Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Hadiye Küçükkaragöz
14 theses · Dokuz Eylül University
Geleneksel öğretim yöntemleri ile dramatizasyon yönteminin ilköğretim 2. sınıf matematik dersinde, öğrencilerin akademik başarı ve kavramların kalıcılık düzeylerine etkisinin karşılaştırılması
Bu araştırmada İlköğretim 2. Sınıf Matematik Dersi ? Geometrik Cisimler ve Şekiller? Ünitesinin dramatizasyon yöntemi ile işlenişinin öğrencilerin akademik başarı ve kalıcılık düzeylerine etkisi incelenmiştir.Araştırmanın çalışma grubu, 2010 ? 2011 Eğitim ? Öğretim Yılı, Balıkesir/ Dursunbey Atatürk İlköğretim Okulu 2.Sınıf Öğrencilerinin tümünden oluşmaktadır. Deney grubunda 23 öğrenci, kontrol grubunda 23 öğrenci ve Plasebo grubunda 24 öğrenci olmak üzere toplam 70 öğrenci çalışmada yer almıştır.Araştırma, deney ? kontrol gruplu, ön test ? son test uygulamalı deneysel desendir. Denk kontrol gruplu, ön test ? son test yarı deneysel desenli (çalışma gruplarını oluşturan 2. Sınıfta bulunan tüm öğrenciler denekleri oluşturduğu için) model kullanılmıştır. Deney, kontrol ve plasebo gruplarına uygulamadan önce ön testler verilmiş, deney grubunda dramatizasyon yöntemi ile kontrol ve plasebo gruplarında halihazırdaki yöntemle dersler işlenmiştir. Uygulama sonucunda başarıyı ölçmek üzere son - test verilmiştir. Son - test uygulandıktan 15 gün sonra aynı test, öğrencilerin bilgileri hatırda tutma düzeylerini ölçmek üzere kalıcılık testi olarak uygulanmıştır.Bu araştırmada toplanan verilerin çözümlenmesinde istatistiksel yöntemlerden gurup ortalamaları arasındaki farkın saptanması için tek yönlü Anova testi, uygulanmıştır. Deney gurubunun kendi içindeki ön-test son- test ortalaması arasındaki farkın saptanması için ?t? testi uygulanmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen, çoktan seçmeli 20 maddelik ?Geometrik Şekiller ve Cisimler Başarı ve Kalıcılık testi? nin geçerliliğini ve güvenirliğini hesaplamada TAP (Test Analysis Program) ile hesaplanmıştır. Verilerin kodlanarak istatistiksel çözümlemelerin yapılmasında SPSS 16.0 paket programı kullanılmıştır.1) Dramatizasyon yönteminin uygulandığı deney grubu ile halihazırdaki öğretim yönteminin uygulandığı kontrol grubu ve plasebo grubunun uygulamadan önceki başarı düzeylerinin ön-test puanları arasında anlamlı bir fark yoktur.2) Dramatizasyon yönteminin uygulandığı deney grubu ile halihazırdaki öğretim yönteminin uygulandığı kontrol grubu ve plasebo grubunun uygulamadan sonraki başarı düzeylerinin son-test puanları arasında anlamlı bir fark yoktur.3) Dramatizasyon yönteminin uygulandığı deney grubu ile halihazırdaki öğretim yönteminin uygulandığı kontrol grubu ve plasebo grubunun uygulamadan sonraki kalıcılık düzeylerinin kalıcılık testi puanları arasında anlamlı bir fark yoktur.4)Dramatizasyon yönteminin uygulandığı deney grubunun uygulamadan önceki başarı durumları ile uygulama sonrası başarı durumları arasında anlamlı bir fark vardır.5)Dramatizasyon yönteminin uygulandığı deney grubunun bilgilerinin kalıcılık düzeylerinin son test ve kalıcılık testi puanları arasında anlamlı bir fark var yoktur.Elde edilen sonuçlarda uygulama öncesinde gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu durum, uygulama öncesinde üç gurubun da benzer özellikte olduğunu göstermektedir. Uygulama sonrasında elde edilen verilerin karşılaştırılması sonucunda ise üç grubun ulaştığı akademik başarı ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Üç gurubun ulaştığı kalıcılık düzeyi ortalamaları incelendiğinde anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bunun yanında, deney grubunun ön test ve son test ortalaması arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Ancak deney gurubunun son test ve kalıcılık testi ortalamaları karşılaştırılmış ve anlamlı bir fark bulunmamıştır.Araştırma ile elde edilen bulguların; dramatizasyon yönteminin etkililiği konusunda yapılacak bilimsel çalışmalara kaynaklık etmesi, çeşitlilik sağlaması, öğretmenlere, matematik dersini işlerken yeni bakış açıları kazandırması ve yöntemin kullanımını arttırması, bilinen bir masalın matematiksel bir dille tekrar yazılarak dramatize edilmesi konusunda yeni çalışmalara işe yarayacak sonuçlar getirmesi beklenmektedir.
