Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Necati Aksanyar
13 theses · Kütahya Dumlupınar University
Bursa basınında Kıbrıs Barış Harekatı
1974 Kıbrıs Barış Harekatı Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhuriyet Döneminde sınırları dışında gerçekleştirdiği en büyük ve sonuçları bakımından en etkili savaştır. Kıbrıs Adası stratejik önemi dolayısıyla tarih boyunca pek çok devlet tarafından işgal edilmişti. 1571 yılında Ada'nın Osmanlı Devleti tarafından fethi ada halkını ekonomik, kültürel ve dini yönden son derece olumlu etkilemişti. 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması ile Kıbrıs Adası'nın yönetimi İngiltere'ye bırakılmış. Bu antlaşma Kıbrıs Türkleri için yaşanacak olumsuzlukların adeta bir başlangıç noktası olmuştu. Kıbrıs'ta kendini "Rum" olarak tanımlayan halk İngilizlerden de cesaret alarak Türklere karşı her geçen gün baskılarını arttırmışlardı. Rumların amacı "enosis" yani Kıbrıs'ı Yunanistan'a katmaktı. Rumların amacı önce İngilizleri, ardından da Türkleri adadan kovmaktı. 1960 yılına gelindiğinde Adanın tamamını kapsayan Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Cumhurbaşkanı Makarios yardımcısı ise Dr. Fazıl Küçük'tü. Barış içinde yaşamayı düşünen Türkler hayal kırıklığına uğradılar. Çünkü Makarios "Akritas Planı" ile Türklerin tamamını imha etmek için harekete geçti. Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs'taki Türklere uygulanan şiddet ve baskı eylemlerini sonlandırmak için garantörlük yetkisini kullanarak Birleşmiş Milletler'de sorunu çözmeye çalıştıysa da herhangi bir sonuç alınamadı. Nihayet 15 Temmuz 1974 tarihinde "enosis", gerçekleştirmek için Yunanistan Kıbrıs'ta darbe yaparak Rum lider Makarios'u devirdi. Yerine Nikos Sampson'u getirdi. Türkiye bu oldubittiyi kabul etmedi. 1960 Garanti Antlaşması'ndan doğan haklarını kullanarak 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Barış Harekatı'nı düzenledi. Böylece hem Kıbrıs'taki Türklerin can ve mal güvenliği sağlanmış oldu, hem de iki toplumlu bir yapı oluşmuş oldu. Anahtar kelimeler: Türkiye, Kıbrıs, Bursa Basını, Kıbrıs Barış Harekatı
Balkan muhacirlerinin yaşadığı sorunlar (1912-1914)
Göç, insanların hayatlarının bir kısmını veya hepsini geçirmek üzere bir yerden başka bir yere yapılan yer değiştirme olayıdır. Ancak bu yer değiştirme olayı bazen insanların kendi iradeleriyle gerçekleşirken, bazen de güdümlü yani zorlamaya dayalı olarak gerçekleşmiştir. Bu nedenle göç meselesi, toplumları etkileyen önemli sosyal olgulardan birisi olmuştur.Türkiye'ye gelen göçlerin çoğu zorlamaya dayalı olarak gerçekleşmiştir. 1806-1812 yılları arasında 200.000'e yakın, 1856-1865 yılları arasında 2.000.000'dan fazla, 1877-1878 yılları arasında 1.253.500 civarı, 1912-1914 yılları arasında100.000'den fazla Müslüman göçmen, vatanlarını terk ederek Türk topraklarına yerleşmek zorunda kalmıştır. Osmanlı Devleti Balkan Savaşlarını kaybedip çekilince, buralardaki yerli ahâli, Bulgar, Yunan ve Sırpların zulmüne uğramıştır. Yaklaşık beş yüz yıl Müslümanlarla birlikte barış ve huzur içinde