Prof. Dr. Ömer Osman Umar danışmanlığındaki tezler

16 tez · Fırat University

Yüksek LisansAçık ErişimTR

İkinci Dünya Savaşı sırasında Türk basınına göre Türk-İngiliz ilişkileri (1939-1945)

ÖZET İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA TÜRK BASININA GÖRE TÜRK-İNGİLİZ İLİŞKİLERİ (1939-1945) Hatice KIZILTAŞ Yüksek Lisans Tezi FIRAT ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimleri Enstitüsü TARİH ANA BİLİM DALI Cumhuriyet Tarihi Programı Ağustos, 2025, Sayfa: VII + 136 Türk-İngiliz ilişkileri 1396 yılında Niğbolu savaşında iki devletin karşı karşıya gelmesiyle başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı'na giden süreçte Osmanlı Devleti ile İngiltere arasındaki ilişkiler giderek kötüleşmiş ve sonunda kopma noktasına gelmiştir. 1914 yılında Osmanlı Devleti'nin Almanya'nın yanında savaşa katılmasıyla birlikte, İngiltere ile birçok cephede özellikle Çanakkale, Irak ve Filistin cephelerinde karşı karşıya gelinmiştir. Osmanlı'nın Almanya yanında savaşa girmesi Türk-İngiliz ilişkilerinde derin bir kırılma yaratmıştır. İngiltere'nin Arap ayaklanmalarına verdiği destek ve Osmanlı topraklarına yönelik emperyalist hedefleri, bu dönemin en kritik unsurlarındandır. Bu süreçte halifelik ve saltanatın kaldırılmasına karar verilmiştir. Birinci dünya savaşının sonunda verilen Millî Mücadelede başarılı olan Osmanlı Devleti ile İngiltere ve müttefikleri arasında Lozan Barış Antlaşması yapılmıştır. Yapılan görüşmeler sırasında İngiltere ile Musul sorunu çözüme kavuşturulması sürecinde gerginlikler yaşanmıştır. İki devlet arasında yapılan antlaşma ile Misakı Milliden ilk taviz verilerek Musul'dan vazgeçilmiştir. İkinci Dünya savaşına giden süreçte iki devlet arasında ilişkiler düzelmeye başlamıştır. Türkiye'nin Jeopolitik konumundan yararlanmak isteyen İngiltere ve Fransa Türkiye'yi yanlarına çekmek amacıyla Üçlü İttifak antlaşması imzalanmıştır. Türkiye yapılan antlaşma karşısında Sovyetlerden çekindiği için tarafsız bir politika izleyeceğini duyurmuştur. Bu süreçte basında savaş süreci ve Konferansları yer almıştır. Savaş sürecinde İngiltere'nin de içinde bulunduğu konferanslar yapılmıştır. Bu konferansların amacı Türkiye'yi savaşa dahil etmek ve askeri ve ekonomik açıdan destekte bulunacaklarını duyurmuşlardır Savaş bitiminde Almanya'nın mağlup olmasıyla savaş sona ermiştir. Türkiye savaşa fiili olarak katılmıştır. Savaş bitiminde İngiltere'nin sert tepkisiyle karşı karşıya kalan Türkiye Sovyet tehlikesiyle baş başa kalmıştır bu süreçte ABD Türkiye'ye yardımda bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Basın, İngiltere, Diplomasi

Hatice Kızıltaş
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Albay Talat Aydemir'in darbe girişimlerinin ve yargılanmasının Türk kamuoyuna yansımaları

Mustafa Kemal Atatürk döneminde siyasi rejimin ve inkılapların koruyucusu görevinde bulunan ordu, İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı olmasının ardından bu görevinin dışına çıkarak politikanın içine girmek zorunda kalmıştır. Orduda rejime yönelik ilk hareketlenmeler İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı döneminde başlamış ancak örgütler 1950 tarihinde Demokrat Parti'nin seçim yoluyla iktidara gelmesiyle aktif bir müdahale olmadan dağılmıştır. 1950 – 1960 yılları arasında iktidarda bulunan Demokrat Parti, 1954'ten sonra yaptığı faaliyetler ile ordunun tepkisini çekmiş ve iktidarı devirmek adına ilk kez bu yıllarda ihtilal örgütleri kurulmuştur. İhtilal örgütlerinin gelişmesi ve ülkede yaşanan sorunların çıkılmaz hale gelmesi sonucu cumhuriyet tarihindeki ilk askeri müdahale olan 27 Mayıs 1960 İhtilali gerçekleşmiştir. İhtilal sonrasında Harp Okulu Komutanlığı görevine getirilen Albay Talat Aydemir; darbenin amacına ulaşamadığını, Atatürk ilke ve inkılaplarının yerine oturtulamadığını ve ülkede yaşanan siyasi çatışmaların son bulmadığını öne sürerek ilk ihtilal girişimini 22 Şubat 1962 tarihinde denemiş ancak başarısız olmuştur. İhtilal girişimi sonrasında arkadaşları ile birlikte emekli edilen Talat Aydemir, ülkenin kötü bir gidişe sürüklendiğine inanarak 21 Mayıs 1963 tarihinde ikinci kez ihtilal girişiminde bulunmuş fakat yine başarısız olmuştur. İkinci ihtilal girişiminin ardından yargılanan Talat Aydemir, ihtilalci arkadaşı Fethi Gürcan ile birlikte idam edilmiştir.

