Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Emin Bilge

14 theses · Ankara Social Science University

Master'sOpen AccessTR

Marka ve ticaret unvanı arasında karıştırılma tehlikesi

Kişiler, ticari faaliyetlerinde karlılıklarını artırmak ve mevcut ticari varlıklarını korumak adına marka ve ticaret unvanı gibi ayırt edici ad ve işaretler kullanırlar. Marka ve ticaret unvanı, ticari hayattaki önemleri sebebiyle birçok ihlale konu olmaktadır. Söz konusu ihlallerin önemli bir kısmı, ticaret unvanının ayırt edici kısmının marka içerisinde, markanın ise ticaret unvanı içerisinde kullanılması ve tescilinden kaynaklanır. İhlaller sonucunda, taciri ve doğal olarak işletmeyi ayırt eden ticaret unvanı ile işletmenin mal ve hizmetlerini ayırt eden marka arasında karıştırılma tehlikesi oluşur. Karıştırılma tehlikesi oluşması durumunda marka ve unvan sahibine, işaret üzerindeki menfaatlerini güvence altına almak adına birtakım haklar tanınmıştır. Bu hakların kullanılması sonucunda, işaret üzerinde yatırım ve emeği bulunan hak sahibinin kişisel menfaati ve yanılması engellenen ilgili kişilerin toplumsal menfaatleri korunur. Tez çalışmamızda, marka ve ticaret unvanı arasında karıştırılma tehlikesinin hangi durumlarda ortaya çıkacağı, karıştırılma tehlikesine ilişkin hukuki çözüm yolları ile mevzuattaki eksiklikler ve bunlara ilişkin çözüm önerileri ayrıntılı şekilde incelenmiştir. İnceleme sırasında, konu hakkında yazılmış yerli ve yabancı eserler, makaleler, tezler, mahkeme kararları ve hakem kararları esas alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Marka, Ticaret Unvanı, Karıştırılma Tehlikesi, Mal, Hizmet, Sektör.

HizmetKarıştırılma ihtimaliMarka+6
Muhammet İkbal Karadaş
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ticaret sicil müdürünün inceleme ve araştırma görevi

Sürekli olarak gelişim ve değişim halinde olan ticari hayatta şeffaf ve güvenilir bir sisteme gereksinim duyulmaktadır. Bu gereksinim doğrultusunda, bilgilerin güvenilir olarak kayıt altına alınmasında ve bu bilgilere şeffaf ve kolay şekilde erişimin sağlanmasında ticaret sicilinin önemli bir rolü vardır. Zira ticari aktörlerin ticari faaliyet alanındaki gelişmeleri doğru biçimde takip edebilmesi ile bu faaliyet alanında bulunan kişilerin birbirleriyle tutarlı ve güvenilir hukuki ilişkiler içinde olmaları beklenmektedir. Bu bakımdan ticaret sicilinde kayıt altına alınacak hususların hukuka ve gerçeğe uygun olması gerekir. Aksi takdirde kişilerin zarara uğraması muhtemel olacaktır. Ticaret sicilindeki kayıtların hukuka ve gerçeğe uygun biçimde tutulabilmesi maksadıyla, kanun koyucu tarafından ticaret sicili müdürüne, kaydedilmesi istenen hususlara yönelik olarak inceleme görev ve yetkisi tanınmıştır. Tez çalışmamızın ilk bölümünde, ticaret sicili ve sicilin nitelikleri incelenmiştir. Çalışmamızın asıl kısmında, genel olarak ticaret sicili teşkilatını, ticaret sicili müdürünün inceleme görevine ilişkin yükümlülükleri ve yetkileri ve bunların kapsamının boyutları detaylı bir şekilde incelenmiştir. İnceleme görev ve yetkisinin kapsamı sınırlarının belirlenmesi konusunda doktrindeki yaklaşımlara ve yargı kararlarına yer verilerek bir değerlendirme yapmaya gayret gösterilmiştir. İnceleme görevinin doğuracağı hukuki sonuçlar ele alınmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise, genel olarak ticaret sicili müdürünün sicilin tutulmasından kaynaklanan zararlardan sorumluluğu ile birlikte, zararlardan doğrudan sorumlu tutulan devlet ve ilgili odanın sorumluluğu konuları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ticaret Sicili, Sicil Müdürü, İnceleme Görevi, Araştırma Görevi, Sorumluluk.

