Theses supervised by Doç. Dr. Simge Ünlü
17 theses · Sakarya University
Yapay zeka destekli reklamcılığın tüketim kültürü üzerindeki etkilerine yönelik nitel bir inceleme
Bu çalışma, yapay zeka teknolojilerinin reklamcılık alanında kullanımının geldiği seviyenin bireyin tüketim davranışına ve toplum yapısına etkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda yapay zeka destekli içeriklerin gösteri toplumu bağlamında nasıl temsiller ürettiğini analiz eden bu araştırma, literatürdeki özgün konumu ile alan yazına katkı sağlamayı ve bilinçli tüketim farkındalığı oluşturmayı hedeflemektedir. Bu belirleme süreci, yapay zeka teknolojilerinin reklam sektöründeki etkisini ve yön verdiği dönüşümleri anlamak açısından büyük önem taşımaktadır. Araştırmanın evrenini dijital medya ve iletişim alanında çalışan bireyler oluşturmaktadır. Bu evrenden yapay zeka temelli reklam platformları konusunda deneyimi olan bilgi ve yeterlilik seviyesine sahip 12 katılımcı amaçsal örneklem yöntemi ile seçilmiştir. Veriler yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile toplanılmıştır. Toplanılan nitel veriler tematik analiz yöntemi ile çözümlenmiştir. Bu belirleme sürecinde MAXQDA programı kullanılmıştır. Katılımcıların yapay zeka destekli dijital pazarlama stratejilerine yönelik algıları, deneyimleri ve eleştirileri sistematik olarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda ulaşılan verilerden 12 ana tema ve bu temalara bağlı 83 alt tema belirlenmiştir. bu temalar, yapay zekanın birey, tüketim ve toplum eksenindeki çok boyutlu etkilerine ışık tutmaktadır. Elde edilen bulgular, reklamda yapay zeka teknolojilerinin kullanımının tüketimi yönlendiren etkili bir araç olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda yeni teknolojiler, toplumsal dönüşümleri hızlandırmakta ve bireylerin yaşam biçimlerini etkilemektedir. Aynı zamanda ortaya çıkan bulgular, teknolojik yeniliklerin tüketici ilgisini artırıcı bir unsur olarak görüldüğünü ve bunun sonucunda yapay zekanın dijital çağın tüketim kültürünü şekillendirdiğini göstermektedir. Sonuç olarak araştırmanın neticesinde karşılaşılan bulgular, reklamcılığın farklı boyutlarında yapay zeka teknolojilerinin etkisini ortaya koymaktadır.
Sinemada izlenim yönetiminin iletişimsel inşası: Esaretin Bedeli ve Baba filmleri üzerine göstergebilimsel bir inceleme
İletişim tarihi boyunca insanlar, toplumsal ilişkilerini düzenlemek ve sosyal çevrelerinde belirli algılar oluşturmak amacıyla çeşitli stratejiler geliştirmiştir. Bu stratejilerden biri olan izlenim yönetimi, bireylerin kendilerini başkaları karşısında belli bir şekilde sunma ve algılanma biçimlerini yönlendirme çabası olarak tanımlanır. İzlenim yönetimi, bireylerin (aktörler), sosyal ortamlarda diğer bireyler (seyirciler) üzerinde kendilerine ilişkin algıları stratejik biçimde şekillendirme çabası olarak açıklanabilir. Bu kavram yalnızca bireyler arası ilişkiler bağlamında değil, aynı zamanda kurgusal anlatılarda da karşılık bulur. Bu çerçevede sinema filmleri, karakterlerin izlenim yönetimi taktiklerini temsil eden güçlü anlatı mecraları olarak değerlendirilebilir. Günümüzde izlenim yönetimi yalnızca gündelik sosyal etkileşimlerde değil, kurgusal anlatıların inşa süreçlerinde de önemli bir rol oynamaktadır. Sinema filmleri, karakterlerin kimlik inşası, sosyal rolleri ve iletişimsel stratejilerini dramatik bir biçimde görünür kılan güçlü bir mecra olarak öne çıkar. Bu bağlamda araştırmada, IMDb verilerine göre en yüksek puana sahip iki film olan Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption) ve Baba (The Godfather) ele alınmıştır. Çalışmada, Goffman'ın izlenim yönetimi kuramı temel alınarak, filmlerdeki karakterlerin diğer karakterler ve izleyici üzerinde oluşturdukları izlenimlerin hangi taktikler aracılığıyla kurulduğu incelenmiştir. Analiz sürecinde semboller, söylemler, jestler, mimikler, beden dili ve mekânsal düzenlemeler çok boyutlu bir bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden göstergebilimsel analiz tekniğiyle yürütülen çalışmada nicel verilere başvurulmamış; sahneler çok boyutlu göstergeler üzerinden değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda, izlenim yönetimi taktiklerinin filmlerde karakterlerin psikolojik derinliklerinin ve sosyal ilişkilerinin inşasında belirleyici bir rol üstlendiği ortaya konmuştur.
