Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Hakkı Kalaycı
13 theses · Çankırı Karatekin Üniversitesi
Çocuklu kadınların iş yaşamına ilişkin davranışlarının sosyolojik açıdan değerlendirilmesi: Niğde örneği
Tarihsel süreç içinde aile kurumu ve kadınlar günümüz toplumuna kadar birçok değişime uğramış ve kadın, çalışma hayatının önemli bir bileşeni olmuştur. Bu anlamda çalışan annelerin hane dışındaki üretime katılması mikro boyutta aile kurumunu, makro boyutta ise toplumsal yapıyı ilgilendiren modern dönemlerin yeni bir sorun alanı olarak tartışılmaya başlanmıştır. Çalışan annenin diğer mesai arkadaşlarından farklı sorunlarla karşı karşıya gelmesi çoğunlukla doğurganlık ve çocuk sahibi olması ile ilişkilendirilmiştir. Çalışma hayatını doğrudan ilgilendiren aile ve çocuk arasındaki ilişki; annenin işi ve kendisi için oldukça önemlidir. Bu çalışma nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım deseni ile tasarlanmıştır. Fakat çalışma içinde ele alınan her kuramın çalışmaya ışık tuttuğu, çalışmanın kuramsal teklik içermediği niteliksel olarak fenomenolojik kuram çerçevesinde modelleştirildiği belirtilmelidir. Araştırmanın örneklemini Niğde ilinde en az 2 yıl çalışma yaşamında yer alan 15 anne oluşturmuştur. Çocuk sahibi çalışan kadınlara uygulanan 18 soruluk yarı yapılandırılmış görüşme formu ile katılımcıların aile ve çalışma hayatına yönelik görüş ve düşünceleri kendi ifadeleri ile anlaşılmaya çalışılmıştır. Araştırma bulguları çerçevesinde ana temalar oluşturulmuş ve bu temaların üzerine yoğunlaşan betimsel analizler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi, kod açma yöntemi kullanılarak yapılmış ve ortak örüntülerin belirlenmesiyle birlikte çıkarımlar sağlanmıştır. Elde edilen veriler, kamu sektöründe çalışan annelerin karşılaştığı zorlukları ve duygusal deneyimlerini açık bir şekilde vurgulamaktadır. Çalışmanın önemli bulguları arasında, çalışan annelerin çocuklarıyla yeterli vakit geçirememeleri, iş yerinde izin taleplerinde zorluk yaşamaları ve devlet politikalarının geliştirilmesi gerekliliği yer almaktadır. Bu bulgular, kamu sektöründe çalışan annelerin karşılaştığı zorlukları ve duygusal deneyimleri açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Araştırmanın sosyoloji literatürüne ve çocuk sahibi çalışan kadınlara yönelik yapılacak uygulamaların belirlenmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Tüketim toplumu çerçevesinde kına gecesi organizasyonları: Samsun-Çarşamba örneği
İçinde bulunduğumuz toplum; yaşanan sosyal, kültürel, ekonomik değişmenin etkisiyle geleneksel örf, adet ve ritüelleri dönüşüme uğratmaktadır. Kültür toplumun vazgeçilmez unsuru olmakla birlikte toplumları birbirinden farklılaştıran değerler bütünüdür. Her toplumun kendine özgü kültürü vardır. Kültürümüzün bir parçası olan evlilik öncesinde yapılan kına gecesi, eğlenceli bir görsel şölen olarak değerlendirilmektedir. Günümüz kına gecelerini oluşturan modern organizasyonların varlığı ve çalışma prensipleri bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Günümüzde organizasyonların varlığı her tören ve davette (nişan, düğün, sünnet, mezuniyet) görüldüğü gibi kına gecesi ile daha bütünleşik bir hal almaktadır. Bu çalışmada, kültürümüzün bir parçası olan, Samsun ili Çarşamba ilçesindeki kına geceleri adet ve geleneklerinin ortaya konması hedeflenmiştir. Ayrıca; kına gecelerine özel tutulan organizasyonlar, organizasyonların nasıl ortaya çıktığı, neden organizasyonların ve neden kına koçlarının tercih edildiği incelenmiştir. Organizasyon tutulmasında etkili olan kişilerin sosyal, ekonomik ve kültürel özellikleri incelenmiştir. Buna ek olarak tüketim toplumunun yansımaları ve gösterişçi tüketim kavramı incelenmiştir. Tüketim ve gösterişçi tüketim arasındaki ilişki organizasyonculuk faaliyeti ile ilişkilendirilerek açıklanmaya çalışılmıştır.