GörevHukuki sorumlulukMüdürler+3
Merve Beyza Tezcan
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleri çerçevesinde sınai mülkiyet haklarında tükenme ilkesi

Sınai mülkiyet hakları hak sahibine birtakım yetkiler tanımaktadır. Bu yetkilerden biri de sınai mülkiyet hakkı sahibinin ürünlerini piyasaya sunma konusundaki tekel hakkıdır. Tekel hakkına sahip olan sınai mülkiyet hakkı sahibi, ürünün piyasaya sürülmesinden sonra da piyasa faaliyetlerine müdahale etmek isteyebilir. Tekel hakkının sınırsız olması rekabeti ve serbest ticaret ortamını etkileyebileceğinden sınırlandırılması gerekmektedir. Kanun koyucu6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu md. 152'de hak sahibinin bu anlamdaki tekel hakkını sınırlandırmıştır. Buna göre hak sahibi, ürün SMK md. 152'deki koşullarla piyasaya sürüldükten sonra piyasa hareketlerine müdahale edemeyecektir. Böylelikle serbest ticaret ortamı korunmakta ve sınai mülkiyet hakları ile rekabet arasında denge sağlanmış olmaktadır. SMK m. 152 anlamında hakkın tükenmesi ilkesi tüm sınai mülkiyet hakları bakımından ortak bir madde olarak düzenlenmiştir. 6769 sayılı SMK ile ülkemizdeki kabul edilen coğrafi tükenme rejimi uluslararası tükenme rejimi olarak kabul edilmiştir. Buna göre paralel ithalat ülkemizde serbesttir. Paralel ithalat; hak sahibi ya da onun yetki verdiği kişiler tarafından piyasaya sürülen orijinal malın, üçüncü kişilerce ilgili hak sahibinin rızasına gerek olmaksızın hukuka uygun olarak diğer kanallardan ülkeye ithal edilmesi ve satılmasıdır. Paralel ithalatın ülke ekonomisine olumlu ve olumsuz etkileri vardır. Bu etkiler çalışmamızda incelenmiş, diğer coğrafi rejimlerle karşılaştırılıp bir sonuca varılmaya çalışılmıştır. Tez çalışmamızın birinci bölümünde sınai mülkiyet haklarına ilişkin olarak genel bir anlatım yapılmıştır. İkinci bölümde ise tükenme ilkesi ile ilgili kavramlar anlatılmış, SMK anlamındaki sınai mülkiyet haklarının tükenmesi ayrı ayrı incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sınai Mülkiyet Hakları, Marka, Patent, Tükenme İlkesi.

Fikri ve sınai mülkiyet haklarıMarkaMarka hakkı+4
Sefa Bedirhan Bolat
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Fikrî mülkiyet hukukunda bilgisayar oyunlarının korunması

