Theses supervised by Prof. Dr. Mustafa Yıldırım
25 theses · Eskişehir Osmangazi University, Fırat University, Dokuz Eylül University, Atatürk University
Burhâneddin İbrâhim b. Ömer el-Ca'berî'nin Kitâbu'l-İhtidâ fi'l-Vakf ve'l-İbtidâ adlı eserinin tahkik ve değerlendirmesi
İslam dininin ortaya çıkmasıyla beraber insanların hayatlarında, yaşam tarzlarında, medeniyetlerinde gözle görülür farklılıklar meydana gelmiştir. Bütün bu gözle görülür değişikliklerle beraber İslam âleminin fikrî ve zihnî olarak değişikliği de paralel olarak gelişmiştir. İlk günden bugüne kadar İslam âlimleri düşünmeye, yazmaya, yeni çalışmalar ortaya çıkarmaya özen göstermişlerdir. Matbaanın veya teknolojik gelişmelerin olmadığı dönemlerde İslam âlimleri eserlerini elle yazarak ortaya çıkarmışlar ve bunları muhafaza etmişlerdir. Biz bu çalışmada Ebû İshâk İbrâhîm b. Ömer b. İbrâhîm b. Halîl el-Ca'berî'nin "Kitâb'u Vasfu'l-ihtidâ fi'l-Vakf ve'l-İbtidâ" adlı el yazması eserini gün yüzüne çıkarmayı düşündük. El-Ca'berî birçok ilim dalında eserler vermiştir. Onun eserlerinin pek çoğuna şerh ve hâşiye yazılmış birçoğu da ders kitabı olarak asırlardan bu yana okutulmuştur. Fakat el-Ca'berî'nin kıraat alanındaki bu eseri diğer eserleri gibi gün yüzüne çıkmamıştır. Bu çalışmada el-Ca'berî'nin "vakf-ibtidâ" konusunu temellendirerek ayetler üzerinden örnekler verdiği eseri ele alınmıştır. Çalışmamızda müellifin bu eseri tahkîk edilerek kısmî olarak tercüme edilmiştir. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmamızın konusu, önemi ve amacı ele alınmış, tahkikte kullandığımız metot, yöntem ve kaynakları dile getirilmiştir. Ayrıca nüshalarla ilgili genel bilgiler paylaşılmıştır. Birinci bölümde müellifimiz el-Ca'berî ile ilgili yaşadığı dönemin siyasî, dinî, eğitim ve sosyal hayatı incelenmiştir. el-Ca'berî'nin hocaları, talebeleri, çağdaşları olan ilim adamları ve eserleri kısa şekilde dile getirilmiştir. İkinci bölümde nüshamızın 12 fasıl olan birinci babının tercümesini yaparak alana katkı sağlamasını düşündük. Bu bölümde müellif vakf ve ibtidâ ile ilgili genel kuralları belirlemiş ve Kur'an-ı Kerîm'den belli bir tertibe göre vermiş olduğu örnekleri (ayetleri) kıraat imamlarının okuyuş şekilleri ve rumuzlarını kullanarak eseri zenginleştirmiştir. Sonuç başlığı altında ise tahkîk ve tercümenin genel değerlendirilmesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde çalışmamızın ana gövdesini oluşturan; üzerinde çalıştığımız Trabzon nüshası ve İspanya/El-Curial nüshasının tahkîk bölümü bulunmaktadır.
45Mn5 ıslah çeliğinin ısıl işlem ve ergitme yöntemleri ile yüzey modifikasyonu işlemleri sonrası mekaniksel davranışlarının incelenmesi
ÖZET Yüksek Lisans Tezi 45Mn5 ISLAH ÇELİĞİNİN ISIL İŞLEM VE ERGİTME YÖNTEMLERİ İLE YÜZEY MODİFİKASYONU İŞLEMLERİ SONRASI MEKANİKSEL DAVRANIŞLARININ İNCELENMESİ Serkan ISLAK Fırat Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Metalürji Eğitimi Anabilim Dalı 2005, Sayfa: 105 Bu çalışmada, 45Mn5 ıslah çeliğine GTA yöntemi ile silisyum karbür (SiC) tozu kullanarak yüzey alaşımlama işlemi uygulanmıştır. Numune kalınlığı sabit tutulup tozun farklı miktarları (gram) kullanılmış olup, bunun yanında enerji girdisi, kaplama hızı ve kaplama akımı gibi işlem parametreleri değişken tutulup; bunların mikroyapısal değişmelere, mikrosertliğe, makrosertliğe ve abrasiv aşınma direncine karşı etkileri araştırılmıştır. Kaplamanın mikroyapısı, optik mikroskop (OM), taramalı electron mikroskobu (SEM), enerji dağılım spectrum (EDS), X-ışını difraksiyonu (XRD) ve spectral analizler ile tespit edilmiştir. Modifiye tabakalarının sertlikleri mikrosrtlik ölçme cihazı ile abrasiv aşınma özellikleri ise pin-on- disk test yöntemi ile belirlenmiştir. Aşınma testleri sonrası numunelerin kütle kayıpları tespit edilerek aşınma oranları elde edilmiştir. Alt malzeme olarak 45Mn5 çeliği kullanılmış olup, SiC tozu 0.5, 1, 1.5, 2 ve 2.5 gr. miktarlarında kullanılmıştır. Bu miktar değişiminin kaplamanın özelliklerine etkisi incelenmiştir. SiC yüzey modifikasyonlu numunelerde, ötektik altı ve ötektik üstü mikroyapılar elde edilmiştir. Katılaşmanın hızlı olmasmdan dolayı dendritik yapı meydana gelmiştir. Dendritlerin boyutları, soğuma hızın yüksek olmasından dolayı, alaşımlanmış bölgenin üst kısmına doğru küçülmekte ve doğrultuları çeşitlenmektedir. Ayrıca farklı biçim ve konsantrasyona sahip Fe7C3, FeaC, FeSi2 ve vraFeo.4Mn3.6C karbür ve kompleks fazlarını içeren mikroyapılar meydana gelmiştir. Bu yapıların oluşumu kaplama hızı, enerji girdisi ve toz miktarına göre değişmektedir. Mikroyapıdaki FeSİ2 ve sert karbür (Fe7C3, Fe2C) fazlarının varlığından dolayı, kaplama yüzeyinin makrosertliği önemli ölçüde artmıştır. Ölçülen sertlik değerleri 510-1250 FTVYdir. Mikrosertlik ölçümlerinde ise; yüzeyden alt malzemeye doğru bir hat boyunca azalma olmuştur. Bu da kaplama hızı, soğuma hızı ve katılaşma olayı ile meydana gelen faz dönüşümü ile açıklanabilir. Aşınma oranları, abrasiv aşınma deneyi sonucunca elde edilen kütle kayıpları ölçülerek elde edilmiştir. SiC ile yapılan yüzey alaşımlama işleminde en yüksek kütle kaybının, kaplama hızının yüksek, enerji girdisinin düşük ve toz ilavesinin az olduğu şartlarda olduğu tespit edilmiştir. Minimum kütle kaybı ise düşük kaplama hızı, yüksek enerji girdisi ve yüksek toz miktarında tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: GTA yöntemi, yüzey alaşımlama, ısı girdisi, abrasiv aşınma, silisyum karbür (SİC). IX
