Theses supervised by Doç. Dr. Güven Dinç

10 theses · Akdeniz University

DoctorateOpen AccessTR

XVIII. yüzyılın ilk yarısında Mora Yarımadası

Mora Yarımadası, verimli topraklara sahip olmasının yanında kıyılarında bulunan doğal limanları sayesinde stratejik bir konuma sahiptir. Bu özelliğinden ötürü Mora Yarımadası farklı zamanlarda Makedon, Roma, Bizans, Got, Slav, Arap ve Latinler gibi pek çok devletin, krallığın ve ulusun saldırı ve istilalarına hedef olmuştur. Mora Yarımadası'na I. Murad (1362-1389) saltanatının sonlarında başlayan Osmanlı ilgisi, 1460 yılında II. Mehmed tarafından yarımadanın fethiyle sonuca ulaşmıştır. Fethin ardından yarımada, bir bölgenin Osmanlı idari sistemine katıldığını gösteren en önemli unsur olan tahrire tabi tutulmuştur. II. Mehmed'in ardından II. Bayezid (1481-1512) ve I. Süleyman (1520-1566) devirlerinde yapılan seferlerle Venedik kontrolündeki son kaleler de Osmanlı topraklarına katılmış ve Mora'da tam Osmanlı hâkimiyeti sağlanmıştır. Mora'da 1460 yılındaki fetihten sonra başlayan Osmanlı egemenliği, yarımadanın peyderpey Venedik hâkimiyetine girmeye başladığı 1685 yılına kadar devam etmiştir. 1715 yılına kadar Venedik hâkimiyetinde kalan Mora, Şehid (Damad) Ali Paşa'nın serdarlığındaki seferle tekrar Osmanlı topraklarına katılmış ve "İkinci Tourkokratia" olarak adlandırılan dönem başlamıştır. Mora'nın tekrar fethinin ardından yarımadada 1715 yılında son defa tahrir uygulaması yapılmış ve bölgedeki gelir kaynakları tespit edilmiştir. Tahririn ardından Venedik hâkimiyetinde bölgeden ayrılan Müslüman nüfusun tekrar bölgeye iskânına çalışılmıştır. Bunun yanında Osmanlı hâkimiyetinin temel göstergelerinden olan dini kurumlar ihya edilmiş ve buralara görevli tayinleri de yapılmıştır. Tahrir defterlerine istinaden icmal defterleri de hazırlanmış ve Mora kalelerinde mevcut muhafız askerlere dirlik dağıtma işlemi yapılmıştır. Böylece Mora'daki Osmanlı hâkimiyeti bütün unsurlarıyla tesis edilmiştir. Bu çalışma ile 18. yüzyıl başlarında Osmanlıların yeniden fethettiği Mora'da teşkil edilen idari yapı ile 18. yüzyılın ilk yarısında bölgedeki iktisadi yapı Osmanlı arşiv belgeleri kullanılarak mukataalar, tarımsal üretim, hayvancılık, ticaret gibi bütün unsurlarıyla ele alınmıştır. Bunun ardından Mora'da Müslüman, Hıristiyan ve az sayıdaki Yahudi'den oluşan demografik yapının değişimi incelenmiştir.

18. yüzyılDemografiDemografik yapı+7
Abdullah Zararsız
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
11
Master'sOpen AccessTR

Kentsel planlama ve mimari yapılaşma bağlamında antik çağdan Cumhuriyet Dönemine kadar Antalya şehri ve sur yapıları