Duygusal zeka: BarOn ölçeği uyarlaması
Duygusal zekâ son yıllarda eğitim ve rehberlik hizmetlerinde sıklıkla çalışılan bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmalar, duygusal zekânın yaşam boyunca ilerleme kaydeden bir zekâ türü olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle, özellikle çocukluk yıllarında, duygusal zekânın geçerli ve güvenilir bir biçimde ölçülmesi büyük önem taşımaktadır.Bu bağlamda, gerçekleştirilen araştırmanın temel amacı, BarOn ile Parker tarafından, 2000 yılında hazırlanan ve BarOn Duygusal Zekâ Testi Çocuk ve Ergen Formu (Kısa), (BarOn DZ-t:ÇEF (K))'nın Türkçe dil eşdeğerlik, geçerlik ve güvenirlik çalışmalarının gerçekleştirilmesidir.Araştırma kapsamında İzmir ili, Konak İlçesine bağlı, 5 ayrı ilköğretim okulunda öğrenim görmekte olan ve yaşları 9-12 arasında değişen 491 birey yer almıştır. Araştırmadan elde edilen veriler ışığında aşağıdaki sorulara cevap aranmıştır:1. BarOn DZ-t:ÇEF(K) dilsel eşdeğerliğe sahip midir?2. BarOn DZ-t:ÇEF(K) Türkçe formu geçerli bir ölçme aracı mıdır?3. BarOn DZ-t:ÇEF(K) Türkçe formunun test ölçümleri güvenilir midir?Araştırmanın verileri, BarOn Duygusal Zekâ Testi Çocuk ve Ergen Formu (Kısa) ve Kişisel Bilgiler formu yardımıyla toplanmıştır. Toplanan veriler aşağıda verilen çeşitli istatistiksel analizler yoluyla incelenmiştir.1. Ölçeğin Türkçe formu, Türk Dili, İngiliz Dili, Eğitim ve Psikoloji gibi alanlarda uzman 8 ayrı kişi tarafından hazırlanmıştır.2. Türkçe formun geçerlik analizleri için açımlayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi tekniklerinden yararlanılmıştır.3. Güvenilirlik hesaplamaları için devamlılık katsayısı(test-tekrar test), iç tutarlılık katsayıları(Spearman-Brown, Guttmann, Cronbach Alpha) hesaplanmıştır.Araştırma sonucunda elde edilen verilere göre BarOn DZ-t:ÇEF(K) Türkçe formu geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu ortaya konmuştur. Yapılan çalışmanın, çocuklar ve duygusal zekâ alanında yol gösterici bir araştırma olacağı düşünülmektedir. Öte yandan, bu araştırmanın sonuçları yalnızca araştırma kapsamında yer alan örnekleme genellenebilir. Çocuklukta duygusal zekâ konusunun daha detaylı bir biçimde anlaşılması için alanda yeni araştırmalar yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar kelimeler: Duygusal zekâ, çocukluk, faktör analizi, güvenirlik, geçerlik, ölçek uyarlama, BarOn.
Bir eğitim yöntemi olarak yaratıcı drama ve John Somers yaklaşımı
Bu çalışmada, bir yöntem olarak eğitimde yaratıcı drama ve drama alanına katkılar sağlayan Somers'ın "bileşik uyaranlar" tekniği incelenmektedir. Çalışma, tarama modelinde betimsel bir çalışmadır. Veriler, bir yöntem olarak dramayı ve Somers'ın yakalaşımını ortaya koymak için alan yazında "doküman inceleme" ve "yarı yapılandırılmış görüşme formu" kullanılarak toplanmıştır.Araştırmada incelenen kaynaklar, dramanın eğitim veren tüm kurumlarda, öğrencilerin yaparak yaşayarak öğrenmeleri için önemli bir eğitim yöntemi olarak kullanabileceğini ortaya koymaktadır. Çalışma da ele alınan Somers'ın drama yaklaşımını oluşturan "bileşik uyaranlar" tekniği, eğitim-öğretim ve öğrenme sürecinde, öğreneni kurgulamaya/hayal etmeye/bağlantı kurmaya, doğaçlamalarla keşfetmeye, doğaçlamaları seçmeye ve yeniden şekillendirmeye, iletişim kurmaya olanak veren bireyler olmasına katkı sağlayabilir. Çalışma da bileşik uyaranlar kullanarak hazırlanan drama çalışmalarının, "kolektif yaratıma dayalı tiyatro oluşturmaya" da temel teşkil ettiği yapılan örnek uygulama ile ortaya konmuştur. Sonuç olarak yaratıcı drama ve Somers'ın drama yaklaşımı kalıcı öğrenmelerin gerçekleşmesini sağlayan bir yöntem olarak uygun konularda tüm derslerde kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Yöntem, Yaratıcı Drama, Bileşik Uyaran, John Somers
Aile katılımlı performans görevlerinin ilköğretim 5. sınıf öğrencilerinin matematik dersi erişi ve tutumlarına etkisi
