Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Fatih Çiftçi
12 theses · Fatih Sultan Mehmet Foundation University
Sağlık hizmetlerinde dijital devrim olan "teletıp ve e-sağlık "sistemlerinin biyomedikal uygulamalar için geliştirilmesi
Günümüzde sağlık sektöründe yaşanan dijital dönüşüm, teknolojinin sağladığı imkanlarla birlikte sağlık hizmetlerinin erişilebilirliğini ve kalitesini artırmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda, teletıp ve e-sağlık sistemleri, hastaların sağlık hizmetlerine daha kolay erişim sağlamak ve sağlık uzmanlarıyla iletişimlerini güçlendirmek için önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye'de de sağlık hizmetlerinin dijitalleşmesi hızla devam etmektedir. Ancak, mevcut durumda karşılaşılan problemler ve zorluklar da göz ardı edilmemelidir. Bu bağlamda, teletıpın güvenli bir şekilde uygulanması için bir yol haritası sunmak, güvenlik açıklarını belirlemek ve çözüm önerileri sunmak önemlidir. Ayrıca, tıbbi danışmanlık sitelerinin kurulması ve işletilmesi de sağlık hizmetlerinde önemli bir adımdır. "Patient Portal/hasta penceresi" adlı bir tıbbi danışmanlık sitesinin oluşturulması, hasta-doktor iletişimini güçlendirmek ve sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmak için önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu site, hastaların istedikleri zaman doktorlarıyla iletişim kurmalarını sağlayacak ve sağlıkla ilgili bilgiye erişimlerini artıracaktır. Ayrıca, sitede sunulan tıp ansiklopedisi, hastalıkların tanıtımı, ilaçların tanıtımı ve tıbbi tavsiyeler gibi içeriklerle hastaların sağlık bilgi düzeylerini artırarak daha bilinçli sağlık kararları vermelerine yardımcı olacaktır. Tüm bu adımlar, sağlık hizmetlerindeki dijital devrimin bir parçası olan teletıp ve e-sağlık sistemlerinin biyomedikal uygulamalarla entegrasyonunu sağlayarak sağlık hizmetlerinin daha etkin, erişilebilir ve güvenli hale gelmesine katkı sağlayacaktır. Bu çalışma, sağlık hizmetlerindeki dijital devrimin potansiyelini ve uygulanabilirliğini incelemeyi amaçlamaktadır, böylece gelecekteki sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine katkıda bulunabilir.
Makine öğrenimi yöntemleri ile baş ve boyun kanseri hastalarında sonuç tahmini
Baş ve boyun kanserleri, 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde yeni kanser vakalarının yaklaşık %4'ünü oluşturmakta olup, tahmini 70.230 teşhis ve 16.100 ölümle devam eden küresel bir sağlık sorunu olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışma, The Cancer Imaging Archive (TCIA) içindeki HNSCC Koleksiyonu'ndan alınan verilerle baş ve boyun kanseri hastalarının 100'ü için klinik sonuçları tahmin etmek amacıyla makine öğrenimini kullanmaktadır. Tahmin performansını artırmak için altı ana özellik — kanser yeri, primer tümör hacmi, ırk, sigara durumu, HPV durumu ve tedavi türü — seçilmiştir. Random forest modeli %94.68 doğruluk ve 0.9821 AUC değeri elde ederek, baz majörite sınıflandırma (%50) önemli ölçüde geride bırakmıştır. Bu sonuçlar, bu yaklaşımın kişiselleştirilmiş tedavi planlamasını destekleme ve klinik karar alma sürecini iyileştirme potansiyelini göstermektedir
Makine öğrenme yöntemleri ile akciğer kanserlerindeki beyin metastazları ve tanısal raporlama