Dijital halkla ilişkiler bağlamında Dışişleri Bakanlığı'nın İsrail – Gazze sürecine yönelik sosyal medya söylemlerinin Toulmin ve Entman modelleriyle analizi
Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı'nın 2023–2025 yılları arasında sosyal medya platformlarında yürüttüğü kamu diplomasisi faaliyetlerini dijital halkla ilişkiler perspektifinden ele alınması hedeflenmiştir. Araştırmanın amacı, İsrail-Gazze çatışması ilişkilerinde üretilen sosyal söylemleri yer almakta olup, bu söylemler Stephen Toulmin'in Argümantasyon Modeli ve Robert Entman'ın Çerçeveleme Teorisi çerçeve nitel analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. İncelemede, Dışişleri Bakanlığı'nın Twitter ve Instagram hesaplarından içeriklerin yanı sıra, bu içeriklerin ulusal ve uluslararası medya temsilleri de kapsamlı biçimde analiz edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı'nın 2023, 2024 ve 2025 yıllarını kapsayan sosyal medya açıklamaları, Toulmin'in Argümantasyon Modeli'nin genel anlamda tam uyumlu olduğu, entelektüel ve ikna edici biçimde işlenmektedir. Aynı zamanda Türkiye'nin dış politika söylemi 2023 yılında daha "yüksek geçerliliğe sahip normatif söylem" niteliği taşırken, 2024 ve 2025 yıllarında daha "koşullu geçerlilik" ile "stratejik dil" içeren bir yapıya dönüştüğü tespit edilmiştir. Entman'ın Çerçeveleme Teorisi'nde oluşturulan kamu diplomasisi kullanılabilir, normatif temellere dayalı güçlü anlatılar oluşturulduğu görülmektedir. Entman Çerçevesi ile bakıldığında, 2023 söylemi "ahlaki liderlik" çerçevesiyle şekillenirken, 2024 ve 2025 yıllarına ait söylemleri, "çözüm odaklı diplomatik baskı" temasıyla öne çıkmaktadır. Bu geçiş, Türkiye'nin söylem stratejisinde normatif diplomatik söylemden, çok taraflı ve Dışişleri Bakanlığı'nın pragmatik çerçevelemeye yöneldiğini göstermektedir. Bu birleşik analitik çerçevenin, Bakanlığın dijital diplomasi faaliyetinin sadece krizle iletişiminin olmaması, aynı zamanda uluslararası meşruiyet arayışı, küresel kimlik yönetimi ve etik düzeydeki anlatı üretiminin teorik ve pratik olarak ortaya çıktığını ve dolayısıyla medya ve kamu diplomasisi süreçlerinde kapsamlı çözümlerde güçlü bir metodolojik referans sunmaktadır. Araştırma sonuçları, Türkiye'nin dijital kamu diplomasisinin kriz odaklı, reaktif ve duygusal iknaya dayalı bir yapıda olduğunu göstermektedir. Bakanlığın sosyal medya hizmetlerinde, uluslararası alanda kullanılabilirlik üretimi ve görünüşlüğü arttırmak amacıyla birleştirme ve kırılmaması yoğun olarak kullanılmaktadır. Bu doğrultuda, dijital platformlar aracılığıyla kriz iletişiminin hızlı ve etkili biçimde sürdürülebilmesi sağlanırken, ulusal ve uluslararası aktörlerin kültürel ve politik farklılıklarının algılanışını biçimlendirmektedir. Çalışma, dijital halkla ilişkiler uygulamalarının kamu diplomasisindeki güçlenme özelliklerini ve dijital medya içeriklerinin hem iç hem de dış kamuoylarında nasıl yapılandırıldığına ilişkin yeni bakış açıları sunmaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin kurum içi dijital gelişmelere yönelik öneriler geliştirilmiş, krizlerin patlamaları ve çerçevelemenin bir araya geldiği iletişimlerin genişne katkıları detaylandırılmıştır. Böylece, çalışma dijital diplomasi literatürüne teorik katkı mevcutken, kamu diplomasisi uygulamalarının dijitalleşen dünyada işleyişini iyileştirmenin ayrıntıları ortaya çıkarmaktadır. Sonuç olarak, bu çalışmada, özellikle sosyal medyadaki bireylerin dijital halkla ilişkileri, devletlerin kriz anlarında yürüttükleri kamu diplomasisi bilgileri kapsamlı analizlere katkı sunmakta ve dijital iletişim yöntemlerinin oluşturulmasında önemli faydalar sağladığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dijital Halkla İlişkiler, Argümantasyon, Çerçeveleme, Sosyal Medya, Dış Politika
Yerel yönetimlerde dijital iletişim yönetimi: Sakarya'daki ilçe belediye başkanlarının instagram kullanımı üzerine bir inceleme
Bu çalışma, dijitalleşmenin yerel yönetimlerin siyasal temsil biçimleri, halkla iletişim stratejileri ve kamu görünürlüğü üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Sakarya iline bağlı beş ilçenin belediye başkanlarının 01–30 Nisan 2025 tarihleri arasında Instagram platformunda paylaştıkları içerikler, nitel içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırmanın temel hedefi, sosyal medya platformlarının yerel yönetimlerde iletişim, katılım ve hesap verebilirlik süreçlerine katkı sağlayan yönlerini ortaya koymaktır. Bulgular, Instagram'ın yalnızca bir bilgilendirme mecrası değil, aynı zamanda siyasal meşruiyet, kriz yönetimi, vatandaşla duygusal bağ kurma ve dijital liderlik inşa etme aracı olarak işlev gördüğünü göstermektedir. Adapazarı Belediye Başkanı 35 paylaşımla en yüksek içerik üretimini gerçekleştirirken, kurumsal bilgilendirme ve vatandaş etkileşimini dengeleyen bir strateji izlemiştir. Serdivan Belediye Başkanı, paylaşımlarının %64'ünü Reels formatında sunarak platformun dinamik yapısına uyum sağlamış ve en yüksek etkileşim düzeyine ulaşmıştır. Akyazı Belediye Başkanı daha geleneksel, bilgi verme odaklı bir iletişim biçimi benimsemiş, Hendek Belediye Başkanı sınırlı içerik sayısına rağmen video ağırlıklı paylaşımlarla dinamizmini korumuştur. Erenler Belediye Başkanı ise dengeli içerik dağılımı ile istikrarlı bir etkileşim düzeyi yakalamıştır. Genel olarak Sakarya'daki Belediye Başkanlarının Instagram kullanımı, yerel kimlik vurgusu, kültürel değerlerin temsili ve vatandaşla duygusal bağ kurma çabası üzerine kuruludur. Ancak sosyal medya etkileşimlerinin yönetsel başarı göstergesi olarak tek başına yeterli olmadığı, kurumsal vizyonla desteklenen sürdürülebilir dijital yönetişim stratejilerine ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır.
