Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Türker Eroğlu
16 theses · Sakarya University
Türk halk oyunlarında yarışma olgusu ve yarışma kriterleri
Bu çalışma ülkemizde çeşitli kurumlar tarafından yapılan ancak her biri farklı kriter ve kurallara sahip halk oyunları yarışmalarının kural ve kriterlerinin mukayesesi ve sonucunda yeni bir kriter önerilmesini muhteva etmektedir.Halk Oyunlarının geleceği açısından çok önemli olan yarışmalar söz konusu olduğunda yine birbirinden farklı kurumlarca düzenlenen yarışmalar, bu yarışmalarda kullanılan pek çok farklı kriter ve kural halk oyunlarımızın sağlıklı bir şekilde ilerlemesini engellemektedir. Halk oyunlarımızın istenilen seviyeye gelebilmesi için bu dağınıklığın giderilmesi gerekmektedir. Her yarışmada ayrı kural ve kriter yerine bütün yarışmalarda kullanılabilecek ortak kural ve kriterlerin öncelikle belirlenmesi gerekmektedir.Çalışmanın giriş bölümünde çalışmanın konusu, önemi, amacı ve metodu hakkında bilgi verilmiştir.Birinci bölümde halk oyunlarındaki oyun, dans kavramları üzerinde durulmuş, Türk dans antropolojisinde SakaryaÜniversitesi Devlet Konservatuvarı'nın anlayışı hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Türk halk oyunları ile ilgilenen kurumlar ve yapılan yarışmaların tarihçesi üzerinde durulmuştur. Ayrıca kurumlar bazında halk oyunu yarışmalarının kural ve kriterleri yazılmıştır. Üçüncü bölümde ise yarışmalarda uygulanan kural ve kriterlerin mukayeseleri yapılmıştır.Sonuç bölümünde çalışmanın genel bir değerlendirmesi yapılmış ve öneri bölümünde ise yarışmalarda kullanılmak üzere yeni bir kriter teklif edilmiştir.
Dans ve iletişim
İlk insanlar kendilerini ifade edebilmek için, konuşma ve yazı dilinden önce beden dilini kullanmış; korkularını, merak ettiklerini, sevinçlerini, acılarını bedenleri aracılığıyla anlatmışlardır.Çoğunlukla ritüel çerçevede varlık bulan bedensel anlatımlar; bazen ritim, bazen müzik, bazen de her iki unsurun eşliğinde dans formuna ulaşmış ve insanoğlunun vazgeçilmez parçası haline gelmiştir.Dans; doğum, evlenme törenleri, ölüm merasimleri, ibadet, hasat zamanı, mevsim değişimleri, avlanma öncesi-sonrası, savaş öncesi-sonrası gibi yaşamın her aşamasında anlatım, rahatlama, güç elde etme, paylaşma aracı olarak kendini göstermiştir. Bu yönüyle iletişimsel bir nitelik kazanan dans; insanın kendisiyle, çevresiyle, anlam veremediği veya anlam yüklediği tüm unsurlarla arasında güçlü bir bağ kurmasına olanak sağlamıştır.Bu çalışmada dans bir iletişim biçimi olarak ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde iletişim kavramı açıklanmış, ikinci bölümde kültür ve oyun kavramları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise dans ve iletişim konusu ayrıntılı olarak çalışılmıştır. İletişim yönüyle dans türleri, dans kodları, dans araçları incelenmiş; böylelikle dansın bir eğlence aracı olmaktan çok başlı başına bir iletişim biçimi olduğuna yönelik bulgular ortaya konmuştur.
