Theses supervised by Prof. Dr. Sabri Ünal
11 theses · Kastamonu University
Sinop-Erfelek yöresinde farklı bakı ve yükseltilere göre kestane kanseri hastalığı (Cryphonectria parasitica, (Murr.) Barr.) yoğunluğunun belirlenmesi
Castanea sativa (Anadolu kestanesi), Türkiye'de doğal olarak yayılış yapan bir türdür. Hem ekonomik hem de antropojenik önemi nedeniyle Türkiye ve dünyada önemli yapraklı ağaç türlerinin başında gelmektedir. Kestane ağaçlarında en çok ciddi hasara neden olan hastalıkların başında Cryphonectria parasitica patojeninden kaynaklı kestane kanseri hastalığı gelmektedir. Bu patojen ağacın gövde, dal ve yapraklarına zarar vererek ağaçta meyve kaybı ve ağacın ileri ki yaşlarında ölümüne sebebiyet veren oldukça ciddi bir hastalıktır. Bu çalışma ile çalışma alanında kestane ağaçlarında kestane kanseri görülme yüzdesi 2 farklı rakım ve bakı aralığında morfolojik yöntemlerle belirlenmiştir. Bu araştırma, 200-400 m ve 400-600 m olmak üzere 2 farklı yükselti basamağı ve 2 farklı bakıda (kuzey ve güney) kestane kanserinin gövdede ve dalda ki yoğunluğunu, gövdedeki ve daldaki kanserin yerden yüksekliğini ve kanserin ağaçların boylarına ve göğüs çaplarına etkisini ortaya çıkarmıştır. Bu çalışma sonuçlarına göre kestane kanseri her iki yükselti basamağında kestane ağacının gövdesinde oldukça yoğun görülmüştür. Fakat dallardaki kestane kanseri belirtilerine bakıldığında 200-400 m yükseltide dallarda daha yoğun kanser olduğu, 400-600 m yükseltiye çıkıldıkça ise dallardaki kanser yoğunluğunun azaldığı belirlenmiştir. Bu çalışma literatürde yer alan önceki çalışmalardan farklı olarak kestane kanserinin, farklı yükselti ve bakılardaki durumunu inceleyerek ileri ki çalışmalarda bir öneri ve önlem planı oluşturulmasında önem arz edecektir.
Sinop-Bektaşağa orman fidanlığında yetiştirilen okaliptüs fidanlarına arız olan okaliptüs gal arıları üzerine biyolojik araştırmalar
Okaliptüs cinsine bağlı türler Avustralya ve civarının doğal bitki türüdür. Türkiye'de Eucalyptus cinsinden E. camaldulensis ve E. grandis türlerinin gelişimi hızlı olduğundan ülkenin ılıman iklim kuşağının hüküm sürdüğü Akdeniz ve Ege bölgelerinde endüstriyel ağaçlandırma çalışmalarında kullanılmaktadır. İlk defa 1885 yılında Türkiye yetiştirilen bu bitki türlerine 2000 yılından beri Avustralya kıtasının doğal türü olan L.invasa ve O.maskelli ülkemize ani bir giriş yaparak bitkilere zarar vermeye başladığı görülmüştür. Zararlılardan Leptocybe invasa, bitkinin yaprak orta damarı, yaprak sapı ve sürgünlerde bir çeşit yumru oluştururken diğer gal arısı, Ophelimus maskelli bitkinin yaprak yüzeyinde noktalar biçiminde yumru meydana getirdiği gözlemlenmiştir. Bu gal arılarının yoğun ve tekrar eden saldırıları sonrası okaliptüslerde aynı yaşlı türlerine göre önemli oranda gelişme düşüklüğü ve habitus bozulması meydana geldiği tespit edilmiştir. 2020 yılında egzotik tür olan L.invasa ve O.maskelli Karadeniz bölgesinde bulunan Eucalyptus camaldulensis ve Eucalyptus grandis'e ulaştığı bildirilmiştir. Zararlı gal arıları bölgeye yeni giriş yaptıklarından bölgedeki biyolojileri henüz belirlenmemiştir. Bu tez çalışmasıyla L.invasa ve O.maskelli 'nin bölgedeki biyolojileri renkli yapışkan tuzaklar yardımıyla belirlenmiştir. Çalışmamızdaki klorofil miktarlarına göre ise, L. invasa ve O. maskelli bulaşıklığı okaliptüs fidanlarının klorofil değerlerinde %50'den fazla kayba yol açmıştır. Ayrıca gal arılarının arız olduğu okaliptüs fidanlarının büyüme kayıpları da gözlemlenmiştir.