Bu çalışmada kimi insanlar için günlük yaşamlarının ayrılmaz bir parçası haline gelen bilgisayar oyunlarının fikrî mülkiyet hukuku çerçevesinde nasıl korunduğu, daha doğru ifadeyle nasıl korunabileceği incelenmiştir. Tercih edilen bilgisayar oyunu tabiri dijital oyun, video oyunu, ses oyunu, mobil oyun gibi kavramların hepsini kapsar şekilde bir üst kavram olarak kullanılmıştır. İnceleme yapılırken Türk hukukunun yanı sıra, yabancı hukuk sitemleri ve uluslararası hukukî durum da izah edilmiş; yerli ve yabancı mahkeme kararları ile anlatım güçlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışmamız yalnızca Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde değil, Sınai Mülkiyet Kanunu ve sair mevzuat da göz önünde tutularak kaleme alınmıştır. Bilgisayar oyunlarının giderek genişleyen sosyal ve ekonomik etkileri, Twitch, YouTube gibi yayın platformlarında yapılan oyun yayınları, oyuncuların geliştirdiği modlar, e-spor müsabakaları gibi hususlar dikkate alındığında bu alanın kendi haline bırakılamayacağı çok daha net görülecektir. Çalışmanın odağını bilgisayar oyunlarının fikrî mülkiyet hukukunda korunması bağlığında tutabilmek için oyunların türlerinin incelenmesi, oyun platformlarının tek tek izahı gibi gerekli olmayan değerlendirmelerden kaçınılmıştır. Bu sebeple çalışmada bilgisayar oyunlarının tarihi ve oyun geliştirme süreçleri kısaca izah edilmiş, bilgisayar oyunlarının mevcut mevzuatlar kapsamında nasıl korunabileceği açıklanmış, korumaya dair yerli ve yabancı doktrin irdelenmiş, bilgisayar oyun sektöründe akdedilen sözleşmeler hakkında bilgi verilmiş ve buna ek olarak tespit edilen sorunların nasıl giderilebileceğine ilişkin çözüm önerileri sunulmuştur.

Bilgisayar oyunlarıFikri mülkiyet hukukuMobil oyunlar+3
Emin Hamdi Uysal
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Motorlu kara taşıtları ihtiyari mali sorumluluk sigortası

Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortaları, araç işletenin aracın işletilmesi dolayısıyla üçüncü kişilerin şahsında doğan zarardan kaynaklanan sorumluluğunun teminat altına alındığı sigortalardır. Burada esas olarak teminat altına alınan, araç işletenin malvarlığının bir bütün halinde korunması üzerindeki menfaatidir. Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası tarafından araç işletene sağlanan teminat, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası tarafından araç işletene sağlanan teminatın yetersiz kalması halinde devreye girmektedir. Zarar gören üçüncü kişilerin tazminat istemleri, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta sözleşmesinde belirlenen sigorta bedellerinin üzerinde kaldığı takdirde, fazlaya ilişkin istemler Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigorta sigortacısı tarafından karşılanmaktadır. Dolayısıyla Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk sigortacısı ile Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk sigortacısı arasında, zararın tazmini hususunda teminat sağlama bakımından, sıralı bir sorumluluk söz konusu olmaktadır. Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası sigorta teminatı kapsamında yer almayan rizikolar bakımından tamamlayıcı bir rol üstlenmektedir. Bu çalışmada, Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası özelinde; sorumluluk sigortalarının nitelikleri, sorumluluk sigortalarına uygulanacak hükümler ve sözleşmenin unsurları incelenmiş, sözleşme çerçevesinde tarafların yükümlülükleri üzerinde durulmuş, konuya ilişkin tartışmalı hususlar incelenmiştir.

Araç işletenMali sorumluluk sigortasıMotorlu taşıtlar+5
Sena Yalçın
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Deniz ticareti hukukunda otonom gemiler