Gelenek ve kimlik ilişkisi
Gelenek insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır. Bundan dolayı da kimlik ve kimlikler ile yakın bir ilişki içerisindedir. Tarihin gelişim seyrine göre bu durum normaldir. Gelenekler tarihi süreçte kimlikleri şekillendiren kurumlardır. Bu süreçte kültür de gelenek ve kimlikle birlikte oluşur.Kültür, insanın hayatı boyunca ürettiği bütün her şey olarak tanımlanmaktadır. Bundan dolayı kültür ile gelenek arasındaki ilişki kuvvetlidir. Çünkü gelenekler genellikle kültürel yapılar tarafından şekillenir. Ancak modern dönemlerin başlamasından sonra bu durum değişir. Bu dönem boyunca kültür, modern düşünceye göre şekillenmeye başlar. Modern düşünce kendisine yeni kültür modelleri yaratmak zorundadır çünkü o, geleneğin dünyasından kopuktur.Modern düşünce yeni kültür modellerini oluştururken en çok akıl ve bilim kuvvetine dayanır. Bundan dolayı modernleşme, aynı zamanda aydınlanma olarak da kabul edilir. Modern döneme hâkim yaşam şekilleri şehir ve kent yaşam şekilleridir. Kent hayatı modernin ihtiyacı olan ortak kültürü ve kimliği oluşturmaktadır. Bu kültür ve kimlik türleri bütün özellikleriyle geleneğin dünyasından farklıdır.Geleneğin dünyasında, çok renkliliğe ve farklılıklara karşı hoş görü hâkimdir. Ancak modern geleneğin kurguladığı hayatta bu türden bir hoş görü bulunmaz. Modern düşünce daha çok tekil kimlikler ile türdeş toplumlar yaratma çabasındadır. Bu yapıların kurgulanarak hayata geçirilmesi, ulus-devletler için şarttır. 21. Asır, bundan dolayı, ulus-devletlerin asrıdır. Modern geleneğin aygıtları olan ulus-devletler, ortak dil, din, kimlik ve kültür yaratmak için uğraşan devletlerdir. Bunu gerçekleştirirken de kendilerine özgü yolları takip ederler.Ulus-devletler yeni kimlik ve kültür türlerini oluştururken en çok geçmişi kullanırlar. Ancak bu kullanım ile geleneğin kullanımı farklıdır. İşte bu farklılıklar özellikle üzerinde durulması gereken farklılıklardır. Çalışmamızın da ana karakteri burada yatmaktadır. Çalışmamızda gelenek ve modern arasındaki farklılıklar bu yaklaşımla çözülmeye çalışılmıştır.Kimliğin konumu, geleneğe ve moderne göre ayrı ayrı ele alınmıştır. Geleneksel dönemde kimliği etkileyen hadiseler ve inançlar ile modern dönemde kimliği etkileyen hadiseler ve inançlar karşılaştırılmıştır. Böylelikle de kimliğin tarihi oluşum seyri ortaya çıkarılmıştır. Bu seyir aynı zamanda geleneğin de kimlik ile olan ilişkisini ortaya koyan bir seyirdir.Gelenek ve kimlik ilişkisi çalışması bundan dolayı kronolojik bir ilerlemeye uygundur.Anahtar Kelimeler: Gelenek, Kimlik, Kültür, Milliyetçilik, ulus-devlet
Boşnak halk kültüründe Türk tekke-tasavvuf geleneğinin izleri
?Boşnak Halk Kültüründe Türk Tekke-Tasavvuf Geleneğinin İzleri? konulu çalışma; 445 yıl Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği altında kalan, fetih sonucu İslamlaşan ve ?Boşnak? olarak adlandırılan Balkan topluluğunun halk kültüründe; Türk dinî-tasavvufî geleneğin etkileri incelenmiştir. Boşnak halk kültüründeki dinî-tasavvufî geleneğin; tekkeleri, ilahileri, pratikleri, inançları, törenleri tahlil edilmiş ve bu unsurlarda Türk kültürünün izleri ele alınmıştır.Çalışmamızın temel amacı; Boşnak halk kültüründe Türk tekke-tasavvuf geleneğinin etkilerini ortaya koymaktır. Tespit edilen tören, pratik ve uygulamaların Türk tekke geleneği ile olan ilişkisi, benzerliği ve farklılıklarını belirlemek; tarihî süreç içerisinde Bosna-Hersek'te aktif olan tasavvuf akımları, bu akımların tekkeleri; günümüzde işlevselliğini sürdüren akımlar incelenerek söz konusu akımların halk kültürü üzerindeki yansımaları ortaya koymak; Boşnak halk kültüründeki tasavvufî-menkıbevî şahsiyetler ve onların etrafında gelişen uygulamalar tespit edilerek, bu tören ve şahsiyetlerin Türk tasavvuf geleneği ile ilişkisini ele almak; Boşnak Dinî-Tasavvufî Halk Edebiyatı şairleri ve onların şiirlerinin Türk Tekke Edebiyatı ve tekke şiiriyle benzerlikleri ifade etmek, tezimizin diğer önemli amaçlarıdır.Çalışmamızda, yazılı kaynaklar incelenmiş bunun yanında; saha araştırması(derleme) da yapılmıştır. Çalışmada, Halkbiliminin Fonksiyonel(İşlevsel) metodu kullanılmış, elde edilen veriler, bu metoda göre değerlendirilmiştir. Çalışmanın kaynaklarından birisi, Başbakanlık Osmanlı Arşiv Belgeleridir. Bu belgeler doğrultusunda, Osmanlı döneminde Bosna-Hersek'teki; tasavvuf akımları ele alınarak, akımların etkinlikleri incelenmiştir.Tezimizin coğrafî kapsamı, Bosna-Hersek Cumhuriyeti sınırları içerisindeki Boşnaklar ve bu coğrafyadaki dinî-tasavvufî geleneklerdir. Tezimizde, geçmişten günümüze Bosna-Hersek'teki tekke-tasavvuf geleneği incelenmiş; ilahiler, tören ve pratiklerde ise; günümüz Boşnak tekkeleri esas alınmıştır.