Theses supervised by Prof. Dr. İlhan Eroğlu
12 theses · Tokat Gaziosmanpaşa University
Türkiye'de dış ticaret açığı ve teknoloji ilişkisi: REW zamanla değişen nedensellik analizi
Dış ticaret ülkeler için önemli bir yere sahiptir. Dış ticaret ülkelerin diğer ülkelerle mal ve hizmet ticaretini ifade eder. Bu ticari ilişkide ülkelerin dış ticarette açık vermemesi önemli bir hedef olarak düşünülür. Buna göre ihracatı arttırıcı ithalatı azaltıcı politikalar önemli iktisat politikaları olarak kabul edilir ve her ülke ihracatını arttırıp ithalatını azaltmayı hedeflemektedir. Dış ticaret verileri ekonomik açıdan bir ülke hakkında önemli bilgiler içermektedir. Ülkenin ihracatındaki ürünlerin niteliğine bakarak ülkenin gelişmişlik düzeyi yorumlanabilmektedir. İhracatındaki ürünler katma değeri yüksek, ileri teknoloji ürünler ise bu ülkenin gelişmiş bir ülke olduğunu söylemek yanlış olmaz. Benzer şekilde, bir ülkenin ihracatı düşük teknolojili, katma değeri düşük ürünlerden oluşuyorsa bu ülke gelişmekte olan bir ülke olduğu söyleyebiliriz. Ülkeler teknolojiyi iki şekilde elde etmektedirler. Bunlardan ilki Ar-Ge harcamaları ikincisiyse teknoloji transferidir. Elde edilen teknoloji üretim süreçlerinde kullanılarak daha verimli ve kaliteli ürünler üretip ihraç edilmektedir. Bu çalışmada, zaman serisi analizi kullanılarak Türkiye'nin 2011-2022 yılları arasındaki aylık verilerden yararlanılarak teknoloji odaklı faktörlerden dış ticaret açığına doğru nedensellik ilişkileri ve bunların zamana göre değişip değişmeyeceği tespit edilmeye çalışılmıştır. Yapılan ampirik çalışma sonucunda teknoloji odaklı faktörlerden dış ticaret açığına doğru nedensellik ilişkisinin olduğu ve bu ilişkinin niteliğinin –nedenselliğinin ve nedenselliğin gücünün- dinamik bir yapıda olduğu görülmüştür.
Enflasyonun farklı ülke gruplarına göre temel dinamikleri: Ampirik bulgular
Enflasyonun ülke ekonomileri üzerindeki maliyetlerine bakıldığında, enflasyon dinamiklerinin belirlenmesinin hem ulusal hem uluslararası düzeyde ekonomik istikrarı sağlamasında, fiyat istikrarının sağlanmasının rolü azımsanmayacak düzeydedir. Yüksek enflasyonun maliyetlerine bakıldığında enflasyon dinamiklerinin küresel boyutta belirlenmesinin ne kadar önemli olduğunu görülmektedir. Küresel enflasyonun ortalama olarak 1980'lerde %8'lerde iken önce 1990'larda %6,7'ye 2000'lerinde başında %4,2'ye son on yılda ise bu oranın %2,5 düzeyine kadar indiği görülmektedir. Küresel enflasyonun fiyat istikrarı düzeyini yakalamış olması gelişmiş ülke merkez bankalarının rolünün büyük olduğu yönünde; özellikle modern merkez bankacılığı anlayışında bağımsız merkez bankacılığının enflasyonist süreçleri tersine çevirme konusundaki muhafazakâr tutumlarını, beklentileri yönetebilecek kurumsal iletişim, kredibilite ve gelişmiş parasal kontrol yetenekleri sonrasında sağlandığı yönündedir. Çalışmanın ana teması enflasyonun makro iktisadi belirleyicilerini 1980-2019 döneminde 75 ülkenin verileri kullanılarak farklı ülke grupları; alt-orta-üst gelir, yüksek-ılımlı-düşük enflasyon ve enflasyonla mücadelede modern merkez bankacılığının kurumsal yapısı olarak enflasyon hedeflemesi rejimi (EHR) uygulayan ülkeler ve EHR'ye geçiş grubu olmak üzere sekiz ülke grubunda sonuçlar karşılaştırılmasıdır. Sonuçlar enflasyonun belirleyicilerinin bu gruplarda belirgin farklılık arz ettiği ve kısa dönem enflasyonist süreçlerin uzun dönem enflasyonist süreçleri belirlediği yönündedir. Politika yapıcıların enflasyonla mücadelede küresel belirleyicilerden çok ulusal makro iktisadi belirleyicileri hesaba katan politika kurgusuna ek olarak EHR gibi kurumsal yapının da politika etkinliğini artıran bir unsur olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.