Pınarbaşı ve azdavay (Kastamonu) yöresi şimşir (buxus sempervirens l.) ormanlarında zarar yapan şimşir güvesi (cydalima perspectalis) (walker) üzerine biyolojik araştırmalar
Bu çalışmada, Kastamonu yöresinde yer alan doğal şimşir (Buxus sempervirens L.) alanlarında, özellikle Azdavay ve Pınarbaşı ilçelerinin farklı bölgelerinde tespit edilen şimşir güvesinin (Cydalima perspectalis) (Walker, 1859) biyolojisi ve oluşturduğu zarar incelenmiştir. Zararlı, Türkiye'de ilk kez 2011 yılında tespit edilmiş olup, Kastamonu yöresinde ise 2018 yılından itibaren görülmeye başlanmıştır. Yapılan gözlemler sonucunda, şimşir güvesinin bu bölgede şimşir alanlarında ciddi zararlara yol açtığı, özellikle doğal ortamdaki şimşir bireylerinde kurumaya neden olduğu belirlenmiştir. Zararlı, larva döneminde şimşirlerin yapraklarını tüketerek zarar oluşturmakta, bu durum hem estetik açıdan görüntü bozulmasına yol açmakta hem de yoğun zarar durumlarında bitkilerin ölümüne neden olabilmektedir. Ancak kambiyum tabakasında doğrudan zarar oluşmadığı durumlarda, bitkinin tamamen kuruması engellenebilmektedir. Zararlının biyolojik evreleri hem doğal ortamda hem de laboratuvar koşullarında takip edilmiştir. Bu amaçla doğadan toplanan larvalar laboratuvara getirilerek beslenme kaplarında gözlem altına alınmış ve gelişimleri izlenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda, C. perspectalis'in Kastamonu yöresinde yılda iki generasyon geçirdiği tespit edilmiştir. Ayrıca zararlının şimşir odunu üzerine anatomik etkileri de değerlendirilmiştir.
Kastamonu yöresi bazı yenilebilir mantarların kimyasal özelliklerinin tayini
Mantarlar Türkiye'de uzun bir kullanım geleneğine sahiptir, güçlü bir kimyasal bileşik kaynağı olarak da bilinirler. Bu çalışmada, Kastamonu yöresi ormanlarından yaygın olarak yetişen ve halk tarafından da toplanılarak tüketilen beş farklı mantar türünün; Boletus edulis (çörek mantarı), Hydnum repandum (kirpi mantarı), Cantharellus cibarius (horoz mantarı), Craterellus cornucopioides (borazan mantarı) ve Ramaria fennica, antioksidan özellikleri, toplam fenolik içerikleri (TFİ), Amino asit değerleri ve element içerikleri belirlenmiştir. Antioksidan özellikleri bakımından yapılan değerlendirmeler sonucunda, test edilen mantarların İnhibisyon yüzdeleri %2,38 ile %88,05 arasında değişirken, IC50 (inhibisyon konstantresi) değerleri 0.03 ile 13.98 mg/mL arasında belirlenmiştir. Mantarların, Folin-Ciocalte yönetmi ile ölçülen toplam fenolik içerikleri (TFİ) mantarların, 7742,2-657,4mg GAEs/kg arasında değişiklik gösterirken. B. edulis ve R. fennica'nın en yüksek TFİ değerlerine sahip oldukları tespit edilmiştir(7742,2–6431,6mg GAEs/kg). Bunları sırasıyla C. cibarius,H.repandumve C. cornucopioides takip etmiştir (sırasıyla 2178,8, 1320,9 ve 657,4mg GAEs / kg). Mantarların element içerikleri iseendüktif kuplajlı plazma optik emisyon spektrometrisiyle (ICP-OES) belirlenmiştir. Son olarak organik bileşik içerikleri ise GC-MS ile tespit edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda belirlenen organik bileşiklerin miktarları H. repandum'da 56, C. cibarius'da 52, R. fennica'da 54, B. edulis'de 53 ve C. cornucopioides'de 49 bileşik şeklindedir. . Yapılan analizler sonucunda Kastamonu yöresinde yaygın olarak yetişen bu beş mantar türünden özellikle B. Edulis protein kaynağı zengin olarak tüketilebilecek mantar türü olarak belirlenirken; R. Erica'nın farmakolojik özellikleri yönünden daha zengin bir mantar olduğu bu tür özelliklerinin kullanımına yönelik çalışmaların artması gerekmektedir.