Askeri faaliyetlerAskeri müdahaleAskeri yargı+7
Murat Talu
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Saltanatın kaldırılması ve Türk basınına yansımaları

Türklerde devlet emretme yetkisine sahip yüksek kurumdur. Devletler, veraset sistemi ile yönetilmiştir. Osmanlı dönemine gelindiğinde ise yine veraset sisteminin devam ettirildiğini görüyoruz. Ancak 3 Kasım 1839'da Tanzimat fermanı ile devletin yönetimdeki gücü azalmıştır. 1876'da Osmanlı imparatorluğunun anayasal döneme girmesi ile beraber yönetsel yapıda da değişimler başlamıştır. Meşrutiyet yıllarında ise merkezi yönetimde büyük değişiklikler olmamıştır. 17. yüzyılın sonlarında Osmanlı devletinin Avrupalı devletler tarafından parçalanma ve paylaşılma süreci başlamıştır. Bunu takiben Mondros Mütarekesi imzalanmış ve Osmanlı ülkesi işgale başlanmıştır. İşgaller karşısında Mustafa Kemal, milli mücadele ruhunu uyandırmak amacı ile kongreler düzenlemiştir. Daha sonra 16 Mart 1920'de İtilaf devletleri İstanbul'u işgal etmişlerdir. Bu gelişmeleri takiben Salih Paşa kabinesi istifa etmiş ve Damat Ferit Paşa sadrazamlığa getirilmiştir. Bunu takiben 23 Nisan 1920'de Ankara'da, BMM ilk oturumunu yapmış, saltanat ve hilafeti ilgilendiren bütün anayasal işlerin BMM'ye ait olduğuna dair bir kanun teklifi verilerek, hilafet ve saltanat yasal bir çerçeveye oturtulmuştur. 13 Eylül 1920'de TBMM'ye hükümet önerisi olarak halkçılık programı sunulmuş ve saltanat ile hilafet konusu bu programda yer almıştır. 1921 yılına gelindiğinde ise 24 maddelik kısa anayasamız olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ortaya çıkmıştır. Saltanat 1 Kasım 1922'de kaldırılmış ve Türk devleti için yeni bir süreç başlamıştır. Saltanatın kaldırılması, Mustafa Kemal'in gerçekleştirdiği en önemli inkılaplardan biridir. Öyle ki, Tevhid-i Efkâr gazetesi de saltanatın kaldırılmasını destekleyerek, gazetesinde halkın kutlamalarına yer vermiştir. Yine Vakit gazetesinde de saltanatın kaldırıldığı gün için, "Bugün yeni bir güneş doğuyor" şeklinde ifadeler yer almıştır. Saltanat kaldırıldıktan sonra Sultan Vahdettin'in yetkileri sınırlandırılmış ve buna bağlı olarak Vahdettin, İngilizlere sığınarak Malta'ya kaçmıştır. Bunu takiben halifeliğe Abdülmecid seçilmiş ve bu doğrultuda yine önemli bir adım atılmıştır. Bir diğer önemli gelişme ise, Cumhuriyetin ilanı olmuştur. Öyle ki, 1923 yılına gelindiğinde, Cumhuriyet ilan edilmiş ve bu ilan ile beraber kutlamalar yapılmıştır. Anadolu halkı tarafından kutlamalar yapılırken, Hâkimiyet-i Milliye, Tevhid-i Efkâr ve Vatan gibi gazetelerde de, Cumhuriyetin ilanının doğru olmadığı yönünde haberler çıkmaya başlamıştır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen, bütün gazeteler Cumhuriyetin ilanını halka duyurmuşlardır.

BasınBasın tarihiCumhuriyet+5
Şevin İnce
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortadoğu paylaşım tasarıları ve Türkiye (1915-1923)