Beyin metastazları (BM), akciğer kanserinin en yaygın komplikasyonlarından biridir. Bu lezyonların manyetik rezonans görüntüleme (MRG) üzerinde doğru ve erken tespiti; tanı, tedavi planlaması ve prognoz açısından büyük önem taşımaktadır. Ancak, BM manuel olarak segmentasyonu zaman alıcıdır, gözlemciler arası farklılıklara açıktır ve genellikle görüntüleme özelliklerinin belirsizliği nedeniyle sınırlıdır. Bu tez çalışmasında, akciğer kanserine bağlı gelişen BM'lerinin T1 kontrastlı ve T2-ağırlıklı MRG görüntüleri kullanılarak derin öğrenme (DÖ) tabanlı bir tümör tanıma yaklaşımı önerilmiştir. CNN modeli, etiketlenmiş veri kümeleri üzerinde eğitilmiş ve otomatik tümör tespiti amacıyla değerlendirilmiştir. İşlem kısıtlamaları nedeniyle, 4B NIfTI hacimleri 2B dilimlere ön işleme tabi tutulmuş, 128x128 piksele yeniden boyutlandırılmış ve normalleştirilmiştir. Verilerin ön işleme ve dengeleme işlemlerinin ardından toplam 2.275 adet 2B görüntü kullanılmıştır. CNN modeli, ikili sınıflandırma için 17 katman ve 3 bloktan oluşmaktadır. Modelin karar verme sürecini görselleştirmek ve yorumlanabilirliği artırmak amacıyla occlusion sensitivity ve sınıf aktivasyon haritalama yöntemleri uygulanmıştır. Eğitilen model, test veri kümesinde %94,2 doğruluk, %94 duyarlılık, %92,83 özgüllük, %95 F1-skoru ve %98,65 AUC değeri elde etmiştir. Model birçok durumda başarılı sonuçlar verirken, Dice skoru düşük çıkan bazı örnekler incelenmiş ve tartışılmıştır. Bu çalışma, BM tespiti ve değerlendirilmesini desteklemeyi ve tıbbi görüntülemede güvenilir DÖ çözümlerinin geliştirilmesine destek sağlamayı amaçlamaktadır.
Pediatrik panoramik diş görüntülerinde derin öğrenme ile yer tutucu gerekliliğinin sınıflandırılması
Yer tutucular, erken süt dişi çekimi sonrasında diş arkında meydana gelebilecek yer kaybını önlemek amacıyla kullanılan ağız içi apareylerdir. Yer tutucuların zamanında ve doğru şekilde uygulanması, çocuğun diş gelişimi sürecine rehberlik ederek daimi dişlerin ideal konumda sürmesine olanak tanımaktadır. Ancak yer tutucu endikasyonunun doğru bir şekilde konulabilmesi için, biyolojik ve anatomik faktörlerin detaylı bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Geleneksel olarak hekim değerlendirmesine dayanan bu süreç, sübjektifliğe açık olduğundan hatalı kararlarla sonuçlanabilmektedir. Mevcut durumda karşılaşılabilecek bu sorunu aşmak amacıyla, derin öğrenme temelli bir yaklaşım geliştirilmiştir. Çalışma kapsamında, uzman bir pedodontist tarafından etiketlenmiş panoramik röntgen görüntülerinden oluşan özel bir veri seti oluşturulmuş, her bir diş için yer tutucu gerekliliği sınıflandırılmıştır. Görüntüler, YOLOv5 algoritması kullanılarak nesne tespiti ve sınıflandırma işlemleri için eğitilmiştir. Model, MakeSense.AI ile etiketlenen veriler üzerinde %80-%20 eğitim-doğrulama oranıyla 50 epoch eğitilmiştir. Sonuçlar, "yer_tutucu_gerekmez" sınıfında %82, "yer_tutucu_gerekli" sınıfında %96 doğruluk göstermiştir. F1-Confidence eğrisi 0.403 güven eşiğinde 0.85 optimum performans, mAP@50 değeri 0.931 elde edilmiştir. Eğitim sürecinde loss değerleri düşmüş, precision-recall metrikleri 0.85-0.90 aralığında stabil kalmıştır.