Antalya'nın kentsel planlama ve mimari yapılaşma bağlamında Antalya Kalesi ve sur yapılarında gerçekleştirilen restorasyon uygulamalarının (1812 – 1914) incelendiği bu tez çalışmasında T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı'ndaki Tamirat Defterleri, Şer'iyye Sicilleri, Tahrir Defterleri benzeri kaynakların yanı sıra seyahatnameler esas alınmıştır. Anadolu mekânsal anlamda pek çok ilkin yaşandığı bir coğrafyadır. Paleolitik çağlardan başlayarak Antalya sırasıyla Bergama Krallığı, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devleti'ne ev sahipliği yapmıştır. Bu nedenle kent gerek önemli bir ticaret ağı rotasında bulunmasıyla gerekse güçlü bir savunma mimarisiyle birlikte zengin arkeolojik kalıntılara sahip olmasıyla pek çok kültür katmanını bünyesinde barındırmaktadır. Antalya'nın en önemli kültürel ögeleri arasında bulunan kale geçirdiği onarımlarla sur bedenlerini güçlendirerek XX. Yüzyılın başlarına kadar varlığını sürdürmüştür. Sosyal, ekonomik ve mimari anlamda pek çok öneme sahip Kaleiçi, mimari yapıları, ayakta kalmış sur duvarları ve kapıları ile birçok kültürel ve tarihsel ögeye sahip olarak günümüzde de önemini ve varlığını sürdürmektedir.

AntalyaAntalya-KaleiçiAntik Çağ+6
Derya Akyol
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Doğu Akdeniz'deki doğalgaz keşif ve sondaj faaliyetlerinin bölge jeopolitiğine ve Kıbrıs sorununa etkileri

Çalışma Doğu Akdeniz bölgesinde keşfedilen ve keşfedilmesi beklenen doğalgaz kaynaklarının bölgedeki Kıbrıs sorununa etkisini araştırmaktadır. Enerji pragmatizminin bögedeki kemikleşmik Kıbrıs sorununun çözümünde olumlu/olumsuz nasıl bir rol oynayacağı çalışmanın temel sorusunu oluşturmaktadır. Bu soruya cevap ararken bölgesel ve bölge dışı politik aktörlerin Doğu Akdeniz politikaları incelenmiş ve bölgedeki doğalgaz rezervlerinin bu politikalar üzerindeki etkisi ele alınmıştır. İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Mısır bölgede hali hazırda doğalgaz rezervleri tespit etmiş ülkelerdendir. Bunun yanında bölgede keşif çalışmaları devam etmektedir. Bölge, enerji güvenliği bağlamında Avrupa Birliği ve NATO gibi uluslararası örgütlerin ayrıca Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya'nın da doğrudan ilgisini üzerine çekmektedir. Doğu Akdeniz çok değişkenli bir bölge olarak tarihsel önemini bugün de korumaktadır ve Kıbrıs Adası da tarih boyunca coğrafi konumu ile olduğu gibi bugün de çevresinde bulundurduğu enerji kaynaklarıyla dikkatleri üzerine çekmeye devam etmektedir

Akdeniz politikasıDoğal gazDoğal gaz arama+6
Ezgi Çetin
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

32 numaralı Kıbrıs Mutasarrıflığı Meclis-İdare Defterinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (1876-1877)

Kıbrıs, 979/1570 yılında Osmanlı devleti tarafından fethedilmiş ve bu tarihten itibaren adada Türk hâkimiyeti başlamıştır. 1839 Tanzimat, 1856 Islahat Fermanları sonucunda idarî ve sosyal anlamdaki birçok düzenlemenin ilk uygulandığı yerlerden birisi Kıbrıs adası olmuştur. Bu anlamda zaman zaman on altı kazaya kadar ulaşan Kıbrıs Mutasarrıflığı oluşturulmuştur. Aynı şekilde Sancak İdare Meclisi de mutasarrıfa yardımcı olmak ve sancakla ilgili birçok konuda karar almak üzere kurulmuştur. Bu çalışmada Osmanlı Arşivi'nde bulunan Kıbrıs Mutasarrıflığı İdare Meclisi'ne ait 32 numaralı karar defterinin transkripsiyonu yapıldıktan sonra karar özetleri çıkarılmıştır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Osmanlı dönemi Kıbrıs'ın idari ve sosyal yapısı hakkında bilgi verildikten sonra, ülke genelinde Tanzimat ve Islahat Fermanlarına bağlı olarak ardı sıra gelen nizamnamelerle idari yapılardaki değişikliğin Kıbrıs'ta aldığı şekil üzerinde durulmuştur. Ayrıca bahse konu olan İdare Meclisi üyeleri ve çalışmaları hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde defterin içeriği değerlendirilmiş; Üçüncü bölümde ise bu kararların birer özetleri verilmiştir. Defterde 341 karar bulunmaktadır. Bu kararlarda Kıbrıs'ın ekonomik, sosyal ve siyasi yapısına dair birçok veri bulunmaktadır. Buna göre Kıbrıs'ta birçok ziraî ürün ekilmekte ve meyvecilik yapılmaktadır. Bu tür faaliyetlerin çekirge istilasından ve doğal afetlerden oldukça etkilendiği görülmektedir. Özellikle vergiler ve bunlara bağlı şikâyetler kararların büyük bir çoğunluğunu oluşturmaktadır. Ayrıca Kıbrıs'ın hububatta diğer şehirlere ihraçta bulunulduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Kıbrıs Mutasarrıflığı, Sancak, İdare Meclisi

