences about temporal relationships between momentary psychological constructs. Keywords: Experience sampling method, Growth model, Hierarchical linear modelling, Nomophobia, Random intercept and slope model

Growth modelsExperienceEmotion dysregulation+7
Özge Enez
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversiteye yeni başlayan öğrencilerin uyum sorunlarına yönelik bilişsel davranışçı terapi temelli çevrimiçi grup müdahale programının geliştirilmesi ve değerlendirilmesi

Bu araştırmanın amacı, üniversiteye yeni başlayan öğrencilerin uyum sorunlarına yönelik bilişsel davranışçı yaklaşıma dayalı çevrimiçi grup müdahale programının geliştirilmesi ve etkililiğinin değerlendirilmesidir. Araştırmanın evreni Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi hazırlık sınıfı öğrencileridir. Öğrencilere Google form yardımıyla hazırlanan Bilgilendirilmiş Onam Formu ve Demografik Bilgi Formu verilmiş; Psikolojik Belirti Tarama Listesi, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği-21, Dünya Sağlık Örgütü-5 İyilik Hali Endeksi ve Üniversite Yaşamı Ölçeği uygulanmıştır. Veri toplama araçlarından aldıkları puanlara göre belirlenen 24 katılımcı araştırmanın örneklemini oluşturmuş; bu katılımcılar 12 kişilik deney ve 12 kişilik kontrol grubuna seçkisiz olarak atanmışlardır. Deney grubuna; içeriği benlik kavramı ve kendine güven, sosyal kaygı, iletişim becerileri, sosyal beceri ve sınav kaygısı konularından oluşan; birer gün arayla devam eden ve yaklaşık üç haftada tamamlanan, sekiz oturumluk, bilişsel davranışçı yaklaşıma dayalı çevrimiçi grup müdahale programı uygulanmıştır. İlk aşamada kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Araştırma sonunda deney ve kontrol gruplarına aynı araçlar tekrar verilmiş ve veri toplama araçlarından aldıkları puanlar karşılaştırılmıştır. Verilerin analizi için 2 (deney ve kontrol grubu) X 2 (ön test ve son test) karışık desen ANOVA yöntemi kullanılmıştır. Yapılan analizlerle birlikte; uygulanan bilişsel davranışçı yaklaşıma dayalı çevrimiçi grup müdahale programının katılımcıların psikolojik sıkıntılarını gidermede ve depresyon, anksiyete ve stres puanlarını azaltmada etkili olduğu tespit edilirken, genel zihinsel refahları ve üniversiteye uyum düzeyleri üzerinde etkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Benlik kavramı, bilişsel davranışçı terapi, kendine güven, iletişim becerileri, sınav kaygısı, sosyal beceri, sosyal kaygı.

Bilişsel davranış terapileriMüdahale programlarıOkula uyum+6
Burcu Köylüoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Psikolojik belirtiler ile kendine zarar verme davranışı arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü, ruminasyon, dürtüsellik ve öz şefkatin aracı rolü

