Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Muzaffer Şahin

13 theses · İstanbul Arel University

Master'sOpen AccessTR

Anne- babası boşanmış 12-15 yaşındaki çocuklar ile aynı yaş grubundaki anne –babası boşanmamış çocukların benlik saygısı ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılması

Çoğu anne baba, boşanma sürecinde yaşananlar ve boşanma konusunda çocuklarına ne şekilde davranacakları konusunda kararsız kalmaktadır. Ancak çocuğun boşanmaya uyumunda, ebeveynleri tarafından verilen bilgi ve destek önemli bir rol oynamaktadır. Boşanmış ailelerin çocukları bu olaydan etkilenebilmekte ve benlik saygılarında değişimler olabilmektedir. Normalde çocuklarda benlik saygısı yaş ilerledikçe daha fazla gelişmektedir fakat boşanmış ailelerin çocuklarında bu durum farklılıklar yaratabilmektedir. Ayrıca bazı boşanan ailelerin çocuklarında çocukluk çağı depresyonu görülebilmektedir. Çocukluk çağı depresyonu zayıf ya da negatif ebeveyn ilişkisinden kaynaklanabileceği gibi genetik ve öğrenme yoluyla da aktarılabilmektedir.Bu araştırmada boşanan ailelerin çocuklarında benlik saygısı ve çocukluk çağı depresyonu konuları birtakım sosyo-demografik ilişkiler çerçevesinde incelenmektedir. Bunların birbirleri ile olan farklılıkları araştırılıp olumlu veya olumsuz yönde etki gören noktaların belirlenmesi amaçlanmıştır. Çocuk depresyonu ile benlik saygısı arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir.

Aile içi ilişkilerBenlik saygısıBoşanma+3
Yeşim Canlı
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Korkusu olan ve olmayan 3-6 yaş arası çocukların, anne baba tutumlarının ve anne baba kaygısının çocukların korkularına olan etkisinin incelenmesi

Bu araştırmada korkusu olan ve olmayan 3-6 yaş arası çocukların anne ve baba tutumlarının ve anne babalarının kaygısının çocuklarının korkularına olan etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada 103 çocuk ve 103 çift anne baba ile çalışılmıştır. Demir ve Şendil (2008) tarafından geliştirilen Ebeveyn Tutum ölçeği, Öner ve Le Compte (1985) tarafından geliştirilen Durumluk, Sürekli Kaygı Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan demografik veri formu kullanılmıştır. Analizler sonucunda demokratik ve otoriter tutumların, sosyoekonomik düzey ve eğitim düzeyi ile anne-babanın çocukluk korkularının, çocuklardaki korkuyu yordadığı bulunmuştur. Elde edilen bulgular yapılan araştırmalarla tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Korku, Çocuklarda Korku, Anne Baba Tutumları,Ebeveynlerde Kaygı, Durumluk Sürekli Kaygı

Aile tutumuAna-baba tutumuAnksiyete+4
Burcu Ay Solmaz
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Evli ve boşanmış kişilerin depresyon, öznel iyi oluş ve geleceğe umutla bakış açısından karşılaştırılması

Bu araştırmanın amacı evli ve boşanmış kişilerin depresyon, öznel iyi oluş ve geleceğe umutla bakabilme açısından karşılaştırılmasıdır. Bu amaçları incelemek için 400 katılımcı Demografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Öznel İyi Oluş Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeğini doldurmuşlardır. Söz konusu farklılıkları ve ilişkileri incelemek için t-test, pearson korelasyon analizleri, çoklu regresyon analizleri ve ki kare testi yapılmıştır. Yapılan t-test analizleri sonucunda boşanmış olan kadınların ve erkeklerin depresyon düzeyleri evli olan kadınlara ve erkeklere oranlara daha yüksek bulunmuştur. Öznel İyi Oluş ve Geleceğe Umutla Bakabilme düzeyleri evli olan kadınların ve erkeklerin, boşanmış olan kadınlara ve erkeklere oranla daha yüksek bulunmuştur. Boşanmış kadınların, gelecekle ilgili duygulara, motivasyon kaybına ve gelecekle ilgili beklentilerine ilişkin umutsuzluk düzeyleri boşanmış erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur. Pearson korelasyon analizinde, boşanmış kadınların ve erkeklerin depresyon düzeyleri ile öznel iyi oluşları arasında olan negatif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bir başka deyişle, boşanmış kadınların ve erkeklerin iyi oluş düzeyleri arttıkça depresyon düzeyleri azalmaktadır veya boşanmış kadınların ve erkeklerin iyi oluş düzeyleri azaldıkça depresyon düzeyleri artmaktadır. Evli kadınların ve erkeklerin depresyon düzeyleri ile öznel iyi oluşları arasında negatif yönlü orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bir başka deyişle, evli kadınların ve erkeklerin iyi oluş düzeyleri arttıkça depresyon düzeyleri azalmaktadır veya evli kadınların ve erkeklerin iyi oluş düzeyleri azaldıkça depresyon düzeyleri artmaktadır. Evli ve boşanmış kadınların ve erkeklerin gelecekle ilgili duygulara ilişkin umutları ile öznel iyi oluşları arasında negatif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çoklu regresyon analizlerinde cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, evlilik süresi, evlenme biçimi, evlenme yaşı, çalışma durumu, gelecekle ilgili duygular, motivasyon kaybı, gelecekle ilgili beklentiler, depresyon düzeyi değişkenlerinin tamamı öznel iyi oluş düzeyinin %66'sını açıklamaktadır. Buna göre, bireylerin öznel iyi oluş düzeyini etkileyen değişkenlerin yaş, evlilik süresi, evlenme yaşı, gelecekle ilgili duygular, motivasyon kaybı ve depresyon düzeyi olduğu gözlenmiştir. Standartlaştırılmış beta katsayıları incelendiğinde motivasyon kaybı değişkeninin (β = -0,390) diğer değişkenlere göre bireylerin öznel iyi oluş düzeyleri üzerindeki etkisi daha fazladır. Anahtar Kelimeler: Evlilik, Boşanma, Depresyon, Öznel İyi Oluş, Geleceğe Umutla Bakabilme.