19. yüzyılKıbrısKıbrıs Mutasarrıflığı Meclis İdare Defteri+4
Ahmed Baltacı
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyıl ortalarında Antalya'nın sosyal ve ekonomik durumu (1844-1845 tarihli Temettüat defterlerine göre)

Bütünü anlamak için onu oluşturan unsurları iyi bilmek gerekir. Son yıllarda Osmanlı tarihi ile ilgili yapılan çalışmaların şehirler üzerinde yoğunlaşmasının önemli sebeplerinden biri de budur. Her şehir, bütünün birer parçası olarak, bulunduğu coğrafi koşulların özelliklerini taşır. Bu sebeple Anadolu şehirleriyle ilgili yapılan her çalışma aynı zamanda Osmanlı tarih araştırmalarına da önemli bir katkıdır. Bu çalışma ise 19. yüzyıl ortalarında Teke sancağı Antalya merkez kazasının sosyal ve ekonomik görünümünü ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Tezde kullanılan temel kaynak, vergi vermekle yükümlü hane reislerinin emlâk, arazi, hayvan ve meslek gibi her türlü gelir kaydının tutulduğu, dönemin sosyal ve ekonomik durumu ile ilgili önemli bilgiler içeren 1844-1845 tarihli Antalya Temettüat Defterleri'dir. Çalışmamız nefs-i Antalya olarak geçen Antalya şehir merkezi ile sınırlı mahalleleri kapsamakla birlikte, tespit ettiğimiz 30 mahalleye ait 34 Temettüat defteri esas alınarak hazırlanmıştır. İlgili defterlerin transkript edilmesi sonucu oluşturulan tablolar, çeşitli grafiklerle desteklenip yorumlanarak Antalya'nın demografik, sosyal ve ekonomik yapısı incelenmiştir. İncelemeler yapılırken gayrimüslimlerin yaşadığı yerleşim birimleri ile Müslümanların yaşadığı yerleşim birimleri ayrı ayrı ele alınmıştır. Ortaya çıkarılan çalışma ile Antalya şehir tarihi ile ilgili yapılan çalışmalara katkı sağlandığı düşünülmektedir. 1844 yılı verilerine göre incelenen 30 mahallede toplamda 1870 hane, tahmini olarak 9350 kişi yaşamaktaydı. Nüfusun %66,3'ü Müslüman, %33,7'si gayrimüslimdi. Gayrimüslimler yalnızca 4 mahalleye yerleşmişti. Bu dönemde şehirde göz ardı edilemeyecek miktarda Arap ve Moralı muhacir de bulunmaktaydı. Oldukça farklı çeşitte mesleğin görüldüğü kaza merkezinde tarım ve hayvancılıktan ziyade ticaret ve zanaatkârlık rağbet görmekteydi. Çoğu hane, hayvancılığı temel geçim faaliyeti olarak yapmasa da kendi ihtiyaçlarını karşılamak adına hayvan beslemekteydi. En fazla sahiplenin hayvan türü ise yük ve binek hayvanlarıydı. Hanelerin gelir elde ettiği kaynaklar; hayvancılık, ziraat, meslek ve sahip oldukları gayrı menkullerden elde ettiği kira gelirleriydi. En fazla gelir getiren kaynak ise meslek gelirleriydi. Meslek gelirlerini ziraattan elde edilen gelirler takip ederken kayda geçen zirai araziler tarla, bahçe ve bostanlardı. Haneler zirai arazilerden elde edilen gelirlerin %8,4'ünü öşür vergisi olarak, elde ettikleri toplam gelirin %5'ini vergi-yi mahsûsa olarak devlete geri ödemekteydi.

