Theses supervised by Prof. Dr. Yücel Ertekin

10 theses · Çağ University

Master'sOpen AccessTR

Tarsus'ta çevre sorunlarıyla ilgili uygulamalı bir araştırma

Çevre Hukuku Kamu Hukukunun bir alt bölümü olarak kabul edilmektedir. Ayrıca hem kamu hem de özel hukuk karışımı olarak düşünenler de bulunmaktadır.Çevre sorunları arttıkça, çevre hukukunun önemi 20 nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren daha da artmıştır. Çevre sorunları bölgeleri, ülkeleri, kıt'aları değil tüm dünyayı ilgilendirmektedir. Çevre sorunları başta insanlar ve hayvanlar olmak üzere tüm canlıları içeren ekosistemin, biyolojik çeşitliliğin ve organizmaların yaşamını tehdit etmektedir. Çevre sorunları Dünyamızın geleceği ile yakından ilgilidir. Benzer sorunlar Çukurova Bölgesinde ve Tarsus Bölgesinde de bulunmaktadır.Bu tezimizde Tarsus'un Çevre sorunları, Türk Çevre Kanunu çerçevesinde ele alınmıştır. Tez çalışmamız ankete dayalı uygulamalı bir çalışmadır. Anket soruları Tarsus'un üst düzey yöneticilerine, sivil toplum örgütleri başkanlarına ve çeşitli meslek grubundan ileri gelenlere yöneltilmiştir. 25 anketten 24'üne yanıt alınmıştır. Alınan yanıtlar tek tek incelenmiş ve değerlendirilmiştir.Tezimiz; Genel Çevre Sorunları, Çevre ve Hukuk, Çevre Hakkı, Uluslararası Çevre Düzenlemeleri, Çevre Sorunlarına İlişkin Yargı Kararları, Tarsus'un Coğrafi Konumu, Anket Çalışmaları, Kurbanlı Köy'ünde Kurulması Planlanan Endüstriyel Katı Atık Bertaraf Tesisi, Genel Değerlendirme, Sonuç ve Öneriler ana başlıklarından oluşmaktadır.Anahtar Kelimeler/Deyimler: Çevre Hukuku, Kamu Hukuku, Çevre Hakkı, Çevre Sorunları, Yargı Kararları, Endüstriyel Katı Atık, Bertaraf Etme, Ekosistem, Biyolojik Çeşitlilik ve Organizma.

Tarsus OvasıTarsus ÇayıUygulamalı eğitim+2
Veli Köroğlu
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Sermaye Piyasası Kanuna tâbi anonim ortaklıklarda hisse devri