BoşanmaBoşanmış ailelerBoşanmış erkekler+5
Yaprak Zararsız
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Psikoloji ve mühendislik bölümlerinde okuyan 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin anksiyete, depresyon, öznel iyi oluş düzeylerinin karşılaştırılması

Çalışmada psikoloji ve mühendislik bölümlerinde okuyan 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin anksiyete, depresyon ve öznel iyi oluş düzeyleri karşılaştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışma, gönüllülük esasına dayalı olarak 150 psikoloji bölümünde okuyan, 150 ise mühendislik bölümlerinde okuyan 300 öğrencinin katılımıyla yapılmıştır. Öğrencilere Demografik bilgi formu, Zung Depresyon Ölçeği (ZDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Öznel İyi Oluş Ölçeği (ÖIOÖ) uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 23.0 programı kullanılmıştır. Verilerin frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma değerlerine bakılmıştır. Zung Depresyon Ölçeğinin değerlendirme skalasına göre, çalışmaya katılan üniversite öğrencilerindeki depresyon puanlarının ortalamasının, ortalamanın biraz üstünde olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin okudukları bölümlere göre ölçeklerden elde edilen puanlarının ortalamaları incelendiğinde; mühendislik bölümlerinde okuyan öğrencilerin BAÖ puanlarının ortalaması, psikoloji bölümünde okuyan öğrencilerin BAÖ puanlarının ortalamasından düşük olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin okudukları bölümlere göre ölçeklerden elde edilen puanları arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Öğrencilerin üçüncü ve dördüncü sınıfta olmalarına göre; ölçeklerden elde edilen puanlarının ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Psikoloji ve Mühendislik bölümlerinde okuyan öğrencilerin cinsiyetlerine göre ölçeklerden elde edilen puanlarının ortalamaları arasındaki fark incelendiğinde; kadın öğrencilerin BAÖ puanlarının ortalaması, erkek öğrencilerin BAÖ puanlarının ortalamasından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin okudukları bölümler ayırt edilmeksizin cinsiyetlerine göre ölçeklerden elde edilen puanlarının ortalamaları arasındaki fark incelendiğinde; kadın öğrencilerin BAÖ puanlarının ortalaması, erkek öğrencilerin BAÖ puanlarının ortalamasından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Depresyon, Öznel İyi Oluş.

AnksiyeteDepresyonÖlçekler+2
Gülden Doğramacıoğlu
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Zayıf, normal ve kilolu bireylerde duygusal yeme davranışı, aleksitimi ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmaya katılan bireylerin kiloları Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından geliştirilen beden kitle indeksi (BKİ) hesaplaması doğrultusunda "zayıf, normal ve kilolu" olmak üzere gruplara ayrılmıştır. Beden kitle indeksi "18,5 ile 29,9" arası olan kişiler araştırmaya katılmıştır. Duygusal yeme davranışı, aleksitimi ve duygu düzenleme güçlüğü arasında pozitif yönde ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Kilo grupları açısından bakıldığında ise zayıf, normal ve kilolu bireylerin duygusal yeme davranışı ve aleksitimi düzeyleri arasında herhangi bir fark bulunmamıştır. Kilo gruplarında elde edilen tek farklılık zayıf bireylerin kilolu bireylere göre duygusal yanıtlarının yeterince açık olmamasıdır.

AleksitimiDuygu düzenleme güçlüğüDuygusal yeme+4
Rabia Gülçin Sanlı
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ölümle çok karşılaşan servislerde çalışan hemşirelerle meslekleri gereği ölümle karşılaşmayan kişilerde ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeylerinin karşılaştırılması