Günümüzde, denizcilik sektöründe giderek artan teknolojik gelişmeler, otonom gemiler ile geleneksel gemilerin denizlerde birlikte seyretmeye başlayacakları bir çağın arifesinde olunduğu önermesini haklı çıkarıyor gibi görünmektedir. Buna karşılık, gerek ulusal gerekse uluslararası düzenlemeler gemide insan unsuru dikkate alınarak tasarlandığından, otonom gemilerin kullanılmaya başlanması pek çok tartışmayı da beraberinde getirecektir. Bu çalışmada, hem uzaktan kumandalı (MASS-3) hem de tamamen otonom gemilerin (MASS-4) yürürlükteki ulusal ve uluslararası hukuk düzenlemeleri kapsamında değerlendirilmesine yer verilmiştir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, otonom gemi kavramı ve otonom gemi projeleri açıklanmış; ardından otonom gemilerin ulusal ve uluslararası düzenlemeler kapsamında gemi niteliği ve Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) bağlama limanı, gemi sicili, kılavuzluk ve donatanın gemi adamlarının kusurlu ve hukuka aykırı fiillerinden sorumluluğu konularının bu tür gemi operasyonları bağlamında değerlendirilmesi yapılmıştır. İkinci bölümde, otonom gemilerde taşıyanın gemiyi sefere elverişli halde bulundurma yükümlülüğü Lahey/Lahey-Visby Kuralları (LK/LVK), Hamburg Kuralları, Rotterdam Kuralları ve TTK kapsamında değerlendirilmiştir. Bu bölümde, öncelikle sefere elverişlilik kavramı, bunun unsurları ve taşıyanın sefere elverişli gemi temin etme yükümlülüğü etraflıca incelenmiştir. Ardından, bahsi geçen sözleşmeler ve TTK'nın ilgili hükümleri kapsamında, otonom gemilerde taşıyanın denize, yola ve yüke elverişli gemi bulundurma borcu tartışılmıştır. Üçüncü bölümde, otonom gemi operasyonlarına ilk bakışta engel niteliğinde gözüken; BMDHS, MARPOL 73/78, SOLAS, COLREGS ve STCW sözleşmelerinin ilgili hükümleri, öğretideki farklı görüşler ve Uluslararası Denizcilik Komisyonu (CMI) çalışmaları çerçevesinde incelenmiştir. Tüm bunlar dikkate alındığında, bahsi geçen sözleşmelerde yer alan hükümlerin otonom gemi operasyonlarını kapsar şekilde geniş yorumlanması mı yoksa özel olarak bu tür gemilere uygulanmak üzere bir Otonom Gemi Kodu'nun ihdasının mı daha isabetli olacağına ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmiştir.

Deniz hukukuDenizcilikGemiler+4
Mustafa Yılmaz
Ankara Social Science University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sermaye şirketlerinde pay devir vaadi sözleşmesi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun kabulü, sermaye şirketlerinde pay/pay senetleri ve pay devrine ilişkin önemli değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Eski kanundan farklı olarak pay devrine ilişkin bağlam hükümleri esnetilmiştir. Anonim şirketlerde, şirketin sebep göstermeksizin devre onay vermeyi reddedebileceğine ilişkin hükümler yeni kanunda kabul edilmemiştir. Yine limited şirketlerde devir işleminin sebep gösterilmeksizin reddinin, ana sözleşmede hüküm bulunması şartına bağlanması bu değişikliğin birer göstergesidir. TTK ile getirilen diğer bir yeniliğin, pay karşılığında çıkarılan pay senetlerine ilişkin olduğu görülmektedir. Getirilen düzenleme ile anonim şirket pay senetleri, borsaya kote edilip edilmemelerine göre ikili ayrıma tabi tutulmuştur. Bu ayrımın önemi ise, pay devir işlemi sonucunda hakların geçişinde görülür. Limited şirket pay senetlerinin nama yazılı olarak düzenlenebileceği getirilen yeniliklerden bir diğeridir. Kanunda pay ve pay devrine ilişkin kapsamlı düzenlemeler bulunmaktayken devir vaadi sözleşmesinden sadece TTK m. 595 hükmünde ismen bahsedilmesi büyük bir eksiklik olmuştur. Zira söz konusu sözleşmenin, ekonomik hayatta yaşanan gelişme ile birlikte yalnızca limited şirket payları bakımından değil anonim şirket payları için de akdedildiğini görmek mümkündür. Bu sebepten ötürü tezimizde pay devir vaadi sözleşmesinin hukuki niteliği ile bu sözleşmeye uygulanacak hükümler, sermaye şirketlerinde pay devir prosedürleri ile karşılaştırılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Devir vaadi ve devir sözleşmesi ayrımı yapılması gerçekten gerekli midir? Kişiler, daha az masraf gerektiren ve tek bir işlemle gerçekleştirilen devir sözleşmesini yapmak yerine neden devir vaadi sözleşmesine ihtiyaç duyarlar? Tezimizde bu gibi sorulara cevaplar aranmıştır ve bulunan çözüm önerileri sonuç kısmında belirtilmiştir.