Doku mühendisliği uygulamalarında doğal kemik rejenerasyonu için 3 boyutlu biyobaskı yöntemiyle hidroksiapatit bazlı kitosan/kolajen greft tasarımı ve geliştirilmesi
Kemik dokusunun rejenerasyonu ve yeni dokuların mühendisliği, modern tıbbın en kritik araştırma alanlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle, bu araştırma alanına dayalı olarak geliştirilen tez, biyobozunur ve doğal olarak biyouyumlu malzemelerden yapılmış yeni kemiklerle yenilikçi biyo-kompozit greftler tasarlamayı ve geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, geleneksel greftleme yöntemlerinden farklı olarak, 3D baskı yardımıyla kişiye özel greft üretimini kazandırmayı hedeflemektedir. Bu çalışmada, greftlerin çevre dokularla entegrasyonunu sağlama çabalarına odaklanmıştır. Malzeme seçimi ve scaffold yapısı hem mekanik hem de biyolojik açıdan optimize edilmiştir. Üretilen kitosan/kolajen bazlı hidroksiapatit greftlerin yüzey morfolojisi, mekanik dayanıklılığı ve biyolojik aktivitesi analizlerle değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra, deneylerimizde biyouyumluluğu hatırı sayılır seviyelerde olan kitosan ve iki yüzü farklı molekül yapısı bulunan kolajen yapılı malzemelerin basımı üzerine yapılan testlerde, alveoler kemik yapısına ve gingiva oluşumu süreçlerinde dental rejenerasyonundaki etkinliği vurgulanmıştır. Bu projenin özgünlüğü, 3D baskı teknolojisi ve nanomalzemeler kullanılarak, hastaların ihtiyaçlarına göre bahsi geçen biyouyumlu malzemelerin, hasta bazlı özelleştirilmiş, tasarlanmış gözenekli yapılı greftlerin üretilebilmesinde yatmaktadır. Bu sayede greftler, vücutta doğal kemik görevini tam anlamıyla yerine getirebilir ve klinik uygulamalarda iyileşme süreci hızlandırılabilir. Sonuç olarak, bu tezde geliştirilen yeni greft malzemeleri ve tasarımlarının kemik rejenerasyonu alanında büyük katkılar sağlayacağı ve gelecekteki tedavi yöntemleri için sağlam bir temel oluşturacağı öngörülmektedir.
3 boyutlu biyo baskı yöntemi ile biyoaktif katkılı transdermal doku iskeleti üretimi ve salım kinetiği matematiksel modellemesi
Doku mühendisliği alanı, cilt enfeksiyonları, yaralanmaları ve yanık problemleri gibi kendiliğinden iyileşme sürecinin imkânsız veya yetersiz olduğu durumlarda vücudun kaybettiği cildi geri kazanmasına yardımcı olmanın bir yoludur. Cilt enfeksiyonları tedavisinde yapay deri üretimi biyo-baskı cihazlarıyla sağlanmaktadır. Biyo-baskı iskelesi için optimum PVA/KS-aljinat/Zerdeçal bileşimini belirlemek amacıyla farklı bileşimlerde PVA/KS-aljinat karışımı hidrojellerin mikro yapısını, fizikokimyasal özelliklerini ve basılabilirliğini araştırmak için kullanılmıştır. Bu çalışmada, Kitosan (KS), sodyum aljinat (ALG) ve Polivinil alkol (PVA) kombinasyonundan nanokompozitler sentezledik. Daha sonra, Zerdeçal nanokompozitlerin içine kapsüllenmiş ve Fourier-transform kızılötesi spektroskopisi (FTIR), elektron mikroskobu (SEM) ile karakterize edilmiştir. Bu çalışmaların yanında Zerdaçal biyoaktif maddesinin, salım kinetiği mekanizması Franz difüzyon hücresi ile ölçülmüş ve matematiksel modelleri incelenmiştir. Ayrıca, kapsüllenmiş Zerdeçal, serbest Zerdeçal'dan daha yüksek antibakteriyel, antioksidan ve anti-inflamatuar aktivite göstermiştir. Sonuçlara göre, albümin denatürasyonu için maksimum inhibisyon (%83,59), maksimum antioksidan aktivite (%85,79) ve 23,68 mg GAE/100 g ile en yüksek TPC içeriği PVA/KS-ALG biyokompozitinde bulunmuştur. Bu nedenle, üç biyopolimer KS ve ALG ile PVA'nın eş zamanlı kullanımının Zerdeçal'ın terapötik etkinliğini sinerjik olarak artıracağı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, PVA/KS-ALG biyokompozitinin yeni nano-kompoziti, özellikle inflamatuar hastalıklar ve kanser olmak üzere çeşitli hastalıkları tedavi etmek için biyomedikal uygulamalar ve ilaç dağıtım sistemleri için etkili bir strateji ve umut verici bir aday sunmaktadır.
