Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Ahmet Mehmetefendioğlu
14 theses · Dokuz Eylül University
II. Dünya Savaşı'nda Numan Menemencioğlu'nun dışişleri bakanlığı (1942-1944)
Türk Dışişleri Bakanlığı'na yıllardır hizmet etmiş olan Numan Menemencioğlu, dışişleri bakanlığı görevi sırasında Türkiye'yi, diplomaside deneyimi olan kadroyla savaştan uzak tutmuştu. O'nun dışişleri bakanlığı dönemi aynı zamanda Türkiye'nin savaş sırasında karşılaştığı en zorlu dönemi de kapsamaktaydı. Bu çalışmanın ana amacı, Menemencioğlu'nun dışişleri bakanlığı döneminin bilimsel bir şekilde incelenmesi ve onu çağının diğer dışişleri bakanlarından ayıran özellikleri ortaya koymaktır. Bunun yanı sıra savaş boyunca Türkiye'nin tarafsızlı politikasına ne derece bağlı kaldığı üzerinde durulmuştur.
Milli Mücadelede Konya'nın durumu ve Babalık gazetesi
Milli mücadelede Konya incelenmiştir. milli mücadele süresince Konya'nın karşılaştığı zorluklar aynı zamanda milli mücadeleye yardımcı olan din adamları, öğretmenler incelemiştir. aynı zamanda babalık gazetesi manşetleri ve haberleri de konuların içerisinde yer almıştır.
Kore Savaşı'nda Türk Ordusu'nun lojistik desteği
İkinci Dünya Savaşı, yeni bir dünya düzeninin kurulmasına ve dünya üzerinde kurulu olan güç dengelerinin tamamen değişmesine neden olmuştur. İkinci Dünya Savaşı, SSCB ve ABD'nin iki süper güç olarak dünya siyaset sahnesinde yer almasını sağlamıştır.ABD ve SSCB'nin, birbirine zıt ideolojilerle yönetilmeleri ve SSCB'nin komünizmi yayarak, hâkimiyet alanını genişletmeye çalışması, dünyanın Batı ve Doğu olmak üzere iki bloğa ayrılmasına neden olmuştur. Bu dönemde Türkiye, komşusu SSCB'nin Doğu illerinden toprak talebi ve Boğazlardan üs isteği ile karşı karşıya kalarak büyük bir güvenlik endişesine kapılmıştır. Ekonomik olarak güçlü bir konumda da olmayan Türkiye, SSCB tehdidinin getirdiği ekonomik yükü de taşıyacak durumda değildi.SSCB'nin yayılmacı tavrı, ABD ve Avrupa ülkelerini ekonomik, siyasi ve askeri açıdan işbirliğine götürdü. Ekonomik örgütler kuruldu ve savunma amaçlı anlaşmalar yapıldı. Bunların içerisinde en önemli olan ise savunma amaçlı olarak kurulan Kuzey Atlantik İttifakı idi.SSCB tehdidine karşı güvenlik arayışlarına giren Türkiye, yüzünü batı dünyasına dönerek Batılı kurumların içerisinde yer almaya çalışmıştır. Güvenlik endişelerini gidermek için NATO'ya girmek istediyse de, Ancak, çeşitli nedenlerle kabul edilmemiştir. İşte bu dönemde Komünist yayılmacılık, Kuzey Kore'nin Güney Kore'ye saldırması ile kendini gösterdi. Bu kez hür dünya, ABD önderliğinde Birleşmiş Milletlerin verdiği yetki ile komünist yayılmacılığa karşı dur demek üzere harekete geçmiştir. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin yanında yer alarak ve Kore'ye asker gönderme kararı vererek, NATO'ya girebilmek için komünizme karşı verilen bu savası bir fırsat olarak görmüştür.Savaşa girme kararından sonra bir tugay büyüklüğündeki bir kuvvetin lojistik açıdan kısa bir zamanda nasıl destekleneceği ilk akla gelen konuydu. Kararın ardından ilk hazırlıklara ve eğitim çalışmalarına derhal başlandı. Lojistik imkânlar sınırsız bir şekilde tugayın lojistik açıdan desteklenmesine yöneltildi. Hazırlıkların ilk başından itibaren ve savaş esnasında Birleşmiş Milletler adına Amerikan lojistik yardımı Türk askerinin mücadelesine büyük destek olmuştur.Savaşın sonunda her iki tarafta amacına ulaşamadı. Ancak, Türk askerinin kahramanlığı ve Türkiye'nin stratejik öneminin kavranması, Türkiye'nin NATO'ya girişini sağladı.Anahtar Kelimeler: Kore Savası, NATO, Kore Savası ve Türkiye, Sovyet Tehdidi, Birleşmiş Milletler, Güney Kore, Kuzey Kore, ABD, SSCB, Lojistik Destek.