AISI 1070 çeliğinden üretilen işlemsiz, yüzey işlemli ve sert yüzey kaplamalı kesici takımların mekanik özelliklerinin, mikroyapı ve kesme performanslarının incelenmesi
ÖZETDoktora TeziAISI 1070 ÇELİĞİNDEN ÜRETİLEN İŞLEMSİZ, YÜZEY İŞLEMLİ VE SERT YÜZEYKAPLAMALI KESİCİ TAKIMLARIN MEKANİK ÖZELLİKLERİNİN, MİKROYAPIVE KESME PERFORMANSLARININ İNCELENMESİAhmet ÇAKANFırat ÜniversitesiFen Bilimleri EnstitüsüMetalurji Eğitimi Anabilim Dalı2006, Sayfa: 125Mekanik özellikler açısından iyi ve ucuz olan malzemelerden, değerli makineparçalarının üretilmesi malzeme teknolojisinde ayrı bir yere ve öneme sahiptir. Kesici uçların,üretim sanayinde kullanılması ve atölye sarf malzemesi olarak tüketimi, gelişmesini henüz tamolarak tamamlamamış diğer ülkeler gibi, ülkemizde de maliyet giderleri açısından büyük payasahiptir. Çünkü kesici uç için yapılan fazla masraf, doğrudan üretilen ürüne yansıyarak onunmaliyetini artırmakta ve ülkenin üretimdeki rekabet gücünü büyük ölçüde azaltmaktadır.Son on yıl içerisinde; tornalama işlemlerinde kullanılan pahalı ve klasik kesici uçlarınyerine, onlardan daha ucuz, yüzey mühendisliği teknikleri kullanılarak üretilen kesici uçmalzemelerin kullanılması bir zorunluluk haline gelmiştir. Kesici uçların üretiminde dahakullanışlı, pratik, ucuz ve özellikleri iyileştirilebilen yeni teknoloji ürünü malzemelerinkullanılması, bu sanayi koluna büyük yenilikler getirmiştir. Nitekim böyle uygun mekaniközelliklere sahip kesici uçların makine teknolojisine girmesi ve geniş çaplı kullanımı ile talaşlıimalatta büyük kolaylık ve avantajlar sağlanmıştır.Özellikle % 0.7-0.8 C içeren orta karbonlu; ısıl işlemlerle bile kesme performansıyeterince iyileştirilemeyen, ucuz, kısa kesme ömürlü adi takım çeliğinden yararlanılarak;bunlardan değerli kesme kalemlerinin üretilmesi, tornalama tekniği açısından büyük önemtaşımaktadır. Temini oldukça kolay olan, bir kalem malzemesi olarak kendisinden istenen birçok özelliğe sahip bu malzemelere; iç kısımlarının az oranda sünek ve tok, yüzeylerinin ise sertve aşınma etkilerine dayanıklı olması sağlanarak; bunlardan değerli, ucuz ve uzun ömürlü kesiciuçların elde edilmesi sağlanmıştır.Bu çalışmada; % 0.7 sade karbonlu bir kalite çeliğinden, ısıl işlemlerle sertleştirilip 180ºC sıcaklıkta gerginliğini atması sağlanan orijinal malzemeye nitrürasyon işlemi uygulanmış,daha sonra nitrürlenmiş kesici uç numuneleri fiziksel buhar biriktirme tekniklerinden (PVD),katodik ark buhar biriktirme yöntemi kullanılarak TiN, TiCN ve CrN kaplanıp; üretilen kesiciuçların 190, 240 ve 320 dev/dak farklı devirlerde ve ayrı ayrı 0.052 ve 0.081 mm/dev farklıilerleme hızlarındaki kesme performansları ve bir on line izleme sistemi kullanılarak aşınmadavranışları araştırılmış, araştırmadan elde edilen bilimsel sonuçlar birbirleriyle detaylı birşekilde karşılaştırılmıştır.Çalışmalarda; üretilen kesici uçlar arasında en iyi sonuç TiN kaplı numunede 190dev/dav devir, 0.052 mm/dev ilerleme hızında elde edilmiştir. Uçların kesici bölgelerindenalınan taramalı elektron mikroskobu resimlerinden; kaplama bölgesine uygulanan ısıl işlemlerinbaşarılı bir şekilde gerçekleştiği, arzu edilen yapıların oluştuğu, homojen ve dengeli dağıldığı,mekanik olarak oluşturulan katların birbiriyle uyumlu bir şekilde, gözeneksiz ve aşırı gevreklikgöstermeden bağlandığı belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Yüzey modifikasyonu, PVD, On line izleme, Modern kesici takımlar, TiN kaplama,TiCN kaplama, CrN kaplama.
Cemâlüddin Ahmed bin Muhammed el-Gaznevi'nin Mukaddimetü'l-Gazneviyye fil-Furu'il Hanefiyye adlı eseri (Tahkik ve tercüme)
12. yy'da yaşamış olan Cemâlüddin Ahmed bin Muhammed el-Gaznevi İslam Hukuku ve Usulü alanında derin bilgi sahibi olan ve bilhasasa Hanefi fıkıhı alimlerinin önde gelen isimlerindendir. Bu tez de onun eserlerinden biri olan ve arapça olarak yazılan "Mukaddimetü'l-Gazneviyye fil-Furu'il Hanefiyye" ele alınmaktadır. Eserin ana teması islam ibadet esaslarının ayet ve hadislerle izahıdır. İbadet esaslarının açıklanması konusunda önemli izah ve yorumlara sahip olan bu eseri gün yüzüne çıkartılıp tanıtılmasını amaçlayan bu çalışma, giriş, iki bölüm ve sonuçtan meydana gelmektedir. Giriş bölümünde eser ve yaptığımız çalışma hakkında genel bilgi verilmiştir. Birinci bölümde müellifin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde eserin Arapçadan Türkçeye tenkitli tercümesi ile ayet ve hadislerin künyelerinin dipnotla gösterilmesi yer almaktadır. Aynı zamanda tercümeye anlam katan ve tercümede tercih edilen nüsha farklılıkları dipnotta açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise öncelikle eserin değerlendirmeye aldığımız Süleymaniye Kütüphanesine ait nüshaların tasnifi yapılmış ve diğer nüshaların özellikleri verilmiştir. Sonuç bölümünde ise müellif ve eserin muhtevası hakkında daha detaylı bahsedilmiştir. Ardından eserin son kısmına Hacı Beşir Ağa nüshası esas alınarak ayetlerin ve hadislerin dipnotta gösterilmesi suretiyle matbu hali, okuma kolaylığı sağlamak amacıyla noktalama işaretleriyle birlikte tenkitli bir metin oluşturulmuştur. Aynı zamanda dipnotta, eserin matbu hali ile diğer nüshalar arasında karşılaştırılmalara yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: el-Gaznevi, fıkıh, islam dini, ibadet esasları, Mukaddimetü'l-Gazneviye.
