Theses supervised by Prof. Dr. İbrahim Kavaz
10 theses · Kırşehir Ahi Evran University, Fırat University, Dicle University
Değerler dünyası açısından Namık Kemal'in tiyatroları üzerine bir inceleme
Toplumlar, kültürlerini kendi tarihlerinin içindeki değer yargıları ve nesilden nesile aktarılan evrensel değerler sayesinde oluşturur. Kültürü oluşturan maddi ve manevi değerler, yaşam tarzımızı belirleyerek davranışlarımız ve kararlarımıza yön vermektedir. İnsanın doğum ve ölüm arasındaki hayatı belli değerler üzerine kuruludur ve kişi bu şekilde hayatı anlamlandırmaya çalışır. Aradığımız anlam duygusunu değerler sayesinde bularak köklü değişiklikler meydana getirebiliriz. Namık Kemal, Türk edebiyatında özgün kimliği ile yer edinerek edebiyat aracılığı ile topluma yön vermek isteyen Tanzimat dönemi yazarlarımızdandır. Tanzimat dönemi Türk edebiyatında tiyatro, roman, gazete yazarlığı gibi birçok türde eserler vermiştir. Özellikle tiyatroları ile toplumun problemlerini ele almış usta bir sanatçıdır. Namık Kemal'in tiyatroları, Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan siyasi çalkantılar ve toplumsal değişimler üzerine kuruludur. Değerlerin toplumlar üzerinde değiştirici etkisi bulunmaktadır. Tiyatro eserlerini amacına ulaşabilmek için kullanan Namık Kemal'in eğlenceli bir okul olarak ifade ettiği tiyatro oyunlarında, değerler dünyası üzerine araştırmaya konu olan veriler Namık Kemal'in piyesleri üzerinden sağlanmaktadır. Geleneklerine bağlı olan Namık Kemal'in piyeslerinde tarihten izler bularak Türk toplumunun olumlu özelliklerine rastlarız. Namık Kemal genellikle tiyatrolarında tarihi ve sosyal olayları ele alarak okura mesajlar vermeyi, okuru düşünmeye yöneltme ve bilinçlendirmeyi hedeflemiştir. Namık Kemal, nasıl bir dünya istediğini piyesleri üzerinden okuyucuya aktarır. Tiyatroları daha çok milli değerlere dikkat çekmektedir. Araştırmanın amacı, Namık Kemal'in tiyatro eserlerini değerlere duyarlık bağlamında incelemektir. Vatan yahut Silistre, Zavallı çocuk, Akif Bey, Gülnihal, Celaleddin Harzemşah ve Kara Bela adında altı tiyatro eseri bulunan Namık Kemal, mektuplarında en sevdiği türün tiyatro olduğunu vurgular. Tiyatroları daha çok dram türündedir. Namık Kemal'in piyeslerinde idealize ettiği oyun kahramanları vatanını milletini seven, hür, adil, çalışkan, dürüst, fedakâr, kahraman İnsanlardır. Piyeslerinde toplumsal eleştiriyi güçlü bir şekilde yaparken döneminin gerçeklerini de yansıtmıştır. Namık Kemal olumlu insan tiplemeleri ile milli birlik ve beraberliği sağlamak istemiş oyun kahramanlarını aşk, sevgi, vatanseverlik, kahramanlık, fedakârlık, adalet, insan hakları gibi değerler etrafında birleştirerek bu değerleri yüceltmiştir. Yazar, olumsuz insan tiplemeleri ile de insanların değerlerini yitirmesi sonucunda toplumda oluşabilecek tahribata dikkat çekmiştir.
