Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Evkuran

11 theses · Hitit University, Ankara Social Science University

Master'sOpen AccessTR

İslam düşüncesinde yeniden yapılanma -Muhammed Âbid El-Câbirî Örneği-

Müslüman dünyanın en derin problemi, kendi tarihi yükünün dinin mesajını anlamada yardımcı olmaktan çok engelleyici bir iĢlev görmesidir. Tarih içinde yaĢanan beĢerî olaylar, dinin yerine geçip kutsal ve mükemmel olan her Ģeyi içinde barındıran bir unsur haline dönüĢmüĢtür. Bu, bir yorum ve okuma süreci olup, baĢlangıcı ise Câbirî‟ye göre "Tedvin Asrı"dır. Bu asrın ortaya çıkardığı epistemolojiler, tesirlerini günümüzde de canlı olarak sürdürmektedir. Câbirî modern dünyada yeni bir "Tedvin Çağı"nın geldiğini belirtir. ÇağdaĢ Arap-Ġslam düĢüncesinin ve kültürünün ana prensiplerinin yazılması devrinin doğumunu öngörür. Bunu yaparken geçmiĢin Arap ve Ġslam felsefi mirasını bütünüyle dikkate almaksızın hiç kimsenin çağdaĢ Ġslam dünyasının karĢılaĢtığı meydan okumalara yeterince karĢılık veremeyeceğine inanmaktadır. Bu çalıĢmamızda, Ġslam dünyasında bir tıkanıklığın hatta bir krizin bulunduğu, bu krizi aĢma yollarının da yine kendi kültürümüzde mevcut olduğu düĢüncesinden hareket ederek, konuyu Câbirî‟nin bakıĢ açısından inceledik. Krizin köklerinin çok öncelere ve derinlere dayandığı düĢüncesinden hareketle bunların Ġslam medeniyetindeki siyasal uygulamaların belirleyici ve görüntülerinin günümüze kadar olan uzantılarını kavramsal analizlerle ortaya koyduk. Cabiri, düĢünce tarihi hakkında geniĢ bir külliyatın mevcut olmasına rağmen düĢünceyi oluĢturan mekanizmaların yapısına yönelik bir çalıĢma olmadığını kaydeder. Ona göre yapılması gereken bilgiye odaklanmak değil bilgiyi ortaya çıkaran mekanizmaların hangileri olması gerektiğini belirlemektir. DüĢünce tarihimizdeki epistemolojileri üç ana grupta inceler. Bunlar; irfan, beyan ve burhandır. Cabiri irfani epistemolojiyi din ile hermetik düĢüncenin iliĢkisinden ortaya çıkmıĢ bir paradigma olarak görür. Ġrfani bilgi sistemi ya da mutasavvfların hakkâl yakîn diye isimlendirdikleri sistem Ġslamdan yüzyıllar öncede bilinmektedir. Ona göre irfan, akıldıĢı kavram ve kurgulara dayandığı için aklı ortadan kaldırmıĢ Ġslam düĢüncesinin ilerlemesinin önündeki en önemli engellerden biri olmuĢtur. Beyan epistemolojisinde sunduğu problematikler oldukça dikkat çekicidir. Lafız-mana problematiği ile Ġslam hukuku lafızlara bağlı kalarak hükümlerin çıkarıldığı bir sisteme dönüĢtürülmüĢ, içtihat kapısının kapanmasına neden olmuĢtur. Cevher ve ii araz problematiğinde ise beyan âlimleri mucizeleri izah edebilmek için tabiattaki sebepliliği inkâr etmeleri daha derin bir sorun ortaya çıkarmıĢtır. Sebep sonuç iliĢkisinin inkârı bir zihniyet olarak müslüma toplumlara yerleĢmiĢ, batı düĢüncesinde ortaya çıkan bilimsel geliĢmenin bir benzerinin Ġslam düĢüncesinde ortaya çıkmamasının temel sorunlarından biri olmuĢtur. Asıl-fer problematiğine gelindiğinde ise beyan âlimleri bir düĢünce, hüküm, fikir hatta bir cevap verebilmenin temel koĢulu bir "asıl"a dayanılması gerektiğini söylemiĢlerdir. Cabiri‟ye göre bu asıl sadece metinlerle sınırlı kalmamıĢ, geçmiĢten bize kalan herĢey asıldır hükmüne dönüĢmüĢtür. Artık asıllara değil onlardan üretilmiĢ ayrıntılara bile dokunulmaz hale gelmiĢtir. Zaman içinde selefin otoritesinin kutsallaĢması sonucu bütünüyle din anlamı kazanmıĢtır. Bütün bunlar özelde Arap-Ġslam, genelde Ġslam düĢüncesinin tıkanmasının arkasındaki sâiklerdir. Zira Tedvin Asrında oluĢturulan bu düĢünce kalıpları günümüze halâ hükmetmekte ve Ģekillendirmektedir. Cabiri kültürümüzdeki hareketin bir çatıĢma, bilgi sistemleri arasındaki bir çakıĢma hareketi olup, bir sıçrama, bir merhaleden diğerine intikâal ederek sonraki merhalenin öncekini aĢma hereketi olmadığını ifade eder. Ancak Endülüs tecrübesi kendine has üslubuyla bu genel halin istisnasıdır. Cabiri‟nin perspektifinden hareket ettiğimizde aklın kendisine biçilen sınırlı rolden kurtulması tabiatın dikkate alınması ile mümkün olacaktır. Bunu gerçekleĢtirecek bilgi sistemi de burhandır. Cabiri yenilenmenin temelini burhani epistemolojiyi yerleĢtirir. Ona göre burhani epistemoloji belli bir ideolojinin veya epistemolojinin dar sınırları içerisinde hapsolmamıĢ evrensel akıldır. Bu bilgi sisteminin geleneğimizde uygulama alanı Endülüs tecrübesinde kendisini göstermiĢtir. Ġbn Hazm‟ın baĢlattığı bir kültür projesi olan Endülüs tecrübesi akılcı, eleĢtirel bir kültürel projedir. Ġbn Hazm‟ın taklidin terki, asıllara dönüĢ projesini Ġbn RüĢd‟ün aklı devreye sokarak sebeplilik ilkesini savunması takip etmiĢ ve ġâtıbî‟nin nassı lafızcı yaklaĢımın tutsaklığından kurtarıp maslahat âlemi ile iliĢkilendirmiĢtir. Ġbn Hazm‟ın eleĢtiriciliğini, Ġbn. RüĢd‟ün akılcılığını, ġâtıbî‟nin usulcülüğünü yeniden yorumlarsak, kültürümüzle iliĢkimiz bize Ġslam düĢüncesini yeniden üretmeyi sağlayacak, ihtiyaç duyduğumuz gereksinimleri karĢılayacaktır. Yoksa kültürümüzü akılcı bir eleĢtiriye tabi tutmadan bu fikri birikimler bazen radikalizm bazen de selefilik olarak karĢımıza çıkacaktır. iii Amacımız Câbirî‟nin fikri atmosferini anlamak ve günümüz Ġslam toplumlarının sorunlarına yönelik çözüm önerilerini mercek altına almaktır. Zira sorun hâlâ ortadadır ve çözüm beklemektedir. Ġbn Haldun ve Ġbn RüĢd‟ü öne çıkaran Endülüs tecrübesini önemseyen ve model olarak kurgulayan Câbirî‟nin görüĢleri Ġslam toplumlarının sorunlarına çözümler içermektedir.