Sermaye piyasasında yaşanan ekonomik ve finansal gelişmeler bilgisayar sisteminden faydalanmayı zorunlu kılmıştır. Dolayısıyla bilgisayar sisteminde kayıtların tutulması ve işlemlerin bu sistemler üzerinden yapılması hisse devrinde de farklı bir sürecin yaşanmasına neden olmuştur. Bunun sonucunda hisselerin senede bağlanması yerine elektronik ortamda bilgisayarlar vasıtasıyla kaydedilmesi ve izlenmesi gerekliliği doğmuştur.Bu değişim anonim ortaklığın sermaye piyasasındaki yerini de değiştirmiştir. Bir halka açık anonim ortaklık kavramı ortaya çıkmıştır. Sistemin getirdiği ihtiyaçlar nedeniyle, anonim ortaklıklar alanında yer alan mevcut hukuki düzenlemeler, yeniden şekillendirilmiştir. Ortaya çıkan HAAO kavramıyla, sermaye piyasalarında işlem hacimleri artmış ve ortaklık hisselerinin devri TTK'da yer almayan, SPK'da düzenlenen çeşitli düzenlemelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Çalışma konumuz olan ?Sermaye Piyasası Kanunu'na Tabi Anonim Ortaklıklarda Hisse Devri? incelemesi, bu noktadan hareketle doğmuştur.Sermaye piyasalarındaki katılımdaki artış ve özellikle hisse senetlerinin ihracındaki niceliksel büyüme, beraberinde bazı hukuki problemleri de doğurmuştur. Bu problemlerin doğduğu hukuki ilişkilerden ilk akla gelenler; hisse senetlerin HAAO tarafından halka arzı, aracı kuruluşla halka arza aracılık sözleşmesinin kurulması, İkinci el piyasada HAAO yatırımcı sıfatı ile hareket etmesi nedeniyle aracı kuruluşla alım satıma aracılık sözleşmesinin kurulması, hisselerin kaydileştirilmesi, Takasbank'ta saklanması, İMKB'de devri, hisselerin zorunlu çağrıya konu olması ve zorunlu çağrı sisteminin işletilerek hisselerin devridir. Aslında sorun hisse senetlerinin hukuki niteliğinden kaynaklanmaktadır. Hisse senetleri menkul kıymet niteliğinde olan kıymetli evraklardır. Bu nedenle TTK'da düzenlenen kıymetli evraka ilişkin sıkı şekli kurallara tabidirler. Hisse senetlerinin nama ve hamiline yazılı olması aynı nitelikteki kıymetli evraka ilişkin düzenlemelere de tabi olmalarını beraberinde getirmektedir.Anonim ortaklıklarda hisse kavramı, hissenin senede bağlanması ve tedavülü kaydi sistemin gelmesi ile değişime uğramıştır. HAAO, hisselerini kaydileştirdikten sonra, kaydi merkezi takas sistemi çerçevesinde hissenin devir prosedürü İMKB'da Birinci El, İkinci El ve Toptan Satışlar Pazarında çeşitli şekil ve şartlarda gerçekleşmektedir.Finansal piyasalar içinde yer alan sermaye piyasalarında, anonim ortaklıkların hisseleri, halka arz edilerek hisse devri; İMKB Birinci El Piyasasında, aracı kuruluşla, alım-satıma aracılık çerçeve sözleşmesinin kurulması ve sözleşmenin Takas sisteminde ifasının gerçekleştirilmesiyle olur.Birinci El Piyasasının amacı, hisselerini halka arz eden ortaklığa sermaye sağlamakken, İkinci El Piyasada amaç, daha önce ihraç edilen sermaye piyasası araçlarının alım-satımının yapılmasıdır. Dolayısıyla ikincil piyasada daha önce sermeye piyasası aracını ihraç eden ortaklık dışında alım-satım gerçekleşir. Bu nedenle ortaklığın kasasına sermaye girişi gerçekleşmez. İhracı gerçekleştiren ortaklık bu piyasada aracı kurumla alım satıma aracılık sözleşmesiyle ve bu sözleşmenin Takasbank'ta ifası ile hisse alım-satımı yapabilir.Anahtar Kelime: Sermaye Piyasası, HAAO, Hisse Senedi, İMKB Birinci El Piyasa, İMKB İkinci El Piyasa, Takasbank, Halka Arz, Hisse Devri, Kaydileştirme, Merkezi kayıt kuruluşu.

Anonim ortaklıklarHalka açık ortaklıklarHalka açılma+4
Serap Boğa
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İşyerinde psikolojik taciz ve yıldırmanın işten ayrılmalar üzerine etkisi: Bankacılık sektöründe bir inceleme

Çalışma hayatında mobbing, bir kişiye veya bir gruba yönelik düşmanca tutumları ve davranışları içeren, her türlü yıldırma, sindirme, bastırma ve dışlama süreci şeklinde ele alınmaktadır. Çalışma hayatının aktif çalışanlarını, pasif çalışanlara dönüştürmeyi veya onları yok etmeyi amaçlayan genellikle soyut fakat bazen somut bir saldırı biçimidir. Duygusal saldırı olarak da nitelendirilebilen mobbing, saldırıya hedef olan kişi üzerinde psikolojik bir baskı yaratarak, onun çalışan kimliğini düzenli, sürekli ve ısrarcı saldırılarla ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.Çalışma 2012 yılında Adana ili Çukurova ilçesinde faaliyet gösteren özel bankalarda çalışanlar üzerine uygulanmıştır. Çalışmada bankacılık sektöründe çalışanların mobbing karşısında tutumları ve mobbinge maruz kalan çalışanların işten ayrılmalarına neden olup olmadığını öğrenilmeye çalışılmıştır.Çalışma da anket uygulaması yapılmıştır. Veri elde edebilme adına ilk aşamada belirlenen 167 kişiye anket dağıtılmıştır. Geri dönen anket sayısı 123 olmasına rağmen, anketi geçerli sayılan 100 kişi üzerine analiz uygulanmıştır. Örneklem seçilirken rastgele düşünülmüş ve herhangi bir departman ya da grup seçilmemiştir. Bu bakımdan analizin geçerlilik ve güvenirliği vardır. Çalışmada yöntem olarak faktör analizi, ki kare testi ya da fisher testi ile Kruscall Wallis testleri ve Hamilton anksiyete ölçeği yöntemleri kullanılmıştır.Çalışmanın sonucunda mobbing kavramının cinsiyet dağılımına ait bulgularına göre; çalışanların mobbinge uğradığı ve ayrıca cinsiyete bağlı olarak mobbing türünün; asılsız dedikodular üretilmesi, cinsel imalarda bulunulması ve cinsel tacize maruz kalabilme düşüncesinin hakim olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p < 0,05).Çalışanların işi seçme nedenine göre Likert karşılaştırmasında ise başka iş olmadığı için bu sektörde çalışanların diğerlerine göre daha çok mobbinge maruz kaldıkları saptanmıştır (p < 0,05). Diğer değişkenlerde ise istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır (p > 0,05).Hamilton anksiyete ölçeği sonuçlarına bakıldığında 27,2±8,1 ile başka bir iş bulamadıkları sebebiyle çalışma hayatlarını sürdürdükleri tespit edilmiştir. Ayrıca Hamilton anksiyete ölçeği genel olarak incelendiğinde, başka iş bulamadıkları için bu sektörde çalışanların en yüksek anksiyeteye sahipken, bu işi severek yapanların en düşük anksiyeteye sahip oldukları sonucuna varılmıştır (p<0,05).Anahtar kelimeler: Mobbing, yıldırma, işten ayrılma, taciz, örgüt