Sinop Orman İşletme Müdürlüğü'ndeki saf ve karışık göknar meşcerelerinde Heterobasidion annosum ( Fr.) Bref. s.l. ' un yayılışı ve yoğunluğunun tespiti
Bu çalışmada, Sinop Orman İşletme Müdürlüğü sınırları içerisinde yayılış gösteren Uludağ göknarı (Abies nordmanniana ssp. bornmülleriana Mattf.) 'na ait farklı meşcere tiplerinde Annosum kök çürüklüğü hastalığının yoğunluğu ve yayılışı belirlenmiştir. Bu kapsamda, Uludağ göknarının seçme, bakım ve olağanüstü hasılat kesimlerinin yapıldığı sahalar belirlenerek, bunlar arasından saf ve karışık meşcere kuruluşları bakımından farklılık gösteren alanlardaki ağaçlardan diskler alınmıştır. Sonuç olarak, Örnek alanlardan toplanan toplam 80 adet diskten 72 adedinde hastalığın mevcut olduğu görülmüştür. Bu durumda, çalışma alanında hastalık yoğunluğu % 90'olup, H. annosum s.l. konidileri ile kaplı disk alanı ortalaması % 8,62 olarak hesaplanmıştır. Kolonizasyonun görüldüğü yerlerin ayrımından (diri odun ya da öz odunda) hareketle,incelenen disklerin 32 adedinde öz odununda (%40) H.annosum s.1. kolonizasyonu tespit edilmiştir. Hastalık yoğunluğunun en düşük olduğu örnek alan ise göknar+kayın+sarıçam karışık meşceresi olan 4 nolu örnek alanıdır. Bu alanda hastalık yoğunluğu %75 olup öz odun enfeksiyon oranı yalnızca % 5 olarak tespit edilmiştir. Bu alanda enfeksiyonların büyük kısmının (%70) havadan bulaşan sporlar aracılığı ile gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Kastamonu yöresi Uludağ göknarı meşcerelerinde göknar kanseri (Melampsorella caryophyllacearum)'nin yoğunluğuna etki eden faktörlerin belirlenmesi ve modellenmesi
Melampsorella caryophyllacearum kuzey yarımkürede göknar türlerinde pas hastalığına neden olan heterozik bir pas mantarıdır. Göknarlarda cadı süpürgesi oluşumu ve dal ve gövdelerde kanserlere yol açmaktadır. Hastalık etmeninin varlığı Avrupa'da, Amerika'da, Kanada'nın doğusunda, Asya'da ve Türkiye'de birçok göknar türünde tespit edilmiştir. Göknar Kanseri olarak bilinen M. caryophyllacearum'un mücadelesinde bugüne kadar dünyada herhangi bir fungusit tespit edilememiştir. Bu sebeple hastalığın varlığını ve enfeksiyonun yayılmasını etkileyen faktörler ile ilgili bilgileri kullanarak konukçu popülasyonları üzerinde hastalığın etkilerini azaltmak gerekmektedir. Bu amaçla M. caryophyllacearum mekansal dağılımını incelemek için daha fazla araştırma yapmak gerekmektedir. Salgınların mekansal dağılımları, konukçu-patojen sistemlerinde ekolojik ve evrimsel dinamiklerini etkileyen süreçleri ortaya çıkarabilmektedir. Ormancılık uygulamalarında hastalık etmenlerine karşı mücadele yöntemlerinin tespit edilebilmesi için öncelikle etmeninin biyolojisi, çevre ve fizyografik koşulları ile ilişkisinin bilinmesi gerekmektedir. Yapılan bu doktora çalışması ile Uludağ Göknarı'nın Kastamonu ilinde yayılış gösterdiği meşcerelerde M. caryophyllacearum'un yayılışı ve şiddetine etki eden çevresel faktörlerin (bakı, yükselti, eğim) belirlenerek bu hastalık etmenine ait coğrafi yayılış modeli ortaya konulmuş ve hastalıkla ilgili risk haritalarının oluşturulmuştur. Arazi çalışmaları sonucunda elde edilen bilgilere göre araştırma alanında incelenen toplam 