Theses supervised by Prof. Dr. Muhammet Yılmaz
25 theses · Çukurova University, Recep Tayyip Erdoğan University
Üç talakla ilgili hadislerin rivayet tekniği açısından değerlendirilmesi
Bu araştırma, İslam Aile Hukuku içerisinde oldukça önemli bir yere sahip olan ve gerek Hz. Peygamber (sav) döneminde gerekse sonraki dönemlerde fakihleri oldukça meşgul eden üç talak konusu ve bu konu etrafında ortaya çıkan görüşlerin kendilerine dayanak kabul ettikleri hadislerin rivayet tekniği açısından incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Konuyla ilgili olarak İslam dininin ilk temel kaynağı olan Kur'an-ı Kerim'de tafsilatlı bir hükme ulaşamayan İslam alimleri, ikinci kaynak olan sünnet ve hadise yönelmişler ve bu alanda ulaştıkları kaynaklardan hüküm istinbat etmeye çalışmışlardır. Ancak ne var ki; konuyla ilgili olarak ulaşılan rivayetler bazen lafız ve mana olarak farklılık arz etmiş, bazen aynı rivayet, farklı görüş sahiplerince mesnet kabul edilmiş, bazen de bu rivayetlerin sıhhati noktasında gerekli titizlik gösterilmeden kullanılması cihetine gidilmiştir. İşte bu noktada, fakihlerin üzerine hüküm bina ettikleri bu rivayetlerin incelenmesi büyük önem arz etmektedir. Biz de bu araştırmamızda, üç talak konusunda ortaya çıkan görüşlerin kendilerine delil kabul ettikleri hadislerin rivayet tekniği açısından incelemesini ve tahricini yaparak bu rivayetlerin sıhhatini ve delalet ettikleri manaları ortaya çıkarmaya çalışacağız.
Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin küllî kaidelerinin (Kavâid-i fıkhiyye) hadis literatüründeki kaynakları
Bu çalışmada, Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin küllî kâidelerinin (kavâid-i fıkhiyye) hadis literatüründeki kaynakları incelenmektedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, kavâid-i fıkhiyye kavramı ele alınıp anlamı belirlenmeye ve ayrıca kavramın oluşum süreci incelenmeye çalışılmıştır. Daha sonra sünnetin ne anlama geldiği ve İslâm dininin ikinci kaynağı olarak değeri üzerinde durulmuş ve sünnet ile fıkıh arasındaki ilişki ele alınmıştır. Yine Osmanlı Devleti'nin Mecelle öncesindeki hukukî yapısı ve bu devletin ilk medenî kanun metni olarak Mecelle'nin nitelikleri üzerinde de durulmuş ve Mecelle'nin tedvin çalışmalarına katkı sunmuş olan âlimler hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, Mecelle'nin küllî kâideleri konularına göre kendi içinde bir tasnife tabi tutulmuş ve neticede doksan dokuz küllî kâidenin tamamının yirmi iki temel konu başlığı altında sıralanabileceği görülmüştür. Daha sonra küllî kâideler, derlenmiş oldukları fıkıh kaynakları açısından araştırılmış ve bulundukları yerler belirlenmiştir. Ayrıca belli başlı bazı şerhlerden istifade edilerek bu kâidelerin anlamları da tespit edilmiştir. Son olarak da başta Kütüb-i Sitte olmak üzere Câmi', Sünen, Müsned ve Musannef türündeki temel hadis kaynakları esas alınarak küllî kaidelerin hadis literatüründeki temelleri belirlenmeye çalışılmıştır.
Hadisler bağlamında insanlar arası ilişkilerde sevginin yeri ve değeri
Bu çalışmada, hadisler bağlamında insanlar arası ilişkilerde sevginin yeri ve değeri incelenmektedir. Çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, sevgi kavramının lügat ve terim anlamları, Kur'an ve hadislerdeki kullanımı, ayrıca sevginin psikolojik yönü ve beşeri ilişkilerin dışındaki sevgi çeşitleri ele alınmıştır. İkinci bölümde, çalışmamızın ana konusu olan insanlar arası ilişkilerde sevginin rolü, Kur'an ve hadis metinlerine göre incelenmiştir. Ayrıca, beşeri ilişkilerde sevgiyi arttıran unsurlar ve sevgiyi ihlal eden tutum ve davranışlar üzerinde durulmuştur. Son olarak ise sevginin toplumsal yapıya olan etkisi ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Hadis, İnsan, Sevgi
Neo-Selefilik ekolünün hadis-sünnet anlayışı (Reşîd Rızâ örneği)
Çalışmamızın konusu, Neo-Selefilik Ekolünün Hadis-Sünnet Anlayışı'nın Reşîd Rızâ özelinde incelenmesidir. Çalışmamız, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, amacı, önemi, metodu ve kapsamı hakkında bilgi verilmektedir. Birinci bölümde konuyla ilgili kavramlar, Selefilik düşüncesinin tarihi gelişim süreci, Muhammed Reşîd Rızâ ve onun düşünce yapısı, İslâm düşüncesinde tecdîd ve ıslâh düşüncesinin tarihi arka planı ve Reşîd Rızâ'nın tecdîd ve ıslâh anlayışı hakkında bilgiler verilmektedir. İkinci Bölümde; Reşîd Rızâ'nın hadislerin tedvin ve tesbiti, sahâbenin adâleti, Ebû Hureyre'nin hadisçiliği vb. Hadis Tarihi'ne dair konular ile hadis ve sünnetin tanımı, önemi, konumu, bağlayıcılığı, kısımları, zayıf ve uydurma rivâyetler, metin ve isnâd tenkidi vb. hadîs usûlüne dair konular Reşîd Rızâ özelinde incelenmektedir. Üçüncü Bölümde ise, Reşîd Rızâ'nın hadis-sünnet anlayışının isrâiliyyât, mucize, gaybî haberler, hilafet vb. çeşitli konulara yansımaları hakkında bilgiler verilmekte ve son olarak da hakkında tartışma bulunan rivâyetlerle ilgili tahlilleri ele alınmaktadır. Çalışmamız sonuç ve değerlendirme ile tamamlanmaktadır.
