Theses supervised by Prof. Dr. Abdurrahman Işıkdoğan
13 theses · Dicle University
Neoadjuvan kemoterapi alan lokal ileri evre mide kanseri hastalarında tedavi yanıtını ve prognozu predikte eden faktörler
Amaç: Lokal ileri evre mide kanserlerinde standart tedavi yaklaşımı neoadjuvan kemoterapi sonrası cerrahidir. Bu çalışmada neoadjuvan kemoterapi alan lokal ileri evre mide kanseri hastalarında tedavi yanıtını ve prognozunu predikte eden faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Bu çalışmaya 01 Ocak 2014-01 Aralık 2022 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji polikliniğe başvuran lokal ileri mide adenokanser tanısı olup neoadjuvan kemoterapi alan toplam 71 hasta dahil edilmiştir. Hastaların demografik verileri, klinikopatolojik özellikleri ve çeşitli laboratuar parametreleri hastane kayıtlarındaki bilgiler doğrultusunda incelenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda toplam 71 hastanın demografik ve klinikopatolojik özelliklerine göre neoadjuvan kemoterapiye verdikleri yanıtlar değerlendirildiğinde; evre 2 hastalığa sahip olanlarda neoadjuvan kemoterapiden yanıt alma oranlarının evre 3 hastalığa sahip olanlara göre daha yüksek olduğu((X2=9,963; p<0,05), klinik N(nodal) evresi negatif olan hastalarda neoadjuvan kemoterapi tedavisinden yanıt alma oranlarının, klinik N(nodal) evresi pozitif olan hastalara göre daha yüksek olduğu((X2=7,278; p<0,05), klinik T3-T4 hastalığı olan hastalarda neoadjuvan kemoterapiden yanıt alma oranlarının klinik T3-T4 hastalığı olmayanlara göre daha yüksek olduğu((X2=6,852; p<0,05), neoadjuvan kemoterapiye yanıt alan hastalarda kemoterapi öncesi PIV(pan immun inflamasyon değeri) değerlerinin neoadjuvan kemoterapiye yanıt alınmayan hastalara göre daha düşük olduğu saptanmıştır (t=2,130; p<0,05).Hastaların hastalıksız sağkalım(DFS) ve genel sağ kalım(OS) üzerine etki eden potansiyel prognostik faktörler tek değişkenli ve çok değişkenli analiz ile incelendiğinde DFS'yi predikte eden herhangi bir prognostik faktör saptanmamıştır. Tek değişkenli analizde klinik evre, ECOG performans skoru ve neoadjuvan kemoterapi rejiminin OS'yi predikte eden prognostik faktörler olduğu saptanmıştır (p<0,05).Ancak çok değişkenli analizde , genel sağkalımı predikte eden herhangi bir bağımsız prognostik faktör saptanmamıştır.Sonuç: Çalışmamızda hastalık evresi, T3-T4 hastalık varlığı, nodal evre ve neoadjuvan kemoterapi öncesi PIV değerinin, lokal ileri mide kanseri hastalarında neoadjuvan kemoterapi yanıtını predikte eden parametreler olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Lokal ileri mide kanseri, neoadjuvan kemoterapi, pan inflamasyon değeri (PIV), tedavi yanıtı, prognoz
Kanser hastalarında tanı ve tedavi sürecinde yaşanan psikososyal değişikliklerin değerlendirilmesi
Giriş: Kanser, insan yaşamına ve sağlığına önemli etkileri olan kronik bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü 2018 verileri 9,7 milyon kansere bağlı ölüm olduğunu belirtiyor. Türkiye'de ise morbidite bakımından birinci sırada kalp hastalıkları, ikinci sırada kanser yer almaktadır. Her yıl ülkemizde 300 bin kişi kansere yakalanmaktadır. Kanser, her geçen gün daha sık görülen bir hastalık olup, fiziksel zorluklarla birlikte hastaların sosyal yaşamında ve psikolojik durumlarında ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Bu ruhsal sorunlar, hastalığın ilerleyişini ve tedaviye verilen yanıtı olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Tedavi süreci genellikle zorlu ve uzun bir dönemi kapsadığından, hastaların psiko-sosyal destek almaları, ruh sağlıklarının korunmasında ve hastalıkla başa çıkma yeteneklerinin geliştirilmesinde kritik bir öneme sahiptir Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, kanser tanılı hastaların yaşadığı psikososyal sorunları derinlemesine incelemek ve bu sorunların hastaların yaşam kaliteleri, tedavi uyumu ve üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Çalışma, kanser hastalarının karşılaştığı stres, psikolojik sorunlar, aile ve sosyal sorunlar, manevi destek eksikliği gibi sorunları ortaya koyarak daha sonraki aşamalarda yapılacak olan çalışmalara yol gösterici olmayı hedeflemektedir. Bu kapsamda, literatürdeki mevcut araştırmaların yanı sıra, hasta ve aileleri ile yapılacak derinlemesine görüşmeler ve anketler yoluyla elde edilecek veriler kullanılacaktır. Yöntem: Bu çalışma Dicle Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı servis ve polikliniklerine başvuran 308 kanser hastasıyla iletişime geçilerek yüz yüze anket olarak yapılmıştır. Bu hasta grupları meme, akciğer, kolon başta olmak üzere diğer kanser türlerinde yeni tanı almış ve tedavisi devam eden hastaları kapsamaktadır. Çalışmamızda kullandığımız anket 32 sorudan oluşmakta olup sorularda hastaların demografik özellikleri, tanı, tedavi, tedavi uyumu, sosyal sorunlar, psikolojik sorunlar ve manevi süreçleri değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamız 308 hasta ile tamamlandı. Çalışmamıza katılan hastaların %17,5'inin (54 kişi) 18 – 40 yaş, %66,9'unun (206 kişi) 40 – 65 yaş, %15,6'sının (48 kişi) 65 üstü yaş grubunda yer aldığı belirlendi. Hastaların %38'inin (117 kişi) erkek, %62'sinin (191 kişi) kadın olduğu saptandı. Hastaların %10,7'sinin (33 kişi) bekâr, %82,8'inin (255 kişi) evli olduğu ve %6,5'inin (20 kişi) boşandığı veya eşinin öldüğü tespit edildi. Hastaların %39,3'ünün (121 kişi) okur – yazar olmadığı, %34,1'inin (105 kişi) ilkokul mezunu, %8,4'ünün (26 kişi) ortaokul mezunu, %12,3'ünün (38 kişi) lise mezunu ve %5,8'inin (18 kişi) üniversite mezunu olduğu saptandı. Hastaların aylık gelirinin %24'ünde (74 kişi) asgari ücretin altında, %53,6'sında (165 kişi) asgari ücret ve %22,4'ünde (69 kişi) asgari ücretin üstünde olduğu belirlendi. Elde edilen sonuçlara göre; hastaların %41,6'sının (128 kişi) meme kanseri, %16,9'unun (52 kişi) akciğer kanseri, %14,3'ünün (44 kişi) kolon kanseri ve %27,3'ünün (84 kişi) başka bir kanser tanısı aldığı belirlendi. Hastaların hastalık evresi %1,6'sında (5 kişi) evre 1, %17,9'unda (55 kişi) evre 2, %31,2'sinde (96 kişi) evre 3 ve %49'unda (151 kişi) evre 4 olduğu saptandı. Çalışmamızda hastaların psikolojik yönleri değerlendirildi. Hastaların %6,2'sinin (19 kişi) hastalık öncesi psikiyatrik hastalığının bulunduğu belirlenmiş olup bu tanıların %31,5'inin (6 kişi) anksiyete bozukluğu, %68,5'inin (13 kişi) depresyon tanısı olduğu saptandı. Hastalık sürecinde hastaların %63,3'ünde (195 kişi) anksiyete semptomları, %44,5'inde (137 kişi) ise depresif semptomların ortaya çıktığı tespit edildi. Anksiyete bulgularının 18-40 yaş aralığında, kadın cinsiyette, hastalığı hakkında detaylı bilgisi olan hastalarda ve meme kanseri tanısı alanlarda diğer hasta gruplarına göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmada hastaların psikolojik durumları ile aylık gelir, yaşadıkları yer, evre, sağlık güvenceleri