Bankacılık sektörüMobbingPsikolojik istismar+2
İrem Doğan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Son yasal düzenlemeler ışığında büyükşehir yönetimi ile güvenlik ve zabıta hizmetleri

"Son Yasal Düzenlemeler Işığında Büyükşehir Yönetimi İle Güvenlik ve Zabıta Hizmetleri " başlığını taşıyan tezimiz dört bölümlerden oluşmaktadır. Birinci bolümde, genel olarak büyükşehir kavramı, büyükşehir yönetim modelleri, dünyadaki önemli büyükşehir örneklerini inceledikten sonra ülkemiz deki büyükşehir yönetiminin gelişimini ve büyükşehir yönetiminin Türk idari yapısındaki yerinden bahsedeceğiz. İkinci bölümde, ilk mahalli secimde uygulanacak olan 6360 sayılı kanun ve büyükşehirleri ilgilendiren diğer kanunlar çerçevesinde, büyükşehir belediyelerinin; örgütsel yapıları, hizmet alanları, görev ve sorumlulukları, mali yapıları, alt birimlerle olan ilişkileri, büyükşehir ilçe yönetimi ve büyükşehir koordinasyon merkezleri Alt Yapı Koordinasyon Merkezi (AYKOME) ve Ulaşım Koordinasyon Merkezini (UMKOME) inceleyeceğiz. Üçüncü bölümde ise tezimizin esas konusu olan 6360 sayılı kanunun, yerel yönetimlere getirdiği yeniliklere, yeni kurulacak olan Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığına, kapatılacak olan İl özel İdareleri, köy ve belde belediyelerinin durumlarına ve yeni kanuna eleştirilere değineceğiz. Dördüncü bölümde ise Avrupa Kentsel Şartı çerçevesinde büyükşehirlerdeki güvenlik, kent güvenliği ve özellikle zabıtaların görev ve yetkilerinden bahsedeceğiz. 6360 sayılı Kanunun getirdikleri, uygulamada karşılaşılması muhtemel bazı sorunlar ve çözüm önerileriyle birlikte ele alınarak, eleştirilere de değinilerek bir değerlendirme yapılarak tezimiz bitirilmiştir. Dünyada yaşanan hızlı nüfus artışı ve göçler ile ortaya çıkan aşırı şehirleşme ülkemizde de yaşanmaktadır. Nüfusunun hızla artması ve bunların büyük kısmının yaşamını şehirlerde sürdürmeyi tercih etmesi, şehirleşme sorununa bir de büyükşehirler sorununu eklemiştir. Bu nedenlerle, yerel yönetimlerle ilgili birçok kanun çıkarılmıştır. 6360 sayılı kanun ile büyükşehir olan illerde küçük yerel yönetim birimleri birleştirilerek, etkili ve aktif bir büyükşehir yönetimi planlanmıştır. İl özel idarelerinin kaldırılması ile valinin, yani merkezi idarenin yetkileri azaltılarak yerelleşme ve yerel demokrasinin gelişmesi için büyük bir adım atılmıştır. Anahtar Kelimeler: Büyükşehir Belediyesi, 6360 Sayılı Kanun, Zabıta