19. yüzyılAntalyaDefterler+5
Gülsu Serpen
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Antalya'da aile kurumu (1908-1945)

Aile bir toplumun en küçük ve en temel birimidir. Bir toplumun gelişmesi veya çöküşü aile kültürünün yapısıyla eşdeğerdir. Osmanlı Devleti'nin ekonomik, askeri ve toplumsal açıdan gerilemeye başladığı devirlerde aile kültürünün de bozulduğu bilinmektedir. Zira Batı'nın üstünlüğünü kabul eden Osmanlı Devleti'nin birçok alanda yenilikler yapması ile birlikte aile ve kadın konusunda da önemli değişimler yaşanmıştır. Aile modernleşmeye başlamış, özellikle II. Meşrutiyet döneminde kadınlar evden çıkarak eğitim ve iş alanında yer alarak gözle görülür bir biçimde kadın hareketi yaygınlaşmıştır. Eski ve kadim bir geleneğe sahip olan Antalya şehri çok kültürlü bir yapı barındırdığı için Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti döneminde aile kültürü bakımından oldukça zengindir. Osmanlı Devleti'nde 1900 yılların başlarında Antalya'da birçok farklı millet bir arada yaşamaktaydı. Bunlar Müslümanlar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ve Kıptilerdi. Bu cemaatler bir arada saygı ve hoşgörü içerisinde kendi aile kültürlerini yaşatarak gelecek nesillere aktarmışlardır. Osmanlı döneminde aile hukuku alanında Mecelle Kanunu uygulanmaktaydı. Osmanlı döneminde Antalya'da aile hayatına oldukça büyük özen gösterilmiş, evlilikler ve boşanmalar kanun nazarında yapılmaya çalışılmıştır. Antalya kent ve kır yöresinde biraz farklılaşmalar olmakla birlikte Anadolu'nun ortak kültürünü taşıdığı söylenebilir. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Antalya'daki aile yaşamı Türk kültürünün özelliklerini muhafaza edip, dünya kültürüyle ortak bir sentez oluşturup varlığını devam ettirmiştir. 1926 yılında Medeni Kanunu'nun kabulü ile birlikte kadın ve erkek aile hukukunda eşitlenmiş, sağlıklı bir yapıya kavuşmuştur. Cumhuriyet devrinde Antalya'da aile kültürüne son derece ehemmiyet verilmiş, bu kültür toplum ve devlet kurumları tarafından desteklenmiştir. Atatürk ilke ve inkılâpları tüm şehirde hızla kabul görerek aile yapılanmasında yerini almıştır. Ataerkil bir kültürün hakim olduğu Antalya'da özellikle kadınlar inkılâplarla her anlamda korunarak toplumda güçlü bir şekilde var edilmeye çalışılmıştır. Kadınların eğitim ve iş alanında ön plana çıktığı, şehirdeki toplantılara, balolara, etkinliklere ailece katılımın desteklendiği görülmektedir.

AileAile hukukuAntalya+5
Ayşe Bingöl
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

İngiliz protektorası Kıbrıs'ta hukuki dualizm (1878-1914): Hukuki çoğulluğun sosyolojik ve antropolojik analizi, hukuk politika ilişkisi

Bu çalışmanın amacı, Kıbrıs'ın hukuk yapısı ve hukukî dönüşüm süreçleri içersinde İngiliz dönemi hukuk uygulamalarının (1878-1914), disiplinler arası bir yaklaşımla "Hukuk Sosyolojisi" ve "Hukuk Antropolojisi" özeliyle incelenmesi, hem Osmanlı mahkemeleri hem de İngiliz mahkemelerinin bir arada yargılama yetkilerinin oluşturduğu hukukî dualizmin tarih, metodoloji ve kuram birlikteliği ile açıklanmasıdır.