Birey ve toplum ilişkileri ekseninde Cemal Şakar'ın hikâyeleri ve hikâyeciliği
Cemal Şakar, Cumhuriyet Devri Türk edebiyatında 1980 sonrasında gelişen postmodern öykünün önemli temsilcilerinden biri olmasına rağmen eserinin üzerinde çok fazla çalışma yoktur. Bu çalışmada yazarın on öykü kitabının; yapı, tema, simgesel unsurlar ile dil ve üslup bakımından incelemesi yapılacaktır. Yazar öykülerinin neredeyse tümünde bireylerin hayatı algılayışları üzerinden yaşadıkları iç hesaplaşmaları işler. Öykülerini kurguladığı sosyal ve siyasal atmosferin akislerini yarattığı isimsiz kahramanın penceresinden detaylı bir şekilde ele alır. Şakar, öykülerini oluştururken üç kaynaktan beslenir; anıları, gelenek ile din ve modernizm. Öykü türünün ve postmodern öykünün verdiği imkânların dışında, öykü sınırlarını zorlamaya çalışır. Genel olarak gelenek/din ve modernizm çatışması, arayış/kaçış ve savaş temaları üzerine kurduğu öyküleri, durum öyküsü özelliği taşır. Yazım tekniklerine oldukça hakim olan yazar, uyguladığı tekniklerin çokluğu bakımından diğer öykücülerden ayrılır. Öykü karakterlerinin çoğu; hayat ve toplumla kavgalı, insani meseleler karşısında oldukça hassas; ancak rahatsız oldukları hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmayan pasif ve silik tiplerdir. Temelde beş bölümden oluşan çalışmanın Birinci Bölümü'nde; yazarın hayatı, edebî kişiliği ve eserleri hakkında genel bilgiler verilirken, İkinci Bölüm'de eserlerin yapısı, Üçüncü Bölüm'de tema, Dördüncü Bölüm'de eserlerdeki simgesel değerler, Beşinci Bölüm'de de eserlerin dil ve üslup özelliklerine değinilmiştir.
1860-1896 dönemi şair ve yazarlarımızın hatıra, röportaj ve mektuplarında Türk dili ve edebiyatının meselelerine dair görüşleri
Batı etkisindeki Türk edebiyatında hatıra, röportaj ve mektup önemli bir yer tutar. 1860-1896 dönemi şair ve yazarları başta mektup olmak üzere hatıra ve röportajlarda Türk dili ve edebiyatının çeşitli meselelerine dair görüşlerini açıklarlar. Bu dönemde en önemli iletişim araçlarından biri mektuptur. Dönemin yeni edebiyat taraftarları farklı ülke ve diyarlarda yaşamak durumunda kaldıkları için mektup yoluyla birbirleriyle iletişim kurarlar, dil ve edebiyata dair gelişmeleri değerlendirirler. Hatıra ise şair ve yazarların sonradan kaleme aldığı ve güvenirliliği düşük bir türdür. Ancak hatıralarda dil ve edebiyat meseleleri mektuba göre daha geniş bir şekilde ele alınmıştır. Bu dönemle ilgili az sayıda röportajlarda yer alan meselelerin dönemsel yelpazesi oldukça geniştir. Hatıra, mektup ve röportajlarda yer alan dil meseleleri dil ve milliyetçilik bağlamında ele alınır ve dilin yeterliliği, ıslahı, sadeleşmesi ve diğer dillerin Türkçe üzerindeki etkisi konularında yoğunlaşır. Bunun yanında alfabe, imla, gramer, lügat gibi dilin yapısıyla ilgili meseleler; tercüme faaliyetleri ve dilin öğretimi gibi dilin gelişimini etkileyen meseleler yer alır. Edebiyat meseleleri daha çok eski yeni bağlamında ele alınır. Bunun yanında edebiyatın tanımı, fonksiyonu ve kaynağına değinilir. Edebi türlerden şiir, roman ve tiyatro; dönemin şair ve yazarlarının edebi zevkinin değişimi ve gelişimi gibi konularda geniş açıklamalar yapılır. Nazım-nesir karşılaştırması ve eleştiri gibi konularda yeri geldikçe çeşitli görüşler ileri sürülür. Bu çalışmada dönemin mektup, hatıra ve röportajları dil ve edebiyat meseleleri bağlamında değerlendirilmektedir. Söz konusu türlerde yer alan görüşler dönemin makale, mukaddime ve takrizlerinde yer alan görüşlerle karşılaştırılmaktadır.
Milli edebiyat dönemi Türk romanında batılılaşma (1908?1923)
Osmanlı İmparatorluğunun yeni bir medeniyetin eşiğine doğru başlayan sürüklenişi, batılılaşma sürecini yaşatır. Batılılaşma 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı'yla asıl kırılma noktasını yaşar. Batı'yı tanıma ve batılı unsurları yaşama arzusu sistemli bir değişim sürecini getirir. Toplumsal düzeyde gerçekleşen bu değişim süreci, toplumu oluşturan her alanda kendini gösterir. Bu çalışmamız batılılaşma sürecinde görülen bu değişimin, Milli Edebiyat dönemi romanlarına yansıyan unsurların tespitine yöneliktir.Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde batılılaşmanın tarihi süreci, edebiyata yansımaları ve fikir akımları hakkında bilgiler yer almaktadır.Çalışmanın temelini oluşturan ikinci bölümde Milli Edebiyat dönemi (1908?1923) yılları arasında basılan, 43 romanı batılılaşma açısından ele aldık. Toplumun temelini oluşturan bireyin davranış ve düşünce boyutundaki değişim sürecini sosyoloji, psikoloji ve felsefe gibi bilim dallarından hareketle belirginleştirmeye çalıştık. Batılılaşma sürecinin kültürel yapıda ve mekânlarda oluşturduğu değişim gözler önüne serdik. Yanlış batılılaşma süreci ve bu süreçle oluşan toplumsal çöküşün romanlara yansımalarını tespite çalıştık.Çalışmamızın ikinci bölümünde romanlarda geçen yabancıları ve bu yabancıların toplum hayatındaki konumlarını ele alarak, yanlış batılılaşma sürecindeki fonksiyonlarını belirledik.Milli Edebiyat döneminde batılılaşmanın nasıl bir süreç geçirdiğini anlatan sonuç bölümünden sonra, çalışmamıza katkı sağlayan geniş bir kaynakçaya yer verdik.
