Theses supervised by Prof. Dr. Sadullah Kaya
11 theses · Dicle University
EDTA, glikolik asit ve etanol'ün apikal üçlüden kalsium hidroksiti uzaklaştırma etkinlikleri: SEM çalışması
Amaç:Bu tez çalışmasının amacı; kök kanallarında medikament olarak kullanılan Kalsiyum Hidroksitin (Ca(OH)2) uzaklaştırılmasında son yıkama solüsyonu olarak kullanılan % 17 Etilen Diamin Tetraasetik Asit (EDTA), %10 Glikolik asit (GA) ve %70 Etanolün etkinliklerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem:Çalışmamızda periodontal ya da ortodontik problem nedeniyle çekilmiş 76 adet tek köklü insan mandibular premolar dişleri kullanıldı.Diş çekimi sonrasında çalışma süresine kadar dişler %0,9 salin içerisinde bekletildi. Standardizasyonu sağlamak için her bir diş boyu 15 mm olacak şekilde dekoronale edildi. 15 K-tipi (VDW, Münih, Almanya) el eğesiyle çalışma uzunluğu tespiti yapıldı. Daha sonra kök kanalları, endodontik motor (Eighteeth E Connect S) kullanılarak resiprokasyon sistemiyle çalışan R40 (Reciproc,VDW,Almanya) döner alet eğesiyle prepare edildi. Genişletme işlemi esnasında kök kanalları 10 ml %2.5 NaOCl ve 2 ml %17 EDTA ile irrige edildi. Seanslar arası kullanılan Ca(OH)₂ medikamenti kanal içerisine yerleştirilip 7 gün boyunca 37 ˚C' de ve % 100 nemli ortamda etüvde bekletildi. Sonrasında final irrigasyonu için örnekler rastgele olacak şekilde 3 deney grubuna (n:22) ve 2 kontrol grubuna (n:5) ayrıldı. .Grup 1: 6 ml %70 etanol + Sonik aktivasyon (SI), Grup 2: 6 ml %17 EDTA + SI, Grup 3: 6 ml %10 GA + SI, Negatif kontrol grubu: 5 ml distile su, Pozitif kontrol grubu: 5 ml distile su. Nötralizasyonu sağlamak için tüm deney gruplarındaki örnekler 5 ml distile su ile son bir yıkamaya tabi tutuldu. Solüsyonların uygulama ve aktivasyon süreleri 60 sn olarak belirlendi.Bucco-lingual yönde ikiye ayrılan dişler apikal üçlü bölgesinden x2000 büyütme ile SEM altında incelendi ve Ca(OH)2buzaklaştırma etkinlikleri Salgado'nun 5 dereceli skorlama sistemi kullanılarak değerlendirildi. Bulgular:Gruplara göre gözlemcilerin Ca(OH)2'nin kanallardan sökülmesi skorlarının dağılımları Pearson Ki-Kare Testi ile incelendi ve çoklu karşılaştırmalar Bonferroni Düzeltmesi ile yapıldı. Analiz sonuçları frekans (yüzde) şeklinde sunuldu. Önem düzeyi p<0,05 olarak alındı.Kappa testi sonuçları, iki gözlemci arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığını gösterdi (kappa değerleri= 0,749, 0,737, 0,835). Skor 1, 4 ve 5 için EDTA ve GA grupları arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0,05), Etanol grubu bu skorlar için EDTA ve GA gruplarından anlamlı derecede daha az Ca(OH)2 uzaklaştırmıştır p<0,001). Skor 2 için gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Skor 3 için ise GA ve Etanol grubu arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç:Bu çalışmanın limitasyonları dahilinde son yıkama ajanı olarak kullanılan EDTA ve GA solüsyonları kök kanallarından Ca(OH)2 uzaklaştırılmasında benzer sonuçlar verdi. Etanol ise Ca(OH)2 uzaklaştırma etkinliği açısından yetersiz kaldı. Kullanılan üç irrigasyon solüsyonuda kök kanallarından Ca(OH)2' yi tamamen uzaklaştırma etkinliği gösteremedi.