yaşayan bu gayr-i müslim unsurlar, düşmanca bir tavır içerisine girerek Türklerin bulunduğu şehir, kasaba ve köylere baskınlar düzenlemişlerdir. Hıristiyan müttefiklerin hepsi köy ve kasabalarda yaşayan Müslümanlara karşı kapsamlı bir kıyıma girişmişlerdir. Zor durumda kalan Müslüman ahâli önce Edirne'ye, oradan İstanbul'a daha sonra diğer Anadolu şehirlerine (Bursa, İzmir, İzmit, Edremit, Bandırma, Balıkesir, Ankara, Konya, Antalya, Adana, Eskişehir?) göç etmişlerdir.İstanbul'a ve Anadolu'nun diğer şehirlerine gelen ve sayıları yüz binleri bulan muhacirler, göç sırasında açlık, sefalet ve salgın hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Göçmenlerin sorunları geldikleri yeni yerleşim bölgelerinde de devam etmiştir. Bu sorunlar daha çok yerleşim, hastalık, yerli halk ile uyum ve eğitim gibi hayatî öncelikli konulardan oluşmuştur. Bu sorunlar karşısında Osmanlı Devleti ve dönemin sivil toplum kuruluşları ilgisiz kalmamışlardır. İskân-ı Muhâcirîn Komisyonu kurulmuş, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti de evsiz ve yurtsuz kalmış Rumeli'den gelen bu insanlara çok büyük yardımlarda bulunmuştur.Balkan Savaşı muhacirlerinin sorunları ve bu sorunlara karşı devletin bulduğu çözüm yolları, ileride meydana gelebilecek olan göçlerin anlaşılmasında ve çözüme kavuşmasında önemli ipuçları verecektir.
Ermeni tehciri ve Kütahya Ermenileri
Ermeni Tehciri, Türk Milleti'nin 20. yüzyıldaki meselelerinden birisi haline getirilmiş ve bu millete karşı yapılan suçlamaların kaynağı olmuştur. Türkler ile Ermeniler arasındaki münasebetler 9.yy.'da başlamış ve 18.yy.'ın ortalarına kadar sorunsuz hatta çok iyi bir zeminde devam etmiştir. Ermenilerin tarihi kökenleri hakkında somut belge ve bilgiler yoktur. Anadolu'da ise çeşitli devletlerin egemenliği altında yaşamışlardır.Türk-Ermeni münasebetleri Türklerin Anadolu'yu fethiyle başlamıştır. Selçuklular ve Osmanlılar zamanında azınlıklar içinde en çok imtiyaz ve hoşgörü tanınanlar Ermeniler olmuştur. Osmanlı topraklarında bulunan Ermenilerin nüfusu ise 1.600.000 civarındadır. Bu konuda en tutarlı kaynaklar Osmanlı Devleti'ne ait olanlardır.Osmanlı topraklarında yaşayan Ermeniler milliyetçilik hareketlerinden etkilenmeleri ve batılı devletlerin kendi çıkarları doğrultusundaki müdahalesi neticesinde isyanlar çıkarmışlardır. Doğu Anadolu şehirlerinde çıkardıkları bu isyanlarla bu bölgede bir Ermenistan Devleti kurmayı amaçlamışlardır. Ancak bu isyanlar sırasında yüz binlerce Türk katledilmiştir. Bu katliamların en temel sebebi Doğu Anadolu çevresinde Ermeni nüfusunun Türk nüfusundan fazla olduğunu ispatlamaktır. Birinci Dünya Savaşı sırasında da bu isyanlar ve bu faaliyetler aynı bölgede devam etmiştir. Bu durum karşısında Osmanlı Devleti Tehcir Kanunu çıkarmıştır. Bu kanunla katliam yapan çeteciler ve bu faaliyetlerde onlara yardım edenler savaş bölgesi olmayan Suriye topraklarına sürülmüştür. Bu kanun o günün şartlarında büyük bir titizlikle uygulanmaya çalışılmıştır. Zira Osmanlı arşivlerinde de bu durumu ispatlayan belgeler mevcuttur. Kütahya Ermenileri ise