2008 küresel finans krizi sonrasında FED'in uyguladığı geleneksel olmayan para politikalarının makroekonomik göstergelere etkisi: Kırılgan Beşli üzerine panel var analizi
2008 yılının son çeyreğinde yaşanan küresel finansal krizle beraber, merkez bankalarının ekonomiyi yönlendirmede kullandıkları geleneksel para politikası araçlarının yetersiz kaldığı görülmüştür. Küresel krizin tüm dünyayı etkileyecek şekilde derinleşmesiyle beraber, merkez bankaları geleneksel araçları terk ederek alışılmadık politikalar üretmeye başlamışlardır. Küresel krizin tüm dünyayı etkileyecek şekilde derinleşmesiyle beraber, merkez bankaları geleneksel araçları terk ederek alışılmadık politikalar üretmeye başlamışlardır. FED' in geleneksel olmayan para politikası olarak nitelendirilen nicel gevşeme programının piyasalardaki dolar likiditesini artıracağı, artan dolar likiditesinin döviz kurlarını düşürmesi dolayısıyla faiz oranlarının düşeceği beklentisi nedeniyle gelişmekte olan ülkeler üzerinde birtakım olumlu etkilere sebep olmuştur. Bu çalışmada, FED' in küresel kriz sonrası uyguladığı geleneksel olmayan para politikalarının "Kırılgan Beşli (Fragile Five)" olarak adlandırılan ve ekonomilerinin FED' in nicel gevşeme politikası karşısında potansiyel hassasiyetinin olduğu düşünülen Brezilya, Hindistan, Endonezya, Türkiye ve Güney Afrika ülkeleri üzerindeki makroekonomik etkileri PANEL ARDL yöntemi ile araştırılmaktadır. Bunun için dört ayrı model oluşturularak FED' in 2008 Küresel Finans Krizi sonrasında uygulamış olduğu geleneksel olmayan para politikalarının Kırılgan Beşli ülkelerde makroekonomik göstergelere etkisi dört ayrı modelle incelenmiştir. Geleneksel olmayan politikaların Model 1'de Sanayi Üretim Endeksi (IP) üzerine etkisi, Model 2'de Tüketici Fiyat Endeksi (CPI) üzerine etkisi, Model 3' de Nominal Döviz Kuru (DK) üzerine etkisi ve Model 4' de de Parasal Toplam (M2) üzerine etkisi incelenmiştir. Panel ARDL modeli kurulmadan önce yatay kesit bağımlılığının varlığı ve değişkenlerin heterojen olması nedeniyle CADF birim kök testi yapılmıştır. Birim kök testi sonucu analizin Panel ARDL yöntemi ile yapılmasına fırsat vermiştir. Buna bağlı olarak 4 ayrı Panel ARDL modeli oluşturulmuştur. Model 1 için Panel ARDL sonuçlarına göre FED' in genişletici para politikaları tüketici fiyat endeksini açıklamakta anlamsızdır. Model 2 için Panel ARDL sonuçların göre FED' in genişletici para politikası sanayi üretim endeksi üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı etkiye sahiptir. Model 3 için Panel ARDL sonuçlarına göre, FED' in genişletici para politikaları döviz kuru üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı etkiye sahiptir. Son olarak Model 4' de için Panel ARDL sonuçlarına göre FED in genişletici para politikaları para arzını açıklamakta anlamsızdır. Bu sonuçlara göre ABD'nin geleneksel olmayan genişletici para politikalarının bir göstergesi olarak ABD 10 yıllık tahvil faiz oranlarının Kırılgan Beşli ülkelerin makroekonomik göstergeleri olarak; sanayi üretim endeksi, tüketici fiyat endeksi, döviz kuru ve M2 para arzından oluşan makroekonomik göstergelerden sadece sanayi üretim endeksi (IP) ile döviz kuru (DK) üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olduğu, tüketici fiyat endeksi (CPI) ve para arzında (M2) anlamlı bir etkinin olmadığı anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: FED, Miktarsal Genişleme, Kırılgan Beşli, Panel ARDL