Mxene (Ti3C2Tx) ile modifiye bakteriyel selüloz nano kompozit doku iskelesi üretimi: Biyolojik davranışların incelenmesi
Bu tezde, modifiye bakteriyel selüloz (rBS) ve Ti3C2Tx -MXene esaslı modifiye hidrojellerin sentezi ve karakterizasyonu detaylı olarak incelenmiştir. İlk olarak, Ti3AlC2'in HF ile işlenmesi sonucunda elde edilen Ti3C2Tx -MXene ve Gluconacetobacter xylinum bakterisi ile üretilen BS peliküllerinin sentezi gerçekleştirilmiştir. Ardından, rBS ve rBS/MXene kompozit hidrojeller başarılı bir şekilde sentezlenmiştir. Oluşan hidrojellerin kristalografi, yüzey morfolojisi, kimyasal bileşimi, mekanik özellikleri, termal stabilitesi, elektriksel iletkenliği, hidrofilik özelliği, su emme kapasitesi, biyolojik uyumluluk ve hücresel davranışları ayrıntılı olarak test edilmiştir. XRD analizi Ti3C2Tx -MXene ve rBS tabanlı hidrojellerin kristalografik yapılarını göstermiş, XPS analizi Ti3C2Tx-MXene'nin başarılı sentezini doğrulamıştır. FTIR analizi hidrojellerin kimyasal bileşimini ve etkileşimlerini belirlemiştir. Mekanik testler dayanıklılık ve elastikiyeti değerlendirmiş, TGA analizi ise termal stabiliteyi değerlendirmiştir. MXene ile modifiye edilmiş bakteriyel selüloz nanokompozit doku iskeletinin üretimini ve biyolojik davranışını detaylı bir şekilde ele almaktadır. Bakteriyel selülozun özellikleri, nanokompozit malzemenin biyouyumluğunu ve doku uyumluluğunu artırmak için MXene entegrasyonunun potansiyelini değerlendirir. Bu analizler sonucunda yeni malzemenin gelecekteki biyomedikal uygulamalardaki potansiyelini anlamamıza katkı sağlamaktadır.
Hiyalüronik asit bazlı glutatyon- avokado yağı- jelatin- kolajen- laminin yüklü 3 boyutlu biyoaktif transdermal doku iskelesi tasarımı: Franz difüzyon salım kinetiği modellemesi
Transdermal membran (TDM) doku iskelesi, yara iyileşmesini kolaylaştırmak ve yerel çevrenin hassas dengesini korumak için cildin doğal bileşenlerinden oluşur. Bu yara örtüsü, dermal steril bir matris (iskele)tir ve cilt yüzeyinin iyileşme sürecini kolaylaştırır. İskele kolajen (KOL), laminin (LM) ve yüzeyde sodyum hiyalüronat (hiyalüronik asit), dipalmytoyl fosfatidilkolin (DPPC) ve glutatyondan (GSH) yapılmış mikropartiküller içerir. GSH, proteaz enzimlerinden koruyarak, fibroblastların fonksiyonlarını artırarak ve kolajen sentezini artırarak dermiste hücre çoğalmasını uyarır. Bu bileşiğin, serbest radikallerin temizlenmesi gibi kimyasal özellikleri veya belirli bir biyolojik sistemdeki dolaylı etkileri nedeniyle cilt için olağanüstü faydalara sahip olduğu görülmüştür. Bu bilgiler ışığında, antioksidanı diğer bileşenlerle sinerjistik bir şekilde iletecek ve yara ortamının hassas dengesini koruyacak bir dermal matris tasarlandı ve üç boyutlu (3B) KOL-LM gözenekli yapılı dermal matris hazırlanarak GSH yüklü HyA/AVO mikropartiküller ile doygun hale getirildi. Böylece TDM, kronik yara tedavilerinin etkinliğini artırarak iyileşme süresini kısaltır ve doku onarımına yardımcı olur. Yara bölgesindeki serbest/oksijen radikallerini azaltma yeteneği ile savunma mekanizması ve yara alanının dengesini ve yüzey cilt bileşenlerini telafi ederek doğal olarak oluşan yara iyileşme sürecini de kolaylaştırır.