bu dönemde tehcire tabi tutulmamışlardır. Zira Kütahya Ermenileri katliam faaliyetlerine katılmamışlardır.Ermenilerin kendilerini Osmanlı Devleti'nden hariç görmeye başladıkları 93 Harbi'nden günümüze kadar zaman zaman alevlenerek getirdikleri bu mesele günümüzdeki boyutuyla siyasileşmiş ve içinden çıkılmaz bir duruma getirilmiştir.Bu incelemeler neticesinde vardığımız sonuç ise şudur. Tüm bu değişimler ve bu süreç Rusya ve Avrupa'daki büyük devletlerin etkisi ve yönlendirmesiyle bu boyutlara gelmiştir. Zira yüzyıllardır millet-i sadıka olarak anılan ve güvenilen bir azınlığın bu denli aksi değişimi ancak bir büyük baskının veya yönlendirmenin etkisiyle olabilirdi. Dolayısıyla Rusya ve Avrupalı devletler tarafından önce azınlıklar desteklenmiş, sonra da Osmanlı Devleti'ne bu azınlıklara geniş imtiyazlar vermesi için siyasi ve askeri baskılar yapılmıştır. İşte bu süreç neticesinde de Ermeni meselesi ortaya çıkmış ve bu boyutlara gelmiştir.Netice itibariyle ortaya çıkan bu meselenin çözümü; güçlü, dirayetli ve sağlam bir yapı üzerine kurulmuş bir devlet olmakla, devlet-millet uzlaşmasının sürekliliği ve uluslararası bilimsel ve siyasi kamuoyu oluşturarak mümkün olacaktır. Tehcir sırasında ve sonrasında yaşanılan olaylar tarihi ve sosyolojik açıdan değerlendirilmiştir.Elde edilen tarihi veriler değerlendirilerek, tehcirde bir durum tespiti ortaya konulmuştur.Anahtar Kelimeler: Ermeni, Tehcir, Tehcir Kanunu, Şark Meselesi, Ararat.
Mustafa Kemal'in dış politika anlayışı ve 19 Mayıs 1919'dan Lozana gelinen süreçte Türk dış politikası
20. Asır, sanayi inkılâplarını tamamlamış batılı devletler için, 17. yüzyıldan beri süregelen emperyalist hedeflerinin, yeni bir boyut kazandığı bir asır olarak başlamıştır. Bu asrın başında batılı devletler, kendi aralarında, uluslarının refahı adına dünyayı paylaşma yarışına girişmişlerdir. Bu yarış, doğal olarak çıkar çatışmalarına ve sonunda da I. paylaşım savaşının çıkmasına neden olmuştur.Osmanlı İmparatorluğunun hükümran olduğu, merkezi dünya olarak da ifade edilen bölge batılı devletlerin aralarındaki paylaşım savaşının ana hedefi konumunda idi. Osmanlı Devletinin de müdahil olduğu bu savaşın sonucunda, Osmanlı Devleti şartları çok ağır olan bir anlaşmaya taraf olmak zorunda bırakılmıştı.Çalışmamızda, işte bu anlaşma döneminin şartları içerisinde, Anadolu'da Milli Mücadeleyi başlatan ve 1919'dan 1923'e kadar sürecek bu mücadelede ulusal ve uluslar arası durumun oluşturduğu şartları doğru bir şekilde analiz ederek, mücadeleyi Misak-ı Milli çerçevesinde yönlendiren Mustafa Kemal'in gün be gün çalışma arkadaşları ile oluşturdukları stratejiler doğrultusunda bağımsız, egemen bir devlet kurmak için giriştikleri dış politik ilişkiler incelenmiştir.Yüksek lisans tez çalışmamın hazırlanmasında katkı ve desteğini esirgemeyen değerli hocam ve danışmanım Sayın Yrd. Doç. Dr. Necati AKSANYAR'a, bu süre içerisinde ilgi ve yardımlarını esirgemeyen bütün öğretmenlerime teşekkür ederim.Anahtar Kelimeler: Milli Mücadele, Kurtuluş Savaşı, Dış Politika, Uluslararası İlişkiler, Mustafa Kemal.
I. Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı Devleti topraklarındaki esir kampları
I. Dünya Savaşı'nın 1914 yılında başlamasıyla birlikte Osmanlı Devleti 4 yıl sürecek olan uzun bir mücadelenin içerisinde yer almıştır. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda bazı başarılar elde kazanmışsa da elindeki toprakların çoğunu kaybetmiştir. Bütün bunlara rağmen ümidini yitirmeyen Türk Milleti Milli Mücadeleye girişmiştir. I. Dünya Savaşı'nın ve Milli Mücadelenin başından sonuna kadar doğu, güney ve özellikle Batı Cephesinde karşılıklı olarak esir alınmıştır.''I. Dünya Savaşı Yıllarında(1914-1918) Osmanlı Devleti Topraklarındaki Esir Kampları'' başlıklı bu çalışmada Osmanlı Devleti'nin savaştığı cepheler ve ele geçirilen esirler hakkında bilgi vermeye çalıştık. Esirlerin durumu, uygulanan muameleler, mübadele ve esirlerin değişimi konusunda izlenen politikayı ortaya koymaya çalıştık. Uluslararası Antlaşmalarda esirlere verilen haklarla ilgili bilgiler vererek İtilaf Devleti esirlerinin tesliminde uygulanan strateji konusunda değerlendirmelerde bulunduk.Bu çalışmanın tamamlanmasına kadarki süreç boyunca hiçbir zaman yardımlarını esirgemeyen danışman hocam Yrd. Doç. Dr. Necati AKSANYAR' a sonsuz teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim. Tarih Bölüm Başkanı Doç. Dr. Abdullah İLGAZİYE' ye, Bölüm Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Mustafa BIYIKLI' ya, izin konusunda kolaylıklar sağlayan Prof. Dr. Ali SARIKOYUNCU' ya ve arşiv çalışmalarım sırasında yardımcı olan Genelkurmay ATASE Başkanlığı ile diğer arşiv çalışanlarına teşekkürlerimi sunarım. Ayrıca her zaman yanımda olan ve desteğini hiçbir zaman eksik etmeyen değerli aileme sonsuz teşekkürlerimi sunarım.Anahtar Kelimeler: Esir, Osmanlı Devleti, Garnizonluk, Cenevre
1950-1960 Demokrat Parti iktidarının Elazığ basınında ki yansımaları
Bu araştırmadaki temel amaç, siyasi tarihimizde ve çok partili yaşama geçişte büyük bir öneme sahip olan Demokrat Parti'nin 1950- 1960 yılları arasında Elazığ basınında yansımaları ve basın ile Demokrat Parti ilişkilerinin belirlenmesine yöneliktir. Bu amaç doğrultusunda yapılan çalışma, gerek Elazığ ilinde gerekse bölge açısından partinin faaliyetlerini gün ışığına çıkarmaktadır.Bu çalışma 1950-1960 dönemlerini kapsayan Elazığ basınının önemli gazeteleri taranarak gerçekleştirilmiştir. İlin önemli yazılı basın kaynaklarından Uluova, Turan ve Elazığ gazetelerinden elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Araştırma çerçevesi Elazığ ilinde yayınlanan yerel gazeteler, Demokrat Parti hakkında yayınlanmış haber, reklam ilanları, basın bildirileri ve araştırmacının yorumundan oluşmaktadır. Çalışma kapsamında Demokrat Partili yıllarda yayına devam eden gazeteler incelenmiş olup 1200 civarında Demokrat Parti ile ilgili haber ve yazılı belgeye rastlanmıştır.Bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm ?Milli Şef İnönü ve Çekişmeler? başlığı adı altında incelenirken ikinci bölümde ise ?Demokrat Parti İktidarı ve İç Politika? ve üçüncü bölümde de ?Demokrat Parti İktidarı ve Dış Politikası? başlığıyla incelenmiştir.Arşiv taramalarından elde edilen veriler araştırma çerçevesinde yorumlanmış olup kronolojik olarak olaylar incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Adnan Menderes, Demokrat Parti, Elazığ, Elazığ Basını, İsmet İnönü, Mustafa Kemal Atatürk, Turan, Uluova.