Sürdürülebilir kalkınma kapsamında döngüsel ekonomi: Seçilmiş Avrupa ülkeleri ve Türkiye üzerine bir araştırma
Bilindiği üzere sürdürülebilir kalkınma; bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan kalkınmadır. Sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşmayı sağlayacak bir üretim modeli olarak görülen döngüsel ekonomi ise, atık maddelerin geri dönüştürülerek ekonomiye yeniden kazandırılmasıdır. Doğrusal ekonomide atık olarak tanımlanan unsur; alternatifi olan döngüsel ekonomide kaynağa dönüştürülerek, atık oluşumu önlenmeye çalışılmaktadır. Literatür taraması sonucu, yapılan çalışmalarda genellikle döngüsel ekonominin önemli bileşenlerinden olan geri dönüşüm oranlarının ekonomik büyüme üzerine etkisinin araştırıldığı görülmüştür. Döngüselliğin büyüme yerine kalkınma ya da sürdürülebilir kalkınma üzerine etkisini analiz eden çalışmalar ise, yok denecek kadar azdır. Çalışmanın amacı; 2010–2020 dönemini kapsayan panel veri seti ile seçilmiş 30 Avrupa ülkesi ve Türkiye'de, döngüsel ekonominin sürdürülebilir kalkınma üzerindeki etkisine ilişkin ampirik analiz yapmak ve mevcut literatüre katkıda bulunmaktır. Çalışma panel veri yöntemleriyle, dirençli tahminci Prais-Winsten (PCSEs) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kurulan 4 modelin bağımlı değişkenleri kişi başına düşen GSYİH (Model I) , doğumda beklenen yaşam süresi (Model II), kişi başına karbondioksit emisyonu (Model III) ve İnsani Gelişme Endeksi değerleri (Model IV) iken; ortak bağımsız değişkenler belediye atıklarının, ambalaj türüne göre ambalaj atıklarının, elektronik atık ve biyoatık geri dönüşüm oranı ile üretimde döngüsel malzeme kullanım oranı ve yenilenebilir kaynaklardan gelen enerjinin payıdır. Çalışmada kurulan I. ve IV. modelin sonuçlarına göre; ülkelerin geri dönüşüm oranlarının kişi başına düşen GSYİH ve İnsani Gelişme Endeksi (İGE) değerlerini, beklentiyle uyumlu bir şekilde genel olarak olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Analizde kurulan II. ve III. modelin sonuçlarına göre ise; ülkelerin geri dönüşüm oranlarının doğumda beklenen yaşam süresi ve kişi başına karbondioksit emisyonunu, beklenenin tersine genel olarak etkilemediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir kalkınma, Doğrusal ekonomi, Döngüsel ekonomi, Geri dönüşüm oranları, İnsani Gelişme Endeksi (İGE)
Ekonomik karmaşıklığın, ekolojik ayak izinin ve yeşil finansal gelişmenin sürdürülebilir kalkınmaya etkisi: NEXT-11 ülke grubu üzerine bir analiz
Sürdürülebilirlik, ekonomik, çevresel ve sosyal sorunlara çözüm üretmeyi hedefleyen kapsamlı bir yaklaşım olup, bugünün ihtiyaçlarını karşılarken geleceğin kaynaklarını tehlikeye atmadan verimli bir şekilde kullanımını esas alır. Dünya nüfusundaki hızlı artış ve küreselleşme ile birlikte ekolojik bozulmanın hızlanması, sürdürülebilirliği küresel ölçekte öncelikli bir konu haline getirmiştir. Bu bağlamda, sürdürülebilir kalkınma göstergeleri, ülkelerin ekonomik, sosyal ve çevresel hedefler konusundaki ilerlemelerini değerlendirmek için temel bir araç olarak kullanılmaktadır. Ekonomik karmaşıklığın, ekolojik ayak izinin ve yeşil finansal