Theses supervised by Prof. Dr. Mahmut Yavaşi
12 theses · Ankara Social Science University
Sigorta sözleşmelerinin değişen şartlara uyarlanması
Taraflar, sigorta sözleşmelerinde mevcut şartların aynı kalması, bazı durumlarda bekleyemezler. Rizikonun ağırlaşması gibi bazı durumlarda hal böyledir. Tarafların öngöremediği, sonradan meydana gelen bu değişiklikler, 6098 sayılı kanunda aşırı ifa güçlüğü olarak ifade edilmiştir. Bu şartların çok değişik olması mümkündür. Sigorta sözleşmelerinde, daha sonradan meydana gelen bu durumlar, Borçlar hukuku anlamında nasıl inceleneceği konumuzda tartışılmıştır. Sigorta Kanun'unda mevcut olan 1451.madde bu konuda çeşitli görüşler sunmaktadır. Tarafların, daha sonra meydana gelen bir olayda, sigorta hukuku anlamında nasıl hareket edeceklerinin belirlenmesi önem arz eder. Bu önemli husus doktrinde tam anlamıyla bir inceleme konusu yapılmamıştır. Bu konuda, çeşitli tartışmaların mevcudiyeti, konunun daha da zorlaşmasına sebep olmaktadır. Kaldı ki, sigortacının bir tacir olması, değişen şartların çeşitli açılardan düşünülmesini gerektirir. Tezimiz, ilk kısımda değişen şartlar kavramının neler olduğunu ve sözleşme serbestisinin bu konuda nasıl ele alınması gerektiğini inceleyecektir. Burada, sözleşme serbestisi kavramı ile değişen şartlara hakim teorilerin incelenmesi önem arz eder. İkici bölümde, genel olarak, özel hukukta aşırı ifa güçlüğünün şartları incelemiştir. Bu şartlar, ileriki bölümlerde önem arz etmektedir. Üçüncü Bölüm, konumuzun sigorta hukuku açısından aşırı ifa güçlüğü kavramının nasıl uygulanacağını incelemektedir. Son olarak, tezimizin son kısmında aşırı ifa güçlüğünün şartları meydana geldiğinde, bunun hukuki sonuçları inceleme konusu yapılmıştır. Araştırmamızda sonuç olarak, aşırı ifa güçlüğü kavramının, sigorta hukukunda nasıl uygulanacağı tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler; Sigorta, aşırı ifa güçlüğü, uyarlama, sigortanın uyarlanması, rizikonun ağırlaşması
Marka hukukunda kullanıma dayalı öncelik hakkı
Ülkemizde marka hakkı kural olarak tescil yoluyla kazanılır (tescil ilkesi). Fakat buna rağmen markasını tescilsiz olarak kullanmakta olan kişilerin sayısı hiç de az değildir. Kanunkoyucu tescilsiz olarak kullanılan markaları tamamen korumadan yoksun bırakmamış ve SMK m. 6/3'ü düzenlemiştir. Bu maddeye göre, başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine marka başvurusu reddedilecektir. Bu marka başvurusunun reddedilmesinin nedeni SMK m. 6/3 kapsamında elde edilen kullanıma dayalı öncelik hakkıdır. Çalışmanın ilk bölümünde marka hakkı ve çeşitleri konusunda bilgi verildikten sonra marka hukukunda hakkın doğumuna ilişkin ilkelere yer verilerek kullanıma dayalı öncelik hakkının marka hukuku içindeki konumu gösterilmektedir. Bu arada hakkın doğumuna ilişkin diğer ilkelere de yer verilerek bunlarla olan ilişkisini ortaya koymak ve diğer ilkelere ilişkin çeşitli sorunlara çözüm getirilmesi amaçlanmaktadır. Hakkın doğumuna ilişkin ilkelere yer verildikten sonra hukukumuzda hangi sistemin benimsendiği tartışılmaktadır. SMK m. 6/3'e bakıldığında maddenin aslında çok açık olmadığı ve uygulanmasında çeşitli sorunlar olduğu görülmektedir. Tezin ikinci bölümü bu sorunlara çözüm bulmak ve maddenin uygulanma esaslarına açıklık getirmek amacındadır. Bu sebeple ilk olarak, SMK m. 6/3 kapsamına özellikle ticaret sırasında kullanılan işaretlerden hangilerinin girdiği tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci olarak, SMK m. 6/3'ün gerekçesinde de ifade edildiği üzere madde kapsamına giren işaretlerin markasal kullanımı, markasal kullanımdan ne anlaşılması gerektiği gibi hususlar ele alınmaktadır. Üçüncü olarak, 'işaret üzerinde hak elde etmiş olma' ve 'sonraki markanın kullanımını yasaklatma hakkı' kavramları üzerinde durulmaktadır. Son olarak SMK m. 6/3'te yer almasa da varlığı doktrince kabul edilen 'belli bir bilinirliğe sahip olma' şartı incelenmektedir. Tezin üçüncü ve son bölümünde ise ilk olarak kullanıma dayalı öncelik hakkı sahibinin hakları incelenmektedir. Sonraki başlıkta önceki tarihli tescilsiz işaretin tecavüz teşkil eden sonraki marka karşısındaki durumu değerlendirilmektedir. Bu başlık altında özellikle, daha önce yargı kararlarıyla kabul edilmiş olan ve SMK ile birlikte ilk kez pozitif düzenlemeye konu olan önceki tarihli hakların etkisi konusuna değinilmektedir. Daha sonra ilkinin tam tersi durum olan, tescilli marka varken tescilsiz işaretin sonradan kullanılması durumu incelenmiştir. Nihayet çalışmanın son kısmında, kullanıma dayalı öncelik hakkının kullanılmasının sınırı olan sessiz kalma suretiyle hak kaybı konusuna yer verilmektedir.
Haksız Rekabet Hukuku açısından subliminal reklamlar
Subliminal reklamların haksız rekabet hukuku açısından incelenmesini amaçlayan bu çalışmanın ilk bölümünde reklam kavramından ve reklam hukukundan bahsedilmiş, ikinci bölümde ise reklamların hukukiliği çerçevesinde hukuka uygun reklam tanımı yapılarak hukuka uygun reklamlara ve hukuka aykırı reklamların bir kısmını oluşturan aldatıcı reklamlar, saldırgan reklamlar, örtülü reklamlar ve tezin temel amacını oluşturan subliminal reklamlara değinilmiş ve tanımlama yapılmıştır. Üçüncü bölümde haksız rekabet hukukunun temelleri, amaçları, haksız rekabete konu davaların usul ve esaslarıyla ilgili kapsamlı bir açıklama yapılmıştır. Son bölümde ise subliminal reklamların ne şekilde haksız rekabete konu olacağından bahsedilmiştir. Çalışma ile mevzuatta yer alan bilinçaltı reklam ile subliminal reklam tanımlarının birbirlerini birebir karşılamadığı ve subliminal reklamların tüketici tercihleri üzerindeki etkisinin ne olduğu önem arz etmeksizin dürüstlük ilkesine aykırı olduğundan haksız rekabete konu olabileceği belirtilmiştir. Ancak olası zararın ispatı açısından tüketici tercihleri üzerindeki etkisine yönelik kapsamlı bir bilimsel araştırma yapılması ihtiyacının var olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Hukuki açıdan planlı eskitme
Bu çalışmada planlı eskitme kavramı hukuki açıdan ele alınmaktadır. Planlı eskitme pazarlamacılar tarafından 20. yüzyıl başından beri incelenmekle birlikte hukuki olarak yeterince irdelenmemiştir. Farklı ülke mevzuatları araştırıldığında henüz yalnızca Fransız Tüketici Kanunu'nda yer alan planlı eskitme, ürün ikamesini artırma amacıyla ürün ömrünü kısaltan her türlü teknik olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada planlı eskitmenin hukuki niteliği ve türleri ele alınmış, planlı eskitme haksız rekabet, bilişim ve tüketici hukuku kapsamında analiz edilmiştir. Planlı eskitmeye etki eden uluslararası ve ulusal mevzuatın yanında rekabeti veya tüketicileri korumakla yükümlü kurumların planlı eskitme karşısında aldıkları kararlar detaylı şekilde tartışılmıştır. Mevcut düzenlemelerde ekonomik ayıp, tüketicinin bilgilendirilmemesi, ürün garantisi gibi temel olgular altında