Çalışmamızda, Türk tekke-tasavvuf geleneğinin Boşnak halk kültüründe derin izler bıraktığı tespit edilmiştir. Türk tekke-tasavvuf geleneğinin, Boşnak halk kültürüne etkisi, tarihsel zeminle sınırlı kalmamış; bu etki, günümüze kadar işlevselliğini sürdürmüştür. Boşnak halk kültürün temel figür ve törenlerinin, Türk dinî-tasavvufî geleneğinin tören ve şahsiyetleri olduğu görülmüştür. Tarihsel süreç içerisinde görülen Bektaşîlik, Halvetîlik ve Hamzavîliğin günümüzde, tekkelerin bulunmadığı ancak; Bektaşî ve Halvetî akımının izlerinin Boşnak tekkelerinde görüldüğü fark edilmiştir. Boşnakların, Türklerden İslam dininin öğreti ve pratiklerinin yanında; hayatın çeşitli alanları ile ilgili dinî-mistik, ?Tortulaşmış kültür kalıplarını? aldıkları tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Boşnak, Gelenek, Tekke-Tasavvuf, Türk Kültürü
Türk kültüründe ışık kültü
Işık, Türk kültürünün temel taşlarından biridir. Türk mitolojisinin temelinde ışık vardır. Türkler tarafından ışıklı gökyüzü kutsal bilinmiş, gökyüzü tanrı mekânı olarak kabul edilmiştir. Gök Tanrı İnanç Sisteminden günümüze Türk kültüründe pek çok değişiklik olmasına rağmen ışık kültü değerinden pek bir şey kaybetmeden; aksine daha da kıymetlenerek günümüze kadar gelmiştir. Bunun sebebi ışığın, insanoğlunun hayatındaki önemidir. En başta insanoğlu ışık sayesinde etrafını; hatta kendini görebilmiş, ışıkla ısınmış, ışığın etkisiyle tarım yapıp yaşamını sürdürebilmiştir. Bunlar ışığın insan hayatındaki maddi yönleridir. Bunlarla birlikte insanoğlu ışıklı gökyüzünden önce korkmuş, sonra ona hayran olmuş; en sonunda da onu kutsamış ve ona saygı duymuştur. Haliyle de ışığa dair pek çok inanış oluşturmuştur.Işığa dair inanışların başında tanrının gökte olduğuna inanılması gelmektedir. Bilindiği gibi Gök Tanrı İnanç Sisteminde tanrı göktedir ve tanrının gökyüzünden Türk hakanına verdiği güçle(kutla) hakan yeryüzünü tanrı adına yönetmektedir. Bunun yanında Türk hakanına yol göstermek için gelen Bozkurdun yüzü de ışıklıdır; çünkü bozkurt da tanrı temsilcisidir. Yine Oğuz Kağan'ın evlendiği göğün kızının yüzü de ışıklıdır; nihayetinde o da tanrı tarafından Türk hakanına bir kut olarak gönderilmiştir. Peki, neden tanrı Türk mitolojisinde göktedir; çünkü gök insanoğlunun en büyük ışık kaynağı olan güneşin göründüğü yerdir. Bununla birlikte, geçmişten günümüze gelen ve muhtemelen bugünden de yarına aktaracağımız Türk kültüründeki pek çok inanışın temelinde ışık kültü vardır. Yerin kötü göğün iyi, gecelerin kötü (dar vakit), gündüzlerin iyi olarak bilinmesinden tutun da karanın kötü akın iyi olarak kabul edilmesine kadar Türk inanış dünyasının temelinde ışık kültürün etkisi görülmektedir. Nitekim ışık kültünün Türk kültüründeki yeri bunlarla da snırlı değildir. Aydınlık olan suyla, yakıcılığı yanında ışığıyla da insanları etkileyen ateşin kültleşmesi de ışığın Türk kültüründeki yerini gösteren birer örnektir. Ayrıca ışık ve ışığın etkisi olan her şey Türk kültüründe üzerine yemin edilen unsurlardandır ki, ışık üzerine yemin etme örneklerini ilahi kitaplarda da görmekteyiz.Geçmişten günümüze ışık kültünün Türk kültüründeki yeri incelendiğinde kültürün süreklilik, değişkenlik, nesilden nesile aktarım ürünü olma gibi özellikleri bariz olarak görülebilmektedir. Yine ilahi kitaplara ışık açısından bakıldığında da bu kitapların ortak bir temele dayandığı anlaşılabilmektedir. Bununla birlikte dünyanın farklı coğrafyalarındaki Türk, Hint ve Mısırlıların kültürleri de ışık bağlamında incelendiğinde kültürün hem insan ürünü olduğu için farklı milletlerde gösterdiği benzerlik, hem de insan her yerde aynıyken çevre şartlarından, içinde bulunulan değişik faktörlere göre kültürlerin değişkenliği özellikleri saptanabilmektedir. Bütün bunlar bir kült çerçevesinde yapılan bir çalışmada kültürün pek çok özelliğinin belirgin olarak gözlenebileceğinin kanıtıdır. Nitekim tezimizin asıl konusu Türk kültüründe ışık kültünün yeri iken, bununla birlikte ışık kültü çerçevesinde kültür kavramının özelliklerini örneklendirmeye de çalışılmıştır.