Belediye hizmetleriBelediyelerBüyükşehir belediyeleri+5
Ali Açıkgöz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessEN

E-government applications in Turkey: An example of the town of İskenderun of Hatay province

There is a quick change and development at information and development technology in this world where globalization has grown quickly and the borders has disappeared by the means of economy and so this has made the competition of improvement even more difficult between our country and the others. By the way Turkey, as the whole developing countries, has some advantages too, and also it is seen that Turkey faces to some disadvantages. Unless the strategies about information society are made and carried out the difference between developed and developing countries' economies will get bigger. E-Government is one of the important strategy about information society. So our state should use the developed technology and modern running technics all together in order not to be slow in this competition and it should pay attention to give importance to served he citizens. At this study the E – government applications will be defined and it will be given information about development process in Turkey, and also the using rate of e-government will be determined by the way of assessing the data level of teachers in province Hatay about the topic of e-government. Finally it will be tried to determine the projects which are the most used and people among the survey takers who use the e-government applications the most. Add to this the using of e- government applications demographic features and behaviours of the survey takers will be understood.

Electronic governmentPublic administrationTeachers
Özgür Satmaz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük Şehir Belediyelerinin borçları ve çözüm önerileri: Mardin Büyükşehir Belediyesi örneği

Türkiye'de yerel yönetimlerin temeli Osmanlı Devleti döneminde atılmaya başlanmış ve cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yerel yönetimlerin önemi fark edilerek bu konu üzerinde daha fazla durulmaya başlanmıştır. İlk aşamalarda yapılan düzenlemeler pek yeterli olmasa da zaman içinde düzenlemelerin yasalaşması ve yeni yasaların çıkarılması ile yerel yönetimler alanında oldukça olumlu düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Hazırlanan yasalarda güncel şartlara uyumun gözetilmesi de ülkemizdeki yerel yönetimler açısından olumlu gelişmeler yaşandığının göstergesidir. Gelinen en son noktada 2012 yılı itibariyle 6360 Sayılı Büyükşehir Yasası ile büyükşehirler konusundaki yapılanma sürecinde en kapsamlı değişiklikler hazırlanmış ve uygulamaya geçirilmiştir. 2012 yılına gelinceye kadar ülkemizde büyükşehirlerle ilgili pek çok düzenlemenin yapıldığını söylememiz mümkündür. Bu bağlamda büyükşehir yönetimine dair ilk olarak 1960'lı yıllarda başlanan yapılanma süreci 1984 yılına gelindiğinde yasalaşmıştır. 1984 yılında yapılan bu yasa üzerinde yetersizlikler konusundaki tartışma sonucunda, 2004 yılı itibariyle yasa genişletilmiş ve 2008 yılında bir bütünleştirme faaliyetine gidilmiştir. Yapılan bu düzenlemelerin son basamağı olan 2012 yılında yapılan yasal düzenlemelerle önceki dönemlere ait yasaların olumlu tarafları alınarak bütünsel ve güncel bir yasa çıkarılmıştır. Ancak bu olumlu tarafların alınması diğer yasaların bütününü kapsayan ve bunların dışında herhangi bir şeyin dâhil edilmediği bir yasa şeklinde algılanmamalıdır. Nitekim 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı yasa güncel dünya gereksinimlerine de cevap verebilecek bir niteliğe büründürülmeye çalışılmıştır. Yapılan yeni yasanın çalışmamız açısından önemi büyükşehir belediyelerine ekonomik anlamda sunulan payların artırılmasıdır. Nitekim belediyelerin genel bütçe ve kendi özel imkânları ile sunmuş oldukları hizmetleri açısından yetersizliği her daim gündeme getirilmiş olması 2012 yasasıyla daha fazla dikkate alınmış ve bu bağlamda Büyükşehir belediyelerinin genel bütçe içinden aldıkları pay artırılmıştır. Bu artırımının sabit olmaması ise çıkarılan yasada adalet unsurunun göz önüne alındığının göstergesidir. Büyükşehir belediyeleri bu yeni yasayla önceki yasal düzenlemelere göre genel bütçeden daha fazla pay alabilmekle birlikte, nüfus, alan vb. özellikler bakımından da neredeyse tüm büyükşehirler farklı oranlarda pay almaktadır.