Belgelerle Mudanya Mütarekesi'nin bilinmeyen yönleri
Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Türk ulusu, İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan ve Doğu da Ermeni saldırılarıyla kendini bir anda yeni bir savaşın içinde bulmuştur. İtilaf Devletleri ve bu devletlerin desteklediği Yunanlılar ve Ermeniler Mondros Ateşkes Antlaşması'na dayanarak Anadolu'nun değişik bölgelerini işgal ederek Türkleri yeni bir savaşın içine çekmişlerdir. Yunanlılarla yapılan Birinci ve İkinci İnönü muharebeleri ile Sakarya ve Büyük Taarruz Meydan Savaşını Türk ordusu kazanmış akabinde İtilaf Devletleri'nin 23 Eylül 1922 tarihin de verdikleri nota üzerine Mudanya da ateşkes görüşmeleri başlamıştır. Mudanya da Yunanlılarla Türkler arasında yapılan savaşı bitirmek amacıyla 8 oturum yapılmış bu oturumlar sonunda 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalanmıştır. Bu Antlaşma 14 Ekim 1922 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu antlaşmaya göre Yunanlılar Doğu Trakya'yı 15 gün içerisinde boşaltacak ve boşaltılan bölgeler İtilaf Devletlerine teslim edilecek, İtilaf Devletleri de en geç 30 gün içerisinde Doğu Trakya'yı TBMM'ne teslim edecekti.Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandıktan sonra Mudanya Ateşkes Antlaşması'na aykırı bir takım olaylar gelişmiştir. Bu olaylar daha çok Yunanistan, İngiltere ve Ermenistan tarafından yapılmıştır. Yunanlılar Ege sahillerine Ayvalık Kuşadası kısımlarına sürekli kendi topraklarından korsanlar göndererek bu bölgede yaşayan halkın malına canına kast etmiş bölgede yaşayan kadınların bir kısmını kaçırarak ırzına geçmiş bölge halkının evlerini yıkarak hayvanlarının bir kısmını çalmıştır. Yunan savaş gemileri Türk karasularında Türklere ait olan gemileri durdurmuş gemiler içinde aramalar yapmıştır. Yunanlıların yapmış oldukları bu korsan faaliyetlere İtilaf Devletleri kayıtsız kalmış karakol gemisi olarak tamir edilmek istenen İstanbul'da bulunan gemilerin onarılıp ege sahillerinde karakol vazifesi olarak görev yapmasına izin vermemiştir. İngiltere Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandıktan sonra Kayseri yetimhanesi tarafından İstanbul yetimhanesine gönderilen yetimleri eline geçirerek Ermeni patrikhanesine teslim etmiş Ermenilerde bu çocukları yakın doğu yardım kuruluşunun korumalarıyla yurt dışına çıkarmışlardır. Ermenilerin yapmış olduğu bu faaliyetten haberi olan yetkililer bu çocukların kurtarılması için Refet Paşa'ya gerekli talimatları vererek bu çocukların kurtarılması için çalışmaların başlatılmasını istemiştir. Refet Paşa'da gerekli çalışmaları yaparak bu çocukların bir kısmını kurtarmıştır. Bu gelişmeler ışığında Mudanya Ateşkes Antlaşması Lozan Antlaşması'na giden bir yol haritası olmuştur.Anahtar Kelimeler: Mudanya Ateşkes Antlaşması, Mudanya Görüşmeleri, Mudanya Beldesi, Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa.
