Theses supervised by Doç. Dr. Murat Öztürk

12 theses · Van Yüzüncü Yıl Üniversity, İnönü University, Yozgat Bozok University, İstanbul University

Master'sOpen AccessTR

Pend-nāme-i Kebîrî-zāde Yüsrî (İnceleme- metin- sözlük)

Çalışma, 18. yy. müelliflerinden Kebirizâde Abdurrahman Yüsrî'nin Pend-nâme (Pend-nāme-i Kebirì-zāde Yüsrì) adlı eserinin çeviriyazıyla tenkitli metninin ortaya konulması ve içerik tahliline tabi tutulması amacıyla yapılmıştır. Süleymaniye müderrislerinden olan Abdurrahman Yüsrî, eserini 18 Kasım 1703'te tamamlayıp III. Ahmed'e sunmuştur. 1721'de İstanbul'da vefat etmiştir. Kitabın kütüphanelerde dört yazma nüshası mevcuttur. Nüshalardan birinde müellif hattından nakledildiğine dair kayıt ve o kayda göre 1819/1820'de istinsah edildiğine dair bilgi vardır. Nüshaların dördü de talik yazıyla yazılmıştır. Bu nüshalar karşılaştırılarak tenkitli bir metin ortaya konulmuştur. Çalışma dört bölüm olarak düzenlenmiştir. Birinci bölümde, ilk defa bir kitabı akademik çalışmaya konu olan Kebirîzâde Abdurrahman Yüsrî'nin hayatı ve eserleri hakkında bilgiler verilmiş, bilgi kaynakları çıkarılmış, eserinin siyasetname türü içindeki yeri ve siyasetnamelerin genel özellikleriyle uyumluluğu irdelenmiştir. İkinci bölümde Pendnâme'sinin birkaç yönden tahlili yapılmıştır. Şekil, içerik, iktibaslar, dil ve üslup özellikleri bakımından Pendnâme ayrı ayrı tahlil edilmiştir, Üçüncü bölümde nüshalar tanıtılmış, Pendnâme'nin nasıl kurulduğuyla ilgili bilgilere ve Pendnâme metnine yer verilmiştir. Dördüncü bölümde de eserin bir sözlüğü hazırlanarak çalışmanın sonuna eklenmiştir. Pendnâme, mensur yazılmış klasik bir siyasetnamedir. İçinde büyük çoğunluğu Farsça olan 54 adet manzum parça da vardır. Besmele, iki mukaddime, on üç makale ve bir hatimeden oluşmaktadır. Giriş (ilk) mukaddimesi sanatlı, diğer bölümleri daha anlaşılır bir sadelikte yazılmıştır. Kadılık ve müderrislik görevlerinde bulunmuş olan Yüsrî, referanslarını daha çok dinden almıştır. Bu bağlamda eserde 35 ayet, 41 hadis, din büyüklerinden 4 söz ve 29 adet de Arapça atasözü/hikmetli söze yer verilmiştir. Yazarı devletin yönetim kademelerinde bulunmadığı için dönemiyle ilgili tarihi olaylara veya yönetim tecrübesine yer vermemiştir. Müderris olan müellifin din eksenli öğütleri bu siyasetnamede daha belirgin olarak hissedilir. Hatta bunların önemli bir kısmını kendi tasavvufi düşüncesi bağlamında dini öğütler olarak sunar. Anahtar Kelimeler: siyasetnâme, pendnâme, Kebirizade Abdurrahman Yüsrî, nasihatü'l-mülûk, nasihat, nasihatname, tahlil, inceleme, sözlük

18. yüzyılEski Türk edebiyatıPendnameler+2
Abdulaziz Turun
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bahri'nin Letaifnamesi(İnceleme-tenkitli metin- sözlük)