Kemâleddin İbn Ebû Şerîf'in (ö. 906/1500) "Hâşiye 'Alâ Şerhi'n-Nuhbe" adlı yazma eserinin tahkîki
İslamî ilimlerin zenginleştirilmesi, ikmâl edilmesi, doğruluklarının test edilmesi ve derinliğinin arttırılması bakımından ilmî geleneğimizdeki şerh ve hâşiye yazma faaliyetleri büyük bir önem arz eder. İşte bu faaliyetlerden birisi olarak karşımıza çıkan İbn Ebû Şerîf'in Haşiye 'ala Şerhi'n-Nuhbe adlı eseri hadis ilminde saygınlık kazanmış eserlerden birisidir. Bu eser bir hâşiye olduğu için öncelikle, İbn Hacer el-Askalânî'nin "Şerhu'n-Nuhbe" adlı eserini ele almayı uygun gördük. Çünkü o eseri tanımadan, ona yazılan hâşiyesini doğru anlamak ve analiz etmek mümkün olamaz. Bu yüzden çalışmamızı üç bölüme ayırdık. Birinci bölümde, hadis ilimlerinden bahsederken adını asla unutamayacağımız ve bu alandaki köşe taşlarından birisi olan İbn Hacer el-Askalânî'nin hayatı ele alınmış ve Şerhu'n-Nuhbe adlı eseri incelenmiştir. İkinci bölümde, İbn Hacer el-Askalânî'nin öğrencisi olan ve haşiyesini yazdığı "Şerhu'n-Nuhbe"yi doğrudan müellifinden okumuş olan İbn Ebû Şerîf'in hayatı, "Hâşiye 'alâ Şerhi'n-Nuhbe" adlı eseri ve tahkiki ile ilgili mülâhazalar işlenmiştir. Son olarak üçüncü bölümde de bu eserin tahkîkli ve tahrîçli metni verilmiştir.
Musa Cârullah Bigiyef ve hadis-sünnet anlayışı
Çalışmamızın konusu, Musa Cârullah'ın hadis sünnet anlayışının Kitâbu's-Sünne özelinde incelenmesidir. Çalışmamız, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, amacı, önemi, metodu ve kapsamı hakkında bilgi verilmektedir. Birinci bölümde Musa Cârullah'ın hayatı, görüşleri ve onun görüşlerini etkileyen etkenler üzerinde durulmaktadır. İkinci bölümünde, Musa Cârullah'ın hadis sünnet anlayışı eserlerinden yola çıkarak ele alınmıştır. Musa Cârullah'ın hadisçiliği, Musa Cârullah'a göre sünnetin tanımı, kapsamı, metin tenkidi gibi konular incelenmektedir. Ayrıca eserlerinde kullandığı rivayetler üzerinde tahliller yer almaktadır. Çalışmamız sonuç ve değerlendirme ile tamamlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hadis, sünnet, Musa Cârullah Bigiyef, Cârullah'ın hadis ve sünnet anlayışı.
Sûfî menâkıbnâmelerinde âyet ve hadislerin işârî yorumları
Kültür tarihimiz ve toplumsal hafızamız açısından önemli bir yere sahip olan sûfî menâkıbnâmelerinde geçen âyet ve hadislerin işârî yorumlarının tespit ve tahlilini içeren bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. "Giriş" bölümünde araştırmanın konusu, amacı, kapsamı, yöntemi, araştırma problemi, kavramsal çerçevesi ve sınırlılıkları yer almaktadır. Birinci bölümde menkabe kavramı, menâkıbnâmelerin tarihî gelişimi, özellikleri ve tasavvuf tarihi açısından önemi; işârî tefsirin mahiyeti, ortaya çıkış sebepleri, tarihsel gelişimi, türleri, yöntem anlayışı; hadisler ve işârî yorum gibi konular hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, menâkıbnâmeleri incelenen sûfîlerin âyet ve hadislere getirdikleri işârî yorumlar tespit edilmiştir. Ardından, belli bir metot oluşturmak amacıyla, tasavvufî öneme sahip başlıklar halinde, işârî yoruma muhatap olan âyet ve hadisler tasniflendirilmiş ve konuları tanıtmak amacıyla giriş mahiyetinde kısaca bilgiler verilmiştir. Bir bütünlük sağlaması ve ön bilgi vermesi amacıyla bu âyet ve hadisler tablolar halinde düzenlenmiştir. Daha sonra ise tespit ve tasnif edilen bu âyet ve hadislerle ilgili konu bağlamında değerlendirmeler yapılmıştır. Bu çalışmada incelenen menâkıbnâmelerde işârî yorum içeren âyet ve hadislerin azımsanmayacak sayıda olduğu tespit edilmiştir. Sûfîlerin âyetlere yaptığı işârî yorumların zâhirî anlamla uyumlu olduğu veya zâhirî anlamdan çok da uzaklaşmadığı sadece sûfî bakış açısıyla ve tasavvufî derinlikle zenginleştirildiği görülmüştür. Hadisler açısından değerlendirildiğinde ise sahih hadis kaynaklarında yer alan rivâyetlerle birlikte Hadis ilmi açısından tartışmalı rivâyetlere de yer verilmiş, bu rivâyetler sûfî gözüyle yoruma tâbî tutulmuştur. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, menâkıbnâme, işârî tefsir, hadis.
Belh bölgesinde hadis ilmi ve Belhli hadisçiler
Belh bölgesi kurulduğundan beri dinî, kültürel, coğrafî, fizikî, ticarî ve siyasî açısından önem arz etmiştir. Tarih boyunca çeşitli dinler ve milletlerin önemli yerleşim yerlerinden biri olan Belh şehri, Zerdüştlüğün çıkış yeri olarak tanınmaktadır. İslâm'ın buraya girişi ile dinî ve ilmî alannda hızlı bir şekilde gelişme kaydederek İslâm kültür ve medeniyetinin seçkin merkezlerinden biri haline gelmiştir. Önce eski Horasan'ın siyasî yönetemi altına girmiş daha sonra da Toharistan Devleti'nin irfan ve dinî merkezi olmuştur. İslâm coğrafıyacıları bu bölgeye, Ümmü'l-Bilâd (şehirlerin anası) ismini vermiştir. Ayrıca burası hadis, tefsir, fıkıh, felsefe, edebiyat, tıp ve coğrafya alanında yetişen alimlerden dolayı da Kübbetü'l-İslâm ve Dâru'l-Fukahâ gibi adlarla anılmıştır. Bu çalışmada, Horasan'ın dört büyük siyasî merkezlerinden biri olan Belh bölgesinin, İslâm'a girdiği dönemlerinden günümüze kadar hadis ilmi alanında öne çıkan, hadis alimleri yanında burada hadis alanında yapılan ilmi çalışmalar ele alınmıştır.