Barış Manço şarkıları bağlamında bireysel ve toplumsal sorumlulukların niteliksel bir analizi
Barış Manço'nun "Ahmet Bey'in Ceketi" şarkısı, bireysel ve toplumsal sorumlulukları sorgulayan derin bir hikaye sunar. Tez çalışmasında bu şarkı üzerinden sorumluluk kavramı iki ana boyutta incelenmektedir: bireysel ve toplumsal. Şarkının ana karakteri Ahmet Bey, bir ceket aracılığıyla çevresinde insanlarla kurduğu bağları ve onların ona biçtiği değeri sorgular. Ceketin görünürdeki maddi değeri, bireylerin kendilerine ve diğerlerine yönelik sorumluluklarını nasıl algıladığını sembolize eder. Ahmet Bey'in ceketi, toplumun yüzeysel değer yargılarıyla nasıl hareket ettiğini ve bireylerin bu yargılara ne kadar bağımlı hale geldiğini gözler önüne serer. Bireysel sorumluluk, kişinin kendini tanıma, özsaygı ve değer arayışıyla ilişkilendirilirken, toplumsal sorumluluk, diğer bireylere karşı taşıdığı sorumluluk ve beklentilerle açıklanmaktadır. Şarkı, bireyin toplum içindeki yerini sorgularken, toplumun da bireyi nasıl şekillendirdiğini ele alır. Bu bağlamda, Manço'nun sanatında sıkça yer bulan bireysel ve toplumsal sorumlulukların, dinleyicileri nasıl etkilediği tartışılmıştır. Çalışmanın amacı, şarkı aracılığıyla bireylerin bireysel ve toplumsal sorumluluklarına katkısının keşfedilmesini sağlamaktır. Manço'nun bireysel ve toplumsal sorumlulukları sorgulayan derin bir hikayeye sahip "Ahmet Bey'in Ceketi" şarkısının dinleyicileri üzerindeki bireysel ve toplumsal sorumluluklarına farkına varmalarının etkisini dinleyiciler üzerinden veri toplama tekniği olan odak grup yöntemi ile içerik analizi yapılarak belirlenmiştir. Araştırmanın bulguları, Manço'nun sanatında yer alan bireysel ve toplumsal sorumluluk temalı şarkıların dinleyicilerde farkındalık oluşturduğu ve bu sorumlulukları yerine getirme konusunda fikirlerini olumlu şekilde etkileyerek tutumlarını biçimlendirdiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca kullanıcıların zorunlu olmaksızın dinledikleri bu şarkıların, bireysel ve toplumsal sorumluluklarına olumlu şekilde katkı sağladığı görülmektedir.
Sosyal medya bağımlılığının aile içi mahremiyet üzerine etkisi
Bu çalışmada sosyal medya araçlarının aile içi mahremiyet üzerindeki etkisi irdelenmiştir. İlgili çalışma ilişkisel tarama modeli üzerine inşa edilmiştir. Araştırma verileri Türkiye'nin yedi bölgesinden toplamda 1016 kişiden toplanmıştır. Araştırma anketi; kişisel bilgi formu (KBF), Dijital medya bağımlılığı ölçeği (DMBÖ) ve Dijital mahremiyet ölçeği (DMÖ) olmak üzere toplamda üç bölümden oluşmaktadır. Öte yandan ilgili araştırma verileri Regrasyon analizi yapılarak, demografik faktörler ve DMBÖ/DMÖ durumlarına yönelik farklılıklar Independent Samples T ve One- Way ANOVA testleri ile analiz edilmiştir. Betimsel istatistiksel ise Frekans analizi yapılarak değerlendirmeye alınmıştır. Çalışma neticesinde ulaşılan bulgulara göre sosyal medya bağımlılığının aile içi mahremiyeti etkilediği sonucuna varılmıştır. Ayrıca anonim hesap kullanan bireylerin (x=3.8) anonim hesap kullanmayan bireylere (x=3.3) nazaran daha yüksek düzeyde sosyal medya bağımlılığına sahip olduğu görülmektedir. Dijital mecralarda herkese açık paylaşım yapan bireylerin, diğer kişilere (herkese açık paylaşım yapmayanlar) nazaran dijital platformlara bağımlılık düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Benzer şekilde herkese açık paylaşım yapan bireylerin, diğer kişilere nazaran daha fazla dijital platformlarda aile içi mahremiyet ihlali yaptıkları görülmektedir. Yapılan araştırmada kadınların (x=3.6) erkeklere (x=3.5) nazaran daha yüksek düzeyde sosyal medya bağımlılığına sahip olduğu görülmektedir. Bunun yanı sıra günlük dijital platformları kontrol etme (sosyal medya sayfalarına bakma sıklığı) düzeyi arttıkça dijital medya bağımlılığı ve aile içi mahremiyet ihlalinin arttığı gözlenmiştir. Benzer şekilde kullanılan platform sayısı arttıkça dijital bağımlılığın ve aile içi mahremiyet ihlallerinin arttığı görülmektedir. Dijital bağımlılığı yüksek kullanıcıların dijital mahremiyet konusunda daha bilinçli ve dikkatli olması önerilmektedir. Mevcut durum mahremiyet açısından, dijital bağımlılığı yüksek kişilerin risk altında olduğuna işaret etmektedir.