planlı eskitme uygulamaları ayrı ayrı ele alındığında bu kurumların doğrudan planlı eskitmeye etki etmeyip planlı eskitme yöntemlerine etki ettiği sonucuna varılmıştır. Bu şekilde planlı eskitmenin uygulanmamasına odaklanmak yerine planlı eskitmenin nasıl yapıldığına odaklanan yaptırımların planlı eskitme stratejisi güden şirketlerin yöntemlerini değiştirerek planlı eskitme uygulamalarına devam etmelerine neden olduğu anlaşılmıştır. Sonuçta serbest piyasa ekonomisine, rakip şirketlere, tüketicilere, insan sağlığı ve çevreye zarar veren planlıeskitme uygulamalarının önlenmesi için etkili yeni kurallar oluşturulması gerekmektedir. Yeni düzenlemeler yapılana kadar mevcut mevzuatın planlı eskitmeyi kapsayacak şekilde geniş yorumlanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Sigorta hukukunda sigortacının aydınlatma yükümlülüğü
Sigorta sözleşmeleri, tarafların beyan ettikleri bilgiler ve var olan durumlar üzerinden kurulduğu için doğru bilgiye ulaşılabilmesi sözleşmenin sıhhati açısından büyük önem arz etmektedir. Bu hususa ilişkin olarak sigortacının aydınlatma yükümlülüğü TTK m. 1423'te, bilgilendirme yükümlülüğü ise Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik'te düzenlenmiştir. Ancak farklı düzenlemelerde farklı kavramlara yer verilmesi kavramsal problemlere neden olmuş, bunun yanı sıra düzenlemelerin kapsamına ilişkin de karışıklıklar yaşanmıştır. Çalışmada, örnek kararlar eşliğinde aydınlatma yükümlülüğünün mevzuatımızdaki yeri ifade edilmiştir.
Sigorta hukukunda sözleşme özgürlüğüne aykırı hükümlerin incelenmesi
Sözleşme özgürlüğü ilkesi Anayasa'nın 48. ve TBK'nın 26. maddelerinde garanti altına alınmıştır. Sözleşme özgürlüğü ilkesi, borçlar hukuku kapsamındaki sözleşmeler ile birlikte sigorta sözleşmelerinin de esaslı ilkelerindendir. Sözleşme özgürlüğü ilkesi sigorta sözleşmelerinde de geçerli olmakla birlikte sigorta hukuku mevzuatındaki bazı düzenlemeler ile kısıtlanmaktadır. TTK'nın 1451. maddesi uyarınca TBK'nın 27. maddesi sigorta sözleşmeleri bakımından sözleşme özgürlüğünü kısıtlayan genel hükümlerden birisidir. TTK'nın 1404. maddesi de TTK'nın altıncı kitabı olan sigorta kitabında sözleşme özgürlüğünü kısıtlayan genel bir düzenlemedir. Bu genel sınırların haricinde TTK'nın sigorta kitabında ve Sigortacılık Kanunu'nda sözleşme özgürlüğünü sınırlandıran düzenlemeler bulunmaktadır. Bu durum sigorta sözleşmelerinin yapılması açısından bazı problemlere yol açmaktadır. Çalışmada sigorta hukukunda sözleşme özgürlüğünün varlığı ve sınırları ele alınarak incelenmesi amaçlanmaktadır. Sigorta hukukundan, gelişiminden, mevcut durumundan ve mevzuatından bahsedilecektir. Bu çalışma ile sigorta hukukundaki düzenlemelerde sözleşme özgürlüğünü sınırlandırıcı unsurların tespit edilmesi, sözleşmeyi gerçekleştiren tarafların sorumluluklarının belirlenebilmesi ve kurulan sözleşmenin sıhhati açısından mevcut durumu ele alınmaya çalışılmıştır. Bu nedenle çalışma kapsamında bahsedilen kavramlar ele alındıktan sonra sözleşme özgürlüğüne etkisi bakımından özellikle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu incelenmiş; düzenlemelerdeki sözleşme özgürlüğüne etki eden hükümler değerlendirilmiştir. Sözleşme özgürlüğünün uygulamalı hukuktaki durumu yargı kararları ışığında değerlendirilmiştir. Yapılan çalışma neticesinde sigorta hukukunda sözleşme özgürlüğünün durumu ortaya konulmuş ve mevcut problemlere çözümler sunulmaya çalışılmıştır.