Elektro eğirme ile üretilen PMMA/MXene/kitosan kontak lens kompozit fiberlerin antibakteriyel ve hücresel davranışlarının incelenmesi
Bu çalışmada, elektro-eğirme yöntemi kullanılarak elde edilen MXene malzemesi içeren PMMA / Kitosan nanoliflerinin yüzey özellikleri araştırılmış ve bu nanoliflerin biyosensör olarak biyomedikal uygulamalarda kullanım potansiyeli değerlendirilmiştir. Farklı PMMA/Kitosan/MXene konsantrasyonları kullanılarak üretilen nanolifler incelenmiştir. Hazırlanan PMMA/Kitosan/MXene çözeltileri petri kaplarına dökülerek kurutulmuştur. Oluşturulan nanoliflerin lif çaplarının ortalamaları, Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) kullanılarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, nanolif yüzey özellikleri çaplarına göre değişiklik göstermiştir. Üretilen kontak lenslerin üzerinde viskozite ve elektriksel iletkenlik deneyleri yapılmıştır. Zararlı organizmalara karşı koruyucu etkiler, hücre testleri ve kontak lenslerin dayanıklılığını sürdürmek için mekanik testler gerçekleştirilmiştir. Biyoelektronik alanında, MXene malzemeleri dikkat çekici iletkenlik ve biyolojik sistemlerle uyumluluk özellikleri sergileyerek, sinir arayüzleri ve biyosensörlerin geliştirilmesinde önemli rol oynamaktadır. MXene'ler ayrıca doku mühendisliğinde de kritik bir rol oynar; mekanik dayanıklılık ve biyouyumluluğun benzersiz kombinasyonu, hücre tutunması, çoğalması ve farklılaşmasını teşvik eden iskele materyalleri oluşturarak rejeneratif tıpta ilerlemelere olanak tanır. Giyilebilir teknolojide MXene'ler, esnek ve iletken malzemelere katkıda bulunarak gelişmiş bileşenlerin giyilebilir cihazlara entegrasyonunu sağlar. Bu çalışmanın ilk bölümünde, giyilebilir kontak lenslerin tasarımı ve çeşitliliği ele alınmıştır. İkinci bölümde, kontak lens kalsifikasyonları, kontak lenslerde kullanılan biyomalzemeler ve bunların uygulamaları incelenmiştir. Üçüncü bölümde, biyosensör uygulamaları ele alınmıştır. Dördüncü ve beşinci bölümlerde ise kontak lenslerin teknolojik pazarlaması ve geleceği hakkında geniş bilgi ve tartışmalar sunulmuştur. Sonuç olarak, bu çalışmada MXene malzemesi kullanılarak elektro-eğirme yöntemi ile kontak lens üretimi çalışması, nanolif yüzey özelliklerinin ve çaplarının biyosensör ve diğer biyomedikal uygulamalardaki potansiyel kullanımını değerlendirmekte ve bu alandaki teknolojik yeniliklere katkıda bulunmaktadır.
PLA ve karbon kaplama kullanarak ve fonksiyonellik ve konforu artırmak için 3D baskı teknolojisi kullanarak protez uzuv tasarımı ve üretimi
Bu çalışmada, Takviye için ilave karbon katmanıyla birlikte PLA (Polilaktik Asit) kullanan, uygun maliyetli, hafif bir protez uzvun geliştirilmesini araştırıyor. Proje, PLA'nın 3D basılabilirliği ve biyouyumluluğundan yararlanarak ve karbon kaplamayla dayanıklılığını artırarak gücü, ağırlığı ve kullanıcı konforunu optimize eden bir protez uzuv tasarlamayı amaçlıyor. Metodoloji, SolidWork, 3D baskı PLA bileşenlerini kullanarak ayrıntılı bir tasarım oluşturmayı ve protez uzvun yüzeyine bir karbon katmanı uygulamayı içerir. Uzvun performansını, konforunu ve işlevselliğini değerlendirmek için kapsamlı mekanik testler ve kullanıcı denemeleri gerçekleştirilecek. Beklenen sonuçlar arasında hem dayanıklı hem de hafif olan, geleneksel protez malzemelerine uygun maliyetli bir alternatif sunan ve gelişmiş konfor ve işlevsellik için kullanıcı odaklı tasarım sağlayan bir protez uzuv yer alıyor. Bu araştırma, uygun fiyatlı ve sağlam protez çözümleri oluşturmak için PLA'yı karbon kaplamayla birleştirmenin potansiyelini göstererek protez alanına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Beyin tümörü tedavilerinde kullanılmak üzere nanokompozit ilaç taşıyıcı sistemlerin tasarımı ve in vitro simülasyonları
