Prof. Dr. Sevgi Özcan danışmanlığındaki tezler
14 tez · Çukurova University
Çukurova Üniversitesi mediko-sosyal merkezinde sunulan sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Mediko-Sosyal Merkezinde sunulan sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesi amacıylahizmet alanların ve verenlerinmemnuniyet düzeyleri araştırıldı. Yöntem: Kesitsel tipteki çalışmanın evrenini 01-30 Nisan 2018 tarihleri arasında merkezden hizmet alanlar (n=1399) ve merkezde hizmet verenler (n=25) oluşturdu. Hesaplanan örneklem büyüklüğüne (n=302) ulaşmak için basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanıldı.Çalışanların ikisi çalışmaya katılmadı. Hizmet alanlara EUROPEP Ölçeği, hizmet verenlere T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Personeli Memnuniyet Araştırmasıçalışmasında kullanılan anketin "iş doyumu, motivasyon ve bağlılık" başlıklı bölümleriuygulandı. Bulgular: Yaş ortalaması 25,5±10 olan 306 katılımcının % 83,6'sı öğrenci, % 71,2'si kadındı. Katılımcıların % 70,3'ü son bir yılda merkeze ikiden fazla başvuru yapmıştı. Hasta memnuniyet düzeyi ulaşılabilirlik boyutu (3,89) hariç tüm boyutlarda (Doktor-Hasta İlişkisi, Sağlık Hizmeti Sunumu, Enformasyon ve Destek, Sağlık Hizmetlerinin Organizasyonu, Genel Değerlendirme, EUROPEP Ortalaması) 5 üzerinden 4'ten yüksek bulundu. Kurumda sunulan sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi açısından önerilersorusunaverilen cevaplardadiş hekimliği başta olmak üzere bazı dallarda poliklinik açılması, kampüs içerisinde eczane açılması, laboratuvar imkânlarının geliştirilmesi, bekleme sürelerinin azaltılması, hizmetlerin tanıtımının yapılması, hastaların daha iyi yönlendirilmesi, fiziksel şartların iyileştirilmesi yönünde beklentiler ön plana çıktı. Katılımcıların % 38,5'i kayıtlı oldukları aile hekimlerini tanımadıklarını, % 52,5'i üniversite kampüsü içinde aile hekimliği birimi açılması durumunda bu birimi tercih edeceklerini bildirdi. Yaş ortalaması 48±6,5 olan hizmet verenlerin % 48'inin meslekte çalışma süresi 26 yıl ve üzeri idi. "Çeşitli sosyal faaliyetler için iş dışında da sık sık bir araya geliyoruz" ifadesi hariç tüm iş doyumu ifadelerinin; "Maaşım beklentilerime uygundur", "Ücretim diğer sektörlerle karşılaştırıldığında uygundur", "Binanın yapısı ve donanımı yapılan işin gereklerine uygundur" ifadeleri hariç tüm motivasyon ifadelerinin; "Tüm kamu sektörleri içinde sağlık sektörü, özlük hakları açısından en iyisidir" ifadesi hariç tüm bağlılık ifadelerinin puanları olumluydu. Sonuç: Hizmet alanlar veverenlerin memnuniyet düzeyleri yüksek bulunmakla beraber bu çalışmada saptanan memnuniyetsizlik durumlarına yönelik girişimlerin yapılmasının sağlık hizmetinin kalitesini arttırması beklenir. Araştırmanın düzenli olarak tekrarlanarak süreç takibinin yapılması, girişimlerin etkisini ölçmek ve geçmiş verileri karşılaştırmalı olarak inceleyebilmek açısından önemlidir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, mediko-sosyal merkezi, hasta memnuniyeti, çalışan memnuniyeti
Çukurova Üniversitesi aile hekimliği polikliniklerine başvuran üniversite öğrencilerinin riskli davranışları ve yaşam doyumları ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran üniversite öğrencilerinin riskli davranışlarının değerlendirilmesi ve riskli davranışların yaşam doyumu ile ilişkisinin ortaya konulması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Aile Hekimliği polikliniklerine 01-31 Aralık 2018 tarihleri arasında başvuran öğrenciler arasından evreni % 95 güvenirlik ve % 5 hata payı ile temsil eden en az örneklem büyüklüğüne basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile ulaşıldı. Riskli Davranışlar Ö̈lçeği- Üniversite Formu, Yaşam Doyumu Ölçeği ve sosyodemografik veri toplama anketi ile toplanan veriler istatistik paket