BağlamDevir sözleşmesiPay devri+3
Elif Özkan
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Acentenin önlem alma borcu

Kanun koyucu, acentenin müvekkili hesabına hareket etmesinden dolayı acenteye bazı borçlar yüklemiştir. TTK madde 111'de "Önlemler" başlığı altında düzenlenen acentenin önlem alma borcu, acentenin müvekkiline karşı olan borçları arasındadır. Bu hükme göre acente, müvekkili hesabına teslim aldığı eşyanın taşınma sırasında hasara uğradığına dair belirtiler varsa, müvekkilinin taşıyıcıya karşı dava hakkını teminat altına almak üzere, hasarı belirtmek ve gereken diğer önlemleri almak zorundandır. Acente yine bu hükme göre eşyayı mümkün olduğu kadar korumak veya eşyanın tamamen telef olma tehlikesi varsa, TBK gereğince yetkili mahkemenin izniyle sattırmak ve gecikmeksizin durumu müvekkiline haber vermekle yükümlü tutulmuştur. Acentenin ilgili hükme aykırı davranması veya herhangi bir ihmali yüzünden bir zarar meydana gelmesi durumunda bu zararı tazmin etmesi gerektiği de açıkça belirtilmiştir. Doktrinde, TTK madde 109'da düzenlenen "menfaatleri koruma borcuna" ilişkin hüküm karşısında, acentenin önlem alma borcuna ilişkin düzenlemelerin gerekliliğine dair tartışmalar devam etmektedir. Tez çalışmamızda, önlem alma borcu kapsamında acenteden beklenen davranışların neler olacağı belirtilmiştir. Ayrıca önlem alma borcu kapsamında TBK ve TTK'nın "Taşıma İşleri" başlığı altında düzenlenen ilgili hükümlerine değinilmiş, ilgili yargı kararları da çalışmamıza eklenmiştir.

AcentelerBorçlarBorçlar hukuku+5
Birkan Fırat Afşar
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Toplu iş sözleşmesinin sona ermesi

İş hukukuna özgü kaynaklardan olan Toplu İş Sözleşmeleri, bu sözleşmelerden yararlanan işçiler ve toplu sözleşmeye taraf olan işveren veya işveren sendikası için büyük bir önemi haizdir. Çalışma hayatına getirdiği düzen sayesinde işveren yükümlülüklerini eşit hale getiren, işverenler arasında haksız rekabetin önüne geçme fonksiyonuna sahip olan toplu iş sözleşmeleri; taraflar arasında sosyal barışın tesisine hizmet etmenin yanı sıra bu sözleşmelerden yararlanan işçilerin hak talepleri hususunda yadsınamaz bir yere sahiptir. İş sözleşmesinin yapılmasına, içeriğine ve sona ermesine ilişkin hükümleri barındıran normatif kısım ile tarafların karşılıklı hak ve borçlarını düzenleyen borçlar hukukuna ilişkin kısım olmak üzere iki başlık altında incelenen toplu iş sözleşmeleri hükümleri, bireysel iş akitleri üzerinde emredici ve doğrudan etkiye sahiptir. İşçiler açısından taraf sendikaya üye olma, dayanışma aidatı ödeme, yazılı muvafakat ve teşmil gibi yöntemlerle toplu iş sözleşmesinden yararlanma imkanı mevcuttur. Çalışmamızın esas kısmını oluşturan toplu iş sözleşmesinin sona ermesine sebep olan en büyük gerekçe akdedilmiş olan toplu sözleşmenin süresinin dolmasıdır. Bunun yanı sıra; kendine özgü bir özel hukuk sözleşmesi niteliğini haiz olan toplu iş sözleşmeleri, her özel hukuk sözleşmesi gibi hükümsüzlük ve iptal müesseselerine binaen de ortadan kalkabilecektir. İş sözleşmesinin yapılmasına, içeriğine ve sona ermesine ilişkin hükümleri barındıran normatif kısmının; yeni bir toplu iş sözleşmesi yapılana kadar iş sözleşmesi hükmü olarak uygulanmaya devam edilmesi 'toplu iş sözleşmesinin ard etkisi' kurumunu ortaya çıkarmaktadır ki bu durum toplu iş sözleşmesi hükümlerinin bireysel iş akitleri üzerindeki etkilerinin önemini bir kere daha ortaya koymaktadır. Toplu iş sözleşmesi hükümlerinin her özel hukuk sözleşmesi gibi değişen koşullara uyarlanabilmesi mevzuatsal olarak mümkün olmakla birlikte bu yetki toplu sözleşmenin taraflarına tanınmıştır. İstisnai durumlarda hakim tarafından uyarlama yapılması da yine imkan dahilindedir. Türk kanun koyucu 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nda bazı durumların ise toplu iş sözleşmesini sona erdirmeyeceğini düzenleme altına almıştır. Her ne kadar çalışmamız toplu iş sözleşmesinin sona ermesine yönelik olsa da, toplu sözleşmeleri sona erdirmeyen bu durumlara da içerikte yer verilmiştir.