Ebu'l-Leys es-Semerkandî ve Tenbîhu'l-Gâfilîn adlı eserindeki hadislerin tahrici ve tahlili
Çalışmamız bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmada takip ettiğimiz konu ve metod hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Ebü'l- Leys es- Semerkandî'nin; hayatı, ilmi kişiliği, eserleri ve hocaları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise Tenbîhu'l-Gâfilîn'de yer alan zayıf ve mevzû hadislerin tahrîc ve değerlendirilmesi yapılmış; en az bir âlim tarafından zayıf veya mevzû kabul edilen hadisler tespit edilmiştir. Sonuç ve kaynakça bölümü ile de çalışmaya son verilmiştir. Bu çalışma da tespit ettiğimiz bilgilere göre Ebü'l-Leys es-Semerkandî eserine ihlâs konusuyla başlayıp, ahlaki konuların yanı sıra ma'nen hadis rivayeti, ilim meclislerinde uyulması gereken edep kuralları gibi konuları ele almıştır. Ayrıca Tenbîhu'l-Gâfilîn'deki konuları ayet, hadis, sahabe sözleri ve sonraki âlimlerin görüşleri ışığında değerlendiren müellif birçok konuda kendi görüşlerini de belirtmiştir. Müellif Tenbîhu'l-Gâfilîn'deki hadislerin senedlerini terk ettiğini ve eserdeki istifadeyi yaygınlaştırmak, anlamayı kolaylaştırmak için sade ve basit bir dil kullandığını belirtmektedir. Ebu'l-Leys es-Semerkândi'nin zayıf ve mevzû olarak eserine aldığı rivayetlerin bazıları kaynaklarda hem mevzû hem de zayıf olarak geçmektedir. Çalışmamızda konu/bab başlıklarını Türkçe olarak vermeyi uygun bulduk. Hadisler taratılırken bazı hadislerin senetsiz bir şekilde rivayet edildiğini gördük. Yapılan çalışmanın sonucunda çok sayıda rivayetin hadis kaynaklarında bulunmadığını ve Ebü'l-Leys es- Semerkandî'nin eserinde daha çok hasen ve sahih hadislere yer verdiğini tespit ettik. Anahtar kelimeler: Hadis, Uydurma Hadis, Zayıf Hadis, Ebu'l-Leys es-Semerkandi, Tenbîhu'l-Gafilîn
Ebu Muhammed Bedruddîn Mahmûd el-Aynî'nin "Şerhu Süneni Ebî Davud" ve "Umdetü'l-kârî fî Şerhi Sahihi'l-Buharî" eserlerindeki Kitabu's-Salat bölümünün mukayesesi
Bedruddîn Mahmûd el-Aynî, çok sayıda eser yazmış hicrî IX. asrın önde gelen âlimlerindendir. Bu çalışma, Şerhu Süneni Ebî Dâvûd ve Umdetü'l-kârî fî Şerhi Sahîhi'l-Buhârî eserlerinin namaz bölümleri çerçevesinde ele alınmıştır. Tezde, iki eserin namaz bölümlerinde bulunan benzer hadislerden ve bablardan yararlanmak suretiyle kıyaslama yapılmıştır. Bu iki eser arasındaki farklılıklar ve benzerliklerin bulunması amaçlanmıştır. Tezde eserlerin nüsha farklılıklarına, Aynî'nin her iki eserinde diğer âlimlere yaklaşımlarına, bab başlıklarında bulunan benzerliklere dikkat çekilmiştir. Bir hadis açıklanırken ele alınan konular bağlamında hadislerin sıhhatinin incelenmesi, isnâd beyanı, ricâl beyanı, tahrîc beyanı gibi konuların Aynî tarafından ele alınma şekli, mukayeseli olarak incelenmiştir. Yapılan çalışmanın sonunda Şerhu Süneni Ebî Dâvûd ve Umdetü'l-kârî fî Şerhi Sahîhi'l-Buhârî eserlerinde bulunan hadislerin, ayetler ve diğer hadislerle delillendirilme biçimleri ve ihtilaflı hadislerin yorumu ele alınmıştır. Kısaca Aynî'ye ait bu iki eser arasında yöntemsel farklılıklar tespit edilmekle beraber, Aynî'nin yorumları kapsamında birbiri ile çelişen farklılıklara rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Hadis, Aynî
Gazi ravîler
Gazi ravîler ilk üç asırdaki savaşlarda dinî, sosyolojik, tarihi, ekonomik, siyasî ve askeri strateji açısından önem taşımaktadır. Onlar rivayet ettiği hadisleri ile çeşitli savaşlarda müslümanlara örnek olmuştur. Sahabeden pek çoğu gazvelere katılarak Hz. Peygamber'in savaşları hakkındaki hadisleri bize güvenilir bir şekilde ulaştırmışlardır. Sonra tâbiûn ve etbâu't-tâbiîn döneminde bazı ravîler savaş bölgelerine gidip gazvelerle ve hadis rivayetleri ile meşgul olmuşlardır. İslâm coğrafyacıları bu bölgelere, Bilâdü's-Suğûr (sınır şehirleri) ismini vermiştir. Bu çalışmada, ilk üç asırda hadis rivâyetleri ile öne çıkıp, savaş meydanlarında önemli role sahip olan kırk (40) gazi hadisçinin örnek ahlâkî davranışlarına dair ifadeler ortaya konulup nakiller yapılmıştır. Gâzi muhaddislerin yaşamı, rivayet ettiği hadisleri, ilmî eserleri, gazve konusundaki sünneti anlama yöntemleri incelenmiştir. Ayrıca gazi ravîlerin genel bir değerlendirilmesi yapılarak bu ravîlerin gazveye bakış açıları, ortak yönleri ve farklı görüşleri analiz edilmiştir.