Meslek liselerinde eğitim gören öğrencilerin bu okulları seçme sebeplerine yönelik sosyolojik bir araştırma (Ankara Altındağ örneği)
Yapılan çalışmada, Meslek Lisesi öğrencilerinin, bu okulları neden seçtiklerine yönelik veriler elde edilmektedir. Ankara Altındağ ilçesinde yer alan 5 ayrı okuldan alınan veriler doğrultusunda sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmaya 355 öğrenci katılım sağlamıştır. Karma model kullanılmıştır. Anket soruları ve öğrencilerin bireysel olarak cevap verebilecekleri açık uçlu sorular yöneltilmiştir. Katılımcıların düşüncelerini daha iyi anlayabilmek için bireysel cevaplar verebilecekleri alan bırakılmıştır. Okullarda gerçekleştirilen anketler, SPPS ve NVİVO programında analiz edilmiştir. Kategorik değişkenler arası ilişkilere bakılacağından ki-kare testi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda öğrencilerin okul seçiminde aile faktörünün ön planda olduğu görülmüştür. Ailelerinin istekleri doğrultusunda öğrenciler bu okullarda eğitim aldıklarını belirtmiştir. Yükseköğretime devam etmek isteyen öğrenciler, lisede eğitim aldıkları alan dışında bir bölümde okumak istediklerini belirtmiştir. Materyal eksikliği ve bölüm derslerinin az olması öğrenci ve öğretmenlerin okullarını yetersiz görmelerine sebep olmaktadır. Teorik derslerin fazla olması, eğitim programlarının yoğun olması öğrencilerin pratik yapmasına engel olmaktadır. Çözüm olarak ders sayısında azalmaya gidilerek, pratik yapılarak el becerilerini geliştirecek alanların oluşturulması gerekmektedir. Öğrenciler ders saatleri dışında bir işte çalıştıklarını ifade etmişlerdir. İkili eğitim sisteminde öğleden sonra okula gelen öğrencilerin günün tamamını okul için harcadıkları, kendilerine ayıracak zamanın kalmadığını ifade etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Meslek lisesi, meslek lisesi tercihi, sosyolojik araştırma.
Toplumsal cinsiyet yargılarındaki değişimi akademik çalışmalar üzerinden sorgulamak
Bu çalışmada 2004-2021 yılları arasında Toplumsal cinsiyet yargısı konusunda yapılmış çalışmaların incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda 2004-2021 yılları arasında Toplumsal cinsiyet yargısı konusunda yazılmış makale, yüksek lisans ve doktora tezinden oluşan 110 çalışma incelenmiştir. Bu dokümanlara ulaşmak için YÖK Tez, Ulusal Tez Merkezi, Google Akademik, Ulakbim, Dergipark gibi sitelerde alanyazın taraması yapılmıştır. Bu çalışmalar amaç, yapıldığı yer, yayın yılı, yapıldığı kademe, çalışma türü, çalışma yöntemi, çalışma deseni ve veri toplama araçları alt problemleriyle ele alınmıştır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Doküman incelemesi yöntemiyle gerçekleştirilen bu çalışmada 79 makale, 28 yüksek lisans tezi, 3 doktora tezi olmak üzere 110 çalışma incelenmiştir. Bu araştırmanın verileri belirli başlıklar altında düzenlenmiştir. Belirlenen başlıklar altında elde edilen bulgular betimsel analiz yöntemiyle incelenmiş, bulgulardan yola çıkarak yorumlar yapılmıştır. Bu başlıklar: çalışmanın türü, çalışmanın yılı, çalışmanın yapıldığı yer, çalışmanın araştırma modeli, çalışmanın yöntemi, çalışmanın veri toplama araçları, çalışmanın veri toplama aracı sayıları, uygulanan ölçekler, uygulanan envanterler, çalışmanın alanıdır. Yapılan çalışmaların incelenmesi sonucunda toplumsal cinsiyet yargısının geçmişten günümüze olumlu yönde değişim gösterdiği görülmüştür. Geçmişte toplumsal cinsiyet rollerine sıkı sıkıya bağlı bir yaşam sürülmesi çalışma hayatında erkeklerin ön planda olmasına, kadınların ise yalnızca ev ortamında kendini gösterebilmesine sebep olmuştur. Aydınlanma dönemiyle beraber kadın-erkek eşitliği ve özgürlük gibi kavramlar ortaya atılmış, kadınların ve erkeklerin toplumdaki rolleri tartışılmıştır. Tartışmaların yoğunlaşması kadın hakları hareketlerini doğurmuş, kadınların sosyal hayata atılması için engeller yavaşta olsa kalkmaya başlamıştır. 