Theses supervised by Prof. Dr. Mustafa Tevfik Odman
16 theses · Çağ University
Çocuk hakları bağlamında çocuklarda eğitim hakkı
Toplumlar açısından çocuk konusu, geleceklerinin hangi seyirde olacağını belirleyecek olması nedeniyle, son derece önemli konular arasında yer almaktadır. Her toplum, önlerine çıkacak sorunlarla mücadele edebilecek, sağlıklı, güçlü ve toplumsal devamlılığını sağlayabilecek bir nesil yetiştirme gayreti içinde bulunmaktadır. Bu döngünün gayet normal olduğu kabul edilmelidir. Eğitim, birey ve toplum için son derece önemli olup; bireyin ve toplumun hem güncel yaşamını, hem de gelecekteki gelişimini etkilemektedir. Eğitim, kişilerin gelecekteki yaşamlarını doğrudan etkilemesi ve sosyal yapının oluşmasındaki katkısı nedeniyle, toplumların gelişmesinde en önemli süreçtir.Tezimizde, çocuğun eğitim hakkı ulusal ve uluslararası hukuktaki gelişimi ve günümüzdeki durumu ile ortaya konmaya çalışılmıştır. Çocuğun eğitim hakkı ulusal ve uluslararası hukukta geçmişten günümüze kadar olan gelişimi ve günümüzdeki durumu detaylı bir şekilde incelenmeye çalışılmıştır.Uluslararası belgeler ve Türk hukuku ışığında çocuk hakları ve çocuğun eğitim hakkının irdelenmesi çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda öncelikle çocuk ve çocuk hakları kavramları ile tarihçeleri, çocuk haklarına ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler ele alınarak konuya ilişkin çeşitli görüşlere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Eğitim, Hak, Çocuk Hakları, Eğitim Hakkı
Yabancılar Hukuku çerçevesinde uluslararası koruma
Sosyal açıdan tümü göç olarak adlandırılan sığınma, iltica ve göçün tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Savaşlar veya baskıcı rejimlerin ortaya çıkardığı insan hakları ihlalleri, doğal afetler ve iklim koşulları sonucu, yaşam mücadelesi içerisinde olan insanlar, gerek bireysel gerekse yoğun nüfus hareketleri meydana getirirler. Yaşanan bu nüfus hareketlerinin mağdur konumuna getirdiği kişileri, kendi vatandaşı oldukları ülkelerin koruyamaması ya da korumak istememesi, uluslararası koruma kurumunu ortaya çıkartmıştır. Devletlerin, kendi vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerini gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde korumak ve güvence altına almak gibi, yükümlülükleri vardır. Söz konusu hak ve özgürlüklerin, menşe ülke tarafından korunmadıkları veya korunamadıkları durumlarda, kişilerin sığınma talep ettikleri ülkeler, sığınma talebinde bulunan kişilerin haklarını güvence altına alarak iyileştirmekle yükümlüdürler. Bu kişilerin, tehlike veya tehdit altında bulundukları ülkelere geri gönderilmeleri veya sınır dışı edilmeleri, uluslararası hukuk yönünden mümkün değildir. Diğer taraftan, devletler bu kişilere, ülkelerinde yaşayan diğer yabancıların faydalandıkları haklardan yararlanmalarını temin etmek ve ayrımcılık yapmamakla yükümlüdürler. Bu yükümlülükler, insancıl hukuk, yapıla geliş kuralları, taraf oldukları uluslararası andlaşmalar ve Uluslararası Adalet Divanı-UAD, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi-AİHM gibi, mahkeme kararlarından kaynaklanmaktadır. Konu, yabancılar kapsamında oldukları kabul edilen, sığınmacı, mülteci vatansız veya göçmenlerin gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde temel hak ve özgürlükler yönünden, uluslararası minimum standartlar düzeyinde yararlanmaları ve bu bağlamda koruma altına alınmalarıdır.