Advergame uygulamalarının marka imajını etkileme gücüne yönelik niteliksel bir analiz
Teknoloji birçok alanda insanoğlunun sosyal yaşamını önemli ölçüde etkisi altına almış ve aktif kanalların bir parçası haline gelmeyi başarmıştır. Özellikle son yıllardaki gelişim ve değişimler ile birlikte tüketim alışkanlıkları üzerindeki sanal hakimiyeti yadsınamaz bir gerçektir. Son dönemlerde tüketimin teknoloji ile harmanlanmış olmasından dolayı Advergame uygulamaları tüketim sektöründe önemli bir konumda yer edinmeye başlamıştır. Teknolojinin hayatımızla bütünleştiği bu dönemde Advergame ile tanıtılan bir ürün aynı zamanda bu uygulama ile tecrübe edilebildiğinden markanın hedef kitlesinin ilgisini daha hızlı ve etkili bir biçimde çekebilmesi kaçınılmazdır. Bu bağlamda Advergame markaların hedef kitlesi üzerindeki etkileme gücü açısından anahtar rol oynamaktadır. Bu araştırmada günümüz tüketim kültüründe rol almaya başlayan Advergame uygulamalarının, markaların hedef kitlesi üzerindeki etkileme gücü ve iknaya olan etkisi tartışılmıştır. Çalışmanın amacı Türkiye'deki sayılı markaların kullandığı Advergame uygulamalarının marka imajına etkilerini ve markaya kattığı yararların keşfedilmesini sağlamaktır. Advergame uygulamalarının tüketici üzerindeki etkisi ve marka imajını etkileme gücü yeni nesil tüketiciler üzerinden odak grup yöntemi ile tespit edilmiştir. Araştırmanın bulguları, Advergame uygulamalarının kullanıcılarda marka farkındalığı yarattığını ve kullanıcıların marka ve oyuna yönelik düşüncelerine olumlu yönde etki ettiğini ve tutumlarını şekillendirdiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca kullanıcıların zorunlu olmadan katıldıkları bu uygulamaların ürünlerin algılanan kalitelerine olumlu yönde katkıda bulunduğunu göstermektedir.
Z kuşağının marka sadakati üzerine bir inceleme: Gloria Jean's ve Espressolab örneği
Küreselleşmenin bir sonucu olan ve gün geçtikçe sayısı artan üçüncü nesil kahve dükkânları, geliştirdiği yenilikler ile bireylerin sosyalleşme ve çalışma alanlarının dışına çok daha ötesine geçmektedir. Ülkemizde franchise hizmet veren markalardan olan ve sektörde hızla yükselen Gloria Jean's Coffees ve Espressolab markalarını ziyaret eden Z kuşağı bireylerin bu markalara duyduğu sadakati ölçmek çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Her iki markanın İstanbul Avrupa Yakası'ndaki kahve dükkanlarını ziyaret eden 1995 ve sonrası doğan 294 birey çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Bu çalışmada nicel araştırma yaklaşımlarından genel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın veri toplama aracı olarak ise iki bölümden meydana gelen anket kullanılmıştır. Veri toplama aracı olan anket hem online hem de fiziksel olarak örneklem grubuna ulaştırılarak elde edilen veriler SPSS 26.0 programı ile analiz edilerek Z kuşağının söz konusu iki markaya olan sadakati ölçülmüştür. Elde edilen veriler doğrultusunda Z kuşağı bireylerin her iki markaya duyduğu sadakatin, bu markaların sağladığı hizmet kalitesi ile arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Hizmet kalitesinin bireylerin mağazayı ziyaret sıklığını, tavsiye ve öneride bulunmalarını etkilediği de görülmektedir. Bu bağlamda hizmet kalitesinin yüksek olması bireylerin o kahve dükkanını ziyaret sıklığını arttırdığı gibi çevresine o markaya dair öneri ve tavsiyede bulunmak istediğini göstermektedir. Bir markaya dair ziyaret sıklığının artması ve öneri tavsiye de bulunulması o markaya duyulan sadakatin göstergesidir. Çalışmanın örneklemini oluşturan Z kuşağı bireylerin karakteristik özellikleri göz önünde bulundurulduğunda sadakat duygusunun oluşmasının işletmeler açısından çok daha zor olduğu düşünülmesine rağmen sonuçlar bu durumun aksine işaret etmektedir.