Farklı irrigasyon ajanlarının cam fiber postların dentin yapısına bağlanma dayanımı üzerine etkileri
Bu çalışma, post boşluğunun EDTA, MTAD, DualRinse ve SmearOFF son yıkama solüsyonları ile pasif ultrasonik aktivasyonunu takiben, cam fiber post simantasyonu sonrası push-out bağlanma dayanımlarını incelemeyi ve oluşan bağlantı başarısızlıklarının tipinin belirlenmesini amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada periodontal sebeplerle çekilmiş 60 adet alt premolar insan dişi kullanıldı. Kök boylarını standardize etmek için apeksten 14 mm uzaklıkta olacak şekilde dişlerin koronal kısımları elmas fissür frezle su soğutması altında uzaklaştırıldı. Dişlerin çalışma uzunluğu #15 K tipi eğe kullanılarak, major apikal foramenden 1mm kısa olacak şekilde ayarlandı. Kök kanalları M25 ve M40 T-Endo MUST NiTi kanal eğeleri ve Ai Motor kullanılarak genişletildi. Kemomekanik şekillendirme tamamlandıktan sonra kök kanalları EDTA ve NaOCl ile yıkandı ve biyoseramik esaslı kanal patı kullanılarak tek kon tekniğiyle dolduruldu. Dişlerin apikallerinde 5 mm kanal dolgusu kalacak şekilde, fiber post frez seti kullanılarak 9 mm uzunluğunda post boşlukları hazırlandı ve 60 örnek rastgele 4 gruba (EDTA; MTAD; Dual Rinse; SmearOFF) ayrıldı (n=15). Son yıkama solüsyonlarına aralıklı pasif ultrasonik aktivasyon protokolü uygulandı. 1.3 mm çapa sahip cam fiber postlar self adeziv rezin yapıştırma simanı Panavia SA Cement Universal ile post boşluklarına simante edildi. Örnekler kesit elde etmek için silindirik plastik kalıplar kullanılarak soğuk akril içerisine gömüldü. Hassas kesme cihazı ile birbirini takip eden 2.0 ± 0.1 mm kalınlığında enine 3 kesit alındı.Örneklere push-out testi ve başarısızlık analizi yapıldı. Veriler IBM SPSS V23 ve JAMOVI 2.3.28 ile analiz edildi. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ile incelendi. İrrigasyon solüsyonu ve bölgeye göre bağlanma dayanımının karşılaştırılmasında Walrus paketindeki İki Yönlü Robust ANOVA testi kullanıldı ve çoklu karşılaştırmalarda Bonferroni Düzeltmesi kullanıldı. Bulgular: Uygulanan son yıkama solüsyonuna göre istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,050). Solüsyon ana etkisi açısından istatiksel açıdan fark olmamasına rağmen bağlanma dayanımı EDTA grubunda en yüksek, Dual Rinse grubunda en düşüktü. Kesitlere göre bağlanma dayanımı değerleri koronal>orta >apikal şeklindeydi. EDTA, MTAD ve SmearOFF'da bölgeler arası fark görülmezken (p>0,050) Dual Rinse'de koronaldeki bağlanma apikalden anlamlı derecede yüksekti (p<0,050). Bağlantı başarısızlığı, en belirgin şekilde adeziv tipte gözlemlenirken, koheziv tipte en az düzeyde tespit edildi. Sonuç: EDTA, Dual Rinse, MTAD ve SmearOFF solüsyonları post boşluğu irrigasyonu amacıyla kullanıldıklarında benzer etkiler göstermişlerdir.
Ultrasonik irrigasyon cihazının plastik ve metal uçlarıyla smear tabakasının uzaklaştırılmasının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı %17'lik EDTA (Etilendiamin tetraasetik asit) ve %5'lik NaOCl (Sodyum hipoklorit) yıkama solüsyonları kullanarak, metal ve plastik uçlu ultrasonik irrigasyon cihazıyla aktivasyon yaptıktan sonra taramalı elektron mikroskobunda (SEM) smear tabakasının uzaklaştırılmasının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda toplam 60 adet mandibular premolar diş kullanıldı. Tüm apikalden itibaren 15 mm olacak şekilde ölçüm yapılarak dekoronizasyon işlemi gerçekleştirildi. Kök kanal preparasyonu, apikalden 1 mm kısa olacak biçimde Reciproc R25 ve R40 (T- Endo Must, İstanbul, Türkiye) nikel-titanyum (NiTi) döner eğeler tamamlandı. Enstrümantasyon süresince 15 mL %5'lik NaOCl solüsyonu, 3 mL distile su ile irrigasyon uygulandı. Dişler Grup 1: Kontrol Grubu: Geleneksel Şırınga İrrigasyonu (GŞİ) (n: 20), Grup 2: Pasif Ultrasonik İrrigasyon (PUİ) Cihazı, Plastik Uç ile Aktivasyon (n: 20) , Grup 3: PUİ Cihazı, Metal Uç ile Aktivasyon (n: 20) olmak üzere rastgele 3 gruba ayrıldı. Her grupta final irrigasyon protokolü kapsamında 5 mL %5'lik NaOCl ve 3 mL %17'lik EDTA solüsyonu ile yıkama işlemi gerçekleştirildi ve ardından 3 mL distile su ile durulama yapıldı. PUİ gruplarda (Grup 2 ve 3), %5'lik NaOCl solüsyonuna toplam 60 sn, %17'lik EDTA solüsyonuna ise toplam 30 sn aktivasyon sağlandı. Son olarak örnekler 3 mL distile su ile yıkandı. Ardından kökler iki eşit parçaya ayrıldı. Değerlendirme amacıyla, dişlerin koronal, orta ve apikal kesitlerinden alınan SEM görüntülerindeki