Sözlüklerde "insanları güldüren, neşelendiren hoş ve güzel söz, özellikle şaka, espri" olarak ifade edilen letaifnamelerin yapılan tanımlamalarında genel olarak hikmet yönü ön plana çıkarılmış, "ince anlam" vasfı vurgulanmıştır. Letaif mecmuaları ise bu türden hikayelerin toplandığı kitaplara verilen genel isimdir. Letaifnameler, oldukça zengin muhtevasıyla sadece klasik edebiyatın pek çok tür ve şekline örneklik oluşturmamakta aynı zamanda halk edebiyatı, Türk dili, halk bilimi, sosyoloji, tarih gibi alanlarda çalışanlar için kaynaklık oluşturmaktadır. Bu çalışmamızın başlıca amacı Bahrî'nin Letaifnamesi'nin, elimizde bulunan Milli Kütüphane, Topkapı Sarayı, İstanbul Üniversitesi I ve İstanbul Üniversitesi II yazmalarını karşılaştırarak edisyon kritiğini yapmak ve eseri müstensihlerin yapmış olduğu muhtemel hatalardan arındırmaktır. Çalışmamızın giriş olarak adlandırdığımız birinci bölümünde, klasik edebiyatımızda mizah ve letaif konusu irdelenmiş, ikinci bölüm olan inceleme kısmında Bahri'nin Letaifnamesi çok yönlü olarak ele alınmıştır. Çalışmamızın asıl kısmını oluşturan üçüncü bölümde ise eser, dönemin dil özelliklerine sadık kalınarak, çeviriyazı ve tenkitli metin kuralları çerçevesinde, Latin harflerine çevrilmiş ve nüshalar arasındaki farklılıklar, dipnotlarla belirtilmiştir. İlgililerin çalışmamızdan istifadesini kolaylaştırmak amacı ile tezimizin sonunda eserde geçen kelimelerin çoğunluğunu içeren bir sözlüğe yer verilmiştir. Sonuç olarak bu çalışmamızla Osmanlı dönemi eserlerinden biri gün ışığına çıkarılmış, incelenmiş, eserin en kapsamlı ve orijinal metni ortaya konulmaya çalışılmış ve ortaya çıkan metinle sosyal bilimlerin çeşitli alanlarında çalışan araştırmacılara kaynak oluşturulmuştur.

BahriEski Türk edebiyatıLetaifname+2
Yusuf Vuran
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sürûrî'nin Şerh-i Mu'ammeyât-ı Mîr Hüseyin adlı eseri(İnceleme-tenkitli metin)

Sözlüklerde "anlaşılmaz, halledilmez şekilde güç, halli müşkül şey" manasına gelen muamma, divan edebiyatında bir insan veya herhangi bir şeyin ismini nesir veya nazım içerisinde gizlemeye denir. Muamma, Türk edebiyatına Fars edebiyatından geçmiştir. XV. asırda Ali Şir Nevâyî'nin etrafında toplanan Türk ve Fars şairleri muamma ilminde büyük incelikler göstermişlerdir. Mollâ Câmî, Ali Şir Nevâyî, Mir Hüseyin Nişâbûrî gibi şairler, muammanın tertibi ve çözümü konusundaki kaideleri geliştirmiş ve bu türün oluşmasına katkı sağlayacak muammalar söylemişlerdir. Anadolu sahasında muammanın yazılma süreci ise XVI. asırda başlar. Edirneli Emrî Çelebî, muamma konusunda üstad kabul edilir. Türk edebiyatında muamma söyleme geleneği, Fars edebiyatındaki muamma örneklerinin şerh edilmesi ile başlamıştır. Bursalı Lâmî Çelebî, Gelibolulu Sürûrî gibi isimler Molla Câmî ve Mir Hüseyin Mu'ammâyî'nin muamma risalelerini şerh ederek bu türün Anadolu'da yaygınlaşmasına katkı sağlamışlardır. Özellikle Sürûrî'nin Mollâ Câmî, Mir Hüseyin Nişâbûrî ve Ali Ker'in muammalarına yazdığı şerhler önem arz etmektedir. Tezimizde Gelibolulu Sürûrî'nin daha önce üzerinde herhangi bir çalışma yapılmamış olan Şerh-i Mu'ammeyât-ı Mîr Hüseyin adlı eserinin mevcut nüshalarından hareketle tenkitli metni hazırlanmış ve eser muamma söyleme ve şerh usûlleri açısından incelenmiştir. Tezin giriş kısmında şerh kavramı ve şerh edebiyatı hakkında bilgi verilmiştir. Klasik Türk edebiyatında hangi tür eserlere yönelik şerhler yapıldığı anlatılmıştır. Ardından muammanın tanımı ve kaideleri hakkında bilgi verilmiş, bu alanda yapılan çalışmalarla ilgili kısa bir literatür taraması yapılmıştır. Sonra bazı eserlerden hareketle muamma çözme kaideleri kısaca tanıtılmıştır. Tezin ilk bölümünde şâir ve şârih hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise metnin genel yapısı, metinde geçen bölümler ve muamma çözme kaideleri örneklerle birlikte tanıtılmıştır. Daha sonra şârihin şerh metodu incelenmiştir. Bu bölümde şârihin kullandığı gramer terimleri, söz varlığı, muammaları çözme teknikleri, şairler ve çeşitli terimler hakkında yaptığı değerlendirmeler ele alınmıştır. Muamma tertip etme ve çözme konusundaki kaidelerin sistemli bir şekilde anlatıldığı ve bu kaidelerin anlaşılmasını sağlayacak muamma örneklerinin verildiği Sürûrî'nin bu eseri, Türk edebiyatında muammanın gelişimini görmek açısından oldukça önemli bir yere sahiptir.