Milletlerarası tahkim kavramı ve İstanbul Tahkim Merkezi kuralları çerçevesinde Türkiye'de tahkim uygulaması
Çalışma konumuzu "Milletlerarası Tahkim Kavramı ve İstanbul Tahkim Merkezi Kuralları Çerçevesinde Türkiye'de Tahkim Uygulaması" oluşturmaktadır. Tahkim; taraflar arasında ortaya çıkan veya çıkabilecek uyuşmazlıkların, tarafların üzerinde anlaşmaları koşuluyla, devlet mahkemeleri yerine, üçüncü bir kişi tarafından çözümlenmesidir. İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC) ise, milli ve milletlerarası uyuşmazlıkların çözümünde hizmet vermek üzere kurulmuş, bağımsız bir kurumsal tahkim merkezidir. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Buna göre ilk bölüm, "Tahkim Kavramı ve Tarihsel Gelişimi" başlıklı olup, genel olarak tahkim kavramı ve unsurları, Yargıtay kararları ve doktrin görüşlerinden de faydalanmak suretiyle izah edilmeye çalışmıştır. Devamında, tahkimin tarihsel kökeni üzerinde durulmuş ve geçmişten günümüze dek gerek milli gerekse milletlerarası hukuklarda önemli bir yer edinmesinin sağlayan özellik ve avantajları detaylı olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın "Türk Hukukunda Tahkim Kavramı ve Tahkim ile İlgili Düzenlemeler" başlıklı ikinci bölümünde, tahkimin Türk hukukundaki yeri ve önemi izah edilmeye çalışılarak, tahkim kavramının Alternatif Uyuşmazlık Çözümü kavramı ve yöntemleri ile olan ilişkisi detaylandırılarak, mukayese yapmak suretiyle açıklanmaya çalışılmıştır. Akabinde ise, Türk hukukunda tahkim ile ilgili düzenlemelere hangi kanunlarda yer verildiği üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın üçüncü bölümü ise, "İstanbul Tahkim Merkezi Kuralları Çerçevesinde Tahkim Uygulaması" adı altında başlıklandırılmış ve İstanbul Tahkim Merkezi'nin kurulma süreci ve amacı ile İstanbul Tahkim Merkezi Kuralları uyarınca tahkim uygulaması ile avantajları detaylı olarak izah edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tahkim, Milletlerarası Tahkim, Milletlerarası Ticari Tahkim, İstanbul Tahkim Merkezi, Istanbul Arbitration Center, ISTAC.
Müstehcenlik suçu
Bu çalışmada 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen müstehcenlik suçuna ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel olarak müstehcenlik kavramı, tarihsel süreci ve genel ahlak ile ilgili olan bağlantısı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte kısmen de olsa mukayeseli hukukta, özellikle batı hukuk sistemlerinde konuya yaklaşım ortaya konulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde müstehcenlik suçunun mülga 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan şekliyle bir değerlendirilmesi yapılmış ve yine suçla ilgili bu dönemde mahkemelerin konuya yaklaşımı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise bugün için yürürlükte bulunan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 226'ncı maddesinde ön görülen suç, suç genel teorisinin prensipleri doğrultusunda, kavramın mukayeseli hukukta anlaşılma biçimleri de değerlendirilerek incelenmeye çalışılmıştır. Suçun karmaşık yapıdaki düzenleniş şekliyle çok sistematik bir inceleme yapılamadığı düşünülse de bu konuda öğretide yapılan çalışmalarda izlenen sistematikten belli ölçüde faydalanılarak bir değerlendirme yapılmaya gayret edilmiştir. Bu bağlamda özellikle Yargıtay'ın ilgili suça yaklaşımı konusunda dikkate değer kararlara değinilmiştir. Ayrıca çok yakın zamanda Anayasa Mahkemesi'nin ilgili suç ile verdiği karar bu bağlamda irdelenmiştir. Çalışmanın temelini suçun düzenlendiği 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda ön görülen şekli oluşturmaktadır. Kitle iletişim hukuku ile ilgisi olan yerler kısmi olarak değerlendirilmiştir. Müstehcenlik suçu, bir soyut tehlike suçu olarak Türk Ceza Kanunu'nda Topluma Karşı Suçlar kısmında Genel Ahlaka Karşı Suçlar bölümünde yer almaktadır. Suçun özellikle soyut tehlike suçu olarak düzenlenmesi, düzenlendiği yer itibariyle de genel ahlakı esaslı korunan değer olarak ön plana çıkarması, ağır pornografik materyalleri yine suç kapsamında ön görmesi ve özellikle bilim ve sanat ya da düşünce ve ifade hürriyetleriyle yakın bir ilişki içinde olması bir çok tartışmalı durumu ortaya çıkarmaktadır. Bu bağlamda özellikle bu tartışmalı hususlara değinilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler:Ahlak, Genel Ahlak, Müstehcenlik, Ağır Müstehcenlik, Hafif Müstehcenlik, Pornografi, Ağır Pornografi, Çocuk Pornografisi,Müstehcenlik Suçu.