ve tedavi sürecinde en çok zorlayan şikâyet gibi parametrelerle arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Çalışmamızda hastalığı öğrenme şeklinden rahatsız olanlarda, kadın cinsiyette, eşiyle boşanmayı düşündüren sorunlar yaşayan, hastalık sürecinde psikolojik/psikiyatrik destek ihtiyacı duyan, hastalık sürecinde ilgilenen kişiden yeterli desteği bulamayan ve tanı aldıktan sonra aile ilgisinde kötüleşme olan hastaların ümitsizliğe düşüp kendine zarar verecek bir eylem düşünme oranlarının diğer hasta gruplarına göre daha yüksek olduğu saptandı. Ayrıca kendine zarar verici eylem düşünen hastaların tedaviyi aksatma oranları ve depresif semptom gösterme oranları da daha yüksek bulunmuştur. Hastalık sürecinde eş-çocuk (çekirdek aile) tarafından bakım gören, evli, işinde aktif olarak çalışan ve aile-eş problemleri yaşamayan hastaların psikolojik/psikiyatrik desteğe ihtiyaç oranları daha düşük bulunmuştur. Çalışmamızda kadın hastalarda, bekârlarda, okur-yazar olmayanda, emeklilerde, tedavi sürecinde maddi kayıp yaşayanlarda ve dua edenlerde manevi inanç desteğine ihtiyaç duyma oranları daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışma, kanser hastalarının yaşadığı psikososyal sorunların kapsamını ve bu sorunlarla ilişkili faktörleri ortaya koymuştur. Bulgular, kanser hastalarında ümitsizlik, depresyon ve anksiyete gibi psikolojik belirtilerin yaygın olduğunu ve bu durumların bireylerin psikolojik destek ihtiyacını artırdığını göstermektedir Ayrıca, psikiyatrik geçmişi olan bireylerin daha yüksek düzeyde destek ihtiyacı duyduğu ve manevi destek eksikliğinin bu süreci zorlaştırdığı belirlendi. Çalışmanın sonuçları, multidisipliner yaklaşımların ve bireyselleştirilmiş destek programlarının geliştirilmesine yönelik önemli bir rehber niteliğindedir
Neoadjuvan kemoterapi alan mide kanseri hastalarında tedavi öncesi ve sonrası PET-BTparametrelerinin patolojik komplet yanıtı tahmin etmedeki rolü
Amaç: Lokal ileri evre mide kanserlerinde standart tedavi yaklaşımı neoadjuvan kemoterapi (NAKT) sonrası cerrahidir. Bu çalışmada neoadjuvan kemoterapi alan mide kanseri hastalarında tedavi öncesi ve sonrası pozitron emisyon tomografisi bilgisayarlı tomografi (PET-BT) parametrelerinin patolojik komplet yanıtı (PCR) tahmin etmedeki rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Bu çalışmaya 01 Ocak 2014-01 Eylül 2024 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji polikliniğine başvuran mide adenokanser tanısı olup neoadjuvan kemoterapi alan tedavi öncesi ve sonrası PET-BT ile takipli toplam 75 hasta dahil edilmiştir. Hastaların demografik verileri, klinikopatolojik özellikleri, laboratuvar parametreleri ve PET-BT görüntülemeleri hastane kayıtlarındaki bilgiler doğrultusunda incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya toplam 75 hasta dahil edilmiş olup, hastaların %78,7'si erkek, %21,3'ü kadındı ve yaş ortalaması 57,60 ± 11,75 yıl olarak belirlendi. Histolojik olarak olguların %64'ü intestinal, %36'sı diffüz tip olarak sınıflandırıldı. Tüm hastaların %94,7'sine neoadjuvan kemoterapi öncesi, %73,3'üne ise tedavi sonrası, %68'ine ise tedavi öncesi ve sonrası PET-BT görüntülemesi uygulanmıştı. PET-BT değerlendirmelerinde, primer tümör düzeyinde tedavi öncesi ortanca metabolik tümör volümü (MTV) 32,7, maksimum standart tutulum değeri (SUVmax) 9,4, tümör glikoz metabolizması (TLG) 182,2 ve ortalama standart tutulum değeri (SUVmean) 5,2 