Servet-i Fünûn edebiyatı romanlarında aile, kadın ve çocuk
Tanzimat'tan sonraki süreçte siyasi alanda olduğu gibi sosyal alanda da pek çok değişiklik meydana gelmiştir. Sosyal yaşamdaki bu değişiklikler romanlara da yansımıştır. Bu anlamda roman yazarları, değişen yaşamın bireyler üzerinde oluşturduğu etkinin topluma sıçrayan yanını sanatsal bir formda anlatmışlardır. Özellikle Servet-i Fünûn romanı, yeni bir medeniyetle tanışan ve karşılaştığı bu medeniyetin kültürünü içselleştiren ailelerin yaşam tarzları üzerine kurgulanmıştır.Servet-i Fünûn romanındaki aileler, yeni yaşam tarzının etkisinde kalan sosyal bireylerden oluşmaktadır. Bu ailelerin bireyleri, genellikle çevreleriyle bütünleşme eğilimi içinde görülürler. Bu anlamda, yaşadıkları çevrenin yaptırımlarıyla yaşamlarına yön verirler. Dar bir çevrede yalı hayatı süren geleneksel ailelerde dışa kapalı bir yaşam görülürken, konak hayatı süren ya da apartmanda yaşayan modern ailelerde tam anlamıyla dışa dönük bir yaşam tarzı görülür.Kadınlar, Servet-i Fünûn romanlarında birinci dereceden kahramanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Servet-i Fünûn romanındaki kadınlar, eğitimli, dışa dönük ve modern tiplerdir. Bunların dışında içe kapanık kadınların dışa kapalı bir yaşam sürdükleri görülmektedir. Bu romanlardaki kadınların sindirilmiş ve bastırılmış olmamaları onların yaşam algılarında aşk, eğlence, giyim ve modayı ön plana çıkarmalarına sebep olmuştur.Çocuk öznenin yetişkinler dünyasında birey olarak yer edinmesi, Servet-i Fünûn romanında görülen bir olgudur. Özellikle Halit Ziya Uşaklıgil'in romanlarında çocuk sevgisi ve çocuklara verilen eğitim romanlardaki yan temalar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Batılılaşma açısından Tanzimat dönemi Türk romanı
Tanzimat, ana çizgileriyle siyaset, cemiyet ve edebiyat alanlarında göstermiş olduğu değişmeler ve gelişmelerle Türk hayatında önemli bir yer teşkil eder. Tanzimat edebiyatı, Batı edebiyatını örnek alarak varlığını sürdürür. Edebiyattaki değişim Batı'ya, özellikle Fransız edebiyatına, yöneliktir. Sanat anlayışında Doğu ile Batı arasında kalan yazarlar yaşadığı ikilemi eserlerine de yansıtır. Bu sebeple edebiyatımız Doğu ? Batı kültürleri arasında kalır. Batılı gibi düşünmelerine rağmen Doğulu gibi yaşayan sanatçılar zamanla eski edebiyattan uzaklaşırlar.Tanzimat dönemi romanlarının ana konusunu ?Batılılaşma? oluşturur. XIX. Yüzyılda Osmanlı toplum yapısında meydana gelen değişiklikler Türk insanını büyük ölçüde etkilemiştir. Bu süreçte romanın üstlendiği işlevi dikkate almak gerekir. Batı'dan alınan roman türü, çağdaşlaşmanın araçlarından biri olarak kullanılmaya başlanmıştır. Romanı bir eğitim ve Batılılaşma aracı sayan Tanzimat romancıları, bir taraftan Doğu değerlerine bağlı kalarak Batılılaşmak isterken, diğer taraftan Batılılaşmayı Batıya ait değerlere yöneliş olarak ele alıyorlardı. Bu nedenle yazarlar bir ?kültür ikilemi? arasında kalmışlardır. Bu süreçte hem devlet yapısında hem de toplumun kültürel değerlerinde değişmeler olmuştur. Özellikle ahlak yapısında, insan tipinde, eğitim sisteminde, âdetlerde, zevkte ve sosyal alanda önemli ikilikler ortaya çıkmıştır.Anahtar Kelimeler: Tanzimat, Batılılaşma, Edebiyat, Roman, Toplum,
Romancı kimliğiyle Attila İlhan