Bu araştırmada bir öğretme-öğrenme yöntemi olarak kullanılan proje tabanlı öğrenme yaklaşımıyla desteklenmiş aile katılımlı performans görevlerinin ilköğretim 5. sınıf öğrencilerinin matematik dersi başarı ve tutumlarına etkisi incelenmiştir.Araştırmada ön test ? son test kontrol gruplu yarı deneysel desen ile nitel araştırma yöntemlerinden görüşme birlikte kullanılmıştır. Araştırmanın nicel verileri öğrencilere ön-son test olarak uygulanan matematik başarı testi ve matematik tutum ölçeği, hem öğrencilere hem de velilere ön-son test olarak uygulanan performans görevlerine yönelik görüş alma ölçekleri ile toplanmıştır. Nitel veriler ise öğrenci ve velilerden yarı yapılandırılmış görüşme formları, günlükler ve odak grup görüşmesi yoluyla elde edilmiştir.Araştırmanın çalışma grubu İzmir ili Buca ilçesi TOKİ Turgut Özal İlköğretim Okulundaki öğrencilerden oluşmuştur. Araştırmanın başında karne notları ve deneme sınav puanlarına göre iki denk grup belirlenmiştir. Belirlenen gruplar arasından deney ve kontrol grubu kura yoluyla belirlenmiş ve gruplarda 25'er öğrenci yer almıştır.2011?2012 öğretim yılı ikinci döneminde 6 hafta süren çalışmanın öğretme-öğrenme sürecinde deney grubunda aile katılımlı performans görevi etkinlikleri, kontrol grubunda ise öğretmen kılavuz kitabı ile öğrenci ders ve çalışma kitaplarına dayalı öğretim etkinlikleri uygulanmıştır.Öğrenci ve velilere uygulanan araçlardan elde edilen nicel verilerin analizinde gruplar kendi içinde karşılaştırılırken bağımlı ve birbirleriyle karşılaştırılırken bağımsız örneklemler için t testi kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise içerik analizi kullanılmıştır.Araştırma sonunda öğrencilerin matematik dersi başarı, tutum ve performans görevlerine yönelik görüşlerinde deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Çalışma sonunda velilerin performans görevlerine yönelik görüşlerinde deney grubu lehine anlamlı farklılıklar meydana gelmiştir.Deney grubu öğrenci ve velilerinden elde edilen nitel verilerin analiziyle aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır. Öğrenci ve velilerin görüşlerine göre, öğrencilerin aile katılımlı performans görevlerini yaparak-yaşayarak öğrendiği, bu görevlerin öğrencilerin duyuşsal özelliklerinde olumlu gelişmeler meydana getirdiği, öğrencilerin yaratıcılık, işbirliği gibi becerilerini geliştirdiği, çalışma sürecinde birçok araç-gereç ve kaynaktan yararlanıldığı, sunum ve değerlendirme çalışmalarının planlı bir şekilde gerçekleştiği belirlenmiştir. Ayrıca veli katılımlı gerçekleştirilen bu çalışmalar velilerin de duyuşsal özelliklerinde, işbirliği ve iletişim becerilerinde olumlu gelişmelere neden olmuştur.Anahtar Kelimeler: Performans Görevi, Proje Tabanlı Öğrenme, Performans Görevi, Performans Değerlendirme, Öz-Grup Değerlendirme, Dereceli Puanlama Anahtarı, Aile Katılımı, Matematik Başarısı, Tutum
Ergenlerde evden kaçma davranışının sosyo-demografik özellikler ve aile işlevleri açısından incelenmesi
Bu araştırma Ergenlerde evden kaçma davranışının a) sosyo-demografik özellikler, b) aile işlevleri açısından değerlendirmesini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırmada örneklem grubunun aile işlevlerinin yedi alt boyutu (problem çözme, iletişim, roller, duygusal tepki verme, gereken ilgiyi gösterme, davranış kontrolü ve genel işlevler) Aile Değerlendirme Ölçeği ile incelenmiş; Sosyo-demografik özellikler için Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Ergenlerde evden kaçma davranışı ile sosyo-demografik özellikler (Yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, annenin eğitim durumu, babanın eğitim durumu, annenin mesleği, babanın mesleği, anne-babanın medeni durumu, ailenin aylık geliri, ailenin göç durumu, aileden beklentiler, intihar girişimi, intihar sebepleri, aile ilgili düşünceler, evden kaçma davranışı gösteren tanıdık, aileyle sorun yaşama durumu, anne babanın birlikte-ayrı oluşu, alışkanlık yapıcı madde kullanımı, anne ve babanın alışkanlık yapıcı madde kullanımı, doğum sırası, kardeş sayısı) arasındaki ilişki değerlendirilerek; evden kaçma davranışı gösteren ergenlerin aile değerlendirme işlevlerine göre anlamlı düzeyde ( p<.05 ) farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 15-18 yaş aralığında evden kaçma