Tarihin ilk medeniyetlerinin kurulduğu Mezopotamya, Anadolu, İran ve bu coğrafyaya bağlı topraklar bugünkü uygarlıkların temelinin atıldığı yer olmuştur. Tarımın ve buna bağlı olarak suyun önemli olması bu coğrafyayı daha değerli hale getirmiş bu nedenle bu topraklar birçok kez istilaya uğrayarak, önemli savaşlara sahne olmuştur. Müslümanların bu topraklara egemen olması Haçlı seferlerinin başlıca nedeni olurken, Osmanlı Devleti'nin bu topraklardaki hâkimiyeti barış ve huzurun bu coğrafya da uzun süre kalıcılıcığını sağlamıştır. Ancak bu topraklar Avrupalıların dikkatini çekmeye başladıktan sonra yeni bir döneme girmiş, bu yeni dönemde sınırları belli olmayan bir coğrafi terim olarak, Ortadoğu diye nitelenmiştir. Ortadoğu coğrafyası Sanayi İnkılabı ile birlikte artan ham madde ihtiyacının karşılanabileceği en büyük sahaydı. Zira Ortadoğu'ya hakim olan Osmanlı Devleti sanayileşememiş ve eski gücünü yitirmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti'nin gerileme devri ile birlikte başta İngiltere olmak üzere Avrupalı devletlerin ilgisi bu alana kaymıştır. Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması ile birlikte İngiltere ve Fransa açısından harekete geçme zamanı gelmiştir. Ortadoğu'da nüfuz alanları oluşturmak için savaştan önce yarışan bu iki güç Birinci Dünya Savaşı'nda anlaşmayı tercih etmiştir. Bu ittifaka Boğazları ele geçirmek amacıyla Rusya ve sömürge devleti olmaya çalışan İtalya'da katılmıştır. Savaş devam ederken Ortadoğu toprakları bu devletler tarafından gizli antlaşmalar yapılarak paylaşılmıştır. İstanbul, Londra, Sykes-Picot, Saint Jean De Maurienne Antlaşmaları bu zihniyetin ürünüydü. Bu antlaşmalarla emperyalist devletler bir yol haritası çıkarmış böylece kendi aralarında ortaya çıkacak rekabeti en aza indirmeye çalışmışlardır. Bu paylaşım tasarılarında en büyük ve önemli rolü oynayan devlet güneş batmayan imparatorluk yani İngiltere'ydi. İngiltere bu coğrafyada kendine yerel bir yardımcı bulmuş, Hicaz valisi Şerif Hüseyin'in İngilizlerin Mısır valisi McMahon ile yaptığı yazışmalar tarihin akışını değiştirmiştir. Bu çabanın amacı savaş sonrasında Ortadoğu topraklarını sorunsuz bir biçimde paylaşmaktı. Ancak Rusya'nın savaştan çekilmesi ve gizli antlaşmaların ortaya çıkması savaşın bitiminde yeni mücadelelerin ve anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. İngiltere'nin petrol alanlarına sahip olma gayreti bu anlaşmazlığın en mühim nedeniydi. Savaşın sonunda Paris Barış Konferansı'nda toplanan büyük güçler Ortadoğu ve Türkiye topraklarını paylaşmak için uğraşmış, bu çaba yeni savaşlar için kapı aralamıştır. Suriye İtilafnamesi, Kahire Konferansı, Londra ve San Remo Konferansları'nın yapılması Paris'te yapılan konferansın barış sağlayamadığının kanıtıydı. Çünkü Müttefiklerin önceliği barıştan çok sömürge alanları oluşturabilmekti. İtilafların en çok üzerinde durduğu sömürge projesi ise Sevr Antlaşması'ydı. İtilaf Devletleri Sevr Antlaşması'yla ilgili hükümleri aralarında uzun süre tartışmışlardır. İtilafların iyi hesaplayamadıkları bir şey daha vardı o da Türk milletinin mücadelesiydi. Zira İngilizlerin Sevr'i uygulatmak için Anadolu'da Megola İdea hayalleri kurdurduğu Yunan ordusu ağır bir yenilgi almıştı. Bu yenilgi İtilaf Devletleri'nin paylaşım tasarılarını Anadolu topraklarında hayata geçiremeyeceklerinin net cevabı olmuştur. Türk halkı Ortadoğu'ya biçilen manda elbisesini giymeyi reddetmiş yeni bir antlaşma Lozan Antlaşması ile Anadolu'nun paylaşımına izin vermemiştir.

AnlaşmalarArap ayaklanmasıLondra Antlaşması+7
Melek Yenisu
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İran-Irak Savaşı (1980-1988)

Çalışma 1980 ve 1988 yılları arasında yapılan İran-Irak Savaşı ekseninde taraf devletlerin savaştan önceki durumları, savaşa gerekçe oluşturan sebepler, savaş sırasında yapılan muharebeler, devam eden savaş sürecinde diğer devletlerin politikaları ve son olarak savaşın sonuçları üzerinde durmaktadır. Çalışmanın ilk bölümü taraf devletler olan İran ve Irak hakkında genel bilgiler içermektedir. Bu bölümde bu devletlerin tarihsel süreçlerine, siyasi, ekonomik ve toplumsal özelliklerine kısaca değinilerek savaşa etki eden hususların irdelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda ikinci bölüm içeriğinde başlıklar halinde savaşın temel sebepleri incelenecektir. Üçüncü bölümde savaş sırasında taraflarca yapılan askeri taarruzlar ve harekâtların nasıl olduğu ve nasıl geliştiğine değinilecektir. Dördüncü bölümde savaş devam ederken ve bitiminde gerek bölge ülkelerinin gerekse bölge dışındaki devletlerin yürüttüğü politikaların neler olduğuna bakılacaktır. Son bölümde ise savaşın sonuçları ve bölgeye etkilerinin neler olduğunun ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: İran, Irak, İran-Irak Savaşı, Saddam Hüseyin, Humeyni, Ortadoğu, Şii, Baas, Petrol, Şattülarap.

Humeyni, AyetullahIrakSaddam Hüseyin+4
Hüseyin Çakırtaş
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Körfez krizi bağlamında Türkiye'nin dış politikası

Basra Körfezi'nin coğrafi ve jeopolitik konumunun değerlendirilmesiyle başlanan çalışmamda genel olarak Körfez kıyısında yer alan ülkelerin coğrafi ve tarihi yapıları üzerinde durmaya çalıştıktan sonra Körfez Krizi'nin çıkmasında etkin rol oynayan Irak lideri Saddam Hüseyin döneminde ABD'nin ve İngiltere'nin Basra Körfezi ile Irak üzerindeki sosyal ve tarihi politikalarına değinilmiştir. Bunun yanı sıra Körfez Krizi'nin başlama nedenleri ve bu kriz sırasında ABD, İngiltere ve Türkiye'nin nasıl bir tavır sergilendiğini ve son bölümde de Körfez Krizi sonrası bölgede yaşanan gelişmelerle birlikte krizin Türkiye'ye etkisi ele alınmaya çalışılmıştır. Basra Körfezi tarihin önemli olaylarına şahitlik etmiş bir coğrafyadır. Bu önemli olaylardan biri de hiç şüphesiz ki Körfez Krizi olmuştur. Bu kriz Türkiye'nin dış politikasında bir değişime gitmesine ve Ortadoğu coğrafyasındaki dengeleri değiştirmesi açısından bölgedeki ülkelerin birbirleriyle olan ilişkilerine de yeni bir boyut kazandırmıştır. Körfez Krizi özellikle Türkiye'de ve Ortadoğu'da yeni bir dönemin başlangıcını teşkil etmiştir.