Dansta kullanılan hareketle ilgili terimlerin incelenmesi
Çalısmanın birinci bölümünde çalısmanın amacı, kapsamı ve yöntemine yer verilmistir. ?kinci bölümde ise temel kavramlar, terim terminoloji, kavram, dans ve hareket kavramları üzerinde durulmustur.Çalısmanın üçüncü bölümünde dansta kullanılan hareketle ilgi terimler ele alınmıstır. Bu bölümde bedenle ilgili hareket terimleri ele alınmıs, Klasik Balede, Modern Dansta, Eğlence danslarında ve geleneksel danslardaki hareketle ilgili terimle anlatılmıstır. Çalısmanın dördüncü bölümünde önceki bölümlerde ele alınan konuların incelenmesine yer verilmis, Bedenle ilgili hareketler, Klasik Bale, Eğlence dansları ve geleneksel danslardaki terimlerin incelenmesi gerçeklestirilmistir.Sonuç bölümünde bu çalısmadan elde edilen sonuçlara yer verilmistir.Anahtar Kelimeler: Dans, Terim, Kavram, ?nceleme
20. yüzyılda Harput'ta yaşamış olan mahalli musiki sanatçılarının icra mukayeseleri
Tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapan ve Türklerin Anadolu'daki ilk yurtlarından biri olan Harput, tarihi zenginliğinin yanında, Türk müziği açısından, önem arz eden zengin ve özellikli bir müzik kültürüne sahiptir.`Kürsübaşı', `Kayabaşı', `Havuzbaşı' vb. gibi, sanatkârları bir araya getiren, icranın en zengin şeklinin ortaya konulduğu `musiki meclisleri', Harput sanatçısının kendisini ifade ettiği mekânlardır. Ezgileri, makamları, icra şekli ve kendine has kurallarıyla Türk Musikisine ayrı bir zenginlik katmıştır.Yörede ses ve söz her zaman ön planda yer almıştır. Belirli bir dönem Müslüman Türkler arasında, çalgı çalmanın hoş görülmemesinden dolayı bu işle genelde gayrimüslimler uğraşmıştır. Harput müziğini ses olarak en iyi icra edenler ise genellikle hafızlıktan gelen Müslüman Türkler olmuştur.Bu çalışmada; Harput'un müzik kültürü, kökeni, yapısı, farklı icra şekilleri ve kuşaklar arasındaki icra farklılıklarının incelenmesi sonucunda bilimsel yorum yapmak amaçlanmıştır. Ancak, günümüze kadar ulaşmış en eski kayıtlar, Harput'un en eski ve en önemli Mahalli sanatçılarından olan Hafız Osman Öge'ye aittir. Bu durumdan dolayı ilk dönem (kuşak) sanatçısı Hafız Osman Öge kabul edilerek, O'nun musiki üslubu ve tavrı temel alınmıştır. Günümüze kadar, kuşaktan kuşağa usta-çırak ilişkisi içerisinde aktarılarak gelen Harput Müziği dört dönem (kuşak) halinde incelenmiştir.İncelemeler sonucunda, Hafız Osman Öge üslubunun ve tavrının, Harput mahalli musikisinde kabul edildiği, incelemeye tabi tutulan son kuşağa kadar bu üslubun devem ettiği ve hala icra edildiği görülmüştür.Anahtar kelimeler: Harput, Elazığ, Müzik, Ses, sanat
Prizren Türk halk kültüründe geçiş dönemleri (doğum-evlenme-ölüm)
Bu çalışma, Kosova'nın Prizren kentinde yaşayan Türklerin geçiş dönemi inanmalarını ve uygulamalarını ele almaktadır. İnsanın hayatının en önemli geçiş dönemleri; doğum, evlenme ve ölümdür. Geçiş dönemlerinde birey, çeşitli adet ve inanmalarla yeni hayatına, hayatındaki yeni döneme hazırlanır.Sosyal normlar olarak adlandırılan töre, gelenek, görenek, örf, adet, teamül ve moda toplumun halk kültürünü oluşturur. Halk kültürü, bireyin toplum içerisindeki yaşantısında, düzeni ve uyumu sağlar. Ayrıca toplumların geçmişi ve geleceği arasında bir köprü vazifesi görmekte, milletlerin varlıklarını ve birliklerini korumalarına büyük ölçüde yardımcı olmaktadır.Araştırmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, kapsamı ve metodu hakkında bilgi verilmiştir.Birinci bölümde, araştırma alanı olarak seçilen Kosova ve Prizren tanıtılmış; bölgede yaşayan Türklerin durumuna değinilmiştir. Ayrıca insanın hayatını düzenleyen sosyal normlar (töre, gelenek, görenek, örf, adet, teamül, moda) bilgi verilmiştir.