Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Belma Tokuroğlu

12 theses · Gazi University

Master'sOpen AccessTR

Kadın ve kent ilişkisinde yerel yönetimler: Nevşehir ili örneğinde kadın dostu kentler

Toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü ve ataerkil toplum yapısı, kamusal alanın ve kent hayatının erkek-egemen bir görünüme sahip olmasına ve kadınların ?ev?in ve ev merkezli bir hayatın sınırları içinde kalarak kentsel alanda varlık gösterememelerine yol açmıştır. Kentin temel dezavantajlı gruplarından olan ve pek çok kentsel haktan insan haklarına uygun biçimde yararlanamayan kadınların kentsel alanda var olması için özel önlemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Alınacak özel önlemler, yerel yönetimlerin demokratikleşmesinde de önemli role sahip olacaktır. Bu çalışmada kadınların kent hayatında karşılaştıkları güçlükler ele alınmış; yerel yönetimlerin kadınların pratik ve stratejik ihtiyaçlarına yönelik olarak yürüteceği uygulamaların ve sunacağı hizmetlerin kadınların özel alanda kendilerine yüklenen rollerle birlikte zorlaşan gündelik hayatlarına nasıl etki edebileceği araştırılmıştır. Çalışmada, BMOP kapsamında kadın dostu kent olmayı taahhüt etmiş illerden Nevşehir örneklem alanı olarak seçilmiş, Nevşehir?de Kadın Dostu Kentler Projesi bünyesinde yürütülen faaliyetler ele alınmıştır. Çalışma, BMOP?nin ilk aşaması bittikten sonra gerçekleştirilmiş ve Nevşehir?de yaşayan 15 kadınla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmelerin sonucunda, Nevşehirli kadınların kentsel sorunlarına ilişkin bir fotoğrafa ulaşılmıştır. Çalışmanın bitiminde, Projenin ilk safhasının bitmiş olmasına rağmen, Nevşehir?de görüşülen kadınların büyük çoğunluğunun temel asgari kentsel hizmetlerle ilgili sorunlarının olduğu ve konuşmacıların çoğunun Nevşehir?le yani kent hayatıyla ilişkisinin ve kentsel alandaki faaliyetlerinin asgari seviyede seyrettiği görülmüştür. Bunun nedeninin BMOP kapsamında yürütülen faaliyetlerin, daha ziyade yerel paydaşların yapısal niteliklerine yönelik olduğu ve bunun toplumun yapısı nedeniyle bir zorunluluk olduğu çıkarımına ulaşılmıştır.

DemokratikleşmeGünlük yaşamKadın dostu+7
Gökçe Nur Şafak
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türk solunda ayrışma: 1920-1971