Ali Haydar Efendi'nin Dürerü'l-Hükkâm adlı eserinin kaynaklarının tespit ve tahkiki: 534-611. maddeler
İslâm Hukuku'nun medenî hukuk alanında ilk kanunlaştırma örneği Mecelle'dir. Mecelle yalnız ülkemizde değil, Tunus, Irak, İsrail, Fas gibi birçok ülkenin de medenî hukukunun oluşmasında ilham kaynağı olmuştur. İşte bundan dolayı anlaşılabilmesi için Mecelle üzerine birçok şerh yazılmıştır. Çalışmamızın konusunu oluşturan Ali Haydar Efendi'nin ?Dürerü'l-Hukkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm? adlı eseri de Mecelle'nin en önemli şerhlerinden birisidir.Çalışmamız ?Dürerü'l-Hükkâm? adlı eserin icâre` bahsi ile alâkalı bilgileri içeren 534-611. maddelerinin kaynaklarının tespit ve tahkikinden oluşmaktadır. Kaynakların tespit ve tahkikini yapmadan önce ilgilenenlerin metinden faydalanmalarını kolaylaştırmak amacıyla metni Latin alfabesine aktardık. Bunu yaparken mümkün olduğunca metnin aslına sadık kalmaya özen gösterdik.Tezimiz giriş ve ana bölümden oluşmaktadır. Ana bölüm ise Ali Haydar Efendi'nin hayatı ile çalışmamızın konusunu oluşturan maddelerin Latin alfabesine aktarılması ve tahkikinden oluşmaktadır.Çalışmamızın amacı zikrettiğimiz bölümün kaynaklarının tahkik çalışmasını yaparak İslâm hukukçularının ve İslâm hukukuyla ilgilenenlerin bu eserden faydalanmalarını kolaylaştırmaktır.
Ehliyet kavramının İslam ve Modern Hukuktaki mukayesesi
Ehliyet kavramı hukuki bir terimdir. Bu kelimeyi biz kaynaklardaaraştırdığımız zaman çeşitli tariflerini görmekteyiz. Genel manada ehliyetkişinin dini hukuki hükümlere muhatap olmaya elverişliliği anlamınagelmektedir. Ehliyet sözlükte ?yetki, elverişlilik, liyakat, yeterlilik.'' gibianlamlara gelir. Bir iş için uygun olma, kifayet sahibi, yeterli ve layık olmamanalarına gelmektedir. İnsan sosyal bir varlıktır ve insanlar her yöndensürekli münasebet halindedir. İnsanların münasebetleri esnasındaki işlemleringeçerliliği her iki tarafın ehliyetine, o işlem için yeterli olup olmamasınabağlıdır.İslam Hukukunda ise `'ehliyet kanun koyucunun şahısta takdir ettiği veonu bir hukuki hitaba muhatap olmaya salih hale getiren vasıftır.''Bir başkadeyişle şari'in bir kişide takdir ettiği onu din ve hukukun muhatabı olmayauygun bir kişi haline getiren vasıflardır.Ehliyet konusu genel manada hukuk açısından ele alınmaktadır. Amakonu insan olduğundan İslam Hukuku açısından incelendiğinde ibadetlerkonusu da insanları ilgilendirdiği için bu açıdan da inceleme konusuolmaktadır. Çünkü insanların bir taraftan Allah'la diğer taraftan diğerinsanlarla münasebet halindedir. Bu münasebetler esnasında insanlar herzaman olumlu davranamayabilir ve bundan dolayı bazı problemler ortayaçıkabilir. Bu problemlerden dolayı taraflardan birine ceza vermek gerekebilir.vKişilere yapmış olduğu bu hatadan dolayı ona ceza verilip verilmeyeceği de yineo kişinin ehliyetine bağlıdır.Tezimizin konusu olan ehliyet kavramını kısaca özetlemeye çalıştık. Özettede belirttiğimiz gibi Kişinin şahıs olarak varlığının yanında bazı ehliyetlere desahip olması gerekmektedir. Tabi bununla beraber bazen sadece onun varlığı,hayatta olması hatta anne karnında bile olması yeterli olmaktadır. Özetleehliyet cenin döneminden itibaren gençlik döneminde, orta yaş ve yaşlılıkdönemindeki insanın haklarını, bu haklara sahip olma yetilerini inceler.Anahtar kelimler: İslam, Hukuk, Modern
Osmanlıda Mecelle'den sonra şer'î cevâz algısı: Mansurizade Said örneği
Mansurizade, Osmanlı İmparatorluğunun son devrinde yaşamış hukuk ve siyaset adamıdır. Şer'î cevâz ve siyasi otorite ile ilgili görüşleriyle dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu görüşler, aynı zamanda Osmanlı imparatorluğundaki şer'î cevâz algısına da ışık tutmaktadır.Dönemin şer'î cevaz algısını anlamak için, Mansurizade'nin cevaz algısı bize yardımcı olmaktadır. Bu sebeple biz, çalışmamızda Mansurizade'nin cevaz algısını ortaya koymaya çalıştık. Öncelikle İslam hukukundaki cevaz algısını ortaya koyduk. Sonra Mansurizadenin eserlerini tarayarak konuyla alakalı makalelerini tespit ettik. Sonra bu makaleleri tahlil ederek mansurizadenin şer'î cevâz algısını belirledik.Çalışmamız bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Girişte tarihi arka planı verdik. Birinci bölümde kavram tahlili yaparak, İslam hukukundaki cevâz algısından kesitler sunduk. İkinci bölümde Osmanlı imparatorluğunda mecelleden sonraki şer'î cevâz algısıyla ilgili örnekler verdik. Son olarak Mansurizade'nin şer'î cevâz algısını ortaya koyduk. Sonuç kısmında çalışmanın genel bir değerlendirmesini yaparak çalışmamızı tamamladık.