Muhammed Abid el-CabiriTedvinYeniden yapılanma+2
Emine Ölçer
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mu'tezile ve Eş'arîler arasındaki nedensellik tartışmaları

Tabiatı gözlemleyen insan, ondaki oluş ve bozuluşu anlamlandırmaya çalışmıştır. Bu değişimin sebepleri üzerinde düşünürken bu sebeplerin belirli sonuçları tekrar tekrar doğurduğunu fark etmiştir. Kendisini tabiat karşısında konumlandıran insan, ondaki bu sebepleri dikkate alarak hayat mücadelesini sürdürmüştür. Hayatını sürdürebilmesi için tabiattaki düzeni, sebep-sonuç ilişkisini dikkate almak insan için kaçınılmaz bir durumdur. İnsanın fıtratından gelen ve ilk çağlardan beri gün yüzüne çıkan ulu bir varlığa inanma ihtiyacı insanı tabiat ve Tanrı arasında bir ilişki kurmaya itmiştir. Tanrı ile âlem arasında nedensel bir ilişki kuran insan aynı zamanda kendi fiillerini de Tanrı ile ilişkilendirerek tabiattan farklı bir nedensellik alanını gün yüzüne çıkarmıştır. İnsan, Tanrı karşısında kendi iradesini kimi zaman yok sayarken kimi zaman da bunu dengelemiş, bazen de kendi fiillerinden Tanrıyı tümüyle ayrı tutmuştur. İslam düşünce tarihinde de etkili olan nedensellik anlayışı köklerini eski Yunan ve eski Hint medeniyetlerine kadar uzatmış bir olgudur. Allah-âlem ilişkisini cevheraraz nazariyesine dayandıran Müslüman düşünürler, Allah'a âlemde varlık alanı açarken, insanı da bu bağlamda konumlandırma gayretine düşmüşlerdir. Cebriyye'nin cebr anlayışı ile insan iradesini Allah karşısında sıfırladığı bir dönemde Mu'tezile "tevlid" görüşünü savunarak insana geniş bir manevra alanı açmıştır. Onun fiillerinin yaratıcısı olduğunu kabul ederek Allah karşısında sorumlu olmasını mantıksal bir zemine oturtmuştur. Bu iki uç arasında orta bir yol tutan Eş'arî, "kesb" anlayışını benimseyerek insana Allah'ın mutlak kudreti yanında sorumlu tutulacağı bir teori oluşturmuştur. Ancak incelendiğinde bunun özgürlükten kaynaklanan gerçek bir sorumluluk olmadığı sadece bir zorlama olduğu anlaşılmaktadır. Eş'arî sonrası kelamcılar insanı cebr altında tutan bu 'kesb' anlayışının çıkmazlarını fark ederek insana irade ve kudret alanı açmaya çalışmıştır.