Hadislerde pişmanlık ve tövbe
Temel yaratılış gayesi Allah Teâlâ'ya kulluk etmek olan insanoğlu, bu gayeye ulaşma noktasında yüce yaratıcı tarafından ilahi vahye muhatap kılınmış, birtakım emir ve yasaklarla sorumlu tutulmuştur. Buna karşılık insan; taşıdığı nefsi, fiziksel ve ruhsal ihtiyaçları, dünya hayatının ve içindeki nimetlerin süslü görünmesi, sosyal çevre ve şeytan gibi bazı uyarıcıların etkisiyle bazen günah ve cürüm işleyerek kulluk çizgisinden uzaklaşabilmektedir. Günah işlemekten tamamen kaçınması ve hiç günah işlememesi mümkün olmayan insan, işlediği bu olumsuz fiil neticesinde ya bu dünyada ya da ahiret hayatında er ya da geç mutlaka pişmanlık yaşayacaktır. Onun bu duyguyu tatmasının temelinde; işlediği günah sebebiyle kendini kınaması, iyi bir kul olamadığı için Allah ile arasındaki ruhsal bağın zayıfladığı düşüncesi, sosyal statü kaybı ve cezaya çarptırılma korkusu gibi birtakım dünyevî ve uhrevî müeyyideler ile bunların yol açtığı üzüntü, huzursuzluk ve mutsuzluk hissi yatmaktadır. Bu aşamada bireyin, yaşadığı duygusal süreci iyi yönetmesi, salt pişmanlık duygusunun ötesine geçerek eylemde bulunması ve süreci olumlu sonuçlandırması oldukça önemlidir. Bu da ancak, günahı terk ederek Allah'a itaate yönelmek manasına gelen "tövbe" ile mümkün olabilir. Bu sayede birey, kendisinde daha önce var olan huzursuzluk hissinden ve günahkârlık duygusuyla ortaya çıkan korkulardan kurtulacak, bu olumsuz duygular yerini huzura, günahlardan arınmış ve affedilmiş olma hissine bırakacaktır. Bu noktada insanlığa gönderilen son peygamber olan Hz. Peygamber'in pişmanlık ve tövbe konusunda yaptığı irşat ve uyarılar büyük önem arz etmektedir. Üstlendiği risâlet görevini, kendini toplumdan soyutlayarak değil toplumun içinde ve hayatın olağan akışı içinde yürüten Hz. Peygamber, içinde yaşadığı toplumdaki insanların sözlerine ve davranışlarına şahit olmuş, sonu pişmanlık olacak fiiller konusunda onları sık sık uyarmış, buna rağmen bu fiilleri işleyenlerin nasıl temizlenip arınacağı konusunda da onlara rehberlik etmiştir. Hiç günah işlemediği halde kendisinin bile günde yüz kez tövbe ettiğini, her insanın hata edebileceğini ancak hata edenlerin en hayırlılarının tövbe edenler olduğunu ifade eden Hz. Peygamber, oldukça veciz örnek ve kıssalarla onların akıl ve iradelerine hitap etmiş, Allah'ı en çok sevindirecek amellerin başında tövbenin geldiğini, tövbe kapısının sürekli açık tutulduğunu ve tövbe edenlerin muhakkak bağışlanacağını müjdeleyerek son pişmanlığın fayda vermediği hesap günü gelmeden önce onları tövbe etmeye davet ve teşvik etmiştir.
Halep şehrinin hadis ilmindeki yeri (XX. yüzyıl)
XX. Yüzyılın Başlında Halep'te yaklaşık 42 hadis âlimi bulunmaktaydı. meşhurları Abdülfettâh Ebû Gudde, Abdullah Siracuddin ve Nurettin Itr'dır. Muhammed Kâmil el-Hibrâvî ve Muhammed Râgıb Tabbâh bu dönemde Halep'te hadis ilminin temellerini atandıger iki isim olarak gösterilebilir. Hadis ilmi çalışmaları, asıl gelişimini bütün Halepli muhaddisler, ya bu iki Isinin öğrencisi veya öğrencilerinin öğrencisi konumundadır. Abdülfettâh Ebû Gudde ve Abdullah Sirâcuddîn gününüzde yetişen birçok Halepli ve diğer İslam beldesindeki muhaddisleri yetiştirmiş, icazet vermiş; fikirleriyle, düşünceleriyle, çözümlemeleriyle ve hadiste temsil ettikleri ekolleriyle etkilemişlerdir. Özellikle aynı ekol çerçevesinde yetişip bu ekole mensup olan Nurettîn Itır ve Muhammed Avvâme hadis tenkidi, analizi ve tahkiki konusunda bütün dünyada yapılan XX. Yüzyıl hadis çalışmalarında ağırlığını hissettirmiştir. Bu dönemde, hadis alanında yaklaşık 212 eser telif edilmiştir. Bu dönemde Halepli muhaddisler ile farklı bölgelerdeki muhaddisler arasında yapılan ilmi alışverişler gözlenmektedir. Özellikle Türkiye ile yapılan ilmi alışveriş ön plana çıkmaktadır. Halep, özellikle Türk hanedanları tarafından yönetilen Memlükler ve Osmanlılar döneminde büyük muhaddislerin yetişip ciddi hadis eserlerinin kaleme alındığı bir ilim merkezi halini almıştır. XX. Yüzyılda yetişen Halepli muhaddisler, ulûmu'l-hadise dair yazdıkları eserlerde yenilikçi/tecdid yaklaşımlarıyla, bu konudaki maharetleriyle ve hadis ilmindeki tahassuslarıyla ön plana çıkmışlardır. Anahtar kelimeler: Ebû Gudde, Itr, Hadis, Halep, Siracuddin, Tabbâh, XX. yüzyıl.
İbrâhim el-Karamânî ve Risâle Fî'l-Hey'eti'l-Mebnîye alâ'l-Ehâdîs ve'l-Asâr adlı eserinin tahkik ve değerlendirilmesi
Celâlüddîn es-Süyûtî, Müslümanların ilm-i hey'et alanında yükselişe geçtiği 15. ve 16. asırda Arap ve Osmanlı âleminde yankı uyandıracak el-Hey'et alâ tarîkı ehli's-sünne ve'l-cemâa isimli bir kitap te'lif etmiştir. Bu kitap dönemin astronomi alanındaki tartışmalara şer'i bir dayanak oluşturup Müslümanların zihinlerindeki sorulara cevap niteliğinde olmuştur. Ayrıca bu kitap astronomi ilminden ziyade hadis ilmi açısından yeni bir kaynak olmuştur. İbrâhim el-Karamânî de bu eser üzerine ilaveler yapmak suretiyle hem konuları genişletmiş hem de hadis ve eserlerle dayanaklandırmıştır. İbrâhim el-Karamânî'nin kitabı bir mukaddime, altı bâb ve her bâb içerisinde fasıllara ayrılmakta ve bir hatimeden oluşmaktadır. Çalışmamız giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynakları hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde müellifimiz İbrâhim el-Karamânî ve eseri Risâle fî'l-Hey'eti'l-Mebnîye alâ'l-Ehâdîs ve'l-Âsâr hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölüm de ise tahkik edilen metinin harekelenmesi, noktalandırılması ve eserde bulunan ayet ve hadislerin tahrici ve hükmü bulunmaktadır. Ve sonuç bölümündeki değerlendirmelerle çalışmamız tamamlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ayet, Hadis, İbrâhim el-Karamânî, İlm-i Hey'et.