Bu çalışmada 1925-2005 yılları arasında yaşamış, yazın dünyasının pek çok alanında eser vermiş olan Attila İlhan'ı romancılığı yönünden ele almaya çalıştık.Temelde üç ana bölüm halinde düzenlediğimiz çalışmanın birinci bölümünde Attila İlhan'ın hayatı, romancı kimliği ve eserlerinin listesini sunduk.İkinci bölümde, Attila İlhan'ın toplam on iki romanını sanatçının romancılık anlayışında bir temel kabul ettiğimiz `ekonomik ve tarihi yapılanmayı' göz önünde bulundurarak oluşturduğumuz sınıflamaya bağlı kalarak yapısal ve tematik bakımdan çözümlemeyi denedik. Romanları `topluma yabancılaşan aydın', `toplumu tarihsel süreç içerisinde yapılandırmaya hazırlanan aydın' ve `yapılandıran aydın' kimliğinin yönlendirdiği bakış açısıyla üç bölüm halinde değerlendirirken Fena Halde Leman ve Haco Hanım Vay romanlarını bu sınıflandırmanın dışında, insanın ?ağırlıklı biçimde- kişisel diyalektiğini belirlemede cinselliği temel alarak başka bir bölüm halinde değerlendirdik.Üçüncü bölümde, Attila İlhan'ın dili kullanma biçim ve üslubunu romanlardan yapılan örneklemelerle yorumladık.Çalışmanın sonuna ise Attila İlhan'ın romancı yönünü aydınlatacak bir kaynakça ekledik.Anahtar Sözcükler: tarihi roman, nehir-roman, cinsellik, tema, yapı, çözümleme
Cumhuriyet dönemi Türk romanında batılılaşma (1923/1940)
Osmanlı İmparatorluğu'nun yeni bir medeniyetin eşiğine doğru sürüklenişi, Batılılaşma sürecini başlatır. Batılılaşma, 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı'yla asıl kırılma noktasını yaşar. Batıyı tanıma ve Batılı unsurları yaşama arzusu sistemli bir değişim sürecini beraberinde getirir. Toplumsal düzeyde gerçekleşen bu değişim süreci, toplumu oluşturan her alanda kendini gösterir. Bu çalışmamız, Batılılaşma sürecinde görülen değişimlerin, Cumhuriyet dönemi romanlarına yansıyan unsurlarının tespitine yöneliktir.Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın temelini oluşturan birinci bölümde, Cumhuriyet dönemi Türk romanında, 1923?1940 yılları arasında basılan elli roman, ?Kurgudan Kurumsal Hayata Geçiş? aşamasında Batılılaşma açısından ele alınmıştır. Toplumun temelini oluşturan bireyin davranış ve düşünce boyutundaki değişim süreci sosyoloji, psikoloji ve felsefe gibi bilim dallarından hareketle belirginleştirmeye çalışılmıştır. Batılılaşma sürecinin kültürel yapıda oluşturduğu değişim, bu dönemde yayınlanmış romanlardan hareketle gözler önüne serilerek, yanlış Batılılaşma süreci ile bu süreçle oluşan toplumsal çöküşün romanlara yansımalarını belirleme yoluna gidilmiştir.Çalışmamızın ikinci bölümünde ?Kurgudan Eğlence Hayatına Yöneliş? başlığı altında, romanlarda geçen eğlence hayatında görülen değişimler ve bunların kültürel hayata yansımaları ele alınarak, yanlış Batılılaşma sürecindeki fonksiyonları belirlenmiştir.Cumhuriyet Dönemi Türk romanlarında Batılılaşmanın nasıl bir süreç geçirdiğini anlatan sonuç bölümünden sonra, çalışmamıza katkı sağlayan geniş bir kaynakçaya yer verilmiştir.Anahtar Sözcükler: Cumhuriyet Dönemi, roman, batılılaşma, kültürel değişim, yabancılaşma
Hilmi Yavuz'un şiir dünyası