programı ile analiz edildi. Bulgular: Yaş ortalaması 20,53±1,92 (16-28) yıl olan % 63,3'ü kadın 338 öğrencinin % 41,4'ü devlet yurdunda kalmaktaydı. Yaşı 22 ve üzeri olan grubun sigara kullanım puanı, yaşı 20-21 olan gruba göre daha yüksek bulundu (p=0,048). Erkeklerin antisosyal davranış (p=0,000), alkol kullanımı (p=0,000), sigara kullanımı (p=0,000), okul terki (p=0,001) ve madde kullanımı (p=0,000) puanları kadınlara göre daha yüksek iken intihar eğilimi ve beslenme alışkanlıkları açısından cinsiyetler arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Antisosyal davranışlar (p=0,004), alkol kullanımı (p=0,000) ve sigara kullanımı (p=0,000) puan ortalamaları "evde arkadaş ile" kalan grupta "devlet yurdunda" kalan gruba göre daha yüksekti. Alkol (p=0,000) ve sigara (p=0,000) kullanımı puan ortalamaları fen bilimlerinde öğrenim gören öğrencilerde daha yüksek iken okul terki (p=0,023) sosyal bilimlerde öğrenim gören öğrencilerde daha yüksekti. Riskli davranışların bütün alt boyutları ile yaşam doyumu arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde negatif yönde ilişki bulundu. Sonuç: Aile hekimlerinin üniversite öğrencilerine hizmet verirken bu çalışmada saptanan bulguları göz önünde bulundurmaları, riskli davranışların azaltılması/önlenmesi dolayısıyla yaşam doyumunun arttırılması konusunda disipline özgü ilkelerden yararlanarak fırsatları değerlendirmeleri önerilir. Anahtar Sözcükler: Aile hekimliği, riskli davranışlar, yaşam doyumu, üniversite öğrencileri
Çukurova Üniversitesi aile hekimliği polikliniklerine başvuran öğrencilerin cinsel sağlık ile ilişkili tutumları
Amaç: Bu çalışmada, aile hekimliği polikliniklerinden hizmet alan üniversite öğrencilerinin cinsel sağlıkla ilişkili tutumlarının ve eğitim/danışmanlık gereksinimlerinin ortaya konulması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma evrenini 1 Kasım-31 Aralık 2019 tarihlerinde Çukurova Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniklerine başvuran üniversite öğrencileri (n=1482) oluşturdu. Evreni %95 güvenirlik ve %5 hata payı ile temsil eden en az örneklem büyüklüğü hesaplandı (n=306). Çalışmaya katılmayı kabul edenlere literatür taranarak oluşturulan ve 28 sorudan oluşan anket formu uygulandı. Bulgular: Yaş ortalaması 19,95±1,77 (17-30) olan 317 katılımcının% 73,8'i kadındı. Cinsel yönelimini % 1,6'sı biseksüel olarak tanımlarken % 26,2'si emin değilim yanıtını verdi. Katılımcıların % 11,4'ü cinsel ilişki yaşadığını ve ilişki yaşayanların % 14,3'ü gebelikten korunmak için hiçbir yöntem kullanmadığını bildirdi. Cinsel ilişki yaşama durumu erkeklerde daha yüksek oranda ve daha erken yaştaydı (p<0,05). Katılımcıların % 3,2'si daha önce cinsel sağlığıyla ilgili bir sorun yaşadığını, eğer bir cinsel sağlık sorunu yaşarsa % 65,3'ü bir sağlık kuruluşuna başvurabileceğini bildirdi. Cinsel sağlık ile ilgili hizmet veren sağlık kuruluşlarına kolaylıkla ulaşıyor musunuz sorusuna katılımcıların % 20,5'i "Hayır", % 35,6'sı "Bu hizmeti nereden alabileceğimi bilmiyorum" yanıtını verdi. Katılımcıların % 77,3'ünün herhangi bir cinsel sağlık eğitimi almadığı, % 49,2'sinin cinsel sağlık ile ilgili bilgi düzeyini yetersiz bulduğu, %56,8'inin cinsel sağlıkla ilgili eğitim almak istediği saptandı. Cinsel sağlık eğitimi alma oranı kadınlarda ve ailesiyle kalan öğrencilerde daha düşüktü (p<0,05). Kadınların, cinsel sağlık eğitimi almadığını bildirenlerin ve cinsel sağlıkla ilgili bilgi düzeyini yetersiz bulanların cinsel sağlık hizmeti veren kurumlara ulaşma oranı daha düşük bulundu (p<0,05). Sonuç: Üniversite öğrencilerine hizmet veren aile hekimlerinin bu çalışmada saptanan bulguları göz önünde bulundurmaları, disipline özgü ilkelerden yararlanarak fırsatları değerlendirmeleri ve uygun eğitim/danışmanlık hizmetlerini vermeleri önerilir.