davranışı gösteren 40 erkek 60 kız ve evden kaçma davranışı göstermeyen 58 kız 42 erkek ergen olmak üzere toplam 200 ergen oluşturmaktadır. Araştırma sonucunda evden kaçma davranışının yaş, eğitim durumu, annenin eğitim durumu, annenin mesleği, babanın mesleği, anne-babanın medeni durumu, ailenin aylık geliri, ailenin göç durumu, aileden beklentiler, intihar girişimi, aile ile ilgili düşünceler, evden kaçma davranışı gösteren tanıdık, aile ile sorun yaşama durumu, alışkanlık yapıcı madde kullanımı, annenin ve babanın alışkanlık yapıcı madde kullanımı, doğum sırası ve kardeş sayısına göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada evden kaçma davranışı gösteren ergenlerin ailelerinin problem çözme, iletişim, duygusal tepki verebilme, roller, davranış kontrolü, gereken ilgiyi gösterebilme ve genel aile işlevlerinde karşılaştırma grubunda yer alan ailelere göre önemli oranda yetersizlik yaşadıkları belirlenmiştir. Evden kaçma davranışı gösteren ergenlerin eğitim durumlarına göre aile işlevlerinin alt boyutlarından olan gereken ilgiyi gösterme alt boyutunda en düşük eğitim düzeyi olan okur-yazar olanların yüksek (sağlıksız) ortalama puanlara sahip olduğu; Madde kullanan ve intihar girişiminde bulunanların gereken ilgiyi gösterme alt boyutu dışında tüm alt boyutlarda yüksek (sağlıksız) ortalama puanlara sahip olduğu; ailelerinde göç geçmişi bulunan ergenlerin problem çözme boyutunda yüksek (sağlıksız) ortalama puanlara sahip olduğu, 5 ve üstü sayıda kardeş sahibi olanların davranış kontrolü boyutunda daha yüksek (sağlıksız) ortalama puanlara sahip olduğu; anne-babası bekar olanların problem çözme, roller ve genel işlevler boyutlarında yüksek (sağlıksız) ortalama puanlara sahip olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Ergen, Evden kaçma, Aile İşlevleri
Üniversite öğrencilerinde psikososyal değişkenlere göre yalnızlık ile otomatik düşünceler ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin yalnızlık düzeyleri ile otomatik düşünceleri arasındaki ilişki bazı sosyo-demografik değişkenlere (cinsiyet, yaş, sosyo-ekonomik durum v.b.) göre incelenmiştir. Araştırmada öğrencilerin yalnızlık düzeyleri ile otomatik düşünceleri arasında ilişki olup olmadığı ve yalnızlık ve otomatik düşüncelerin bazı-sosyo demografik değişkenlere göre anlamlı düzeyde (p<,05/p< ,01) farklılaşıp, farklılaşmadığını bulmak amaçlanmıştır. İlişkisel tarama modeline uygun olarak hazırlanan araştırmada, evreni İzmir ilinde bulunan, psikolojik destek alan ve almayan üniversite öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmada araştırmacının çalışmakta olduğu İzmir ilinde bulunan Özel Nöron Psikiyatri Dal Merkezi? ne Aralık 2011 tarihinden itibaren bir yıllık süre içinde başvuran 150 üniversite öğrencisi ile Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi? nde öğrenim görmekte olan ve psikolojik destek almadığı belirlenen 150 öğrenciye ulaşılmıştır. Araştırmanın örneklem grubu rastsal olmayan seçkisiz amaçlı örneklem yöntemi kullanılarak tespit edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak; öğrencilerin yalnızlık düzeylerini ölçmek için UCLA Yalnızlık Ölçeği ve öğrencilerin otomatik düşüncelerini ölçmek için Otomatik Düşünceler Ölçeği kullanılmıştır. Demografik özelliklerin tespiti için ise araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu kullanmıştır. Sonuç olarak yapılan tüm literatür taraması ve uygulamalar sonucunda elde edilen veriler, SPSS istatistik paket programı kullanılarak değerlendirilmiş, sonuçlar Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı tekniği, t-testi ve varyans analizi ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda; öğrencilerin yalnızlık düzeyinin medeni durum, anne babanın medeni durumu, ekonomik durumu, psikolojik destek almakta olduğu ve aile tutumuna göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Otomatik düşüncelerin ise; yaş, anne babanın medeni durumu, barınma türü, psikolojik destek almakta olduğu ve aile tutumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Yalnızlık, Otomatik düşünceler, Üniversite Öğrencileri.