1930-1938 yılları arasında devletçilik politikasının Türk basınında yansımaları
Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Türkiye'nin sosyal ve iktisadi alt yapısı önemli ölçüde yıpranmıştı.Türkiye Lozan Barış Antlaşması ile siyasi ve ekonomik bağımsızlığını ilan etmeden önce İzmir İktisat Kongresi'ni düzenlemişti. Bu kongrede alınan kararlar doğrultusunda yapılandırılan ekonomi politikasının temel amacı, ekonomik bağımsızlık ile siyasi bağımsızlığı desteklemek ve hızlı kalkınmayı gerçekleştirmektir. Cumhuriyet'in ilk on yılında yapılan kurumsal, yasal düzenlemelere ve devletin teşvik uygulamalarına rağmen, özel sektörün sermaye imkanları ve yönetimindeki yetersizlikler nedeni ile ekonomide hızlı kalkınma ve bağımsızlık yaşanamamıştır. Liberal iktisat politikasının uygulandığı bu dönemde 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın yaşanması, devletçilik politikasına geçişi zorlayan belirleyici bir etki yaratmıştır.1932-1938 yılları arasında Türkiye ekonomisinde uygulanan devletçilik modeli ülkenin kendi şartlarından doğmuş, buna göre şekillendirilmiş özgün bir nitelik taşımıştı. Bu doğrultuda devletin hazırlayıp uygulamaya koyduğu 1. ve 2. sanayi planlarıyla sanayileşmenin ve dolayısıyla kalkınmanın hızı artırılmış, özel girişimciler devlet eliyle korunup desteklenmişti. Devlet, kamu ve özel sektör arasında denge unsuru olarak yer almış, ılımlı bir devletçilik siyaseti izlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Ekonomi, Devletçilik, Liberalizm, Özgün, Kalkınma, Türkiye, Plan.
Kütahya şer`iye sicilleri 72 numaralı defterinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
II ÖZET Çalışma konusu olarak seçtiğimiz 72 Numaralı Kütahya Seriye Sicili Defteri, Hicrî 1322- 1323 / Milâdî 1904-1905 yıllarına ait Kütahya ve çevresinde hukuka intikal etmiş mahkeme kayıtlarını ihtiva eder. Çalışmamızda, tezkire, müzekkire, miras-tereke, resmi yazışmalar, vakıflar, Naiblik müessesesi, Kassamlık müessesi, vekil tayini gibi mahkeme kayıtlarının transkripsiyonu, değerlendirilmesi ve tasnif edilmesi yer almaktadır. Bilindiği gibi şer'iye sicilleri mahkeme kararları demektir. Osmanlı döneminden günümüze kadar intikal eden bu kararlar, toplumun sosyal siyasi ve ekonomik yapısı hakkında bize bilgi verirler. Örneğin, sicillere kaydedilmiş bilgilere bakarak halkın sosyal yapısını ve ikili ilişkilerini, miras ve tereke kayıtlarına bakarak ekonomik yapıyı, merkezden gönderilen kararnamelere bakarak merkezi idare ile taşra arasındaki ilişkilerin muhtevasını öğrenebiliriz. Bu belgeler üzerinde daha fazla çalışılması ve bu çalışmaların kamuoyuna sunulması, Osmanlı toplumundaki bilinmeyen ya da eksik kalan konulara açıklık getirecektir. Defterde Kütahya ve çevresinden mahkemeye intikal eden olayların her biri müspet ya da menfi bir karar halinde sonuçlanmıştır. Sonuçlanan bu kararların bir çoğunun altında "Şuhûdü'l- hâl" denilen ve o bölgenin ileri gelenleri arasından seçilen, aralarında önemli hukukçuların da yer aldığı şahitlerin olması bahsedilmesi gereken önemli bir konudur. Ayrıca cinayet ve hırsızlıkla ilgili kayıtların olmaması ya da çok az olması, halkın o dönemde bu konulardaki titizliğini göstermektedir.