20. yüzyılın başlarında yaşanan İkinci Dünya Savaşı ile kadınlar erkeklerin üstlendiği görevleri üstlenmiş, çalışma hayatında daha fazla yer almış, önemli mesleki başarılar elde etmiştir. Bu dönemde erkekler de kalıplaşmış cinsiyet rollerini bir kenara bırakarak çocuk bakımı ve ev işleri gibi konularda görev üstlenmeye başlamıştır. Günümüzde ise toplumsal cinsiyet rolleri daha esnek hale geldiğinden toplumsal cinsiyet yargısı da daha fazla önem kazanmıştır. Toplumlar bu konuda bilinçlenmiş, toplumların farkındalık düzeyi artış göstermiştir. Bunlara rağmen toplumsal cinsiyet eşitliği tamamen sağlanamadığından kadınlar özellikle mesleki hayatta halen ücret eşitsizliği, istihdam gibi konularda çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu zorlukların da giderilmesi ve daha eşitlikçi bir toplum hedefiyle toplumsal cinsiyet yargısı değişim süreci devam etmektedir.
Modernleşme kuramı perspektifinde kır ve kent toplumlarında 65 yaş ve üstü bireyler ile genç nesiller arasındaki ilişkilerin sosyolojik araştırması
65 yaş ve üstü bireylerin nesiler arası ilişkileri geleneksel dönemden modern döneme geçtiğinde kır ve kent toplumlarında farklı değişimler meydana gelmektedir. Bu çalışmanın amacı 65 yaş ve üstü bireylerin modernleşme kuramı çerçevesinde kır ve kent toplumlarında nesiller arası ilişkilerin incelenmesidir. Bu çalışmada 65 yaş ve üstü bireylerin kır ve kent toplumlarında yaşadığı sorunları ve nesiller arası ilişkilerini nitel araştırma yöntemi ile ele alınmaktadır. Çalışmada araştırma deseni olarak fenomenoloji kullanılmakta ve bireylerin duygu ve düşünceleri ortaya çıkarılmaktadır. Araştırmanın örneklemi Ankara ve Çankırı illerinde kır veya kentte yaşayan 65 yaş ve üstü toplam 30 katılımcı ile oluşturulmuştur. 65 yaş üstü bireylere 28 soruluk bir mülakat formu hazırlanarak bireylerin görüş ve düşünceleri alınmıştır. Araştırma bulguları doğrultusunda ana temalar oluşturularak veriler betimsel analiz edilmiştir. Kod açma yöntemi kullanılarak verilerin analizinde ortak örüntüler ile çıkarımlar sağlanmıştır. Elde edilen veriler ile 65 yaş ve üstü bireylerin kır ve kent toplumlarında modernleşmenin etkisi ile nesiller arasındaki ilişkileri vurgulanmaktadır. Çalışmanın bulguları arasında yaşlı bireylerin eskisi kadar saygı ve sevgi görmediği ve bu durumun kır ve kent alanlarında farklılık gösterdiği yer almaktadır. Bu bulgular 65 yaş üstü bireylerin şimdiye kadar yaşadıklarından elde ettiği bilgiler ve görüşler doğrultusunda ortaya konmaktadır. Araştırmanın sosyoloji literatürüne ve yaşlı bireylere yönelik yapılacak olan çalışmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
İş arama tecrübelerinin arayanların bakış açısıyla bir incelemesi: Ankara ili sosyoloji mezunları örneği
Modern çağın en ciddi sorunlarından biri, gençlerin iş imkanlarından yeterince faydalanmamalarıdır. Bu işsizlik durumu sadece belirli bir bölgeyi değil, tüm bir ülkeyi etkilemektedir. Özellikle dezavantajlı gruplar, işsizlik sorunundan diğerlerine göre daha fazla etkilenmektedir. Bu nedenle işsizlik, küresel bir sorun haline gelmiştir. Türkiye'de gençlerin sayıca fazla olması, işsizlik sorununu daha da karmaşık hale getirmektedir. Sosyoloji mezunları (25-35 yaş arası) gençlerin, iş gücü piyasasına girişte bir dizi sorunla karşılaşmakta ve bu sorunlarla başa çıkmaya çalışmaktadırlar. Sosyoloji mezunu gençlerin, eğitim ve deneyim kazanma amacıyla düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda kalmaları ve bu işlerin sona erdiğinde işverenler tarafından terk edilmeleri gibi durumlar, bu çalışmada özenle ele alınmıştır. Modern çağda toplumsal dayanışmanın azaldığı, iş bölümünün zayıfladığı ve toplumsal