İlkokul 2. sınıf hayat bilgisi dersinin drama yöntemi ile öğretimine ilişkin bir uygulama önerisi
Bu araştırmada ilkokul öğretmenlerinin 2. Sınıf Hayat Bilgisi ders konularını drama yöntem ve tekniklerini kullanarak daha etkili bir şekilde işleyebilmeleri için bir uygulama önerisi ortaya konulmuştur. Kullanılan yöntem ve tekniklerin, çocukların eğitim ve öğretim hayatındaki ve Hayat Bilgisi ders programının içeriğindeki yeri ve önemi betimlenmiştir.Araştırmada alan yazın tarama ile drama ile ilgili yazılmış tez, makale, kitap v.b. yazılı basılı kaynaklar taranarak yarı yapılandırılmış form ile toplanan öğretmen görüşleri ışığında 2014-2015 eğitim öğretim yılı için hazırlanan Milli Eğitim Bakanlığı onaylı 2. Sınıf Hayat Bilgisi ders kılavuzundaki "Okul Heyecanım", "Benim Eşsiz Yuvam" ve "Dün, Bugün, Yarın" temalarındaki konular ele alınarak dramadaki tekniklerin uygulanması ile ilgili ders planları hazırlanmıştır.Çalışma sonucunda hazırlanan ders planları alınan öğretmenlerin görüşlerine de dayanarak sonuçlar alan yazın ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: öğretim, öğrenme, öğretmen, öğrenci, yapılandırmacı yaklaşım, Hayat Bilgisi dersi, drama yöntemi, drama
İlkokul 4. sınıf öğrencilerinin bazı psiko - sosyal değişkenlere göre matematik kaygısının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin cinsiyet, anne öğrenim durumu, baba öğrenim durumu, anne mesleği, baba mesleği, ailenin sosyo-ekonomik düzeyi, kardeş sayısı, matematiği sevip sevmeme, özel matematik dersi alıp almama, anne-baba desteği, başarı algısı, kendisine ait oda olup olmama, anne-babanın matematiğe olan ilgisi ve bir önceki yıl sonu matematik notu değişkenlerine göre matematik kaygısının anlamlı düzeyde farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir.Araştırmanın evrenini; 2014-2015 öğretim yılında öğrenim gören İzmir'in Bornova ilçesinde bulunan ilkokullardaki toplam 5741 4. sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Örneklemi ise aynı bölgedeki ilkokullar arasından rastgele küme örneklem yoluyla seçilen 8 ilkokulda 4. sınıflarda öğrenim gören 182 kız ve 169 erkek olmak üzere toplam 351 öğrenci oluşturmaktadır.Araştırmada veri toplama araçları olarak; öğrencilerin bazı psiko-sosyal özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu ve öğrencilerin matematik kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla ilköğretim öğrencileri için Matematik Kaygı Ölçeği (MKÖ) kullanılmıştır. Araştırma verileri ile ilgili çözümlemeler SPSS 15.0 paket programı ile bilgisayar ortamında yapılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde; t-testi, F testi, Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır.Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri sonucunda; 4. sınıf öğrencilerinin matematik kaygı düzeylerinin anne öğrenim durumu, baba öğrenim durumu, matematiği sevip sevmeme, başarı algısı ve bir önceki yıl sonu matematik notuna göre anlamlı fark gösterdiği belirlenmiştir. 4. sınıf öğrencilerinin matematik kaygı düzeylerinin cinsiyet, anne mesleği, baba mesleği, ailenin sosyo-ekonomik düzeyi, kardeş sayısı, özel matematik dersi alıp almama, anne-baba desteği, kendisine ait odanın olup olmaması ve anne-babanın matematiğe olan ilgisine göre anlamlı fark göstermediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kaygı, Matematik Kaygısı, İlkokul, 4.Sınıf, Öğrenci
Anne ve babası boşanma sürecinde olan 9-12 yaş çocukların, ebeveynlerinin evlilik çatışmalarını algılayış düzeyleri ile kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi: İzmir ili örneği
Bu araştırmada anne ve babası boşanma sürecinde olan 9-12 yaş arası çocukların, ebeveynlerinin evlilik çatışmalarını algılayış düzeyleri ile kaygı düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek ve çeşitli değişkenlere göre (yaş, cinsiyet, eğitim durumu, kardeş sahibi olup olmaması, anne ve babanın eğitim durumu ve son 6 aydır psikolojik destek alıp almadığı vb.) farklarını ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma örneklemini İzmir ili Bayraklı Adliyesinde Aile Mahkemesine boşanmak için başvuran ailelerin 9-12 yaş arasındaki 60 çocuk oluşturmuştur. Araştırmaya anne ve babası boşanma sürecinde olan 28'si kız 32'si erkek olmak üzere toplam 60 çocuk katılmıştır. Bu araştırma betimsel-genel tarama modeline göre yapılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak araştırmacılar tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu", Grych ve arkadaşları (1992) tarafından geliştirilen, Fışıloğlu ve Ulu (2004) tarafından geçerlilik ve güvenilirliği yapılan "Evlilik Çatışmasını Algılama Ölçeği (CECA)" ve Spielberger ve arkadaşları tarafından (1970) de geliştirilmiş, Öner ve Le Compte tarafından (1985)' te Türk toplumuna uyarlaması yapılan Spielberger Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri (SDSKE)" kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları, araştırmaya katılan çocukların kardeşe sahip olma durumuna göre anne babalarının evlilik çatışmalarını algılamalarında durumluk