IrakKörfez kriziOrta Doğu+5
İncilay Yatmaz
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bingöl yerel basınına göre siyasi hayat ve Demokrat Parti (1950-1960)

Türk siyasi hayatında demokrasinin sürdürülebilmesi için en önemli şey siyasi partilerin varlığı olmuştur. Türkiye'de Cumhuriyet ilan edilmeden önce 9 Eylül 1923 tarihinde Mustafa Kemal'in Halk Fırkasını kurması demokratik hareketlere verdiği önemi ortaya koymuştur. Halk Fırkasının kuruluşundan sonra bir müddet başka parti varlık gösterememişse de 17 Kasım 1924 tarihinde ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kurulması demokrasi için bir yenilik olmuştur. Ancak izlediği politikalar neticesinde cumhuriyet karşıtlarının sığındığı bir parti haline gelmiş, Şeyh Sait İsyanı sırasında bazı parti yöneticilerin ayaklanmaya katılanlarla yakın ilişkiler kurmaları ve Cumhuriyet rejimine karşı maddi ve manevi destekte bulunmaları gerekçesiyle 1925 yılında kapatılmıştır. 12 Ağustos 1930 tarihinde kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası ise kuruluşunda Cumhuriyete ve laikliğe karşı olmadığını ilan ederek karışıklıklara ortam vermek istememiştir. Ancak ülkedeki siyasi durum yeniden Cumhuriyet karşıtlarının parti örgütlenmelerinde yer almasına neden olmuş, demokrasinin ve çok partili hayatın benimsenmesini engellemiştir. Cumhuriyet karşıtı tepkiler neticesinde SCF'nin kapatılması ile çok partili hayat denemeleri sonuçsuz kalmıştır. 1946 yılına kadar tek parti dönemi yaşanmış, Demokrat Partinin kurulması ve 1946 seçimlerine katılması ile çok partili hayata geçiş denemeleri sonuç vermeye başlamıştır. Demokrat Parti kuruluşundan sonra yaptığı çalışmalar ve izlediği politikalar neticesinde 1950 seçimi olarak adlandırılan Ak Devrim ile iktidarın sahibi olmuş, iktidarı boyunca ülkede siyasi, sosyal, iktisadi hayatta yenilikler meydana getirmiştir. İç politikada ve dış politikada izlediği siyaset Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli bir yer edinmesini sağlamıştır. Halkın desteğini alarak 1954 seçimlerinde en parlak dönemini yaşamış, 1957 yılından sonra bu durum tersine dönerek güç kaybetmeye başlamıştır. Uyguladığı yönetim eleştirilere neden olarak muhalefetin güçlenmesini sağlamış, güçlenen muhalefet ordu desteği ile 1960 darbesi gerçekleştirmiştir. 1960 darbesi ile Türkiye'de yeni bir dönem açılmıştır. Meydana gelen 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra geçen 17 ay boyunca demokrasi sekteye uğramış 1961 seçimine kadar ülkeyi Milli Birlik Komitesi yönetmiştir. Oluşturulan yeni anayasa ve seçimler sonucu Türkiye'de ilk koalisyon hükümeti kurulmuştur.

BasınBasın tarihiDemokrasi+7
Tuğba Yolcu
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

II. Dünya Savaşından bağımsızlığına kadar Gürcistan (1939-1991)

Gürcistan Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği'nin güneyinde bulunan Kafkas Dağları'nın batısında küçük bir ülkedir. Gürcü halkı, dünyanın en eski milletlerinden biri olup çok eski ve hareketli bir tarihe sahiptir. Asya ve Avrupa arasındaki coğrafi durumu ve diğer faktörler sosyal, politik, ekonomik ve kültürel evrimine etki yapmıştır. Gürcistan'ın avantajlı durumu ve doğal zenginliği daima Rusya ve Türkiye dâhil bazı ülkelerin ihtirasını çekmiştir. Ülke, Roma, Bizans, Arap, Hazar, Selçuklu, Moğol, İran, Osmanlı ve Rus istilalarına uğramıştır. Gürcistan, sahip olduğu jeostratejik önem nedeniyle, gerek Kafkasya bölgesi, gerekse Rusya ve Türkiye açısından hayati önem kazanmıştır. Özellikle, Kafkasya ve Orta Asya'ya açılan ulaşım ve ticaret yollarının merkezi konumundadır. Gürcistan açısından Türkiye; Rusya'nın nüfuzunu dengeleyebilecek bir komşu devlet olmanın yanı sıra, hem Batı'ya açılan bir kapı, hem de gelişmesine katkı sağlayabilecek ekonomik bir güçtür. Burada daha çok İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Gürcistan'ın iç politikası ve Gürcistan'da yaşanan etnik sorunlar özetlenecektir. Tarih boyunca yapılan bağımsızlık savaşları yüzünden yıpranan Gürcüler, XIX. yüzyılın başında Çarlık Rusyası'nın istilasına uğradılar. Yıllarca süren mücadeleler sonunda, demokratik bir cumhuriyet kurarak tarih sahnesinde yeniden göründüler. Gürcüler diğer Güney Kafkasyalı milletler olan Azeriler ve Ermeniler gibi 1991 yılında Rusya Federasyonu'nun dağılmasıyla bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Çalışmanın amacı; Gürcistan'ın İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Türkiye, Rusya, Azerbaycan, Ermenistan ve İngiltere'nin Güney Kafkasya'da çakışan menfaatlerini, ortak siyasetlerinin bu siyaset çerçevesinde diplomatik ve askeri faaliyetlerinin incelenerek, sonuçlarının analiz edilmesidir. Bu çerçevede II. Dünya Savaşı'ndan sonra Gürcistan'ın Kafkas halkları ile siyaseti ele alınmıştır. Aynı zamanda bağımsızlık öncesi sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı ele alınarak sanayi ve endüstri hakkında da bilgiler incelenmiştir. Ayrıca savaştan sonra Kafkasya siyasetinin başarılı olabilmesi için gerçekleştirilmiş faaliyetler de irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Gürcistan, Güney Kafkasya, Transkafkasya, Türkiye, SSCB, Rusya Federasyonu, Stalin.