II. Dünya savaşında Türkiye kamuoyu (1939-1945)
ÖZET 2. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'de idarenin başında bulunan İnönü, koyu bir otoriter yönetim kurmuş böylece iktidar üzerinde mutlak söz sahibi olmuştur. Bu dönemde Türkiye kamuoyunda savaş bir numaralı yeri işgal ederken,,Türk dış politikası, hükümetin aldığı ekonomik önlemler ve fikir tartışmaları diğer konular olmuş, savaşın sonunda ise kurulan yeni partilerle ilgili haberler kamuoyunun gündeminde yer tutmuştur. Türkiye bu dönemde dış politikada ne pahasına olursa olsun savaşın dışında kalma politikası izlemiş; savaş içerisindeki müttefik konferanslarında alman kararlar gereği savaşa katılması yolunda bütün baskılara direnerek bu konuda başarılı olmuştur. Bu dönemde basın talimatlarla, yönlendirmelerle kapatma cezalan ile denetim içinde olmuş serbest bir kamuoyu oluşmamıştır. İktidar istediği gibi bir kamuoyu oluşturma politikası izlemiştir. Dönemin iktidarı, bu dönemde yaşanan fikir tartışmalarında dış konjonktüre göre taraf olmuş özellikle 1944 yılında savaşı kazanan tarafta yer alan Sovyetlere karşı şirin görünmek için Turancılara karşı ağır baskılar uygulamıştır. Savaş sonunda Türkiye müttefikler tarafında yer aldığı için devrin iktidarı ister istemez çok partili hayata geçmiş ve 1950'deki ilk serbest seçimlerde iktidarı Demokrat Parti'ye devretmiştir. Böylece İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'yi yöneten ve tek parti olarak 27 yıla (1923-1950) damgasını vuran CHP devri sona ermiştir.
Kütahya Şer'iye sicilleri 8 numaralı defterinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Çalışma konusu olarak seçtiğimiz 8 numaralı Kütahya Şer'iye Sicilli Defteri, Hicri1225-1226/ Miladi 1810-1811 yıllarına ait Kütahya ve çevresinde hukuka intikal etmişmahkeme kayıtlarını ihtiva eder. Çalışmamızda, tezkire, müzekkire, miras-tereke, resmiyazışmalar, vakıflar, Naiblik müessesesi, Kassamlık müessesesi, vekil tayini gibi mahkemekayıtlarının transkripsiyonu, değerlendirilmesi ve tasnif edilmesi yer almaktadır.Bilindiği gibi şer'iye sicilleri mahkeme kararı demektir.Osmanlı dönemindengünümüze kadar intikal eden bu kararlar,toplumun sosyal, siyasi ve ekonomik yapısı hakkındabize bilgi verirler.Örneğin, sicillere kaydedilmiş bilgilere bakarak halkın sosyal yapısını veikili ilişkilerini, miras ve tereke kayıtlarına bakarak ekonomik yapıyı, merkezden gönderilenkararnamelere bakarak merkezi idare ile taşra arasındaki ilişkilerin muhtevasını öğrenebiliriz.Bu belgeler üzerinde daha fazla çalışılması ve bu çalışmaların kamuoyuna sunulması,Osmanlı toplumundaki bilinmeyen ya da eksik kalan konulara açıklık getirecektir.Defterde, Kütahya ve çevresinden mahkemeye intikal eden olayların her biri müspetya da menfi bir karar halinde sonuçlanmıştır. Sonuçlanan bu kararların bir çoğunun altında?Şuhudü-l hal? denilen ve o bölgenin ileri gelenleri arasından seçilen, aralarında önemlihukukçuların da yer aldığı şahitlerin olması bahsedilmesi gereken önemli bir konudur.Ayrıca cinayet ve hırsızlıkla ilgili kayıtların olmaması ya da çok az olması, halkın odönemde bu konulardaki titizliğini göstermektedir.