1920?den 1960 yılına kadar ?TKP Dönemi? olarak anabileceğimiz sol çizginin, 1960 ve sonrasında kurulan sol partiler, gelişen akımlar ve örgütlerle yaşadığı değişimi ve bu değişimin teorik alt yapısını incelemek. Tez konusu sol ideolojiyle Türkiye ile sınırlı olduğundan yalnızca Türk solunu içermektedir. Ancak Türk solunu etkilediği ölçüde başka ülkelerde sol ideolojide yaşanan gelişmelere de değinilmiştir. Belirtilen ?Türk Solu? ibaresi ırk ya da köken ifade etmemekle birlikte Türkiye içindeki sol ideolojileri/hareketleri ifade etmektedir. Ayrıca çalışma 1920 ve 1971 yılları arasındaki Türkiye sol tarihini incelemekte ancak sol geleneğin anlaşılması açısından Osmanlı İmparatorluğu?ndaki sol akımlar ve işçi hareketlerine de değinmektedir. Çalışmada veri toplama tekniği olarak dokümantasyon (kaynak taraması) tekniği kullanılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu?nda 19. yüzyılın sonunda gelişmeye başlayan işçi hareketleri ekonomik kaynaklı olup bilinçsiz ve örgütsüz işçiler tarafından gerçekleştirildiğinden oldukça zayıf kalmıştır. 20.yüzyılın başlarında artan işçi hareketlerinin yanında sol akımlar da ilk kez oluşmaya başlamıştır. Ancak sol akımlar işçi sınıfıyla bağlantı kurmayı başaramamıştır. Cumhuriyet?le birlikte Anadolu?da dağınık halde bulunan sol partileri çatısı altında toplamayı başaran TKP, işçiler arasında örgütlenmeye çalıştıysa da uzun yıllar engellenmiş, faaliyetleri yasaklanmış ve tutuklamalara maruz kalmıştır. Bu nedenle TKP işçi sınıfından kopuk, Sovyetler Birliği Komünist Partisi?ne bağımlı gelişen küçük bir ?aydın hareketi?, illegal bir ?örgüt? olarak var olmuştur. Ancak Türk solu 1960 Darbesi?nden sonra TİP?le birlikte yasal faaliyet gösterme imkanı bulmuştur. Sol gelenek ilk kez bağımsız ve kitlelerle dayanan bir yapı kazanmıştır. Yıllarca ?yeraltında? faaliyet göstermeye mahkum edilen Türk solu, 1965?te Meclis?te temsil hakkı kazanarak meşruluk sorunu aşmış, siyasete dahil olmuştur. 1960?lar itibariyle Uluslararası alanda gerçekleşen devrimlerin sol ideolojide yarattığı değişimler Türkiye?de de ideolojik tartışmalar yaşanmasına neden olmuştur. İktidar stratejisine yönelik tartışmalar Türk solunda geri dönüşü olmayan bölünmelere yol açmıştır. 1960?ların başında yaşanan iktidar tartışmaları ve teorik ayrışma 1970?lerin başında pratik ayrışmalara da neden olmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER 1. Osmanlı İmparatorluğu?nda İşçi Hareketleri 2. Osmanlı İmparatorluğu?nda Sol Partiler 3. Türkiye Komünist Partisi 4. Türkiye İşçi Partisi 5. Milli Demokratik Devrim

Türkiye Komünist PartisiTürkiye İşçi Partisi
Burcu Ünalan Altaş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Partilerin seçmen kitlesi karşılaştırması: Ankara örneği

Bu çalışmada partilerin üzerinde siyaset yaptıkları alanı bulmanın ve bu alanın sayısal ifadesinin mümkün olup olmadığı sorgulanmıştır. Bu amaçla partilerin seçmen kitlelerini oluşturduğu düşünülen; ideoloji, sadakat, siyasetçi ve politika unsurları üzerinde durulmuş ve amaca bu dört kitlenin toplamı aracılığı ile ulaşılacağı varsayılmıştır. Hipotezlerin sınanması için 19 sorudan oluşan bir anket formu hazırlanmış ve seçmenlerin oy verme gerekçeleri ölçülmeye çalışılmıştır. Hazırlanan anket, Ankara?nın 7 ilçesinde 423 seçmen üzerinde uygulanmıştır. Coğrafi olarak Ankara ile sınırlanan araştırma, konu bakımından da AKP, CHP ve MHP'ye odaklanmıştır. Ankete yanıt veren seçmenlerin tamamı, adı geçen dört kategoriden birine dâhil edilmiş ardından ideoloji seçmenleri, sadık seçmenler, siyasetçi seçmenleri ve politika seçmenleri sayısal ve niteliksel olarak irdelenmiştir. Ele alınamayan ve mezkûr kategorilerin haricinde kalan hiçbir seçmenin olmaması seçmenleri dört sınıfta kategorize edebileceğimiz hipotezimizi doğrulamış, ancak siyasi aktör seçmenlerinin ayrı bir kitle halinde değerlendirilmesine gerek olmadığı sonucuna varılmıştır. Partilerin seçmen kitleleri toplamı; AKP için %47, CHP için %32, MHP için ise %28 düzeyinde kendini göstermiş, bu sonuca göre AKP'nin seçmen kitlesinin üzerine çıkabildiği, CHP'nin üzerinde hareket ettiği toplumsal karşılığını önemli oranda oya dönüştürebildiği, MHP'nin ise seçmen kitlesi ile aldığı oy oranı arasında diğer iki partiye göre daha yüksek bir fark olduğu görülmüştür.