kaygı durumunun istatistiksel olarak bir farklılığın olmadığı saptanmışken sürekli kaygı durumunda kardeşe sahip olanların olmayanlara göre daha fazla kaygı duyduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında bu çalışmaya katılan çocukların yaş, cinsiyet, eğitim durumu, psikolojik destek alma, anne eğitim durumu, baba eğitim durumu ve kardeşe sahip olma özelliklerinin anne ve babaların evlilik çatışmalarını algılamaları üzerine anlamlı bir etkisinin olmadığı, aynı şekilde çocukların durumluk kaygıları üzerine de anlamlı farklılık göstermediği saptanmıştır. Araştırmaya katılan çocukların durumluk kaygı durumu ile sürekli kaygı durumu arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu bu durumun da pozitif yönde bir ilişki oluştuğu tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Evlilik Çatışması, Kaygı, 9-12 yaş arası çocuklar
Boşanma sürecindeki çiftlerin problem çözme becerileri ile otomatik düşünceleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada boşanma aşamasındaki bireylerin problem çözme becerileri ile otomatik düşünceleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma evrenini Aralık 2014 – Mayıs 2015 tarihleri arasında İzmir Adliyesi Aile Mahkemeleri' ne boşanmak için başvuran bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemine göre seçilmiştir. Araştırmanın örneklemini Aralık 2014 – Mayıs 2015 tarihleri arasında İzmir Adliyesi Aile Mahkemeleri' ne boşanmak için başvuran 140 kişiden oluşmaktadır. Araştırmaya gönüllü katılanlara verilen ölçekler araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Veri toplama araçları olarak; Heppner ve Petersen' in (1982) Problem Çözme Envanteri(PÇE) ile Holland ve Kendall' ın(1980) geliştirdiği Otomatik Düşünceler Ölçeği(ODÖ) kullanılmıştır. Sosyo- demografik değişkenleri (yaş, cinsiyet ve eğitim durumu) belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu hazırlanmıştır. Araştırmanın sonucunda, problem çözme becerileri ile otomatik düşünceler arasında orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sosyo-demografik özellikler ile problem çözme becerisi ve otomatik düşünceler arasında istatistiki bakımdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Aile, Boşanma sürecindeki çiftler, problem çözme becerisi, otomatik düşünceler
İlköğretim sosyal bilgiler dersinde işbirlikli öğrenmenin erişiye, problem çözme becerilerine, öğrenme stillerine etkisi ve öğrenci görüşleri
Araştırmanın amacı, ilköğretim sosyal bilgiler öğretiminde işbirlikli öğrenmenin öğrencilerin erişi, problem çözme becerileri ve öğrenme stillerine etkisini saptamak ve işbirlikli öğrenme konusundaki öğrenci görüşlerini belirlemektir.Bu amaç doğrultusunda İzmir ili evreninden seçilen 34 deney ve 30 kontrol grubunda olmak üzere toplam 64, 4. sınıf öğrencisi üzerinde 10 hafta boyunca çalışılmıştır. Araştırmada 4. Sınıf Sosyal Bilgiler dersi ?Üretimden Tüketime? ve ?İyi ki Var? üniteleri boyunca deney grubunda işbirlikli öğrenme tekniklerinden akademik çelişki, kontrol grubunda 2005 sosyal bilgiler programına uygun olarak hazırlanmış ders kitabındaki etkinlikler uygulanmıştır.Araştırmada ön test-son test uygulamaları için araştırmacı tarafından geliştirilen Sosyal Bilgiler Başarı Testi ve Problem Çözme Becerileri Ölçeği, Grasha-Reichmann Öğrenci Öğrenme Stilleri Ölçeği; deney grubundaki öğrencilerin görüşleri ile ilgili verileri toplamak için yine araştırmacı tarafından geliştirilen Yarı Yapılandırılmış İşbirlikli Öğrenmeye İlişkin Öğrenci Görüşme Formu kullanılmıştır.Bu ölçekler yoluyla elde edilen verilerin analizinde aritmetik ortalama, standart sapma ve t testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları SPSS 16,0 istatistik paket programları kullanılarak analiz edilmiştir.Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre, deney grubu ve kontrol grubunun deney öncesi ve sonrası başarı testi ve problem çözme becerileri ölçeğinden aldıkları puanlar arasında, deney grubu lehine anlamlı farklılık bulunmuştur. Bu sonuçlardan yola çıkarak, işbirlikli öğrenme tekniklerinden akademik çelişkinin uygulanmakta olan öğretim programı etkinliklerine göre ilköğretim öğrencilerinin 4. Sınıf sosyal bilgiler dersi erişileri ve problem çözme becerileri üzerinde olumlu yönde etkili olduğu belirlenmiştir.Diğer yandan yapılan t testi çözümlemelerine göre öğrencilerin sosyal bilgiler dersindeki erişileri üzerinde deney grubu lehine (P<0.05) oluşan farkın öğrenme stillerine göre değişmediği sonucuna ulaşılmıştır.Elde edilen bulgulara göre, işbirlikli öğrenme tekniklerinden akademik çelişkinin öğrencilerin problem çözme becerileri üzerindeki etkisinin ise işbirlikli ve rekabetçi öğrenme stiline sahip öğrencilerde deney grubu lehine olumlu yönde farklılık gösterdiği fakat işbirlikli öğrenme tekniklerinden akademik çelişkinin öğrencilerin öğrenme stilleri üzerinde bir değişiklik yaratmadığı sonucuna ulaşılmıştır.Öğrencilerin işbirlikli öğrenme yönteminin etkililiğine ilişkin olumlu görüşlere sahip olduğu da elde edilen bulgular arasında yer almaktadır.