BelediyelerBorçlarBüyükşehir belediyeleri+3
Yusuf Koçaklı
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetimler ve kentsel dönüşüm: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi örneği

Kentlerin gelişmeye başlaması ve bu gelişimde insan gücüne olan ihtiyacın artmasıyla birlikte insanlar kırsal alanlardan kentlere göç etmeye başlamışlardır. Bu göç süreci ilk zamanlar kentlerin insan ihtiyacını karşılaması yönüyle olumlu karşılansa da gerek kentlerde ulaşılabilen imkânlar, gerekse kentlerdeki yaşamın cazibesi insanların akın akın bu alanlara gelmesine neden olmuştur. Zaman içinde artan nüfus hareketi ise ihtiyacın ve arzın üstüne çıkmıştır. Kentlere gelen bireylerin yaşadıkları sorunların başında ise barınma sorunu gelmektedir. Bu sorunun ortaya çıkması ve gelişmesi ile kentsel dönüşüm kavramı da gündeme gelmiştir. Nitekim kentlerin aşırı nüfuslanması nedeniyle kent dokusu içinde yetersiz kalan barınma imkânlarının kentlerin etrafında plansız yapılanmalarla giderilmesi sonucunda meydana gelen çarpık kentleşmelerin düzenlenmesi amacıyla ortaya çıkan bir kavramdır. Gecekondulaşma şeklinde ortaya çıkan ilk çarpık yapılanmalar, tek tek yapılardan zamanla mahallelere ve hatta semtlere kadar ilerlemişlerdir. Bu denli sayıları artan yapılar, sayılarıyla doğru orantılı olarak meydana getirdikleri sorunların da artmasına neden olmuşlardır. Bu sorunların başlıcaları gerek alt yapı eksikliklerinden kaynaklı sağlık sorunları, gerek hizmetlerin yeterince götürülememesinden kaynaklı eksiklikler ve gerekse kentin dokusunda oluşturulan bozulmalardır. Kentlere yapılan göçler engellenemeyince zamanla sorunların çözümü için farklı yollar denenmesi hususu gündeme gelmiş ve kentsel dönüşüm uygulamalarının önem seviyesi artmıştır. Kentsel dönüşüm kavramı kentlerin dokularıyla ilgili olsa da esasında kentlerde barınan insanların doğrudan etkilendiği bir uygulama çeşididir. Bu nedenle kentsel dönüşümün odak noktasında insan vardır. Ancak yapılan dönüşüm faaliyetleri gözlemlendiğinde maalesef insan faktörünün pek de göz önüne alınmadığı görülmektedir. Bunun yanı sıra dönüşüm faaliyetleri salt yapılaşma olarak algılanmakta ve kavramın özünden uzaklaştırılmaktadır. Özellikle kentsel dönüşüm adı altında lüks yapıların meydana getirilmesi dönüşüm esnasında malları kamulaştırılan bireylerin tekrar aynı yerde mülk edinmesini zorlaştırmakta ve mağdur olmalarına neden olmaktadır. Ayrıca halkın dönüşüm konusunda bilinçlendirilmemesi ve kentsel dönüşüm konusundaki yasal karmaşıklıklar da uygulamaların tam anlamıyla yapılmasını ve istenen verimin alınmasını engellemektedir. Anahtar Kelimeler: Kentsel Dönüşüm, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Kentsel Yapılanma Süreci, Türkiye'de Kentsel Dönüşüm, Dünya'da Kentsel Dönüşüm

BelediyelerBüyükşehir belediyeleriDiyarbakır+3
Abdurraif Dinar
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de parti içi demokrasi