BağımsızlıkGüney KafkasyaGürcistan+3
Yunus Ekici
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Afganistan (1945-1989)

Bu doktora tezi, İkinci Dünya savaşından yani 1945 yılında sonra başlayan soğuk savaş dönemi ile bu dönemin sonu ve SSCB'nin dağılmasının başladığı kabul edilen 1989 yılında Rus işgalinin bittiği dönemde Afganistan tarihini incelemeyi amaçlamaktadır. Öncelikle Afganistan'ın tarihi ve coğrafi yapısı incelenmiştir. Daha sonra Afganistan'ın Jeopolitik yapısı ele alınmış ve Türkiye Cumhuriyeti ile yakın tarihlere rastlayan kuruluşu anlatılmıştır. Özellikle Atatürk döneminde Afganistan-Türkiye Cumhuriyeti ilişkilerine kısaca değinilmiştir. Afganistan'daki siyasi hareketler ile Afganistan'ın Sovyetlere yaklaşması geniş bir şekilde incelenmiş, bilahare Rus işgali ile geri çekilmesi yine geniş bir araştırma sonucu Rus ve Doğu Bloku ülkelerinin arşiv kaynaklarına ve diğer kaynaklara dayanarak incelenmiştir. Daha sonra Rus işgaline karşı büyük güçlerin tepkisi ve ABD'nin işgale verdiği destek ile mülteciler sorunu ele alınmıştır. Bu arada Afganistan'ın idari ekonomik kültürel ve dini yapısı kısaca incelenmiştir. Son bölümde Afganistan'ın dış politikası, komşuları ve Türkiye Cumhuriyeti olan ilişkileri ortaya konmuştur. İncelemede elde edilen veriler sonuç bölümünde açıklanarak ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Afganistan, Sovyet İşgali, Rus İşgali

AfganistanRusyaSovyetler Birliği+3
Burhanettin Şenli
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İki Dünya Savaşı arasında Gürcistan: 1918-1939

Gürcistan Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği'nin güney ucunda Kafkas Dağları'nın batısında küçük bir ülkedir. Gürcü halkı, dünyanın en eski milletlerinden biri olup, çok eski ve hareketli bir tarihe sahiptir.Asya ve Avrupa arasındaki coğrafi durumu ve diğer faktörler sosyal, politik, ekonomik ve kültürel evrimine etki yapmıştır. Gürcistan'ın avantajlı durumu ve tabii zenginliği daima Rusya ve Türkiye dâhil bazı ülkelerin ihtirasını çekmiştir. Ülke, Roma, Bizans, Arap, Hazar, Selçuklu, Moğol, İran, Osmanlı ve Rus istilalarına uğramıştır.Gürcistan, sahip olduğu jeostratejik önem nedeniyle, gerek Kafkasya Bölgesi, gerekse Rusya ve Türkiye açısından hayati önem kazanmıştır. Özellikle, Kafkasya ve Orta Asya'ya açılan ulaşım ve ticaret yollarının merkezi konumundadır.Gürcistan açısından Türkiye; Rusya'nın nüfuzunu dengeleyebilecek bir komşu olmanın yanı sıra, hem Batı'ya açılan bir kapı, hem de gelişmesine katkı sağlayabilecek ekonomik bir güçtür.Burada daha çok 1917 Rus ihtilalinden sonra Kafkasya'da geçen olaylar özetlenecektir. Tarih boyunca yapılan bağımsızlık savaşları yüzünden yıpranan Gürcüler, XIX. yüzyılın başında Çarlık Rusyası'nın istilasına uğradılar. Yıllarca süren mücadeleler sonunda, demokratik bir cumhuriyet kurarak tarih sahnesinde yeniden göründüler. Gürcüler gibi diğer Kafkasya'lı milletlerden Azeriler ve Ermeniler için, bağımsızlıklarına kavuştukları 1918 yılının Mayıs ayı, özel bir anlam ve değer taşır.Çalışmanın amacı; Gürcistan'ın Bolşevik ihtilali sonrasında, Rusya, Osmanlı Devleti, İngiltere, Almanya ve Güney Kafkasya halklarının I. Dünya Savaşı'nda çakışan menfaatlerini, ortak siyasetlerinin, bu siyaset çerçevesinde diplomatik ve askeri faaliyetlerinin incelenerek, sonuçlarının analiz edilmesidir. Bu çerçevede I. Dünya Savaşı sonlarında Gürcistan'ın İtilaf ve İttifak devletleriyle Kafkasya siyaseti ele alınmıştır. Aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin iç politikası, bu politikaya yön veren akımlar ve Osmanlı'yı Kafkasya'ya yönlendiren dış sebepler incelenmiştir. Ayrıca, savaşla birlikte Kafkasya siyasetinin başarılı olabilmesi için gerçekleştirilmiş faaliyetler de irdelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Gürcüler, Kafkasya, Transkafkasya, Bolşevik İhtilali, Maverayı Kafkasya.