Eski Türk edebiyatıSüruriTürk edebiyatı
Tolga Öntürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

XXI. yüzyıl Türk dünyasında ortak teşkilatlar

Millet, ortak bir geçmişe sahip olan ve birlikte yaşama arzusu gösteren insan topluluğu olarak manevi bir ilkeye, bir ruha dayalıdır. Millet olmak ortak bir geçmişten gelen tarihi sahiplenmektir. Bir milleti millet yapan öge, birlikte yaşama arzusunun tüm bireylerde var olmasıdır. Millet kavramı devamlılık ve ebedîlik düşünü ifade eder. Bu bakımdan da millet, manevi bir varlığın karşılığıdır. Bir milleti teşkil eden toplulukların amacı diğer milletlere karşı ortak menfaatlerini korumak, inanışlarını, hayat tarzlarını ve iradelerini devam ettirmektir. Halk ise belli bir zaman diliminde, belli bir yerde yaşayan insan topluluğudur. Halk kavramında devamlılık yoktur. Milletler politik bir örgütlenme sonucunda iradesini ortaya koymaya başlamasıyla devlet şeklini alır. Devlet bir milletin bir toprak parçası üzerinde politik bir örgütlenme sonucu ortaya çıkan kişiliğidir. Mazisi kırk asrı aşan Türkler ise ortaya çıktıkları dönemden beri millet olma bilincine sahip olmuş ve dünyanın neredeyse tamamına yayılarak diğer halkları da kendi bünyelerinde barındırıp devlet olabilme şuuruna erişmişlerdir. Türk milleti aynı anda farklı coğrafyalarda devlet kurabilmiş ve kendi medeniyetlerini devam ettirmişlerdir. Türkler millet olma duygularını muhafaza ederek teşkilatlandıkları dönemlerde dünya tarihine yön verebilmiş lakin bu duygudan uzaklaştıklarında ise benliklerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. XIX. yüzyıl sonlarına doğru birlikteliklerinden uzaklaşan Türk dünyası, XX. yüzyıl başlarında donanımlı liderlerin ortaya çıkmasıyla tekrar bu düşünceye sarılmaya başlamışlardır. Verilen mücadeleler XX. yüzyıl başlarında sonuç vermemiş olsa bile aynı yüzyılın sonlarında SSCB'nin dağılmasıyla birlikte bağımsızlığını elde eden Türk devletlerinin ortaya çıkması, Türk Dünyasının kendi benliğine geri dönüş yapmasına olanak sağlamıştır. Türk devletleri mevcudiyetlerini sağladıkları gibi birliktelik oluşturmak adına çeşitli çalışmalara başlamıştır. XXI. yüzyıla gelindiğinde ise Türk dünyasında ortak hareket mekanizmaları geliştirebilmek adına çeşitli faaliyetlerin hız kesmeden devam ettiği görülmüştür. Bu çalışmada Türk Dünyasının ortaya koyduğu teşkilatlar ve organizasyonlar detaylarıyla ortaya koyulacaktır.