Adana-Seyhan'daki sığınmacılar: Durum tespiti raporu örneği üzerinden kadın sığınmacıların karşılaştıkları sorunlar ve çözüm önerileri
Göç ve sığınma süreci, tüm bireyler açısından oldukça zor ve travmatik bir süreçtir. Ancak kadın sığınmacılar, kadın olmalarından kaynaklı olarak, gerek cinsiyetleri, gerekse toplum olarak onlara biçilen roller neticesinde çeşitli baskı ve zulüm, ayrımcılık ve şiddet türlerine maruz kalmaktadır. Savaş ve çatışma durumlarında, çoğu zaman kadın bedeni, etnik temizleme ve intikam aracı olarak kullanılmıştır. Sığınma süreci bittiğinde, kadınlar mülteci olarak başka bir ülkeye yerleştirildiğinde dahi çeşitli ayrımcı uygulamalara, şiddet ve cinsel taciz fillerine karşı açık ve korunmasız bir durumdadır. Kadın mülteci ve sığınmacıların yaşadıkları bu sorunlar ekseninde, öncelikle genel tanımlamalar, cinsiyet ayrımcılıkları, cinsiyete dayalı şiddet şekilleri incelenerek, özelde de Adana-Seyhan'daki Durum Tespiti Raporu örneği üzerinden, bahsedilen bölgeye yerleşen ve ülkemiz kanunları gereği geçici koruma statüsünde bulunan Suriyeli kadınların karşılaştıkları sorunlar, mülteci ve sığınmacı kadın geneliyle bağdaştırılarak ele alınarak, çözüm önerileri sunulacaktır.
Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu ile çocuğun teslimi emrine muhalefet
"Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması" suçu Türk Ceza Kanunu'nun 234.maddesinde üç fıkra halinde düzenlenmiş olup, bu maddenin 1. ve 2. fıkrasında suçun velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya baba ya da üçüncü derece kan hısımları tarafından işlenebileceği belirtilmiştir. 3. fıkrasında ise, kanuni temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu yanında tutma ve bildirimde bulunmama biçiminde iki farklı türde suç tipi düzenlenmiştir.1. ve 2. fıkrada düzenlenmiş olan suç, niteliği itibariyle özgü suçtur. Buna karşılık, "Çocuğun teslimi emrine muhalefet" fiili ise, İcra ve İflas Kanunu'nun Onaltıncı Bap Cezai Hükümler Bölümünde 341. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan fiili çocuk teslimi hakkındaki ilamın veya ara kararın gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirilmesini veya çocukla kişisel ilişki kurulmasını engelleyen kişinin işleyebileceği belirtilmiştir. Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiş olan "çocuğun kaçırılması ve alıkonulması" suçu ile İcra ve İflas Kanunu'nda düzenlenmiş olan "çocuk teslimi emrine muhalefet" fiili birbirine benzemekle birlikte, unsurları itibariyle farklılıklar göstermekte, failler ve mağdurlar yönünden uygulamada birbirine karıştırılan iki ayrı suç ve fiil olarak karşımıza çıkmaktadır. Tez çalışmasında, öncelikle çocuk kavramı, çocuk kavramının ortaya çıkışı ve yasal temelleri ile anlatılmış, sonrasında ise her iki fiil tüm unsurları ile ayrıntılı olarak incelenmiş benzerlikler ve farklılıklar ortaya konulmuş ve ilgili konularda yeni görüşler sunulmuştur.