Seçme ve seçilme hakkıSiyasi partilerSiyasi seçimler+1
Akay Yılmaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme süreci çerçevesinde Anadolu sermayesindeki zihinsel tutumların değerlendirilmesi: Kayseri örneği

Küreselleşme süreci çerçevesinde araştırmamızda belirlenen hipotezlerle Anadolu sermayesinin küreselleşmeye katılımı Kayseri?nin bu süreçteki zihni yapılanma değerlendirilmiştir.Birinci bölümde küreselleşme tanımı, oluşum süreci, küreselleşmeye karşı görüşlere yer verilmiştir.Gelişmekte olan bir ülke olarak küreselleşme sürecine ekonomik ve sosyal anlamda nasıl katıldığımız ve sürecin ülkemize olan etkileri ikinci bölümde anlatılmıştır. Üçüncü bölüm küreselleşmenin Anadolu ekonomisine ve İç Anadolu bölgemizde önemli bir ticaret yeri olan Kayseri?ye etkileri sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ve dini açıdan ele alınmıştır. Anadolu sermayesinin zihni tutumları ve Kayseri?nin tarihten getirdiği özelikler anlatılarak günümüz dünyasıyla uyumu küreselleşme süreci çerçevesinde açıklanmıştır. Ele alınan bu konu da Kayserili iş adamlarının görüşlerine de yer verilmiştir,Sonuç bölümünde gelen değerlendirmeler yapılarak hipotezlerimizin bulgularına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: 1- Küreselleşme 2- Anadolu 3- Sermaye 4- Zihinsel tutum 5- Kayseri

Küreselleşme
Nergiz Zülfikar
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Siyaset felsefesinde klasik ve çağdaş cumhuriyetçilik: Eleştirel bir karşılaştırma

?Siyaset Felsefesinde Klasik ve Çağdaş Cumhuriyetçilik: Eleştirel Bir Karşılaştırma? başlıklı bu tezin amacı, cumhuriyetçilik felsefesinin tarihsel ve kuramsal bir tanıtımını yapmaktır. Cumhuriyetçilik düşüncesi klasik ve çağdaş olarak tarihsel bir ayrıma tabi tutulsa da, düşünsel anlamda bir birliktelikten söz edilebilir. Gerek klasik cumhuriyetçilik, gerek çağdaş cumhuriyetçilik, temel yurttaşlık haklarıyla donatılmış olan bireylerin kamusal hayata aktif katılımlarını ve özgürlüklerini garanti kapsamına alacak olan kurumsal ve ilkesel düzenlemeleri amaçlamaktadır. Bu bakımdan cumhuriyetçilik düşüncesi klasik dönemden itibaren temel çizgisinden sapma göstermemiş, tam aksine, ilkesel tutarlılığını korumuştur.Cumhuriyetçilik düşüncesinin sadece tarihsel gelişimini değil, fakat aynı zamanda çağdaş siyaset felsefesinin iki önemli akımı olan liberalizm ve demokrasi ile olan ilişkisini de ele alan tez, cumhuriyetçiliğin çağdaş siyaset felsefesi içerisindeki konumlandırılmasını da incelemektedir. Bu bakımdan tezin temel argümanlarından bir tanesi de, cumhuriyetçiliğin, çağdaş siyaset felsefesinin güncel problemleri olan ?özgürlük, eşitlik, yurttaşlık, haklar? gibi konularda liberalizm ve demokrasi ile tutarlı bir birliktelik içerisinde olduğunu göstermektir.