uyumluluktan ziyade çatışmanın öne çıktığı bir dönemde yaşadığımız görülmektedir ve bu durum bu çalışma içinde sosyolojik olarak incelenmiştir. Bu bağlamda, Ankara ilindeki sosyoloji mezunu gençlerin (25-35 yaş aralığı) iş bulma deneyimleri, kişisel, mesleki ve ekonomik açıdan incelenmiş olup derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Araştırma verilerinin değerlendirilmesi sonucunda sosyoloji bölümünde, iş piyasasına yönelik pratik deneyimlerin yetersiz olduğu ve mezuniyet sonrasında işverenler tarafından deneyimsiz olarak algılandığı tespit edilmiştir. Mezunlar, okul dışında aldıkları sertifikalar ve çeşitli belgelerin iş yaşamına katkı sağlamadığını, sadece boş zamanlarını doldurduğunu ifade etmişlerdir. Sosyoloji mezunu gençler, kendi bölümleriyle ilgili işlere girememenin etkisiyle, daha geniş kariyer fırsatları sunan farklı alanlara yönelmeye çaba sarf etmektedirler. Bu bağlamda sosyoloji mezunu gençlerin işe girememesi sonucunda çeşitli psikolojik ve bedensel sorunlar ile karşılaşmaktadır. Günümüz koşullarında eğitimli olmanın yeterli olmadığı ve deneyimlerin önemli olduğu da vurgulanmaktadır. Son olarak, sosyoloji bölümünün mezunlara ne gibi katkılar sağladığı, tecrübe ve deneyimlerin nasıl kazanılabileceğine dair bilgiler de ele alınmıştır.
Lise öğrencilerinin boş zaman faaliyetlerini etkileyen faktörler: Ankara ili Yenimahalle ilçesi örneği
Lise Öğrencilerinin Boş Zaman Faaliyetlerini Etkileyen Faktörler: Ankara İli Yenimahalle İlçesi Örneği çalışması 4 adet devlet lisesinde eğitim görmekte olan toplamda 400 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Genel tarama yönteminin kullanıldığı çalışmada veriler, katılımcılar ile yüz yüze görüşülerek anket tekniği kullanılarak toplanmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik ve sosyo-kültürel özelliklerine yönelik 26 soru sorulmuş ve 36 maddelik Boş Zaman Tutum Ölçeği uygulanmıştır. SPSS'de veriler işlenmiş ve sonuçlar yorumlanmıştır. Çalışmanın referans teorisi olarak Pierre Bourdieu'nun habitus kavramı temel alınmıştır. Bourdieu'nun kuramı bağlamında bu çalışmada, lise öğrencilerinin boş zaman faaliyetlerini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Söz konusu amaçlar doğrultusunda çalışmanın ikinci bölümü kapsamında zaman kavramı ve boş zaman kavramı tanımlanarak boş zamanın tarihsel gelişimi, fonksiyonları, değerlendirilmesi, değerlendirmesinde etkili olan faktörler ve boş zaman faaliyetlerine katılıma engel olan faktörler incelenmiştir. Ardından Pierre Bourdieu ve sosyolojisi aktarılarak habitus kuramında etkili olan habitus, alan ve sermaye kavramları değerlendirilmiştir. Son olarak ise Pierre Bourdieu'nun habitus kuramı kapsamında boş zaman faaliyetlerini etkileyen faktörler açıklanmıştır. Yapılan analizler sonucunda katılımcıların boş zaman tutumlarının lise döneminde yaşadıkları yer, lise döneminde kaldıkları yer, ailelerinin yaşadığı yer, eğitimleri boyunca aylık gelirlerinin karşılanma durumu, anne eğitim durumu, baba eğitim durumu, anne mesleği, baba mesleği, hoşlandıkları gezi türü, hoşlandıkları müzik türü, boş zamanlarında vakit geçirdikleri kişiler, gün içinde en fazla vakit geçirdikleri eylem, boş zaman süresinin yeterliliği, günlük TV seyretme ve okudukları kitap türü değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olmadığı tespit edilmiştir. Hane aylık geliri, günlük boş zaman süresi, kitap okuma sıklığı, ilgilenilen spor dalı, cinsiyet, yaş, okunulan lise türü ve gelir durumu değişkenlerine göre ise boş zaman tutum ortalamaları anlamlı farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Günümüzde kuşaklararası dini öğrenme ve yorumlama yöntemleri: Sosyolojik bir inceleme