iken; tedavi sonrası bu değerler sırasıyla 7,7- 4,4- 23,0 -2,5 olarak belirlenmiş ve tüm parametrelerde anlamlı azalma izlenmiştir (p < 0,001). PCR elde edilen hastalarda, primer tümör MTV, SUVmax, SUVmean ve TLG değerlerinde tedavi sonrası anlamlı düzeyde azalma görülmüş olup, bu azalma non-PCR grubuna kıyasla anlamlı derecede fazlaydı (p < 0,05). Ayrıca MTV, TLG ve SUVmax parametrelerinin tedavi öncesi ve sonrası yüzdesel değişimlerinin ROC eğrisi analizinde PCR'yi öngörmede anlamlı cut-off değerleri sağladığı gösterildi. Klinik yanıt açısından değerlendirildiğinde, MTV ve TLG azalış oranları klinik yanıt alan grupta anlamlı derecede yüksek saptanmıştır (p < 0,05). 5-fluorourasil, kalsiyum ii folinat, oksaliplatin ve dosetaksel içeren FLOT kemoterapi rejimi uygulanan hastalarda primer tümör ve total TLG'deki azalış oranları, kalsiyum folinat, 5 fluorourasil ve oksaliplatin içeren FOLFOX veya kapesitabin ve oksaliplatin içeren XELOX grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (p <0,05). Hastaların histolojik alt tiplerine göre tedavi sürecinde PET-BT parametrelerindeki yüzdesel değişim oranları incelenmiş olup yapılan analizler sonucunda, histolojik tip ile PET-BT parametrelerinin azalış oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p > 0,05). Sonuç: Bu çalışmada, neoadjuvan kemoterapi uygulanan mide kanserli hastalarda tedavi öncesi ve sonrası PET-BT parametrelerindeki değişimlerin PCR ile ilişkisi araştırılmıştır. Bulgular, özellikle MTV, SUVmax, SUVmean ve TLG gibi primer tümör düzeyindeki metabolik parametrelerde tedavi sonrası anlamlı düşüşler olduğunu göstermiştir. PCR grubundaki hastalarda bu parametrelerde gözlenen azalma oranları, non-PCR grubuna kıyasla belirgin düzeyde yüksek bulunmuştur. ROC analiziyle yapılan değerlendirmede, bu parametrelerin PCR'yi öngörmede anlamlı tanısal değer taşıdığı ortaya konmuştur. Ayrıca, total MTV ve TLG düzeylerindeki düşüşlerin de PCR ile anlamlı ilişkili olduğu saptanmıştır. Klinik yanıta göre yapılan analizlerde ise, MTV ve TLG'deki azalma oranlarının klinik yanıt alan hastalarda daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar, PET-BT parametrelerindeki azalma oranlarının hem klinik hem patolojik yanıtı öngörmede potansiyel bir biyobelirteç olabileceğini desteklemektedir.
Küçük hücreli akciğer kanserinde 2. basamak tedavide proliferasyon indeksi ve nötrofil lenfosit oranının prognostik ve prediktif önemi
Amaç: Akciğer kanseri, küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) ve küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK) diye iki gruba ayrıldığında,%85'i KHDAK, %10- 15 kadarı ise KHAK'dır. KHAK, küçük hücreli olmayan alt tiplere göre daha az görülmekle birlikte, daha agresif seyreder ve daha kısa sağkalım süresi ile ilişkilidir. Bu çalışmada kliniğimizde tedavi edilen KHAK hastalarımızın tanı anında bakılan nötrofil lenfosit oranı (NLO1), ikinci basamak tedavi öncesinde bakılan nötrofil lenfosit oranı (NLO2), ki-67 proliferasyon indeksi, küratif radyoterapi alma durumu ve tanı anındaki evrenin progresyonsuz sağkalım (PFS) ve genel sağkalım (OS) süreleri üzerindeki prognostik ve prediktif önemini ortaya koymayı amaçladık. Yöntem: Bu çalışmaya 1 Ocak 2012-31 Nisan 2019 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Tıbbi Onkoloji Polikliniğine başvurup ayaktan kemoterapi alan veya kliniğe yatırılan hastalarda KHAK tanısı konulan ve retrospektif olarak verilerine