Kendine zarar verme davranışı (KZVD) özellikle ergen ve genç yetişkin grupları etkileyen önemli bir toplumsal sağlık problemidir. KZVD' nin sosyodemografik ve psikolojik risk faktörlerini belirlemenin psikolojik müdahalelerin geliştirilmesine ışık tutacağı düşünülmektedir Bu çalışmada psikolojik belirtilerle KZVD arasındaki ilişkide dürtüsellik, ruminasyon, duygu düzenleme güçlüğü ve öz-şefkatin aracılık rollerinin incelenmesi hedeflenmiştir.. Çalışmaya 323 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Araştırmada Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanteri, Ruminatif Stiller Ölçeği Kısa Formu, Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu, Öz Şefkat Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS ve AMOS programları kullanılarak analiz edilmiştir. Hipotez testleri için çoklu regresyon analizi (MANOVA), Aracılık Analizleri ve Yapısal Eşitlik Modeli(YEM) analizi yürütülmüştür. YEM'e göre oluşturulan yol haritasında psikolojik belirtilerden ruminasyon, duygu düzenleme güçlüğü, dürtüsellik ve öz şefkata giden doğrudan yollar anlamlı bulunmuştur. Psikolojik belirtiler ile ruminasyon, dürtüsellik ve duygu düzenleme güçlüğü arasında pozitif yönde, öz şefkatle ise negatif yönde istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki vardır. Öte yandan dürtüsellik, duygu düzenleme güçlüğü: dürtüsellik ruminasyon: ve öz şefkatten kendine zarar verme davranışına giden doğrudan yollar anlamlı bulunmamıştır. Ayrıca psikolojik belirtilerden kendine zarar verme davranışına giden dolaylı yol da anlamlı bulunmamıştır. Bu bulgulara göre kendine zarar verme davranışı ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide ruminasyon, öz-şefkat, dürtüsellik ve duygu düzenleme güçlüğünün aracılık etkilerinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmektedir. Aracı değişken modellerine göre yapılan analizlerde; öz-şefkat ve ruminasyonun duygu düzenleme güçlüğü ile KZVD ilişkisinde tam aracılık etkilerinin olduğu; dürtüsellik ve öz-şefkatin ruminasyon ve KZVD ilişkisinde kısmi aracılık etkilerinin olduğu, dürtüsellik ve KZVD ilişkisinde öz-şefkatin kısmi aracılık etkisinin olduğu ve son olarak ruminasyonun KZVD üzerindeki etkisinde psikolojik belirtilerin tam aracılık etkisinin olduğu bulunmuştur. Bahsi geçen demografik ve psikolojik faktörlerin KZVD riskini artırabileceği ve öz şefkat temelli psikolojik müdahalelerin etkili olabileceği sonucu çıkarabilir. KZVD ile ilgili müdahale temelli araştırmaların yapılması bu davranışın anlaşılmasına ışık tutacaktır. Anahtar Kelimeler: duygu düzenleme, dürtüsellik, kendine zarar verme, öz şefkat, psikolojik belirtiler, ruminasyon

Tuğba Avcı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Psychosocial determinants of low sexual desire in women: Empirical and qualitative multimodal study

Determining the exact prevalence and identifying risk factors for low sexual desire (LSD) is essential to understand female sexual dysfunctions and provide adequate treatment resources. The first study, including systematic review and meta-analysis, encompassed research articles reporting women with LSD and hypoactive sexual desire disorder (HSDD) in PsycArticles, Scopus, MEDLINE, Web of Science databases, and reference lists until October 2021. The prevalence of LSD and HSDD was 29% and 12%, respectively. Studies using the convenience sampling method reported a higher prevalence of HSDD than those utilizing the probability sampling method. However, no differences existed between the assessment method and across cultures in LSD and HSDD. The objectives of the second study (qualitative) were to examine the meaning of sexual desire, understand the attributions made regarding the causes of LSD, investigate its effects on women, and explore help-seeking behavior. The survey included data from 165 heterosexual Turkish women who reported experiencing LSD. Through analysis, three major themes emerged: "Safeguard your chastity, do your duty," "It is not all in her head," and "No trouble, no fuss." Findings revealed relational, personal, and social factors on the causes of LSD. The third study (quantitative) aimed to test the relationship between relational and sexual factors and sexual desire and distress. Seven hundred forty-one married Turkish women who had been in matrimony for at least one year were enrolled using the Survey Monkey® platform between June and July 2022. Various measures were used in the recruitment process. The results of the third study revealed a negative association between marriage length and having children with sexual desire while displaying a positive association with sexual distress. Overall findings may elucidate factors impacting LSD in women, explain barriers to help-seeking behavior, and cover advances in the treatment of distressing low desire.