AlemEş`ariMutezile+2
Ahmet Kaplan
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Tecrîdü'l-itikâd ve şerhleri bağlamında Tûsî'nin kelam anlayışı

Nasîruddîn Tûsî'nin bir dönem ilim dünyasına damga vuran kelam eseri Tecrîdü'l-itikâd ve şerhleri üzerinde çalışılmayı hak eden eserlerdir. Bu çalışmada Tecrîdü'l-itikâd ve şerhleri özelinde Tûsî'nin usûl-i selâseye dair görüşleri konu edinilmiştir. Çalışmada Tûsî'nin kelami görüşlerin konu edinilmesinin nedeni İmâmiyye Şia'sına mensup olan Tûsî'nin günümüz ilim dünyasında bir ön kabul halini alan Şii kelamının imamet konusundaki görüşleri hariç Mutezile kelamından iktibas olduğu kanaatini yansıtıp yansıtmadığını ve Sünni kelamının Şii kelamı üzerinde etkisinin varlığını araştırmaktır. Tezimiz, öncelikle Tecrîdü'l-itikâd'a dair ülkemizde yapılan ve nicel açıdan yetersiz olan çalışmalara eklenerek lieratürdeki bir boşluğu doldurmaktadır. Yine yapılan çalışmalar Tecrîdü'l-itikâd'ın belirli bir kısmını kapsamaktadır. Çalışmamızda yer alan meselelerin büyük bir kısmı daha önce Tecrîdü'l-itikâd özelinde çalışılmamıştır. İkinci olarak da geçmişte ve günümüzde çatışmayla anılan Sünni-Şii ilişkilerinin klasik dönem ilim dünyasındaki yansımalarını görmek Sünni-Şii ilişkisine farklı bir boyut kazandırmak açısından önemli bir çalışma olmuştur. Tezimizde Tecrîdü'l-itikâd ve diğer eserlerinden Tûsî'nin söylemleri araştırıldıktan sonra Tecrîdü'l-itikâd'ın şerhleri kronolojik olarak mukayeseli şekilde tetkik edilerek Tûsî'nin söylemlerine dair bir çıkarım yapılmıştır. Ortaya çıkan sonuç Mutezile ve Ehl-i Sünnet ekollerinin görüşleriyle karşılaştırılarak Şia'nın iligili meselede otantik bir görüşünün olduğu veya diğer ekollerden birinin görüşünü aldığının tespiti yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ana kaynaklarını Tecrîdü'l-itikâd ve isimleri giriş bölümünde zikredilen şerhler oluşturmaktadır. Sünni kelamının Şia üzerindeki etkisini araştırmak için bu eser ve şerhlerinin seçilme nedenleri Tûsîs'nin Şii olması, Tûsî'nin kelami görüşlerini tam olarak anlatan tek eserinin Tecrîdü'l-itikâd olması ve Sünni dünyada bu eserin rağbet görmesinin sebebinin bize göre Sünni kelamından etkilenmiş olmasıdır.