ulaşılabilen 18 yaş üstü 62 hasta dahil edildi. Çalışmaya alınan hastalarda tanı anında bakılan NLO1, ikinci basamak tedavi öncesinde bakılan NLO2 oranlarının ve ki-67'nin sağkalım üzerine etkisi araştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda KHAK tanılı 62 hastanın verileri analiz edildi Hastaların 56'sı (%90,3) erkek, 6'sı (%9,7) kadındı. Hastaların tanı anındaki ortanca (medyan) yaşı 55 yıl (39-70) idi. Kaplan-meier analizi sonucu hastaların medyan progresyonsuz sağkalım (PFS1) süresi 7 ay, OS süresi 14 ay olarak hesaplandı. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda medyan NLO1 değeri 3.1, medyan NLO2 değeri ise 4.1 olarak bulundu. Bu değerler eşik değer olarak kabul edildi. NLO1'in <3.1 olduğu 30 (%48) hastanın medyan PFS1 değeri 9 ay [%95 CI (6.51-11.48)] iken NLO1≥3.1 olan grupta medyan PFS1 değeri 5 ay [%95 CI (4.50-5.49)] olarak hesaplandı (p: 0.019). NLO1' in OS üzerindeki etkisi analiz edildiğinde NLO1<3.1 olan hasta grubunda medyan genel sağkalım 19 ay [%95 CI (16.34-21.66)] iken NLO1≥3.1 olan hasta grubunda ise medyan OS değeri 13 ay [%95 CI (10.80-15.20)] olarak hesaplandı. KHAK hastalarında NLO1 düşüklüğü daha uzun PFS1 ve OS ile ilişkili olduğu görüldü. NLO2<4.1 olan hasta sayısı 15 (%60) ve NLO2≥4.1 olan hasta sayısı ise 10 (%40) olarak iki gruba ayrıldı. NLO2<4.1 olan hasta grubunda medyan PFS2 değeri 6 ay [%95 CI (5.19-6.80)] iken NLO2≥4.1 olan grupta medyan PFS2 değeri 3 ay [%95 CI (1.45-4.55)] olarak hesaplandı. Düşük NLO2 değeri olan hastaların yüksek NLO2 değeri olan hastalara göre 2. Basamak KT sonrası daha uzun progresyonsuz sağkalıma (PFS2) sahip olduğu görüldü. Sağkalım üzerindeki bu fark Long Rank (Mantel-Cox) analizinde istatistiksel olarak anlamlıydı (p:0,02). Akciğer'e küratif radyoterapi alan hasta sayısı 15 (%24) olup almayan hasta sayısı 47 (%76) idi. Küratif RT alan hastalarda medyan PFS1 11 ay olarak izlendi. Küratif RT almayan hastalardaki medyan PFS1 ise 6 ay olarak hesaplanmış olup progresyonsuz sağkalım üzerindeki bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı [p:0,001, %95 CI (5.79- 8.20)]. Sonuç: KHAK hastalarında sağkalımı etkileyen prognostik faktörlere bakıldığında bizim çalışmamızda; düşük NLO1'in ve akciğere uygulanan küratif RT'nin daha uzun PFS1 ve OS ile ilişkili olduğu, düşük NLO2'nin ise daha uzun PFS2 ile ilişkili olduğu istatistiksel açıdan anlamlı bulundu. NLO1, NLO2 ve küratif RT alımının sağkalım üzerinde bağımsız prognostik faktörler olduğu gözlendi. Anahtar Kelimeler: Küçük hücreli akciğer kanseri, nötrofil lenfosit oranı, Progresyonsuz sağkalım, Genel sağkalım, Prognostik faktörler, küratif radyoterapi, Ki-67
Kolon kanserinde lokalizasyonun önemi: klinikopatolojik ve epidemiyolojik farklılıkları,prognostik ve prediktif değeri
Moleküler biyoloji ve genetik yöntemlerin gelişmesi ve günlük pratiğimize girmesiyle kolorektal kanserlerin prognozunu ve tedavi seçimini belirleyen birçok prognostik ve prediktif faktör tanımlanmıştır. Tümörün lokalizasyonu da en güncel prognostik ve prediktif faktör olarak yerini almaya başladı. Bu güncel gelişmeler doğrultusunda biz de bu çalışmamızda kliniğimizde takip ve tedavi edilen kolorektal kanserli hastaları "sağ kolon" ve "sol kolon" olarak yeniden tasnif ederek bunların demografik, epidemiyolojik, klinik özelliklerini ve farklarını; bilinen prognostik ve prediktif faktörlerle olan ilişkilerini ve sağkalım farklarını belirlemeyi amaçladık.