Bu tez, meslekleri gereği çok fazla ölüm vakası ile karşılaşan, yetişkin yoğun bakım ve onkoloji servislerinde çalışan hemşireler ile meslekleri gereği ölüm vakası ile karşılaşmayan öğretmen, bankacı ve akademisyenlerin ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyleri, ölümle sık karşılaşma veya karşılaşmama durumuna göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymak amacıyla genel tarama modeli kullanılarak yapılmıştır. Araştırma, 100 yetişkin yoğun bakım ve 100 onkoloji hemşiresi ile 65 bankacı, 70 öğretmen ve 70 akademisyen olmak üzere toplam 405 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Veriler Thorson-Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği (TPÖKÖ), Spielberger Sürekli Kaygı Ölçeği (SSKÖ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ) ve Kişisel Bilgi Formu (KBF) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde T-Testi, Mann-Whitney U Testi, One-Way ANOVA, Kruskal-Wallis H Testi ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, meslekleri gereği ölümle sık karşılaşan hemşirelerin ölüm kaygısı puanları, meslekleri gereği ölümle karşılaşmayan akademisyen, bankacı ve öğretmenlerin ölüm kaygısı puanlarından anlamlı olarak düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Umutsuzluk puanları açısından ise akademisyen, bankacı ve öğretmenlerin umutsuzluk puanları hemşirelerin umutsuzluk puanlarından anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür (p<0.01). Sürekli kaygı düzeyi açısından iki grup arasında ise anlamlı bir fark saptanmamıştır. İki hemşire grubu karşılaştırıldığında, onkoloji hemşirelerin ölüm kaygısı puanları, yetişkin yoğun bakım hemşirelerinin ölüm kaygısı puanlarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sürekli kaygı ve umutsuzluk puanları açısından ise anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Eğitim değişkeninin ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeylerine etkisi incelendiğinde; akademisyen, bankacı ve öğretmen grubunda ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyine bir etkisi olmadığı bulunmuştur. Hemşire grubunda eğitim değişkeninin, sadece ölüm kaygısı üzerinde etkisi olduğu saptanmıştır. Analiz sonuçlarına göre sağlık meslek lisesi hemşirelik mezunlarının ölüm kaygısı puanları, ön lisans ve lisans hemşirelik mezunlarının ölüm kaygısı puanlarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bu bulgular doğrultusunda, okul döneminde ve mesleğe başladıktan sonra, hemşirelerin ölümün getirdiği sıkıntı ve stresle baş edebilmeleri için psikolojik destek çalışmaları yapılması ve aralıklı olarak stresle baş etme eğitimlerinin düzenlenmesi; belirli aralıklar ile çalışma yerlerinde rotasyon yapılması önerilmektedir. Ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişki analizi sonuçlarına göre ise sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyleri arsında pozitif yönde orta derecede bir ilişki tespit edilmiştir (r =0.459, p<0.01). Çeşitli değişkenlerin (örn. yaş, medeni durum, mesleki deneyim/kıdem, ciddi sağlık sorunu, yakınını veya yakın arkadaşını kaybetme) ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeylerine etkisi araştırılmış, istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ölüm, Kaygı, Umutsuzluk, Ölüm Kaygısı, Sürekli Kaygı,

AkademisyenlerBanka çalışanlarıHemşireler+7
Diler Aktürk
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Romantik ilişkileri olan üniversite öğrencilerinin narsistik kişilik eğilimi düzeylerine göre; ilişki bağlanımı, ilişki doyumu ve benlik saygılarının incelenmesi: İstanbul ili örneği

Bu araştırmanın amacı, İstanbul ilindeki üniversite öğrencilerinin, narsistik kişilik eğilimleri ile benlik saygıları, ilişki doyumları ve ilişki bağlanımları arasındaki ilişkileri ve farklılıkları romantik ilişkiler bağlamında incelemek; bu değişkenler arasındaki, ilişkilerin ve farklılıkların farklı cinsiyetlerde değişiklik gösterip göstermediğini belirlemek; narsizmin farklı boyutlarında bu bağımsız değişkenlerin durumunu ortaya koymaktır. Araştırma, 11 Ekim- 6 Aralık 2013 tarihleri arasında İstanbul İli'nde, üç farklı üniversitede ve farklı bölümlerde okuyan, 150 öğrenciye uygulanmıştır. Katılımcılara, Demografik Bilgi Formu, Narsistik Kişilik Envanteri, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, İlişki İstikrarı Ölçeği, İlişki Değerlendirme Ölçeği olmak üzere beş farklı veri aracı uygulanmıştır. Verilerin normal dağılmasından dolayı parametrik istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler, Pearson korelasyon katsayısı ile incelenmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi olarak α = 0.05 alınmıştır. Bağımsız değişkenlerin narsizmin farklı boyutlarındaki durumunun incelenmesinde ise T- testi ve Oneway Anova testi kullanılmıştır. Narsistik kişilik eğilimi ile hem ilişki doyumu hem de ilişki bağlanımı arasında orta düzeyde ve olumsuz yönde bir ilişki olduğu bulunmuştur. Narsizm üç boyuta ayrılmıştır: Normal narsizme sahip olanlar, sınırda olanlar ve narsistik kişilik bozukluğuna yakın olanlar. Bu üç grubun bağımsız değişkenlerle olan durumuna bakıldığında, narsistik kişilik bozukluğuna yakın olanlar ile normal narsizme sahip kişilerin ilişki doyumları ve ilişki bağlanımları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmuştur. Ayrıca, narsistik kişilik bozukluğuna yakın olanlarla, sınırda olanların ve normal narsizme sahip olanların ilişki bağlanımları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark vardır. İkili gruplar halinde karşılaştırıldıklarında ise; normal narsizme sahip olanlar ile sınırda olanların ilişki bağlanımları ve normal narsizme sahip olanlar ile narsistik kişilik bozukluğuna yakın olanların ilişki bağlanımları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark vardır. Ancak, sınırda olanlar ve narsistik kişilik bozukluğuna yakın olanların ilişki bağlanımları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark yoktur. Sonuçlar, literatür ve diğer araştırmalar ışığında tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Narsistik kişilik eğilimi, Benlik saygısı, İlişki doyumu, İlişki bağlanımı.