Yaşar Furkan Bingöl
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
21
Master'sOpen AccessTR

Yozgat ilinde toplanan buğday tohumlarında bakteriyel kavuz dibi çürüklüğüne neden olan Pseudomonas syringae Pv. Atrofaciensin izolasyonu ve karakterizasyonu

Bu çalışma, Yozgat ilindeki buğday üretim alanlarından toplanan tohumlarda Pseudomonas syringae pv. atrofaciens etmeninin izolasyonu ve karakterizasyonunu amaçlamıştır. Tohum örneklerinden yapılan bakteriyel izolasyonlar, King B (KB) besiyerinde gerçekleştirilmiş ve floresans özellik sergileyen Pseudomonas spp. kolonilerinin bitki patojeni olup olmadığını belirlemek amacıyla buğday fidelerine yapay inokulasyon yapılmıştır. 36-48 saat içerisinde buğday yapraklarında belirti gösteren izolatları LOPAT testleri sonuçlarına göre, LOPAT grup 1a P. syringae olarak sınıflandırılmıştır. 17 izolatın MALDI-TOF MS proteomik profili ve rpoD genine ait nükleotid dizileri P. syringae pv. atrofaciens CFBP2213PT patotip kültürü ile yüksek oranda benzerlik göstermiştir. Ayrıca, BOX-PCR parmak izi analizlerinde izolatların iki farklı bant profili oluşturduğu tespit edilmiştir. Bu izolatların tamamının patojenik özellik gösterdiği ve biyokimyasal ile moleküler testlerde P. syringae pv. atrofaciens'e özgü özellikler gösterdiği belirlenmiştir. Bu çalışma, Türkiye buğday üretim alanlarında P. syringae pv. atrofaciens'in varlığını ayrıntılı olarak ortaya koyan ilk çalışmadır.

Emin Aydın
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Fâtımîler dönemi için yeni bir kaynak: Meraklar Kitabı'na göre okyanuslar, denizler, nehirler ve göller

Fâtımîler, Sünnî anlayışın karşısında durarak Şiî akideyi tüm dünyaya yaymak ve İslâm'ın gerçek temsilcileri olmak amacını taşımaktaydılar. Bu uğurda Kuzey Afrika bölgesinde genişlemeye başlayan Fâtımîler, kısa süre içinde Akdeniz'de de stratejik fetihler gerçekleştirmişlerdir. Akdeniz Havzası'nda üstünlük elde etmek onlar için öncelikli hedef olmasına rağmen Çin'e kadar uzanmak gâyesi gütmekteydiler. Fâtımîler döneminde te'lif edilmiş anonim coğrâfî bir kaynak olan Meraklar Kitabı'nda ele alınan haritalar üzerinden Fâtımîlerin denizcilik alanına ve su güzergâhlarına yüklediği askerî, siyâsî, sosyal ve iktisâdî anlamı ortaya çıkarmayı hedefleyen bu araştırmada Ortaçağ'daki diğer kaynak eserlerle mukayese yoluna gidilerek su coğrafyalarının temel özellikleri ele alınmıştır.

Coğrafi dağılışCoğrafi verilerCoğrafya+7
Rumeysa Peker
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Salâhaddîn Eyyûbî'nin kara ordusu (570-589/1175-1193)