Ehl-i sünnetKelamNasirüddin et-Tusi+4
Hafzullah Genç
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kelâmın klasik çağında deizm problemi

Deizm, insanlık tarihiyle birlikte zihnimizi meşgul etmeye başlamıştır. Tarihin belli dönemlerinde ortaya çıkan sonra zamanla önemini kaybeden deizm, günümüzde tekrar seslendirilmeye başlamıştır. Bu felsefi hareket Orta Çağ'da olduğu gibi dini ve dinin öğretilerini reddetmektedir. Dolayısıyla deizm İslam'ın temel inanç esaslarını da hedef almaktadır. Usûlü-d-Dîn olan kelâm (akaid) ilmi deizm ve ateizm gibi felsefi akımlara karşı İslam'ın temel inanç esaslarını akli ve nakli delillerden yola çıkarak temellendirmeye çalışmıştır. Kelâm ilminin klasik çağı olarak adlandırılan H.4. ve 8. yüzyıllar arasında da deizmin felsefi izlerine rastlamak mümkün görünmektedir. İslam dünyasında Tabiat felsefesinin ilk temsilcilerinden Ebu Bekir er-Râzi, nübüvveti ve vahyi reddettiği bilinen Berâhime adı verilen dini grup, İbnü'r-Râvendî ve Ebu İsa el-Verrâk gibi İslam ilim geleneğinde tartışılan isimlere atfedilen, nübüvvete ve dine karşı görüşler ve fikirler deizmin izlerine kelâm ilminin klasik çağında da rastlandığını göstermektedir. İslam'ın temel inanç esaslarından nübüvveti ve vahyi hedef alan görüşlere karşı ortaya konulan akli ve nakli fikir ve görüşler deizme karşı bugünde ilmi değerini korumaktadır. Kelam ekolleri, Mu'tezile, Eş'ariyye, Mâtürîdiyye ve diğer kelami fırkaların gerek Allah'ın isimleri, sıfatları ve fiilleri üzerine yaptıkları çalışmalar, gerekse nübüvvete ve vahye olan ihtiyacı açıklamak için kullanılan argümanlar bugünümüze de ışık tutacak zenginliktedir. Bu veriler ışığında tezin amacı, kelâmın klasik çağında görülen deist fikirlere karşı ortaya konulan ilmi çalışmaların günümüz deist fikirlerini karşı bir cevap niteliğinde olduğunu ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Kelâm, Deizm, Nübüvvet, Vahiy

DeizmKelamPeygamberlik+2
Furkan Türkcan
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Abay Kunanbayoğlu'nun dini ve ahlaki görüşleri

Abay Kunanbayoğlu Sovyetler dönemi Kazak toplumunun dini ve kültürel hayatında etkin bir role sahiptir. Bölgedeki İslam'ın reel durumu, Türk ve Rus kültürünün kesiştiği bir noktada durmaktadır. Bu nedenle Kazak toplumunun günümüz ilmi ve kültürel durumunu tespit edebilmek ve anlayabilmek için Abay'ın üstlendiği rolü bilmek gerekir. Çünkü Abay bir düşünür olarak Rus kültürüne de vakıf olan Müslüman bir kişiliktir. Onun eserlerinde bu geniş bakış açısının izleri açıkça görülmektedir. Abay Kunanbayoğlu'nun eserleri bağımsızlık öncesi dönemde ve bağımsızlıktan bu yana yirmi yıldan fazla bir süredir farklı yönleriyle incelenmiştir. Ancak araştırmamız bazı açılardan özgün ve bu nedenle de önemlidir. Bağımsızlıktan sonraki 10-15 yıl içinde, Arapça ve Farsça bilen İslam'ın Şeriat kanununu öğrenmiş uzmanların doğu dünya görüşüyle bağlantılı olarak Abay'ın eserlerini araştırmalarına olan talep yoğun bir şekilde arttı. O dönemde Abay'ın eserlerindeki dil konusu, Doğu dilleri edebiyatı ve büyük şahsiyetlerle olan bağlantısının ideolojik yönlerini belirlemek için yeni konular üzerine araştırma konusu olmaya başladı. Bununla birlikte Abay'ın eserlerindeki Kur'an ve Hadis metinleri, kısmen dini ve İslamî anlam taşıyan Arapça kelimeler ve ifadeler, Müslüman dünya görüşü bağlamında özel olarak analiz edilmemiştir. Bu bir ölçüde normaldi. Çünkü bu dönem ateizm propagandası yapan bir toplumdan, özgür düşünen ve dinsel kökenlerini keşfetme sürecine giren bir toplumsal yapılanmaya geçiliyordu. Başka bir deyişle, o sıralarda Abay eserlerinin doğru anlaşılmasına giden yol döşeniyor ve bilgi sahibi şahsiyetlerle sıradan vatandaşa kadar Abay'ın Müslüman dünyav görüşünün benimsenmesi için hazırlıklar yapılıyordu. Kazak toplumda son yıllarda din olgusu, toplumdaki en güncel konulardan biri haline geldi. Abay'ın eserleri farklı dinler ve mezhepler arasında farklı açılardan yorumlanmaya başladı. Deyim yerindeyse Abay, paylaşılamayan bir değer haline geldi. Kazak toplumunda boy gösteren farklı yaklaşımlar, Abay'ı kendileri için bir destek olarak yorumlama çabası içine girdiler. Abay'ın dünya görüşü ve dini görüşleri üzerine yapılan araştırmalar bile, milli değerlerimizi dini dünya tanımımıza yabancı dinlerle ilişkilendirerek yanlış temsil etme girişimine yol açtı. Tüm bu nedenlerle Abay'ın düşüncesinin ve dinsel inancının özgün ve doğru olarak ortaya konulması, kültürümüze yabancı inançlar doğrultusunda çarpıtılması girişimlerine dikkat çekilmesi büyük nem taşımaktadır. Bu sorun henüz tam olarak çözüm bulmuş değildir. Abay'ın dini anlayışını ve akidesini tüm gerçekliği ile açıklamak çok önemlidir. Bu konu araştırmamızın ana amaç ve hedeflerinden biridir. Tezimizin önemi Abay'ın düşünce ve inanç dünyasının doğru bir şekilde ortaya konulmasında yatmaktadır.