Ceza hukuku kapsamında ilaç üretimi, insan üzerinde bilimsel ve tedavi amaçlı deney
Tarihin her döneminde insan ilaca ihtiyaç duymuş ve gerektiğinde kullanmıştır. Ancak günümüzde adeta ilaçla birlikte yaşamaktadır. Bu nedenle hayatının da vazgeçilmez nesnelerinden biri haline gelmiştir. İlaç, üretim ilişkileri ve teknikleri ile birlikte, gelişmiş ve şekil değiştirmiştir. Endüstri devrimi ile seri üretim ile tanışmıştır. Günümüzde ilaç endüstrisi küresel ölçekte büyümüş ve çeşitlenmiştir. Bu çeşitlenme ile ilaç üretiminde birlikte tekelleşme meydana gelmiştir. Endüstri 4.0 ın getirdiği robot, yapay zeka ve özellikle nano teknoloji gelişmiştir. Bu gelişmeler kimya ve bağlamında ilaç endüstrisini etkilemiş ve geliştirmiştir. Bu gelişmeye rağmen, kişilerin ve ülkelerin sağlık giderleri bütçesinde önemli harcamalara neden olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde ilaç araştırmaları ve insan üzerinde yapılan deney ve denemeler katı kurallara bağlanmıştır. Denetimlerde oldukça etkili biçimde yapılmaktadır. Bu nedenle de ilaç şirketleri insan üzerinde deney ve denemeleri, denetim olmayan ve yoksul ülkelerde yapmaktadırlar. Türkiye'de bu ülkeler arasında yer almaktadır. Bunun için ülkemizde de insan üzerinde bilimsel deney ve tedavi amaçlı deneme suçları önem arzetmektedir. Bu bağlamda ceza hukuku kapsamında yetkinliği artıracak hukuki düzenlemeler, denetim sistemleri, tespit edilen suçlarda etkin mücadele yöntemleri planlanmalıdır. Ayrıca insan üzerinde bilimsel deney ve tedavi amaçlı denelemer konusunda tıp ve hukuk çevrelerinin, özellikle de toplumun farkındalığı atırılmalıdır. Çalışma ile ceza hukuk kapsamında ilaç ve insan üzerinde deney ve tedavi denemeleri konusu irdelenmektedir.
Tarihi süreç içinde günümüze kadar çocuk düşürtme ve düşürme suçları
5237 numaralı Kanununun İkinci Kitabının İkinci Kısmının Beşinci Bölümde Çocuk Düşürtme, Düşürme veya Kısırlaştırma başlığı altında, 99.Madde de "Çocuk Düşürtme", 100.Maddede "Çocuk Düşürme" ve 101.Maddesinde de "Kısırlaştırma" başlığı düzenlenmiştir. Kısırlaştırma suçu, tez konusu dışında olduğundan, incelemem altı fıkra halinde düzenlenmiş 99. maddede yer verilen "Çocuk Düşürtme" suçu ve gebe kadının çocuğunu düşürmesi suçu ile sınırlı olacaktır. 99.Maddenin birinci fıkrasında kadının rızası olmaksızın kadının çocuğunun düşürtülmesi, ikinci fıkrasında tıbben zaruret bulunmaması durumu, üçüncü fıkrada birincide yazılı suçun kadının beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğraması veya olan ölümüne neden olunması şeklindeki nitelikli halleri ve dördüncüde ise, ikincide yazılı suçun nitelikli halleri; kadının beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğraması veya olan ölümüne neden olunması şeklinde düzenlenmiş, ayrıca beşincide rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftayı doldurmamış olan kadının çocuğunu yetkili olmayan bir kişi tarafından düşürtülmesi hüküm altına alınmıştır. Maddenin altıncı fıkrasında ise, yukarıda açıklanan çocuk düşürtme suçu dışında, kadının cinsel suça maruz kalması neticesinde gebe kalması ve süresi yirmi haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olması koşuluyla gebeliğe son verilmesi hali, cezasızlık nedeni olarak gösterilmiştir. "Çocuk Düşürme" suçu ise Kanununun yüzüncü maddesinde tek fıkra halinde düzenlenmiş olup, hamileliği yasal süreden fazla olan kadının cenini istemli olarak kendi çabasıyla tahliye etmesi fiili, çocuk düşürme suçu olarak tanımlanmıştır. Yukarıda açıklanan çocuk düşürtme ve düşürme suçları yanında, bu suçlarla ilgili diğer düzenlemelere , 2827 Sayılı Nüfus Planlaması Kanununda yer verildiği görülmektedir. Yasada düzenlenmiş olan "Çocuk Düşürtme" ve "Çocuk Düşürme" suçlarındaki fiiller ile Nüfus Planlaması Hakkında Kanununda yer verilen fiiller; zaman zaman birbirleriyle örtüşmekte ve benzerlik göstermekle birlikte unsurları itibariyle farklı olan söz konusu suçlar, failler ve mağdurlar yönünden, uygulamada birbirine karıştırılan iki ayrı suç ve fiil olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu bakımdan, Tez çalışmasında çocuk düşürtme ve düşürme suçlarının ön koşulu olan gebelik ile ilgili döllenme, zigot, cenin kavramları, Osmanlı İmparatorluğu Döneminde çocuk düşürtme ve düşürme kavramlarının tarihi gelişim süreci içinde ortaya çıkışı ve yasal temelleri anlatılmış, daha sonra ise çocuk düşürtme ve düşürme ile ilgili uluslararası ve ulusal düzenlemeler üzerinde durulmuş ve bu gelişmelerle birlikte her iki fiil ve bu suçların suç genel teorisi için kanuni unsurları ayrıntılı olarak incelenmiş ve öğretideki görüşler ve yargı kararları çerçevesinde karşılaştırılarak ve yorumlar yapılarak açıklanmış benzerlik ve farklılıklar ortaya konulmuş ve ilgili konularda yeni görüşler sunulmuştur.
Ulusal alanda ve milletlerarası özel hukuk alanında soybağının kurulmasına ilişkin düzenlemeler
Medeni Kanunu'nda soybağının kurulması için çocuk ile ana ve babası arasında kan bağı bulunması ya da evlat edinme ilişkisinin kurulmuş olması aranmaktadır. Öte yandan günümüzde tıbbi gelişmelere bağlı olarak soybağı ilişkilerine doğrudan etki eden yardımcı üreme teknikleri de kişiler hukuku, miras hukuku, usul hukuku gibi özel hukukun çeşitli alanlarında ve aynı zamanda kamu hukuku alanında da ulusal mevzuat hükümlerinin yetersiz kalmasına sebep olmuştur. Açıklanan nedenle ülkemizde Türk Medeni Kanunu ve Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'u merkezine alan bu sistemin sorumluk hükümleri ile kıyaslanarak ortaya konulması önem teşkil etmektir. Bu kapsamda çalışmada öncelikle soybağının tanımı ve tarihi gelişimine değinilmiş, ikinci ve üçüncü bölümde soybağının ulusal hukuk ve milletlerarası özel hukuk boyutunda incelenmesi sağlanarak dördüncü ve son bölümünde soybağının kurulmasında yetki ve yargılama usulü ile yapay üreme tekniklerinin uygulanmasında ortaya çıkan sorunlar ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri kapsamında ele alınmıştır.
Uzlaştırma kurumu ve kovuşturma evresinde uygulamaya ilişkin sorunlar
Türk toplumunda, görsel ve sosyal medyaya yansıyan şekliyle, her geçen gün daha fazla olarak travma, adaletsizlik ve eşitsizlik şeklinde şiddet eylemleri işlenmektedir. Cezai adaletin yetersizliği, Türkiye'deki mevcut hukuki ve sosyal tartışmaların içerisindeki temel sorunlardan biridir. Bunun yanı sıra, "Onarıcı adalet" terimi oldukça yeni bir kavramdır. Mağdur ve fail arabuluculuğu ise onarıcı adaletin bir sonucu olarak toplumsal barışı sağlamak için adalet ve eğitim sistemleri arasında uyum gerektirir. Bu çalışmanın amacı, fail-mağdur uzlaştırmasına ilişkin uygulamada yaşanan sorunları ele alarak, özellikle kovuşturma evresinde incelemelerde bulunmaktır. Bu tez, mağdur ve fail arabuluculuk hizmetlerini şu şekilde ele almaktadır: uzlaştırma kurumunun işleyişi ve kovuşturma evresindeki sorunlar. Uyuşmazlıkların alternatif çözüm yolları ile giderilmeye çalışılması klasik ceza yargılaması yerine alternatif olarak günümüz hukuk sistemlerinde her geçen gün daha da önem kazanan bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır. Mağdur haklarının korunmasına ilişkin hassasiyetlerin artması da uzlaştırma benzeri alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına duyulan ihtiyacı artırmaktadır. Günümüz teknoloji dünyasında hızla artan nüfus ve suç çeşitlerinin kısa zamanlarda birden bire fazlalaşabilmesi, devletleri