HükümsüzlükSona ermeSözleşmeler+4
Burak Karakoç
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fikri Mülkiyet Haklarının Sigortalanması

Fikri mülkiyet varlıkları değerleme probleminin yanında karakteristik özellikleri ile de çok sayıda ve çok çeşitli ihlal riskini içinde barındırmaktadır. Önemli bir varlık sınıfı olduğundan ihtiva ettiği bu risk hak sahipleri için ciddi endişe kaynağıdır. Ekonomik kalkınma için önemi ve ihlal riskini elimine etme ihtiyacı da dikkate alındığında koruma tedbirinin üst seviyede sağlanması zaruridir. Hakkın iktisap edilmesi ile hak sahipliğinin yönetimine ilişkin kurallar ülkeden ülkeye değişebilmekte ise de nihayetinde temel bir mülkiyet yapısını takip etmektedir. Fikri çabayı gerçekleştiren kişi yasal gereklilikleri yerine getirdiği müddetçe fikri hakkın sahibidir. Hak sahibinin hakkı da ulusal ve uluslararası anlaşmalarla korunmaktadır. Söz konusu korumaya ek olarak fikri mülkiyet hakkının ihtiva ettiği riskin sigorta şirketlerine devrinin sağlanması dinamik bir konu olup gelişmiş ülkeler tarafından özel olarak desteklenmektedir. Çalışma kapsamında fikri mülkiyet hakkının temel özellikleri, koruma mekanizmaları, fikri mülkiyet hukukunun sigorta ile etkileşimi ve hak ihlallerine ilişkin rizikoyu teminat altına alan fikri mülkiyet sigorta poliçeleri incelenmiştir. Çalışma üç ayrı bölümde tasnif edilerek hazırlanmıştır. Birinci bölümde; fikri mülkiyet haklarının kapsam alanı ve temel özellikleri ile ulusal ve uluslararası düzeyde korunma mekanizmaları incelenmiştir. Tescille sağlanan korumanın bir nevi sigorta işlevi olduğuna vurgu yapıldıktan sonra fikri mülkiyet haklarının sigorta ile korunması, fikri mülkiyet sigortası, işbu sigortanın gereklilikleri ve yeterince işletilememesindeki etkenler üzerine değerlendirilmeler yapılmıştır. İkinci bölümde; fikri mülkiyet sigortasının karşılaştırmalı hukukta nasıl ele alındığı, ilk örneklerine nerede ve nasıl rastlandığı, farklı riskleri teminat altına alan özel fikri mülkiyet sigorta poliçeleri; Birleşik Krallık, Singapur, Japonya ve Çin örnekleriyle ülkelerin poliçe kapsamına getirdikleri farklı bakış açıları ve özel patent sigortası incelenmiştir. Avrupa Birliğinin fikri mülkiyet sigortasına ve zorunlu patent sigortasına ilişkin çalışmaları ile AB üniter patentinin fikri mülkiyet sigortasına olası etkileri de ayrıca değerlendirilmiştir. Son olarak üçüncü bölümde fikri mülkiyet sigorta poliçesinin Türk Hukukundaki mevcudiyeti ile ilgili sigortaya görece daha az gereksinim duyulmasının nedenleri tartışılmış ve fikri mülkiyet sigortasına benzemesi yönüyle hukuki koruma sigortası incelenmiştir. Bu süreçte 1996 yılında yürürlüğe giren hukuki koruma sigortası genel şartları içinde fikri mülkiyet teminatının varlığı ayrıca analiz edilmiştir.