AhlakBiyografiDin+7
Tımur Nussıpkhanov
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Muhammed b. Muhtar eş – Şankıti'nin düşüncesinde din toplum ve siyaset

Bu çalışmada Şankıti'nin İslam Medeniyetinde Anayasal Kriz/Büyük Fitneden Arap Baharına isimli eserinden hareketle İslam Medeniyetinin içerisinde bulunduğu Anayasal Krizin ne olduğunu, bu durumun nedenlerini ve sunulan çözüm önerilerini incelemeye çalıştık. Çalışmamız Giriş kısmı hariç üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde konunun günümüzdeki önemine değinerek İslam siyasal değerleri açısından ele alınmasının gereğini vurguladık. İslam siyasal tarihinin ilk dönem olaylarını inceleme altına aldığımız birinci bölümde Hz. Muhammed'in vefatıyla başlayan ve Cemaat Yılı olarak adlandırılan uzlaşmalarla son bulan süreçteki siyasal yaşanmışlıkları, Anayasal Kriz kavramının anlaşılabilmesi için olduğu şekliyle ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamızın ikinci bölümünde, hicretin birinci asrında tecrübe edilen siyasi olayların Müslümanların inanç sahasına nasıl taştığını ve siyaset ile itikat arasındaki ilişkiyi gözler önüne sermeyi amaçladık. Çalışmamızın üçüncü bölümünü ise günümüze kadar taşınan siyasi ve itikadi problemlerin küllerinden kurtularak mevcut siyasal krizin çözümü noktasında Şankıti'nin önerilerini incelemeye ayırdık.

DemokrasiDinDini davranışlar+7
Ali Ramazan Kafalı
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İmam Mâtürîdî'de akıl teorisi

Kelâm ilmi içerisinde akıl çeşitli yönleriyle ele alınmış, bilhassa tanımı, niteliği, türleri ve akıl-nakil münasebeti açısından inceleme ve araştırmaya tabi tutulmuştur. Bunun en önemli nedeni, aklın dini sorumlulukta başat rol oynamasının yanı sıra, çeşitli bilgi vasıtaları ile edinilen bilgilerin sağlamlığını kontrol eden bir ölçüt konumunda bulunması ve onlara hâkim durumda olmasıdır. Akıl olmaksızın herhangi bir ilmi ilerlemeden söz edilemeyeceği gibi, akla ters düşen din de muhatapları nazarında herhangi bir anlam ifade etmeyecektir. Bu nedenle aklın, dinin inanç esaslarının anlaşılması noktasında çok önemli bir görevi vardır ve vahiy kaynaklı delilleri anlamlandırmada da çok önemli bir fonksiyona sahiptir. İmam Mâtürîdî İslam düşünce tarihinde, önemli fikirleri ve eserleriyle kendisinden sonraki nesillere öncülük etmiş önemli bir mütefekkir ve mütekellimdir. Dini ilimlerin metodolojik bir hüviyet kazandığı, her bir görüşün kendi sistemini oluşturduğu bir çağda yaşayan Mâtürîdî, geliştirdiği çözümlerle İslam dünyasında özgün bir yer edinmiştir. Çalışmamızda onun düşünce sisteminin bel kemiğini oluşturan akıl teorisi incelenmiştir. Bu bağlamda öncelikle büyük mütefekkir Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'nin hayatı, eserleri ve onun İslam düşüncesine damga vuran fikirleri ele alınmıştır. Bu bölümde bilhassa onun kendine özgü geliştirdiği ve kendisinden sonra kelâm kitaplarında müstakil olarak yer verilen bilgi kuramı ile tevhid anlayışı, iman anlayışı ve siyaset anlayışına yer verilmiştir. İkinci bölüm olan islam düşüncesinde akıl teorileri başlığında akıl konusu, kavramsal olarak ele alınmış, aklın mahiyeti, tasnifi, verdiği hükümler ve aklın yeri konusundaki tartışmalara değinilmiştir. İslam düşünce tarihinde akla filozoflar, tasavvufçular, selefiler ve kelâmcılar nazarından bakılarak, modern çağda akıl teorileri ile aklın tarihsel serüveni gözler önüne serilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde İmam Mâtürîdî'nin bilgi teorisinde aklın yeri ve işlevi onun Kitâbu't-Tevhîd ve Te'vîlâtu'l-Kur'ân isimli eserlerinden hareketle öncelikle akıl sahibi olan insanın yapısına değinilmiş, aklın bilgisel değeri, dini değeri, bilginin tarifi ve hakikati İmam Mâtürîdî'nin perspektifinden işlenmiştir. Yine Mâtürîdî açısından bilginin kaynakları; duyular, haber ve istidlâl olarak aktarılmış, bilginin çeşitleri ortaya konulduktan sonra bilgi aracı olarak akıl, aklın yetkinlik alanı, aklın dine olan ihtiyacı ve aklın sınırlarına değinilmiştir. Son olarak akıl-nakil ilişkisi ile Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'nin dini anlamada işlevsel akla verdiği değer ortaya konulmuştur.