HukukHukuk antropolojisiHukuk sistemi+6
Mehmet Ayas
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

84 no'lu Antalya Şer'iye Sicili Defteri'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi

Geçmişten günümüze ışık tutan en önemli belgelerden birisi şer'iyye sicili defterleridir. Şehirlerin idari, sosyal, iktisadi yapısını günümüze kadar ulaştırabilen bu kaynaklar, düzenli olarak tutulmuş, belirli sistemlere göre kayıt yapılmıştır. Çalışmamızın içeriği belirli sistemlerle kayıt altına alınmış bir şer'iyye sicilinin incelenmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada Antalya'nın 1897-1902 tarihleri arasında idari durumu, sosyo-ekonomik yapısı, kültürel dokusu belirli başlıklar altına incelenmiştir. Dünya tarihinin uzun ömürlü devletlerinden olan Osmanlı Devleti'ni etnik, dini ve kültürel farklılıklar bakımından zengin, ancak bir o kadar da problemli bir coğrafyada altı asrı aşan bir süre ayakta tutan faktörlerin başında, bu devletin sahip olduğu hukuki yapı ve bunun işletilme biçimi olduğu şüphesizdir. Kuruluşundan Tanzimat'a kadar belirli hatlarla devam ettirilen Osmanlı devlet teşkilatı, Tanzimat Dönemi'nden itibaren köklü ve çok yönlü bir dönüşüm sürecine girmiş, siyasî, iktisadî ve toplumsal alanlarda değişimler meydana gelmiş, bu durum doğal olarak yargı alanında da sayısız değişikliğe sebep olmuştur. Çalışmamızda Antalya 84 Numaralı Şer'iyye Sicilindeki bilgiler bu doğrultuda ele alınıp değerlendirilmiştir. Bu çerçevede elde edilen bilgiler ışığında öncelikle Tanzimat dönemi ve sonrasında yaşanan değişimlerin Antalya bölgesine (Teke sancağına) etkileri üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın temel kaynağı 84 Numaralı Şer'iyye Sicili Defterine göre, 1897-1902 tarihleri arasında Antalya'da Müslimler ve Gayrimüslimlerin birlikte yaşadıkları anlaşılmaktadır. Gayrimüslimler ticaret ve zanaatla uğraşırken Müslüman halk ise genel olarak tarım ve hayvancılık yapmaktadır. Gayrimüslim ahali idari ve sosyal hayatın her kademesinde yer almaktadır.

AntalyaOsmanlı DönemiOsmanlı tarihi+1
Melike Bulut
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