BağlılıkBenlik saygısıDuygusal bağlılık+5
Burcu Doğaner
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Boş zaman etkinliği yapan ve yapmayan üniversite sınavına hazırlanan 12. sınıf öğrencilerinin test başarı ve kaygı düzeylerinin incelenmesi

ÖZET BOŞ ZAMAN ETKİNLİĞİ YAPAN VE YAPMAYAN ÜNİVERSİTE SINAVINA HAZIRLANAN 12. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN TEST BAŞARI VE KAYGI DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİMehtap ERDOĞANYüksek Lisans Tezi, Psikoloji Anabilim DalıDanışman: Yard. Doç Dr. Muzaffer ŞAHİNEylül, 2012 - 101 sayfaBu çalışma da boş zaman etkinliklerinin kaygı ve başarı üzerine olan etkisi incelenmiştir.Araştırma ?Sınav kaygısı yüksek olan üniversite sınavına hazırlanan 12. sınıf öğrencilerinin başarısı, düşük kaygılılara göre düşük olacaktır.? ?Boş zaman etkinlikleri yapanların, yapmayanlara göre sınav, durumluk ve sürekli kaygısı daha düşüktür.? ?boş zaman etkinliği yapanların başarısı yapmayanlara göre daha yüksektir.? ?sosyal faaliyetlerden bedensel faaliyetler, sanatsal faaliyetlerden kaygıyı düşürmede daha etkilidir.? Hipotezleri denenmek üzere düzenlenmiştir. Bu hipotezler, araştırmaya başlamadan önce sınav kaygısı yüksek olan öğrencilerle ilgili gözlemler ve daha sonra bu araştırma için yapılan kaygı, ergenlik dönemi gelişim süreçleri, başarı, başarının algılanması ve boş zaman etkinlikleri üzerine yapılan literatür taraması sırasında ortaya çıkan bulgu ve görüşlere dayandırılmıştır. Dershaneye devam eden, lise ve özel liselerin son sınıfına giden öğrencilere anket uygulanmış boş zaman etkinliği yapanlar ve yapmayanların kaygı ve başarı durumları arasında fark olup olmadığı araştırılmıştır.Araştırmada; demografik bilgilerin ve boş zaman etkinliği yapıp yapmadıklarına ilişkin soruların, durumluk, sürekli ve sınav kaygısı ölçeklerinin bulunduğu bir anket uygulanmıştır. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir.Araştırmada elde edilen bulgulara göre;Örneklem grubumuz dershaneye giden boş zaman etkinliği yapan 232; boş zaman etkinliği yapmayan 281 toplam 513 öğrenciden oluşmaktadır. İlk hipotez için veriler incelenmiş ortalamalar arasındaki farkın anlamlı olmadığı saptanmasına karşın vasat ve orta düzeyde başarılı öğrencilere göre başarılı öğrencilerin sınav ve sürekli kaygı puan ortalamalarının daha düşük olduğu; durumluk kaygı puan ortalamalarının ise daha yüksek olduğu görülmektedir.Boş zaman etkinliğinde bulunanların, bulunmayanlara göre sınav, durumluk ve sürekli kaygı puan ortalamalarının daha düşük olacağı hipotezi incelendiğinde, ortalamalar da sınav ve sürekli kaygının boş zaman etkinliğine katılanlarda daha düşük olduğu, durumluk kaygıda ise tam tersi bir sonucun olduğu yani boş zaman etkinliği yapan öğrencilerin durumluk kaygısının daha yüksek olduğu sonucu çıkmıştır. Sürekli kaygı ortalaması farkları anlamlı bulunmamış olsa da, sınav kaygısı ve durumluk kaygı ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur.En son hipotezimiz olan spor faaliyetlerinin sanatsal faaliyetlere oranla kaygı seviyelerine etkileri konusunda yapılan incelemede ise spor etkinliklerinde bulunan başarılı öğrencilerin sınav ve sürekli kaygı ortalamalarının, spor faaliyetlerinde bulunmayanlara göre anlamlı oranda düşük olduğu tespit edilmiştir. Durumluk kaygı ise spor faaliyetlerinde bulunan başarılı öğrencilerde, spor faaliyetlerinde bulunmayanlara göre daha yüksek çıkmıştır.Tüm başarı seviyelerinde, yani iyi, orta ve vasat başarı seviyesindeki öğrencilerin haftada 3 veya 4 gün sosyal bir faaliyete katıldıklarında sınav ve sürekli kaygı ortalamaları, sosyal faaliyete haftada 1 veya 2 gün, 5 gün ya da her gün katılan öğrencilerden daha düşük bulunmuştur. Boş zaman etkinliğine katılma sıklığı ile başarı arasında ilişki kurulamamıştır. Ortalamalar arasındaki fark anlamlı değildir.Araştırmada, kız ve erkek öğrencilerin kaygı ortalamaları karşılaştırılmış, kız öğrencilerin sınav ve sürekli kaygı ortalamaları erkek öğrencilere göre daha yüksek bulunmuştur. Durumluk kaygı ortalaması ise erkek öğrencilerde kız öğrencilere göre daha yüksek bulunmuştur. Bu sonuç istatistiksel olarak anlamlıdır.Yapılan incelemede, sınav kaygısı durumluk kaygı ve sürekli kaygı ortalamaları açısından özel okullarla devlet okulları arasında çok büyük fark olmamakla birlikte, özel okul öğrencilerinin durumluk kaygı ortalamaları devlet okulu öğrencilerine göre daha yüksek çıkmıştır. Devlet okulunda eğitim gören öğrencilerin ise sürekli ve sınav kaygısı özel okulda eğitim gören öğrencilere göre daha yüksek çıkmıştır. Grubun örneklemdeki oranları çok farklı olduğu için, bu verilerle yorum yapmanın doğru olmayacağı düşünülmüştür.Yapılan istatistiksel araştırmalar sonucunda ortalamalara bakıldığında ileri sürülen hipotezlerin doğrultusunda sonuçlar görülmekle birlikte, hipotezlerin bir kısmı istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır. Fakat bu araştırma doğrultusunda boş zaman etkinliğine ayrılan zamanın önemli olduğu görülmüştür. Ayrıca kız öğrencilerin, devlet okuluna giden öğrencilerin ve sanatla ilgilenen öğrencilerin sürekli ve sınav kaygılarının daha yüksek olması, buna karşın erkek öğrencilerin, özel okul öğrencilerinin ve spor yapan öğrencilerin durumluk kaygısının daha yüksek olması sonucu ileriki araştırmalara konu olabilecek nitelikte ki önemli bulgulardır.Anahtar Kelimeler: Boş zaman etkinlikleri, başarı, kaygı, üniversite sınavına hazırlanan öğrenci.