İlköğretim 8.sınıf öğrencilerinin atılganlık düzeyleri ile aile işlevleri arasındaki ilişkinin sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesi.
Bu araştırma ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin atılganlık düzeyleri ile a)-aile işlevleri, b)sosyo-demografik değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden oluşan örneklem grubunun aile işlevlerinin yedi alt boyutu (problem çözme, iletişim, roller, duygusal tepki verme, gereken ilgiyi gösterme, davranış kontrolü ve genel işlevler) Aile Değerlendirme Ölçeği ile incelenmiş; atılganlık düzeylerini ölçmek amacıyla Rathus Atılganlık Envanteri kullanılmıştır. Sosyo-demografik değişkenler için Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Öğrencilerin atılganlık düzeylerinin sosyo-demografik değişkenler ve aile değerlendirme işlevlerine göre anlamlı düzeyde(p< .05/p< .01) farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Sosyo-demografik değişkenler; cinsiyet, kardeş sayısı, doğum sırası, kendine güvenip güvenmediği, anne-baba eğitim durumu ve ailenin gelir düzeyi olarak sıralanmıştır. Araştırmanın örneklemini 2010?2011 eğitim-öğretim yılında İzmir ili Torbalı ilçesinde eğitime devam eden ilköğretim sekizinci sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklem grubu, alt, orta ve üst tabakadan 195'i kız ve 236'ı erkek olmak üzere toplam 431 öğrenciden oluşmaktadır.Araştırma sonucunda; atılganlık düzeyinin cinsiyet değişkenine göre değişmediği; aile değerlendirme boyutları olan roller, gereken ilgiyi gösterme ve davranış kontrolü, boyutlarında erkek öğrencilerin kız öğrencilere oranla daha yüksek(sağlıksız) ortalama puanlara sahip olduğu; genel olarak kardeş sayısı iki olan öğrencilerin diğer kardeş sayısı gruplarına(1,3,4,6) göre iletişim, duygusal tepki verme ve genel işlev düzeylerinde daha düşük (sağlıklı) puanlara sahip olduğu; bununla birlikte iletişim boyutunda, duygusal tepki verme boyutunda ve genel işlevler boyutunda doğum sırası iki olan öğrencilerin doğum sırası üç olanlara göre önemli (p< .05) düzeyde daha düşük (sağlıklı) puan ortalamalarına sahip olduğu; ayrıca ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin kendine güven düzeylerinde( p< .05), kendilerine her zaman güvenen öğrencilerin, kendilerine bazen güvenen öğrencilere oranla aile değerlendirme boyutlarında daha düşük (sağlıklı) puanlarının ve atılganlık düzeylerinde ortalama puanlarının yüksek (sağlıklı) olduğu; anne eğitimi daha düşük seviyede olan ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin ilgili aile değerlendirme boyutlarında anneleri daha yüksek seviye de eğitim boyutlara göre önemli oranda daha yüksek (sağlıksız) düzeyde puanlara sahip olma eğilimi gösterdikleri; aile değerlendirme boyutlarından olan iletişimde babası lise mezunu olanların ilkokul ve ortaokul mezunu olanlara göre önemli oranda daha düşük (sağlıklı) puanlara sahip iken; babası ilkokul mezunu olan öğrencilerin, genel işlevlerinin babası lise ve üniversite mezunu olanlara göre önemli oranda daha düşük (sağlıksız) olduğu; tüm aile değerlendirme boyutlarında alt sosyo-ekonomik seviyedeki öğrencilerin orta ve üst sosyo-ekonomik seviyedeki öğrencilere göre daha sağlıksız aile ilişkilerine sahip olduğu; atılganlık da ise alt sosyo-ekonomik seviyedeki öğrencileri orta ve üst sosyo-ekonomik seviyedeki öğrencilere göre önemli oranda daha düşük ortalama puanlara sahip olduğu tespit edilmiştir. Atılganlık aile değerlendirme ilişkisine bakıldığında ise; aile değerlendirme boyutları olan iletişim, roller ve genel işlevler boyutındaki yüksek puanların (sağlıksızlığın), ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin atılganlık düzeylerinin azalmasına neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Atılganlık, Aile İşlevleri, İlköğretim Öğrencileri, Sosyo-Demografik.