4230 Uludağ Göknarı bireyinin 1846 adedinde (%43,64) fungal hastalık etmeninin varlığı tespit edilmiştir. Bu oran belirti tiplerine göre ayrıldığında incelenen örnek ağaçların 900 adedinde gövde kanserleri (%21,27), 1378'inde dal şişkinliği (%32,57), 692'sinde ise cadı süpürgesi belirtisi (%16,36) olduğu görülmüştür. Gövde kanserlerinin yerden yüksekliği ortalama 1,93 m (0,40-5,50 m) iken, dal şişkinlikleri ortalama yerden 3,49 m (0,7-16,5 m) yükseklikte, cadı süpürgeleri ise yerden ortalama 7,66 m (0,7-37,5 m) yükseklikte bulunmaktadır. Hastalığa ait belirtiler daha çok 1400-1700 m yükselti basamağında ve nemin daha yoğun olduğu yerlerde görülmektedir. Ayıca hastalık etmeni saf veya karışık meşcere ayırt etmeksizin bütün Uludağ Göknarı ormanlarında zarara neden olabildiği ortaya konmuştur. Son yıllarda coğrafi yayılış modellemeleri oluşturmak için sıkça kullanılan yöntemlerden biri olan maksimum entropi yaklaşımı ile M. caryophyllacearum'un üç farklı belirtisi, bunların birlikte bulunma durumları ve hastalığın var verisine göre toplamda sekiz adet yayılış modeli oluşturulmuş ve türe ait çevresel ve ekolojik değişkenlerle olan ilişkisi incelenmiştir. Kastamonu'daki coğrafi yayılış modelleri orta ve yüksek oranda güvenilir olarak bulunmuştur. Jackknife testinin sonuçlarına göre modelleri etkileyen en etkili faktör yükseklik olmuştur. Bunu izleyen değişkenler alanın bakısı ve entegre nem indeksidir. Çalışma bu zamana kadar M. caryophyllacearum'un yayılışı ve modellenmesi üzerine yapılmış Türkiye'deki en detaylı çalışmadır. Sonuçların ülkemiz orman patolojisi çalışmalarına ışık tutması beklenmekte, elde edilen çıktıların ülke genelinde gerçekleştirilen hastalıklar ile mücadele kapsamında Göknar Kanseri ile ilgili yürütülen çalışmalara katkıda bulunacağı öngörülmektedir.
Kastamonu Taşköprü-Tekçam klonal tohum bahçesindeki kozalak zararlıları ve bazı doğal düşmanlarının araştırılması
Bu çalışma 2016 ve 2018 yılları arasında Kastamonu Taşköprü-Tekçam Sarıçam klonal tohum bahçesinde yapılarak kozalak deformasyonları incelenmiş olup, çalışma sonucunda bu deformasyonlara neden olan böcek türleri belirlenmiştir. Araştırma sonucunda çalışma alanında sarıçam tohum zararlısı olan ve tohum bahçesinde de potansiyel zararlı olan Dioryctria simplicella sarıçamlarda Türkiye'de ilk kez tespit edilmiştir. D. simplicella'nın larva endoparazitoiti olarak Macrocentrus buolianae ve ekzoparazitoiti Bracon piger ilk kez tohum bahçesindeki kozalak zararlılarından bu çalışmada elde edilmiştir. 2016 yılındaki arazi çalışmasında sadece kozalak deformasyonlarına neden olan Cecidomyiid familyasına bağlı 3 tür tespit edilmiştir. Kozalak Cecidomyiid'leri üzerine Türkiye'de yapılan nadir çalışmalardan biri olan bu çalışmada sarıçam kozalakları üzerinde Asynapta sp., Resseliella sp. , Karschomyia veya Lobodiplosis türleri tohum bahçesinde tespit edilmiştir. Tespit edilen bu zararlıların yanında yine aynı alanda Leptoglossus occidentalis nimf ve erginlerine rastlanılmıştır. Ayrıca D. simplicella' nın larvalarının çam ibrelerini yiyerek beslendiği Türkiye'de ilk kez bu çalışmada arazide gözlenmek suretiyle video ile kayıt altına alınmıştır.