Bolşevik DevrimiDünya Savaşı IIGürcistan+2
Yunus Ekici
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mısır ekseninde Ortadoğu'da Amerika ? Sovyet Rusya mücadelesi (1945 ? 1973)

İngiltere ve Fransa'nın II. Dünya Savaşı'nın ardından Ortadoğu'da nüfuzlarının azalmasıyla oluşan boşluğu doldurmaya çalışan ABD ve Sovyetlerin, Ortadoğu mücadelesinin ana eksenini, İsrail Devleti'nin kurulması ile başlayan Arap ? İsrail savaşları ve buna karşı Arap Milliyetçiliği ile Arapları bir arada tutmaya çalışan Mısır oluşturmuştur. ABD ve Sovyetlerin Ortadoğu Politikalarının ana eksenini Mısır'ın oluşturmasının en önemli sebebi, Mısır ihtilali ve Süveyş Kanalı'nın millileştirilmesi olmuştur. Bu olaylar büyük güçlerin politikalarında önemli değişiklikler oluşturmuş, Sovyetler ?Barış İçinde Bir Arada Yaşama? tezini kullanırken ABD ise hem İsrail'in varlığının korunmasının hem de Araplardan kopmamanın hesaplarını yapmıştır. Ancak incelediğimiz bu dönem içerisinde ABD, Arap Ortadoğusu'nda pek de inandırıcı olamamıştır. Nitekim İsrail'e desteği Ortadoğu Devletlerini Sovyetlere yönlendirmiştir. İki güç arasındaki bu kuvvet paylaşımı Sovyet nüfuzunun artmasını sağlamış, ancak Arap ? İsrail Savaşlarında galip taraf İsrail ve dolayısıyla da ABD olmuştur. Bu durum 1970'lere gelindiğinde özellikle de Mısır'ın Sovyetlerden uzaklaşıp ABD'ye yakınlaşmasına yol açmıştır. Yani Sovyetlerin Ortadoğu'da izlediği politika başarısızlıkla sonuçlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Ortadoğu, ABD, Sovyetler, Mısır, İsrail

Amerika Birleşik DevletleriMısırOrta Doğu+4
Turgay Murat
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Libya: 1911-1945

Libya, Akdeniz'de sahip olduğu yaklaşık 2000 kilometrelik sahiliyle, Kuzey Afrika'nın tam ortasındadır. Mısır ile Tunus arasında yer alan ülke coğrafi konumuyla önemli bir yere sahiptir. 1. 750. 000 kilometre karelik yüzölçümü olan LibyaAvrupa ülkelerine ve Amerika'nın doğu kıyılarına yakın sayılabilecek nitelikli petrol kaynaklarına sahiptir. İlkçağlardan itibaren yerleşim yeri olarak kullanılan bölge Hz. Ömer döneminde İslamiyet'le tanışmış 1551 yılında Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. İlkçağlardan itibaren pek çok devletin ilgi odağı olan bölge sömürge yarışına geç katılan İtalya'nın dikkatini çekmiştir. Osmanlı'nın Kuzey Afrika'daki son toprağı olan Libya Trablusgarp savaşı sonunda imzalanan Ouchy ( Uşi ) antlaşmasıyla İtalya'ya bırakılmıştır. Bundan sonraki süreçte İtalya sömürgesi altında İki büyük dünya savaşına tanık olan Libya, bağımsızlığını kazanmak için mücadele etmiştir. Bağımsızlık için Senusi şeyhlerinin verdikleri mücadeleler oldukça önemlidir. Bu çalışmada 1911- 1945 yılları arasında Libya'nın genel durumu ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Libya, Sömürge, Osmanlı, İtalya, Savaş

LibyaOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+7
Aslıhan Alkan
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Paylaşım tasarıları çerçevesinde Ortadoğu'nun şekillendirilmesi (1918-1945)

Ortadoğu kelimesi tıpkı Şark ve Yakındoğu gibi Avrupalıların ürettiği bir kavramdır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde en çok kullanılan kavramlardan biri olan Ortadoğu kelimesi önceden kullanılan Yakındoğu teriminin yerini almıştır. Bu kavramın çok sık zikredilmesinin en önemli nedenlerinden biri de İngiltere'nin Hindistan ve Çin coğrafyasında etkin hale gelmesidir. Bu ifadenin tanımladığı topraklar İlkçağ'dan günümüze kadar tüm insanlık için farklı sebeplerle önemini korumuştur. Avrupalı devletler ve ABD için önemli bir sömürü merkezi olarak görülen bu topraklar Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na girmesiyle paylaşım tasarılarının ana konusu olmuştur. Birinci Dünya Savaşı ile başlayan gizli antlaşmalar süreci, paylaşım tasarılarının savaştan sonra hayata geçirildiği manda yönetimlerinin kurulmasıyla devam etmiştir. Bu çalışma ile 1918'den 1945 yılına kadar paylaşım tasarıları ile Ortadoğu'nun büyük güçler tarafından nasıl şekillendirildiği ve kronolojik olarak bu topraklar üzerindeki paylaşım tasarılarının uygulanma aşamaları izah edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla Türk ve yabancı arşivlerden, gazetelerden, kitap ve makalelerden yararlanılarak farklı bakış açıları ile konu tetkik edilmiştir. Manda yönetimleri kurularak devam eden Ortadoğu'yu şekillendirme gayreti Avrupalı devletleri Ortadoğu'yu masrafsız ve sorunsuz yönetebilmek için hakim oldukları bölgelerde anayasalar ve antlaşmalar yapmaya, yeni krallar atamaya sevk etmiştir. Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan, Filistin ve Suudi Arabistan devletleri bu çabanın sonucu olarak ortaya çıkmış olup, mandater devletler bu toprakları yönetirken askeri ve mali yükümlülüklerini azaltmak amacıyla çözümler aramışlardır. İkinci Dünya Savaşı başlamadan önce İngiltere, Irak ve Ürdün ile Fransa, Suriye ve Lübnan ile sözde bağımsızlık antlaşmaları yapmışlardır. Bu antlaşmalar ile askeri, siyasi, kültürel ve ekonomik tüm menfaatlerini garanti altına alan mandater devletler sorumluluklarından kurtularak, Ortadoğu üzerindeki nüfuzlarını devam ettirmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve Fransa önceki antlaşmaların kendilerine sağladığı garantilerle Ortadoğu'ya yeniden müdahale ederek bölgedeki askeri ve siyasi rollerini arttırmışlardır. Bu süreçte İngiltere, Filistin için ise toprakların Araplar ve Yahudiler arasında paylaşılmasını öneren tasarılar yapmıştır. Avrupalı devletler Ortadoğu'da 1918'den 1945'e kadar uyguladıkları böl, parçala, kolay idare et taktiği ile farklı devletler ve kimlikler oluşturma çabası içerisine girmişlerdir. Bu politika Ortadoğu'ya huzur değil, istikrarsızlık getirmiştir.