İbadetlerde Haber-i Vâhid'in Delil Olması Bağlamında Namaz
ÖZETİbadetlerde Haber-i Vâhid'in Delil Olması Bağlamında NamazEsra BATTALDokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüTemel İslam Bilimleri Anabilim Dalıİslam Hukuku ProgramıÂhâd haber genel olarak mütevâtir haberin niteliklerine sahip olmayan haber olarak tanımlanır ve İslam Hukuk Usulü'nde tartışma konusu olmuştur. Âhâd haberin bağlayıcı bir delil olup olmaması hususu, bu tartışmaların başlıca sebebidir.Âhâd haberin bir delil olma niteliği taşıdığına dair Kur'an'dan, Sünnetten ve Sahabe uygulamalarından deliller vardır. Konu ile ilgili tartışmalar ilk üç nesilden sonra başlamıştır.Âlimler, âhâd haberleri kendilerine has metotlarla değerlendirmişlerdir. Hanefîler, konuya içinde yaşadıkları ortama göre yaklaşmışlar ve âhâd haberin bir delil değeri taşıması için belirli şartlar gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Şafiîler, genel olarak hadislerde senedi muttasıl olan âhâd haberlerle amel etmişler, ancak râvide birtakım şartlar aramışlardır.Bu çalışmada iki mezhebin namaz konusunda haber-i vâhid anlayışlarından kaynaklanan farklılıklar üzerinde durulmuştur.Giriş bölümünde İslam Hukukunun kaynaklarını teşkil eden, Kur'an, Sünnet, İcmâ ve Kıyas konularına özetle değinilmiştir.Birinci bölümde genel olarak haber, haber çeşitleri ve âhâd haberin tanımları üzerinde durulmuş, mevcut tartışmalar ve açıklamalara değinilmiştir.İkinci bölümüde namazın şartları ve rükünleri ile ilgili âhâd haber örneklerine ve Hanefî ve Şafiî mezheplerinin konu ile ilgili görüşlerine genel olarak yer verilmiştir.Üçüncü ve son bölümde, farz, vacip ve nafile namazlarla ilgili âhâd haber örnekleri ve yine konumuzun temelini oluşturan hususta mezheplerin görüşleri konu edilmiştir.Sonuç olarak âhâd haberin namaz konusunda, mezhepler arasında neden olduğu ihtilaflar, hadisler ve mezheplerin yorumları çerçevesinde tespit edilmeye çalışılmıştır.
(Şeyhu'l-İslam Burhânüddin Ebü'l-Hasen Ali b.) Ebû Bekir el-Merginanî'nin el-Hidâye isimli eserindeki ibadetler bahsinde geçen İmam Şâfiî'ye ait görüşlerin tespit ve tahkiki
El- Hidâye, el-Merginani'nin Hanefi fıkhını anlattığı bir eserdir. Fıkhın bütün konuları genel hatlarıyla anlatılmıştır. Eserde İmam Şâfiî'ye ait görüşler farklı şekillerde aktarılmıştır. Bazen Şâfiî'nin doğrudan adı zikredilerek kendisinden alıntılar yapılmış, bazen Hanefilerin görüşü zikredilip Şâfiî de bu görüştedir denmiş, bazen de bir kavli de bu yöndedir gibi ifadeler kullanılmıştır. Bazı kere de sadece Hanefi görüşü aktarılarak Şâfiî'nin görüşüne hiç yer verilmeden Şâfiî'nin bu konuya muhalif olduğu zikredilmekle yetinilmiştir. İşte Hidaye'nin ibadetler bahsi özelinde hem İmam Şâfiî'ye atfedilerek aktarılan bu görüşleri tespit etmek hem de bir kısmının İmam Şafiye ait olmadığı tezinden yola çıkarak tespit ve tahkikini yapmak için bu çalışma yapılmıştır. Tezde el- Hidaye'nin ibadetler bahsi özelinde İmam Şafiî'ye ait 194 görüşü incelenmiştir. Üç bölümde incelemiş olduğumuz çalışmada Şâfiî'ye ait 39 görüşün yanlış olarak nakledildiği tespit edilmiştir. Tespit ve Tahkik edilen 194 fıkhi konu Şafi kaynaklarından hareketle açıklanmıştır. Fıkhın İbadetler bahsinde geçen birçok konu mukayese edilerek Hanefi ve Şâfiî mezheplerinin görüşleri hakkında bilgiler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: el-Hidâye, Merginâni, İmam-ı Şâfiî, İbadetler.
Ali Haydar Efendi'nin "Dürerü'l-Hukkam" adlı eserinin kaynaklarının tespit ve tahkiki (101-229. maddeler)
slâm Hukuku'nun medenî hukuk alanında ilk kanunlastırma örnegiMecelle'dir. Mecelle yalnız ülkemizde degil, Tunus, Irak, srail, Fas gibi birçokülkenin de medenî hukukunun olusmasında ilham kaynagı olmustur. ste bundandolayı anlasılabilmesi için Mecelle üzerine birçok serh yazılmıstır. Çalısmamızınkonusunu olusturan Ali Haydar Efendi'nin ?Dürerü'l-Hukkâm SerhuMecelleti'l-Ahkâm? adlı eseri de Mecelle'nin en önemli serhlerinden birisidir.Çalısmamız ?Dürerü'l-Hükkâm? adlı eserin büyû` bahsi ile alâkalı bilgileriiçeren 101-229. maddelerinin kaynaklarının tespit ve tahkikinden olusmaktadır.Kaynakların tespit ve tahkikini yapmadan önce ilgilenenlerin metindenfaydalanmalarını kolaylastırmak amacıyla metni latinize ettik. Bunu yaparkenmümkün oldugunca metnin aslına sadık kalmaya özen gösterdik.Tezimiz giris ve ana bölümden olusmaktadır. Ana bölüm ise Ali HaydarEfendi'nin hayatı ile çalısmamızın konusunu olusturan maddelerin latinize vetahkikinden olusmaktadır.Çalısmamızın amacı zikrettigimiz bölümün latinize ve kaynaklarınıntahkik çalısmasını yaparak slâm hukukçularının ve slâm hukukuyla ilgilenenlerinbu eserden faydalanmalarını kolaylastırmaktır.Anahtar Kelimeler: Dürerü'l-Hukkâm, Mecelle, Ali Haydar Efendi, Büyû`.