İkinci bölümde; doğum, evlenme ve ölümle ilgili olarak yapılan çalışmanın sonucunda elde edilen malzeme sunulmuş ve değerlendirmesi yapılmıştır. Bu bölüm üç ana başlık altında ele alınmıştır. Bölümün ilk alt başlığı ?doğum? olarak belirlenmiştir. Doğumla ilgili âdet ve inanmalar, doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası olarak ele alınmıştır. Bölümün ikinci alt başlığı olarak belirlenen ?evlenme? bölümünde, evlilik biçimleri, evlilik aşamaları, düğün öncesi, düğün ve düğün sonrası olarak verilmiştir. Geçiş dönemlerinin üçüncüsü olan ?ölüm?, üçüncü alt başlıkta ele alınmıştır. Ölümle ilgili âdet ve inanmalar, ölüm öncesi, ölüm sırası, ölüm sonrası sıralamasıyla anlatılmıştır.Sonuç bölümünde, çalışmanın genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır.Çalışmalar sırasında kullanılan kaynaklar sözlü ve yazılı olmak üzere iki ayrı başlık altında toplanmıştır. Araştırma sırasında temin edilen fotoğraflar ekler bölümünde yer almıştır.
Gilan Türk halk kültüründe geçiş dönemleri (doğum-evlenme-ölüm)
Bu çalışma, Kosova'nın Gilan kentinde yaşayan Türklerin geçiş dönemi inanmalarını ve uygulamalarını ele almaktadır. İnsanın hayatının en önemli geçiş dönemleri; doğum, evlenme ve ölümdür. Geçiş dönemlerinde birey, çeşitli adet ve inanmalarla yeni hayatına, hayatındaki yeni döneme hazırlanır.Araştırmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, kapsamı ve metodu hakkında bilgi verilmiştir.Alan araştırmasına dayanan bu çalışmanın birinci bölümünde, araştırma alanı olarak seçilen Kosova ve Gilan tanıtılmış; bölgede yaşayan Türklerin durumuna değinilmiştir.İkinci bölümde ise ana konumuz olan doğum, evlenme, ölüm ile ilgili hem teorik hem de alan araştırmasına dayalı bilgiler verilmiştir. Bu bölüm üç başlık altında ve öncesi, sırası ve sonrası olarak ele alınmıştır.Sonuç bölümünde, çalışmanın genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır.Araştırma sırasında temin edilen fotoğraflar ekler bölümünde yer almıştır.
Sakarya ili Taraklı ilçesinde el sanatları ve zanaatları
Sakarya'nın tarihi yerleşim yerlerinden biri olan Taraklı ilçesi, Osmanlı Devleti'nin filizlendiği önemli bir kültür merkezidir.Bu ilçe günümüze ulaşan Türk mimarisi tarihi evleri yanında el sanatı ve zanaatları ile de bilinmektedir.Bu çalışmada el sanatı ve zanaatı ile ilgili kavramlar ele alındıktan sonra Taraklı ilçesinin tanıtımı yapılacak; bu ilçedeki: dokumacılık, kaşıkçılık, semercilik, mutaflık, demircilik gibi el sanat ve zanaatları incelenecektir.Bu çalışma konusunun seçilme nedeni Taraklı'nın bir dönem çok sayıda sanatkâr yetiştirmesine karşılık bu gün bu ustaların giderek azalmasıdır. Bu durum yok olmaya yüz tutmuş kimi el sanatlarımızın son temsilcileriyle geç olmadan görüşmeyi; bilgilerini, deneyimlerini kayda geçirip aktarmayı zorunlu kılmıştır.Bu amaçla kaynak taramasının yanı sıra, mülakat ve anket yapılmıştır.Bu çalışmamızın ışığında diyebiliriz ki Taraklı yakın geçmişe kadar, el sanatlarının adeta altın devrini yaşadığı bir yerdir.Önemli ticaret yolları üzerinde bulunuşu hammadde kaynaklarının uygunluğu gibi sebeplerle ticaret ustalığı, ustalık ise ticareti geliştirmiştir. İlkokuldan çıkan hemen her çocuğun elinden tutularak sanata(çıraklığa) verilmesi bu yüzdendendir.