AkılKelamKur'an-ı Kerim+2
Ayşe Caniklioğlu
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İman ve tevekkül kavramlarının kelâmî açıdan incelenmesi

İman kavramının kökü olan e-m-n sözlükte güvende olmak anlamına gelmektedir. İslâm literatüründe ise bu kavram ıstılah kimliğiyle Allah'a imân olarak özetlenebilen bir manaya özelleşmiştir. Tevekkül kavramı ise vekalet kavramıyla bağlantılı olmakta ve sözlükte birinin işini bir başkasına bırakması olarak tanımlanmıştır. Terim anlamı olarak ise tevekkül kişinin Allah'a güvenmesi, teslimiyeti ve bağlılığı olarak anlaşılabilmektedir. Bu kavramların tanım, kapsam ve bağlantılarına yönelik kelâmî ve tasavvûfî yaklaşımlar öne çıkmakta ve söz konusu olgulara yönelik anlam bilim çalışmaları günümüzde de halen bu yaklaşım ve tartışmalar üzerinden gelişmeye devam etmektedir. Bu çalışma da bu gelişmenin bir tezahürü olarak addedilebilir. İman ve tevekkül kavramlarına yönelik Kur'ân ayetlerinin mutlak otoritesi göz önüne alındığında aslında her ekol kendi yorumunu bu ayetler etrafında meşrulaştırma eğiliminde olmuşlardır. Kur'an-ı Kerîm iman ve tevekkül, iman ve amel, iman ve İslam -bir diğer deyişle imanın izdüşümü olarak aktif eylemlilik- olgularını bir arada ve bağlantılı zikretmiştir. Bu da beraber zikredilen kavramların, içinde geçtikleri ayetin anlamında bulunan semantik toplama uygun bir bağlantı içinde olduklarını düşündürmektedir. Nitekim topluma mâl olmuş yaklaşımlara bakıldığında bu çabanın etkileri görülebilmektedir. Bu sebeple çalışmada Kur'ân ayetlerinde bu iki kavrama dair geçen terkipler ve anlamları sıralanmış, incelenmiş ve yapılan yaklaşımlarla bağlantıları değerlendirilmiştir.

Ensar Yöndem
Ankara Social Science University · İslami Araştırmalar Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İmam Mâtürîdî'de teklif düşüncesi