İslam medeniyetine kaynaklık etmesi bağlamında hadis ve sünnet
Tarih boyunca medeniyetlerin doğmasına, büyümesine ve gelişmesine etki eden, onları şekillendiren birçok faktörden söz etmek mümkündür. Örneğin coğrafi şartlar ve sosyal ortam, bir medeniyetin kuruluşunda ve gelişiminde oldukça önemli faktörlerdendir. Medeniyetin ortaya çıktığı coğrafyanın tabiî şartları ve o medeniyetin içinde büyüdüğü sosyal şartlar, ekonomik ve siyasi etkenler gibi birçok sebep, o medeniyetin temel kodlarına ciddi ve kalıcı etkiler bırakmıştır. Coğrafi ve sosyal şartlar, maddi açıdan medeniyetlerin bazı merhalelerine etki ederken medeniyetlerin sahip olduğu manevi unsur olan din ise bir medeniyetin oluşumunda tüm merhalelere etki etme gücüne sahip bir faktör olmuştur. Çünkü bir medeniyetin ahlakını, edebiyatını, sanatını, ekonomisini, fertler arasındaki bağını ve ilişkilerini, günlük hayatın en ince ayrıntılarına kadar etkileyen faktörlerin başında din gelir. Bu bağlamda İslam medeniyeti de İslam dininin etki ettiği ve şekillendirdiği bir medeniyettir. Bu medeniyete etki eden ve kurucu unsurlar olarak zikredebileceğimiz iki temel faktör ise İslam dininin ana kaynakları olan Kur'an ve Hz. Peygamberin hadisleri ve sünnetidir. İslam toplumları tarafından büyük bir ciddiyetle ve özel ilmi yöntemlerle yazıya geçirilip, muhafaza edilen hadisler, İslam medeniyetinin, başta varlık, bilgi ve değer tasavvuru olmak üzere her alandaki tasavvurunu ve davranış biçimlerini derinden etkilemiştir. Bu durum, hadis ve sünnetin Müslümanların kurduğu bütün medeniyetlerde hayatın en ince ayrıntılarına kadar oldukça belirleyici bir rol oynamasına vesile olmuştur. Çünkü Hz. Peygamberin hadis ve sünneti, toplumsal anlamda ekonomi, yönetim ve hukuk alanlarını kapsadığı gibi aynı zamanda ferdi hayatın en ince ayrıntılarına kadar da bir insan hayatının bütün davranış ve faaliyetlerini kapsayan bir olgu olmuştur. Bu nedenle tarihi süreç içerisinde Müslümanlar, farklı coğrafyalarda ve farklı zaman dilimlerinde, birbirinden tamamen bağımsız medeniyetler bile kurmuş olsalar, tüm bu medeniyetlerin değerler sistemi ve başlıca karakteristikleri büyük ölçüde benzerlikler göstermiştir. Bu durumun ana nedeni, Kur'an'la birlikte İslam medeniyetine kaynaklık eden Hz. Peygamberin hadisleri olmuştur. Biz de bu çalışma kapsamında hadislerin İslam medeniyetine kaynaklık etmesi bakımından incelenmesine katkı sunmayı hedefledik. Anahtar kelimeler: Din, hadis, medeniyet, kültür.
Afrikalı âlimlerin Batı Afrikada sünnete hizmetleri(Fildişi sahili örneği)
Farklı coğrafyalarda varlığını sürdüren İslâmiyet'in yayılması için kullanılan yöntemler gerek ülkenin bulunduğu coğrafyaya ve gerekse de ülkenin siyasi yönetimine göre değişiklik göstermiştir. Batı Afrika'da yer alan Fildişi Sahili Cumhuriyeti ülkesi geleneksel pagan inancı başta olmak üzere Hristiyanlık ve İslamiyet gibi farklı inançların bir arada yaşandığı ülkelerden biridir. Ülkenin yönetimine bağlı olarak dinî eğitim devlet denetiminde olmasına rağmen verilen eğitim devlet tarafından desteklenmemektedir. Bu nedenle dinî eğitim din müntesiplerinin özel gayretleri sonucu sunulmaktadır. Bu çalışmada farklı inançları barındıran Fildişi Sahili Cumhuriyeti ülkesinde Hz. Muhammed'in Sünnetini hem diri tutmak hem de yaymak için verilen çabalar konu alınmıştır. Hac Shakura Kamagati ile Bouake'de davet ve rehberlik boyutunda başlayan bu gayret cami ve medreselerin açılması ile devam etmiştir. Müslüman bir cumhurbaşkanının yönetime seçilmesi ile özel üniversitelerin sayısının artması bu gayreti sistemli hale dönüştürmüştür. Böylece İslamiyet daha hızlı gelişme göstermiştir. Güncel verilere göre ülkede %46 oranında Müslüman bulunmaktadır. Çalışmamız beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Fildişi Sahili'nin genel özellikleri; ikinci bölümde Fildişi Sahili'ne İslâmiyet'in girişi, bu coğrafyada yayılması, yayılmasında etkisi olan krallıklar ve günümüzde bölgede yaşayan Müslüman oranı; üçüncü bölümde ders halkaları, medreselerde verilen eğitim ve üniversitelerde sünnete dair yapılan çalışmalar; dördüncü bölümde edinmiş oldukları bilgileri ders halkaları kurarak halkla paylaşan en meşhur altı şahsiyet; beşinci bölümde ise eser veren yine en meşhur üç şahsiyet ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Çalışma, elde edilen verilerin değerlendirilmesi ile sonuçlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fildişi Sahili Cumhuriyeti, İslamiyet, Sünnet, Şahsiyetler
Muhammed Mustafa el-A'zamî ve hadis ilmindeki yeri
Doğunun geleneksel ilim usulleri ile Batının seküler araştırma, inceleme ve yöntemlerini şahsında birleştiren Mustafa el-A'zamî, Batı sömürgeciliğine paralel olarak yükselişe geçen oryantalist fikir akımlarının Müslüman Doğuyu sardığı bir zaman diliminde, oryantalizmin merkezi olan Batıda ilmî bir mücadeleye girişmiş, Kur'an ve Sünnet üzerinde yapılmaya çalışılan itibarsızlaştırma operasyonlarına karşı bizzat oryantalistlerin kendi dillerinde ve kendi argümanlarıyla ilmî reddiyeler yaparak haklı bir şöhretin sahibi olmuştur. el-A'zamî aksiyoner bir ilim adamıdır. Ancak bu faaliyetleri tamamen ilim ve fikir düzeyindedir. Taassup ve fikri savrulmalardan uzak bir inanışa sahiptir. el-A'zamî'yi bazen yetiştiği medreseyi ve medresenin ders müfredatını eleştirirken görürüz bazen de batılı kaynakları eleştirirken. el-A'zamî her zaman gerçeğin peşine düşmüştür. el-A'zamî için hadisin ve sünnetin kendisi amaç değil araç olmuştur. Çalışmaları daha çok Sünnet ve Hadis üzerine olan el-A'zamî, ömrünün sonlarına doğru Kur'an eksenli çalışmalar yapmıştır. Kur'an ve Sünnet hususunda çok ayrıntılı araştırmalar yapmış ve bu alanda birçok katkıda bulunarak Kur'an ve Hadis literatürüne çok önemli eserler kazandırmıştır. İlk akademik çalışması olan İlk Devir Hadis Edebiyatı isimli doktora tezi özellikle batılı ilim çevrelerinde çok büyük ses getirmiştir. Hadislerin henüz Hz. Peygamber hayattayken yazıldığını, yazım faaliyetinin ilk asırdan itibaren başladığını ispat etmek üzere yapılan bu çalışma ile tüm dikkatleri üzerine çekmiştir. Zira el-A'zamî'nin bu çalışmasından önce bu konuda yazılan eserler gerek içerik olarak gerek üslup olarak yeterli etkiyi gösterememiştir. el-A'zamî yaptığı tahkik çalışmalarıyla ibn Huzeyme'nin Sahih isimli eserinin kaybolan kısımlarını gün yüzüne çıkarmış, Muhaddislerin Hadis Tenkit Yöntemi isimli eseri ile Muhaddislerin kriter ve ölçülerinin net ve objektif formüller üzerine bina edildiğini ortaya koymuş ve Hz. Peygamber'in kâtip sayısını 65'e çıkararak otantik çalışmalar yapmıştır. Böylece İslâm dünyasında da hak ettiği değeri görmüştür. Anahtar Kelimeler: Kur'an, Hadis-Sünnet, Mustafa el-A'zamî, Oryantalizm.