AntlaşmalarAvrupa ülkeleriGizli anlaşmalar+6
Melek Yenisu
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk basınında Türkiye Köylü Partisi (1952-1958)

Türkiye İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra değişen dünya düzenine uyum sağlamak için çok partili hayata geçiş yapmıştır. Bu geçiş sürecinde durumu en çok destekleyen CHP Genel Başkanı İsmet İnönü olmuştur. CHP içinde zamanla farklı görüşler ve düşünceler ortaya çıkmıştır. Mecliste görüşülen bazı kanunlar bu farklı görüşleri benimseyen kişiler tarafından kabul edilmediği için parti içerisinde bir muhalefet hareketi oluşmaya başlamıştır. Bu muhalefet hareketiyle parti içindekiler kısa bir süre sonra CHP'den ayrılarak 1946'da Demokrat Parti'yi kurmuşlardır. Parti zamanla siyasi yönden güçlenmiş ve 1950 yılında yapılan seçimlerde iktidar olmuştur. İktidar olduktan sonra pek çok alanda başarılı işler yapmışlar, halk da bu durumdan oldukça memnun olmuştur; fakat zamanla parti içerisinde karışıklıklar ortaya çıkmıştır. Yaşanan karışıklıklar sırasında Demokrat Parti içerisinde farklı görüşlere sahip gruplar belirmiş ve bu gruplar zamanla Demokrat Parti'den ayrılıp yeni partiler kurmuşlardır. Türkiye Köylü Partisi de böyle bir süreç içinde Demokrat Parti'den ayrılan gruplardan biridir. Türkiye Köylü Partisi 1952 yılında kurulmuş ve 1958 yılına kadar siyaset sahnesinde yer almıştır. Partinin amacı, köy ve köycülük düşüncesini halk arasında yaygın ve ön planda tutmak istediğinden köylü kesimin sesini bizzat duyurmak için canla başla çalışmıştır. Parti, teşkilatlanmanın merkezden değil köylerden başlamasını savunmuş ve bu yönde çalışmalar gerçekleştirmişlerdir; fakat köylü kesimden bekledikleri gibi olumlu herhangi bir destek bulamamışlardır. Destek bulamadığı için de 1954 yılında yapılacak seçimlere girebilmek adına diğer muhalefet partileri ile Demokrat Parti'ye karşı iş birliği görüşmeleri yapmıştır; fakat yapılan görüşmeler sonucunda herhangi bir birleşme sağlanamamıştır. 1958 yılında ise parti tek başına siyaset sahnesinde var olamayacağını anladığından Cumhuriyetçi Millet Partisi ile birleşme kararı almıştır. Görüşmeler olumlu sonuçlanmış ve Türkiye Köylü Partisi ve Cumhuriyetçi Millet Partisi birleşerek CKMP (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) adı altında siyasi çalışmalarına güçlü bir şekilde devam etmiştir. Anahtar Kelimeler: Seçimler, Türk Siyasi Hayat, DP, TKP, CKMP

AnadoluculukKöycülükTürkiye Köylü Partisi+1
Elif Yüksekdağ
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Cumhuriyet Döneminde Mardin (1923-1960)