smear tabakası iki bağımsız klinisyen tarafından skorlandı. Verilerin analizi, IBM SPSS V23 (Endicott, New York, ABD) yazılımı kullanılarak gerçekleştirildi. Nicel değişkenler için ortalama±standart sapma ve ortanca (minimummaksimum) değerleri sunuldu. Nitel değişkenlerin ikiden fazla kategori içermesi ve xiii normal dağılım varsayımlarının sağlanmaması nedeniyle Kruskal-Wallis H testi ile gruplar arasındaki farklar değerlendirildi. Anlamlı farklılık tespit edilen değişkenlerde, hangi ikili grupların farklılık oluşturduğunu belirlemek amacıyla Bonferroni düzeltmeli Mann-Whitney U testi uygulandı. İki bağımsız gözlemci tarafından yapılan skorlamalar arasındaki uyumun değerlendirilmesi için ise Cronbach α katsayısı hesaplandı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Smear tabakası uzaklaştırma etkinliği bakımından apikal, orta ve koronal bölgeler arasında irrigasyon yöntemleri bakımından anlamlı fark bulundu (p<0,05). Bütün irrigasyon yöntemlerinde koronal ve orta bölgede smear tabakası uzaklaştırma etkinliği apikal bölgeye göre anlamlı derecede daha yüksektir (p<0,05). GŞİ- plastik uç ve metal uç arasında orta ve koronal bölgede anlamlı farklar bulundu (p<0,001). GŞİ ve metal uç arasında apikal bölgede anlamlı fark bulunmadı (p>0,001). Orta ve koronal bölgede plastik ve metal uç GŞİ' ye göre daha iyi smear tabakasını uzaklaştırmıştır. GŞİ ve plastik uç arasında ise apikal bölgede anlamlı fark bulundu (p<0,001). Apikalde plastik uç GŞİ' ye göre daha etkili bulundu. Plastik uç ve metal uç grupları arasında ise smear uzaklaştırma etkinliği bakımından sadece apikal bölgede anlamlı fark bulundu (p<0,001). Plastik uç-metal uç arasında orta ve koronal bölgede fark bulunmadı (p>0,001). Apikal bölgede plastik uç metal uca göre daha iyi smear tabakası uzaklaştırdı. Sonuç: Smear tabakasını uzaklaştırma etkinliği bakımından PUİ cihazının plastik ucu ve metal ucu arasında apikal bölgede fark vardır. Kök kanal irrigasyon aktivasyon yöntemlerinden PUİ cihazının metal ve plastik uçların kullanımıyla ilgili olarak daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Pasif ultrasonik irrigasyon, Metal uç, Plastik uç, Smear tabakası uzaklaştırma, Aralıklı aktivasyon, Taramalı elektron mikroskop.
Recıproc R25 döner eğe sistemini farklı resiprokal açılarla kullanarak apikalden taşan debris miktarına etkisinin karşılaştırılması
Kök kanal tedavisinde başarıyı etkileyen faktörlerden biri kemo-mekanik şekillendirilmenin uygun şekilde yapılmasıdır. Günümüzde piyasada farklı özellik ve çalışma prensibine sahip döner eğe sistemleri bulunmaktadır. Mekanik genişletme esnasında bu eğelerin apikalden ne kadar debris taşırdığı klinisyenler için merak konusu olmuştur. Bu çalışma Reciproc (R25) eğesini farklı resiprokal açılarla kullanarak apikalden taşan debris miktarlarını kıyaslamayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 60 adet tek kök, tek kanal ve tek apikal foramene sahip olan alt çene küçük azı dişleri kullanıldı. Çalışma boyları K tipi 10 no'lu eğe ile belirlenen örnekler rastgele üç gruba ayrıldı (n=20). Grup 1: Resiprok R25(VDW, Munich, Germany) 150° SYT(Saat Yönü Tersi )- 30° SY(Saat Yönü), Grup 2: 180° ° SYT- 60° SY, Grup 3: 210° SYT-90° SY açıları kullanılarak kök kanal şekillendirilmeleri yapıldı. Kök kanalları, şırınga pompası kullanılarak 10 ml distile su ile irrige edildi.)Burklein ve arkadaşlarının tanımladığı deney düzeneği kullanılarak taşan debris eppendorf tüplerinde biriktirildi. Bütün tüplerdeki distile suyu buharlaştırmak için 70°C de 3 gün etüvde bekletildi. Eppendorf tüpleri işlem öncesinde ve sonrasında 10-6 ölçümlü hassas terazide tartılarak biriken debris miktarı tespit edildi. Bulgular: Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken birim sayıları nedeniyle Shapiro Wilk's den yararlanılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi 0,05 olarak alındı. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken değişkenlerin normal dağılımdan gelmemesi durumunda Kruskal Wallis H Testinden yararlanılmıştır. Son ölçüm değerleri bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmamakla birlikte (p>0,05) en fazla taşan debris miktarı grup 2'de (180° SYT 60° SY) bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre, resiprokal hareketle çalışan Reciproc R25 döner eğe sistemlerinde açıların değiştirilmesinin apikalden taşan debris miktarına etkisi yoktur. Anahtar kelimeler: Apikal Ekstrüzyon, Debris, Reciproc R25.