Halkla ilişkiler uygulamalarında açık verinin kullanımı: İstanbul Büyükşehir ve Londra, New York Belediyeleri üzerine karşılaştırmalı bir analiz
Dijitalleşme, yeni teknolojiler ve buna bağlı olarak değişen iletişim modellerinin gelişmesiyle, veriler ve dolayısıyla veriye dayalı ekosistemler odak noktası haline gelmiştir. Verinin küresel ekonominin yeni sermayesi olarak görülmesine bağlı olarak ortaya çıkan kavramlardan birisi de Açık Veri kavramıdır. Herhangi bir telif hakkı, patent ya da diğer kontrol mekanizmalarına tabi olmaksızın herkes tarafından ücretsiz ve özgürce kullanılabilen ve dağıtılabilen veri anlamına gelen açık veri kavramı son 10-15 yıl içerisinde dünya genelinde birçok kurum ve kuruluş tarafından kullanılmaya başlanan bir kavram olarak dikkat çekmektedir. Bu araştırmada halkla ilişkiler uygulamaları ile açık veri uygulamalarının benzerlikleri üzerinde durulmuş ve bu benzerlikler Açık Kamu Verisi üzerinden değerlendirilmiştir. Çünkü kamu kuruluşları, coğrafi, turistik, istatistiksel ve ticari veriler, hava durumu bilgileri vb. gibi birçok farklı alanlarda en büyük veri yaratıcıları ve toplayıcıları arasında yer almaktadır. Bu veriler kamu politikası geliştirme ve hizmet sunumu için vazgeçilmez olmalarının yanında kamu kuruluşları bünyesinde bulunan halkla ilişkiler birimlerinin görevleri olan halkın yönetime katılımı, karar verme süreçlerinde yer alması, yenilikçi ürün ve hizmetler yaratma gibi birçok farklı açıdan da çok değerlidir. Bu araştırmanın amacı vatandaşa en yakın kamu kurum ve kuruluşu olan belediyelerin açık veri portallarını yeni bir halkla ilişkiler uygulaması gibi kullanarak vatandaşlar ile arasındaki iletişim, şeffaflık, güvenilirlik, hesap verilebilirlik gibi ilkeleri gerçekleştirirken aynı zamanda vatandaşlarına yeni istihdam yolları yaratmanın da mümkün olduğunu gözler önüne sermektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın örneklemini oluşturan İstanbul Büyükşehir, New York ve Londra Belediyelerinin açık veri portalları incelenmiş, 3 açık veri portalından 32 kategoride 4561 veri seti içerik analiz yöntemi ile kategorize edilerek UCINET programı aracılığı ile analize tabii tutularak sonuçları değerlendirilmiştir.
Boris Johnson Party Gate krizinde aktarılan mesajların imaj restorasyon teorisi çerçevesinde incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın "Party-Gate" krizi sırasında kullandığı iletişim stratejilerini, İmaj Restorasyon Teorisi (IRT) çerçevesinde analiz etmektir. Bu analiz, siyasi figürlerin kriz süreçlerinde algısal imajlarını şekillendirme amacıyla iletişim stratejilerini nasıl kullandıklarına dair fikir yürütmeyi amaçlamaktadır. Çalışmadan elde edilen bulgular, Siyasi İmaj Restorasyon İletişimine teorik anlamda katkıda bulunmak, Kurumsal İletişim alanı için pratik çıkarımlar oluşturmak ve söz konusu literatüre katkıda bulunmak açısından ayrıca önem arz etmektedir. Çalışmanın metodolojik kısmı içerik analizine dayanmaktadır. Çalışma kapsamında, Boris Johnson ve ekibinin karantina kurallarını ihlal ettikleri iddialarına yanıt olarak gerçekleştirdiği açıklamalar ve kamuoyu yoklamalarına ait veriler, medya yayınları ve sosyal medya araçları üzerinden elde edilmiştir. Elde edilen veriler, sistematik olarak MAXQDA yazılımı aracılığıyla IRT'de belirtilen stratejilere karşılık gelen stratejiler bağlamında kodlanmıştır. Analiz sürecinde veriler, krizin başlangıcından sonuna kadar olan zaman diliminde, yıllık periyotlar halinde incelemiştir. Çalışmada elde edilen bulgular söz konusu yılların kapsamlı analizini ve ayrıca karşılaştırmalı analizlerini içermektedir. Araştırma sonucunda, Boris Johnson ve ekibinin kriz süreçlerinde kullandığı IRT stratejilerinin sınırlı etkilere sahip olduğu ve kamuoyu algısını şekillendirmede bir etkinlik gösteremediği bulgusuna ulaşılmıştır.
Afet zamanlarında sosyal sorumluluk iletişimi ve sosyal medyada görülen kullanıcı davranışları: AHBAP örneği incelemesi
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte herhangi bir olay çerçevesinde insanların örgütlenmesi ve bilgi akışı sağlaması çok daha kolay ve hızlı bir hâle gelmiştir. Sosyal medya platformlarının da hayatımıza girmesi olumlu ve olumsuz anlamda birçok şeyi değiştirmiştir. Sadece gündelik yaşam içinde değil, afet gibi olağanüstü durumlarda da bireyler hızlı, doğru, güncel bilgi alabilmek ve dayanışma sağlayabilmek adına sosyal medyayı aktif bir şekilde kullanmaktadır. Afetzedeler ve sosyal medya kullanıcıları, doğru bilgiye ulaşabilmek için medya kuruluşlarını, resmi kurumları ve sivil toplum kuruluşlarını takip etmektedir. Bireyler bu kurumları takip ederek doğru, güncel ve güvenilir bilgilere ulaşabilmektedirler. Ancak bu süreçlerde sosyal medyada yoğun bir bilgi kirliliği de yaşanmaktadır. Bu gibi süreçlerde resmi ve güvenilir kurumları takip etmek, doğru ve güvenilir bilgilere ulaşabilmek adına kritik öneme sahiptir. Burada resmi kuruluşlara büyük bir iş düşmektedir. Bireyleri paniğe sürüklemeden onların sakin kalabilmesini sağlamalarına ve doğru kararlar almalarına yardımcı olmak zorundadırlar. Bu bağlamda afetlerde sosyal medyanın rolü ve önemi büyüktür. Bu çalışmada, Ahbap Derneği'nin X hesabı (@ahbap) örneklem alınarak, Türkiye'de yaşanan 6 Şubat Depremlerinde süreç ile ilgili izlemiş oldukları stratejiler, çalışmalar incelenmiş ve detaylı bir araştırma yapılarak sosyal medyada ortaya çıkan kullanıcı profilleri netnografi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda ortaya çıkan her kullanıcı profiliyle, afet zamanlarında sosyal medyada meydana gelen sorunlar ve sosyal sorumluluk iletişimi karşısında ortaya çıkan insan faktörünün önemi vurgulanmıştır.