Sex disordersSexual problemsLow sexual desire+2
Sinan Tetik
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Evlilikte uyumun anahtarı duygular mı psikolojik belirtiler aleksitimi ve çiftlerin uyumu ilişkisinde kişiye has ve kişilerarası duygu düzenlemenin aracı rolü

Bu çalışma aleksitiminin, psikolojik belirtilerin (depresyon-anksiyete-stres), kişiye has duygu düzenleme (baskılama, bilişsel yeniden değerlendirme) ve kişilerarası duygu düzenlemenin (birlikte kara kara düşünme ve birlikte yeniden değerlendirme) çiftlerin uyumu üzerindeki rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk adımında Kişilerarası Duygu Düzenleme Anketi: Birlikte Kara Kara Düşünme ve Birlikte Yeniden Değerlendirme'nin Türkçe'ye uyarlaması gerçekleştirilmiştir. Bu uyarlama çalışmasında, yaşları 21 ile 65 aralığında olan 200 kişiden veri toplanmıştır. Veri toplama işleminin ardından gerçekleştirilen analizler sonucunda da uyarlaması yapılan Kişilerarası Duygu Düzenleme Anketi: Birlikte Kara Kara Düşünme ve Birlikte Yeniden Değerlendirme'nin geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu bulunmuştur. Çalışmanın bir sonraki adımında ise yaşları 20 ile 75 aralığında olan 511 kişi araştırmaya dahil edilmiştir. Daha sonra çiftlerin uyumunu yordayan değişkenleri incelemek amacıyla hiyerarşik regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçları incelendiğinde aleksitiminin, psikolojik belirtilerin, kişiye has ve kişilerarası duygu düzenlemenin çiftlerin uyumunu anlamlı bir şekilde yordadığı görülmüştür. Bu işlemin ardından gerçekleştirilen aracı değişken analizinde ise kişiye has ve kişilerarası duygu düzenlemenin aracı rolü ele alınmıştır. Aracı değişken analizi sonuçları incelendiğinde, aleksitimi ve çiftlerin uyumu arasında birlikte kara kara düşünme ve birlikte yeniden değerlendirmenin kısmi aracı etkisi olduğu; psikolojik belirtiler ve çiftlerin uyumu arasında baskılama ve bilişsel yeniden değerlendirmenin kısmi aracı etkisi olduğu; psikolojik belirtiler ve çiftlerin uyumu arasında birlikte kara kara düşünme ve birlikte yeniden değerlendirmenin kısmi aracı etkisi olduğu bulunmuştur. Yalnızca, aleksitimi değişkeni bilişsel yeniden değerlendirme değişkenini yordamadığı için aleksitimi ve çiftlerin uyumu arasında kişiye has duygu düzenlemenin aracı rolüne ilişkin model kurulamamıştır. Çalışmanın bulguları ilgili alanyazını ışığında tartışılmıştır.

AleksitimiAnksiyeteDepresyon+7
Gökay Ata
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Attitudes towards Syrians: A model testing and an empathy focused intervention study