1879-1909 tarihli Sicil-i Ahval kayıtlarına göre Antalya doğumlu memurlar

Osmanlı Devletiʼnin kuruluş döneminden itibaren varlığı bilinen kalemiye sınıfı XV. ve XVI. yüzyıllarda büyük gelişme göstermiştir. Bu döneme kadar personeller liyakat ve ehliyet sistemine göre istihdam edilirlerken sonraki yıllarda bu iki sistem özellikle bürokratik açıdan sorun teşkil etmeye başlamıştır. Ayrıca devlet personelini ilgilendiren eğitim, özlük hakkı, maaş, rütbe, nişan, madalya ve cezaî uygulamalar gibi muhtelif konularda da bazı sıkıntılar ortaya çıkmıştır. XIX. yüzyıla gelindiğinde modernleşmenin hız kazanmasıyla birlikte rasyonel devlet anlayışına uygun olarak birtakım düzenlemeler yapılmış, neticesinde memur sayısında büyük bir artış yaşanmıştır. Fakat bu artış denetimde birtakım zorlukları beraberinde getirdiği için II. Abdülhamid döneminde hem denetimsizliğin/kontrolsüzlüğün önüne geçilebilmesi hem de memur atamalarının daha düzenli bir şekilde yapılabilmesi için 1879 yılında devlet personelinin biyografilerini kaydetmekle yükümlü olan Sicil-i Ahvâl Komisyonu Dâhiliye Nezâreti bünyesinde ihdas edilmiştir. Bilindiği üzere 1879 yılına kadar Osmanlı memur sicillerinin toplandığı bir defter bulunmamaktaydı. Sicil-i Ahvâl Komisyonuʼnun kurulmasıyla birlikte bu alanda çalışmalar başlamış, memurların sicileri (terceme-i hâlleri) sicil-i umûmî adı verilen defterlere kaydedilmiştir. Fakat memur seçimi ve tayini gibi hususlarda görülen aksaklıklar üzerine yeni bir yapılanmaya gidilmesi amaçlanmış, buna göre 1896 yılında Sicil-i Ahvâl Komisyonu ilga edilerek, hiçbir daireye bağlı olmayan Memurîn-i Mülkiye Komisyonu kurulmuştur. II. Meşrutiyet'in ilanının hemen ardından ise memurlarla ilgili olan işlerin nezaretler bünyesinde yürütülmesi kararlaştırıldığı için Memurîn-i Mülkiye Komisyonu lağvedilmiş, yerine Dâhiliye Nezâreti bünyesinde Memurîn ve Sicil-i Ahvâl İdâresi ihdas edilmiştir. Neticede, 1879 yılında başlayan sicil çalışmaları 1909 yılına kadar bir şekilde devam etmiş ve siciller sicil-i umûmî defterlerine kaydedilmiştir. 1909 yılından sonra ise bu siciller dosyalar halinde tutulmuştur. Bu bilgiler çerçevesinde, çalışmamızda 1879-1909 yılları arasında görev yapan ve sicil-i ahvâl defterlerinde kaydı bulunan 10ʼu gayrimüslim olmak üzere toplam 128 Antalya doğumlu memur ele alınmıştır. Memurların baba adları-meslekleri, eğitim durumları, yabancı dil bilgileri, bulundukları görevler ve aldıkları rütbe, nişan, madalya veya ceza gibi hususlara dair bilgiler tablolar halinde verilmiş; önemli bürokratik görevlerde bulunan Antalya doğumlu memurlar tanıtılmaya çalışılmıştır.

15. yüzyıl16. yüzyılAntalya+4
Ozan Can Akpınar
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

7 numaralı izn-i sefine defterinin transkripsiyon ve değerlendirilmesi

İzn-i sefine, özellikle Çanakkale ve İstanbul boğazlarından geçecek gemilere verilen gidiş-dönüş iznini ifade etmekte olup kara yolu için alınan "yol hükmü" veya "mürur tezkiresi" karşılığı olarak kullanılmıştır. Boğazlardan geçen yabancı gemilere izn-i sefine fermanı veya mürûr tezkiresi verilmesine dair ilk örnek 1452 yılına aittir. Tarih boyunca deniz ticareti bakımından önemli bir yere sahip olan Boğazlar'da 1453-1809 dönemi arasında mutlak bir Türk egemenliği olmasından dolayı Karadeniz'i tüm yabancı gemilere kapatılmıştı. Bu durum 18. yüzyılın sonlarına kadar devam etti. 18. yüzyılın sonlarında ise Karadeniz'e inmek için Osmanlılarla savaşmaya başlayan Rusya, ilk defa 1739 Belgrad Antlaşması'na göre Osmanlı gemileriyle ticaret yapabilme hakkına sahip oldu. Rusya'nın yüzyıla yakın süren mücadelelerden sonra 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'yla elde ettiği Karadeniz'de ticaret yapma hakkı bu denizi bir Türk iç denizi olmaktan çıkardı. Bilhassa 1783'de Kırım'ı işgal ederek Karadeniz'deki hâkimiyetlerini tamamen pekiştirti. 1783 yılında imzalanan Ticaret Antlaşması'yla ticaretin hangi şartlarda yapılacağı kararlaştırıldı. Yaptığımız bu çalışma 1818-1823 yılları arasında Deniz ticareti bakımından son derece önemli verileri kapsayan 7 Numaralı İzn-i Sefine Defteri'nin transkripsiyon ve değerlendirimesinden oluşmaktadır.

DefterlerKaradenizOsmanlı tarihi+6
Fatih Ertaş
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2017
00

Other supervisors