Salâhaddîn Eyyûbî'nin Kara Ordusu (570-589/1175-1193) Mısır merkezli kurulan Eyyûbîler Devleti, 570-648 (1175-1250) yılları arasında Suriye, Hicaz, Yemen, Kuzey Afrika ve Güneydoğu Anadolu'nun bir bölümüne kadar uzanan geniş bir sahada hüküm sürdü. Devletin müessisi olan Salâhaddîn Eyyûbî (570-589/1175-1193) bir hükümdar olarak hem şahsiyeti hem de gerçekleştirdiği askerî faâliyetleriyle hüküm sürdüğü devre damgasını vurdu. Yakın Doğu'da Eyyûbî idâresi altında İslâm birliğini tesis eden Sultan Salâhaddîn, hayatının en büyük gâyesi olan Kudüs'ün fethini, teşkil ettiği güçlü ordu sâyesinde adım adım ve dâimî bir ilerleme neticesinde başardı (27 Receb 583/2 Ekim 1187). Akabinde Üçüncü Haçlı Seferi ordularına karşı sürdürülen mücâdelede Salâhaddîn'in ordusu, her bakımdan en zorlu imtihânını verdiği ve güçlü askerî birliklere sâhip olmanın ehemmiyetinin anlaşıldığı bir süreçten geçti. Nitekim gerek Kudüs'ün fethine giden yolda gerekse sonrasındaki mücâdelelerde sultanın en mühim dayanağı şüphesiz, onun Türk-İslâm askerî geleneği üzerine tesis ettiği kara ordusuydu. Bu doğrultuda çalışmada ana kaynaklar ve modern çalışmalardan istifâde edilmek sûretiyle, Sultan Salâhaddîn'in Mısır'da iktidârını kurduğu dönemden îtibâren, teşkil ettiği Eyyûbî kara ordusunun askerî yapılanması, teşkîlâtı, muhârip kuvvetleri, savaş hazırlıkları, taktikleri ve teçhîzat hususları ele alınmakla birlikte; Eyyûbî ordusunun bu devirde Mısır ve Suriye'ye saldıran Haçlılarla mücâdeledeki rolü ortaya konulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Salâhaddîn, Eyyûbîler, Ordu, Mısır, Haçlılar.

Mustafa Toka
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çok katlı betonarme yapılarda farklı sismik izolatör sistemlerin ve kat adetinin deprem davranışına etkisi

Bu çalışmada betonarme perdeli- çerçeveli taşıyıcı sisteme sahip örnek bir sağlık merkez binası, taşıyıcı elemanları (TS-500) yönetmeliğine göre boyutlandırılıp, üç farklı kat adeti için (6,12 ve 18 kat) üç farklı mesnetlenme durumuna göre (ankastre mesnetli, kurşun çekirdekli kauçuk izolatörlü, sürtünmeli sarkaç izolatörlü) toplam 9 farklı model oluşturulmuştur. Tezin en önemli amacı, hedeflenen sismik izolatör türlerinin hangi kat adetinde daha etkili olduğunu ortaya çıkarmaktır. Ankastre olarak oluşturulan modellerin deprem davranışı analiz sonuçları incelenip, izolatör parametrelerini etkileyen deprem kuvvetleri analiz sonucunda elde edilmiş ve izolatör tasarımı yapılmıştır. Yapı tabanına yerleştirilen sismik izolatörlerin tasarımı ise, (TBDY-2018)' de yer alan (Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği) sismik izolasyon sistemlerinin tasarım ilkeleri ve yaklaşımları ile modellenmiştir. Bulunan mekanik parametrelerini SAP2000 analiz programında kullanılıp izolatör tasarımı yapılmıştır. Oluşturulan bu 9 farklı modelin SAP2000 analiz programında zaman tanım alanında doğrusal olmayan dinamik analizi yapılmıştır. Taban kesme kuvveti, göreli kat ötelenmesi oranı, kat ivme değerleri karşılaştırılıp taşıyıcı elamanlardaki tesir kuvvetlerindeki değişim incelenmiştir. Bu çalışmanın sonucunda, sismik izolatör mesnetli yapıların ankastre mesnetli yapılara göre daha iyi deprem performansı gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Sismik izolatör mesnetli sistemlerin kullanılmasıyla artan yapı periyodu, azalan göreli kat ötelenmesi oranı, taban kesme kuvveti ve kat ivmeleri yapıyı daha güvenli hale getirilmiştir. Sürtünmeli sarkaçlı izolatörlü mesnetlerin kurşun çekirdekli kauçuk izolatörlü mesnetlere göre daha iyi deprem davranışı gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.