Perforasyon tamirinde kullanılan iki farklı materyalin asit ve nötr ortamda sızdırmazlıklarının karşılaştırılması
Amaç: Endodontik tedavi sırasında anatomik farklılıklar veya iyatrojenik nedenlerle çeşitli komplikasyonlar meydana gelebilmektedir. Furkasyon perforasyonları da bu komplikasyonlardan birisidir. Bu tür istenmeyen durumlarda doğru müdahale prognozu olumlu yönde etkileyebilmektedir. Bu da perforasyon alanının gingival sulkusla arasındaki bağlantıyı kesecek biyouyumlu bir materyalle hemen tamir edilmesine bağlıdır. Bu çalışma, asidik ve nötr ortamlarda furkasyon perforasyonlarının tamirinde kullanılan Mineral Trioksit Agregate (MTA) ve Biodentine materyallerinin sızdırmazlık kabiliyetlerinin karşılaştırılmasını amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada periodontal nedenlerle çekilmiş 96 adet mandibular molar diş kullanıldı. Dişler çalışmaya başlamadan önce en az 48 saat %10'luk formalin ile tamponlanmış suda bekletilip temizlendi. Endodontik giriş kavitesi her molar diş için açıldı ve pulpa odalarındaki pulpa dokusu bir ekskavatör yardımıyla temizlendi. Kuronlar koronal seviyeden mine-sement birleşim seviyesine 5 mm'ye kadar kısaltıldı. Standartizasyonu sağlamak için perforasyonlar, furkasyon bölgesinde 1.4 mm çapındaki round frezlerle oluşturuldu. Örnekler rastgele iki eşit gruba ayrıldı(n=48), perforasyonlar MTA ve Biodentine materyalleriyle onarıldıktan sonra her grup kendi içinde dört alt gruba (n=12) ayrıldı. Bu alt gruplar fosfat tamponlu salin (FTS) ve asetik asit solüsyonlarında bekletildi ve sonrasında tüm gruplar metilen mavisi çözeltisine daldırıldı. Fazla boyayı uzaklaştırmak için örnekler 15 dakika distile su ile durulandı. Her bir örnek İsomet cihazıyla perforasyon alanını ortalayacak şekilde iki kesite ayrıldı. Alınan kesitler stereomikroskop altında boya penetrasyonu için incelendi ve tüm gruplarla ilişkili mikrosızıntı verileri değerlendirildi. Bulgular: Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken birim sayılarına göre KolmogorovSmirnov veya ShapiroWilk's' den yararlanılarak normallik testi sonuçları incelendi. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken değişkenlerin normal dağılımdan gelmemesi durumunda Mann Whitney U Testinden yararlanıldı. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi p<0,05 olması durumunda anlamlı bir farklılığın olduğu belirtildi. Asit ortamında Biodentine materyalinin kısa dönem mikrosızıntı değeri MTA materyaline göre anlamlı derecede düşüktür. Asit ortamında uzun dönem mikrosızıntı değerleri bakımından materyaller arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). Biodentine materyalinde nötr ortamın uzun dönem mikrosızıntı değeri ise asit ortamına göre anlamlı derecede düşüktür (p<0,05). Sonuç: Nötr ortamda hem MTA hem de Biodentine her iki bekletilme süresinde de asit ortama göre daha düşük mikrosızıntı değerleri göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Mineral trioksit aggregate (MTA), Biodentine, mikrosızıntı, asetik asit, fosfat tamponlu salin.
Türk popülasyonunda mandibular molar dişlerde mid mesial kanal görülme sıklığı ve morfolojilerinin KIBT ile retrospektif değerlendirilmesi
Amaç: Başarılı bir endodontik tedavi için tüm kök kanalları eksiksiz saptanmalı, şekillendirilmeli ve tam bir tıkama sağlayarak doldurulmalıdır. Gözden kaçan kanallarda kalan nekrotik doku artıkları endodontik tedavinin başarısız olmasına sebep olabilir. Kök kanal sistemlerinin morfolojileri ırklara göre farklılıklar gösterebilmektedir. Dişler genel olarak ortak özelliklere sahip olsalar da etnik gruplar arasında morfolojik farklılıklar görülebilmektedir. Bu çalışmanın amacı her mandibular molar dişte saptanamayan mesial kökte üçüncü bir kanal olarak karşımıza çıkan mid mesial kanalların Türk popülasyonunda görülme sıklığını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne 2015-2020 yılları arasında çeşitli sebeplerle başvuran hastalardan elde edilen konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri kullanıldı. İnceleme kriterlerini sağlayan 637 adet KIBT görüntüsü çalışmaya dahil edildi ve toplamda 2177 adet mandibular molar diş incelendi. Gözlemci içi uyumluluğu belirlemek için incelenen KIBT görüntülerinin %10'u rastgele seçilerek 3 hafta arayla tek bir gözlemci tarafından tekrar değerlendirildi. İncelenen tüm görüntülerde yaş, cinsiyet bilgileri kaydedildi. Yaşa göre ≤20, 21-40, 41-60 ve >60 yaş olmak üzere dört grup belirlendi. Molar dişler birinci, ikinci ve üçüncü molarlar olmak üzere gruplanarak toplam kök sayısı, toplam kök kanal sayısı, mid mesial kanal ve isthmus varlığı, mid mesial kanalın morfolojisi, birleşen tipte bir mid mesial kanal varlığında birleştiği kanal kriterleri açısından değerlendirildi ve birbiri ile kıyaslandı. Her molar grubunda yaş ve cinsiyetin mid mesial kanal görülme sıklığı ile ilişkisi incelendi. Elde edilen veriler IBM SPSS 21 paket programı ile analiz edildi. Nominal değişkenlerin grupları arasındaki ilişkiler incelenirken Ki-Kare analizi uygulandı. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak 0,05 kullanılmış olup p<0,05 olması durumunda anlamlı bir ilişkinin olduğu belirtildi. Gözlemci içi uyum değerlendirilirken Kappa katsayısından yararlanıldı. Bulgular: Çalışmada incelenen tüm mandibular molar dişlerin %90,72'si iki köklü olup %68,72'si toplamda üç kanallıdır. Tüm mandibular molar dişlerin mesial köklerinde mid mesial kanal görülme oranı %8,36, 1. molarlarda %15,58, 2. molarlarda %5,32 ve 3. molarlarda %1,09'dur. Mandibular molar dişlerde yaş ve cinsiyet ile mid mesial kanal varlığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p>0,05). Sonuç: Tüm mandibular molar dişler için mesial köklerde mid mesial kanal görülme ihtimali mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Mandibular molar dişlerde mid mesial kanal bulundurma ihtimali en yüksek olan 1. molar dişler, en düşük olan ise 3. molar dişlerdir. Cinsiyet ve yaş faktörleri ile mid mesial kanal görülme sıklığı arasında bir ilişki yoktur.