Okul öncesi çocukların cinsel gelişimi ve eğitimi: Aile hekimliği ve pediatri araştırma görevlilerinin bilgi ve tutumları
Amaç: Bu çalışmanın amacı aile hekimliği ve pediatri araştırma görevlilerinin okul öncesi çocukların cinsel gelişimi-eğitimi konusundaki bilgi düzeyleri ile tutumlarının değerlendirilmesi ve eğitim ihtiyaçlarının ortaya konulmasıdır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki çalışmanın evrenini Aralık 2019 – Ocak 2020 tarihlerinde Adana ilinde iki farklı kurumda uzmanlık eğitimi almakta olan aile hekimliği (n=106) ve pediatri (n=104) araştırma görevlileri oluşturdu. Verilerin toplanmasında tarafımızca literatür taranarak oluşturulan 52 soruluk anket formu kullanıldı. Bilgi için çocukların cinsel gelişimi/eğitimi ile ilişkili doğru/yanlış/fikrim yok şeklinde cevaplandırılan 30 ifadeye, tutum için çocuklarda karşılaşılan bazı cinsel davranışlarla ilişkili nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini sorgulayan beş seçenekli 12 duruma verilen yanıtlar değerlendirildi. Bulgular: Yaş ortalaması 29,7±4,8 (23-54) olan katılımcıların (n=199) %63,8'i kadındı. Katılımcıların %69,8'i çocuklarda cinsel eğitimle ilgili eğitim almadığını, %87,9'u bu konuda eğitim ihtiyacı hissettiğini bildirdi. Katılımcıların %88,4'ü çocuklarda cinsel gelişimle ilgili sorularla karşılaştığını, %25,6'sı hasta görüşmelerinde çocuklarda cinsel gelişim konusunu kendisinin hiç açmadığını belirtti. Katılımcıların çocuklarda cinsel gelişim ile ilgili bilgiyi değerlendiren ifadelere verdikleri doğru yanıt ortalaması orta düzeyin üzerinde, tutumu değerlendiren ifadelere verdikleri doğru yanıt ortalaması ise orta düzeyin altında olarak belirlendi. Bilgiyi değerlendiren bölümde bu konuda eğitim aldığını bildirenlerin doğru yanıt ortalamaları yüksek bulunurken (p=0,042) tutumu değerlendiren bölümde eğitim alanlar ve almayanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Doğru yanıt ortalamaları açısından bölümler ve çalışılan kurumlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Sonuç: Aile hekimliği ve pediatri uzmanlık öğrencilerinin okul öncesi çocukların cinsel gelişimi/eğitimi konusunda eğitim gereksinimleri bulunmaktadır. Müfredat komisyonlarının ve program yöneticilerinin bu durumun farkında olmaları ve planlanacak eğitimlerde çocuklarda normal/sorunlu cinsel davranışların yönetimine yönelik girişimlerde bulunmaları önerilir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, Cinsel eğitim, Pediatri, Psikoseksüel gelişim
Çukurova Üniversitesi öğrencilerinde uyku hijyeni ve riskli davranışların değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırmada Çukurova Üniversitesi öğrencilerinin uyku hijyenleri ile riski davranışlarının değerlendirilmesi ve bunların birbirleri ile olan ilişkisinin ortaya konulması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Medikososyal Merkezi'nin İlçe Meslek Yüksekokullarında gerçekleştirdiği Sağlık Eğitim Programı çerçevesinde toplantı başlamadan önce salonda bulunan tüm öğrenciler çalışmaya davet edildi. Sosyodemografik Bilgi Formu, Uyku Hijyen İndeksi Ölçeği ve Riskli Davranışlar Ö̈lçeği-Üniversite Formu kullanılarak toplanan veriler istatistik paket programı ile analiz edildi. Bulgular: Yaş ortalaması 21,04±2,34 (18-40) yıl olan %59,2'si erkek 407 öğrencinin %42,1'i ailesi ile kalmaktaydı. Katılımcıların geceleri uyku süresi 6,44±1,76 saat, yatakta geçirdikleri süre 8,37±2,27 saat, Uyku Hijyen İndeksi puanı ortalaması 34,66±6,89 olarak hesaplandı. Uyku Hijyen İndeksinden en yüksek puan alan ifade "Yatma saatinde uyanıklığı arttırıcı (örneğin; bilgisayar oyunları, internet veya temizlik) şeyler yaparım" idi. Yatakta geçirilen süre ortalaması yurtta kalanlarda (p=0,001) ve odasını birileriyle paylaşanlarda daha uzundu (p=0,018). Ailesi ile kalanlarda (p=0,000) ve odasını birileriyle paylaşmayanlarda uyku hijyeni daha iyiydi (p=0,003). Uyku hijyeni ile antisosyal davranışlar, alkol kullanımı, sigara kullanımı, intihar eğilimi, beslenme alışkanlıkları, okul terki, madde kullanımı arasında zayıf-orta derecelerde istatiksel olarak anlamlı ilişkiler bulundu. Sonuç: Katılımcıların uyku süreleri, uyku hijyen durumları ve riskli davranışları literatürle uyumludur. Literatüre katkı olarak uyku kalitesi ile benzer olarak uyku hijyeni ile riskli davranışlar arasında ilişki saptanmıştır. Ayrıca, yatma saatinde uyanıklığı arttırıcı davranışların sıklığı, yatakta geçirilen sürenin uzunluğu ve bu sürenin odasını biriyle paylaşanlarda anlamlı olarak daha fazla olması dikkat çekici bulunmuştur. Sağlık Eğitim Programı'na uyku hijyeni konusunun da eklenmesi, öğrencilerin riskli davranışlarını azaltmaya ve uyku hijyenlerini arttırmaya yönelik uygun girişimler planlanması önerilir. Anahtar Sözcükler: Uyku hijyeni, riskli davranışlar, üniversite öğrencileri