Turkey is one of the countries with the highest Syrian refugee population hosted in the world. In this context, evaluating social cohesion process in terms of the local society is a necessity. The aim of the current study was to examine the role of social contact, intercultural sensitivity, intergroup anxiety, gender, age, education, abroad experience and city on attitudes of Turkish local society towards Syrians. In this regard, data were collected from 207 local community members living in Ankara and Adana provinces of Turkey. The criterion for choosing these provinces is the difference between the numbers and the ratio of Syrians to the general population. According to the analysis, qualitative social contact that indicates close interpersonal relations, intercultural sensitivity and intergroup anxiety predicted the attitudes of the local community towards Syrians. While social contact and intercultural sensitivity positively predicted positive attitudes towards Syrians, intergroup anxiety predicted negatively. In addition, intergroup anxiety had a mediating role between qualitative social contact, intercultural sensitivity and attitudes towards Syrians. Moreover, while there was no gender difference in attitude towards Syrians, females were higher in intercultural sensitivity than males. There was also no difference between education levels in the attitudes towards Syrians. Furthermore, individuals with abroad experience had higher positive attitudes towards Syrians and higher intercultural sensitivity. In the correlation analysis, although there is a negative correlation between age and positive attitude towards Syrians, the age of individuals is not strong enough to predict attitude towards Syrians. Lastly, there was no significant difference in attitudes towards Syrians between the people living in Adana and Ankara. For the second part of the thesis, based on the results of the survey study, an intervention program was developed for Turkish local community. The aim of the empathy-focused intercultural communication program is to increase positive attitudes towards all immigrants, especially for Syrians. Adult local community members over the age of 18 were reached through an announcement about the program. In this context, 52 people in total stated that they would like to participate in the program and registered. Participants were randomly divided into two groups as experimental and control groups. In this context, 26 people were assigned to the experimental group and 26 people to the control group. According to the results of the 4-week online program, Empathy Focused Intercultural Communication Program for Turkish Local Society showed a positive promissory approach for decreasing negative attitudes towards Syrian refugees and increasing emphatic approach. Lastly, these results, possible reasons of them, limitations and suggestions for future research were discussed and the possible implications were shared. Key words: attitudes towards Syrians, integration, intercultural sensitivity, intervention program to increase positive attitudes towards Syrians, social acceptance

MigrationsCultural sensivityIntercultural sensitivity+6
Arzu Çalışkan Sarı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Belirtilerinin Depresyon ve Kaygı ile İlişkisi: Bilişsel Duygu Düzenleme Stratejilerinin Aracı Rolü

Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), dikkat eksikliği ve hiperaktivite/dürtüsellik belirtilerinin görüldüğü, erişkin dönemde de devam eden, sıklıkla başka psikolojik bozuklukların da eşlik ettiği ve bireylerin işlevsellik alanlarını olumsuz etkileyen bir bozukluktur. Bu çalışmanın ilk amacı DEHB ile depresyon ve kaygı belirtilerindeki ilişkinin incelenmesidir. İkinci amacı ise DEHB ile depresyon ve kaygı arasındaki ilişkiye bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracılık edip etmediğinin anlaşılmasıdır. Bir diğer amacı ise DEHB belirtilerinin cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesidir. Çalışmada 164 kadın ve 88 erkek olmak üzere 252 katılımcı yer almıştır. Örneklem daha çok genç yetişkinlerden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği ve SCL-90 Depresyon ve Kaygı Alt Ölçekleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılımda gönüllülük esas alınmıştır. Çalışmanın bulgularına göre dikkat eksikliği, hiperaktivite/dürtüsellik belirtileri, kendini suçlama, başkalarını suçlama, kabul etme, ruminasyon ve felaketleştirme arttıkça depresyon ve kaygı puanları da artmaktadır. Öte yandan yaş, pozitif yeniden odaklanma, pozitif yeniden değerlendirme ve plana tekrar odaklanma arttıkça depresyon ve kaygı belirtilerinin azaldığı tespit edilmiştir. Cinsiyet, dikkat eksikliği, kendini suçlama, plana tekrar odaklanma ve felaketleştirme stratejileri depresyon belirtilerni yordarken; yaş, dikkat eksikliği, ruminasyon, felaketleştirme ve plana tekrar odaklanma ise kaygı belirtilerini yordamaktadır. Aracı değişken analizi sonuçlarına gore dikkat eksikliği belirtileri artarken felaketleştirme artmakta, sonuç olarak kaygı ve depresyon belirtileri şiddetlenmektedir. Dikkat eksikliği belirtileri artarken plana tekrar odaklanma stratejisi daha az kullanılmakta, depresyon ve kaygı ise artmaktadır. Dikkat eksikliği belirtileri artarken plana tekrar odaklanma stratejisi daha az, kendini suçlama stratejisi daha sık kullanılmakta, sonuç olarak depresyon artmaktadır. Bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.