Nâsiruddin el-Elbânî'nin Silsiletü'l-Ehâdîsi'z-Zaʿîfe Ve'l-Mevzûʿa isimli eserinde hadîs tenkid yöntemi
Bu tez, 1420/1999 yılında vefat eden Muhammed Nâsıruddîn el-Elbânî tarafından kaleme alınan Silsiletü'l-Ehâdîsi'z-Zaîfe ve'l-Mevzûʿa ve Eseruhâ's-Seyyi' fi'l-Ümme adlı eserde benimsenen hadis tenkidi yönteminin incelendiği bir çalışmadır. Elbânî'nin bu eseri, zayıf ve mevzû rivayetlerin ayıklanması suretiyle hadislerin tasfiyesine yönelik çağdaş dönemde gerçekleştirilmiş ilmî gayretlerin dikkate değer örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Tezde, Elbânî'nin hadisleri zayıf veya mevzû olarak nitelendirme sürecinde dayandığı ilmî esaslar ortaya konmuş; sened ve metin tenkidi, râvî değerlendirmesi ve rivayetler arasında tercih yaparken kullandığı iç ve dış karineler analiz edilmiştir. Bu çalışmada şu temel soruya cevap aranmaktadır: Elbânî, söz konusu eserinde mütekaddim hadisçilerin hadis tenkidi kurallarına ne ölçüde bağlı kalmıştır? Onun yöntemi, çağdaş hadisçilerden ne gibi yönleriyle ayrılmaktadır? Çalışma, betimleyici, karşılaştırmalı ve tahlil edici yöntemler temelinde yürütülmüştür. Elbânî tarafından doğrudan gözden geçirilmiş olan 1 ila 3300 numaralı hadisler esas alınmış, örneklem bu çerçevede sınırlandırılmıştır. Ayrıca, klasik hadis kaynakları, İlel literatürüne ait eserler, ricâl kitapları ve Elbânî'nin metodolojisine dair çağdaş akademik çalışmalar da değerlendirilmiştir. Tez dört ana bölümde yapılandırılmıştır: Birinci bölüm, araştırmanın konusunu, amacını, önemini, yöntemini, sınırlarını ve ilgili literatürü ihtiva eden giriş mahiyetindedir. İkinci bölümde, muhaddis Muhammed Nâsıruddîn el-Elbânî'nin (ö. 1420/1999) hayatı, ilmî şahsiyeti ve yaşadığı dönemin tarihî-ilmî arka planı ele alınmakta; hocaları, ilmî yolculuğu ve metodolojik oluşumu değerlendirilmektedir. Üçüncü bölüm, Silsiletü'l-Ehâdîsi'z-Zaîfe ve'l-Mevzûʿa adlı eserin hadis ilmindeki yerini incelemekte; konuyla ilgili telif geleneğinin gelişimini, eserin metodolojik özelliklerini, kaynaklarını ve ilmî katkılarını ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır. Dördüncü bölüm ise, Elbânî'nin hadisçiliğini ve hadis değerlendirme yöntemini uygulamalı örnekler üzerinden tahlil etmekte; ayrıca ona yöneltilen tenkitleri ele alarak bunları hadis usûlü ve muhaddislerin eleştiri ilkeleri ışığında değerlendirmektedir. Araştırmanın sonucunda, Elbânî'nin genel olarak Mütekaddimûn çizgisine bağlı kaldığı; çoklu karineleri dikkate alan geniş bir perspektife sahip olduğu; taklitten uzak bir şekilde zayıflık hükmü verme konusunda bağımsız davrandığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, bazı hadislerde tenkit kurallarının uygulanmasında tutarsızlıkların gözlemlendiği de ifade edilmelidir. Çalışma, Elbânî'nin hadis tenkidi alanında Ehl-i Hadîs geleneğine yeniden itibar kazandırma çabasını, ayrıca rivayet metinlerine yönelik metodolojik hataları eleştirme yönünü de ortaya koymaktadır. Yapılan tespitler doğrultusunda, Elbânî'nin tenkit projesi üzerine yapılan ilmî çalışmaların artırılması, tartışmalı yönlerin derinlemesine ele alınması ve onun uygulamalarının, hadis usulü bağlamında sistematik olarak belgelenmesi önerilmektedir.