Bağımlılık programlarının halkla ilişkilerodaklı sosyal politikası üzerine bir model önerisi
Bu çalışma, madde bağımlılığına karşı mücadelede kullanılan sağlık iletişimi ve halkla ilişkiler merkezli sosyal politikaların uygulama biçimlerini ve bu süreçteki stratejik halkla ilişkilerin etkilerini değerlendirmektedir. Yapılan bu değerlendirme neticesinde işlevsel bir model geliştirerek uygulamaya yönelik önerilerin sunulması hedeflenmektedir. Çalışmanın örneklemi Türkiye, ABD, Avustralya,Güney Afrika, İspanya ve Bangladeş oluşmaktadır. Araştırmanın kapsamını, incelenen ülkelerin son üç dönemine ait ulusal eylem stratejisi ve performans raporları oluşturmaktadır. Çalışmada eş zamanlı karma desen tipolojisi kullanılmıştır. Bu desende, nicel veri toplama tekniği olarak doküman analizinden yararlanarak, ülkelerin madde bağımlılığıyla mücadelede kaydettikleri başarılar SPSS programında sayısal olarak değerlendirilmiştir. Nitel veri toplama yöntemi olarak içerik analizi kullanılarak, ülkelerin madde bağımlılığıyla mücadelede uyguladıkları stratejilerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu belirleme sürecinde Maxqda programı kullanılmıştır. Her iki kaynaktan elde edilen veriler karşılaştırmalı biçimde yorumlanıp raporlaştırılarak madde bağımlılığıyla mücadeleye yönelik etkili bir model ortaya çıkarılmıştır. Sosyo-Entegre Önleme Modeli sekiz boyuttan oluşmaktadır. Bu boyutlar: sosyal diyalog ve etkileşim, sosyal dayanışma ve iyi niyet, sosyal barışın tesisi, sosyal uzlaşmayı sağlama, sosyal adalet, sosyal refah ve kapsayıcılık, sosyal güvenlik ve sürdürülebilirlik, sosyal özveri ve toplumsal bütünleşmedir. Sosyo-Entegre Önleme Modeli'nin (SÖM) amacı, madde bağımlılığıyla mücadelede,toplumu bilgilendirme ve madde kullanımının önlenmesine yönelik sosyal politikalar ile sağlık iletişimi stratejilerini bütünleşik bir yaklaşımla entegre etmektir. Bu entegrasyonla, toplumun tüm kesimlerine ulaşarak madde kullanımının azaltılması ve sağlıklı yaşam biçimlerinin benimsenmesini teşvik etmek hedeflenmektedir.
Bütünleşik pazarlama iletişimi ve sosyal medya etkileşimleri: Çay sektörüne odaklı nitel bir inceleme
Bütünleşik pazarlama araçlarının sosyal medya platformları üzerinden uygulanması etkileşimli bir pazarlama yaklaşımı olarak hedef kitlelerle iletişim kurmak için etkili bir yoldur. Markaların kişiselleştirilmesi geniş kitlelere yayılması konusunda sosyal medya önemli bir rol üstlenmektedir. İşletmeler sosyal medya aracılığıyla hedef kitlelere ürünlerini, hizmetlerini ve faaliyetlerini tanıtmakta ve pazarlama faaliyetlerini yürütmektedirler. Sosyal medyanın en önemli rollerinden bir tanesi halkla ilişkiler, pazarlama ve reklam arasındaki mesafeyi azaltması ve bütünleşik hale gelmesine yardımcı olmasıdır. Bu çalışmada sosyal medyanın bütünleşik pazarlama iletişimi amaçları için kullanılması Türkiye'de çay sektöründe faaliyet gösteren Çaykur ve Doğuş Çay şirketlerinin uygulamaları özelinde araştırılmıştır. Bu çerçevede Çaykur ve Doğuş Çay şirketlerinin 1 Kasım 2021 ile 31 Ocak 2022 tarihlerini kapsayan üç aylık süreçte en çok kullanılan sosyal medya platformları olan Facebook, Instagram, Twitter ve Youtube paylaşımları izlenmiştir. Elde edilen veriler içerik analizine tabi tutulmuş, SPSS 25 programı aracılığıyla uygulamaların temel istatistikleri, frekansları, çapraz tablolar ve t testleri yapılmıştır. Bulgular karşılaştırılarak yorumlanmış ve tartışılmıştır. Araştırmanın sonucunda; her iki çay firmasının da Facebook, Twitter ve Instagram'ı bütünleşik pazarlama iletişimi kapsamında etkin bir şekilde kullandıkları, Youtube'u ise son plana bıraktıkları belirlenmiştir. İnceleme kapsamındaki üç aylık süreçte Youtube'da Doğuş Çay firması tek bir gönderi paylaşırken, Çaykur firmasının gönderi paylaşımı olmamıştır. Doğuş Çay firması, sosyal medya platformlarında bütünleşik pazarlama iletişimi aracı olarak reklam, halkla ilişkilerinden faydalanırken, Çaykur firmasının reklam, halkla ilişkiler ve doğrudan pazarlama faaliyetlerinde sosyal medyadan faydalandığı belirlenmiştir. Çaykur ve Doğuş Çay firmasının gönderileri 1 Kasım 2021 ile 31 Ocak 2022 tarihlerini arasında incelendiğinde sponsorluk ve satış geliştirme faaliyetlerine dört platformda hiç yer vermediği görülmektedir. Çaykur ve Doğuş Çay markalarının sosyal medya platformlarını kullanımının birbirinden istatistiki olarak anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Şirketten şirkete sosyal medya ortamında bütünleşik pazarlama uygulamaları farklılaşmakta olup; Çaykur sosyal medya platformlarında bütünleşik pazarlama araçlarını daha etkin ve etkili kullanmaktadır. Doğuş Çay firmasının ise daha bütünleşik yapıda kullandığı sonucuna ulaşılmıştır. Her iki markanın dijital bütünleşik pazarlama iletişim stratejilerinin sosyal medya ortamlarında topluluklar oluşturmaya, marka değerini yükseltmeye, marka bağlılığını artırmaya, satın alma davranışları oluşturmaya yönelik olarak daha etkili kullanmaları gerekmektedir.