Çukurova Üniversitesi öğrenci adaylarında yeme tutumu ile sağlık algısı ilişkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada üniversite eğitimine başlayacak öğrencilerin yeme tutumları ile sağlık algılarının değerlendirilmesi ve bunlar arasındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini 2020-2021 eğitim öğretim yılında Çukurova Üniversitesine kayıt yaptıran öğrenciler oluşturdu. Pandemi nedeniyle öğrenciler okula başlayamadıkları için tüm öğrenciler çevrim içi anket çalışmasına davet edildi. Çalışmaya katılmayı kabul edenlere Yeme Tutumu Testi-40 ve Sağlık Algısı Ölçeği uygulandı. Bulgular: Yaş ortalaması 20,00±3,23 (17-46) yıl olan 2072 katılımcının %56,3'si kadındı. Yeme Tutumu Testi puanı ≥30 olan yani yeme bozukluğu riski saptanan katılımcıların oranı %8,0'di. Bu oran kız öğrencilerde %9,9, erkek öğrencilerde %5,5 (p=0,000); ideal kilonun altında olanlarda %8,0, ideal kiloda olanlarda %6,6, ideal kilonun üzerinde olanlarda %12,7 (p=0,000); kronik hastalığı olanlarda %14,9, olmayanlarda %7,5 (p=0,001) olarak saptandı. Sağlık Algısı Ölçeği açısından değerlendirme yapıldığında; erkek öğrencilerin "kontrol merkezi" alt boyutu hariç tüm puanları kız öğrencilere göre yüksek bulundu (p<0,05). İdeal kiloda olanların "kontrol merkezi" (p=0,004) , "kesinlik" (p=0,000) ve "toplam" (p=0,000) boyut puanları yüksek bulundu. Kronik hastalığı olmayan grupta "sağlığın önemi" hariç tüm boyut puanları yüksek bulundu (p<0,05). Yeme tutumu test puanı ile "öz farkındalık", "sağlığın önemi", BKİ, yaş arasında pozitif yönde; "kesinlik" arasında negatif yönde; "sağlığın önemi" ile yaş arasında pozitif yönde çok zayıf ilişki olduğu saptandı (p<0,05). Yeme tutumu testi kesme puanı yönünden sadece öz farkındalık alt boyutunda istatiksel olarak anlamlı bir fark saptandı (p=0,000). Sonuç: Başta aile hekimleri olmak üzere üniversite öğrencilerine hizmet veren tüm meslek gruplarının bu çalışmada saptanan bulguları (kız öğrencilerde, ideal kiloda olmayanlarda, kronik hastalığı bulunanlarda ve öz farkındalığı yüksek olanlarda yeme bozukluğu riskinin daha fazla olması) göz önünde bulundurmaları ve fırsatları değerlendirerek uygun girişimlerde bulunmaları önerilir. Anahtar sözcükler: Algı, Aile hekimliği, Sağlık, Üniversite, Yeme bozukluğu
Hipertansiyon hastalarının kardiyovasküler hastalık risklerinin sağlıklı yaşam davranışları ve ilaç uyumları ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmada, hipertansiyon hastalarının nesnel ve algılanan kardiyovasküler hastalık riskleri ile sağlıklı yaşam davranışları ve ilaç uyumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma grubunu 1 Eylül-31 Ekim 2020 tarihlerinde Adana ilinde üç aile sağlığı merkezine başvuran ve dahil etme kriterlerini karşılayan hipertansiyon hastaları oluşturdu. Demografik özellikler, hastalık bilgileri, algılanan risk, sağlıklı yaşam davranışları ve "Modifiye Morisky Ölçeği" sorularından oluşan anket formu yüz yüze dolduruldu. Nesnel risk, "Framingham Risk Skoru" kullanılarak hesaplandı. Bulgular: Yaş ortalaması 56,9±9,1 yıl olan 236 katılımcının %67,4' ü kadındı. Katılımcıların % 44,1' i yüksek risk grubundaydı ve erkeklerde risk daha yüksekti (p<0,01). Oransal algılanan riskte doğru algılama %30,5, yanlış iyimserlik %42,7, yanlış kötümserlik %26,7 iken karşılaştırmalı algılanan riskte bu oranlar sırasıyla %27,6, %45,0 ve %27,6 idi. Nesnel ve algılanan risk arasında ilişki bulunamadı. Kadınların, bekarların, diyabetlilerin ve stresini yönetemeyenlerin risk algısı daha yüksekti (p<0,05). Riski yüksek algılayanların sağlıklı yaşam davranışlarına uyumları daha düşük bulunurken (p<0,05), nesnel risk grupları açısından anlamlı bir farklılık bulunmadı. İlaç uyumunun nesnel ve algılanan risk durumlarına göre farklılaşmadığı ancak ilaçla ilgili bilgi düzeyi yüksek olanların sağlıklı yaşam davranışlarına uyum puanlarının daha yüksek olduğu saptandı (p=0,000). Sağlık çalışanları tarafından risk bilgilendirmesi yapılanların algılanan risk durumunda farklılaşma görülmezken sağlıklı yaşam davranışlarına uyum puanlarının daha yüksek olduğu bulundu (p=0,027). Sonuç: Aile hekimlerinin hipertansiyon hastalarına hizmet verirken bu çalışmada saptanan bulguları (uygunsuz risk algısının yüksek olması, yaklaşık her üç hipertansiften sadece birinin riskini doğru algılaması, erkeklerin nesnel risklerinin, kadınların ise risk algılarının daha yüksek olması, sağlıklı yaşam davranışlarına uyumun, algılanan riskle ve sağlık çalışanları tarafından bilgilendirme yapılmasıyla ilişkili olması vb.) göz önünde bulundurmaları önerilir.