Türkiye'de modern devletin ve modern toplumun yaratılmasına yönelik çalışmalar her ne kadar 1920'li yıllarda başlasa da asıl olarak 1930'ların başından itibaren yoğunlaşmaya başlamıştır. Cumhuriyet'in kuruluşundan 1930'lu yılların başına kadar Mardin'de kent yaşamının modernleşmesiyle ilgili büyük dönüşüm gerçekleşmemiştir. Modernleşme sürecinin yavaş ilerlemesine neden olan en önemli sorun bütçe yetersizliğiydi. Bu yıllarda öncelik verilen konuların başında sınırdaki kaçakçılık sorunu, bulaşıcı hastalıkların yaygınlığı ve susuzluk gelmekteydi. Mardin'e su tesisatlarının döşenmesi ancak 1950'lerin sonuna kadar aşamalı ve farklı tarihlerde mümkün olabilmişti. Mardin bölgesinde hayvan yetiştiriciliği ve üretimi çok fazla olması sebebiyle, bulaşıcı hastalıkların Türkiye'ye yayılması mümkündü. Hastalıklara anında müdahale edilmesi için 1926 yılında Mardin Serum Laboratuvarı kurulmuştu. Ayrıca Suriye ile yapılan anlaşmalara, bulaşıcı hastalıkların önlenmesi konusunda maddeler de eklenmişti. Böylece Türkiye geneline yayılması muhtemel olan salgınların önüne geçilmişti. Mardin kenti, sınır ve güvenlik merkezi olması sebebiyle, devlet otoritesinin ve kontrolünün yoğun biçimde uygulandığı bir alandı. Valilerinin bir bölümü aynı zamanda belediye başkanlığı görevini üstlenmişti. Valiler, sınır güvenliğinin sağlanması ve kaçakçılığın önlenmesi konularında bir araya gelen Türkiye-Suriye ve Türkiye-Irak Komisyonlarında görev alma yetkisine sahiptiler. Valiler ayrıca halkın okur-yazarlık seviyesinin yükseltilmesi amacıyla Millet Mektepleri, Türk Ocakları, Halkevleri ve Türk Dilini Yayma Cemiyetleri'nin çalışmalarına destek vermekteydiler. Mardin'in üretim ve ihracat kapasitesinde en fazla etkili olan sektörler, tarım ve hayvancılık idi. Ülke ekonomisine önemli katkısı olan bu üretimlere devlet desteği verilmekte ve burada yapılan faaliyetler Ankara tarafından denetlenmekteydi. Dokumacılık, kuyumculuk, telkâri (gümüş işlemeciliği), taş oymacılığı vb. alanlarda da üretim yapılmaktaydı. Mardin kentinde 1930'lu yıllarda başlayan modernleşme ve üretim hareketleri asıl olarak 1950'lerden itibaren etkili olabilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Kent Tarihi, Mardin, Modernleşme, Kentleşme.

Cumhuriyet DönemiEkonomik hayatKent tarihi+5
Aysel Fedai
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Atatürk'ün Ortadoğu politikasının Türk basınına yansımaları (1919-1938)

Atatürk'ün Ortadoğu politikası dönemin şartlarına göre şekillenmiştir. Milli Mücadele döneminde Türkiye'nin bağımsızlığını kazanması için verdiği mücadele sürerken Ortadoğu ulusları da kendi bağımsızlık mücadelesini başlatmaya çalışmıştır. Türkler ve Araplar bağımsız olabilmek için ortak düşmanları emperyalistlere karşı birlikte hareket etmiştir. Türk ve Arap milliyetçiliği iki ulusu da ortak çıkar ve işbirliği çerçevesinde birleştirmiştir. Ortadoğu ulusları Mustafa Kemal'i tüm İslam alemi için kurtarıcı ve Milli Mücadeleyi de örnek olarak görmüştür. Milli Mücadele'nin diplomatik başarısı Lozan Antlaşmasıyla gerçekleşmiştir. Ancak Ortadoğu'da İngiliz ve Fransız manda yönetimi altında yaşayan Irak ve Suriye ile sınır sorunları yaşanmış ve ilk etapta çözüme kavuşturulamamıştır. Cumhuriyet dönemi Ortadoğu politikası milli ve barışçıl bir şekilde sürdürülmüştür. Lozan Antlaşmasından kalan sorunların çözümü dış politikada önemli bir yer tutmuştur. Türkiye Cumhuriyet döneminde Suriye, Irak, Afganistan, İran, Suudi Arabistan ve Mısır ile siyasi ilişkiler kurmuştur. Ancak Irak ile yaşanan Musul sorunu ve Suriye ile yaşanan Sancak sorunu bu iki devletle siyasi ilişkileri bir süre gerginleştirmiştir. Musul Meselesi Türkiye'nin aleyhine çözülürken Sancak meselesi lehine çözülmüştür. Bu iki sorunun çözülmesiyle Türkiye'nin güney sınırı kesin olarak belirlenmiştir. Türkiye ile siyasi ilişkilerini geliştirmek isteyen Ortadoğu ülkelerinin liderleri ve dışişleri bakanları Türkiye'ye resmi ziyaretler yapmıştır. Bu ziyaretlerde devletler arası sorunlara çözüm sağlanmaya çalışılmasının yanı sıra ülkeler arasındaki dostluk bağları da güçlendirilmiştir. Ortadoğu ülkeleriyle yapılan antlaşmalar da ikili ilişkilerde iyileşme sağlamıştır. Türkiye'nin barışçıl çabaları Ortadoğu ülkeleriyle ortak bir pakta yer almasını sağlamıştır. Türkiye Avrupa'daki yayılımcı siyasete karşı doğu sınırını korumak için önlem almak istemiştir. Bu amaçla Türkiye'nin de içinde bulunduğu ortak bir savunma hattı olan Sadabat Paktı kurulmuştur. Türkiye, İran, Irak ve Afganistan katılımıyla Ortadoğu ve dünya barışına katkı sağlanmaya çalışılmıştır. Dünya bir savaşa sürüklenirken Türkiye dış politikasında Ortadoğu ülkeleriyle işbirliği ve dostluğu sağlayacak antlaşmalar imzalayarak kendini güvence altına almak istemiştir. Ayrıca Türkiye barışçıl politikaların Ortadoğu'da huzur ve barışı sağlaması için ortak işbirliği içerisinde olmuştur.

İncilay Çakıl
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00

Diğer danışmanlar