COVID-19 pandemisinin reklam kampanyalarına etkisi: Göstergebilimsel bir analiz
Bu çalışmada Ads of the World veritabanında bulunan otomotiv sektörlerine ait reklamlardan Jeep markasının COVID-19 pandemisi öncesinde ve COVID-19 pandemisi esnasında yapmış olduğu reklam kampanyaları incelenmiştir. İnceleme sonucunda Jeep markasına ait pandemi öncesi dört çalışma ile pandemi süresindeki dört çalışma olmak üzere toplam sekiz farklı çalışma, bu araştırmanın çalışma grubunu oluşturmaktadır. İlgili çalışmalar göstergebilimsel yöntemle analiz edilmiştir. Bu doğrultuda, gösterilen ve gösterge unsurları ele alınarak verilerin analizi gerçekleştirilmiş ve elde edilen bulgular raporlanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, Jeep'in pandemi öncesinde ağırlıklı olarak doğayı, dışarıdaki yaşamı keşfetme ve hayatın heyecanını ekstrem noktalarda doğada aramaya odaklandığı görülürken; pandemi döneminde reklamlarda verilen mesajın değişime uğradığı tespit edilmiştir. Bu noktada Jeep, COVID-19 döneminde mesaj odağını evde kalmaya, evi ve evdeki yaşamı keşfetmeye, hayatın heyecanını evden bağlanarak aramaya odaklamıştır. Bu yolla Jeep, bir yandan evde kalmaya teşvik ederek sosyal sorumluluk görevini sürdürürken; diğer yandan, böylesine zorlu bir dönemde dahi müşterilerinin zihinlerinde tutunmak adına stratejik bir reklam süreci yürüttükleri söylenebilir. Bu bulgulardan yola çıkılarak varılan sonuçlar, alanyazın ile kıyaslandığında; doğrudan otomotiv sektörünü ve Jeep markasının pandemi sürecindeki reklam kampanyalarını doğrudan detaylı şekilde ele alan bir çalışmaya rastlanmadığı; yine herhangi bir markaların COVID-19 pandemisi öncesinde ve bu pandemi sürecinde reklam kampanyalarını nasıl değiştirdiklerini ele alan herhangi bir çalışmaya rastlanmadığı ortaya çıkmıştır. Ancak bunun yanı sıra, alanyazındaki kimi çalışmaların pandemi sürecindeki reklam kampanyalarını göstergebilim üzerinden incelemesi, bazılarının sosyal mesajlara odaklanması yönünden bu çalışma ile benzerlik gösterirken; kimi çalışmaların pandemi sürecinde farklı alanlara ilişkin çalışmalara odaklanmaları ve ortaya koydukları bulgular ile bu çalışmadan farklılaştığı tespit edilmiştir. Özetle tüm bu çalışmalar, COVID 19 pandemisi döneminde yapılan değişimler ile markaların pazarlama stratejilerinde, müşterilerinin yalnız normal zamanlarda değil, her daim yanlarında olduğunu hatırlattıkları; ayrıca, onların sadece direksiyon başında değil, hayatın her evresinde sağlıkla ve güvenle kalmalarını istedikleri mesajını vermeye çalıştıkları söylenebilir. Diğer bir ifade ile, markalar izledikleri bu reklam stratejileri sayesinde COVID-19'la gelen piyasa durgunluğunun olumsuz etkisini daha aza indirgemek ve müşterilerinin odağından düşmemek için onları her daim düşündükleri, kamu yararını korudukları, sosyal sorumluluk projeleri ile sürece destek sağladıkları mesajlarını vermeye çalışmışlardır.
Kültür endüstrisi bağlamında okumanın dijitalleşmesi: Booktuber'lar üzerine karşılaştırmalı bir inceleme
Bu çalışmada kültür endüstrisi kuramı perspektifinde dijital okuma deneyimi sunan Booktube kanallarına katılım eğilimi analiz edilmiştir. Çalışmanın evreni, Booktuber'lar ve Booktube takipçileri oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini Kitap Dünyam, Mine'nin Kitap Önerileri ve Ayşe Ümit Karabacak Booktube kanalları oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama tekniği olarak anket ve yarı yapılandırılmış görüşme kullanılmıştır. Bu veri toplama tekniklerinden elde edilen veriler, nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi metoduyla analiz edilmiştir. Analizlerden elde edilen bulgular; Booktube mecrasına katılım motivasyonu, Booktube mecrasına katılımın sağladığı kazanımlar, nitelikli bir Booktube videosunun özelliklerini tanımlama ve Booktube içeriklerini takip etme açısından karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma sonucunda Booktuber'ların ve Booktube takipçilerinin Booktube'da bulunma motivasyonlarının farklılıklar içerdiği görülmektedir. Buna bağlı olarak her iki grubunda takip ettiği video içeriklerinde, Booktube mecrasından elde ettiği kazanımlarında ve nitelikli Booktube videosu tanımlarında birtakım benzerlikler ve farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Booktuber takipçilerinin online okuma kulübü ve okuma etkinliklerine katılım sağlama eğilimleriyle Booktuber'ların önerdiği kitapları okuma eğilimleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Çalışmanın ilgi çeken sonuçlarından bir diğer nokta ise; Booktube mecrasının diğer sosyal ağlarla kurduğu ilişkili ve bu ilişkinin sonucu olarak, kitabın nasıl metaya dönüştürüldüğünün belirlenmesidir. Sosyal ağlarda kitabın tüketim objesine dönüşmesi, beğeni nesnesi sayılması ve fenomenleşme aracı olarak kabul görmesi metalaştırmayı artırmaktadır. Kitabın bu tüketim dolaşımından çıkması ve metalaşmaması için atılması gereken adımlar tartışılmıştır.