Çukurova Tıp öğrencilerinin cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar konusundaki davranışsal danışmanlık gereksinimlerinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmada tıp öğrencilerinin cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar (CYBE) açısından davranışsal danışmanlık gereksinimlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 2021-2022 öğretim yılında öğrenim gören tüm öğrenciler arasından çalışmaya katılmayı kabul edenlere literatür taranarak oluşturulan form ve E-Sağlık Okuryazarlık Ölçeği ile birlikte toplam 55 soruluk anket uygulandı. Bulgular: Yaş ortalaması 21,9±2,7 yıl olan 410 katılımcının %55,9'u kadındı ve %33,6'sının partneri vardı. Öğrencilerin %32,9'unun (n=135) cinsel olarak aktif oldukları, artmış risk açısından değerlendirildiğinde ise son bir yıl içerisinde %4,6'sının kondom kullanmaksızın ilişkide bulunduğu, %10,5'inin kendisinin ya da partnerinin CYBE için test yaptırdığı, %2,9'unun kendisinin ya da partnerinin CYBE tanısı/tedavisi aldığı, %16,8'inin ise üç veya daha fazla partner ile ilişkide bulunduğu saptandı. Cinsel olarak aktif olan öğrencilerin %16,3'ü CYBE konusunda bilgi düzeylerini 'kötü', %45,2'ü 'orta', %38,5 ise 'yüksek' olarak tanımladı. Cinsel aktif olanların %4,5' u bu konuda eğitim almak istemediklerini, %34,1'i broşür, kitap vb., %29,6'sı internet, %45,9'u bireysel eğitim/danışmanlık, %54,1'i ise grup eğitimi/danışmanlık yoluyla eğitim almak istediklerini bildirdi. Katılımcıların %15,9'u bugüne kadar cinsel sağlıkları ile ilgili bir sorun yaşadıklarını bildirdi. E-sağlık okuryazarlık düzeyi 28,1±5,0 olarak hesaplanan katılımcıların %82,9'u internet üzerinden sağlık kaynaklarına erişmenin kendileri için önemli olduğunu, %67,4'ü interneti sağlıkları hakkında karar vermede yararlı bulduğunu, %53,2'si eğer cinsel sağlık sorunu yaşarsa internetten bilgi edinmeyi tercih edeceğini bildirdi. Sonuç: Her üç öğrenciden birinin cinsel aktif olduğu dolayısıyla davranışsal danışmanlık gereksinimi olduğu, tamamına yakınının ise cinsel eğitim/danışmanlık almak istediği bulguları bu konuda uygun girişimlerin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Planlanacak girişimlerde öğrencilerin sağlıkta internet kullanım oranlarının ve e-sağlık okuryazarlık düzeylerinin yüksek olması bulgularının göz önüne alınması önerilir. Anahtar sözcükler: Aile hekimliği, cinsel eğitim/danışmanlık, cinsel yolla bulaşan enfeksiyon, tıp öğrencisi
Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı merkezine kayıtlı anne adaylarının gebelikle ilgili kaygı ve fetal sağlık denetim odağı durumlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada birinci basamaktan hizmet alan anne adaylarının gebelikle ilgili kaygı ve fetal sağlık denetim odağı durumların değerlendirilmesi ve bu konuda danışmanlık alma gereksinimlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte planlanan çalışmanın evrenini Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezindeki dört birime kayıtlı gebeler oluşturdu (N=121). Çalışma 15.10.2023-15.12.2023 tarihleri arasında herhangi bir nedenle merkeze başvuran ve çalışmayı kabul eden 110 gebe ile yürütüldü. Verilerin toplanmasında sosyodemografik bilgiler, gebelik özellikleri ilgili soruları içeren anket formu, "Anne Karnındaki Bebek Sağlık Denetim Odağı Ölçeği" ve "Gebelik ile İlişkili Anksiyete Ölçeği" uygulandı. Bulgular: Yaş ortalaması 28,9±4,6 (18-39) yıl olan katılımcıların Gebelik ile İlişkili Anksiyete Ölçeği toplam puan ortalaması 59,68±13,83 olarak bulundu. Test değeri alınabilecek puanın %50'si olarak kabul edildiğinde ölçek ortalama puanının daha düşük olduğu saptandı (p<0,001). Katılımcıların %16,4'ü gebelikle ve/veya doğacak bebekleri ile ilişkili kaygıları için hiçbir yardım aramadığını belirtirken, "Aile hekiminizden bu konuda destek almak ister misiniz?" sorusuna katılımcıların %36,4'ü olumlu yanıt verdi. Gebelikle İlişkili Anksiyete Ölçeği toplam puanı ile sağlık denetim odağı alt boyut puanları arasında bir ilişki saptanmadı. Ancak alt boyutlarından "doğuma yönelik tutumlar" ile "güçlü diğerlerine bağlı sağlık denetim odağı" puanları arasında "tıbbi personele yönelik tutumlar" alt boyut puanı ile içsel, şansa bağlı ve güçlü diğerleri sağlık denetim odağı puanları arasında negatif yönde zayıf-orta derecede ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç: Merkezimize kayıtlı gebelerin