gelişmenin sürdürülebilir kalkınma endeksine etkisini araştıran bu çalışmada 2008-2021 yılları arasındaki döneme ait yıllık veriler kullanılarak NEXT-11 ülkeleri analize dahil edilmiştir. Dengeli panel analizinin gerçekleştirildiği çalışmada sabit etkiler modeline yer verilmiştir. Çalışmada bağımlı değişken olarak Sürdürülebilir Kalkınma Endeksi; bağımsız değişken olarak ise Ekonomik Kompleksite Endeksi, Ekolojik Ayak İzi, Yeşil Finansal Gelişme ve Doğal Kaynak Bağımlılığı kullanılmıştır. Çalışmada oluşturulan model üzerinden panel veri analizi gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçları kapsamında bağımsız değişkenler ile Sürdürülebilir Kalkınma Endeksi arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İktisadi boyutuyla gıda arz güvenliği ve gıda krizi: Türkiye örneği
Bu tez çalışması, Türkiye'de gıda güvenliğini etkileyen makroekonomik değişkenleri ekonometrik bir çerçevede incelemesi bakımından literatüre önemli bir katkı sunmaktadır. Artan nüfus, iklim değişikliği ve küresel ekonomik dalgalanmalar karşısında gıda arz güvenliği, yalnızca tarımsal üretimle sınırlı kalmayıp, makroekonomik politikalarla doğrudan ilişkilidir. Çalışma, uzun dönemli ekonomik göstergelerle gıda üretimi arasındaki ilişkiyi analiz ederek, karar alıcılara sürdürülebilir ve veri temelli politika geliştirme konusunda yol gösterici olmayı amaçlamaktadır. Bu yönüyle tez, hem akademik araştırmalara hem de tarım ve kalkınma politikalarına stratejik katkı sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de gıda güvenliğini etkileyen makroekonomik faktörleri uzun dönemli dinamikler çerçevesinde analiz etmektir. 1970–2020 dönemine ait yıllık veriler kullanılarak oluşturulan modelde, gıda üretim düzeyi (food) bağımlı değişken olarak ele alınmıştır. Bağımsız değişkenler ise enflasyon oranı (inf), hükümet harcamaları (gov), kişi başına düşen gelir (gdppc), ticaret açıklığı (trade), nüfus (pop), petrol fiyatları (oil) ve küreselleşme endeksi (glob) gibi makroekonomik göstergelerdir. Değişkenler arasında çoklu doğrusal bağlantı sorununun tespit edilmesi üzerine dört ayrı model oluşturulmuş ve serilerin durağanlık düzeyleri ADF ve PP testleriyle analiz edilmiştir. Eşbütünleşme ilişkisini test etmek amacıyla Pesaran vd. (2001) tarafından geliştirilen ARDL sınır testi uygulanmıştır. Test sonuçları, dört modelin tamamında uzun dönemli ilişkiyi doğrulamaktadır. Uzun dönem katsayıları değerlendirildiğinde, kişi başına düşen gelir düzeyindeki artışın gıda üretimini pozitif ve anlamlı şekilde etkilediği görülmektedir. Enflasyon ve petrol fiyatlarının etkisi sınırlı düzeyde kalırken, hükümet harcamalarının gıda üretimi üzerinde negatif etkide bulunduğu tespit edilmiştir. Hata düzeltme modeline göre, kısa dönemde yaşanan şokların uzun dönemde etkisinin ortadan kalktığı ve sistemin dengeye döndüğü görülmüştür. Sonuç olarak, Türkiye'de gıda üretim düzeyinin artırılması ve gıda güvenliğinin sağlanmasında ekonomik büyüme, gelir artışı ve kalkınma politikaları belirleyici rol oynamaktadır. Gıda güvenliği yalnızca tarımsal üretimle değil, aynı zamanda makroekonomik istikrar, nüfus artışı ve küreselleşme gibi çok boyutlu faktörlerle doğrudan ilişkilidir. Bu bağlamda çalışmada elde edilen bulgular, politika yapıcılar için önemli ipuçları sunmaktadır.