Esra Esin Eren
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda fikir ve sanat eserlerinin ceza normları ile korunması

Türk Hukukunda Fikir ve Sanat Eserlerinin Ceza Normları ile Korunması isimli tez çalışmamızın amacı, fikir ve sanat eserlerinin cezai korunmasını özellikle Türk Hukuku kapsamında detaylı bir şekilde ele almak ve konunun önemini vurgulamaktır. Çalışmamız üç ana başlıktan oluşmaktadır. Eser ve Eser Sahipliği başlıklı birinci bölüm, FSEK'te Düzenlenen Suçlar başlıklı ikinci bölüm ve FSEK'te Düzenlenen Suçlarda Yargılama ve Yaptırım Düzeni başlıklı üçüncü bölüm kapsamında konu detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Birinci bölümde eser kavramı, eser türleri, eser sahipliği, eser sahiplerinin hakları ve bağlantılı haklar incelenmiştir. İkinci bölümde ise fikir ve sanat eserlerinin cezai korunması incelenmiştir. Özellikle FSEK kapsamında düzenlenen suçlar bakımından fail, mağdur, korunan hukuksal yarar detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Son bölüm olan üçüncü bölümde ise yargılama ve yaptırım düzeni incelenerek çalışma sonlandırılmıştır. Konunun incelenmesinde kanun sistematiği dikkate alınmış, başlıklar bu doğrultuda sıralanmıştır. FSEK ve tüm iç hukuk bağlamında cezai koruma detaylı olarak işlenmiştir. Çalışmanın, hayatımızdaki önemi giderek artan fikir ve sanat eserlerinin cezai korunmasının incelenmesiyle uygulamada yaşanan güncel bazı sorunlara ışık tutması beklenmektedir.

Tuğçe Karabağ Köksal
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim şirket hukuki sorumluluk hükümlerinin esas sözleşmede düzenlenmesi

Anonim şirket esas sözleşmesi şirketin kuruluş anından itibaren sona ermesine kadar geçen süreçte oldukça önemli işlevi haiz bir sözleşmedir. Ortaklığın kurulması, korunması, dışarıya tanıtımı, iç ve dış ilişkilerinin düzenlemesi ve pay sahiplerinin hak, yetki ve sorumluluklarının tayinindeki fonksiyonu itibariyle adeta şirketin anayasası sayılabilir. Ancak mahiyeti itibariyle bir sözleşme olan esas sözleşme, Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen emredici hükümleri ilkesinin varlığıyla ihtiyari düzenlemeler nezdinde kapsamı daraltılmıştır. Emredici hükümler ilkesi kanunda düzenlendiği biçimiyle tamamlayıcı esas sözleşme hükümlerine, kanunda açıkça izin verilmesi durumunda geçerlilik tanımaktadır. Söz konusu ilke sadece lafzi yorumlandığında Anayasa tarafından güvence altına alınmış bulunan sözleşme özgürlüğünü ölçüsüz bir biçimde sınırlandırmaktadır. Halbuki temel hak ve hürriyetler kanunla ölçülülük ilkesine uygun olmak kaydıyla sınırlandırılabilecektir. Gerek sözleşme özgürlüğünün normlar hiyerarşisi nezdinde üstünlüğü gerek emredici hükümler ilkesinin ihdas edildiği maddenin kanuni gerekçesi nazara alındığında tamamlayıcı esas sözleşme hükümleri, emredici hükümler ilkesinin korumak istediği amacı muhafaza ederek esas sözleşmede yer bulabilecektir. Bir başka ifadeyle; şirket esas sözleşmelerinde hukuki istikrar ve belirlilik sağlamak, pay sahiplerini korumak ve şirketle ilişkili diğer menfaat gruplarını korumak ekseriyetinde tamamlayıcı esas sözleşme hükümleri düzenlenebilecektir. Bu doğrultuda sonuçları itibariyle şirketin esas sermayesini doğrudan etkileyen durumları konu alan hukuki sorumluluk hükümleri, esas sözleşmeyle başta şirket tüzel kişiliği olmak üzere menfaat gruplarını koruyucu düzenlemelerle güvence altına alınabilmelidir. İlave olarak emredici hükümler ilkesinin sağlamak istediği hukuki istikrar ve belirlilik çerçevesinde Sermaye Piyasası Kurulu'nun Kurumsal Yönetim İlkeleri Tebliği'ne ilişkin düzenlemeler ihdas edilebilmelidir. Bir başka ifadeyle; tahkim, arabuluculuk gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının konu edildiği, insan haklarının korunmasına yönelik düzenlemelerin öngörüldüğü, şirket organlarının görevlerinin detaylı somutlaştırıldığı esas sözleşmelerle anonim ortaklık hem ulusal hem uluslararası ticari faaliyeti hukuki zemine kavuşturabilmelidir.