Atatürk Döneminde 9 Eylül kutlamaları (1923-1938)
9 Eylül 1922, Türk Tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. 15 Mayıs 1919'da, Yunanlılar tarafından İzmir'in işgal edilmesi ve dört gün sonra da Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıkışı ile başlayan Kurtuluş Savaşı, İzmir'in geri alınmasıyla son bulmuş; üç yıl, üç ay, üç hafta ve üç gün süren işgal döneminin ardından Türk Milleti, 9 Eylül'de özgürlüğüne kavuşmuştur.Kurtuluştan sonra Türkiye'de gerçekleşen devrimlerin, ilerleme yolunda atılan dev adımların, bayındırlık eserlerinin ve her yönde kendini gösteren yüceliş ve ilerleyişin başlangıç noktası olan 9 Eylül'ün yıldönümlerinde coşkulu kutlamalar yapıla gelmiştir. İlk yıllarda görülen işgalin izleri, Türkiye ve Yunanistan arasındaki yakınlaşmadan sonra silinmiş, panayırlı ve fuarlı yıllar ile birlikte İzmir, kurtuluş günlerinde bir ticaret ve turizm şehri olma özelliğine de kavuşmuştur.Bu çalışmanın amacı, 1923-1938 yılları arasında yapılmış olan 9 Eylül kutlamalarını bütün yönleri ile incelemektir. Araştırmamız esnasında en çok faydalandığımız kaynak dönemin gazeteleri olmuş, kutlamalar için yapılan hazırlık aşamaları da düşünülerek, Temmuz ayının son günlerinden itibaren basında yer alan haber ve makaleler incelenmiştir. Bunun yanı sıra o döneme şahitlik eden kişilerin yayınlamış olduğu anılara da başvurulmuştur.9 Eylül için yazılan şiirlere de yer verilerek bu önemli tarihin gönüllerde yarattığı tesirler incelenmiş, izlenen iç ve dış politikaların kutlamalara yansıyan yönleri, İzmir ve çevre halkının duyduğu heyecan, sıkıntılar ve hayal kırıklıkları, basına yansıyan örnekleri ile ortaya konularak, çalışmanın sonunda birtakım değerlendirmeler yapılmıştır.
Osmanlı basınında 31 Mart olayı
31 Mart Olayı II. Meşrutiyet Dönemi'nin başında yaşanan siyasal bir harekettir. Bu olayın sonuçları daha sonraki dönemin şekillenmesine de etki edecektir. Osmanlı Basını da yaşanan olayların içerisinde yer almış ve taraf olmuştur. Özellikle bazı gazete yazarları ayaklanan askerleri açıkça desteklemişlerdir. Ancak Hareket Ordusu'nun gelişi ile birlikte basın tam anlamıyla yön değiştirmiş ve isyancı askerleri suçlamaya başlamıştır.