Trabzon'da yaylacılık ve yayla hayatı
Bu araştırma, Türk kültür tarihinde önemli bir yere sahip olan göçebe hayatının bir uzantısı olarak nitelendirilen "yaylacılık" konusu üzerinde yapılmıştır. Araştırma sahası. Trabzon yöresindeki yaylalar olup, araştırmanın şekillenmesinde şu amaçlar etkili olmuştur. Yöredeki yayla hayatının ve yaylacılık kültürünün bugünkü ve yakın geçmişteki durumunu inceleyerek yöre kültüründeki yeri ve önemini tespit etmek. Yaylacılık hayatında günden güne yerini yeni unsurlara bırakan kültürel değerlen tespit etmek. Yöredeki yaylacılık ve yayla hayatının hangi kültürden kaynaklandığını ortaya koymak ve yörede bu konuda ortaya koyulan araştırmalardaki polemiklere son vermek. Yayla hayatının ve yaylacılığın bir değişim süreci içerisinde olduğunu ve bunu etkileyen öğeleri ortaya koymak. Yöredeki yayla hayatı ve yaylacılık etkinlikleri hakkındaki bilgileri, Anadolu'nun çeşitli yörelerindeki yaylalarla benzerlik ve farklılık itibariyle karşılaştırılabilecek seviyeye getirmek. Araştırma, saha araştırmasına dayalı bir monografik bir incelemeyle ortaya koyulmuştur. Araştırma; kaynak araştırması, gözlem, görüşme araştırma teknikleri uygulanarak hazırlanmıştır. Bu tekniklerden en çok kullanılan görüşme tekniği olmuştur. Araştırma sonucunda kısaca şu sonuçlara varılmıştır: Trabzon yöresindeki yaylacılık ve yayla hayatı bir değişim sürecinde olup, değişimi en çok etkileyen unsurlar teknolojik gelişmelerin yaylalara kadar girmesi olmuştur. Trabzon'daki yaylacılık ve yayla hayatı etkinlikleri gün geçtikçe yerini turistik değerlere bırakmaktadır. VI-Trabzon yöresindeki yaylacılık ve yayla hayatı eski Türk kültüründeki göçebe hayatın bir uzantısıdır. Trabzon yöresinde yaylacılık, yöre kültürünü özellikle köyleri direk etkileyen hayatın düzenlenmesinde en etkili öğelerdendir. VI
Türk kültüründe inanç ve inanışlar
Türk Kültüründe İnanç ve İnanışlar" adlı bu çalışmanın giriş bölümünde konu, amaç, kapsam ve metod konularına yer verilmiştir. Halk Bilimi'nin araştırma konularından biri inanç ve inanışlardır. Halk Bilimi alanındaki çalışmaların bir çoğuna bakıldığında bu iki kavramın birbirinden tam olarak aynlamadığı, zaman zaman birbirine karıştırıldığı görülmüştür. Bu sebeple çalışmanın ikinci bölümünde genel olarak din, inanç ve inanış kavramları üzerinde inceleme yapılmıştır. Bu bölümde Türk kültüründeki inanç ve inanış unsurlarım belirlemek için, ilk olarak Gök-Tann dini incelenmiştir. Türklerin İslâmiyet'ten önceki dinleri Gök-Tann dinidir. Fakat günümüzde hatalı olarak birçok kaynakta Şamanizm olarak yer almaktadır. Falcılık, büyücülük, halk hekimliği, âşıklık vb. hususiyetleri üzerinde bulunduran Samanlık kurumu Türkiye Türklerinde bu görevlerim Alevi dedelerine, Bektaşî babalarına, berberlere, halk hekimlerine, aşıklara, falcılara devredilmiştir. Bu sebeple Türk kültüründe etkili olduğuna inanılan Samanlığa bu çalışmada geniş yer verilmiştir. Kültür yapılan ve yaşadıkları coğrafyanın genişliği sebebiyle Türkler yaşadıkları coğrafyalardaki birçok dinden ( Animizm, Totemizm, Dinamizm, Budizm, Lamaizm, Maniheizm, Zerdüştilik, Hristiyanlık, Musevilik, İslâmiyet) etkilenmiş ve onları da etkilemişlerdir. Çalışmamızın ikinci bölümünde Türklerin bazı boylarının etkilendiği dinler ve etkileniş şekilleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde, kültler, Gök-Tann dini ve Şaman inanışlannm Türk kültüründeki oyunlara, geçiş dönemlerine, dayanışma-yardımlaşma kurumlarına, bereket törenlerine, halk bilgisine ve diğer inanışlara etkileri üzerinde durulmuş; son bölümde bu konulann yorumlanna yer verilmiştir. n
Türk kültüründe ateş ve ocak ile ilgili inanışlar