CumhuriyetçilikFelsefeModernleşme+2
Efe Baştürk
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal, kültürel ve iletişimsel boyutlarıyla bir boşanma analizi

Bu çalışma, evlilik ve aile ilişkilerinin aile mahkemesinde beyan edilen boşanma gerekçeleri üzerinden yorumlanması ve aile mahkemesinin mekân incelemesidir. Katılımlı gözlemlerle ve derinlemesine mülakatlarla boşanma davası öncesinde, sırasında ve sonunda ulaşılan verilerin söylem analizi yapılarak, boşanma deneyiminin haritası çıkarılmaya, hukuk diliyle ifade edilen boşanma nedenlerinin gündelik dildeki karşılıkları bulunmaya çalışılmış; bu karşılıklardan hareketle boşanmanın toplumsal, kültürel, iletişimsel nedenleri ve boşanmadaki gösterenler üzerinden evlilik olgusuna ve aile yaşamına atfedilen anlamlar aranmıştır.Aile mahkemesi, bir hak arama, karşı-cezalandırma, performans sergileme ve mücadele mekânıdır.Boşanma söylemleri, eşler arasındaki duygusal sözleşmeyi örseleyen, tekrarlarla pekişen edimlere işaret etmektedir. Bu edimler ise zihniyet dünyasının, ekonominin, özgürlük-bağlılık-erdem diyalektiğinin, saygı görünümlü otorite gibi kültürel hızlandırıcıların ve evlenmenin doğasından kaynaklanan öngörülemez niteliklerin sonuçlarıdır. Aile söylemi karşısında kadın söyleminin öne çıkmaya başladığı, boşanma nedenlerinin sınıf farklılıklarına işaret etmediği görülmüştür.Toplumsal dayanışmada ailenin rolünün düşünülmesi kadar kişisel dayanışmada da ailenin rolünü de düşünmek gerekmektedir. Evlilik kararı, kişisel düzeyde bir ontolojik derinliğin kararı olmalıdır.Aile mahkemesinin sorun yaşayan çifti ayırma yeri olduğu kabul edilirse, çiftin sorunlarını çözecek, ilişkinin kurtarılmasına yardım edecek; dolaylı olarak mahkemelerin iş yoğunluğunun azalmasına ve yargılamanın kalitesinin artmasına yardımcı olacak uzlaşma kurumlarına ihtiyaç vardır. Aile mahkemelerinde gönüllülerin çalışmasının hukuki altyapısı hazırlanabilir. Aile mahkemelerinde sosyolog kadroları oluşturulmalıdır.Aile mahkemelerinde yapılacak özgün araştırmalar, dönüşen toplumsal koşullara uyan bir aile modelinin geliştirilmesinin ve mutlu birlikteliklerin gerekliliklerinin ipuçlarını verecektir.

BoşanmaEvlilikSosyokültürel etki+2
Hasan Ekmekçi
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

1980'lerden günümüze yoksulluğun Türk sinemasındaki sunumu

Bu çalışma, 1980 sonrası yoksulluğun Türk sinemasında ele alınış biçimi üzerinedir. Bu açıdan, öncelikle yoksulluğun kavramsal betimlenmesine çalışılmıştır. Ardından, Türkiye'de 1980 sonrası yoksulluk ve geçmişteki yoksulluk durumundan ve algısından farklılaşan yönleri ele alınmıştır. Son olarak, seçilen sinema filmlerinde ortaya konan yoksulluğun niteliğini belirlemeye ve dönemin hâkim ekonomik ve sosyal belirleyicileri ile ilişkisi kurulmaya çalışılmıştır.Yoksulluk konusu geçmişte olduğu gibi bugün de iktisadi olduğu kadar politik ve sosyolojik anlamları da olan bir sorun olarak mevcuttur. 1980 sonrasında farklılaşan ekonomik ve sosyal politikalar yoksulluk konusuna ilişkin yaklaşımları da farklılaştırmıştır. Sinema sanatının ayırt edici özellikleri, ele alınan dönemin iktisadi ve sosyal olayları ile birlikte değerlendirildiğinde Türkiye'de yoksulluğun anlaşılması ve yorumlanması açısından zengin bir veri sağlayacak ve yorumlar geliştirmede yararlı olacaktır.Anahtar Kelimeler1.Yoksulluk2.Kentsel Yoksulluk3.1980 Sonrası Türkiye'de Yoksulluk4.Türk Sineması