Trafik sigortası kapsamında sigortacının tazminat ödeme yükümlülüğü
Hukuka aykırı fiiller sonucunda kişilerin şahısvarlığı yahut malvarlığı unsurlarında meydana gelen eksilmeler şeklinde ifade edilen "zarar" kavramı, hayatın olağan akışın içerisinde pek çok çeşidiyle karşımıza çıkabilmektedir. Zarar, özellikle Borçlar Hukuku'nda haksız fiil sorumluluğunun bir unsurunu oluşturması sebebiyle birçok kriter dikkate alınarak çeşitli ayrımlara tabii tutulmuştur. Maddi zarar, manevi zarar, doğrudan zarar, dolaylı zarar gibi pek çok türü olan zararın hangi türünün meydana geldiği veya meydana gelmiş olması halinde tazmin edilip edilemeyeceği, somut duruma ve hukuki düzenlemelere göre değişebilmektedir. Zorunlu trafik sigortası ve ihtiyari mali mesuliyet sigortalarında; rizikonun gerçekleşmesi halinde, meydana gelen hangi zarar türlerinin tazmininin sigortacıdan talep edilebileceği de bu bağlamda önem arz eden bir husustur. Çalışmamızın ilk bölümünde, "zarar" kavramına açıklık getirilerek sigorta tazminatı açısından zararın ne ifade ettiğine değinilmiştir. Ardından zarar türleri ve Karayolları Trafik Kanunu'nda sigortacının sorumlu tutulduğu teminat türleri ele alınmıştır. İkinci bölümünde, zorunlu trafik sigortası ile ihtiyari mali mesuliyet sigortalarının kapsamı dahilinde olan ve olmayan zararlar incelenmiştir. Ardından sigorta genel şartlarının hukuki mahiyetine yönelik kısa bir değerlendirme yapılmıştır. Son olarak çalışmamızın üçüncü bölümünde, zorunlu ve ihtiyari trafik sigortaları kapsamındaki zararların tazmini için sigortacıya hangi belgelerle başvurulması gerektiği ve usulüne uygun başvuru sonucunda tazminat hesabının hangi yöntemler esas alınarak yapılacağı hususları ele alınmıştır.
Sigorta Hukukundaki beyan yükümlülüğü kapsamında kişisel verilerin korunması
Sigorta hukukunun sigorta ettirene verdiği yükümlülüklerden olan beyan yükümlülüğü sigorta ettirenin belirsiz, olumsuz risklere karşı kendini güvence altına alma fikrinin bir yansımasıdır. Sigorta ettiren tarafından bilinen ve bilinmesi gereken, sigortacının sigorta sözleşmesini kurma iradesini etkileyecek önemli hususların tamamının beyan edilmesi gerekmektedir. Sigorta sözleşmelerinin, kişilerin veya kişilerin sahip oldukları menfaatlerin spesifik durumları çerçevesinde şekillendiği ele alındığında, beyan yükümlülüğünün kapsamına giren pek çok hususun kişisel veri niteliğinde olması kaçınılmazdır. Bu çerçevede, sigorta ettirince beyan edilen kişisel verilerin sigortacı tarafından hukuka uygun bir şekilde işlenmesi önem arz etmektedir. Zira sigortacılık sektörünün temelinde kişisel verilerin bulunduğunun ve kişisel veriden soyutlanmış bir sigortacılığın mümkün olmadığının kabulü gerekir. Kişisel verilerin korunması hukuku, ülkemiz açısından oldukça yeni bir olgudur ve bu sebeple doktrinde sigorta hukuku ile kişisel verilerin korunması hukukunun bir arada incelendiği oldukça az çalışma bulunmaktadır. Dört bölüm olarak düzenlenen tez çalışmamızın ilk bölümünde, kişisel veri kavramı ve kişisel verilerin işlenmesi özelinde, ülkemiz açısından yeni bir alan olan kişisel verilerin korunması hukuku açıklanmıştır. Tez çalışmamızın ikinci bölümünde, sigorta sözleşmesinin türleri ve tarafları incelenmiştir ve üçüncü bölümde sigorta ettirenin beyan yükümlülüğü açıklanmıştır. Son bölümümüzde ise sigorta hukuku ile kişisel verilerin korunması hukuku bir araya getirilerek, mevzuat, mevcut kaynaklar ve Kişisel Verileri Koruma Kurulu kararları doğrultusunda birtakım çıkarımlarda bulunulmuştur.