Kastamonu yöresi orman fidanlıklarında bulunan fungal patojenlerin belirlenmesi
Bu çalışmada Kastamonu yöresinde yer alan orman fidanlıklarında geniş ve iğne yapraklı fidan türlerinde hastalığa neden olan fungal patojenlerin varlığı belirlenmiş, teşhisleri morfolojik ve moleküler yöntemler yardımıyla gerçekleştirilmiş, izole edilen türler elde edildikleri konukçular üzerinde hastalık oluşturma yetenekleri açısından test edilmiştir. Çalışmalar Kastamonu Gölköy, Daday ve Taşköprü olmak üzere toplamda 3 orman fidanlığından örneklenen, belirli simptomların görüldüğü 308 fidan üzerinde yapılmıştır. Simptomatik fidanların doku ya da topraklarından yapılan izolasyonlar ve takip eden teşhis çalışmaları sonucunda, fidanlarda çeşitli simptomlara yol açan dört fungus türü belirlenmiştir: Fusarium oxysporum, F. solani, F. moniliforme ve Cylindrocarpon destructans. Ayrıca aynı yöntemlerle saprofit olan Aspergillus niger ve biyolojik kontrol fungusu olarak da bilinen Clonostachys rosea da tanımlanmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda Fusarium spp.'un fidanlıklardaki en yaygın fungus cinsi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, Daday fidanlığındaki Abies nordmanniana fidanları üzerinde C. destructans'ın varlığı ilk defa bu çalışmada tespit edilmiştir. Fusarium oxysporum, F. solani, F. moniliforme ve Cylindrocarpon destructans'a ait izolatların patojenisiteleri, Pinus nigra, Cedrus libani, P. sylvestris, Abies nordmanniana ve Pinus pinea fidanları üzerinde test edilmiştir. Sonuçlar, tüm izolatların patojenik olduğunu ve test edilen konukçu bitkilerde geliştiklerini göstermiştir. Patojenisite testleri sonucunda, Cylindrocarpon destructans'ın fidanlar üzerinde hastalık oluşturma yeteneği en fazla olan fungus olduğu tespit edilmiştir.
Farklı besin türlerinin laboratuar koşullarında üretilen thanasimus formicarius yırtıcısının verimliliği üzerine etkisi
Thanasimus formicarius (Linnaeus, 1758)' (Coleoptera: Cleridae) Türkiye ve Avrupa ülkelerinde biyolojik mücadele amacıyla kitle üretimi yapılan ve kabuk böceği salgınlarına karşı kullanılan bir yırtıcıdır. Bu çalışmada Thanasimus formicarius, yırtıcısının Sinop Boyabat bölgesinde etkin kabuk böceği türleri olan Ips acuminatus (Gyllenhal, 1827), Ips sexdentatus (Boerner, 1776), Pityoktenies curvidens (Germar, 1824), Tomicus piniperda (Linnaeus, 1758) ve Tomicus minor (Hartig, 1834)' e karşı olan etkinliği ve bu böceklerle olan beslenmelerinin yırtıcı böceğin verimi üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla bölgenin belirli lokalitelerine feromon tuzakları asılmıştır ve kontrolleri yapılarak içlerine düşen yırtıcı ve kabuk böcekleri laboratuvara getirilmiştir. Laboratuvardaki ayırma işleminden sonra yırtıcılar çiftler halinde üretim kaplarına alınmıştır ve her gün kabuk böceklerinin erginleri ile beslenerek üremeleri sağlanmıştır. Thanasimus formicarius için beş ayrı besin grubu oluşturulmuştur. Her bir besin grubunda bir tür kabuk böceği besin olarak kullanılmıştır. Oluşturulan besin gruplarından farklı sayılarda Thanasimus formicarius larvaları elde edilmiş ve Tomicus piniperda ve Ips acuminatus kabuk böceklerinin erginleri ile beslenen yırtıcı erginlerinin diğerlerine göre daha verimli oldukları gözlenmiştir. Bu durum yırtıcıların beslendiği kabuk böceği besin içeriklerinin üreme verimlerini etkileyebildiğini göstermiştir.