Ali Haydar Efendi'nin ?Dürerü'l-Hükkâm? adlı eserinin kaynaklarının tespit ve tahkîki (404-457 maddeleri)
İslâm Hukuku'nun medenî hukuk alanında ilk kanunlaştırma örneğiMecelle'dir. Mecelle yalnız ülkemizde değil, Tunus, Irak, İsrail, Fas gibi birçok ülkenin de medenî hukukunun oluşmasında ilham kaynağı olmuştur. İşte bundan dolayı anlaşılabilmesi için Mecelle üzerine birçok şerh yazılmıştır. Çalışmamızın konusunu oluşturan Ali Haydar Efendi'nin ?Dürerü'l-Hükkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm? adlı eseri de Mecelle'nin en önemli şerhlerinden birisidir.Çalışmamız ?Dürerü'l-Hükkâm? adlı eserin icâre bahsi ile alâkalı bilgileri içeren 404-457. maddelerinin kaynaklarının tespit ve tahkîkinden oluşmaktadır. Kaynakların tespit ve tahkîkini yapmadan önce ilgilenenlerin metinden faydalanmalarını kolaylaştırmak amacıyla metni latinize ettik. Bunu yaparken mümkün olduğunca metnin aslına sadık kalmaya özen gösterdik.Tezimiz bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Bölüm kısımları çalışmamızın konusunu oluşturan maddelerin latinize ve tahkîk edilmesiyle meydana getirilmiştir.Çalışmamızın amacı zikrettiğimiz bölümün latinize ve kaynaklarınıntahkîk çalışmasını yaparak İslâm Hukukçularının ve İslâm Hukukuyla ilgilenenlerin bu eserden faydalanmalarını kolaylaştırmaktır.
İslam ve Yahudi Hukuku münasebeti: Nikah örneği
Müslümanlarla Yahudiler İslam'ın ilk yıllarından itibaren, asırlarca iktisadi, siyasi ve sosyal olarak sıkı ilişki içerisinde olmuşlardır. Uzun bir süre aynı coğrafyayı, benzer kültürü ve dolayısıyla benzer örfü paylaşmışlardır. Her iki toplumun dinlerinin ilahi kaynaktan beslenmiş olması, İslam'ın Yahudiliği onaylayan ( Maide, 5/46-48, Ali İmran, 3/50) bir din olması, aralarında bazı müşterek unsurların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Hukuk da bunlardan önemli bir tanesidir.Aile hukukunda örfün, teamülün ve kültürün önemli bir yeri vardır. Bu yönden ele alınınca aile hukuku, İslam hukuk sistemi ile Yahudi hukuk sistemi arasındaki bağlantının kolayca tespit edilebildiği bir alandır. Çalışmamız yakın ilişki içerisinde bulunan bu iki toplumdaki nikah akdini, nikaha dair uygulamalarını ve iki hukuk arasında bulunan münasebeti konu edinmiştir.Çalışmanın girişinde İslam ve Yahudi aile hukukunun kaynaklarına yer verilmiştir.Birinci bölümde genel olarak nikâh olgusuna, nikâh öncesi işlemlere ve nikâh akdine, ayrıca Yahudi hukukunda nikâh akdinin önemli unsuru olan ketuba kavramına, nikâh türlerine ve cariyelerle evliliğe temas etmeye çalıştık.Çalışmanın ikinci bölümünde nikâh akdinde gerekli olan diğer unsurlara, karşılıklı rıza, şahitler, vekâlet, velayet, mehir ve düğün konularına genel olarak değindik.Üçüncü ve son bölümünde, akdin kendisinden bağımsız, ancak akdin geçerliliğini ve sıhhatini etkileyen evlilik engellerine ve evlilik ehliyetini araştırma konusu edindik.Sonuç olarak nikâh bağlamında İslam aile hukuku ile Yahudi aile hukuku münasebetini müşterek unsurlar ve farklılıklar çerçevesinde tespit etmeye çalıştık.Anahtar Kelimler: Nikâh, Nikâh Akdi, Ketuba
İslâm Hukuk usulünde Sedd-i Zerâi'nin delil oluşu
İslâm insan haklarına son derece önem verdiği için sadece meydana gelen olaylara çözüm getirmekle kalmamış, zerîa ilkesiyle olumsuz sonuçlar doğurabilecek bazı fiilleri yasaklamış; bunun aksine, olumlu sonuçlar doğurabilecek bazı fiilleri de desteklemiştir.Bu çalışmanın amacı, İslâm Hukukunda zerîa prensibinin önemini açığa çıkarmaya çalışmaktır. ?Kötülüğe giden yolların kapatılması? anlamına gelen Sedd-i zerâi, İslâm hukuk ekolleri tarafından benimsenmiş ve pek çok konuda uygulanmıştır. Mâlikî ve Hanbelîler, bu prensibi delil olarak kabul eden ve onu hükümlerine uygulayan mezheplerin başında gelmektedir. Hanefîler ise, delil olarak sedd-i zerâi'yi reddetmemekle beraber onu ?istihsan? adıyla uygulamışlardır. Şâfiîlerin bu delili zayıf kabul etmelerine rağmen, zaman zaman onunla amel ettikleri görülmektedir. Zâhirîler ise, sedd-i zerâi'yi bir delil olarak kabul etmemektedirler.Tez, giriş ve iki bölümden meydana gelmektedir. Girişte; konunun ele alınışı ve temel kavramlar üzerinde durulmuştur. Delil kavramı ve aslî - ferî deliller üzerinde durularak sedd-i zerâi'nin bunlar arasındaki yeri belirtilmeye çalışılmıştır. I. Bölüm'de zerîa kavramı, çeşitleri ve dayandığı deliller işlenmiştir. Bu bölümde zerîa kavramı ve onu delil olarak kullananların; Kitap, Sünnet, Sahabe Uygulamaları ve Kıyasa dayanarak getirdikleri deliller üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, bu prensibi delil olarak kabul eden ve etmeyen mezheplerin görüşleri örnekleriyle sunulmaya çalışılmıştır.Sonuçta zerîanın, İslâm Hukukunun dinamik ve canlı olarak kalmasını sağlamak için nasların bulunmadığı konularda, belli şartlarla da olsa, kaynak olarak yararlanılabilecek bir delil olduğu değerlendirmesinde bulunulmuştur
İslâm Hukukunda Sedd-i Zerâi delilinin kullanılışı