Türk hukukunda garanti markası ve helâl sertifikası
Marka, bir mal veya hizmeti diğer mal veya hizmetlerden ayırt eden işaretlerdir. Bu nedenle üzerine konulduğu ürüne karakter kazandırır. Sınai Mülkiyet Kanunu'nda mal veya hizmetlere ait ortak özellikleri ve üretim usullerini gösteren işaretler garanti markası olarak düzenlenmiştir. Mal veya hizmetlerin ortak özelliklerini ve üretim usullerini gösteren garanti markası, marka sahibi dışında herkes tarafından kullanılabilir. Ayırt ediciliğin merkeze alındığı marka hukukunda garanti markası, diğer marka türlerinden bu yönüyle ayrılmaktadır. Bu çalışmada garanti markasının marka hukukundaki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Garanti markasının marka hukukundaki yeri tespit edilirken benzer kavramlarla ilişkisi ve ayrıldığı yönler ortaya konulmuştur. Markaların tesciline ve korunmasına ilişkin hükümler, kullanım amacı ve diğer markalardan farkları göz önüne alınarak garanti markası açısından ayrıca ele alınmıştır. Söz konusu değerlendirmeler yapılırken markaların tescil süreci ile mutlak ve nispi ret nedenleri açısından incelenmesinde esas alınan değerler dikkate alınmıştır. Çalışmamızın son bölümünde ise garanti markası özelinde helal sertifikası kavramı ele alınmıştır. Bir mal veya hizmetin İslamî kurallara uygun olduğunu gösteren helal sertifikası, uygulamada birçok mal veya hizmet üzerinde kullanılmaktadır. Ancak bu kullanım üçüncü kişilerin kendi belirlediği kurallara göre ya da üreticinin münferit beyanı ile gerçekleşmektedir. Uygulamada "helal" işaretinin farklı unsurlarla mal markası veya hizmet markası olarak tescil edildiği görülmüştür. Fakat helâl işaretinin kullanımı çok yaygın olsa da hukukumuzda yasal zemini henüz oluşmamıştır. Bu nedenle çalışmamızda helâl işaretinin, yasal zeminini oluşturmak amacıyla garanti markası kapsamında incelenmiştir. Bu inceleme yapılırken tescil engeli olarak düzenlenen dini değer ve sembollerin ne şekilde uygulama alanı bulacağı tespit edilmiştir. Ayrıca yapısı itibariyle soyut bir değer olan helâlin hangi şartlar altında garanti markası olarak tescil edilebileceğine ilişkin çözüm önerileri sunulmuştur.
Anonim Şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin rekabet ihlallerinden doğan sorumluluğu
Çalışma, anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin rekabet hukuku ihlallerinden doğan sorumluluklarını çok yönlü bir yaklaşımla ele almaktadır. Şirketlerin yönetim kurulu üyelerinin rekabet hukukuna uyum sağlaması ve sürdürülebilir büyüme hedeflerine ulaşması kritik önemi haizdir. Çalışmanın ilk bölümü, Türk hukukunun konuyla ilgili mevcut durumunu, yargı kararlarını ve çeşitli kanuni düzenlemeleri analiz etmektedir. İkinci bölüm, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarına odaklanmakta, özellikle rekabet ihlallerinden doğabilecek yükümlülükleri irdelemektedir. Üçüncü bölüm, karşılaştırmalı hukuk çerçevesinde konuya yaklaşarak İngiltere ve ABD'nin hukuk sistemlerini ve bu sistemlerin yönetim kurulu üyelerinin rekabet ihlallerinden doğan sorumluluklarını nasıl düzenlediğini incelemektedir. Dördüncü ve son bölüm, teknolojik ilerlemenin ve özellikle yapay zeka teknolojilerinin yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarını nasıl dönüştürdüğüne odaklanmaktadır. Yapay zeka kullanımının getirdiği yeniliklerin rekabet hukuku ve yönetim kurulu üyelerinin sorumlulukları bağlamında ne tür etkileri olabileceği irdelenmektedir. Bu bölümde ayrıca, rekabet ihlallerinin önlenmesinde iç kontrol sistemlerinin önemi vurgulanmaktadır. Çalışma, her bölümde geniş bir analiz sunarak ve hem teorik çerçeveyi hem de pratik uygulamaları dikkate alarak yönetim kurulu üyelerinin rekabet ihlallerinden doğan sorumluluklarının kapsamlı bir değerlendirmesini sunmaktadır. Bu çerçevede Türk hukuku, karşılaştırmalı hukuk ve gelecek yönelimler birleştirilerek konunun detaylı ve titiz bir incelemesi yapılmaya çalışılmıştır.