Lokal ileri küçük hücreli dışı akciğer kanserinde eş zamanlı kemoradyoterapiye düşük molekül ağırlıklı heparinin katkısı
Akciğer kanseri tüm dünyada kanser ölümlerinin en sık nedenidir. Tüm kanser ölümlerinin yaklaşık üçte birini oluşturur. Akciğer kanserlerinin yaklaşık %80'ini küçük hücreli-dışı histoloji (KHDAK) oluşturmaktadır. Bu olguların 1/3'ü tanı anında lokal ileri evrededirler. Lokal ileri KHDAK'li hastaların büyük çoğunluğu cerrahi rezeksiyona uygun değildirler. Genellikle radyoterapi ve kemoterapi kombinasyonuyla tedavi edilirler.Farklı kanser türlerinde yapılan klinik çalışmalarda tedaviye antikuagülan eklenmesinin tedavi yanıtı ve sağkalıma olumlu katkıları olduğu gösterilmiştir.Bu çalışmada unrezektabl lokal ileri KHDAK tanısıyla eş zamanlı kemoradyoterapi (K-RT) uygulanmış olgularda tedaviye düşük molekül ağırlıklı heparin eklenmesinin tedavi yanıtı, sağkalım ve toksisite üzerine etkisi ve katkısı araştırıldı.
Erken evre meme kanserinde lokal nüksü ve sistemik metastazı etkileyen prognostik faktörler
Amaç: Meme kanseri dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Opere edilen hastalarda ölüm nedenleri nüks ve metastazlardır. Bu hastalarda nüksü etkilediği bilinen prognostik faktörler yaş, tümör boyutu, tutulan aksiler lenf nodu sayısı, hastalık grade'i, ER, PR, HER-2 ekspresyonu, lenfatik invazyon varlığı olarak sıralanabilir. Biz de bu çalışmamızda opere meme kanserli hastalarımızda nüksü, erken-geç nüksü ve lokal ve uzak metastaz riskini belirleyen prognostik faktörleri bulmayı amaçladık.Materyal-metod: 2001-2010 yılları arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı'na başvuran opere meme kanseri tanılı hastaların dosyaları retrospektif olarak incelendi. Takipleri sırasında nüks olan hastaların oluşturduğu grup nüks-metastaz grubu diğer hastalar remisyon grubu olarak adlandırıldı. Bu iki grup arasında yaş, cinsiyet, ikamet yeri, menapozal durum, aile öyküsü, erken menapoz, geç menapoz, gebelik sayısı, abortus sayısı, canlı doğum sayısı, BMI, oral kontraseptif kullanımı, sigara kullanma öyküsü, ilk semptom, meme lokalizasyonu, tümörün histolojisi, boyutu, lenf nodu sayısı, lenfovasküler invazyon varlığı, tümör grade'i, ER, PR, HER gibi moleküler özellikler, evreleme çalışmaları; cerrahi özellikler, cerrahi-kemoterapi ve cerrahi-radyoterapi arasındaki süre gibi zaman özellikleri; kemoterapi ve hormonal tedavi özellikleri açısından nüks-metastaz grubu ile remisyon grubu karşılaştırıldı. Daha sonra nüks eden hastalar içerisinde erken(?24 ay) ve geç(>24 ay) nüksü, lokal(lokal,aynı aksilla,kemik) ve uzak(lokal dışındaki yerler)nüksü belirleyen faktörler araştırıldı. İstatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 11.5 programı kullanıldı. P < 0,05 değeri anlamlı olarak kabul edildi.Bulgular: Toplam 802 hastadan 479 adet opere meme kanseri hastası çalışmaya dahil edildi. Median yaş 47 (18-79) idi. Hastalardan 136'sı nüks-metastaz grubuna dahil olurken 343 hasta remisyon grubunda yer aldı. Nüksü belirleyen faktörler tümör boyutu(tümör boyutu arttıkça nüks artıyordu p<0,05), tutulan lenf nodu sayısı(lenf nodu tutulumu arttıkça nüks oranı artıyordu p<0,05), lenfovasküler invazyon( lenfovasküler invazyon sıklığı nüks grubunda daha fazlaydı.p<0,05), greyd(orta ve yüksek greydli hasta yüzdesi nüks grubunda daha yüksekti.p<0,05), yetersiz evreleme(evrelemesi