Çalışma boyu tespitinde kullanılan farklı elektronik apeks bulucuların başlangıç yıkama solüsyonları değiştirilerek doğruluklarının karşılaştırılması
Amaç: Kök kanal tedavisinin başarılı olmasında en büyük etkenlerden biri endodontik tedavinin kök ucundaki minör apikal daralımda bitirilmesidir. Bu bölgenin tespiti çeşitli yöntemlerle sağlanmaktadır. Bunlardan biri de elektronik apeks bulucu kullanılmasıdır. Bu çalışmanın amacı Root ZX Mini, Raypex 6, E-Pex Pro, Propex Pixi elektronik apeks bulucularının başlangıç yıkama solüsyonları (NaOCl ve EDTA) değiştirilerek doğruluklarını karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada periodontal ya da ortodontik nedenlerle çekilmiş olan 80 adet tek kök ve kanala sahip mandibular premolar diş kullanıldı. Dişlerin tümünden mezio-distal ve bukko-lingual açılardan radyografiler alındı ve eksternal ya da internal kök rezorbsiyonu, kalsifiye kanal varlığı şüphesi bulunan dişler çalışmaya dahil edilmedi. Dişler çalışmada kullanılıncaya kadar distile su içinde oda sıcaklığında saklandı. Dişler üzerindeki eklentiler periodontal kretuar kullanılarak uzaklaştırıldı. Dişlerin standart giriş kaviteleri açıldıktan sonra pulpa dokusu bir tirnerf yardımıyla çıkarıldı. Dişlerin gerçek kanal boyları, kök kanalı içine # 20 K tipi kanal eğesi yerleştirilerek x5 büyütmede stereomikroskop ile 0,01 mm hassasiyetinde belirlendi. Daha sonra örnekler mine-sement seviyesine kadar yeni karıştırılmış aljinat bloklar içerisine gömüldü. Protaper SX kanal eğesi ile dişlerin koronal 1/3'lük kısmına ön genişletme yapıldı. Her dişte belirtilen elektronik apeks bulucular ( Root ZX Mini, Raypex 6, E-Pex Pro, Propex Pixi) kullanıldı, başlangıç solüsyonları (NaOCl ve EDTA) değiştirilerek ölçümler yapıldı. Oluşabilecek kimyasal etkileşimin önüne geçmek için %5,25'lik NaOCl ve %17'lik EDTA arasında distile su kullanıldı. Her bir diş için 3 ölçüm yapıldı ve bu 3 ölçümün ortalaması referans alındı. Bulgular: Bu çalışmada elde edilen veriler SPSS (IBM V-21) paket programı ile analiz edilmiştir. Her bir cihaz için gerçek uzunluk değerleri ve ölçüm değerleri bakımından solüsyonlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmamaktadır (p>0,05). İstatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte EDTA solüsyonunda gerçek ölçümden sapma değeri NaOCl solüsyonuna göre daha fazla olmuştur. İstatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte NaOCl ve EDTA solüsyonlarında Root ZX mini cihazında, gerçek ölçümden sapma değeri, diğer tüm cihazlara göre daha fazla bulunmuştur. Sonuç: Kullandığımız bütün elektronik apeks bulucu cihazlarda gerçek ölçümden sapma değeri bakımından başlangıç yıkama solüsyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir.