yargılama öncesi başkaca çözümler bulmaya iten önemli etkenleri bünyesinde barındırmaktadır. Bu etkenlerin başında da mahkemelerin üzerindeki iş yükü gelmektedir. Çalışmamızda birinci bölümde onarıcı adalet anlayışı çerçevesinde uzlaştırma kurumunun tarihi gelişimi ve hukuki niteliği, uzlaştırma kurumuna ilişkin temel ilkeler ve kavramlar üzerinde durulmaya çalışılacaktır. İkinci bölümde ise genel hatları ile Türk hukukunda uzlaştırma kurumu, mukayeseli hukukta ve uluslararası hukuk bağlamında uzlaştırma kurumunun farklı yönleri, işleyiş ve yapısı noktasında incelemelerde ve değerlendirmelerde bulunulacaktır. Üçüncü bölümde ceza muhakemesi hukukunda uzlaşma kapsamına giren suçlara değinilecek ve soruşturma evresinde uzlaşma kurumu genel hatları ile ele alınacaktır. Son olarak dördüncü bölümde uzlaşma kurumunun kovuşturma evresindeki görünümü ve uygulamada yaşanılan sorunlar ele alınarak öğretideki tartışmalar ile uygulamadaki farklılıklar karşılaştırılacak, çözüm yollarına ilişkin yeni görüşler dile getirilmiştir.
Soruşturmanın gizliliği bağlamında lekelenmeme hakkı
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa ile güvence altına alınmış olan masumiyet karinesi, kesin bir hükümle mahkûm oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılmamasıdır. Bu karinenin doğal sonucu olarak kabul edilen lekelenmeme hakkı ise hakkında yapılan soruşturma ve kovuşturma işlemleri sebebiyle bir kimsenin şeref ve haysiyetinin zedelenemeyeceğini öngören haktır. Lekelenmeme hakkını soruşturma evresinde güvenceye alan ilke ise gizlilik ilkesidir. Çalışmamızda, soruşturmanın gizliliği bağlamında lekelenmeme hakkı ele alınmaktadır. Bu çalışmanın Birinci Bölümünde; soruşturma evresine ilişkin genel ilkeler, soruşturmanın amacı ve görevi, şüphe kavramı, soruşturma sürecinde görev alan süjeler ve soruşturmaya yardımcı kişiler ortaya konulmuştur. Soruşturma öncesi aşamalar değerlendirilmiş, soruşturmanın başlaması, yürütülmesi ve sonlandırılması süreçleri irdelenmiştir. İkinci Bölümde; soruşturma aşamasında geçerli gizlilik ilkesinin kapsamı ve unsurları, lekelenmeme hakkının kapsamı, ceza muhakemesi kavramlarıyla ilişkisi, soruşturma evresinde lekelenmeme hakkının ihlali bakımından yükümlülüğü olanlar üzerinde durulmuştur. Üçüncü Bölümde; basın özgürlüğü ve sınırları irdelendikten sonra, gizlilik ilkesinin ve lekelenmeme hakkının ihlali durumunda hukuki korunma yolları, cezai yaptırım içeren düzenlemeler, ihlalin neticelerinin kısmen veya tamamen giderilmesi yolları değerlendirilmiştir
Ceza muhakemesi hukukunda bilirkişilik
Ceza muhakemesi, maddi gerçeğe ulaşmayı amaçlamaktadır. Bu amaca ulaşmak için, muhakeme makamının dava konusu eylemin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleştiyse kimin tarafından ve nasıl gerçekleştirildiği gibi soruların cevaplarını bulması gerekmektedir. Son yıllarda bilim ve teknoloji alanlarındaki hızlı gelişimeler, başta toplumsal, ekonomik, ticari hayat olmak üzere tüm alanlarda etkili olmuş ve her bir alanda bilgi sahibi olmayı zorlaştırmıştır. Bu gelişmeler ve ceza muhakemesinin geniş kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, hakimlerin bahsedilen her alanda uzman olmalarını beklemek mümkün değildir. Bir hakim, mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgilerle çözülemeyen, özel veya teknik bilgi gerektiren durumlarda delilleri değerlendirebilmek için uzman görüşüne başvurabilir. Çalışmada bu ihtiyacı karşılamakta önemli bir işlevi olan bilirkişilik kurumun ceza muhakemesi hukuku açısından işleyişi ve yapısı, tarihsel gelişimi, bilirkişi raporunun hazırlanmasında uyulacak kurallar ile bilirkişilerin hak ve yükümlülükleri gibi konular ele alınmaktadır.