Gerçek anlamda siyasi partilerin ortaya çıkması, demokrasi kavramına göre oldukça yeni olmasına rağmen siyasi partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olmuştur. Parti içi demokrasi, demokratik kuralların parti içinde uygulanmasıdır. Yani parti içinde herhangi bir kişi veya grubun üstünlüğü ya da baskısı olmaksızın düşüncelerin özgürce paylaşıldığı demokratik uygulamalar olmalıdır. İktidara gelen partiler, ülke genelinde uygulayacağı demokratik yapının benzerini kendi iç işleyişlerinde de uygulamak zorundadırlar. Bu çalışmada siyasi partilerin iç örgütlenmeleri, genel seçimlerde aday belirleme yöntemleri ve parti içi siyasal karar alma ve uygulamaları açısından siyasi parti içinde demokratik bir işleyişin olup olmadığı incelenmiştir. Bu incelemeyi yaparken parti içi demokrasiyi etkileyen faktörlere ve Siyasi Parti Kanunu'ndan parti içi işleyişin demokratikliğini etkileyen maddeler ele alınmıştır. Aynı zamanda AKP, CHP ve MHP'nin tüzüklerinden parti içi demokrasiyi etkileyen maddeler karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak ülkemizde partilerin iç yapılanmasına baktığımızda, oligarşik eğilimler ve liderlik egemenliği görülmektedir. Bu durumu önlemek için ise Anayasa Mahkemesi'nin parti içi demokrasi ilkelerine aykırılık hususunda, partilere maddi bir yaptırım cezası öngörmeli ve Siyasi Partiler Kanunu'nda milletvekili aday belirleme yönteminde, partilere adaylarını ön seçimle belirleme zorunluluğu getirilmelidir. İktidar parti liderlerine, parti içinde mutlak hâkimiyet sağlayan anayasal haklara düzenleme getirilmelidir. Örneğin, Başbakan'ın bakanları belirleme yetkisi, milletvekillerini bakan olmak arzusuyla Başbakan'a daha bağlı kılmaktadır. Aynı zamanda partilerin genel başkanlarına başarısız olmaları halinde dönem sınırlaması getirilmelidir.

DemokrasiParti içi demokrasiSiyasi partiler
Sadık Tokmakoğlu
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Çevre kirliliği ve hukuki sorumluluk

Çevre canlıların doğal yaşama alanı olduğundan dolayı, çevrede meydana gelen herhangi bir olumsuzluk başta insan olmak üzere, o ortamda bulunan tüm canlıların fiziksel, kimyasal, biyolojik ya da sosyolojik olarak etkilenmesine neden olur. Çünkü canlılar çevreye her zaman muhtaçtırlar. Çevre canlılar olmadan varlığını sürdürebilir fakat canlıların, çevre olmadan yaşamlarını devam ettirmeleri neredeyse imkânsızdır. Çevreye yönelik olarak meydana gelen sorunlar yakından ele alındığında, bu sorunların çoğunun kirlilik sebebiyle ortaya çıktığı bilinmekte olup, çevre zararı ve kirliliği birbirleriyle ne kadar bağlantılı olduğu bilinen gerçekler arasında yer almaktadır. Şöyle ki, çevre kirliliği kavramı telaffuz edildiğinde ya hava kirliliği ya su kirliliği ya da toprak kirliliği oluşmuştur. Bu üç kirlilik türü birbirleriyle zincir gibi bağlantılıdır. Bunları birbirinden ayırmak mantıklı değildir. Yine aynı biçimde türlerin yok olmasını, çevrenin uğradığı tahribattan bağımsız olarak ele almak hatalı olacaktır. Diğer taraftan özelikle tüm canlı varlıkların sağlıklı olması, temiz bir çevre ortamı ile yakından alakalıdır. Çevre insanların hayatında bu kadar önemli bir yere sahipken, çevrenin de temiz bir şekilde kullanılması her insana verilen bir hakken, insanların çevreye her geçen gün çevreyi daha fazla kirleterek, insan sağlığı üzerinde tehlikeye sebep olmaları ne yazık ki dramatik bir gerçektir. Çevre ortamında var olan doğal dengenin bozulması, doğanın tekrar telafisi olmayacak şekilde kirletilmesi ve kirliliğin önlenmesi için herhangi bir faaliyet yapılmaması, canlılar için en önemli tehlikeler arasında yer almaktadır. Oysa insanlar hiç olmazsa kendi varlığını düşünüp, yaşam standartlarını yükseltmek için eğitimi, ahlaki değerlerin kurallarını, felsefi bakış açısını, yönetim ahlakını, sağlık, kültürel ve pozitif bilimleri, hukuk kurallarını ve geriye kalan diğer önemli kaynaklar kullanarak, çevre sağlığının düzenlenmesini hedef alarak, iş birliği içerisinde seferber olmalıdırlar. Çevre ortamının insan hayatındaki önemi bu kadar büyük bir yer teşkil ederken, çevre için alınan tedbirlerin ne kadar az olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. İnsanlar gerek ekonomik açıdan gerekse kültürel açıdan gelişim için çevrenin korunması için etkili bir şekilde faaliyetler yürüterek, uygulamalar geliştirilmeli, kanun ve yasalarla yapılan çalışmalar desteklenmelidir. Tüm bunlara bağlı olarak, çevre hakkı ve çevre sorumluluğu bütün insanlara anlatılarak, toplumda çevre bilincinin uyanması sağlanmalıdır. Bu çalışmada hedefi, çevreyi, çevre kirliliğini, çevrede hukuki sorumluluk konusu, uluslararasında çevre ve hukuki sorumluluk, çevre hukukunu, atıklar ve kirletenin sorumluluğunu özel hukuk çerçevesinde ele almaktır. İlk aşamada Çevre korumasında ve çevre kirliliği ile ilgili alınan önlemlerin yetersizlikleri, çevre hakkı, çevre bilinci, çevre eğitimi ve bazı temel kavramlar anlatılacak, daha sonra ise çevre kanununun hükümleri ve alınan bazı yargı kararları ele alınacak Son olarak ise bazı bakanlıkların almış olduğu tedbirler ve gerçekleştirdikleri faaliyetler ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Çevre, Çevre Hukuku, Çevre Kirliliği, Çevre Sorumluluğu