İslâm hukuku, insanların dünya ve ahiret maslahatlarını sağlamayı kendisine gâye edinmiştir. Bu amacı doğrultusunda gelişen sedd-i zerâi deliliyle, dinin yasakladğı ve maslahatı dışında saydığı bir davranışa götüren, ona ulaştıran vesileyi de engellemiştir.Bu çalışmanın amacı, İslâm hukukunda sedd-i zerâi delilinin, kendisinde bir kötülük bulunmadığı halde fesâda yol açmasından endişe edilen uygulamaları geçersiz kılmasını göstermektir. ?Kötülüklerin engellenmesi? manasına gelen sedd-i zerâi, İslâm hukukunda geniş bir alanda uygulanmıştır. İslâm hukukunda mezhep imamları tarafından, genel olarak kabul görmüştür. Mâlikî, Hanbelî ve Hanefîler, sedd-i zerâi'yi bir delil olarak kabul etmişler ve buna göre hüküm bina etmişlerdir. Şâfiîlerin ise bu delili zayıf kabul etmelerine rağmen onu kullandıkları görülmektedir. Bu prensibin İslâm hukukçuları tarafından genel kabul görmesi, bunun üzerine hüküm bina edilmesi maslahatı kazandıran bir durumdur.Tez, giriş ve beş bölümden meydana gelmektedir. Girişte; zerîa kavramı, çeşitleri, İslâm usul hukukundaki yeri ve önemi üzerinde durulmıuştur. I. Bölüm'de ibadetle ilgili zerîa uygulamaları verilerek konu örneklerle açıklanmaya çalışılmıştır. II. Bölümde ise muâmelatla ilgili alışveriş, şüf'a, riba, selem konularında zerîa örnekleri açıklanmıştır. III. Bölüm ceza hukuku ile ilgili zerîa
Günümüz banka işlemlerinin İslam Hukuku açısından değerlendirilmesi
Banka, önemini her geçen gün daha da artıran iktisadi bir kavramdır. Bu kavram ülkemizde de kendisini göstermekte ve gelişimi tüm hızıyla devam etmektedir. Banka denildiğinde ise ilk akla gelen konu faizdir. Bankalar farklı açılardan sınıflandırılabilmektedir. Bizim çalışmamızda bankalar iki kısma ayrılarak incelenmiştir. Bunlar faiz esaslı geleneksel bankalar ve İslami prensiplere dayalı katılım bankalarıdır. Faiz esaslı bankalarda yapılan işlemlerin İslam hukukundaki hükmü, söz konusu işleme ve kişinin durumuna göre değişebilmektedir. Katılım bankalarında ise işlemler İslami prensipler göz önünde bulundurularak yapıldığı için caiz görülmektedir. Ancak faiz esaslı bankalarda olduğu gibi, katılım bankalarında da İslami prensipler göz ardı edilirse bu işlemler caiz olmayacaktır. Bu çalışma; bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan meydana gelmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde konu ana hatlarıyla ortaya konulmuştur. Birinci bölümde banka kavramı ve banka işlemleri hakkında genel bilgilerle İslam hukukundaki bazı akit türleri ele alınmıştır. İkinci bölümde banka işlemlerinin İslam hukukundaki karşılıkları belirtilmiş ve İslam hukukuna göre hükümleri açıklanmıştır. Sonuç bölümünde ise konunun genel bir değerlendirilmesi yapılmış ve çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Banka, Banka İşlemleri, Faiz, İslam Hukuku, Katılım Bankası, İslami Prensipler, Akit Türleri.
Ali Haydar Efendi ve fıkhî görüşleri
Ali Haydar Efendi, Osmanlı Devleti'nin son yılları ile Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşamış önemli bir hukukçudur. İslâm hukuku mirasımızın taşıyıcısı ve yorumlayıcısı olarak, "Dürerü'l-Hükkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm adlı eseriyle Mecelle'yi şerh etmiş ve bu alanda yakın tarihimizde önemli hizmetler icra etmiştir. Ali Haydar Efendi, Dürerü'l-Hükkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm adlı eseriyle Mecelle'yi şerh etmekle kalmamış, ayrıca Mecelle'nin değinmediği hukuksal alanları tamamlamayı ve örneklendirmeler yapmak suretiyle somutlaştırmayı hedeflemiştir. Tezimiz, giriş, üç bölüm ve sonuçtan meydana gelmektedir. Girişte tezin adı, konusu, amacı, önemi, kapsam ve sınırı ile yöntem ve kaynakları ele alınmıştır. Birinci Bölümde; "Ali Haydar Efendi ve Yaşadığı Dönem" başlığı altında Ali Haydar Efendi'nin hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri ile yaşadığı dönemin hukuki ve siyasi yapısı hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci Bölümde, "Ali Haydar Efendi ve Fıkıh Usulü" başlığı altında; "Ali Haydar Efendi ve Fıkıh", "Ali Haydar Efendi ve Şer'i Deliller" konuları ele alınmıştır. Bu bölüm, tezimizin ana gövdesini oluşturmaktadır. Üçüncü bölümde ise; "Ali Haydar Efendi ve Fıkhi Görüşleri" başlığı altında "Ali Haydar Efendi ve İctihad", "Ali Haydar Efendi ve Feraiz", "Ali Haydar Efendi ve Mefkud", ve "Ali Haydar Efendi ve Nafakat" konuları ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler: Ali Haydar Efendi, Fıkıh, Mecelle, Şerh, İctihâd.
Ali Haydar Efendi'nin "Dürer'ül Hükkam" adlı eserinin tespit ve tahkiki (788-832. maddeler)
Yüksek Lisans Tezi olarak üzerinde çalışmış olduğum eser Ali Haydar Efendi'nin "Dürerü'l-Hükkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm" adlı eserinin Vedia ve Ariyet bölümleridir. Ali Haydar Efendi'nin eserinin çapının büyüklüğünü düşündüğümüzde benim çalışmam ufak bir bölümü kapsamaktadır. Dürerü'l-Hükkâm adlı eser, kaynak eser olması hasebiyle üzerinde bir çok Yüksek Lisans tezi yazılması son derece doğal olması gerektir. Benim çalışmam daha önceki çalışmaların bir devamı sayılabilir. Bu çalışma Ali Haydar Efendi'nin hayatını ve eserlerini anlatan giriş bölümüyle, Dürerü'l-Hükkâm'ın Kitâbi'l-Emânât bölümünde yer alan 788.-832. maddelerin Latin harflerine aktarılıp başvurulan kaynakların tespit ve tahkikinin yapıldığı iki bölümü içermektedir. Yıllardır emek verdiğim bu çalışmayı bir tez haline getirerek nihayete erdirmek benim için bir onur kaynağıdır. Danışman Hocam Prof. Dr. Mustafa YILDIRIM'ın teşviklerinden, yol göstermelerinden ve yardımlarından dolayı kendisine teşekkür etmek benim için bir borçtur. Umarım hem faydalı bir çalışma, hem de bu çalışmadan faydalanacaklara da yararlı olabilecek bir kaynak olmuştur. Anahtar Kelimeler:Dürerü'l-Hükkâm, Ali Haydar Efendi, Emânât, Âriyet.