Şirketler hukuku
Furkan Şahin
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sınai mülkiyet hukukundan doğan uyuşmazlıklarda arabuluculuk-tahkim (Med-Arb)

Sınai mülkiyet hakları sahibine tekel niteliğinde haklar sağlayan ve soyut nitelikte haklardır. Yalnızca belirli bir süreliğine sahiplerinin tekelinde olan sınai mülkiyet haklarından doğan uyuşmazlıkların çözümünde süre ve masraf önemli birer unsurdur. Bu sebeple de sınai haklardan kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde verimliliği esas alan uyuşmazlık çözüm yöntemlerine başvurulması gerekmektedir. Bu yöntemlerden biri olan Med-Arb, arabuluculuk ve tahkim uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden oluşan karma yapıda bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Arabuluculuk ve tahkim yöntemlerinin olumlu özelliklerini bünyesinde birleştirmenin yanı sıra kendine has birtakım faydaları ve sakıncaları da bulunmaktadır. Med-Arb yöntemi karma yapıda bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olmasının yanı sıra karma yapıdaki birtakım uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin de temel modelini oluşturmaktadır. Sınai mülkiyet haklarından doğan uyuşmazlıkların çözümünde Med-Arb yönteminin kullanılabilmesi için bu yöntemin elverişliliği incelenmelidir. Med-Arb yönteminin ticari ve özellikle de sınai haklardan doğan uyuşmazlıklarda taraflara sağladığı faydalar göz önüne alındığında bu yöntemin kullanımının yaygınlaşması için kanuni düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra uygulayıcıların ve ticari hayata katılanların bu yöntem hakkında aydınlatılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Elif Karaman
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukuku ve Rus hukuku bakımından sosyal medyada telif hakkı ihlalleri

Araştırma, sosyal medya platformlarını (Facebook, Instagram, YouTube, TikTok vb.) kapsayarak bunlarda telif hakları ihlali örneklerini ve mevcut yasal koruma sorunlarını ele alacaktır. Ayrıca, mevcut ulusal ve uluslararası telif hakkı yasalarını ve ilgili yasal düzenlemeleri inceleyerek, sosyal medya platformlarındaki uygulama ve uyumsuzlukları değerlendirecektir. Sosyal medyada telif hakları ve bağlantılı hakların ihlali konusundaki rolü, içerik üreticileri ve hak sahipleri ile ilişkisi ve bu platformların sorumlulukları incelenecektir. Bu çalışma, sosyal medya platformlarında telif hakkı ihlali alanında farklı ülkelerin yasal düzenleme ve uygulamalarını karşılaştıracak ve uluslararası benzerlik ve farklılıkları belirleyecektir. Çalışmanın sonunda, sosyal medya platformlarında telif hakkı ve ilgili hakların korunmasının iyileştirilmesine yönelik öneriler sunulacak ve özetlenecektir.

Farida Babbuchieva
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00

Other supervisors