Kaçakçılıkla mücadele kanunu kapsamında işlenen ithalat kaçakçılığı suçu
İthalat kaçakçılığı, sadece ekonomik kayıplara yol açmakla kalmayıp, aynı zamanda toplum sağlığı, çevre güvenliği ve yerli üreticilerin haksız rekabete uğramasına neden olan ciddi bir sorundur. Türkiye'de Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, ithalat kaçakçılığına karşı etkin bir mücadele sunmayı amaçlasa da, yalnızca cezai yaptırımlar bu suçun önlenmesinde yeterli olmamaktadır. İthalat kaçakçılığı, genellikle gelişmiş suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen, uluslararası boyutta karmaşık bir suç türüdür. Bu nedenle, mücadelenin daha kapsamlı bir stratejiyle ele alınması gerekmektedir. İthalat kaçakçılığı ile mücadelede etkin denetim mekanizmalarının geliştirilmesi, suçların önlenmesi açısından büyük önem taşır. Gümrük denetimlerinin güçlendirilmesi, yeni teknolojilerden faydalanılması ve kamu kurumlarının koordinasyonunun artırılması gereklidir. Ayrıca, ithalatçı firmaların ve tüm paydaşların sorumluluk taşıdığı bir denetim süreci oluşturulması, bu suçun engellenmesinde etkili olacaktır. Uluslararası işbirliği, ithalat kaçakçılığının önlenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Küresel ticaretin serbestleşmesiyle birlikte, kaçakçılıkla mücadele için uluslararası düzeyde koordinasyon artırılmalıdır. Bunun yanı sıra, toplumda farkındalık yaratmak ve ithalat kaçakçılığının ekonomik ve toplumsal zararlarını anlatmak, halkın yasalara karşı duyarlılığını artıracaktır. Sonuç olarak, ithalat kaçakçılığıyla etkin mücadele, yalnızca cezai yaptırımlarla değil, güçlü denetim mekanizmaları, uluslararası işbirliği ve toplumsal bilinçle mümkün olacaktır. Yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik açıdan da geniş kapsamlı bir mücadele gerekmektedir.
Ceza muhakemesi hukukunda avukatın soruşturma dosyasını inceleme hakkı
Adil yargılanma hakkı kapsamında, avukatın müdafi veya vekil sıfatıyla soruşturma dosyasını inceleme yetkisi, bu yetkinin sınırları ve hukuki dayanakları açıklanarak değerlendirilecektir. Bu çalışma, Anayasa, Ceza Muhakemesi Kanunu, Avukatlık Kanunu, Yönetmelikler ve yargı kararları temelinde ilgili mevzuatın analizini yapmayı ve uygulamada ortaya çıkan tereddütlere çözüm önerileri sunmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, bu hakkın ihlali durumunda başvurulabilecek hukuki yollar ayrıntılı şekilde ele alınacaktır. Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışma hem teorik hem de pratik bir perspektif sunmayı ve ceza muhakemesi hukukuna bilimsel katkı sağlamayı hedeflemektedir. Tez, dört bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm, Türk ceza muhakemesi hukukunda soruşturma evresinin niteliği ve avukatların hukuki durumunu ele almaktadır. İkinci Bölüm, soruşturma evresine hâkim ilkeleri ayrıntılı şekilde incelemektedir. Üçüncü Bölüm, mağdur, suçtan zarar gören ve şikâyetçinin haklarına odaklanmaktadır. Dördüncü Bölüm ise soruşturma dosyasını inceleme hakkı, bu hakkın sınırlandırılma koşulları ve uygulamada karşılaşılan örneklerle incelenmektedir. Çalışmanın temel bulgusu, insan haklarını ve şeffaf hukuk devleti ilkelerini esas alan 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun, çağdaş ceza muhakemesi standartlarına uygun düzenlemeler içerdiği ve adil yargılanma hakkını ihlal etmeyecek şekilde kurgulandığıdır.