İslam Hukukunda koruyucu aile -mukayeseli bir çalışma
Sağ ve tam doğduğu andan itibaren, zengin- fakir, suçlu-suçsuz, sağlıklı-engelli, kimseli- kimsesiz ayrımı yapmadan bütün çocuklar reşit oluncaya kadar bakım ve gözetime muhtaçtır. Bu ilgi ve şefkatin gösterilebileceği en uygun yer aile ortamıdır. Ancak savaşlar, afetler, kıtlık, hastalık, ölüm, göç gibi nedenlerle birçok çocuk aile ortamından bazen de tüm yakınlarından ayrı yaşamak durumunda kalabilmektedir. Peki bu durumlarda çocuğun bakım ve gözetimi nasıl sağlanacaktır? İslam Hukuku bu konuya nasıl bir çözüm getirmiştir? Günümüzde menfi yönleri tespit edilen kurum bakımı yerine, koruyucu aile uygulaması ön plana çıkmaktadır. Ancak koruyucu aile uygulamasının toplumumuzda daha derin bir şekilde ele alınması gerekmektedir. Çocuklara haklarını çok erken çağlarda vermiş olan İslam Hukuku'nun klasik anlayışında koruyucu aile, kavram olarak yer almasa da fiili olarak uygulamada görülmektedir. Kur'an-ı Kerim'deki ayetler ve Sünnet'teki uygulamalar bize göstermektedir ki çocuğun sağlıklı gelişimi için en uygun yer, bir aile ortamıdır. Osmanlılar döneminde de bu sorun ihmal edilmemiş, koruyucu aile benzeri uygulamalar toplum tarafından benimsenmiştir.
Kierkegaard'da benlik ve varoluş
Kierkegaand'da Benlik ve Varoluş adlı bu çalışma, üç ana bölüm ve bunları değerlendiren bir sonuç bölümünden oluşmaktadır. Birinci bölümde benliğin ilk varoluş safhası olan estetik kavramı ele alınmıştır. Burada, benlik "öz-bilinç" ve "özgürlük" kavramlarına dayanılarak analize tabi tutulmuştur. Buna göre, benlik arzuların egemenliğine girmekte ve öz-bilincini bir türlü gerçekleştirememektedir. Estetik safhada, benlik anlık arzulan tatmine çalışmakta ve yaşadığı anın dışına çıkamamaktadır. Bunun sonucu ise, umutsuzluktur. Bu aşamada yaşanılan en olumlu şey ise bu umutsuzluğun farkına varılmasıdır. Yani benlik kendisini bir sonraki aşamaya taşıyacak olan umutsuzluğun bilincine varmıştır. İkinci bölümde ayrıntılı olarak tartıştığımız konu, ikinci varoluş safhası olan etik safhadır. Bu bölümde estetik ve etik safhaların ayrıntılı bir mukayesesi yapılmış, böylece etik safhanın estetik safhaya kıyasla üstünlüğü ortaya konulmuştur. Etik safhada benlik, ilk defa mutlak bir seçimde bulunur, öz-bilinç ve özgürlük kavramlarına ulaşır. Fakat estetik safhada olduğu gibi etik safha daIV umutsuzlukla sonuçlanır. Çünkü benlik bu safhada üstünü örtmekte olduğu ve kaçındığı suçluluk ve kötülük gibi temel gerçeklerle yüzlesin işte bu yüzleşme benliği şaşkına çeviren ve umutsuzluğa sürükleyen temel motiftir. Etik safhada yaşanan bu umutsuzluk aslında bir yönüyle olumlu bir potansiyeldir. Zira bu motif benliği varoluşun son safhası olan dini aşamaya götürür, ki bu safha tezin üçüncü bölümün konusudur. 8u bölümde benliğin öz-bilinç ve özgürlükle ilişkisi bakımından sahip olduğu potansiyel ele alınmış ve analiz edilmiştir. Benliğin kendini gerçekleştirmesi kötülükten kurtulduğu anlamına gelmemektedir. Ancak, bu ahlaki açıdan sakıncalı bir şey değildir. Çünkü, benlik kendini oluşturarak lyi"ye yönelmekte ve daha çok "iyi"ye bağlanmaktadır. Sonuç kısmında ise, tartışmakta olduğumuz sorunun genel bir değerlendirmesi ve ulaşmaya çalıştığımız sonuçlar verilmiştir.
Niccolo Machiavelli ve Thomas Hobbes'un politika alanındaki düşünceleri
Bu çalışmanın amacı, modern dönemin mihenk taşı niteliğinde olan Rönesans Dönemi'nin siyasi bağlamda pesimist düşünürü Niccolo Machiavelli ile 17. yüzyıl İngilteresinin alengirli döneminde yaşamış olan Thomas Hobbes'un politika alanındaki homotetik fikirlerinin analizidir. İki ana bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümü Niccolo Machiavelli özelinde yürütülmüştür. Gerek coğrafi konumundan dolayı gerekse İtalya coğrafyasında bu dönemde yaşanılan sosyal ve siyasi olaylardan dolayı başlayan Rönesans hareketinin akabinde, ekonomik, politik ve askeri alanlarda birçok dengenin değiştiğini söyleyebilmek mümkündür. Bu dönemde, bahsi geçen coğrafyanın içine doğmuş olan Machiavelli'de değişen dengelerde ağırlığını klasik dönemden yana değil de modern dönem lehine kullanmış olan düşünürlerden biridir. Mevcut dönemde var olan umarsız İtalya coğrafyasını, ancak oportünist eylemlerle yıkılabileceğini düşünen, gaye olarak ise İtalya coğrafyasında ulus devleti kurmayı amaçlayan, aktif ve pasif politik yaşantısı boyunca bu doğrultuda eserler ve nasihatler vererek bu amacını gerçekleştirmeye çalışan bir siyaset adamıdır. Çalışmamızda Niccolo Machiavelli'nin hükümet, devlet, lider ve ordu hakkında detaylı açıklamalarda bulunulmuş, onun düşünceleri ayrıntılı bir biçimde açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümü Thomas Hobbes özelinde yürütülmüştür. 17. yüzyıl İngiltere'sinde, politik bağlamda yaşanan anlaşmazlıklar, doğrudan askeri minvale taşınmıştır. Bu durumun akabinde bahsi geçirilen yüzyılda İngiltere coğrafyası, üç farklı iç savaşa şahitlik etmiştir. Bu çetrefilli bölge içerisine doğan Thomas Hobbes'ta ortaya attığı siyasi düşüncelerini doğal olarak bu olaylar ile paralelize ederek insani ve siyasi fikirlerini pesimist ve karamsar bir çerçevede sergilemiştir. Çalışmada öncelikli olarak Thomas Hobbes'un içine doğduğu coğrafyanın alengirli yapısından bahsedilmiş olup akabinde doğa durumundaki insanın potansiyel kötülüğüne değinilmiş, nihayetinde sözleşme, devlet, hukuk ve şiddet gibi kavramlara yer verilip, Thomas Hobbes'un politika anlayışı açıklanmaya çalışılmıştır. Belirtilen düşünürlerin görüşleri, öncelikli olarak birinci elden kaynakların incelenmesinin paralelinde mevcut teze aktarılmıştır. Çalışmanın ana bölümlerinde devlet, lider, ordu gibi politik yapıda var olması gereken etkenler, her iki düşünür açısından incelenmiş, nihayetinde Machiavelli ve Hobbes'un buluştuğu ortak noktalar belirtilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Machiavelli, devlet, Hobbes, hukuk, doğa durumu.