2008 Küresel Finans Krizi sonrası TCMB'nin para politikası duruşu ve etkilerinin analizi
Para politikası, genel olarak ekonomik büyüme, istihdam artışı ve fiyat istikrarı gibi hedeflere ulaşabilmek amacıyla, paranın elde edilebilirliği ve maliyetini etkilemeye yönelik sratejiler bütünü olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu hedeflere ulaşmak için alınan bu kararlar ise merkez bankaları tarafından uygulanmaktadır. Para politikasını belirleyen birçok merkez bankasının temel amacı, enflasyon ile mücadele kapsamında fiyat istikrarını sağlamak ve bu istikrarı sürdürmektir. Bu doğrultuda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)'nin temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır ve bu amaca ulaşmak için 2006 yılından beri açık olarak uygulamış olduğu enflasyon hedeflemesi stratejisi kapsamında politika aracı olarak kısa vadeli politika faiz oranını kullanmaktadır. Ancak, 2008 küresel finans krizi sonrası ekonomik istikrarı sağlamak için fiyat istikrarının tek başına yeterli olmadığı görülmüştür. Bu bağlamda, fiyat istikrarı temel hedef olmak üzere makro ekonomik istikrar için finansal istikrarın da gözetilme zarureti ortaya çıktığından finansal istikrar amaçlar arasına dahil edilmiş ve kısa vadeli politika faiz oranları haricinde geleneksel olmayan yeni para politikası araçları kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmanın amacı geleneksel olmayan para politikasının uygulanmaya başladığı dönem sonrasında, TCMB'nin amaçlarına etki eden unsurları ortaya koyabilmektir. Çalışmada fiyat istikrarı, finansal istikrar ve büyüme olmak üzere TCMB amaçlarını temsil eden üç ayrı model kurulmuştur. Modellerde bağımlı değişkenler olarak yer alan her bir amaç için bağımlı değişkeni etkilediği düşünülen farklı bağımsız değişkenler seçilmiştir. Analizde öncelikle yöntem olarak birim kök testi, ARDL sınır testi ve varyans ayrıştırma hesaplaması yapılmıştır. Zaman aralığı 2010-2018 dönemini kapsamakta olup, kullanılan veriler aylık olarak ele alınmıştır. Analiz sonucunda birinci modelde ele alınan fiyat istikrarı üzerine en çok etki eden değişkenlerin yine enflasyonun kendisi, beklenen enflasyon ve kredi genişlemesi olmuştur. İkinci modelde ele alınan finansal istikrar üzerine etkisi en fazla olan değişkenlerin CDS, kredi genişlemesi ve Amerika 2 yıllık hazine tahvilleri olduğu görülmüştür. Son olarak üçüncü modelde ele alınan büyüme üzerindeki etkisi en fazla olan değişkenlerin sanayi üretim endeksi, kamu harcamaları ve beklenen enflasyon olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.
Türkiye ekonomisinde 1980 sonrası yaşanan yapısal dönüşümlerin makroekonomik yansımaları
Bu çalışmada yapısal dönüşüm olgusu, kavram ve teorik temelleriyle incelenerek yapısal dönüşümün çeşitleri, nedenleri, yapısal dönüşümün temel çerçevesini oluşturan 1980 yılı sonrasından günümüze kadar dünya ve Türkiye ekonomisinde yaşanan makroekonomik gelişmeler özetlenmiştir. Türkiye'de 1980 yılı sonrasında, küresel gelişmelere de bağlı olarak, ekonomide önemli düzeyde yapısal dönüşümler yaşanmış ve bu dönüşümlerin farklı boyutlarda makroekonomik yansımaları olmuştur. Literatürde yapısal dönüşümün en önemli sonucunun kişi refahının artırılıp artırılamadığı ile ilgili gelişmelere dikkat çekilmektedir. Bu çalışmada Türkiye Ekonomisinde yaşanan gelişmeler ışığında yapısal reformların Türkiye'nin makroekonomik performansına etkisi ölçülmeye çalışılmaktadır. Çalışmada 1990-2020 yılları için Türkiye'nin makroekonomik performans göstergesi olarak Kişi Başına Gayrisafi Yurtiçi Hasıla Büyümesi ve buna etki eden yapısal dönüşüm göstergeleri olarak; İktisadi dönüşüm göstergesini ifade eden Cari Hesap Dengesi, Sosyal alanda yapısal dönüşümü ifade eden İnsani Gelişmişlik Endeksi, Siyasi alanda yapısal dönüşümü ifade eden Siyasi Haklar Endeksi kullanılmıştır. Ayrıca bunların dışında kontrol değişken olarak Kişi Başına Gayrisafi Yurtiçi Hasıla Büyümesi üzerinde etkili olduğu literatürde ve teoride kabul görmüş Gayrisafi Sabit Sermaye Oluşumu değişkenleri kullanılmıştır. Çalışmanın amacı 1980 yılı sonrası makroekonomik yapısal dönüşümlere yönelik çözümleyici bir çerçeve oluşturmak, yapısal dönüşümün kişi refahı üzerindeki etkisini incelemek ve ekonomilerde yapısal dönüşüm konusunda literatüre katkı sağlamaktır. Çalışmada yapısal dönüşümün kişi refahı üzerindeki etkisini araştırmak üzere ARDL (Autoregressive Distributed Lag) sınır (Bound) testi uygulanmıştır. Test sonuçlarına göre Türkiye'nin 1990-2020 yıllarına ait yıllık veriler kullanılarak değişkenler arasındaki kısa ve uzun dönemli ilişkisi analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, uzun dönemde tüm değişkenlerin katsayıları %1 anlamlılık düzeyinde anlamlı ve sadece siyasi haklar endeksi değişkeninin negatif olduğuna, değişkenler arasında Kişi Başına Gayrisafi Yurtiçi Hasıla Büyümesi (gdppc) üzerinde belirleyici etkisi en fazla olan değişkenin cari işlemler dengesi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kısa dönemde ise hata düzeltme katsayısına göre kısa dönemde meydana gelen şokun etkisinin bir yıl sonra %1.52 oranında yeniden dengeye ulaşacağı ve başka bir deyişle kısa dönemde dengede meydana gelen şoklar sonrası tekrar denge düzeyine1,526/1=0,655 yılda (yaklaşık 7-8 ayda) geleceği sonucuna ulaşılmış ve modelde yer alan katsayı tahminlerinin büyük oranda anlamlı olduğu görülmüştür.