Ceza muhakemesi hukukunda tarihsel gelişim sürecinde koruma tedbirleri nedeniyle tazminat
Ceza muhakemesinde temel amaç, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla, ihtiyaç duyulması halinde kanunda düzenlenmiş bulunan koruma tedbirlerine, yine kanunda öngörülen koşulların varlığı halinde geçici bir süreyle başvurulmakta ve bireylerin hak ve özgürlükleri Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve diğer kanuni düzenlemeler çerçevesinde kısıtlanmaktadır. Görünüşte haklılık ilkesi gereğince karar verildiği anda, hukuka uygun olan koruma tedbirinin haksız ve hukuka aykırı çıkma ihtimali her zaman bulunmaktadır. Kişiler hakkında uygulanan haksız ya da hukuka aykırı koruma tedbirlerinden dolayı kişilerin maddi ve manevi zararlarının karşılanması hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu çalışmada, CMK'da düzenlenen koruma tedbirleri nedeniyle tazminat kavramı, tarihsel gelişimi, ulusal ve uluslararası mevzuatta bu konuya ilişkin düzenlemeler açıklanarak; bu bağlamda 1961 Anayasası, 1982 Anayasası (Any), İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (İHEB)-Universal Declaration of Human Rights (UDHR), AİHS, 12 Şubat 1339 Tarihli Müzeyyel Mevaddı Kanuniye, 466 Sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun, CMK ve bu konuda verilmiş olan çeşitli yargı kararları incelenecek ve bu konu derinlemesine irdelenecektir. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölümde tarihsel süreç içerisinde koruma tedbirleri nedeniyle tazminata ilişkin düzenlemeler; İkinci Bölümde koruma tedbiri kavramı ve CMK'ya göre tazminat nedenleri; Üçüncü Bölümde de tazminata başvuru davasında muhakeme usul ve esasları ile verilen kararlarının icrası, tazminatın geri alınması, rücu ve tazminat engelleri konuları incelenecektir.
Konteyner taşımacılığı kapsamında uyuşturucu madde imal, ithal ve ticareti suçu
Özellikle son yıllarda Türkiye Cumhuriyeti limanlarında yüklü miktarda kokain maddesi yakalanmaktadır. Yakalamaların çok büyük bölümü Güney Amerika ülkelerinden ithal edilen muz ve tropikal meyvelerin taşındığı soğutuculu konteynerlerde olmaktadır. Kimi zaman yasal yükün içinde kimi zamansa konteynerin soğutucu motoru veya özel yapılmış gizli bölümlerinde ele geçirilen kokain maddesi yüzünden, konteyner içerisinde bulunan yasal yükün ticaretini yapan iş insanları soruşturmaya ve kovuşturmaya maruz kalmakta, tutuklanarak ağır cezalar ile mahkûm edilmektedir. Oysa ki suçun failleri Güney Amerika ülkelerinde yerleşik uyuşturucu kartelleri olup suça iştirak eden diğer ülkelerdeki faillerin kimliklerinin deşifre olmaması için sürekli değişen ve gelişen tekniklerle hedef şaşırtmaktadırlar. Bu nedenle de bir hayli karmaşık kurgularla uluslararası uyuşturucu ticareti yapan karteller adli makamları yanıltmaya yönelik faaliyetlerde bulunmaktadır. Hukukumuza hakim olan "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi zaman zaman göz ardı edilebilmekte, tüm bu karmaşık teknikler ile yapılan kokain sevkiyatları sonucunda yalnızca yasal meyve ticareti yapan tüccarlar, tüccarların çalışanları, temsilcileri ve gümrük müşavirleri yargılanabilmektedir. Bu durum bireylerin hukuki güvenlik haklarının ihlaline sebep olabilmektedir. Bu çalışmada uluslararası konteyner taşımacılığının ve uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarının hukuki boyutu, kokain kartellerinin kullandığı değişen ve gelişen teknikler, ülkemizdeki işleyen ödül/ikramiye sistemi ve mevcut hukuka aykırılıklar ele alınarak yaşanan sorunlar incelenip çözüm önerileri sunulacaktır.