1980 sonrasıSinemaSinema tarihi+2
Fatma Erbil Erdugan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal güvenlik kavramına üçüncü yol yaklaşımı çerçevesinde bir bakış

Küreselleşme ile birlikte sosyal politika ve sosyal güvenlik alanında olumsuz bir değişim başlamıştır. Bu aşağıya doğru değişimin temelinde ülkelerin küresel ekonomik rekabete zorlanmaları vardır. Çünkü 1980'lerden itibaren yeniden güçlenen liberal akım, sosyal devleti ekonomik gelişim önünde bir engel olarak görmektedir.Diğer taraftan Batı'da yaşanan suç oranlarının artması, sosyal dışlanma gibi toplumsal sorunlar ve çevresel sorunlar devletin bir sosyal yatırımcı olarak ekonomiye ve topluma müdahale etmesini gerektirmektedir. Bu durum sosyal devlet uygulamalarının yeniden önem kazanması anlamına gelmektedir. Bu sorunlar ve küresel rekabet etme gereği arasında sıkışmış olan Batı toplumları bir orta yol arayışı içindedirler. Üçüncü Yol Yaklaşımı bu arayışın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.Sosyal Demokrasiyi yeniden yapılandırma iddiası ile ortaya çıkan Üçüncü Yo yaklaşımı, orta yolun sağına daha yakın olması nedeniyle, sol değerlerin liberal değerlere yaklaştırılmasını amaçlayan bir girişim olduğu şeklinde sert eleştirilere maruz kalmıştır. Bütün bu eleştirilere rağmen Üçüncü Yol Yaklaşımı yoğun şekilde tartışılmaya devam edilmektedir ve bu tartışmalar sosyal politika alnındaki değişimlere yön vermektedir.

KüreselleşmeSosyal devletSosyal dışlanma+3
Tahsin Köse
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasal hayatında Milli Güvenlik Kurulu'nun yeri: 28 şubat süreci örneği

Milli güvenlik; devlet bağımsızlığı ve ülke bütünlüğü ile millet egemenliğinin milli ve milletler arası alanda gerçek ve yakın bir tehlikeye düştüğü zamanlarda, Anayasa'nın gösterdiği yetkili organ ve organlar tarafından, devlet tüzel kişiliğinin korunması ve güvenlik altına alınmasıdır.Milli Güvenlik Kurulu uygulamasına ilk örnek ABD'de II. Dünya Savaşından sonra kurulan National Security Council'dır. Dünyanın birçok ülkesinde işlevleri birbirine yakın ama örgütlenmesi, bileşimi, hukuki zemini ülkeden ülkeye farklılık gösteren milli güvenlik kurulları bulunmaktadır.Ülkemizde Milli Güvenlik Kurulu devlet örgütümüze 1961 Anayasası ile girmiştir. Bu anayasadan öncede MGK benzeri üç değişik kurula sahiptik ancak bu kurulların görev alanları milli savunma hizmetlerinin koordine edilmesiyle sınırlıydı. 1982 Anayasası'nın 118. maddesinin ilk şekline göre; Milli Güvenlik Kurulu Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma, İçişleri ve Dışişleri Bakanları, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ve Jandarma Genel Komutanından kurulur.Milli Güvenlik Kurulu'nun Anayasa'da ve ilgili mevzuattaki hukuki çerçevesi milli güvenliğin sağlanması konusunda Bakanlar Kurulu'na yardımcı olmakla görevli istişari bir kuruluş olarak çizilmiştir. Ancak kurulun uygulamada danışma kurulunu aşan bir etkiye sahip olduğu yakın tarihimizde yaşadığımız 28 Şubat sürecinde görülmüştür. Bu süreçte MGK'nın ülkenin en üst karar organı hüviyetine büründüğü ve ülkenin milli menfaatleri doğrultusunda sivil iktidarı sınırlayıcı ve bağlayıcı kararlara imza attığı görülmüştür.