Fahrettin Altay
Fahrettin Altay'ı konu alan bu çalışmamızda amacımız, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda büyük emeği geçen kişilerden birinin, çeşitli yönleri ile tarihimizdeki yerini belirginleştirmektir.1880'de İşkodra'da doğan Fahrettin Altay, Harp Okulu ve Akademisini bitirdikten sonra Balkan Savaşı'na kadar doğuda görev yapmış, ilk cephe görevini Aşiret Tugayı'nın komutanı olarak, Kırklareli'nin Bulgar işgalinden kurtarılmasıyla gerçekleştirmiştir.I. Dünya Savaşı'nda Çanakkale, Romanya ve Filistin cephelerinde görev yapan Fahrettin Altay, Mondros Ateşkesi'nden bir süre önce 12. Kolordu Komutanı olarak atanmıştır. Kurtuluş Savaşı'nın örgütlenme döneminde İstanbul'a eğilimi ağır basmakla birlikte, Temsil Kurulu ile İstanbul arasında dengeli bir politika izlemiş, Refet Bey'in Konya'ya yürümesi ve adeta tutuklu olarak Ankara'ya götürülmesi sonrasında Mustafa Kemal tarafından ikna edilmiş, Kurtuluş Savaşı saflarına katılmıştır. 12. Kolordu Komutanı Fahrettin Altay'ın Kurtuluş Savaşı kahramanları arasına katılmasını sağlayan asıl görevi Süvari Kolordusu Komutanlığı'dır. Kütahya-Eskişehir, Sakarya ve Büyük Taarruz'da büyük yararlıklar göstermiş, İzmir'e ilk giren komutan olmuştur.Cumhuriyet döneminde 2. ve 1. Ordu komutanlıkları görevinde bulunan Fahrettin Altay, 1945'te emekli olmuş, 1946-1950 arasında Burdur milletvekilliği yapmıştır. 1950 seçimlerini CHP'nin kaybetmesi ile aktif politikadan çekilen Fahrettin Altay, 25 Ekim 1974'te vefatına kadar oldukça uzun bir emeklilik sürmüştür. Cenazesi önce Aşiyan Mezarlığı'na defnedilmiş, 1988'te Ankara Devlet Mezarlığı'nın inşasının tamamlanmasından sonra da buraya nakledilmiştir.
Türkiye'de koalisyonlar döneminde siyasi algı ve propaganda (1970-1980)
ÖZET Çalışmamızın Birinci Bölümde propaganda ve algı sözcükleri kavramsal açıdan incelenmiştir. Propaganda türleri ve etkileri üzerinde durulmuştur. Algının nasıl oluştuğu sorusu ele alınmıştır. İkinci Bölümde propaganda araçları ve kitle iletişimi konusu ele alınmıştır. Kitap, yapı gibi geleneksel propaganda araçları incelemiştir. Fotoğraf, sinema, radyo, TV gibi kitle iletişim araçları açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü Bölümde propaganda geçmişi irdelenmiştir. Dördüncü bölümden itibaren tezimizin asıl konusu olan Türkiye'de Koalisyonlar Döneminde Siyasal Algı ve Propaganda konusu tartışılmaya başlanmıştır. Tezin beşinci bölümü 'Yöntemleri, Medya Araçları Açısından Koalisyon Hükümetleri Döneminde Siyasi Propaganda' başlığı altında oluşturulmuştur. Bu bağlamda dönemde etkili olmuş sinema, televizyon-radyo, duvar yazıları, kitap, gazete, dergi, broşür, afiş gibi propaganda araçları değerlendirilmiştir. Türkiye televizyon yayıncılığıyla ilk kez bu dönem karşılaşmıştır. Aynı bölüm içerisinde Türkiye'deki yapı propagandasının işleme biçimine dikkatle bakılmıştır. Temsil yoluyla propaganda önemli bir yöntem olduğu için bu konunun üzerinde özenle durulmuştur. 