Hilmi Yavuz, günümüz felsefeci, yazar ve şairlerindendir. Yavuz, 1936'da İstanbul'da doğmuştur. Kendisini özellikle şiir alanında yetiştirmiştir. Şiirlerinde zengin bir duygu, düşünce ve hayal dünyası sunar. Türk şiirini ve Batı şiirini derinlemesine bilen şairlerimizdendir. Şiirlerinde Batı ve Türk şiirini bir bütünlük halinde ortaya koyar. Felsefeci olduğu için felsefi konuları şiirlerinde sıkça dile getirir. Hilmi Yavuz özgün şairlerimizdendir. Türk şiirine yeni bir soluk getirmiştir. Bu sebeple Hilmi Yavuz'un şiirleri üzerine bir çalışma yaptık. Çalışmamızın birinci bölümünde Hilmi Yavuz'un hayatı, eserleri hakkında bilgi verdik. Onun şiir ve şair hakkındaki görüşlerini sıraladık. Böylece Hilmi Yavuz'un poetikasını çıkardık. İkinci bölümde şiirlerini tema bakımından inceledik ve şiirlerinde öne çıkan temaları ortaya koyduk. Yavuz'un zengin bir imaj dünyası vardır. Bu sebeple imaj dünyasına dair bilgiler verdik ve şiirlerinde imge örnekleri sunduk. Üçüncü bölümde şiirlerini dil ve üslûp bakımından inceledik. Böylece çalışmamız Hilmi Yavuz'un şiir dünyasına yapılan bir yolculuk oldu. Anahtar kelimeler: Hilmi Yavuz, poetika, şiir dünyası, imaj dünyası, tema, dil ve üslûp.
19. yüzyıl Fransızca ve Türkçe kurgusal eserler ile edebi hatıralarda İstanbul
?19. Yüzyıl Fransızca ve Türkçe Kurgusal Eserler ile Edebi Hatıralarda İstanbul? adlı çalışma ?Mekan Olarak İstanbul?, ?İstanbul'dan İnsan Manzaraları? ve ?İstanbul'da Sosyal Hayat? olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır.Girişte, 19. yüzyıl İstanbul'unu işleyen Fransız gezgin edebiyatçılar ile Türk yazarların eserleri tanıtılmaktadır. Bu eserlerde İstanbul'da Fransız kültürünün ilgi gördüğü ve bunun sonucunda Fransızca ve alafranga yaşam tarzının yaygınlaştığına dair gözlemler önemli yer tutmaktadır.Tezin birinci bölümünde İstanbul, mekan olarak ele alınmaktadır. Fransız gezgin edebiyatçıların ve Türk yazarların İstanbul'u Avrupa kentlerinden ayıran ve ona bir Doğu kenti görünümü veren Boğaziçi, Eyüp semti, cami, saray, kahvehane, mezarlık gibi yapı ve mekanlar hakkında yazdıkları aktarılmaktadır. Yazarlar, bu mekanların şehrin genel manzarasına eşsiz bir görünüm kazandırıp Binbir Gece Masallarına benzediğini söylemektedirler. Beyoğlu ve çevresinin Batı kültürünü şartsız kabullendiğini, Eyüp semtinin ise geleneksel yaşam tarzı ve mimarisiyle Doğu'yu ve geleneği temsil ettiğini vurgulayarak Beyoğlu ve Eyüp'ü birbirlerine zıt iki semt olarak görmektedirler.İkinci Bölümde Fransızca ve Türkçe eserlerde İstanbul'dan insan manzaraları işlenmekte ve yazarların kentteki padişahlara, yerli gayri müslimlere, kadınlara, mürebbiyelere ve cariyelere bakış açıları ortaya konmaktadır. Aynı eserlerde Rum kadınlarının cinsel özellikleri ön plana çıkarılmakta ve İstanbul Yahudilerinin bankacılık, komisyonculuk gibi zahmet istemeyen mesleklerle uğraştıkları anlatılmaktadır. Bu bölümde son olarak İstanbulluların acımasızlık, cimrilik, kadercilik gibi olumsuz ve hoşgörü, misafirperverlik, yardımseverlik gibi olumlu nitelikleri hakkında yazılanlar ele alınmaktadır.Üçüncü Bölümde ise Fransızca ve Türkçe edebi eserlerde İstanbul'da sosyal hayatın nasıl yaşandığı konusu işlenmektedir. İstanbulluların mesirelerdeki eğlencelerinden, Ramazan ayındaki faaliyetlerden, kadın-erkek ilişkilerinden söz edilmektedir. Ayrıca şehirdeki ulaşım araçları, Boğaz'daki kayıklar ve kara ulaşımını sağlayan atlı arabalarla ilgili betimlemelere yer verilmektedir.