Ali el-Kârî'nin Fethu'l-Muğatta Şerhu'l-Muvatta' isimli eserinin hadis şerhçiliği açısından değerlendirilmesi
Bu çalışma, XVII. yüzyılın önemli İslâm âlimlerinden biri olan Ali el-Kârî'nin, (ö. 1014/1605) fıkıh bâblarına göre telif edilmiş ilk eserlerden sayılan Muvatta'ın Şeybânî nüshasına yazdığı şerh üzerinde deteylı bir inceleme sunmaktadır. Söz konusu eser, bu nüshaya yazılan ilk şerh olması bakımından Hanefî mezhebi açısından büyük önem taşımakta; aynı zamanda Muvatta' üzerine yapılan ilk Hanefî şerh olması yönüyle de özgünlük arz etmektedir. Çalışmada Ali el-Kârî'nin hayatı, eserleri ve İlim dünyasındaki yeri genel hatlarıyla ele alınmıştır. Özellikle Muvatta' şerhi üzerine yoğunlaşan bu çalışma; şârihin eseri kaleme alma amaçlarını, kullandığı yöntemleri ve ortaya koyduğu orijinal görüşleri tesbit etmeyi hedeflemektedir. Ali el-Kârî'nin Muvatta'ı şerh ederken benimsediği yöntem ve teknikler, günümüz İslâm hukuku çalışmalarına da ışık tutmaktadır. Ali el-Kârî'nin şerhi, hadis metinlerinin tefsiriyle sınırlı kalmayıp; fıkıh, usûl ve tefsir gibi birçok İslâmî ilimlere dair kapsamlı bilgiler içermektedir. Şârihin bu bilgileri hangi kaynaklardan elde ettiği, çalışmasında hangi âlimlerin görüşlerine yer verdiği gibi sorular, çalışmanın bir diğer önemli boyutunu oluşturmaktadır. Bu çalışma neticesinde şârihin şerh metodu ve özgün yönleri ortaya konularak Ali el-Kârî'nin ilmî kişiliğinin ve Muvatta'ın Şeybânî rivâyetinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlanmıştır. Ayrıca, bu çalışma aracılığıyla dönemin şerh yöntemine dair genel bir bakış sunulmuştur. Şârihin, eserinde naklettiği görüşleri ve eserdeki özgün fikirleriyle İslâm hukuk ve düşünce dünyasına katkılarda bulunduğu değerlendirilmektedir. Çalışma neticesinde elde edilen bulgular sonuç kısmında sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Hadis, Ali el-Kârî, İmam Mâlik, Muvatta', Şeybânî rivâyeti, Hanefî fıkhı, Şerh metodu.
Muhammed Zekeriyyâ Kandehlevî'nin Evcezü'l-Mesâlik İlâ Muvatta'i Mâlik eseri bağlamında hadis tenkitçiliği
ÖZET MUHAMMED ZEKERİYYÂ KANDEHLEVÎ'NİN EVCEZÜ'L-MESÂLİK İLÂ MUVATTA'İ MÂLİK ESERİ BAĞLAMINDA HADİS TENKİTÇİLİĞİ Muhammed Cuma VAHİD Doktora Tezi, Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Muhammet YILMAZ Kasım 2025, 231 sayfa Bu çalışma, Muhammed Zekeriyyâ Kandehlevî'nin İmam Mâlik'in el-Muvattaʾ adlı eserine yazdığı kapsamlı şerhi olan Evcezü'l-Mesâlik ilâ Muvattaʾi'l-İmâm Mâlik adlı eserinde ortaya koyduğu hadis tenkit metodunu incelemektedir. On yedi ciltten oluşan bu eser, baştan sona taranarak Kandehlevî'nin hadislerle ilgili yaptığı tenkitler tespit edilmiş, kendi görüşleri esas alınarak sistematik bir şekilde analiz yapılmıştır. Ayrıca eserin giriş kısmında müellifin hadis usulüne dair yenilikçi görüşleri, şahsi tercihlerde bulunduğu yerler ve özgün katkıları değerlendirilmiştir. Giriş bölümünde yer alan tartışmalar, sadece şerhin bir mukaddimesi olmaktan ziyade müstakil bir ilmi değer taşıdığı kanaatini doğurmuştur. Bu çalışmada Kandehlevî'nin tenkit yöntemi, hadisleri değerlendirme biçimi ve selef muhaddislerin görüşleriyle olan irtibatı, karşılaştırmalı ve analitik bir yöntemle ele alınmıştır. Araştırma, özellikle hadis ilmine katkı sağlayan yönleriyle sınırlandırılmış; Fıkhî veya lügatle ilgili tenkitlere yer verilmemiştir. Sonuç olarak Kandehlevî'nin şerhi, sadece bir açıklama metni olmanın ötesinde hadis ilmine dair ilmi bir birikimi ve eleştirel yaklaşımı yansıtan önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Hadis, Tenkid, Şerh, Kandehlevî, Evcezü'l-Mesâlik, Muvatta'.
Hâkim el-Cüşemî'nin "et-Tehzîb fi't-tefsîr" adlı eserinde Kur'ân ilimleri
Bu çalışmada Hâkim el-Cüşemî'nin et-Tehzîb fi't-tefsîr isimli eserindeki Kur'ân ilimleri konuları araştırma konusu yapılmıştır. Müfessir, eserinde Kur'ân ilimleri konularını rivayet ve dirayet metodunu etkin bir şekilde kullanmak suretiyle değerlendirmeye tabi tutmuştur. Onun Mu'tezile mezhebi mensubu olması, kendi mezhebine dair rivayetleri ağırlıklı olarak aktarmasına sebep olmuştur. Kur'ân ilimlerine yönelik aktardığı bu rivayetleri kendine has yöntemlerle yer yer değerlendirmeye tabi tutması eserinin özgünlüğüne işaret etmektedir. Zira Cüşemî, selef âlimlerinin tefsir ilminin temellerini atıp bu ilmi inşa ettiklerini, halef âlimlerinin ise selefin temellerini atıp kendilerine naklettiği bilgi birikimini tertip edip düzenlediklerini ve gereksiz bilgilerden arındırdıklarını söylemiştir. Cüşemî, benimsediği tefsir anlayışını eserine yansıtmış ve gelen rivayetleri Mu'tezile mezhebinin temel prensiplerinin yanı sıra kendi aklî değerlendirmelerine göre sahih ve uydurma şeklinde tasnife tabi tutmuştur. Müfessir, bu tutumunu Kur'ân ilimleri konularında da uygulamıştır. Cüşemî, eserinde Kur'ân ilimlerinin kıraat, lügat, i'rab, nüzûl, nazm,mana, ahkâm ve kıssa şeklinde temelde sekiz tane olduğunu söylemiş ve âyetleri tefsir ederken bu başlıkları kendine has bir metot olarak kullanmıştır. Müfessir bu başlıklar altında Kur'ân ilimlerinin farklı konularına da yer verdiği görülmüştür. Bu çalışmada bunlardan yirmi bir tanesini araştırma konusu yapılmıştır.