Bu araştırmada, kuşaklararası çatışmanın sebepleri, özellikle din bağlamında, teknolojik gelişmeler, bilgiye hızlı erişim, yaşlı kuşağın yeniliklere ilgisizliği ve genç kuşağın meraklı, sorgulayıcı tutumuyla açıklamaktadır. Veri toplama yöntemi olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış, elde edilen veriler gözlem, içerik ve söylem analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, dinin hem genç hem de yaşlı kuşak için bireysel ve toplumsal yaşamda önemli bir rol oynadığını, ancak etkisinin niteliğinin kuşaktan kuşağa farklılık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Yaşlı kuşak daha geleneksel ve ritüel odaklı bir yaklaşım benimserken, genç kuşak daha sorgulayıcı ve bireysel bir din anlayışına sahiptir. Dini bilgi edinme ve yorumlama süreçlerinde de farklılıklar gözlenmektedir; gençler bilgiyi çoğunlukla aile, akraba, sosyal medya ve internet aracılığıyla edinirken, yaşlılar dini bilgilerini anne-baba ve cami çevresinden öğrenmektedir. Araştırma, kuşaklararası iletişimde önyargılar ve bilgi aktarımındaki eksikliklerin dikkat çektiğini göstermektedir. Sağlıklı iletişim, empati ve hoşgörüye dayalı sosyal projeler, interaktif eğitimler ve dijital araçlar, kuşaklar arasındaki farklılıkları azaltmada etkili olabilecek yöntemler olarak öne çıkmaktadır. Dini ritüellere bağlılık yaşlı kuşakta daha yüksek iken, genç kuşakta bireysel anlam arayışı ve ahlaki boyut ön plandadır. Din, her iki kuşak için de önemini korumakta, ancak biçim ve içeriği bağlamında dönüşüm geçirmektedir Bu dönüşümün doğru analiz edilmesi hem sosyal bilimler hem de din eğitimi açısından büyük önem taşımaktadır.
Engelli çocuklara sahip ailelerin sosyal dışlanma problemi üzerine bir araştırma: Çorum örneği
Bu çalışmada, engelli çocuklara sahip olan ailelerin toplumsal yaşama katılımlarını etkileyen ve/veya engelleyen sosyal dışlanma problemi başta olmak üzere sorunlarını tespit etmek, ayrıca engel tipinin engelli ailesinin sosyal yaşam üzerindeki etkisini ve engel tipleri arasında ailelerin toplumsal yaşama katılımları açısından farklılık olup olmadığını araştırmak amaçlanmıştır. Aynı zamanda çalışmada, engelli bireylere sahip olan ailelerin kurumsal, sosyo-ekonomik ve psikososyal açıdan yaşadıkları sosyal dışlanma ve toplumda var olagelmiş bu dışlanmanın zaman içindeki değişimi ve ailelerin geleceğe yönelik beklentileri de incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümde kavramsal çerçevede engellilik olgusu, engellilik türleri ve sosyal dışlanma kavramları üzerinde durulmuş olup, ikinci bölümde ise engelli birey ve ailelerin içinde bulundukları durumu anlamlandırmada toplumsal bilinç ve eğitimin rolü üzerinde çalışılmıştır. Üçüncü bölümde çalışmanın yöntemi hakkında bilgi verilmiş olup, dördüncü bölüm bulgular kısmından oluşmaktadır. Çalışma, Çorum il merkezinde bulunan İlk Arzum Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon Merkezinde eğitimine devam eden engelli öğrencilerin ebeveynleri ile yapılmıştır. Araştırmada veriler derinlemesine görüşme formu uygulanarak toplanmıştır. Yapılan görüşmeler neticesinde engelli bireylerin ve ailelerinin toplumsal yaşama katılımlarında değişik biçimlerde sosyal dışlanmaya maruz kaldıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Engellilik, Engelli Birey ve Aile, Sosyal Dışlanma
Mahalle örnekleminde çocuk suçluluğu olgusuna bakmak: Elazığ ili örneği