Küçükçekmece - Halkalı yerleşim bölgesinin yerel zemin koşullarına göre depremselliğinin incelenmesi
Deprem hareketi sırasında yapıyı etkileyen en önemli faktörlerden biri yerel zeminko ullarıdır. Bu nedenle, sismik riski yüksek bölgelerde yerel zemin ko ullarındaki de i iminbelirlenmesi gereklidir. Son yıllarda elde edilen aletsel kayıtlar, deprem özelliklerinin birnoktadan bir noktaya çok farklı olabilece ini göstermi tir. Dolayısıyla her yapı için noktasalolarak yapılara gelecek deprem kuvvetlerini belirlerken yerel zemin ko ullarının etkisiniara tırmak özellikle önemlidir. Bu de i imin belirlenmesinde en uygun yöntemlerden birimikrobölgelemedir. Mikrobölgeleme, bir bölgede olabilecek deprem özellikleri göz önünealınarak yerel zemin ko ullarının nasıl bir davranı ve yapıları etkileyecek depremkuvvetlerinin inceleme bölgesi içinde nasıl de i im gösterece inin belirlenmesi olaraktanımlanabilir.Bu çalı mada, Küçükçekmece-Halkalı yerle im bölgesinin MERM(2003)'e göremikrobölgelemesi yapılmı tır. Bu amaçla, inceleme alanı 250 m à 250 m' lik karelerebölünmü ve her bir kare için idealize edilmi zemin profilleri hazırlanmı tır. Türkiye DepremYönetmeli i(1998) ve NEHRP(2001)' e göre yerel zemin sınıfları belirlenerek, tek boyutludinamik davranı analizleri, EERA(2000) ve NERA(2001) isimli iki farklı bilgisayarprogramı kullanılarak yapılmı tır. Elde edilen sonuçlar Co rafi Bilgi Sistemi (GIS) ortamınaaktarılarak inceleme alanının yer sarsıntısına göre bölgelemesi yapılmı tır.Anahtar kelimeler: stanbul-Halkalı, Mikrobölgeleme, EERA, NERA, Co rafi BilgiSistemi(GIS).xi
Zemahşeri'nin fıkıh usulü anlayışı
daha sonra doldurulacaktır
İslam hukukunda necisle tedavi: Domuz örneği
Bu çalışmada necisle tedavi bağlamında domuz örneği incelenmekte, necisle tedavinin zaruret olup olmayacağı yönündeki görüşlere yer verilmektedir. Giriş ve iki bölümden oluşan bu çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi, kapsamı ve sınırlılıkları ele alınmaktadır. Birinci bölümde konumuzun temelini oluşturan necis, haram ve zaruret kavramlarına değinilmiştir. Ardından domuzun ilahi dinlerdeki yerine kronolojik olarak yer verilmiştir. İkinci Bölümde İslam Hukukunda tedavinin hükmü ele alınmış, necis madde ile tedavi konusunda mezheplerin görüşlerine yer verilmiştir. Necisle tedavinin bir örneği olarak domuzun tedavide kullanılması incelenmiştir. Domuzun tedavide kullanımının ilk örneği olarak öncelikle ilaçlarda kullanılan domuz içerikli maddelere değinilmiştir. Ardından domuzdan insana organ nakli ele alınmıştır. Bu başlık altında domuzdan insana kalp kapakçığı nakli, böbrek nakli ve kalp nakline tıbbi açıdan değinilmiştir. Çalışma necis maddenin tedavide kullanımının bir örneği olan domuzun tedavide kullanımının zaruret olup olmayacağı yönünde değerlendirme ile sonuçlandırılmıştır. Çalışmada dinen necis olarak nitelendirilen domuzun veya domuz içerikli maddelerin tedavide kullanımının tek yöntem haline gelip alternatifinin bulunmaması durumunda zaruret kapsamında değerlendirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Tedavide domuzun tercih edilme sebebinin hızlı üretim ve hızlı yavrulamanın sağladığı finansal avantajlar olma ihtimali hakkında net bilgimiz olmamakla birlikte -alternatif maddenin bulunmasına rağmen- bu ihtimalin gerçekleşmesi, bu maddelerin tedavide kullanımını zaruret kapsamından çıkaracağı sonucuna ulaşılmıştır.
Hukuk felsefesi açısından istihsan
İslam hukuk usulünde fer'î delillerden kabul edilen istihsan, genel anlamda hukukun ihtiyaç duyduğu bir ilke ve anlayışı temsil eder. Bu nedenle istihsan, bütün hukuk sistemleri için gerekli bir hukukî mekanizmadır. İstihsan anlayışı, sahip olduğu esneklik özelliği ile, farklı zaman ve mekanlardaki hukuk sistemlerinde varlığını sürdürmüştür. Roma ve Talmud hukukunda bunun örnekleri mevcuttur. İslam hukuk tarihinde, hukukun gelişim gösterdiği dönemlerin, istihsanın çokça uygulandığı dönemler olduğu açıkça görülür. İstihsanın, İslam hukukunun gelişimine sunduğu katkının benzeri, Roma hukukunda da görülmektedir. Roma hukukundaki nesafet ilkesi ile istihsan, benzer hukukî mantığa sahiptir ve hukuk sistemi içerisinde oluşturdukları esneklik, hukukun canlı kalmasını temin eder. Başka hukuk sistemlerinde bu tür anlayış ve uygulamaların bulunması, hukukun bu tür uygulamara ihtiyacı olmasının en önemli delilidir. İstihsan, yerleşik genel kuraldan istisnâ olarak kabul görmekle birlikte, aynı zamanda dinin genel amaçlarına dayanarak yapılan bir ictihaddır. İstihsan yapılırken dinin genel amaçlarına ve küllî kâidelere dayanılması, istihsanın doğrudan makâsıdla olan ilişkisini ortaya koyar. Buna bağlı olarak istihsan, hukukun gayeci özelliğine doğrudan hizmet eden önemli bir hukukî uygulamadır. İslam hukukunda istihsanın uygulanmaması, İslam hukukunun hayatın içinde aktif olarak bulunmasına engel olmaktadır. Zira nassların sınırlı, olayların sınırsız olmasından dolayı, istihsan gibi uygulamalar olmaksızın, nasslarla hayat arasında bağlantı kurulamamaktadır. İstihsan, teknik anlamda hukukî bir uygulama olarak kullanılmasa da günlük yaşamın içinde, istihsan anlayışını gösteren birçok örnek mevcuttur. Bu durum, istihsana olan ihtiyacı ortaya koyduğu gibi, söz konusu ilkenin bir şekilde hayatın içinde yer aldığını göstermesi bakımından da önem taşır. Genelde hukukun, özelde ise İslam hukukunun canlılığını koruması, ilke ve uygulama olarak istihsanın, hukuk içinde işlevsel olmasıyla mümkündür.