eksik olanlarda nüks daha sıktı. p<0,05) ve cerrahi ile kemoterapi arasında geçen süre(cerrahi ile kemoterapi arasındaki süre >1 ay olanlarda nüks daha sıktı. p<0,05) olarak saptandı. Erken(?24 ay) ve geç(>24 ay) nüksü belirleyen faktörler açısından ER pozitifliği(p<0,05) ,adjuvan hormonal tedavi kullanımı(p<0,05) ile geç nüks arasında anlamlı ilişki saptandı. Lokal ve uzak metastazı belirleyen faktörler içerisinde lenf nodu tutulum sayısı(?10 lenf nodu tutulumu ile uzak metastaz arasında anlamlı ilişki saptandı. P<0,05) ve yetersiz evreleme(evrelemesi eksik olanlarla lokal nüks arasında anlamlı ilişki saptandı. P<0,05)olarak belirlendi.Sonuç: Opere meme kanserli hastalarda nüksü belirleyen faktörler tümör boyutu, tutulan lenf nodu sayısı, lenfovasküler invazyon, grade, eksik evreleme ve cerrahi ile kemoterapi arasında geçen süre >1 ay olarak saptandı. Geç nüksü belirleyen faktörler ER pozitifliği ve adjuvan hormonal tedavi kullanımı olarak tespit edildi. Lokal nüks ile yetersiz evreleme ve uzak metastaz ile ?10 lenf nodu tutulumu arasında anlamlı ilişki saptandıAnahtar kelimeler: Erken evre meme kanseri, Lokal nüks, Sistemik metastaz, Prognostik faktörler
Kanserli hastaların tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemlerini kullanımı
Giriş :Son yıllarda tüm dünyada ve ülkemizde tamamlayıcı ve alternatif tedavi (TAT) yöntemlerine olan ilgi giderek artmaktadır. Bu yöntemlerin çoğunun etkinliği ispatlanmamış olmasına rağmen özellikle kanser hastaları tarafından tercih edilmektedir.Araştırmamızdaki amacımız; bölgemizdeki kanser hastalarının tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemlerini kullanım sıklığını ve kullanılan yöntemleri ortaya çıkarmak, TAT kullanıcılarının sosyodemografik ve tıbbi özelliklerini belirlemek ve hastaları bu uygulamaları kullanmaya yönlendiren nedenleri saptamaktır.Materyal ? Metod :Bu çalışma ekim 2009 ve mart 2010 tarihleri arasında, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bölümü'nde ayaktan ve yatarak tedavi gören hastalar arasında yapıldı. Veriler hastaların takip edildikleri dosyalarından ve hazırlanan anket formlarının değerlendirilmesinden elde edilmiştir. Hazırlanan anket formlarında, hastaların TAT yöntemlerini kullanım sıklığını, en sık kullanılan yöntemleri ve hastaları bu yöntemleri kullanmaya yönlendiren nedenleri belirlemeye yönelik soruların yanında, hastaların TAT kullanımıyla ilişkili olabileceği düşünülen sosyodemografik ve tıbbi özelliklerini ortaya koymaya yönelik sorulara da yer verildi.Bu anket formu hastalara yaklaşık 15 dakika süren yüz yüze görüşmelerle uygulanmış olup elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 11.5 (Statistical Package for the Social Sciences) programıyla değerlendirilmiştir. Karşılaştırmalarda chi-square testi kullanılmıştır, sonuçlar % 95 güven aralığında p < 0.05 anlamlılık sınırı olarak belirlenmiştir.Bulgular :Bu çalışmaya 173'ü kadın, 151'i erkek toplam 324 hasta katılmıştır. Hastaların %62'si (n:201) en az bir TAT yöntemini kullanmaktaydı. En sık kullanılan yöntemler bitkisel yöntemler olup tüm hastaların % 51.2'si ve TAT kullanıcılarının ise % 82.5'i (n:166) en az bir çeşit bitkisel yöntem kullanmaktaydı. Bitkisel yöntemleri kullanan hastaların % 40.9'u (n:68) bitkileri karışım olarak kullanırken % 39.8'i (n:66) tek bitki olarak ısırgan otu veya tohumunu, %19.3'ü ise