Kur'ân'da temsili anlatım
Kur‟ân-ı Kerîm, insanları hidayete çağırmak ve ilâhî hakikatleri öğretmek amacıyla güçlü bir anlatım dili ve yöntemleri içeren kutsal bir rehberdir. Bu bağlamda temsili anlatım, soyut hakikatleri somut örneklerle açıklayarak anlaĢılmasını kolaylaĢtıran ve Kur‟ân‟ın üstün belâgat ve fesahat özelliklerini yansıtan bir anlatım türü olarak öne çıkar. ÇalıĢmada, Kur‟ân‟da yer alan temsillerin insanlara doğruyu göstermedeki etkisi vurgulanmıĢtır. Tezde, temsillerin insan zihnini etkileyen bir yöntem olarak kullanıldığı ve bu yöntemin Kur‟ân‟ın pedagojik gücünün bir göstergesi olduğu belirtilmiĢtir. Kur‟ân‟da yer alan 114 mesel, insanlara ilâhî hakikatleri öğretmek, onları düĢündürmek ve tefekküre sevk etmek amacıyla kullanılmıĢtır. Bu meseller, insanların günlük hayatlarında karĢılaĢabileceği olgular, tabiat olayları, hayvan davranıĢları ve toplumsal iliĢkiler gibi somut örneklerden seçilmiĢtir. ÇalıĢmada, temsillerin edebi özellikleri de incelenmiĢ, teĢbîh-i temsîl, istiâre-i temsîliyye ve teĢbîh-i zımnî gibi sanatların mesellerin yapı taĢlarını oluĢturduğu belirtilmiĢtir. Tevhid, Ģirk, iman, küfür gibi kavramların, somut olaylarla iliĢkilendirilerek daha anlaĢılır hale getirildiği ifade edilmiĢtir. Bu anlatım yöntemi, bireylerin hem kavrayıĢlarını hem de duygusal etkilenimlerini artırarak Kur‟ân‟ın mesajlarını derinlemesine anlamalarını sağlamaktadır.
Câhiliye ahlâkından Kur'an ahlâkına değişim ve dönüşüm
İnsanı yönlendiren en önemli unsurların başında din duygusu gelmektedir. Sosyal bir varlık olan insan, fıtratında var olan bu duygu ile tarih boyunca kendisine yön vermiştir. Yaratıcı da onlara doğru rehberlik etme amacıyla sürekli peygamberler ve ilâhi kitaplar göndermiştir. İlâhi kitapların ana gündemlerinden biri de ahlâk sorunsalıdır. Bu kitapların sonuncusu olan Kur'an da doğal olarak ahlâk konusuna ağırlık vermiştir. Bu tezde son ilâhi kitap olan Kur'an ve Kur'an'ı tebliğ ve tebyinle görevlendirilen Hz. Muhammed'in önderliğinde câhiliye toplumundan hareketle mevcut toplumun ahlâkî açıdan değişim ve gelişimine vurgu yapılmaktadır. Ayrıca bu değişimi sağlayan ahlâkî kodların güncel topluma nasıl katkı sağlayabileceği incelenmektedir. Bu araştırmanın sonucunda, Kur'an'ın bireylerde meydana getirdiği değişimden hareketle, sadece geçmişte değil her dönemde moral değerleri yükselen, ideal bir toplum oluşturmayı hedeflediği anlaşılmıştır. Tezde, Kur'an'ın evrenselliği ve dinamikliği bağlamında bütüncül bir yaklaşımla ahlâkî tekâmül stratejisi, değişim ve dönüşüm irdelenmiş, Kur'an'ın evrensel mesajı esas alınarak, Kur'an merkezli bir çalışma yapılmıştır. Çalışma, câhiliye döneminin ahlâk algısını ve ahlâkî erdemlerini içermektedir. Ayrıca Kur'an'ın ahlâk anlayışını, ahlâkî prensiplerini, câhiliye ahlâkına müdahalesini ve Hz. Peygamber'in örnekliğini kapsamaktadır. Kur'an, ahlâkî değerlerini bir süreç içerisinde topluma aktarmıştır. İnançtan ibadete, bireyden topluma devam ettirilmesi ve kaçınılması gereken pek çok değer, tutum ve davranış belirlemiştir. Sadece söylem değil eylem geliştirmiştir. Kur'an, ortaya koyduğu kriterleri ve buna bağlı prensipleri Hz. Peygamber'in rol modelliğinde eyleme dönüştürerek pratik hayata yansıtmıştır. Sonuç olarak asabiyete ve ataların devam ettirdiği örf ve adetlerin egemenliğine dayanan câhiliye ahlâkının yerini, sınırlarını ilâhî otoritenin çizdiği değerlerin öncelendiği ahlâk anlayışının aldığı anlaşılmıştır. Asabiyet duygusuyla hareket etme, şan, şeref ve övünme amacıyla yapılan cömertlik ve iyiliklerin yerini Allah rızası ve takvâya dayalı değerlerin aldığı ortaya çıkmıştır. Kur'an'ın iyinin ve kötünün referansını kendinin belirlediği bir ahlâk algısı ortaya koyduğu; müminlerini bu kriterleri özümsemeye ve hayata tatbik etmeye yönlendirdiği; müşriklerin gayri ahlâkî tavırlarına müdahale ederek vizyon belirlediği tespit edilmiştir.
Kur'an'da câhiliye şiirindeki mesellerin kullanımı
Arap dili; belâgat, sarf, nahiv, şiir, nesir ve diğer pek çok ilmi içinde barındıran bir dil olup tefsir, hadis, fıkıh, kelam gibi bilim dallarıyla iç içe geçmiştir. Bilindiği üzere, Arap dilinin temeli câhiliyye şiiridir. Kur'an i'cazını keşfetmenin en iyi yolu, câhiliye şiiri ve sanatlarını yapı ve cümle bakımından incelemektir. Eğer insanoğlu belağî açıdan belli bir seviyeye ulaşırsa, bu takdirde onun Kur'an'ın i'cazını anlaması mümkün olur. Câhiliyye şiiri; Arapça'da sözün, meselin veya bir sözcüğün fasih olup olmadığını ölçen bir terazidir. İşte bu noktadan hareketle bu çalışma, Kur'an'ın Arap dilinde indirilmiş fasih kelam olduğunun ispatı üzerinde durmaktadır. Buradaki amaç ise, Kur'an'ın i'caz derecesinde Arap dilinin fesâhat ve belâgatının üzerine çıktığını göstermektir. Tez, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; Arap şiiri, meseller ve bununla ilişkili kavramlar hakkında bilgiler verilmekte ve bölüm iki alt başlıkta ele alınmaktadır. Birinci başlıkta; Arapça'da mesel kavramı, önemi, bilimsel ve toplumsal değeri ile Kur'ân'ı Kerîm-tefsir ilişkisi işlenmektedir. İkinci başlıkta ise; câhiliye şiiri, bu şiirin bilimsel değeri ve dilin yorumlanmasındaki önemi aktarılmaktadır. Ayrıca bu bölümde, Kur'ân'ı Kerîm'deki mesellerin câhiliye dönemi şiirinde nasıl kullanıldığına dair pratik uygulamalar sunulmakta ve bu amaçla, Kur'ân'ı Kerîm'de yer alan ve câhiliye şiirinde benzer olan meseller tespit edilmektedir. Örnekler eşliğinde yapılan açıklamalar ve değerlendirmelerle, çalışmanın temel fikri olan; Kur'an dili ile Câhiliye şiirindeki Arapça mesellerin ilişkisi incelenmektedir.