İslâm inancına göre insanlar Allah Teala tarafından yeryüzünde halife olarak seçilmişlerdir. Buna bağlı olarak yeryüzü, insanın yaşamını sürdüreceği ve hilafet görevini yerine getireceği bir alan olarak düzenlenmiştir. İnsan kendisinin ve çevresindeki varlıkların farkında olan bilinçli bir varlıktır. O aynı zamanda varlığın kökeni, sonu ve hayatın anlamı ve değerler konusunda da araştırma yapan merak sahibidir. İnsanın yaşarken fark ettiği gerçeklerin başında, yeryüzünde pek çok nimetten yararlanabildiği gerçeği gelir. İnsan, kendisine sunulan nimetler karşısında şükran duygusu geliştirebilen, bu sayede nimetlerin mutlak bir kaynağa dayandığını düşünebilendir. Bu farkındalık, insanın kendini sorumluluk sahibi olarak görmesine ve varlığın sahibine karşı yükümlülük hissetmesine zemin hazırlar. İslâm düşüncesinde bu yükümlülük bilinci, teklîf-i mâ lâ yutâk kavramı çerçevesinde ele alınmıştır. Teklif, yalnızca insanın Allah'a karşı dinî sorumluluklarını ifade etmekle kalmaz; aynı zamanda insanın özgürlüğü, aklı, iradesi ve dünya hayatındaki konumuyla doğrudan ilişkilidir. Bu yönüyle teklîf-i mâ lâ yutâk, kelâm ilminin temel meselelerinden biri hâline gelmiştir. Zira teklif meselesi, hem insanın yaratılış amacını hem de vahiy karşısındaki konumunu anlamaya yönelik kapsamlı bir çabanın parçasıdır. İslâm düşünce geleneğinde teklifin temellendirilmesinde mezhepler arasında ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır. Bu ayrılıklar, teklifin kaynağı, muhatabı, şartları ve sonuçları gibi birçok boyutta farklı yaklaşımların doğmasını sağlamıştır. Özellikle Mu'tezile, Eş'arîlik ve Mâtürîdîlik gibi kelâmî ekoller, insanın aklı ve iradesi ile teklif arasındaki ilişkiyi farklı temellere dayandırmışlardır. Bu mezheplerin yaklaşımı sadece teorik değil, aynı zamanda dinî-pratik alana da etki etmiş, teklif anlayışı fıkıh, ahlâk ve tasavvuf düşüncesinde de yansımalarını bulmuştur. Bu çalışmamız giriş ve iki bölüm olarak üç ana kısımdan oluşmaktadır. Giriş ve birinci bölümde teklîf-i mâ lâ yutâk kavramı, başta İmam Mâtürîdî'nin düşünce sistemi olmak üzere klasik kelâm geleneği çerçevesinde ele alınmaktadır. İkinci bölümde ise Mâtürîdî'nin teklif anlayışı, Mu'tezile, Eş'arîlik, İslâm filozofları, Tasavvufî düşünce ve fıkıh ilmindeki yaklaşımlarla karşılaştırmalı olarak değerlendirilmekte ve böylece teklif meselesinin İslâm düşüncesi içindeki çok yönlü yapısı ortaya konulmaktadır. Bu çalışma, yalnızca tarihî bir mesele olarak değil, çağdaş dönemde dinî sorumluluk bilincinin yeniden ele alınması açısından da teklif meselesinin önemini vurgulamayı amaçlamaktadır. Nitekim günümüzde insanın özgürlük, değer, anlam ve sorumluluk gibi konulardaki arayışları, teklif kavramının yeniden yorumlanmasını gerekli kılmaktadır. Anahtar Kelimeler: İslâm, Mu'tezile, Eş'arîlik, Matürîdîlik, Mâtürîdî, İrâde. Teklif, Sorumluluk.

Noomanzhan Esenov
Ankara Social Science University · İslami Araştırmalar Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Tecrîdü'l-itikâd ve şerhleri bağlamında Tûsî'nin kelam anlayışı