Kastamonu yöresinde tespit edilen bazı kuzugöbeği türlerinin moleküler ve kimyasal özelliklerinin belirlenmesi
Morchella mantarı genel olarak her yerde yetişebilen mantarlar olarak tanımlanmaktadır. Çalışma alanını oluşturan Kastamonu ilinde farklı lokasyonlarda çam, göknar ve meşe ormanlarında 600-1550 m rakımlar arasında Morchella mantarı tespit edilmiştir. Çalışmaya konu Kastamonu ilinde 2018 yılının Nisan-Mayıs aylarında Kastamonu Merkez, Ağlı, Araç, Bozkurt, Daday, Devrekani, Hanönü, Taşköprü, Tosya ilçelerinde daha önceki yıllarda Morchella tespit edilen mevkilerde arazi çalışması yapılmış olup 6 farklı lokasyonda Morchella mantarı bulunmuştur. Morfolojik olarak birbirinden farklı olan bu 6 farklı örneğin moleküler analizi sonucunda Morchella elata ve Morchella importuna olmak üzere 2 farklı tür olduğu ortaya konmuştur. Bu çalışmada Kastamonu yöresinde çeşitli lokasyonlarda yetişen Morchella türlerinin morfolojik ve moleküler tanımlamaları yapılmış, içerdiği fenolik bileşikler ile antioksidan özellikleri araştırılmıştır. Buna göre Küre Kösreli mevkisinden toplanan ve KG-1 olarak isimlendirilen örneklerde yüksek antioksidan aktivite ve en yüksek fenolik bileşik içeriği tespit edilmiştir.
Farklı metal çözeltileri ile hazırlanan yetiştirme ortamlarının Pleurotus ostreatus ve Pleurotus citrinopileatus mantarlarında verim ve kimyasal bileşenler üzerine etkileri
Bu çalışmada; Beyaz Kayın Mantarı (Pleurotus ostreatus) ve Sarı Kayın (Pleurotus citrinopileatus) mantarlarının metal çözeltiler ile hazırlanan yetiştirme ortamlarının mantarlar üzerinde verim ve kimyasal özelliklerine etkileri araştırılmıştır. Yetiştirme ortamı olarak pamuk kullanılmıştır. Her yetiştirme ortamı için 200 g pamuk ve 500 mL metal iyonu çözeltisi kullanılmıştır. 2 adet saf su (UP) yetiştirme ortamı olmak üzere toplamda 12 adet yetiştirme ortamı hazırlanmıştır. En fazla verim ve gelişme NaCl+ Pc yetiştirme ortamından elde edilmiştir. En az verim ise UP + Pc ortamından elde edilmiştir. CuCl2 + Pc ve CuCl2 + Po yetiştirme ortamlarından yeşil küf oluşumu gözlenmiştir ve hiç verim alınamamıştır. Yetiştirme ortamlarından hasat edilen mantarlarda kimyasal analizler yapılmıştır. Kayın mantarlarında yapılan kimyasal analizler sonucunda antioksidan sıralaması P. ostreatus için FeCl2 > CaCl2 > UP > NaCl > KCl, P. citrinopileatus içinse FeCl2 > CaCl2 > NaCl > UP > KCL şeklinde bulunmuştur. Hazırlanan çözeltilerin içerisindeki metal elementlerin mantarlara aktarımı FeCl2 + Pc, FeCl2 + Po, KCl + Pc, KCl + Po ve CaCl2 + Po yetiştirme ortamlarında gerçekleşmiştir. Sadece CaCl2 +Pc ortamında metal çözeltisinde element aktarımı mantara gerçekleşmemiştir. UP + Po ve UP + Pc deneme ortamları olduğundan (normal metal elementi değerlerine sahip olduğundan) diğer ortamların metal yoğunlukları bu ortamlarda yetiştirilen mantarların analizlerine göre yapılmıştır. Çalışmanın diğer bir sonucu olarak hazırlanan çözeltilerin mantarlar içerisinde doğal olarak bulunan besin elementlerinin oranlarını artırdığı tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Pleurotus ostreatus, Pleurotus citrinopileatus, Metal içerikleri, Antioksidan kapasite, Yetiştirme ortamı, Mantar verimi.