1970-1980 arasında eğitimin nasıl propagandaya feda edildiği gözler önüne serilmeye çabalanmıştır. Türkiye'de 1970-1980 arası siyasi reklamcılığın başladığı yıllardır. Bu nedenle popüler müzikler ilk kez siyasi partilerin propaganda çalışmalarında kullanılmıştır. Bu tip sebeplerle müzik konusuna ayrı bir alt başlık açılmıştır. Mitingler, yürüyüşler 1970-1980 arasında siyasi gurupların sıklıkla başvurdukları bir siyasi propaganda yöntemi olmuştur. Bu bölümde en dikkat çekici başlığın "Ecevit'e Dair Umut Algısının Yıkımına Dönük Karşı Propaganda" olduğunu düşünmekteyiz. Tezin altıncı bölümünde Koalisyon Hükümetleri döneminde siyasi algı konusu ele alınmıştır. Sözlü tarih çalışmaları sonucu elde ettiğimiz bilgiler, "O Dönemin Gençlerinin O Günlere Dair Şimdiki Algısı" başlığı altında değerlendirilmiştir. Dönemin siyasi aktörleri Ecevit, Demirel, Erbakan, Türkeş'e dair nasıl bir algının ortaya çıktığı araştırılmıştır. Elbette bu aktörler hakkında farklı kesimler farklı algı geliştirmiştir. Tezin son kısmında 1970-1980 arası belediye başkanlığı veya milletvekilliği yapmış kişilerden yola çıkarak yerel propaganda konusu örneklenmeye çalışılmıştır. Bunun için üç örnek seçilmiştir. Bunlardan ilki 1979 araseçimlerinde Aydın'dan AP'den vekil seçilen Selahattin Acar'dır. Bu araseçim sonuçlarının Ecevit hükümetinin istifasına yol açtığı hatırlanacak olursa seçimimizin yerinde olduğunu düşünebiliriz. 1977 Genel Seçimlerinde Ecevit liderliğindeki CHP tarihinin en yüksek oyunu alır. Bu durum yerel seçimlerde de görülür. AP, kendisinin kalesi kabul edilen Aydın'ın bir ilçesi hariç tamamında seçimi kaybeder. Bu seçimlerde belediye başkanı olan Muhterem Ağababaoğlu ile Ahmet Zencirci'nin propaganda çalışmaları değerlendirilerek bölüm sonlanmıştır.
1962 Küba Krizi'nin Türkiye'ye etkileri
Bu tez, 1962'deki Küba Krizi'nin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne olanetkilerini anlatmak amacıyla Dursun Varlı tarafından kaleme alınmıştır.Tezin konusu, daha önceden fazla kalem oynatılmamış bir niteliğe sahiptir.Çünkü konu hakkında sadece iki kitap, birkaç makale ve gazeteler kısıtlı bilgivermektedir. Konunun bu özelliği, yazarın araştırma yapmasının temel sebebidir.?Küba Krizi'nin Türkiye'ye Olan Etkileri? ismindeki tez üç bölümdenoluşmaktadır. Tezin giriş bölümünde dünyadaki soğuk savaş dönemine ; birincibölümünde 1962'deki Türkiye'nin siyasi durumuna; ikinci bölümünde Küba Krizi'ninçözümünde Türkiye'nin üslendiği role ve üçüncü bölümünde de Küba Krizi'ninTürkiye'ye olan etkilerine siyasi, milli savunma ve ekonomi açısından değinilmiştir. Üçbölümden oluşan tezin sonuç kısmında Küba Krizi'nin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'neolan etkilerine genel olarak değerlendirilmiştir.Yazar Dursun Varlı, 1962'de meydana gelen Küba Krizi'nin Türkiye'ye olanetkilerini, Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanaklarına, Türk Basınına, dergilere,makalelere, web sitelerine, arşivlere ve kitaplara dayanarak açıklamaya çalışmıştır. Bubelgeler tezin bibliyografya kısmında gösterilmiştir. Bu tez 97 sayfadan oluşmaktadır.