ÖZETBOŞ ZAMAN ETKİNLİĞİ YAPAN VE YAPMAYAN ÜNİVERSİTE SINAVINA HAZIRLANAN 12. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN TEST BAŞARI VE KAYGI DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİMehtap ERDOĞANYüksek Lisans Tezi, Psikoloji Anabilim DalıDanışman: Yard. Doç Dr. Muzaffer ŞAHİNEylül, 2012 - 101 sayfaBu çalışma da boş zaman etkinliklerinin kaygı ve başarı üzerine olan etkisi incelenmiştir.Araştırma ?Sınav kaygısı yüksek olan üniversite sınavına hazırlanan 12. sınıf öğrencilerinin başarısı, düşük kaygılılara göre düşük olacaktır.? ?Boş zaman etkinlikleri yapanların, yapmayanlara göre sınav, durumluk ve sürekli kaygısı daha düşüktür.? ?boş zaman etkinliği yapanların başarısı yapmayanlara göre daha yüksektir.? ?sosyal faaliyetlerden bedensel faaliyetler, sanatsal faaliyetlerden kaygıyı düşürmede daha etkilidir.? Hipotezleri denenmek üzere düzenlenmiştir. Bu hipotezler, araştırmaya başlamadan önce sınav kaygısı yüksek olan öğrencilerle ilgili gözlemler ve daha sonra bu araştırma için yapılan kaygı, ergenlik dönemi gelişim süreçleri, başarı, başarının algılanması ve boş zaman etkinlikleri üzerine yapılan literatür taraması sırasında ortaya çıkan bulgu ve görüşlere dayandırılmıştır. Dershaneye devam eden, lise ve özel liselerin son sınıfına giden öğrencilere anket uygulanmış boş zaman etkinliği yapanlar ve yapmayanların kaygı ve başarı durumları arasında fark olup olmadığı araştırılmıştır.Araştırmada; demografik bilgilerin ve boş zaman etkinliği yapıp yapmadıklarına ilişkin soruların, durumluk, sürekli ve sınav kaygısı ölçeklerinin bulunduğu bir anket uygulanmıştır. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir.Araştırmada elde edilen bulgulara göre;Örneklem grubumuz dershaneye giden boş zaman etkinliği yapan 232; boş zaman etkinliği yapmayan 281 toplam 513 öğrenciden oluşmaktadır. İlk hipotez için veriler incelenmiş ortalamalar arasındaki farkın anlamlı olmadığı saptanmasına karşın vasat ve orta düzeyde başarılı öğrencilere göre başarılı öğrencilerin sınav ve sürekli kaygı puan ortalamalarının daha düşük olduğu; durumluk kaygı puan ortalamalarının ise daha yüksek olduğu görülmektedir.Boş zaman etkinliğinde bulunanların, bulunmayanlara göre sınav, durumluk ve sürekli kaygı puan ortalamalarının daha düşük olacağı hipotezi incelendiğinde, ortalamalar da sınav ve sürekli kaygının boş zaman etkinliğine katılanlarda daha düşük olduğu, durumluk kaygıda ise tam tersi bir sonucun olduğu yani boş zaman etkinliği yapan öğrencilerin durumluk kaygısının daha yüksek olduğu sonucu çıkmıştır. Sürekli kaygı ortalaması farkları anlamlı bulunmamış olsa da, sınav kaygısı ve durumluk kaygı ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur.En son hipotezimiz olan spor faaliyetlerinin sanatsal faaliyetlere oranla kaygı seviyelerine etkileri konusunda yapılan incelemede ise spor etkinliklerinde bulunan başarılı öğrencilerin sınav ve sürekli kaygı ortalamalarının, spor faaliyetlerinde bulunmayanlara göre anlamlı oranda düşük olduğu tespit edilmiştir. Durumluk kaygı ise spor faaliyetlerinde bulunan başarılı öğrencilerde, spor faaliyetlerinde bulunmayanlara göre daha yüksek çıkmıştır.Tüm başarı seviyelerinde, yani iyi, orta ve vasat başarı seviyesindeki öğrencilerin haftada 3 veya 4 gün sosyal bir faaliyete katıldıklarında sınav ve sürekli kaygı ortalamaları, sosyal faaliyete haftada 1 veya 2 gün, 5 gün ya da her gün katılan öğrencilerden daha düşük bulunmuştur. Boş zaman etkinliğine katılma sıklığı ile başarı arasında ilişki kurulamamıştır. Ortalamalar arasındaki fark anlamlı değildir.Araştırmada, kız ve erkek öğrencilerin kaygı ortalamaları karşılaştırılmış, kız öğrencilerin sınav ve sürekli kaygı ortalamaları erkek öğrencilere göre daha yüksek bulunmuştur. Durumluk kaygı ortalaması ise erkek öğrencilerde kız öğrencilere göre daha yüksek bulunmuştur. Bu sonuç istatistiksel olarak anlamlıdır.Yapılan incelemede, sınav kaygısı durumluk kaygı ve sürekli kaygı ortalamaları açısından özel okullarla devlet okulları arasında çok büyük fark olmamakla birlikte, özel okul öğrencilerinin durumluk kaygı ortalamaları devlet okulu öğrencilerine göre daha yüksek çıkmıştır. Devlet okulunda eğitim gören öğrencilerin ise sürekli ve sınav kaygısı özel okulda eğitim gören öğrencilere göre daha yüksek çıkmıştır. Grubun örneklemdeki oranları çok farklı olduğu için, bu verilerle yorum yapmanın doğru olmayacağı düşünülmüştür.Yapılan istatistiksel araştırmalar sonucunda ortalamalara bakıldığında ileri sürülen hipotezlerin doğrultusunda sonuçlar görülmekle birlikte, hipotezlerin bir kısmı istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır. Fakat bu araştırma doğrultusunda boş zaman etkinliğine ayrılan zamanın önemli olduğu görülmüştür. Ayrıca kız öğrencilerin, devlet okuluna giden öğrencilerin ve sanatla ilgilenen öğrencilerin sürekli ve sınav kaygılarının daha yüksek olması, buna karşın erkek öğrencilerin, özel okul öğrencilerinin ve spor yapan öğrencilerin durumluk kaygısının daha yüksek olması sonucu ileriki araştırmalara konu olabilecek nitelikte ki önemli bulgulardır.Anahtar Kelimeler: Boş zaman etkinlikleri, başarı, kaygı, üniversite sınavına hazırlanan öğrenci.