Gözde Şen
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Üstbiliş kuramı çerçevesinde yetişkinlerde üstbilişler, mükemmeliyetçilik, öz-yeterlik, sürekli kaygı, bilişsel-davranışsal kaçınma ve depresyonun genel erteleme eğilimi ile ilişkilerinin aracılık analizleri ile incelenmesi

Erteleme, kişinin çıkarlarına ters düşmesine rağmen bir işi gönüllü olarak geciktirmesi olarak tanımlanmaktadır ve yetişkinlerin yaklaşık %15-20'sinin kronik erteleme davranışından muzdarip olduğu bilinmektedir. Üstbilişsel kurama göre erteleme bir öz-düzenleme sorunudur, bu bağlamda ertelemeye ilişkin bütüncül bir bakış açısı sunmaktadır. Mevcut çalışmada, öz-yeterlik, mükemmeliyetçilik, üstbilişler, sürekli kaygı, bilişsel-davranışsal kaçınma ve depresyonun genel erteleme eğilimi ile ilişkilerinin üstbilişsel kuram çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda 18-65 yaş aralığındaki toplam 284 kadın (193) ve erkek (91) katılımcıdan Demografik Bilgi Formu, Genel Erteleme Eğilimi Ölçeği, Üstbilişler Ölçeği-30, Genel Öz-Yeterlik Ölçeği, Sürekli Kaygı Envanteri, Bilişsel-Davranışsal Kaçınma Ölçeği, Hasta Sağlık Anketi-9 ve Büyük Üçlü Mükemmeliyetçilik Ölçeği-16 kullanılarak veri toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS v.25 programı ve PROCESS v.4.1 eklentisi ile analiz edilmiştir. Bu doğrultuda, korelasyon analizi, iki yönlü ANCOVA ve aracılık analizleri yürütülmüştür. Korelasyon analizi bulgularına göre genel erteleme eğiliminin yaş ile negatif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. İki yönlü ANCOVA bulgularına göre yaşın etkisi kontrol edildiğinde erteleme puanları cinsiyet, öğrencilik durumu ve çalışma durumuna göre oluşturulan gruplar arasında anlamlı düzeyde farklılaşmamıştır. Aracılık analizleri sonucunda, öz-yeterlik ve genel erteleme eğilimi arasındaki ilişkide sürekli kaygı ve bilişsel güvensizliğin seri aracılık etkisinin anlamlı olduğu ve öz-eleştirel mükemmeliyetçilik ve genel erteleme eğilimi arasındaki ilişkide bilişsel güvensizlik ve depresyonun seri aracılık etkisinin anlamlı olduğu bulunmuştur. Endişeye yönelik olumlu üstbilişsel inançlar ve genel erteleme eğilimi arasındaki ilişkide ise sürekli kaygı, kontrol edilemezlik ve tehlike üstbilişleri ve depresyonun seri aracılık etkisinin anlamlı olduğu, ancak bilişsel-davranışsal kaçınma, bilişsel güvensizlik ve depresyonun seri aracılık etkisinin anlamlı olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak, üstbilişsel kuram çerçevesinde incelenen ilişkiler, ertelemenin mekanizmasına yönelik önemli bulgular sunmuştur. Son bölümde, elde edilen bulgular üstbilişsel kuram çerçevesinde değerlendirilmiş; çalışmanın güçlü yönleri ve sınırlılıkları tartışılmış; gelecek çalışmalara ve klinik uygulamalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Bilişsel kaçınmaDepresyonDuygusal kaçınma+6
Rumeysa Eda Kanık Tezcan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Psikolog ve danışan perspektifinden psikoterapi deneyimini anlamak: Başlama, sürdürme ve yarıda bırakma nedenlerinin nitel araştırma yöntemiyle incelenmesi