Atatük'ün donanma gemileri ile yaptığı geziler
?Atatürk'ün Donanma Gemileri İle Yaptığı Geziler? konuluçalışmamda, Cumhuriyet'in ilanıyla Atatürk'ün Türkiye Donanması'na bakışı,donanma gemileri ile yaptığı gezileri ve bu gezilerin sonuçları anlatılmaktadır.İlk bölümde, Atatürk'ün donanmaya bakışı incelenmektedir. Bukapsamda, cumhuriyet öncesi, milli mücadele dönemi ve cumhuriyet ilanısonrası Deniz Kuvvetleri'nin durumu anlatılmaktadır.İkinci bölümde, Atatürk'ün Hamidiye Gemisi ile yaptığı Karadenizgezisi anlatılmaktadır.Üçüncü bölümde, Atatürk'ün Adatepe destroyeri ile yaptığı kısa seyir veo dönemde mevcut olan Deniz Müsteşarlığı üzerinde durulmaktadır.Dördüncü bölümde ise 1930 yıllardaki genel siyasi durum ve buna bağlıolarak Atatürk'ün Akdeniz'e yaptığı gezi incelenmiştir.Ayrıca bu çalışmada; Atatürk tarafından Deniz Kuvvetleri'nin dışpolitika aracı olarak nasıl kullanıldığı da anlatılmaktadır. Atatürk'ün ilerigörüşlülüğü ve donanmaya verdiği önem ile, karacı subaylara karşıdonanmanın gelişimi için verdiği savaş açıklanmaktadır.Anahtar Kelimeler: 1) Deniz Kuvvetleri, 2) Bahriye Vekaleti, 3) DenizMüsteşarlığı, 4) Kruvazör, 5) Cumhuriyet Donanması
Milli mücadelede yüzellilik olayı ve Rıza Tevfik Bölükbaşı
Birinci Dünya Savaşından sonra yıkılan Osmanlı mparatorluğunun ardından herhangibir ülkenin himayesini ve mandacılığını asla kabul etmeyen büyük önder Gazi Mustafa KemalAtatürk önderliğinde kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti, kurulmasından önce, kurulmaaşamasında ve kurulduktan sonra da büyük zorluklarla karşılaşmıştır.Bu zorluklar hem dış eksenli hem de iç eksenli olmuştur. Bir ülkenin düşmanlarındankötülük görmesi, zarar görmesi çok doğal olarak karşılanılabilir. Ancak kendi vatandaşlarıtarafından ihanete uğramak bekli de bir ülkenin tarihinde karşılaşacağı en büyük felaketlerinbaşında gelmektedir.Mustafa Kemal Atatürk'ün, 19 Mayıs 1919 yılında Samsuna çıkmasıyla birlikte,Kurtuluş Savaşınında temelleri atılmıştı. Bununla birlikte, Amasya Tamimi de kurulacak olanyeni devletin temellerini oluşturmaktaydı. Milli mücadele işgal kuvvetlerine stanbulhükümetine ve onların işbirlikçi yandaşlarına karşı verilecek olan büyük bir mücadeleydi.Bu çalışma, kendi öz vatanında doğan kurtuluş mücadelesine destek vermeleri gerekirkenişgal kuvvetleri ve stanbul Hükümetiyle işbirliği yapan ve dolayısıyle de kendi vatanına vemilletine ihanet eden adları da tarihe 150'likler olarak geçen yüzelli kişi ve onlardan biri olanFilozof Rıza Tevfik Bölükbaşı hakkındadır.Milli Mücadele zamanında ayaklanmalar ve Yüzelilikler olayı hakkında bilgilersunulmuş olup, bu duruma nasıl düştükleri, vatandaşlıktan çıkarılıp yurt dışına sürülmeleri,haklarında af çıkarılması gibi konular incelenmiştir.