çalışmanın yapıldığı dönemdeki gebelik ile ilişkili kaygı düzeyleri yüksek bulunmamakla birlikte her 10 gebeden yaklaşık 8'inin gebelikle ve/veya doğacak bebekleri ile ilişkili kaygıları için yardım arayışında olduğu saptanmıştır. Her üç gebeden birinin aile hekiminden bu konuda destek almak istediği bulgusu göz önüne alındığında gebe izlemlerinde anne adaylarının kaygılarını gidermeye yönelik girişimlerde bulunulması ve ileri araştırmalarda anne adaylarının aile hekimlerinden özellikle hangi konularda ve hangi yöntemlerle destek istediklerine yönelik araştırmalar yapılması önerilir. Anahtar Sözcükler: Aile hekimliği, gebelik, gebelikle ilişkili anksiyete, fetal sağlık denetim odağı
Çukurova Üniversitesi Aile Hekimliği uzmanlık öğrencilerinin sağlık çalışanlarına yönelik şiddet algısının iletişim ve sosyal sorun çözme becerileri ile ilişkisi
Amaç: Hekimlerin şiddeti nasıl algıladıklarının anlaşılmasının ve değiştirilebilir risk faktörleri üzerinde çalışılmasının önemli olduğu noktasından yola çıkılarak yürütülen bu çalışmada aile hekimliğinde uzmanlık eğitimi alan araştırma görevlisi hekimlerde şiddet algısının değerlendirilmesi ve bunun iletişim ve sosyal sorun çözme becerileri ile ilişkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini, çalışmanın yapıldığı tarihte Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalında uzmanlık eğitimi alan araştırma görevlisi hekimler oluşturdu (N=73). Verilerin toplanmasında sosyodemografik anket formu, Sağlık Profesyonellerinin Şiddete Karşı Güvenlik ve Güven Ölçeği, İletişim Becerileri Ölçeği ve Sosyal Sorun Çözme Becerileri Ölçeği uygulandı. İstatistiksel analizlerde eşleştirilmiş t test, Pearson ve Spearman bağıntı katsayıları kullanıldı. Bulgular: Yaş ortalaması 32,3±6,6 (24-52) olan 73 katılımcının %63,0'ı kadın, %58,9'u evli, %63'ü tam zamanlı uzmanlık öğrencisiydi. Katılımcıların %94,5'inin temel iletişim ve hasta-hekim iletişim becerilerini iyi-çok iyi olarak değerlendirdiği, her beş katılımcıdan üçünün bu konuda eğitim aldığı, %83,6'sının eğitim almak istediği saptandı. Her üç katılımcıdan biri sosyal sorun çözme becerilerini iyi-çok iyi olarak değerlendirdi ve %87,7'si bu konuda eğitim almak istediğini bildirdi. Benzer şekilde her üç katılımcıdan biri sağlık profesyonellerine yönelik şiddetin yönetimi konusundaki becerilerini iyi olarak değerlendirdi ve %93,2'si bu konuda eğitim almak istediğini bildirdi. Katılımcıların Sağlık Profesyonellerinin Şiddete Karşı Güvenlik ve Güven Ölçeğinin "güven" ve "şiddet toplam" alt ölçek puanları ile "kendini ifade etme", "etkin dinleme, sözel olmayan iletişim", "iletişim toplam" puanları arasında pozitif yönde zayıf- orta; "güven", "güvenlik", "şiddet toplam" puanları ile "probleme olumlu yönelim" puanı arasında pozitif yönde ve "probleme olumsuz yönelim" puanı arasında negatif yönde zayıf-orta derecelerde ilişki saptandı. Katılımcıların uzmanlık eğitimine başlamadan önceki ve uzmanlık eğitimi sürecindeki, temel iletişim, hasta-hekim iletişimi, sosyal sorun çözme ve sağlık profesyonellerine yönelik şiddet yönetimi konusundaki beceri algıları karşılaştırıldığında tüm becerilerde istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı. Sonuç: Sağlık profesyonellerine yönelik şiddet yönetiminde iletişim ve sosyal sorun çözme becerilerinin önemini ve bu konulardaki eğitim gereksinimini ortaya koyan bulgularımız müfredat güncellemeleri, eğitim planlamaları ve ileri araştırmalar açısından dayanak oluşturabilir. Anahtar sözcükler: Aile hekimliği, İletişim, Sorun Çözme, Şiddet, Tıpta Uzmanlık Eğitimi
Pandemi sonrası ilaç rapor süresinin uzatılmasının Tip 2 Diyabet hastalarının bakım sürecine etkisi
Pandemi Sonrası İlaç Rapor Süresinin Uzatılmasının Tip 2 Diyabet Hastalarının Bakım Sürecine Etkisi Amaç: Bu çalışmada, Tip 2 DM hastalarının izlemlerinin yapılması, diyabet öz yönetim durumlarının ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi ve ilaç rapor süresinin uzatılmasının hastaların bakım süreçlerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini Adana Kozan ilçesi 3 Numaralı Aile Sağlığı Merkezi 017 Numaralı Aile Hekimliği birimine kayıtlı Tip 2 diyabet hastaları oluşturdu. Araştırmanın birinci aşaması kesitsel tipte, ikinci aşaması ise retrospektif veri toplanarak yürütüldü. Covid-19 nedeniyle kapanmanın olduğu ve ilaç rapor sürelerinin uzatıldığı tarihten bir yıl öncesinden başlayarak