Atatürk dönemi Türk eğitim politikaları
Türkiye Cumhuriyeti kuruldugunda, devlet içinde islemekte olan sistemler yenilenmistir. Osmanlı egitim sistemi terk edilerek, egitim sistemi de yenilenmistir. Yeni sistemin olusturulmasında Atatürk'ün egitim anlayısı büyük ölçüde etkili olmustur. Egitim sistemine, ülkemizin ilerlemesini saglayacak, milli özelliklerimizi koruyacak nitelikler verilmistir. Bunlar hem egitim sisteminin temel anlayısı, hem de egitimle ulasılmak istenen temel amaçlar olmustur. Yeni egitim sisteminin esaslarını belirleyen ilk önemli kanun Tevhid-i Tedrisat Kanunu olmustur. Bu kanunla egitimde birlik saglanmıs, egitimin laiklestirilmesine yönelik uygulamalar yapılmaya baslanmıstır. Atatürk Dönemi boyunca isleyen egitim politikasında ögrenci, ögretmen, ders programları, okul konularının her birine ayrı önem verilmistir. Ülke içinde egitim gören insan sayısını artırmak, kaliteli ve yeterli sayıda ögretmen yetistirmek, ders programlarını günün sartlarına ve devletin dayandıgı temel niteliklere uygun hale getirmek, okulların çesitli sıkıntılarına son vermek yönünde çalısmalar yapılmıstır. Bu konularda yararlanılmak üzere batılı ülkelerden egitim uzmanları ülkemize getirtilmistir. Yeni egitim sisteminde ve politikasında, egitimin hiçbir ayırım yapılmadan tüm vatandaslara verilmesi için ugrasılmıstır. Bu amaçla halk egitimi çalısmaları yapılmıs, köylere egitim götürmenin yolları aranmıstır. Egitimle ilgili faaliyetler, yapılan kültür inkılapları ile desteklenmistir. Harf nkılabı, Tarih ve Dil nkılabı hem egitim politikasını etkilemis, hem de egitimi kolaylastırmıstır. Bu dönemde egitim konusunda yapılan çalısmaların basarısı ölçüsünde, egitimin kalitesi yükselmistir.
Teşkilatçı yönüyle Mustafa Kemal (1899-1923)
Teşkilat kavramının teorisi, bilimin, düşüncenin ve hayatın geliştiği noktada yeniden yazılabilmek için beklemektedir. Tarihsel bir özne olan Mustafa Kemal, içinde bulunduğu veya bizzat kurduğu teşkilatlarla, geleceğin içerisindeki belirsizliklerde yeni zorunluluklar üreterek, hayatın değişmesine neden olan müdahalelerde bulunmuştur. Bu bağlamda Mustafa Kemal, diğer insanlardan daha örgütlü olan farklı beyin yapısıyla, büyük bir devrimci teşkilatçıdır. Onun devrimci bir hayatla oluşmuş özgün bilinci, geleceğe açık kurucu bir bilinçtir. Gerçekliğin koşullarına göre şekillendiğinden, yarını yetki ile düzenleme yeteneğine sahiptir.Mustafa Kemal, engelleri aşmada teşkilatçılığın biricik seçenek olduğunu daha çocukluğunda keşfetmiştir. Ve hayatında her zaman teşkilatlıdır, teşkilatçıdır. Mustafa Kemal'in yaşadığı dönemde, hayatın dinamikleri içerisindeki hamlelerinin incelenmesi, üst düzeyde bir teşkilatçılığın ipuçlarını verecektir. Çünkü Türk milletinin potansiyeli, Mustafa Kemal'in milli teşkilatıyla harekete geçirilmiş, emperyalistlere unutamayacakları bir yenilgi tattırılmış ve mazlum milletlere örnek olan çağdaş bir devlet kurulmuştur.Bu devletin kurulmasıyla; devrimci süreç rayına oturmuş, Türk milleti karanlıklardan ufukların ötesine taşınmıştır. Küçük yaşta yetim kalan Mustafa Kemal, Türk milletinin egemenliğini eline aldığı gün olan 23 Nisan 1920'yi, Türk çocuklarına bayram olarak armağan etmesiyle, güneşin sofrasında, Türklüğün olduğu kadar, Türklüğün parçası olduğu insanlığın da birleştirici atası olmuştur.