Hukuki sorumlulukKamu HukukuKirlilik+2
Özgül Öztürk
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Futbolda şiddet: Adana örneği

Spor temelinde rekabete dayalı bir etkinlik olmakla birlikte evrensel ilke ve kurallarla sınırları çizilmiş bir eğlence aracı olarak karşımıza çıkmakta ve insanları sevgi, barış ve yarışa teşvik etmektedir. Ancak spor içinde rekabet ve hırs barındırması nedeniyle bazı durumlarda istenmeyen çeşitli şiddet olaylarına da neden olabilmektedir. Bu şiddet olayları basit hakaretten, kasten yaralamaya hatta ölümle sonuçlanabilecek düzeyde ciddi seviyelere ulaşabilmektedir. Şiddetin olaylarının yaygın görüldüğü spor dallarından biri de şüphesiz futbol'dur. Futbolda şiddet tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de oldukça yaygın şekilde gözlenmektedir. Bu nedenle tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de sporda yaşanan şiddet olaylarının önlenebilmesi adına bir takım tedbirler alınması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Alınan bu tedbirler eğitim, medya, elektronik bilet uygulaması, taraftarların arasına tel örgü çekilmesi, hukuksal düzenlemeler vb. pek çok farklı boyutu barındırmaktadır. Ancak gerek hukuksal açıdan gerekse diğer açılardan alınan bu tedbirler sporda şiddet olaylarının her zaman önüne geçememektedir. Bu çalışmada da, Adana ilindeki sporda şiddet olaylarını niteliksel ve niceliksel açıdan inceleyerek meydana gelen şiddet olaylarının kaynağının saptanması ve bu olayların önlenmesi adına fırsat oluşturulması amaçlanmıştır. Çalışma, 2016 yılında Adana Adliyesinde haklarında sporda şiddet gerekçesiyle dosya açılan bireyler üzerinden, dosyaları incelenmek suretiyle yürütülmüştür. Çalışma kapmasında toplam 463 dava dosyası incelenmiştir. Elde edilen bulgular Adana ilinde meydana gelen şiddet olaylarının ağırlıklı olarak 6222 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun; 'Seyirden yasaklı kişinin kanunda belirtilen şekilde kolluk kuvvetine müracaat etmemesi' ve 'Bileti olmaksızın spor müsabakalarını izlemek amacıyla spor alanlarına girmek' maddelerinin ihlal edilmek suretiyle gerçekleştiği gözlenmiştir. Çalışma kapsamında incelenen maddelere ilişkin Mahkemeye sevk işlemleri de yine bu maddelere dayalı olarak verilmiştir. Çalışma kapsamında incelenen 'Bulundurulması esasen suç oluşturan silahları spor alanlarına sokmak (13/1)', 'Spor alanlarına müsabaka sırasında uyuşturucu veya uyarıcı madde ya da alkollü içecek sokmak (13/6)', 'Yasaklı olduğu halde bileti olmaksızın spor müsabakalarını izlemek amacıyla spor alanlarına girmek (15/1.f.2.c)' maddelerine ilişkin olarak ise 2016 yılında Adana ilinde hiç işlem yapılmadığı gözlenmiştir.

AdanaFutbolKamu hukuku+6
Mehmet Arıkan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00

Other supervisors