Ekonomik özgürlüklerin makroekonomik performansa etkisi: Seçilmiş ülke grupları üzerine ampirik bir inceleme
Ekonomik özgürlükler piyasa ekonomisi modeli içinde özgürlükçü iktisadi düşüncenin önemli bir gerçeğidir. Bu anlayışın önemi iktisadi büyüme ve fiyat istikrarı gibi iktisat politikasının nihai hedefleri olarak kabul edilen ve makroekonomik performans ölçümünde kullanılan değişkenleri olumlu etkilediğine dair görüşten kaynaklanmaktadır. Bu çalışmanın amacı özgürlükçü bir ekonomi anlayışının seçilmiş ülke grupları üzerinde anlamlı bir etkisinin olup olmadığı konusunda bir delil sunmaktır. Bu amaca yönelik olarak çalışmada iki ayrı model oluşturulmuştur. Model I 'de seçili ülke grupları (Tüm ülkeler grubu, gelişmiş ülkeler grubu, gelişmekte olan ülkeler grubu, ekonomik olarak en özgür 10 ülke grubu ve Kırılgan Beşli ülke grubu) için ekonomik özgürlüklerin kişi başına düşen GSYİH üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Model II'de ise yine aynı ülke grupları için ekonomik özgürlüklerin tüketici fiyat endeksi üzerine etkisinin araştırılması hedeflenmiştir. 2005-2020 yılları için Panel veri analizi kullanılarak yapılan analiz sonuçlarına göre ortaya çıkan bulgular ekonomik özgürlüklerin ekonomi büyümeyi olumlu etkilediği ancak fiyat istikrarı konusunda beklenen etkiyi gösteremediğini ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar monetarist teorinin de ileri sürdüğü gibi "Enflasyon her zaman her yerde parasal bir olgudur" ifadesini doğrulamakta ve enflasyonla mücadelede, ekonomik özgürlükleri genişletici düzenlemelerden ziyade, sıkı para ve maliye politikalarıyla mücadele etme gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu durum bize politika yapıcılarının ekonomik büyüme ve fiyat istikrarı gibi nihai hedefe ulaşma konusunda öncelik sırasını fiyat istikrarına verilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Teoride ve literatürde de belirtildiği gibi sürdürülebilir bir büyüme yolu için fiyat istikrarı hedefine öncelikle ulaşılması önem arz etmektedir.