Nasîruddîn Tûsî'nin bir dönem ilim dünyasına damga vuran kelam eseri Tecrîdü'l-itikâd ve şerhleri üzerinde çalışılmayı hak eden eserlerdir. Bu çalışmada Tecrîdü'l-itikâd ve şerhleri özelinde Tûsî'nin usûl-i selâseye dair görüşleri konu edinilmiştir. Çalışmada Tûsî'nin kelami görüşlerin konu edinilmesinin nedeni İmâmiyye Şia'sına mensup olan Tûsî'nin günümüz ilim dünyasında bir ön kabul halini alan Şii kelamının imamet konusundaki görüşleri hariç Mutezile kelamından iktibas olduğu kanaatini yansıtıp yansıtmadığını ve Sünni kelamının Şii kelamı üzerinde etkisinin varlığını araştırmaktır. Tezimiz, öncelikle Tecrîdü'l-itikâd'a dair ülkemizde yapılan ve nicel açıdan yetersiz olan çalışmalara eklenerek lieratürdeki bir boşluğu doldurmaktadır. Yine yapılan çalışmalar Tecrîdü'l-itikâd'ın belirli bir kısmını kapsamaktadır. Çalışmamızda yer alan meselelerin büyük bir kısmı daha önce Tecrîdü'l-itikâd özelinde çalışılmamıştır. İkinci olarak da geçmişte ve günümüzde çatışmayla anılan Sünni-Şii ilişkilerinin klasik dönem ilim dünyasındaki yansımalarını görmek Sünni-Şii ilişkisine farklı bir boyut kazandırmak açısından önemli bir çalışma olmuştur. Tezimizde Tecrîdü'l-itikâd ve diğer eserlerinden Tûsî'nin söylemleri araştırıldıktan sonra Tecrîdü'l-itikâd'ın şerhleri kronolojik olarak mukayeseli şekilde tetkik edilerek Tûsî'nin söylemlerine dair bir çıkarım yapılmıştır. Ortaya çıkan sonuç Mutezile ve Ehl-i Sünnet ekollerinin görüşleriyle karşılaştırılarak Şia'nın iligili meselede otantik bir görüşünün olduğu veya diğer ekollerden birinin görüşünü aldığının tespiti yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ana kaynaklarını Tecrîdü'l-itikâd ve isimleri giriş bölümünde zikredilen şerhler oluşturmaktadır. Sünni kelamının Şia üzerindeki etkisini araştırmak için bu eser ve şerhlerinin seçilme nedenleri Tûsîs'nin Şii olması, Tûsî'nin kelami görüşlerini tam olarak anlatan tek eserinin Tecrîdü'l-itikâd olması ve Sünni dünyada bu eserin rağbet görmesinin sebebinin bize göre Sünni kelamından etkilenmiş olmasıdır.

Ehl-i sünnetKelamNasirüddin et-Tusi+4
Hafzullah Genç
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Tecrîdü'l-itikâd ve şerhleri bağlamında Tûsî'nin kelam anlayışı

Nasîruddîn Tûsî'nin bir dönem ilim dünyasına damga vuran kelam eseri Tecrîdü'l-itikâd ve şerhleri üzerinde çalışılmayı hak eden eserlerdir. Bu çalışmada Tecrîdü'l-itikâd ve şerhleri özelinde Tûsî'nin usûl-i selâseye dair görüşleri konu edinilmiştir. Çalışmada Tûsî'nin kelami görüşlerin konu edinilmesinin nedeni İmâmiyye Şia'sına mensup olan Tûsî'nin günümüz ilim dünyasında bir ön kabul halini alan Şii kelamının imamet konusundaki görüşleri hariç Mutezile kelamından iktibas olduğu kanaatini yansıtıp yansıtmadığını ve Sünni kelamının Şii kelamı üzerinde etkisinin varlığını araştırmaktır. Tezimiz, öncelikle Tecrîdü'l-itikâd'a dair ülkemizde yapılan ve nicel açıdan yetersiz olan çalışmalara eklenerek lieratürdeki bir boşluğu doldurmaktadır. Yine yapılan çalışmalar Tecrîdü'l-itikâd'ın belirli bir kısmını kapsamaktadır. Çalışmamızda yer alan meselelerin büyük bir kısmı daha önce Tecrîdü'l-itikâd özelinde çalışılmamıştır. İkinci olarak da geçmişte ve günümüzde çatışmayla anılan Sünni-Şii ilişkilerinin klasik dönem ilim dünyasındaki yansımalarını görmek Sünni-Şii ilişkisine farklı bir boyut kazandırmak açısından önemli bir çalışma olmuştur. Tezimizde Tecrîdü'l-itikâd ve diğer eserlerinden Tûsî'nin söylemleri araştırıldıktan sonra Tecrîdü'l-itikâd'ın şerhleri kronolojik olarak mukayeseli şekilde tetkik edilerek Tûsî'nin söylemlerine dair bir çıkarım yapılmıştır. Ortaya çıkan sonuç Mutezile ve Ehl-i Sünnet ekollerinin görüşleriyle karşılaştırılarak Şia'nın iligili meselede otantik bir görüşünün olduğu veya diğer ekollerden birinin görüşünü aldığının tespiti yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ana kaynaklarını Tecrîdü'l-itikâd ve isimleri giriş bölümünde zikredilen şerhler oluşturmaktadır. Sünni kelamının Şia üzerindeki etkisini araştırmak için bu eser ve şerhlerinin seçilme nedenleri Tûsîs'nin Şii olması, Tûsî'nin kelami görüşlerini tam olarak anlatan tek eserinin Tecrîdü'l-itikâd olması ve Sünni dünyada bu eserin rağbet görmesinin sebebinin bize göre Sünni kelamından etkilenmiş olmasıdır.

Ehl-i sünnetKelamNasirüddin et-Tusi+4
Hafzullah Genç
Hitit University
2020
00

Other supervisors