çalışmanın yapıldığı tarihe kadar olan dönem beş zaman dilimine bölünerek değerlendirildi. Veri toplama aracı olarak bir anket formu ve Tip 2 Diyabet Öz Yönetim Ölçeği kullanıldı. Bulgular: Yaş ortalaması 61,7±9,9 (34-86) yıl olan 222 katılımcının %64'ü kadındı. Katılımcıların %56,3'ünün HbA1c değeri 7'nin üzerindeydi. Kardiyovasküler açıdan %89,6'u çok yüksek riskli gruptaydı. Katılımcıların %94,6'sı pandemi ve sonrasında rapor sürelerinin uzatılması uygulamasından memnundu. Ölçek toplam puanı 61,5±10,6 (32-94), "Sağlıklı yaşam biçimi davranışları" alt ölçek puanı 40,9±6,8 (20-55), "Kan şekeri yönetimi" alt ölçek puanı 12,5±3,4 (4-20), "Sağlık hizmetleri kullanımı" alt ölçek puanı 8,0±3,6 (4-20) olarak hesaplandı. Okur yazar olmayanların, köyde yaşayanların, düşük gelirlilerin, yalnız yaşayanların, diyabet eğitimi almayanların, şeker ölçüm cihazı olmayanların öz yönetim puanları daha düşük bulundu (p<0,05). Pandemi öncesine göre HbA1c yaptırma oranlarının %70,7'den %56,3'e (p<0,001), hastane başvurusu oranlarının %88,7'den %80,6'ya (p>0,05) düştüğü, ancak aile hekimliği başvuru oranlarının pandemi dönemi dahil tüm dönemlerde %95' in üzerinde olduğu saptandı. Sonuç: Pandemi durumu ortadan kalkmasına rağmen sağlık hizmeti kullanım puanının düşük bulunması ilaç rapor süresinin uzatılması politikasının devam etmesi nedeniyle hastane ziyaretlerinin azalmasıyla ilişkili gibi görünmektedir. Anahtar kelimeler: Aile Hekimliği, COVID-19, Diyabet, İlaç, İzlem, Öz Yönetim
Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezine tetkik yaptırmak için başvuran hastaların değerlendirilmesi
Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezine Tetkik Yaptırmak İçin Başvuran Hastaların Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışmada birinci basamakta laboratuvar tetkiki istenen hastaların sosyodemografik ve sağlıkla ilişkili özellikleri ile tetkik sonuçlarının incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı, kesitsel tipteki çalışma 1-30 Nisan 2025 tarihlerinde Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezinde tetkik istenen hastalardan dahil etme kriterlerini karşılayan 280 katılımcı ile yürütüldü. Veriler sosyodemografik ve sağlıkla ilişkili özellikleri içeren bir form ile Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği kullanılarak yüz yüze toplandı. Tetkikler hekimin kullandığı veri tabanından elde edildi. Bulgular: Katılımcıların %64,3'ü aile hekimine başvurma nedeninin kan ve idrar tetkiki yaptırmak olduğunu, %55,4'ü kendi isteğiyle kontrol amaçlı tetkik yaptırdığını, %8,9'u şikayeti nedeniyle aile hekiminin istediğini, %8,5'i başka bir hekimin önerisiyle, %15'i gebe izlem, %7,5'i rapor düzenlenmesi, %0,7'si çocuk izlem, %4'ü var olan kronik hastalıklar/ilaçlar nedeniyle tetkik yaptırdığını bildirdi. Hasta talebiyle tetkik istenenler ile diğer nedenlerle tetkik istenenlerin yaş ortalamaları benzerdi (p=0,099). Her iki grupta en yüksek oran 19-30 yaş aralığındaydı. Hasta talebiyle tetkik istenenler ile diğer nedenlerle tetkik istenler arasında aile tipi, tetkik sıklığı, şikayet ve kaygı değişkenlerinde anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). Katılımcıların %12,5'inin anksiyete, %25'inin depresyon açısından risk grubunda olduğu saptandı. Hasta talebiyle tetkik istenenlerin anksiyete ve depresyon puan ortalamaları diğer nedenlerle tetkik istenenlerle benzerdi (p<0,05). En çok istenen tetkik %91,7 oranında hemogramdı. Biyokimya tetkiklerinden en çok istenenler sırasıyla B12, ferritin, demir ve demir bağlama olarak bulundu. Tetkik sonuçlarının büyük çoğunluğu referans aralığındaydı. Sonuç: Tetkik istenen her iki katılımcıdan birinin hekime tetkik talebiyle başvurmuş olması ve sonuçların çoğunun referans aralığında olması akılcı laboratuvar kullanımındaki önemli sorunu ortaya koymaktadır. Tetkik talebiyle başvuranlarda hastanın kaygısının ve tetkik yaptırma alışkanlığının göz önünde bulundurulması ve bunlara yönelik girişimlerde bulunulması önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Aile hekimliği, akılcı laboratuvar kullanımı, hasta talebi
Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezine Başvuran annelerin siberkondri ve çocuklarının sağlığıyla ilişkili internet araştırması yapma düzeylerinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada birinci basamağa başvuran annelerin siberkondri düzeylerinin, çocuklarının sağlığı konusunda internet araştırması yapma durumlarının ve bunların birbiriyle ilişkisinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yürütülen çalışmanın örneklemini Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezine 01.08.2024 31.10.2024 tarihleri arasında herhangi bir nedenle başvuran anneler oluşturdu. Çalışmaya katılmayı kabul eden annelere anket formu, Siberkondri Ciddiyeti Ölçeği Kısa Formu-12 ve Çocuk Sağlığı İnternet Araştırması Ebeveyn Ölçeği uygulandı. Bulgular: Yaş ortalaması 34,99±6,19 (22-55) yıl olan 350 annenin Siberkondri Ciddiyet Ölçeği Kısa Form-12 puan ortalaması 30,85±8,84; Çocuk Sağlığı İnternet Araştırması Ebeveyn Ölçeği puan ortalaması 52,57±17,13 olarak hesaplandı. Ölçeklerden alınabilecek puanın %50'si kesme değer olarak alındığında, annelerin siberkondri ve çocuklarının sağlığı konusunda internet araştırması yapma düzeylerinin ortanın altında olduğu saptandı. Aile hekiminin sağlıkla ilgili konularda güvenilir internet kaynakları önermesini isteyen, genellikle/her zaman internet araştırması yapan, internet ortamını güvenli bulan ve sağlık profesyonellerine başvurduktan sonra aynı konu ile ilgili internet araştırması yapanların ölçek puanları daha yüksek bulundu (p<0,05). Her iki ölçeğin birbirleriyle korelasyon analizlerinde tüm alt boyutlarda ve toplamda pozitif yönde zayıf, orta, iyi düzeyde ilişkiler saptandı (p<0,001). Annelerin %78,6'sı aile hekimlerinin güvenilir internet kaynakları önermesini istediğini bildirdi. Sonuç: Her beş anneden dördünün aile hekiminden güvenilir internet kaynak önerisi talep etmesi, bu yönde önemli bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Aile hekimlerinin, annelerin bu eğilimlerini dikkate alarak internette araştırma yapma konusunu açma ve tartışma konusunda daha proaktif, uygun sitelere erişimi sağlamada daha destekleyici ve yönlendirici olmaları önerilebilir. Annelerin siberkondri puanları ile çocuklarının sağlığı konusunda internet araştırması yapma puanları arasında pozitif yöndeki korelasyonlar dikkate alındığında annelerin dolayısıyla gelecekte çocuklarının siberkondri düzeylerinin sorun haline gelmemesi için önleyici girişimler planlanabilir.
Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı gebelerin cinsel sağlık durumlarının ve danışmanlık gereksinimlerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada birinci basamaktan hizmet alan gebelerin cinsel sağlık durumlarının ve cinsel danışmanlık alma gereksinimlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte planlanan çalışmanın evrenini Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezindeki dört birime kayıtlı gebeler oluşturdu (N=183). Çalışma 01.09.2024-31.12.2024 tarihleri arasında herhangi bir nedenle merkeze başvuran ve çalışmayı kabul eden 130 gebe ile yürütüldü. Verilerin toplanmasında sosyodemografik bilgiler, gebelik özellikleri ilgili soruları içeren anket formu ve Gebelerde Cinselliğe Karşı Tutum Ölçeği kullanıldı. Bulgular: Yaş ortalaması 29,02±5,08 (19-51) yıl olan gebelerin %6,2'sinin gebe kalmadan önce, %15,4'ünün ise gebelik sürecinde cinsel sağlık sorunu yaşadığı; %39,2'sinin şimdiki gebeliklerinde aile hekimi veya kadın doğum hekimlerinin cinsel yaşamları hakkında soru sorduğu ve öneride bulunduğu; %17,5'inde riskli durum gerekçesiyle gebelikte cinsel birleşmenin yasaklandığı; %50,8'inin gebelerde cinsel yaşam konusunda orta düzeyde bilgi sahibi olduğu ve %32'sinin bu bilgilere kadın doğum hekimi aracılığıyla ulaştığı saptandı. Katılımcıların %75,4'ünün cinselliğe karşı tutumlarının olumlu olduğu, %46,2'sinin aile hekimi veya hemşiresinden gebelerde cinsel yaşam konusunda eğitim/danışmanlık almak istediği saptandı. Eğitim düzeyi lisans/yüksek lisans olan gebelerin toplam puanlarının ilkokul ve lise mezunu olanlara göre daha yüksek olduğu bulundu (p<0,001). Evlilik yaşı ile toplam (r=0,182) ve onaylama (r=0,225); ilk gebelik yaşı ile onaylama (r=0,215) alt boyutu puanları arasında pozitif yönde zayıf ilişki olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: Aile hekimlerinin ve hemşirelerinin gebelik izlemleri yaparken bu çalışmada saptanan bulguları (eğitim düzeyi düşük, ilk gebelik yaşı ve evlilik yaşı küçük gebelerin gebelikte cinselliğe karşı daha olumsuz tutuma sahip olması) göz önünde bulundurmaları, disipline özgü ilkelerden yararlanarak fırsatları değerlendirmeleri ve uygun girişimlerde bulunmaları önerilebilir.