Şair ve Filozof Rıza Tevfik Bölükbaşı hakkında ise Emniyet Genel MüdürlüğüArşivlerinden faydalanılmış olup ayrıntılı bilgilere yer verilmiştir. Bu kişinin portresiincelendiğinde felsefeyle ilgilenen, şair olan ve devlet yönetiminde bulunan bu kişinin bukadar meziyetlerine rağmen içinde bulunduğu durumu çıkmaz sokak görüp Sevr Antlaşmasınıimzalaması sonrasında, yurt dışında pişmanlığını belirtmesi gibi bir çok çarpıcı olaylara şahitolunacaktır.Yüzellilikler Olayının konu edildiği eserlerde konuların pek derinlemesineincelenmediği ve Rıza Tevfik Bölükbaşı hakkındaki yayınlarında onun sosyal yaşamınıincelemiş olması, hayatının Yüzellilikler Olayı penceresinden irdelenmemiş olması da birgerçektir. ş bu tezciğinde amacı, Yüzellilikler Olayı'nı ve bu olay çerçevesinde ünlü birsimanın yaşamından kesitler sunmaktır.Bu çalışma neticesinde, Türk Devriminin sadece harici düşmanlara karşı verilmediğini,aynı zamanda, dahili düşmanlara da benzer mücadelenin karşı koyulduğunu görmekteyiz.Bununla birlikte, içteki mücadele fiziki yönden çok zorlu olmasa da, diğer yönlerdenazımsanmayacak kadar çetin bir mücadeledir. Nitekim, mücadele verdiğiniz insanlar sizinsoydaşlarınız ve kendi insanınızdır. Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonrasında tilafDevletleriyle işbirliği yapmış olanlara karşı verilen mücadelede gösterilen azim ve kararlılık,Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğini sağlam temellere oturtmuştur. Verilmiş olan buazimli ve bir o kadarda kararlı mücadelenin kısmi bir bölümü ele alınmıştır. Kurtuluş Savaşısonrasında ki tüm olumsuzluklara rağmen, kazanılmış olan bu büyük başarılar günümüze ışıktutmaktadır ve gelecekte de karşılaşılması muhtemel olan tüm zorlukların aşılmasında rehberolacaktır.Emperyalizme ve dahili düşmanlara karşı verilen savaşta, zaferlerini ter ve kanları ileyazan başta Mustafa Kemal Atatürk'e olmak üzere tüm silah arkadaşlarına, Yüce TürkMilleti minnettardır.
20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nı hazırlayan koşullar
Mütarekeden işgale İzmir'de rumlar
Rumlar, İzmirin sosyo-ekonomik hayatõnda önemli bir yere sahipti. Rumlar dilleri, dinleri, bayramlarõ, gazeteleri, okullarõ, hayõr kurumlarõ, hastaneleri ve daha sayamadõğõmõz pek çok yönüyle İzmire damgalarõnõ vurmuşlardõ. Megali İdea hedefine ulaşmak için İzmirde örgütlenmeyi de ihmal etmemişlerdi. Büyük bir hõzla silahlanan Rumlar özellikle Salib-i Ahmerden aldõklarõ destekle çete faaliyetlerine hõz vermişlerdi. Diğer taraftan İzmire Yunan gemilerinin gelişini fõrsat bilerek taşkõnlõklar yapmaya, şehirde güvenliği bozmaya başlamõşlardõ. Bunlarõn yanõnda gasp ve hõrsõzlõk gibi suçlara da adlarõ karõşmõştõ. İzmirde güvenlik bu derece bozulmuşken valilik görevi sürekli el değiştirmiş, valilik görevini en başarõlõ şekilde yürüten Nurettin Paşa Rum-Yunan amaçlarõna ters düşen hareketleri sonucunda görevinden alõnmõştõ. İşgale giden yolda Yunanlõlar adõna en büyük yararlõlõğõ gösteren isim, İzmir Metropoliti Hrisostomostu. Hrisostomos Rum halkõna her zaman bir yol gösterici olmuştu. Osmanlõ Devleti ise İzmirde yaşanan olaylardan Türkler sorumluymuş gibi Heyet-i Nasihayõ göndererek halklar arasõnda daha õlõmlõ bir hava yaratmayõ uygun bulmuştu. Paris Barõş Konferansõnda İzmirin işgal kararõ alõnmõş ve Rumlar bu haberi el altõndan almõştõ. Amiral Calthorpeun verdiği notalarõn ardõndan 15 Mayõs 1919 tarihinde İzmir Yunan askerlerince işgal edildi. İşgalden daha kötü olan ise yaşanan insanlõk dõşõ olaylardõ. İşgalin ilk günlerinde Yunan güçleri İzmirde kontrolü sağlamaya çalõşsalar da pek başarõlõ olamadõlar. Ama Türk topraklarõnda ilerleyerek işgal sahalarõnõ genişletmeye başladõlar.