Ezgi Gürses
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki kadın örgütleri ve bu örgütlerin çalışmaları üzerine bir inceleme

Bu çalışma, Türkiye'de kadın hareketlerinin tarihini ve sivil toplum alanına katkılarını konu edinmektedir.Sivil toplum kavramı ilk olarak Batı dünyasında ortaya çıkmıştır.60'lı yıllardan sonra yükselişe geçen sivil toplum anlayışının içinde kadın hareketleri önemli bir yer tutar. Batı'da kadın hareketleri sanayileşme döneminde başlamıştır. Osmanlı'da da aynı dönemler de başlayan kadın hareketlerine Tanzimat'ın etkisi büyük olmuştur.Ataerkil toplum yapısı içinde kadınların konumunu her zaman erkek belirlemiştir. Yasalar ve toplum kuralları da kadını aile içinde konumlandırmıştır. Başlangıçta sivil toplumun olanaklarından yararlanma hakkını da erkekler eliyle kullanan kadın, değişen toplumsal şartlar sonrasında bu hakkı eline almıştır.Türkiye'de kadın hareketleri sivil toplum oluşumunun en önemli ayağıdır.Araştırmada, yukarıda bahsedilen teorik tartışmaların ardından, dünya genelinde ve Türkiye'de kadın hareketleri hakkında bilgi verilmiştir.Türkiye'de bugüne kadar kurulmuş kadın örgütleri oluşum sebepleri bakımından incelenmiştir. Son olarak devlet eksenli kuruluşlar ve feminist eksenli örgütler incelenerek bir değerlendirme yapılmıştır.Anahtar Sözcükler1.Kadın Hareketleri2.Sivil Toplum3.Kadın Sivil Toplum Örgütleri

Kadın dernekleriKadın hareketleriSivil toplum örgütleri
Hediye Şirin Zorba
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

1950 seçimlerinin Türkiye'nin demokratikleşme sürecindeki yeri

Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'nin demokratikleşme sürecinde; 1950 Seçimlerinin önemini vurgulamak ve çok partili demokratik hayata geçişin asıl dayanak noktasının, 1946 Seçimleri değil, 1950 Seçimleri olduğunu açıklayabilmektir.Tez üç bölüme ayrılmıştır. İlk bölümde, çeşitli demokrasi kavramlarına değinilmiş, daha sonra da demokrasinin; ilk ortaya çıktığı dönemden, günümüze kadar geçen sürede geçirdiği değişime ve günümüz demokrasisine değinilmiştir. Çalışmamıza, tüm ilke ve kurumlarıyla, liberal demokrasi esas oluşturmuştur. Bu kapsamda, demokratik bir sistemin sahip olması gereken unsurlar açıklanmış ve çalışmamızda görece en önemli görülen periyodik, adil ve özgür seçim ilkesine ayrıntılı olarak değinilmiştir. Son olarak da, genel hatlarıyla seçim sistemlerine yer verilmiştir.İkinci bölümde ise; Osmanlı'nın son dönemlerindeki parlamenter rejim denemelerinden, 1946'ya kadar olan gelişmeler, 1921 ve 1924 Anayasaları, tek parti dönemi politikaları ve topluma yansımaları tarihi bir süreç içinde ve demokratikleşme çerçevesinde ele alınmıştır.Son bölümde ise, Tek Parti Döneminde; İkinci Dünya Savaşının yarattığı dış faktörler ile dönemin otoriter yönetiminin yarattığı geniş tartışma ortamı anlatılmıştır. Bunun yanı sıra, 1946 Seçimleri, Demokrat Partinin kuruluşuyla birlikte başlayan ve Türkiye'de genel, yargı güvencesi altında, adil, özgür ve gizli oy-açık tasnif esasına dayanan ilk demokratik seçimlerin gerçekleşmesine vesile olan 1950 Seçimleri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. 1946 ile 1950 Seçimleri karşılaştırılmış ve 1950 Seçimlerinin Türk demokrasisindeki yeri ve günümüz siyasi yaşamına getirdikleri değerlendirilmiştir.