Türkiye'de 1980 sonrası kriz karşıtı politikaların makroekonomik performansı
Dünya ülkeleri 1980 sonrası dönemde çeşitli nedenlerle ekonomik krizlerle karşı karşıya kalmıştır. Bu krizler; 1994 Meksika krizi, 1997 Güneydoğu Asya krizi, 1998 Rusya krizi, 1999 Brezilya krizi, 2001 Arjantin krizi ve 2008 küresel ekonomik krizleridir. Dünya ekonomisinde ve Türkiye'de yaşanan krizlere neden olabilecek sorunlar çözülmeye çalışılmıştır. Bankacılık sektörünün temelleri sağlamlaştırılmaya, kriz yönetimi ve kriz erken uyarı sistemleri geliştirilmeye başlanmıştır. Türkiye, bu krizleri doğrudan yaşamamış; ancak bu krizler dolaylı yoldan Türkiye ekonomisine zarar vermiştir. Türkiye'de ayrıca ekonomik ve siyasi nedenlerle de krizler yaşanmıştır. Türkiye'de 1980 sonrası yaşanan krizler; 1994 krizi, 2001 krizi ve 2008 küresel ekonomik krizidir. Yaşanan ekonomik krizlerin ortaya çıkış sebepleri ve sonuçları benzerlik gösterse de krizlerin birbirlerinin tamamen aynısı olduğu söylenemez. Çalışmada, 1980 sonrası dönemde Türkiye ekonomisinde meydana gelen krizler ele alınmıştır. Bu krizlerin ortaya çıkış nedenleri, gelişimleri, ekonomide makroekonomik göstergeleri ve kriz sonrası uygulanan tedbirler incelenmiş, aynı zamanda 1980 sonrası dönemde Türkiye'de yaşanan ekonomik krizlerden önce, kriz dönemlerinde ve krizlerden sonra ortaya çıkan temel makroekonomik değişkenler ele alınmıştır. Bu tez çalışmasında, Türkiye için ekonometrik bir model kurularak krizle ilişkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada seçilen genel makroekonomik değişkenler, ADF birim kök testi ve ARDL sınır modeli oluşturularak incelenmiştir. Seçilen değişkenler; kişi başına gayri safi yurt içi hasıla (kbgsyh), bankalar tarafından özel sektöre verilen yurt içi kredileri toplamı (böyk), gayri safi sermaye yatırımı (gsy), geniş tanımlı para arzı (m3), hükümet harcamaları (gov) ve ticari açıklıktır (ta). Çalışma sonucunda, 1994 krizi ve 2008 krizi sonrası, kriz karşıtı politikaların etkili olamadığını; ancak 2001 krizi sonrasındaki yapısal dönüşüm ile beraber uygulamaya konan politikaların iktisadi büyüme üzerinde pozitif etkisi olduğu saptanmıştır.
Endüstri 4.0 kapsamında yaşlanan nüfusun ekonomik büyüme üzerine etkisi: OECD ülkeleri üzerine panel veri analizi
Dünya genelinde yaşlanan nüfus, ülke özelliklerine göre farklı sorunları gündeme getirmektedir. Nüfusun yaşlanması ve demografik dönüşümünde nüfusun yaş grupları yapılanması şekil değiştirmekte; ölüm ve doğum oranlarının azalması ile birlikte doğumdan sonra beklenen yaşam, süresinde artış olmakta, çocuk ve gençlerin nüfus içinde oranı azalırken, yaşlıların toplam nüfus içindeki payı artmaktadır.İktisadi faaliyetlere katılamayan bağımlı nüfus artmakta bunun sonucunda işgücü bileşeni de değişmektedir. Nüfus yapısındaki değişimler; toplam işgücü arzını, yaşlı işgücü verimliliğini, istihdam yapısını, ücret gelirlerini, tasarrufları, üretimi, tüketimi, kaynak dağılımını, ekonomik büyümeyi etkilemektedir. Ortalama yaşam süresinin artması doğum oranlarının azlaması, üretici durumdaki işgücünün yaşlanacağının sinyali olarak görülmektedir. Endüstri 4.0 kavramı, ilk defa 2011yılında Almanya'da düzenlenen, yüksek teknolojiye dayalı yeni politikaların tartışıldığı Hannover Fuarı'nda dile getirilmiştir. Ardından başta Japonya olmak üzere sanayileşmiş ülkelerde gündeme gelmiştir. Endüstri 4.0'ın başta ekonomik yapı olmak üzere bütün sistemleri etkilediği görülmektedir. Ekonominin bütün makro büyüklükleri üzerine etkileri vardır. Önemli bir etki ise, üretkenlik bağlamında "büyüme" üzerinedir. 