Geçmişten günümüze giderek artış gösteren çocuk suçluluğu kavramı, son yıllarda TUİK verilerine bakıldığında suça karışan veya suç mağduru olan çocuk sayısının önemli oranda arttığını göstermektedir. Öğrenilmiş bir davranış olarak karşımıza çıkan suçluluk kavramı, çocukların ailelerinden, çevrelerinden etkilenerek suçu öğrendikleri yapılan araştırmalar sonucunda ortaya konulmaktadır. Bu durumda çocuk suçu doğuştan bilmediğine göre çocuğu suça iten nedenler bulunmaktadır. Çalışmamızda çocukların suç işlemesine neden olan bu faktörler yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile 11-18 yaş arası çocuğu olan 30 anne ve baba ile görüşülerek anlaşılmaya çalışılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda çocukların özünde suçsuz olduklarını onları yetiştiren ailelerin, akran çevresinin ya da bulunduğu sosyal çevrenin çocuğu bilerek ya da bilmeyerek sapma davranışlar sergilemesine neden olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Suç, Çocuk Suçluluğu
Kırdan kente göçte etkili olan sosyoekonomik faktörlerin etkisi 'Siirt ili örneği'
Bu çalışma; Siirt ilinde 1990-2007 yılları arasında kırdan kente yapılan göçlerde sosyoekonomik faktörlerin etkisinin araştırılması ve yapılan göçlerin temel sebeplerinin neler olduğunun saptanması amacı ile hazırlanmıştır. Araştırma kapsamında söz konusu tarihlerde yoğun göç aldığı tespit edilen Siirt ilinde bulunan 9 adet mahallede, 35 yaş ve üzeri bireyler ile 199 adet anket ve 30 adet mülakat görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Yapılan anket ve mülakat çalışması kapsamında Siirt iline 1990-2007 yılları arasında kırdan yapılan göçlerin temel sebebinin terör eylemlerinden kaynaklı güvenlik problemi olduğu, güvenlik gerekçesi ile zorunlu olarak insanların göç etme durumunda kaldığı tespit edilmiş olup, göç sürecinde yaşanılan zorluklar ve geride bırakılanlar ile ilgili önemli veriler elde edilmiştir. Dolayısı ile söz konusu bu göç hareketinin diğer coğrafi bölgelerde yapılan göçlerin nedenleri bakımından farklılıklar gösterdiği, bu farklılıklar ifade edilmiş olup, yapılan göç hareketinin olumsuz etkileri ile ilgili çözüm önerileri sunulmuştur.
Çerkeslerde sosyal ve kültürel değişim: İstanbul ve Düzce örneği
İstanbul ve Düzce şehirlerinde Çerkeslerde sosyal ve kültürel değişimin konu edildiği bu çalışma 1864 yılından itibaren ana vatanları olan Kafkasya'dan sürgün edilerek Anadolu topraklarına yerleştirilen Çerkeslerin geçmişten bugüne yaşamış oldukları sosyal ve kültürel değişimi konu almaktadır. Çerkesler geçmiş tarihlerden bu yana kendilerine has yaşam tarzları, örf/adetleri ve dilleriyle bilinmektedir. Geçmişte genellikle kırsal alanlarda yaşamakta olup kültürel yaşamlarını kendi içlerinde muhafaza eden Çerkeslerin geçen zaman içinde değişen yaşam koşullarının da etkisiyle kır yaşamından kent yaşamına geçiş yaptıkları görülmektedir. Bu çalışmanın amacı günümüzde yaşamlarını çoğunlukla şehirlerde sürdürmekte olan Çerkes toplumunun zaman içinde yaşamış olduğu sosyal ve kültürel değişim sürecini ele almak ve bu süreçte karşılaşmış oldukları güçlüklere değinerek yaşanan bu değişimin boyutlarını sosyolojik açıdan değerlendirmektir. Bu çalışma için İstanbul ve Düzce şehirlerinin seçilmiş olması küçük şehir ve metropol arasındaki sosyal ve kültürel değişimin farklı boyutlarını görebilmek açısından önemlidir. Bu çalışmada İstanbul ve Düzce şehirlerinde yaşayan kadın ve erkeklerden oluşan 26 kişilik katılımcı grubuyla derinlemesine görüşme yapılmıştır. Elde edilen veriler sonucunda İstanbul ve Düzce şehirlerinde yaşayan Çerkeslerde, geçmişten bugüne sosyal ve kültürel alanda birtakım değişimler yaşandığı gözlemlenmiştir. Şehirleşme ile birlikte oluşan yeni yaşam tarzı, eğitim ve iş olanakları nedeniyle aileden uzak yaşama vb. nedenler kültürel yaşamı birçok açıdan olumsuz yönde etkilemektedir. Şehir yaşamı ailelerin kültürel ögeleri yeni nesle aktarımında güçlük yaşamalarına neden olmaktadır. Bu nedenle Çerkesler kendilerine özgü adet ve geleneklerini devam ettirerek gelecek nesillere aktarabilmek amacıyla bir araya gelerek sosyalleşebilecekleri birtakım etkinlikler düzenlemektedirler. Bu girişimleri şehirlerde yasal yollarla kurmuş oldukları federasyon ve derneklerin çatısı altında gerçekleştirmektedirler.