DemokratikleşmeSeçimler
Müge Tokgöz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Ataerkil sistem bağlamında toplumsal cinsiyet ve cinsiyet rollerinin benimsenmesi

Çelik, Özlem, Ataerkil sistem bağlamında toplumsal cinsiyet ve cinsiyet rollerinin benimsenmesi. Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Belma Tokuroğlu, 152 Sayfa.Toplumsal yaşamın var olduğu her dönemde mevcut bir toplumsal cinsiyet anlayışı bulunmakla birlikte mevcut bu anlayış, üretim biçimlerinin değişmesi gibi bir takım toplumsal dinamiklerde meydana gelen değişimler sonucu yeni formlar kazanmıştır. Cinsiyet, kadın veya erkek olmanın biyolojik yönünü ifade ederken, toplumsal cinsiyet ise kadın veya erkek olmaya toplumun ve kültürün yüklediği anlamları ifade etmektedir. Toplumsal cinsiyet kavramı insanların eril ve dişil olarak biyolojik temelde bölümlenmesine toplumsal olanının kattığı bir formdur ve toplumsal cinsiyet kavramı bir süreci ifade eder. Toplumsal cinsiyet, her toplumda kültürlerin farklı bileşenleri etkisiyle bir biçimde var olurken, evrensel bir nitelik kazanmakla birlikte ataerkiliğin eril politikalarıyla şekilleniyordu. Ataerkil yapı, miras, mülkiyet, aile ve evlilik kurumlarını sistemin bir parçası ve devamlılık unsuru olarak geliştirmekte aynı zamanda bu bağlamda kadın ve erkek rollerini de düzenlemekteydi. Ataerkil yapının güç otorite ve yönetimi eril olarak nitelemesi kadını toplumsal hiyerarşide ikincilleştirmiştir. Kadının ikincil konumu cinsiyet kalıp yargıları ve cinsiyetçi tutum ve yargılarla desteklenmiştir. Kadının toplumsal yaşamda çeşitli haklar kazanması sanayi devrimi gibi bir takım toplumsal dönüşümler yaratan gelişmeler sonucunda başlamıştır. Sanayi devrimi iş gücüne duyulan ihtiyaç sayesinde kadının üretimin bir parçası haline gelmesi ve kadın emeğinin ücretlendirilmesi gibi gelişmelere yol açması bakımından kadın tarihinde önemli bir eşik olmuştur. Kadınlar uygarlık tarihi boyunca toplumsal üretimde etkin olma, kamusal yönetime katılma, kendi mülkü üzerine söz sahibi olma, eğitim görme ve bedensel hazlardan kendi iradesi doğrultusunda yararlanma gibi en temel haklarından bile mahrum bırakılmışlardı. Ataerkil sistemin bin yıllardır sürdürdüğü cinsiyet ayrımcılığı, kadının üretim sürecinden dışlanması sayesinde ayakta kalmayı başarmıştı. Sanayi devrimi sonucunda oluşan yeni üretim biçimi, kadınları çalışma hayatına sokarak bir takım ataerkil ilkeleri değiştirmiş oldu.

Özlem Çelik
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00

Other supervisors