Müşterek sigorta ve Türkiye'de uygulaması
Sigorta konusu edilen benzer menfaatin birden çok sigortacı tarafından sigortalanması halinde birden çok sigorta söz konusu olmaktadır. Birden çok sigorta, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1465 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Birden çok sigorta kenar başlığı altında düzenlenen hükümler incelendiğinde, birden çok sigorta türleri olarak müşterek sigorta, çifte sigorta ve kısmi sigortanın belirlendiği görülmektedir. Çalışmamızın konusunu oluşturan ve Kanunun 1466. maddesinde düzenlenen müşterek sigortada, sigorta ettiren karşısında birden çok sigortacı, aralarında anlaşarak, her bir sigorta bedelinin belirli bir kısmını ya da belirli bir yüzdesini üstlenmek suretiyle, müştereken hareket ederek rizikoyu taşımaktadır. Uygulamada risk birikiminin yüksek olduğu, tek bir sigortacı tarafından riskin taşınmak istenmediği alanlarda müşterek sigortaya başvurulmaktadır. Müşterek sigortada, zarar sigortalarında öngörülen zenginleşme yasağı ilkesi ile sigorta bedeli ve sigorta değeri arasındaki eşitliğin bozulmaması amaçlanmaktadır. Müşterek sigortada, sigortacıların, kısmi sorumluluğu esas olmakla birlikte, sözleşmeye konulacak bir hükümle müteselsil sorumlu olması mümkündür. Bu hususun kararlaştırılmasıyla birlikte sigortacıların iç ve dış ilişkideki sorumlulukları netleşecektir. Müşterek sigorta kurumu açıklanırken diğer birden çok sigorta hallerine değinmekte fayda vardır. Çalışmamız içinde temas ettiği noktada karşılaştırmalı hukuktaki benzer düzenlemelere yer verilerek Türk hukuku incelenmiş, bununla birlikte mahkeme kararları ile doktrindeki görüşler değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Maden işletenin hukuki sorumluluğu
Maden, doğal kaynakların içinde yer almaktadır. Maden ve madencilik kavramı çok eski dönemlere dayanmakla beraber, günümüzden 500.000 yıl öncesine ait çakmak başından yapılmış aletler bulunmuştur. Bu kadar eski tarihi olan madenle beraber madencilik ve maden işleten kavramları da gelişme göstermiştir. Öyle ki maden işletenin hukukun çeşitli alanlarında sorumlulukları ortaya çıkmış ve düzenlenmiştir. Borçlar Kanunu, Medeni Kanun, Ticaret Kanunu, Sigorta Kanunu kapsamında maden işletenin hukuki sorumlulukları incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde ise, sorumluluk konusu açıklanmıştır. İlk olarak hukuki sorumluluk, kusura dayalı ve kusursuz sorumluluk olarak detaylı açıklanmıştır. Sonrasında ise cezai sorumluluk kast, taksir ve cezai sorumluluğun kalkması veya azaltılması başlıklarıyla değerlendirilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde; "maden işleten ve maden işletmesi kavramları" kavramlarına açıklık getirilmiştir. Kimlerin maden işletebileceği, maden işletenin tacir olması ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise maden işletenin sorumluluğu anlatılmıştır. İlk olarak maden işletenin hukuki sorumluluklarının neler olduğu ele alınmıştır. Maden işletenin hukuki sorumluluğu tehlike sorumluluğu ve gözetme yükümlülüğü başlıklarıyla açıklanmıştır. Sonrasında maden işletenin cezai sorumluluğu ele alınmıştır. Son olarak sorumluluktan kurtulma halleri; mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusuru şeklinde ayrı başlıklarda anlatılmıştır. Anahtar Kelime: Maden İşleten, Hukuki Sorumluluk, Maden Hukuku