Ultrasonik aktivasyon sistemi ile farklı irrigasyon solüsyonlarının smear tabakası uzaklaştırma etkinliklerinin karşılaştırılması
Kök kanal sisteminin tam olarak dezenfeksiyonunun sağlanması endodontik tedavinin esas amaçlarından biridir. Kök kanal sisteminin şekillendirilmesi sırasında amorf, düzensiz yapıda, organik ve inorganik içerikli smear tabakası olarak isimlendirilen bir katman meydana gelmektedir. Smear tabakası obturasyon materyallerinin kök dentinine bağlanmasını azaltmakla beraber mikroorganizmalar için bir besi ortamı sağlamakta, mikrosızıntıyı artırmakta ve irrigasyon solüsyonlarının dentine etkisini azaltmaktadır. Bu çalışma, son yıkama solüsyonu olarak kullanılan ve ultrasonik ile aktive edilen %17 Etilen Diamin Tetra Asetik Asit (EDTA), %10 Glikolik asit (GA) ve %18 Etidronik asitin (EA) smear tabakasını uzaklaştırma etkinliklerini Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) altında karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem Bu çalışmada ortodontik/periodontal nedenlerle çekilmiş 80 adet insan mandibular premolar diş kullanıldı. Dişler çalışmanın yapılacağı zamana kadar distile su içerisinde oda sıcaklığında bekletildi. Her bir dişin endodontik giriş kavitesi açıldı ve standart kök boyu elde edebilmek amacıyla kronlar mine-sement sınırından itibaren kök boyu 15 mm olacak şekilde elmas frezlerle kesildi. Kalan köklerin çalışma boyu, apikal foramenden #15 no'lu K tipi eğenin ucu göründükten sonra 1 mm kısa olacak biçimde belirlendi. Dişlerin çalışma boyları belirlendikten sonra, endodontik motor yardımıyla resiprokasyon hareketine uygun Reciproc R25 döner alet eğesiyle kanal genişletme işlemleri yapıldı. Örnekler biri kontrol grubu olmak üzere rastgele 4 gruba ayrıldı (n=20). Her grupta pasif ultrasonik aktivasyon (PUI) sistemi ile farklı final irrigasyon solüsyonları kullanıldı. Grup 1: %2,5 NaOCl +%17 EDTA+ PUI, Grup 2: %2,5 NaOCl+%10 GA+ PUI, Grup 3: %2,5 NaOCl+%18 EA+ PUI Grup 4: %2,5 NaOCl+ distile su+ PUI (kontrol grubu) Tüm bu işlemlerden sonra dişler bukkolingual yönde alev uçlu elmas frezlerle ikiye ayrıldı. İşlem esnasında kök kanal boşluğuna temas edilmemesine özen gösterildi. Örneklerden; koronal, orta ve apikal üçlü bölgelerinin merkezi kısımda olacak şekilde x2000 büyütme altında SEM görüntüleri alındı ve smear tabakasının varlığı iki farklı gözlemci tarafından gözlemsel olarak skorlandı. Bulgular Normal dağılıma uygunluk Kolmogorov Smirnov testi ile incelendi. Üç ve üzeri gruplara göre normal dağılmayan verilerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis H testi kullanıldı ve çoklu karşılaştırmalar Dunn testi ile incelendi. Önem düzeyi p<0,05 alındı. Gözlemciler arası uyum, Cohen'in kappa istatistikleri kullanılarak hesaplandı. Kappa testi sonuçları, değerlendirmeyi yapan gözlemciler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığını gösterdi (kappa değeri=0.866). EDTA, GA ve EA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Her grubun kendi içerisinde yapılan değerlendirmede EDTA ve GA gruplarında kök kanalının koronal ve orta üçlü bölgelerinde anlamlı bir fark bulunmazken (p>0.05), apikal bölgeye göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). EA grubunda ise sadece koronal üçlü ile apikal üçlü arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). Sonuç EDTA, GA ve EA irrigasyon solüsyonlarının smear tabakası uzaklaştırma etkinlikleri arasında anlamlı bir fark yoktu. Kullanılan irrigasyon solüsyonlarının hiçbiri kök kanallarından smear tabakasını tamamen uzaklaştıramadı.
Farklı irrigasyon ajanlarının kök dentinindeki erozyona etkisinin süreye bağlı olarak incelenmesi
Amaç Endodontik tedavi ile kök kanal sisteminin organik ve inorganik artıklardan arındırılıp mikroorganizma ve yan ürünlerinin ortadan kaldırılması, preparasyonu ve üç boyutlu olarak sızdırmaz bir biçimde doldurulması amaçlanır. Bu sebeple çeşitli şekillendirme yöntemleri ve farklı irrigasyon ajanları kullanılır. Fakat kompleks yapıdaki kök kanal sisteminden şekillendirmeyle oluşan debris ve doku artıklarının, dentin yüzeyine de zarar vermeden uzaklaştırılması için çoğu zaman birden fazla irrigant gerekmektedir. İrrigasyon ajanı seçiminde aranan ideal özellikleri tek bir solüsyonla sağlamak mümkün değildir. Bundan dolayı da endodontide birçok solüsyon araştırılmış ve kullanıma sunulmuştur. Son irrigasyon solüsyonu olarak inorganik doku çözücü etkisinden dolayı kulanılan şelasyon ajanı Etilendiamintetraasetikasit (EDTA), endodontide uzun yıllardır altın standart olarak gösterilmektedir. Ancak düşük antimikrobiyal etkisi, NaOCl ile kombine kullanımda etkisinin kısıtlanması, 1 dakikadan fazla kullanımda kök dentininde erozyona neden olabilmesi gibi olumsuzluklar da göz önüne alındığında araştırmacılar çalışmalarında uzun yıllardır endodontik tedavide EDTA'ya alternatif bir şelatör arayışına girmişlerdir. Bu çalışma, farklı irrigasyon ajanları kullanılarak dentin yüzeyinde 1 ve 3 dakikalık temas süresine bağlı olarak oluşabilecek erozyon miktarını karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem Bu çalışmada ortodontik veya periodontal nedenlerle çekilmiş 70 adet tek kök, tek kanal ve tek apikal foramene sahip insan mandibular premolar dişleri kullanıldı. Dişlerin kuronları, kök boyunu standardize etmek amacı ile mine- sement sınırından