Bireyler yaşamlarının bir döneminde psikolojik zorluklarla karşılaşabilmekte ve profesyonel yardım kaynaklarına ihtiyaç duyabilmektedir. Günümüzde bireylerin sorunlarıyla baş etmesinde etkili olan çeşitli psikoterapi yöntemleri bulunmakla birlikte psikoterapiye başvurmama ya da psikoterapiyi yarıda bırakma gibi eğilimlerin yaygın olması, psikoterapi sürecindeki olası engellerin incelenmesini gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda bu araştırmanın temel amacı psikoterapi almaya karar verme, psikoterapiyi sürdürme ve psikoterapiyi yarıda bırakmaya ilişkin olguların psikolog ve danışan perspektifinden derinlemesine incelenerek anlaşılmasını sağlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, araştırma yöntemi olarak nitel analiz yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım benimsenmiştir. Nitel veri toplama yöntemlerinden olan görüşme tekniği kullanılmış ve yarı-yapılandırılmış sorulardan oluşan görüşme formu oluşturulmuştur. Araştırmanın örneklemini 14 psikolog (9 kadın 5 erkek) ve 16 danışan (14 kadın 2 erkek) oluşturmaktadır. Deşifre haline getirilen görüşmelerin betimsel ve içerik analizi MAXQDA analiz programında yapılmıştır. Araştırma bulguları üç bölümden oluşmaktadır: "Psikoterapiye Başvurma Kararını Verme", "Kimler Psikoterapiye Devam Eder?" ve "Kimler Psikoterapiyi Yarıda Bırakır?". "Psikoterapiye Başvurma Kararını Verme" başlığı dört temadan (psikoterapiye başvurma niyetini olumlu etkileyen faktörler, psikolojik yardım alma kaynağına karar verme, psikoterapiden beklentiler, psikoterapiden çekinceler) oluşmaktadır. "Kimler Psikoterapiye Devam Eder?" başlığı, danışan örnekleminde üç temadan oluşmuş (danışana bağlı faktörler, ilişki dinamiğine bağlı faktörler ve terapötik müdahaleler, çevresel/dışsal faktörler); psikolog örnekleminde bu üç temaya ek olarak "psikoloğa bağlı faktörler" teması elde edilmiştir. "Kimler Psikoterapiyi Yarıda Bırakır?" başlığında hem danışanlar için (memnun olmama sebebiyle bırakma, iyi hissetme sebebiyle bırakma, dışsal/çevresel faktör nedeniyle bırakma ve ekonomik sebeplerle bırakma) hem psikologlar için (danışana bağlı faktörler, psikoloğa bağlı faktörler, ilişki dinamiğine bağlı faktörler ve terapötik müdahaleler, dışsal/çevresel faktörler) dört tema elde edilmiştir. Araştırma bulguları değerlendirildiğinde, psikoterapiye karar vermede psikolojik belirti düzeyine vurgu yapılmış, ulaşabilirliğin ve damgalanmanın karar vermede etkili olduğuna değinilmiştir. Psikoterapi ücretinin ekonomik yükünün psikoterapiye başvurma, psikoterapiyi sürdürme ve psikoterapiyi yarıda bırakmayı etkileyen önemli bir değişken olduğu; olumlu gelişmeler/yeni şeyler öğrenme, danışanın değişim motivasyonu ve iyi bir terapötik ittifakın psikoterapiyi sürdürmede etkili olduğu anlaşılmıştır. Danışanlar ekonomik sebepler, memnun olmama ve çevresel faktörler sebebiyle psikoterapiyi yarıda bıraktıklarını ifade etmekte; psikologlar da bunlara ek olarak direnç ve aktarımın katkısından bahsetmiştir. Bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmış, uygulama alanlarına yönelik önerilerde bulunulmuştur.

PsikologlarPsikolojik danışmaPsikolojik danışmanlık+1
Cansel Dinar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Other supervisors