Anahtar kelimeler: İnanç, inanış, din, kült, ateş, ocak. Bu tezde ateş ve ocak kültlerinin Türk kültürü içerisindeki yeri ve önemi üzerinde durulmuş ve bu kültlerin günümüzde de varlığım sürdürüp sürdürmediği incelenmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde çalışmanın konusu, amacı, kapsamı ve metodu hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde inanç ve inanış kavramı üzerinde durulmuştur. Kült kavramı açıklanarak Türk kültüründe bulunan kültler genel olarak incelenmiştir. İkinci bölümde ise Türk kültüründe bulunan ateş ve ocakla ilgili inanışlar, geçiş dönemleri (doğum-evlenme-ölüm); kutlama törenleri (kurban saçı, Nevruz, Hıdrellez); halk bilgisi (halk hekimliği, halk veterinerliği, halk meteorolojisi) ile oyun ve fal çeşitleri gibi konular ele alınarak incelenmiştir. Bu bölümde ateş ve ocakla ilgili atasözü ve deyimlere de yer verilmiştir. Sonuç bölümünde ise çalışmadan elde edilen sonuçlara ve faydalanılan kaynaklara yer verilmiştir. Eski Türk inançlarında, kötülükleri ve pislikleri temizleyen, aynı zamanda koruyucu ve kutsal kabul edilen ateş ile soyun devamım sembolize eden ocak büyük önem taşır. Genel olarak eski Türk inanç sistemine baktığımızda bu dini inanç ve uygulamaların bir kısmının aynen, bir kısmının da değişerek günümüzdeki etkinliğini devam ettirdiğini görürüz. m
Türk aile düzeni ve aile içi ilişkiler
Anahtar Kelimeler: Aile, Aile Çeşitleri, Tarihi Süreçte Türk Ailesi, Türk Aile Yapısı, Aile îçi İlişkiler. Toplumların en küçük sosyal birimi ailedir. Diğer bir ifadeyle, aile, toplumun küçülmüş bir parçasıdır. Dolayısıyla önce bir grup, sonra bir kurumdur. Aile, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel görevleri üstlenen bir kurumdur. Bu görevler, neslin devamını sağlama, çocukları sosyalleştirmekle bireylerinin duygusal ihtiyaçlarını giderme, onları gerginliklerden koruma, onların biyolojik ve psikolojik tatminini sağlama ve kültür naklini gerçekleştirme şeklinde sıralanabilir. Aile sosyal kurumlar içersinde birincil ilişkilerin en sık görüleni durumundadır. Bir ailenin oluşumu evlilikle gerçekleşir. Evlenen her birey yeni bir aile oluşturmuş demektir. Dolayısıyla yeni görevleri üstlenen bir kurum daha oluşturulmuştur. Türk toplumunda da aile bütün sosyal bünyenin çekirdeği durumundadır. Bu güne kadar birçok mekan değişikliğine rağmen Türklerin varlıklarını korumaları, aile yapılarının sağlamlığından kaynaklanmaktadır. Türklerde ataerkil aile yapısı hakimdir. Baba evin reisidir ve ailenin temel ihtiyaçlarını gideren bir koruyucu durumundadır. Kararların verilmesinde son söz babaya aittir. Türk ailesinde kadına da ayrı bir değer verilmektedir. Çünkü kadın, eski Türklerde de olduğu gibi aile içi ilişkilerin merkezinde bulunmaktadır. Türk toplumunda gerek yaşlılar gerekse çocuklar ailenin baş tacıdır. Onlara verilen değer ailenin geçmişine verilen değeri gösterdiği gibi geleceğine verilen değeri de gösterir. Aile, şartlar dahilinde zamanla değişmeye uğrayabilir. Sosyal değişmeler her kurumu olduğu gibi aile kurumunu da değiştirmektedir. Türk ailesinde de şartlara ve zamana bağlı olarak çeşitli değişiklikler meydana gelmiştir. İslamiyet toplum yapımıza uygun bir din olduğu için bu dinin kabulünde toplumumuz bir sıkıntı çekmemiştir. Bu din de toplumumuzun gerek işleyişine gerek ilişkilerine büyük yenilik getirmemiştir. Özellikle 19.yy.dan sonra sanayileşmeyle birlikte aile içi ilişkilerde farklılıklar görmekteyiz. Fakat, Türk toplumunda aile kurumu, genel işlerliğinden bir şey kaybetmemiştir. Dışarıdan gelen etkilerde de toplum için bir tampon oluşturmuştur. Değişmeleri ve gelişmeleri kendi yapısına uygun bir şekilde emerek genel toplum yapımızın değişmesini önlemiştir.