itibaren kök ucuna kadar 15 mm olacak şekilde su soğutması altında aeratör yardımıyla kesilerek ayrıldı. Kök kanalları Reciproc R25 eğesi kullanılarak genişletildi. Dişler rastgele seçilerek, son irrigasyon ajanı %17 EDTA, % 18 Etidronik asit (EA) ve % 10 Glikolik asit (GA) olacak şekilde 3 ana gruba (n:20) ve bir kontrol grubuna (n:10) ayrıldı. Bu üç solüsyon da kendi içlerinde iki alt gruba ayrılıp (n:10) 1 ve 3 dakika boyunca sonik aktivasyon cihazı olan VDW EDDY (VDW Gmbh, Münih,Germany) ile aktive edildi. İrrigasyon sonrası distile suda bekletilen örnekler bukkolingual olarak ikiye ayrıldı. Köklerin koronal, orta ve apikal bölgelerinde oluşan erozyon miktarı Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) altında x2000 büyütmede incelendi. Örneklerin değerlendirilmesi üçlü skorlama sistemine göre yapıldı. Bulgular Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken birim sayıları nedeniyle Shapiro Wilk's analizinden yararlanıldı. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 kullanıldı. Bölgelere ve gruplara göre dentin erozyon skorunun karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi ve çoklu karşılaştırmalar için Dunn testi kullanıldı. Alt gruplara göre dentin erozyon skorunun karşılaştırılmasında Mann-Witney U testi kullanıldı. Tüm deney gruplarında 1 ve 3 dakikalık süreler incelendiğinde; her iki periyotta da EDTA, EA, GA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Sonuç Dentin erozyonunun incelendiği bu çalışmada EA, GA ve EDTA'nın irrigasyon ajanı olarak kök kanallarında 1 dk'lık süreyle uygulanmaları yeterlidir. Her üç solüsyon da klinik uygulamalarında birbirlerine alternatif olarak kullanılabilirler.
Farklı eğe sistemlerinin kök kanalından kalsiyum hidroksiti uzaklaştırmadaki etkinliklerinin değerlendirilmesi
Endodontik tedavi; kök kanal sisteminin temizlenmesini, şekillendirilmesini ve üç boyutlu olarak sızdırmaz bir biçimde doldurulmasını hedefler. Bu amaçla çeşitli şekillendirme işlemleri ve farklı irrigasyon solüsyonları kullanılır, fakat kök kanal sisteminin kompleks yapısından dolayı tam olarak dezenfeksiyon sağlanamaz. Bu sebeple endodontik tedavide başarıyı artırmak için seanslar arası kanal içi medikament kullanımı önerilmektedir. Endodontide kanal içi medikament olarak en sık kullanılan preperat ise kalsiyum hidroksittir (Ca(OH)2). Kök kanal dolum işlemi yapılmadan önce kanal içerisine yerleştirilen medikamentin tamamen uzaklaştırılması gerekmektedir. Kök kanal sistemi içerisinde kalan Ca(OH)2 dentin tübüllerinin ağızlarını kapatarak kanal patlarının penetrasyonunu engeller, çeşitli kanal patlarıyla kimyasal etkileşime girebilen Ca(OH)2 aynı zamanda patların dentine adezyonunu negatif etkiler ve apikal sızıntıyı artırır. Bu sebeple Ca(OH)2 medikamentini kök kanallarından uzaklaştırabilmek için birçok mekanik teknik, farklı irrigasyon solüsyonları ve irrigasyon aktivasyon yöntemleri denenmiş, ancak bu yöntemlerin hiçbiri kanal içi medikamentlerin kök kanallarından tamamen uzaklaştırılmasını sağlayamamıştır. Bu çalışma, farklı eğe sistemleri kullanılarak, seanslar arasında kullanılan Ca(OH)2'in kök kanallarından uzaklaştırılmasını stereo mikroskop altında değerlendirerek karşılaştırılmalarını amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem Bu çalışmada ortodontik veya periodontal nedenlerle çekilmiş 75 adet tek kök, tek kanal ve tek apikal foramene sahip insan mandibular premolar dişleri kullanıldı. Dişlerin kuronları, standart kök boyu elde etmek amacı ile mine-sement sınırından itibaren kök boyu 15 mm olacak şekilde elmas separe yardımıyla kesilerek ayrıldı. Kök kanalları ProTaper F4 eğesine kadar genişletildi. Ca(OH)2 patı kök kanallarına çalışma uzunluklarında yerleştirildi. Köklerin koronal kısımları geçici bir dolgu maddesiyle kapatıldı. Daha sonra dişler distile su içinde 37oC'de 7 gün boyunca etüvde bekletildi. Sonrasında geçici dolgular kaldırıldı. Kök kanallarındaki Ca(OH)2'nin uzaklaştırılmasında kullanılan yönteme göre örnekler rastgele üç deney grubu (Reciproc 40, Reciproc Blue R40, WaveOne Large) ve iki kontrol grubu (negatif, pozitif) olmak üzere toplam 5 gruba (n=15) ayrıldı. Kökler bukko-lingual olarak ikiye ayrıldı ve kanal içerisinde kalan artık Ca(OH)2 miktarı x20 büyütmede stereo mikroskop altında değerlendirildi. Bulgular Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken birim sayıları nedeniyle Shapiro Wilk's'den yararlanıldı. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak 0,05 kullanıldı. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken değişkenlerin normal dağılımdan gelmemesi durumunda Kruskal Wallis-H Testlerinden yararlanıldı. Kruskal Wallis-H Testinde anlamlı farklılıkların görülmesi durumunda Post-Hoc Çoklu Karşılaştırma Testi ile aralarında farklılık olan gruplar belirlendi. Tüm deney gruplarında Ca(OH)2'nin kök kanallarından tamamen uzaklaştırılamadığı tespit edilmesine rağmen; Reciproc eğe sistemi, Reciproc Blue ve WaveOne Gold eğe sistemlerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla Ca(OH)2 uzaklaştırmıştır (p<0,05). Sonuç Reciproc eğe sisteminin kök kanallarından Ca(OH)2'yi uzaklaştırmada Reciproc Blue, WaveOne Gold eğe sistemlerinden daha etkili olduğu görülmüştür. Ancak, kullanılan döner eğe sistemlerinin hiçbiri kök kanallarından Ca(OH)2'yi tamamen uzaklaştıramamıştır.