BaşarıBaşarı düzeyiBoş zamanları değerlendirme+5
Mehtap Erdoğan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Annelerin kabul - red düzeyi ile çocukların davranış sorunları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Ebeveyn kabul red teorisi ebeveyn kabul ve reddinin önemli nedenlerini, sonuçlarını ve etkilerini açıklamayı ve tahmin etmeyi amaçlayan bir sosyalizasyon teorisidir. Ebeveyn kabul red teorisi ebeveyn reddinin tüm dünyada çocuğun davranışsal problemleri ve psikolojik uyumu üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğunu ileri sürmektedir. Ebeveyn kabul red teorisinde ebeveyn sıcaklığının iki uç boyutu bulunmaktadır: Ebeveyn kabulü ve ebeveyn reddi. Ebeveyn kabulü ebeveynlerin çocuklarına yönelik hissettikleri sevgiye, şefkate, bakıma, desteğe ya da çocuklarını fiziksel ve duygusal olarak doyurmaya karşılık gelmektedir. Ebeveyn reddi ise ebeveynlerin çocuklarına yönelik sıcaklık, sevgi, şefkat eksikliğine ya da yokluğuna karşılık gelmektedir. Kabul edici ebeveynler çocuklarına yönelik sevgi ve sıcaklıklarını fiziksel ve sözel olarak gösterme eğilimindedirler. Bu da çocukların sevildiğini ve kabul edildiğini algılamalarına yol açmaktadır. Red edici ebeveynler ise çocuklarına yönelik kızgınlık, nefret ve onaylayıcı olmayan bir tavır gösterme eğilimindedirler. Bu da bu çocukları, sevilmediği, istenmediği şeklinde bir algılamaya götürecektir. Bu nedenle ebeveyn reddi çocuklara yönelik dikkat problemleri, saldırgan davranışlar, anksiyete/depresyon problemleri, davranış bozuklukları, sosyal problemler, kural bozucu davranışlar, dışa yönelim bozukluklar, içe ve dışa yönelim bozuklukları gibi birçok davranış probleminin önemli bir belirleyicisi olarak görülmüştür.Rohner tarafından ortaya atılmış olan Ebeveyn Kabul-Red Kuramı üzerine temellendirilmiş olan bu çalışmanın örneklemi her iki ebeveyni de hayatta olan 10-11 yaş grubundaki 60 çocuk ve onların annelerinde (60) oluşan 120 kişiden oluşmaktadır. Çalışmada ebeveyn kabul reddi ve çocukların davranış problemleri ile ilgili veriler Ebeveyn Kabul Red Ölçeği Çocuk Formu (EKRÖ) ve Çocuklar ve Gençler İçin Davranış Değerlendirme Ölçeği (CBCL 6/18) şeklinde iki ölçek kullanılarak elde edilmiş ve değerlendirilmiştir. Çalışmada verilerin analizi parametrik testler kullanılarak yapılmıştır. Bu bağlamda ilk olarak demografik değişkenlerin (annenin yaşı, annenin eğitim düzeyi, çocuğun cinsiyeti, annenin çalışıp çalışmaması durumu) çalışmanın ölçümleri üzerindeki etkilerini ortaya koymak amacıyla çeşitli ANNOVA analizleri yapılmıştır. Daha sonra EKRÖ ve CBCL 6/18 ölçekleri ve tüm alt boyutları arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışmada ayrıca ebeveyn kabul red düzeyinin çocukların davranış problemleri üzerindeki etkisini ortaya koymak amacıyla iki aşamalı hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Birinci aşamada demografik değişkenler CBCL/6-18 üzerine yordanmıştır. İkinci aşamada ise EKRÖ ölçeği CBCL/6-18 üzerinde yordanmıştır. Çalışmanın sonunda ebeveyn kabul red düzeyinin çocukların davranış problemi üzerine önemli bir etkiye sahip olduğu görülmüştür.