Hakan Abdulhamit Türk
Konya Technical University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Prof. Dr. Bahaeddin Ögel'in hayatı ve eserleri

Bu yüksek lisans tezi Türk Kültür Tarihinin öncü isimlerinden Prof. Dr. Bahaeddin Ögel'in biyografisi üzerinedir. Bahaeddin Ögel'in Orta Asya ve Türk Kültürü bağlamında yurt içi ve yurt dışında çeşitli görevlerde bulunmuştur. Yaptığı çalışmalar ile çok sayıda kitap ve makale yazmıştır. Türkiye de uzun yıllar görev yapan Ögel yurt dışında, Sovyetler Birliği, Moğolistan, Çin, İran, Almanya, Tayvan'da görev almış ve bilgi birikimini daha da arttırmıştır. Almanca, İngilizce, Fransızca, Farsça, Çince, Moğolca ve Rusça gibi çok sayıda yabancı dil bilmesi de onun kaynaklara kolaylıkla inmesini sağlamıştır. Türk tarihi ve kültürünün araştırılmasını kendine görev edinen Ögel, hocası Mehmet Fuat Köprülünün de izinden gidip onun ilmi tarihçilik anlayışını benimsemiş ve kültür tarihinde yeri doldurulamaz eserler bırakmıştır. Türk tarihini bölünmez bir bütün olarak görmüş ve Hun-Türk, Gök-Türk, Uygur-Türk, Selçuklu-Türk, Osmanlı-Türk Devletlerini bir zincirin halkaları gibi görerek değerlendirmiş ve Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlamıştır. Bir ilim adamından daha fazlası olan Bahaeddin Ögel eserlerini siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik bakımlardan detaylı incelemiş ve çok değerli eserler ortaya koymuştur. Bu çalışma kapsamında Bahaeddin Ögel'in hayatı, eserleri ve onun hakkında yazılmış eserlere değinilmiş olup Türk Kültür tarihçiliğine katkıları üzerine de değerlendirmelerde bulunulmuştur.

BiyografiOrta AsyaTarihçilik+3
Hilal Dağteke
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
11
Master'sOpen AccessTR

İskit tarihinin Grek, Latin ve Bizans kaynakları

Erken dönem tarihi kaynaklar incelendiğinde İskitlerin, Kuzey Karadeniz kıyılarına düzenli olarak uğradıkları, bölgeyi tanıdıkları ve keşif seferlerinin akabinde esas bakiyeleri ile bu coğrafya üzerine yöneldikleri ifade edilmektedir. İskit göç dalgasının merkezi kolu Kimmer ülkesi olarak kabul gören Kuzey Karadeniz kıyılarına yerleşerek uzun yıllar bölgede hâkimiyet tesis etmişlerdir. Sürekli bir dinamizm içerisinde yaşam süren İskitlerin kültürel birimleri geniş coğrafyalara yayılmıştır. İskit tarihi araştırmalarında yazılı kaynaklar ve arkeolojik buluntular büyük önem taşımaktadır. Kuzey Karadeniz kıyılarına geldiklerinde ilk olarak Kimmerler ile mücadele eden ve ardından komşu medeniyetler ile iletişim kuran İskitlerin izlerini bu coğrafyada ilk olarak Grek kaynaklarında bulmaktayız. Grek yazarları gördükleri ve duydukları kadarıyla İskitler hakkında bilgiler aktarmışlardır. Bizler de bu sayede onların yaşam tarzları, askeri stratejileri ve ticari faaliyetlerine dair önemli bilgiler edinerek bazı detaylara ulaşabilmekteyiz. İskitler bıraktıkları kültürel mirasla kendilerinden sonra bölgeye gelen konargöçer yaşam tarzını benimseyen kavimlerin İskit adıyla anılmalarına vesile olmuşlardır. Uzun bir süre Kuzey Karadeniz coğrafyası İskitya, gelen topluluklar ise İskit adıyla anılmışlardır. Latin kaynaklarında Makedonya Krallığının yükselişi ve bu duruma mukabil gerçekleşen sınır çatışmaları neticesinde İskitlere dair izlere rastlamaktayız. Bizans kaynaklarında coğrafi alan adının önemi ve askeri teşkilat yapısının öne çıktığı görülmektedir. Tuna nehrinden başlayıp doğuda Seyhun nehrine kadar yayılan İskitler, yaşadıkları dönemin dikkat çeken toplulukları arasında yer almaktadırlar. İskitlere dair ilgi ve dikkatin M.Ö. VIII. Yüzyıl dolaylarında ortaya çıktığı bilinmektedir. Grek Kolonizasyonunun da getirdiği ticari faaliyetlerin gelişimi, İskitlerin bölgede hâkimiyet sürdürmelerini sağlamıştır. Çalışmamızda İskitlerin Kuzey Karadeniz sınırlarına gelişleri ve İskitya sınırlarındaki faaliyetlerini konu alan tarihi kaynakları incelemeye çalıştık.