Türk kültüründe ongunlar ve semboller
Anahtar Kelimeler: Ongun, sembol, sembolizm, kutsal, mitoloji, inanç. Bir çok milletin tarihi içerisinde önemli yer tutan semboller, Türk kültüründe ve Türk tarihinde de önemli bir yer tutmaktadır. Bu sembollerin neler oldukları ve tarihçesi, hangi dönemlerde ortaya çıktıkları ve neleri ifade ettikleri, yaşayan insanların kültürlerini, yaşam tarzlarını ve etkilendikleri tabiat olaylarım anlamak bakımından önemlidir. Ongun ve sembollerin ortaya çıkışı insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insanlardan günümüze kadar insanoğlu kendisiyle özdeşleştirdiği, önemli saydığı, kutsal gördüğü bütün değerleri mutlak bir surette onu ifade edecek tarzda göstermiştir. Bu gösterimler bazen kutsal sayılan ve zarar verilmeyen bir hayvan, bazen sık sık ziyaret edilen kutsal bir yer, bazen de bir sembol olmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde kutsalı, kutsalın tanımım kaynağı ve nitelikleri üzerinde durmaya çalıştım. Türklerin nelere kutsal gözüyle baktıklarını ve bu kutsallığın ortak niteliklerinin neler olabileceği üzerinde durdum. İkinci bölümde ise; Türk kültüründe bulunan ongunları ve sembolleri konu olarak aldım. Bu bölümde ise ongunların ve sembollerin manası, kapsamı ve ilişkide bulunduğu diğer terimleri ele aldım. Türk kültüründe öne çıkan sayıların, renklerin, hayvanların, hakimiyet ve hükümranlık sembollerini ayrı ayrı ele aldım. Üçüncü bölümdeyse kutsiyet taşıyan varlıkların üzerinde durdum. Türk kültüründe kutsiyet taşıyan sembolleri ayrı ayrı başlıklar altında ele aldım ve açıklamaya çalıştım. Bu çalışmamda Türk kültüründe değer ifade eden ongunları ve sembolleri inceleyerek elde edilen bulguları çalışmamın amacı doğrultusunda değerlendirdim. m
Elazığ-Harput müzik folkloru
Türklerin Anadolu'daki en eski şehirlerinden biri olan Harput; müzik kültürü açısından da özel bir bölgedir. Kürsübaşları, bağlar, bahçeler, kaya ve havuz başları yöre sanatçısının gönlündekini dile getirdiği geleneksel sahnelerdir. Harput müziği; çalgıları, makamları ve icra sırasındaki kuralları ile de Türk müziği içerisinde ayrı bir zenginlik oluşturmaktadır. Her makamın kendi içerisinde mutlaka bir gazeli, hoyratı ve kırık havası vardır. Bu makamlar arasındaki geçişler de belirli kurallara bağlıdır. Harput müziğinde diğer bölgelerde olduğu gibi söz ön plandadır. Yörede bir dönem müslümanların çalgı çalmasının yasak derecesinde hoş görülmemesi sebebiyle çalgı ile uğraşanların büyük çoğunluğu gayri müslimlerdir. Harput türkü, şarkı ve uzun havalarını icra edenler ise, genellikle hafızlıktan gelen müslüman Türklerdir. Bu çalışmada; Harput müziğinin kökeni, yapısı ve icrası konusunda incelemeler neticesinde bilimsel yorum yapmak amaçlanmıştır. Fakat konu Harput müziğinin günümüzdeki en iyi icracılarından olan Enver Demirbağ'm repertuarı ile sınırlı tutulmuştur. 113 adet Harput ve Elazığ türküsü değişik icraları ile birlikte notaya alınarak çeşitti yönleriyle incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda Elazığ ve Harput türkülerinin en çok; 10/8 usûlde, 100 ile 119 metronom arasında, bir oktav ses genişliğinde, 4. ve 5. derece seslerinin güçlü olduğu, Uşşak veya Hüseyni makamına benzeyen bir yapıya sahip olduğu görülmüştür.