Davranış bozukluklarıEbeveyn kabul veya reddiÇocuk davranışları
Filiz Yakmaz Basılgan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye örnekleminde, narsisistik özellik, öz-şefkat ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma narsisistik kişilik özelliği gösteren bireylerin bu kişilik özelliği gösterme düzeyleri arttıkça duygu düzenleme güçlüklerinde ve öz şefkatlerinde nasıl bir farklılık olacağına bakabilmek ve farklılık var ise bu farklılığın hangi yönde olacağını tespit edebilmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda gönüllülük esasına göre 49 üniversite öğrencisine ve 183 üniversite mezununa; demografik bilgi formu, narsisistik kişilik envanteri (NKE), duygu düzenleme güçlüğü ölçeği ve öz şefkat ölçeği uygulanmıştır. Ölçeklerin uygulanmasından sonra sorulara cevap bulabilmek için; frekans, yüzde, ortalama, standart sapma değerlerine bakılmıştır. Bunun yanı sıra faktör analizi, tek yönlü varyans analizi, ölçeklerin güvenilirlik analizleri, Kruskal –Wallis Testi, Mann-Whitney U testi ve Korelasyon analizleri yapılmıştır. Daha sağlıklı sonuçlar elde edebilmek için ölçeklerden elde edilen puanlar her bir değişken için (narsisizm, öz-şefkat ve duygu düzenleme güçlüğü), düşük-orta-yüksek olmak üzere üç gruba ayrılmış ve bu gruplar temel alınarak analiz yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda duygu düzenleme güçlüğünün grup puanlarıyla, öz-şefkat ve narsisizm değişkenlerinin ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir. Buna göre; duygu düzenleme güçlüğü artarken öz-şefkat azalmakta narsisizm ise artmaktadır. Narsisizmin grup puanları ile duygu düzenleme güçlüğü arasında istatistiksel olarak fark elde edilmiştir. Fakat narsisizm grupları ile öz-şefkat arasında istatistiksel olarak fark bulunamamıştır. Yani narsisizm artarken duygu düzenleme güçlüğü de artmakta fakat öz-şefkat puanlarında bir fark olmamaktadır. Öz-şefkat grup puanları ile duygu düzenleme güçlüğü ve narsisizm ölçek puanları arasında analiz yapılmış ve analiz sonucunda istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir. Buna göre; öz-şefkat artarken duygu düzenleme güçlüğü ve narsisizm azalmaktadır. Bunların yanı sıra demografik bilgilerde ise kişilerin yaşadıkları son ilişkilerinin süresi, ilişkide ki memnuniyet düzeyleri ve kişilerin partner sayıları ile duygu düzenleme güçlüğü, öz-şefkat, narsisizm puanları arasında fark bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Narsisizm, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Öz Şefkat.

Duygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğüKişilik özellikleri+4
Aydan Aktaş
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Zihinsel ve fiziksel yeti eksikliği olan çocukların anneleri ile yeti eksikliği olmayan çocukların annelerinin anksiyete ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılması

Yeti eksikliği, bedensel, zihinsel ve ruhsal özelliklerinden belirli bir oranda ve sürekli olarak fonksiyon ve görüntü kaybına sebebiyet veren organ yokluğu veya bozukluğu neticesi kişinin normal yaşam gereklerine uyamama durumu olarak açıklanabilmektedir. Yeti eksikliği olan bireyler ve aileleri özel yaşam, eğitim, sağlık, istihdam, ulaşım, çevre, konut ve toplum kaynaklı sorunlarla karşılaşabilmektedirler. Yeti eksikliği olan bireylerin aileleri yeti eksikliğini kabul edememekte ve bu eksikliklerden dolayı ortaya çıkan sorunlarla baş etme konusunda sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu çalışmada çocuklarında yeti eksikliği olan anneler ile çocuklarında yeti eksikliği olmayan annelerin depresyon düzeyleri Beck ve Zung depresyon ölçekleri ile anksiyete düzeyleri ise Beck anksiyete ölçeği ile ölçülmüştür. Çocuklarında zihinsel ve fiziksel yeti eksikliği olan annelerin depresyon puan ortalamaları ile çocuklarında yeti eksikliği olmayan annelerin depresyon puan ortalamaları arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Anksiyete puan ortalamaları arasında ise anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Depresyon, anksiyete, anne, yeti eksikliği, fiziksel yeti eksikliği, zihinsel yeti eksikliği.

Ana-çocuk etkileşimiBedensel engelli çocuklarDepresyon+3
Ayşe Deveci
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Aynı mesleği seçen üniversite öğrencileri ile birbirinden farklı meslekleri seçen üniversite öğrencilerinin erken dönem uyum bozucu şemalarının ve anksiyete düzeylerinin karşılaştırılması

Bu araştırma aynı mesleği seçen üniversite öğrencilerinde erken dönem uyumsuz şemaları ve anksiyete düzeyleri açısından bir benzerlik olup olmadığını anlamak; varsa hangi şemaların benzer olduğunu ve hangi düzeyde kaygıya sahip olduklarını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Aynı zamanda birbirinden farklı meslekleri seçen öğrencilerin erken dönem uyumsuz şemaları ve anksiyete düzeyleri birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışma, gönüllük esasına dayalı olarak, hukuk, tıp, mühendislik ve eğitim fakültelerinde öğrenim gören 206 öğrencinin katılımıyla yapılmıştır. Katılımcılara demografik bilgi formu, Beck Anksiyete Ölçeği (BAI) ve Young Şema Ölçeği- Kısa Form-3 uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Verilerin frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma değerlerine bakılmıştır. Kruskal-Wallis testi, Mann Whitney U testi, korelasyon analizi, tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda meslek seçimi ile erken dönem uyum bozucu şemalar arasında anlamlı farklar elde edilmiştir. Aynı mesleği seçen üniversite öğrencilerinin benzer şemalara sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Örneklem grubunda yer alan tüm öğrencilerinde birbirleriyle ortak şemalarının da olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin kaygı düzeyleri incelendiğinde grup ortalamaları açısından fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Buna göre örneklem grubu içinde hukuk fakültesini seçen öğrencilerin kaygı düzeylerinin en yüksek, eğitim fakültesi öğrencilerinin en düşük olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Erken dönem uyumsuz şemalar, meslek seçimi, kaygı.