2008 Küresel Ekonomik Kriz'den sonra, küresel büyümenin yavaşlamasında bir çok etkenin yanında, teknolojik ilerlemeyle içiçe geçmiş olan yaşlanma ve üretkenlik kritik bir etkiye sahiptir. Yaşlanma konusunda, hayat süresinin uzaması ve nüfus artışı, emeklilik, işgücü konuları yeniden gündeme gelmiştir. Emeğin, teknoloji tarafından ikamesinin arttığı görülmektedir. Üretkenlik açısından ise ekonomilerin rekabet kurallarını değiştirmesi etkisi beklenmektedir. Ülkeler rakabet güçlerini koruyabilmek için, inovasyonun ön safhalarında yer almaları zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Ülkelerin nüfusları yaşlanıyor olmasına rağmen, Endüstri 4.0 teknolojileri kullanımının, ekonomik büyümeye olan etkisinin belirlenmesi araştırmanın en temel amacıdır. Bu amaç doğrultusunda seçilmiş OECD ülkelerinin (Kanada, Danimarka, Fransa, Almanya, İrlanda, Japonya, Kore, Hollanda, İsveç, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri) 2005-2021 tarihleri arasında teknoloji kullanımları ve ekonomik büyümelerine dair verilerin incelenmesi yapılmıştır. Ülkelerin inovasyon yetkinliklerinin değerlendirilerek sıralamanın yer aldığı Küresel İnovasyon Endeksi 2021 Raporundaki sıralama dikkate alınarak bu ülkeler seçilmiştir. Farklı zaman periyotlarında ve kesitler üzerinde gözlem yapılmasına imkan tanıyan panel veri analizi kullanılarak ülkelerin istihdamdaki nüfus yapısı, Endüstri 4.0 kullanım düzeyleri ve ekonomik büyümelerine dair inceleme yapılmıştır. Çalışma sonucunda, incelenen ülke gruplarına ait toplam istihdam içinde internet ve bilgisayar kullanarak çalışanların, endüstri sektöründeki toplam istihdam, teknoloji kullanım düzeyleri, 55 yaş üstü çalışanların 55 yaş altı çalışanlara oranlarının ve Ar-Ge yatırımlarının ekonomik büyümeye katkı sağladığı görülmüştür. Sonuç olarak, gerek literatüre, gerekse bu çalışma bulgularına dayanarak Endüstri 4.0 uygulamalarının yoğun kullanıldığı ülkelerde ekonomik büyümenin, nüfusun yaşlanmasına rağmen gerçekleşiyor olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Endüstri 4.0, Nüfus, Ekonomik Büyüme, Nüfusun Yaşlanması
2000 yılı ve sonrası finansal krizlerin incelenmesi: Türkiye örneği
2007 yılının üçüncü çeyreğinden sonra özellikle global piyasalar içerisinde istikrarsızlıklar ortaya çıkmıştır. Bu istikrarsızlıklar 2008 yılı içerisinde küresel bir krize dönüşerek, 1929 Büyük Ekonomik Buhrandan sonra dünya ekonomisine çok derin bir bunalım yaşatmıştır. Dünyadaki ekonomik bunalımdan Türkiye'ye öncelikli olarak yansıyan Türkiye'nin büyümede ve finansmanda zorluklar yaşamasıdır. Bu zorluklar sonucunda ekonominin reel parametreleri olumsuz etkilenmiştir. Üretim faaliyetlerinin gerilemiş olması veya durması, yatırım enstrümanlarının, ekonomik etkinliklerin, ticari ilişkilerin gidişatında bir yavaşlamaya sebep olmuştur. Bu bağlamda işsizliğin artması, talebin ve satın alma gücünün düşmesi, işletmelerin üretim faaliyetlerinin durması önemli gelişmeler olarak gözlemlenmiştir. Bu tez çalışmasında gerekli literatür incelemesi neticesinde finansal krizi öngörme yetisi güçlü olan makroekonomik değişkenlerin yanı sıra yurtiçi ve yurtdışı yatırımcı tepkilerini gösteren farklı değişken seti kullanılarak finansal krize ne yönde tepki verdiğini, Türkiye için ekonometrik bir model kurarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada finansal krizin önceden belirlenmesine yönelik olarak 1994:1-2014:2 dönemine ait veriler kullanılıp, Londra Altın Fiyatı, Enflasyon, İç Borç Stoku (Tahvil), Yurtiçi Kredi, Dolar/TL kuru, Uluslararası Rezervler/İthalat gibi farklı değişkenler ışığında probit model ile krizlerin tahmini konusunda gerekli çıkarımlar yapılmıştır. Çalışma sonucunda, yurtiçi kredi hacmindeki artışlar ve enflasyon verileri (TÜFE) kriz ihtimalini artırırken, ülkedeki yabancı yatırımcıların yatırım enstrümanlarından olan borsadan çekilmesi veya başka ülkenin borsalarına yönelmesi; faiz oranı, tasarruf, bankacılık, büyüme, tüketim hacmi, döviz kuru, ihracat ve yatırımları olumsuz etkileyerek ekonomik krize yol açtığı bulgularına ulaşılmıştır. Çalışmanın sonucunda probit modelin krizleri açıklamada yeterli seviyede oldukları da söylenebilir.