İlköğretim 6. sınıf sosyal bilgiler öğretiminde drama yönteminin erişi ve tutum üzerindeki etkisi
Bu araştırmada; ilköğretim altıncı sınıf Sosyal Bilgiler dersinde yer alan ?Demokrasinin Serüveni? ünitesinin öğretiminde, yöntem olarak yaratıcı dramanın kullanılmasının öğrencilerin dersteki erişilerine ve derse yönelik tutumlarına etkisi araştırılmıştır.Araştırmada kontrol gruplu ön test- son test deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen Sosyal Bilgiler Erişi Testi ve Sosyal Bilgiler Tutum Ölçeğinden elde edilen puanlarla denenceler test edilmiştir. Verileri çözümlenmesinde SPSS 13.0 paket programı ve Finesse programı kullanılmıştır.Sosyal Bilgiler Erişi Testi ve Sosyal Bilgiler Tutum Ölçeği uygulama öncesinde ve sonrasında deney ve kontrol gruplarına uygulanmıştır. Gruplardan elde edilen sonuçların karşılaştırılması için t testi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlarda uygulama öncesinde grupların derse yönelik tutumları ve erişileri arasında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Uygumla sonrasında elde edilen verilerin karşılaştırılması sonucunda ise iki grubun ulaştığı erişi ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunamazken tutum ortalamaları arasında deney grubu lehine anlamlı bir fark ortaya çıktığı görülmektedir. Ayrıca deney grubunun uygulama öncesi ve sonrasında elde edilen ortalama tutum puanları ve başarı puanları karşılaştırılmış, uygulama öncesi ve sonrası puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu yani yaratıcı drama yöntemiyle işlenen ünite sonunda deney grubunun ulaştığı erişi ve tutum ortalamalarının arttığı görülmüştür.
İlköğretim 4.sınıf öğrencilerinin müzik becerilerini geliştirmede dramanın etkisi
İlköğretim 4.sınıf öğrencilerinin müziksel becerilerini geliştirmede drama yönteminin etkisinin olup olmadığını saptayabilmek bu araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. Alt amaçlar ise, öğrencilerin drama ve müziksel becerilerinin; temel müzik bilgisi, müziksel işitme, şarkı söyleme, müziğe bedeni ile uyum gösterme, müzik yeteneğine ilişkin özgüveni ve müzik dersine olan tutumlarıyla etkilenim düzeylerini değerlendirmektir.Araştırma deneysel niteliktedir. Çalışma evreni, İzmir İli orta sosyoekonomik düzeydeki, Esentepe Öğretmenler ve Şeker Mevhibe İlköğretim Okulu dördüncü sınıf öğrencileri ile sınırlıdır. Örneklem, evrenin içinde kontrol grubu 45, deney grubu 44 kişi olmak üzere, toplam 89 kişiden oluşmaktadır.Denel işlem süreci, Şubat-Mart-Nisan 2006 tarihleri arasında iki grup üzerinde gerçekleştirilmiştir. Deney grubuna drama yöntemi ile, kontrol grubuna ise, geleneksel müzik öğretim yöntemlerinden biri olan kulaktan notalı müzik öğretim yöntemi ile müzik dersi verilmiştir. Bu araştırmada, öntest-sontest kontrol gruplu deney deseni kullanılmıştır.İstatistiksel analizler sonucunda, ?Yaratıcı Drama Yöntemi?nin geleneksel müzik yöntemine göre anlamlı düzeyde (p< .01) daha etkili olduğu anlaşılmaktadır. Oyun ve bedensel hareketler içeren, drama öğretimi uygulamalarıyla müzik dersi gören deney grubunun; geleneksel yaklaşım yöntemiyle müzik dersi gören kontrol grubuna oranla, daha anlamlı sonuçlar ortaya koyduğu gözlemlenmiştir.Bu araştırmanın sonuçları ?Yaratıcı Drama Yöntemi?nin, ?Temel Müzik Bilgisi?öğrenimi bakımından, ?Müziksel İşitme Becerisi?nde, ?Müzik Yeteneğine Yönelik Özgüveninin Gelişme Düzeyi?nde, ?Müzik Dersine Yönelik Tutum?da, ?Müziğe Bedensel Uyum Becerisi?nde ve ?Şarkı Söyleme Becerisi?nde, ?Geleneksel Yöntem?e göre daha etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bulgular literatür ışığında yorumlanmış, müzik eğitimi alanındaki programlar içerisinde öğrencilerin ritmik, bedensel hareket, dramatizasyon, oyun ve dans becerilerinin gelişimine yönelik hedef ve davranışların geliştirilmesi; eğitim kurumlarında ise müzik eğitimi veren öğretmenlere yaratıcı drama yöntemi, dans, oyun, dramatizasyon ve bedensel hareket içerikli hizmet içi eğitim, kurs ve seminerler verilmesinin uygun olacağı önerisinde bulunulmuştur.