AnksiyeteErken dönem uyum bozucu şemalarKaygı düzeyi+2
Büşra Yalım
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın sığınma evinde kalan ve kalmayan kadınlarda benlik saygısı, depresyon düzeyi ve psikosomatik belirtiler: Bursa ili örneği

Bu araştırmanın amacı, Bursa İli içerisinde kadın sığınma evlerinde kalan ve kalmayan kadınlarda benlik saygısı, depresyon düzeyleri ve psikosomatik belirtiler açısından fark olup olmadığını saptamaktır. Ayrıca sosyodemografik özelliklere göre (eğitim durumu, medeni durum, çalışma durumu, ayrılık süresi) bu değişkenler incelenmiştir. Araştırma 16 Ocak 2013- 26 Nisan 2013 tarihleri arasında Bursa İli?nde, kadın sığınma evinde kalan 96 kadın ve kadın sığınma evinde kalmayan 193 kadın ile sınırlıdır. Katılımcılara, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Rosenberg Psikosomatik Belir-tiler Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu olmak üzere dört farklı veri aracı uygulanmıştır. Verilerin normal dağılmamasından dolayı parametrik olma-yan istatistiksel yöntemler kullanıldı ve betimleyici değerler medyan (minimum- maximum) değer olarak verildi. Gruplar arası istatistiksel karşılaştırmalarda Kruskal- Wallis ve Mann Whitney U testleri kullanıldı. Değişkenler arasındaki ilişkiler, Spearman sıra korelasyon katsayısı ile incelendi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi olarak ? = 0.05 alındı. Kadın sığınma evinde kalan ve kalmayan kadınlar arasında benlik saygısı, dep-resyon düzeyi ve psikosomatik belirtiler açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Kadın sığınma evinde kalan kadınların benlik saygısı, depresyon düzeyi ve psikosomatik belirtileri puanları kadın sığınma evinde kalmayan kadınlara göre daha yüksektir. Kadın sığınma evinde kalan kadınlarda medeni durum ile benlik saygısı, çalışma durumu ile benlik saygısı ve ayrılık süresi ile benlik saygısı arasında anlamlı ilişki bulanamamışken, eğitim düzeyi ile benlik saygısı arasında ters yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Bu sonuca göre kadın sığınma evinde kalan kadınlarda eğitim düzeyi yükseldikçe benlik saygısı düşer. Kadın sığınma evinde kalmayan kadınlarda ise eği-tim düzeyi ile benlik saygısı ve ayrılık süresi ile benlik saygısı arasında ters yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Elde edilen bu sonuca göre, kadın sığınma evinde kalma-yan kadınlarda eğitim düzeyi yükseldikçe benlik saygısı düşer, ayrılık süresi arttıkça benlik saygısı düşer. Evli ve eşiyle mutlu olanların, eşinden ayrılmak isteyen ve ay-rılmışlara göre benlik saygısının daha düşük olduğu ve çalışan kadınların da benlik saygısının çalışmayanlara göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Kadın sığınma evinde kalan kadınlarda eğitim düzeyi ile depresyon düzeyi, me-deni durum ile depresyon düzeyi, çalışma durumu ile depresyon düzeyi ve ayrılık süresi (eşinden ayrılmış olanlar için) ile depresyon düzeyi arasında anlamlı ilişki bu-lunamamıştır. Kadın sığınma evinde kalmayan kadınlarda ise eğitim düzeyi ile dep-resyon düzeyi arasında ve ayrılık süresi ile depresyon düzeyi arasında ters yönlü an-lamlı ilişki bulunmuştur. Bu sonuca göre, kadın sığınma evinde kalmayan kadınlarda eğitim düzeyi yükseldikçe depresyon düzeyi düşer, ayrılık süresi arttıkça depresyon düzeyi düşer. Evli ve eşiyle mutlu olanların depresyon düzeylerinin eşinden ayrılmak isteyen ve eşinden ayrılmışlara göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Kadın sığınma evinde kalmayan ve çalışmayan kadınların depresyon düzeylerinin çalışanlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Kadın sığınma evinde kalan kadınlarda eğitim düzeyi ile psikosomatik belirtiler, medeni durum ile psikosomatik belirtiler, çalışma durumu ile psikosomatik belirtiler ve ayrılık süresi ile psikosomatik belirtiler arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Kadın sığınma evinde kalmayan kadınlarda ise eğitim düzeyi ile psikosomatik belir-tiler ve ayrılık süresi ile psikosomatik belirtiler arasında ters yönlü anlamlı ilişki bu-lunmuştur. Bu sonuca göre, kadın sığınma evinde kalmayan kadınlarda eğitim düzeyi yükseldikçe psikosomatik belirtiler azalır, ayrılık süresi arttıkça psikosomatik belirtiler azalır. Evli ve eşiyle mutlu olanların psikosomatik belirtiler puanlarının eşinden ayrılmak isteyip mahkemeye başvurmayanlara göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Çalışmayan kadınların psikosomatik belirtiler puanlarının çalışanlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuçlar, evlilik, boşanma ve diğer değişkenler hakkında yapılan araştırmalarla ilişkilendirilerek tartışılmıştır.

Ebru Ermiş
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00

Other supervisors