Huzurevinde yaşlılık olgusunun incelenmesi ve yaşlı bakımında bir model önerisi: Birlikte Yaşam Sitesi
Demografik olarak Dünya'da ve Türkiye'de artan yaşlı nüfus, kentleşme ve göç olgusu ile yaşlının toplumdaki değişen konumu, yaşlılığa sosyolojik açıdan bakmanın önemini artırmıştır. Modernleşme süreci ile aile yapısı ve yaşam tarzlarındaki değişimle birlikte yaşlılık ve özellikle yaşlı bakımı bir sorun olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Yaşlının ailede ve kurumsal bakım hizmetlerindeki yerini toplumsal değişim açısından inceleyen ve yaşlı bakımında karma bir bakım modeli önerisi ortaya koymayı amaçlayan bu çalışmada, öncelikle kavramsal ve kuramsal çerçeve ile ilgili bilgi verilmiştir. Demografik olarak yaşlanma, nüfus yaşlanmasının ekonomi üzerindeki etkisi ve değişen aile yapısının yaşlılar üzerindeki etkisi üzerinde durulmuştur. Modern toplumlarda yaşlının konumu sosyolojik bakış açısıyla irdelenmiştir. Dünya'da kurumsal yaşlı bakım modellerine ve Türkiye'de kurumsal bakım anlayışına değinilmiştir. Yaşlıların yaşam düzenlemeleri tercihlerine uygun bakım ve destek modelleri örnekler üzerinden incelenmiştir. Tez çalışması ile yaşlı bakım modeli olarak önerilen; yaşlı bakımında aile ve kurumsal bakımın birlikte olduğu karma bir model olan Birlikte Yaşam Sitesi ile ilgili açıklamalara ve örnek krokilere yer verilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çankırı İsmail Özdemir Huzurevinde görevli bakım personeli ve sağlık personelinden 24 personel araştırmaya dâhil edilmiştir. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak odak grup görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Toplanan veriler içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, huzurevinde çalışmak personelin yaşlılık olgusu ile ilgili düşüncelerini etkilemiştir. Katılımcılar, yaşlıya ailesinin bakması gerektiği şeklindeki toplumsal normun değişmeye başladığını ifade etmişlerdir. Katılımcılar yaşlılık dönemi tercihlerinde; huzurevinin bir kurumsal yapı olmasına ve huzurevinde kalmanın avantajlarına odaklanmaktadırlar. Yaşlılık dönemleri tercihleri konusunda katılımcıların büyük bir çoğunluğu bağımsız yaşama vurgu yapmışlardır. Araştırma sonuçlarına göre yaşlılık dönemi öncesinde daha bağımsız bir yaşam tarzı benimsemiş olan yaşlıların huzurevi yaşamına uyum sağlamaları daha kolay olabilmektedir. Yaşlıların huzurevinde mekân aidiyeti sorunları yaşamaları, ailelerine ve çocuklarına olan özlemleri, kuruluştaki diğer yaşlı bireyler ve personelle olan ilişkilerini belirleyen temel faktörlerdir. Katılımcılar, tez çalışması ile ortaya konulan Birlikte Yaşam Sitesi modelinin uygulanabilir olduğunu belirtmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, Yaşlılık, Yaşlılık Sosyolojisi, Yaşlı Bakımı