Antik YunanBizans eserleriBizanslılar+7
Emrullah Aytemur
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
10
Master'sOpen AccessTR

İklim değişikliği ve Türkiye'de tarım üzerine etkileri

Tarihte birçok kez iklim değişmiş ve tarımsal faaliyetler bundan etkilenmiştir. Bugün yaşanan iklim değişikliği antroposen kaynaklıdır. İnsan faaliyetleri atmosferde var olan elementlerin oranlarını değiştirerek küresel ısınmaya sebep olmaktadır. Yaşanan küresel ısınma hava olaylarının şiddetini ve sayısını artırmaktadır. İklim değişikliğinde yaşanan bu olumsuzluklar tarımı da olumsuz yönde etkilemektedir. İklim değişikliğinin tarım üzerindeki olumsuz etkileri olumlu etkilerinden fazladır. Türkiye için tarım önemli bir gelir ve istihdam kaynağıdır. Ayrıca sürdürülebilir bir yaşam için gıda güvencesinin sağlanması da iklim ile ilişkilidir. Yapılan bu araştırmada interdisipliner bir yaklaşımla iklim değişikliğinin tarım üzerine etkileri, yapılmış çalışmalardan ve istatistiklerden yararlanılarak araştırılmıştır. Ayrıca yaşanan ve yaşanabilecek sorunlara karşı çözüm önerilerine yer verilmiştir.

TarımTarım ekonomisiTarım endüstrisi+4
Burçin Berikol Mete
Kırklareli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de tarım-gıda ürünlerinde uzun ve kısa değer zincirlerinin karşılaştırmalı analizi

Tarım-gıda ürünlerinin fiyatlarındaki dalgalanmalar, gıda enflasyonu ve gıda güvenliği son yıllarda önemli bir sorun haline gelmiştir. Tarım-gıda üretimi, sürdürülebilirlik, gıda ve iklim krizleri, yetersiz beslenme, açlık ve doğal kaynak arzının azalması ile ilişkilidir. Ek olarak sosyal, ekonomik ve çevresel faktörleri içinde barındıran çok yönlü konularla ilişkili araştırmaların gündeminde yer almaktadır. Bu çerçevede öne çıkan yaklaşımlardan biri de sistemi bütüncül olarak analiz etmeye olanak sağlayan tarım-gıda tedarik ve değer zincirleri araştırmalarıdır. Bu araştırma, mevcut tarım-gıda sisteminin durumunu analiz ederek sorunlarını ve dönüştürülmesi ihtiyacını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Türkiye için meyve-sebze sektörü, kırmızı et sektörü ve süt sektörü yerel ve ulusal tarım gıda değer zinciri kapsamında karşılaştırmalı analiz edilerek, alternatif olarak kısa/yerel tarım gıda zincirinin çözüm yollarından biri olabileceği tespit edilmiş olup çözüm önerilerine yer verilmiştir.

Alternatif gıda ağlarıGıda rejimleriKüresel değer zincirleri+1
Elif Altun
Kırklareli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00

Other supervisors