İzmir`de yayıncılık: 1950-1980
Bilgi çağında yaşıyoruz. İnsanlığı bilgi çağına ulaştıran ise; kağıt yazı ve matbaanın keşti ile insanoğlunun fikirlerinin zaman ve mekan dışına taşınmasıdır. Bilgi araçları zaman ve mekana göre değişerek gelişmiştir. Bilgi iletim araçları ilk çağlarda papirüs, kil tabletler iken sonraki dönemlerde kağıt, matbaa olmuş, günümüzde ise elektronik araçlar halme gelmiştir. İlk Türk Matbaasının Osmanlı İmparatorluğu Devleti' ne girişi, matbaanın icadından 287 yıl sonra olmuştur. Diğer şehirlerde olduğu gibi İzmir'e de azınlıklar tararından getirilmiş, ve uzun süre onların tekelinde kalmışta-. İlk açılan Türk Matbaası devlet matbaası olup, özel matbaalar sonraki dönemlerde artış göstermiştir. Birinci Dünya Savaşı ve arkasından gelen İzmir'in işgali İzmir'deki basım ve yayın dünyasını olumsuz yönde etkilemiş, birçok matbaanın kapanmasına neden olmuştur. Harf Devrimi ile birlikte basım ve yaym dünyası önce bir bocalama devrine girmiş, bu dönemi devletin de desteğiyle kısa sürede atlatarak, matbaa ve yaym sayısmda önemli bir artış olmuştur. Tek Parti yönetiminden çok partili döneme geçiş yıllan olan 1950'li yıllar basım ve yaym dünyası açısından umut dolu yıllar olmakla birlikte, beklentiler karşılanamamış, baskı ve yasaklarla dolu yıllar yayıncılığı olumsuz yönde etkilemiştir. Cumhuriyet tarihinde üç defa askeri müdahaleyle karşılaşan basım ve yaym dünyası şüphesiz bundan olumsuz yönde etkilenmiştir. Ancak 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ve arkasından getirilen 1961 Anayasasının insan temel hak ve ödevleri konusunda getirdiği geniş özgürlük ortamında, genelde Türkiye'de özelde ise izmir'de yaym sayısmda önemli artış sağlanmıştır. 1972 Muhtırası ve 12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesi arkasından getirilen 1982 Anayasası ile yayıncılık sürekli bir düşüş yaşamıştır. Bütün bunlara rağmen İzmir şehri basım ve yaym dünyası yönünden İstanbul ve Ankara'dan sonra önemli bir yayın merkezi olarak yerini almıştır.
ll. Dünya Savaşı`nda Türkiye'deki Nazi propagandası
In the World War II. Turkey not only was under the pressure of the Allied Powers but also struggled againts political, cultural and economic effors of Germany whose aim was to make Turkey as a part of war. This study develops the framework of the relationship between Turkey and Nazist Germany and how Germany effected Turkey in the fieldsof politics and culture dependig on this relationship. When Hitler came into power in 1933, Germany began to carry out revisionist politics in the foreign affairs. In this period, Germany tried to infuluence countries whose economy and army were weak in Balkans and Middle East according to its Lebensraum policy which include its all foreign affairs. Germany began to carry out propaganda activities in Turkey in order to control the Near East by using Turkey in 1933. Germany established a well organized and systematic organization and acclerated its activities by using press, schools and mass media to reach its own aims. Nazist Germany wanted Turkey to join the group of The Axis Powers in the war. In addition to this, Germany wanted to create suitable conditions in order to control Turkish market because of its importance of strategial place. In spite of all these efforts, German propaganda could not achieve to reach its main aims determined by war administration whose goal was to cause Turkey to support Germany.