Bu çalışmada kapsamında, beyin tümörü tedavisinde pasif hedeflemede kullanılabilecek bir nano ilaç sistemi geliştirilmesi amaçlanmıştır. Hidrotermal proses ile üretilen hidroksiapatit nanokristaller (n-HAP) ve hummers yöntemi ile üretilen grafen oksit (GO) nano ilaç sisteminin taşıyıcı kapasitesini arttırmak, ilaç salım kinetiğini ve ilaç yükleme kapasitesini etkinleştirmek amacıyla kullanılmıştır. Nanokompozit ilaç taşıyıcı sistemler için yapılan analizler; FTIR, XRD ve SEM. Beyin kanseri tedavisinde kullanılan kemoterapötik bir ilaç olan Paklitaksel (PTX), HAP nano kristallerine yüklenmiş ve beyin kanseri hücreleri üzerindeki aktivitesi araştırılmıştır. PTX miktarı 1 ve 2 mg olduğunda, verimlilik (EE) ve yükleme (LC) kapasiteleri sadece H-n-HAP kristal yapısı için sırasıyla %79,1-72,2 ve %80,01-80,27 iken, H-n-HAP kristal yapısına GO ile birlikte 1 ve 2 mg PTX yüklendiğinde EE ve LC sırasıyla %88,57-81,57 ve %90,84-110,57 olmuştur. Burada PTX salım profillerinin Hixson modeline uygun olduğu görülmüştür. Fick yasasına göre salım profili k=1.89, n=0.21, SSD=0.04, R2=0.997, FIC=2.03, SD=0.004 değerleri ile gözlenmiştir. H-n-HAP/GO/PTX için %10 konsantrasyonda %59,8, PTX için %46,6 ve H-n-HAP/GO/PTX için %50 konsantrasyonda %49,5 bulunmuştur. Bu geliştirilen nanokompozit akıllı ilaç salınımı sistemlerini MRG ile edilen görüntülerden beyin tümörünü otomatik bir şekilde tespit eden bir uygulama, sağlık çalışanlarına zaman kazandırmasının yanı sıra; kanserde daha erken teşhise olanak sağlarken insandan kaynaklı hata oranını da en aza indirebilmektedir. Bu tez çalışmasında beyin tümörünün teşhisinde Klasik U-Net, ResNet50 Evrişimi Sinir Ağları uygulanmıştır. Ayrıca, bu yöntemlerle tümör segmentasyonu gerçekleştirilerek tahminler oluşturulmuştur. Sonuçlar, doğruluk, dice katsayısı, hassasiyet, özgüllük, nekrotik dice katsayısı, edema dice katsayısı, enhancing dice katsayısı cinsinden verilerek bu oranlar karşılaştırılmıştır.
Polivinil alkol (PVA)/ grafen oksit (GO) tabanlı biyosensör uygulaması için kullanılabilir membran tasarımı ve üretimi
Bu çalışmada, elektro-eğirme yöntemi kullanılarak elde edilen polivinil alkol (PVA)/grafen oksit (GO) nanolifli yüzey özelliklerine çözelti parametrelerinin etkisi incelenmiş ve devamında, biyomedikal uygulamalarda biyosensör olarak kullanım potansiyeli yapılan testlere göre değerlendirilmiştir. Polivinil alkol çözeltileri elektro-eğirme yöntemi ile nanolif yüzey üretimi üzerinde çalışılmıştır. PVA derişimi değiştirilerek yapılan nanolifler gözlemlenmiştir. Oluşturulan PVA çözeltileri petri kaplarına dökülerek kurutulmuş, GO farklı konsantrasyonlardaki sulu çözeltileri oluşturulmuştur. Kurutulan PVA, elektro-eğirme cihazına yerleştirilerek GO çözeltisi ile atım yapılmıştır. Oluşturulan nanolifli yüzeyler Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ile analiz edilerek lif çaplarının ortalamaları alınmıştır. Alınan sonuçlara göre nanolif yüzey özellikleri çapları ile ilişkilendirilmiştir. Biyosensör uygulamasında kullanılması için oluşturulan nanolif membranlara viskozite ve elektrik iletkenliği testleri yapılmıştır. Membran olması amacıyla üretilen nanolifli membranın antibakteriyel testleri ve dayanıklılığını değerlendirmek üzere mekanik testleri yapılarak sonuçları incelenmiştir. Isı karşısında ağırlık değişimi ve ısı akışının incelenmesi için termogravimetrik analizleri (TGA) yapılmıştır. Yapılan çalışmalar ve testler sonucunda, nanolif yüzey özellikleri ve çap değerleri üzerinde çözelti parametrelerinin önemli bir etkisi olduğu görülmüştür. İncelenen test sonuçları, biyosensör kullanımları değerlendirmelerine göre uygun olduğu öngörülmektedir. Anahtar Kelimler: Elektro-eğirme, nanolif, biyosensör, polivinil alkol, grafen oksit