Bir halkla ilişkiler uygulaması olarak kurumsal reklamcılık: Kadınlar günü örneği
Günümüzde tüketicilerin ürün ya da hizmeti satın alırken ki tutumlarında değişiklik meydana gelmiştir. Tüketiciler bir ürünü tercih ederken benzerleri ile karşılaşmakta ve bu noktada markayı rakiplerinden ayıracak nitelik devreye girmektedir. Kurumları diğerlerinden farklı kılacak bazı uygulamalar söz konusudur. Toplumda önemsenen ve bilinçli bir algının oluşturulmasına katkı sağlayabilecek olan kuruluşların varlığı önem arz etmektedir. Kurumsal vatandaşlık anlayışı ile sorumluluklarını yerine getiren kuruluşlar, itibar ve imajlarını güçlendirip, devamlılıklarını sağlayabilmektedir. Bu doğrultuda tüketici grupları da markalar arası ürün veya hizmet tercihinde bulunurken, toplumsal değerleri önemseyen, kamuoyunda doğru algının oluşmasına katkı sağlayan kuruluşlar öne çıkarak, hedef kitlenin zihninde olumlu bir imajın oluşmasını neden olmaktadır. Bunu sağlayan kurumda rakiplerine karşı üstünlük elde ederek, kalıcılığını pekiştirmiş olur. İşletmeler tüm bunları kurumsal reklamcılığı kullanarak elde etmekte ve bu kavramın öneminin farkında olunması gerektiğinin altı çizilmektedir. Bu araştırmada, markaların 8 Mart 2021 yılında kadınlar gününde yayınlamış oldukları kurumsal reklamların içeriğinde, sorumluluk bilincini gözeterek ve bu doğrultuda mesajını hazırlayan markalar bu çalışmanın kapsamını ve amacını oluşturmaktadır. Youtube 'de en çok izleme alan beş markanın kurumsal reklamları göstergebilim yöntem kullanılarak analiz edilmiştir. Bu bağlamda incelenen ve bunun sonucunda beş marka arasından iki markanın kadınlar gününe özel yayınlanan reklamlarının, vermiş oldukları mesajlar kadına ve kadının toplumsal hayattaki yerini önemsediğini, toplumda buna yönelik algının yer etmesi sağlanarak ve bu yolla da topluma karşı olan sorumluluğunu yerini getirmiş olmaktadırlar. Geriye kalan üç marka ise toplumsal beklentiyi göz ardı ederek, markayı ön planda tutan bir kurumsal reklam anlayışına sahip olarak reklam filmlerini hazırladıkları sonucuna ulaşılmıştır.
Sakarya Üniversitesi'nin öğrencileri üzerindeki imajı
Olumlu bir imajın her kuruma katkısı bulunmaktadır. Olumlu imajın faydaları hakkında bilgi sahibi olan özel üniversiteler iyi bir imaj sahibi olmaya çalışmakta ve üniversitelerine öğrenci çekmek için uğraşmaktadırlar. Son yıllarda ise bu rekabete devlet üniversiteleri de girmiş ve yetenekli öğrenci ve akademisyenleri kurumlarına çekmek için çabalar göstermeye başlamışlardır. Olumlu bir kurumsal imajın faydalarını bilen her üniversite bu konuda çalışmalar yapmaya başlamıştır. Devlet üniversiteleri de mevcut imajını bilmeli ve imajını artırıcı veya olumluya çevirecek çalışmalarda bulunmalıdır. Aksi durumda rekabetten geri kalmakta ve kalifiye öğrenci ve akademisyenleri kuruma çekememesine sebep olabilmektedir. Buna göre araştırmanın konusunu Sakarya Üniversitesi'nin öğrencileri üzerindeki imajı oluşturmaktadır. Üniversitenin öğrenciler üzerindeki mevcut imajını ölçmek ise araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi kullanılmış ve imajı ölçmek üzere geliştirilmiş anket, Sakarya Üniversitesi'nde okuyan öğrenciler üzerinde uygulanmıştır. Ankette toplam 22 soru bulunmakta ve imajın yanı sıra kurumun(kampüsün) dizaynı ve kuruma bağlılık ile ilgili sorular bulunmaktadır. Toplamda 414 öğrenciye uygulanan anketlerin bir kısmı Google Forms üzerinden oluşturulmuş ve anket linki mesaj olarak gönderilmiş, bir kısmı ise okulda az sayıda bulunan öğrencilere yüz yüze uygulanmıştır. Araştırma kapsamında 4 adet hipotez belirlenmiş ve bunların 4'ü de doğrulanmıştır. Araştırmada öğrencilerin imaj algıları ile cinsiyet, yaş ve fakülte değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra Sakarya Üniversitesi'nin öğrencileri üzerinde genel olarak olumlu bir imaja sahip olduğu görülmüştür.