Biyoseramik esaslı kanal patının dentin tübül penetrasyonuna edta, fitik asit ve glikolik asidin etkisi: Bir konfokal analiz çalışması
Amaç: Bu çalışma; biyoseramik esaslı kanal patının dentin tübül penetrasyonuna etilen diamin tetra asetik asit (EDTA), fitik asit (IP6) ve glikolik asitin (GA) etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Tez çalışmamızda 60 tane tek köklü tek kanallı insan mandibular premolar dişi kullanıldı. Dişlerin kökleri kronlarından kök boyu 14 mm olacak şekilde ayrıldı. Kanal şekillendirmesi ön genişletme K tipi el eğeleriyle olmak üzere Reciproc 40 no'lu eğe ile yapıldı. Şekillendirme sırasında her eğe değişiminde kanallar %2,5'luk sodyum hipoklorit (NaOCl) ile irrige edildi. Şekillendirme işlemi bittikten sonra kanallar final irrigasyonuna hazırlık için 5 ml distile su (DS) ile yıkandı. Preparasyonu biten dişler final irrigasyonu için her grupta 15 diş olmak üzere rastgele 4 gruba ayrıldı. Grup 1: 2,5 ml %5,25'lik NaOCl + 5ml DS +5 ml %17'lik EDTA + 5ml DS ultrasonik aktivasyon (UA) (30 sn) Grup 2: 2,5 ml %5,25'lik NaOCl +5 ml DS+ 5 ml %1'lik IP6 + 5 ml DS (UA 30 sn) Grup 3: 2,5 ml %5,25'lik NaOCl + 5 ml DS + 5 ml %10'luk GA + 5 ml DS (UA 30 sn) Grup 4: 2,5 ml %5,25'lik NaOCl + 5 ml DS (UA 30 sn) (kontrol grubu) İrrigasyon işlemleri tamamlanan dişler kâğıt konlar ile kurutuldu. Kanal dolumu için kullanılacak olan biyoseramik kanal patı %0,1'lik Rhodamin B ile işaretlendi. Kanal dolumu preparasyon yapılan R40 eğesiyle uyumlu gutta perka ve işaretli kanal patıyla dolduruldu. Dolum lateral kondensasyonla desteklendi. Daha sonra dişler soğuk akrilik içine gömülerek etüvde 1 hafta bekletildi. Köklerden IsoMet (IsoMet 1000, Buehler, IL, ABD) ve elmas disk (Metkon, Microcut precisioncutter, Bursa, Türkiye) yardımıyla apikal 3 mm ve 7 mm hizasından olmak üzere 2 adet horizontal kesit alındı. Elde edilen kesitler lazer taramalı konfokal mikroskop (CLSM) ile incelenerek görüntüler dijital ortama aktarıldı. Kullanılan kanal patının dentin tübül penetrasyon derinliği, penetrasyon alanı ve penetrasyon yüzdesi 'zen' bilgisayar programında hesaplandı. Bulgular: Normal dağılım gösteren penetrasyon derinliği ve yüzdesi verileri İki Yönlü Varyans analizi ile incelenirken; normal dağlım göstermeyen penetrasyon alanı verileri İki Yönlü Robust Varyans Analizi ile incelendi. Çoklu karşılaştırmalar Bonferroni Düzeltmesi ile yapıldı. Yapılan analize göre; biyoseramik esaslı patın penetrasyon derinliği ve penetrasyon yüzdesi şelasyon kullanılmayan kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha fazla olmuştur. Penetrasyon alanı için bu fark anlamlı değildir. Pat penetrasyon derinliği, yüzdesi ve alanı apikal 7mm'lik kesitlerde 3mm'lik kesitlere göre anlamlı derecede fazladır. Sonuç: Glikolik asit ve fitik asitin biyoseramik esaslı kanal patının tübül penetrasyonuna etkisi EDTA ile benzer sonuçlar gösterdi. Anahtar Kelimeler: konfokal, fitik asit, glikolik asit, penetrasyon, EDTA