diğer bitkileri kullanmaktaydı.TAT kullanımı ile ilişkili bulunan faktörler; yaş, eğitim durumu, tanı sırasında metastatik kanser olması, palyatif tedavi alıyor ya da almış olmak, hastalığın1 yıldan daha uzun süredir tanısının konulmuş olması ve kemoterapi almış olmaktır (p < 0.05).Hastaların cinsiyeti, medeni durumu, sağlık güvencesi, yaşadığı yerin kırsal kesim ya da şehir olması, mesleği, ekonomik durumu, hastaneye ulaşımını nasıl sağladığı, tanısı ( ya da kanser bölgesi), yakın çevresinde kanser hastasının olması, radyoterapi almış olması ve kanser nedeniyle cerrahi yapılmış olması TAT kullanımı ile istatiksel olarak ilişkili bulunmamıştır (p>0.05). TAT yöntemlerine başvuran hastaların % 47.2'si (n:95) herhangi bir şikayeti olmadan kanser tanısı konulduğu için bu yöntemlere başvurmuştur. Hastaların % 50.4'ü(n:101) akraba, arkadaş gibi yakınlarının yönlendirmesiyle TAT yöntemlerini kullanmışlardır. Tüm hastaların % 30.8'i ya da TAT kullanıcılarının % 49.7'si (n:100) kullandıkları bitkisel yöntemleri kemoterapi ile birlikte kullanmışlardır. Hastaların % 49.7'si TAT yöntemlerine ayda 100 TL'den daha az para harcamışken, % 38.3'ü hiç para harcamamış ve bu yöntemleri kendi imkanlarıyla elde etmiştir.Sonuç :Kanser hastaları arasında TAT kullanımı oldukça yaygındır. En sık tercih edilen yöntemler özellikle bitkisel olanlar olup bu hastaların önemli bir kısmı kemoterapi ile birlikte kullanmaktadır. Doktorların bu hastalardaki alternatif tedavi arayışlarının farkında olması ve bu yönelimlerinin sebeplerini anlamaya çalışması gerekir. Böylece bu hastalardaki bitkisel ilaç kullanımının kemoterapi ilaçları ile yaratacağı olası toksisite ve hastaların ticari amaçlarla suistimal edilmesi engellenebilir.Anahtar kelimeler: Tamamlayıcı ve alternatif tıp, kanser, bitkisel tedaviler
Mide kanserinde serum vasküler adezyon protein-1 seviyelerinin prognostik önemi
Giriş ve amaç: Mide kanseri dünya genelinde ikinci en sık kanser olup yüksek ölüm oranlarıyla birliktelik gösterir. Vasküler adezyon protein-1 (VAP-1) glikoprotein yapıda bir adezyon molekülü olup, sialik asit bağımlı olarak doku-selektif lenfosit adezyonuna aracılık eder. VAP-1'in prognostic önemi çaşitli insan kanserlerinde tanımlanmıştır. Literatürde mide kanseri ve serum VAP-1 seviyeleri ilişkisine dair yalnızca bir çalışma yayınlanmıştır. Yalnızca küratif cerrahi yapılmış mide kanserli hastaları içeren bu çalışmada, araştırıcılar mide kanseri prognozu ile VAP-1 seviyeleri arasında güçlü bir ilişki bulmuştur. Metastatik olan ve olmayan mide kanserli hastaları içeren çalışmamızda biz mide kanseri prognozu ile serum VAP-1 seviyeleri arasındaki ilişki hakkında literatüre katkı sunmayı hedefledik.Araç ve yöntem: Metastatik ve non-metastatik hastalardan tedavi öncesi (cerrahi, radyoterapi ve/veya kemoterapi) serum toplandı. Opere edilebilir hastalar İntergrup-0116 şemasına uygun şekilde cerrahi sonrası 5-florourasil ve radyoterapiden oluşacak şekilde tedavi edildiler. Metastatik hastalar ise DCF (Dosetaksel ve Sisplatin 75 mg/m2, 1. gün ve 5-florourasil 750 mg/m2, 5 gün, 3 hasftada bir tekrar edildi). VAP-1 seviyeleri enzim aracılı immünoassay yöntemiyle analiz edildi.Sonuçlar: 54'ü opere (62.8%) 86 hasta çalışmaya dâhil edildi. Serum VAP-1'in ortalama değeri 324,4 pg/ml saptandı. Ortalama serum VAP-1 düzeyi opere mide kanserli hastalarda metastatik mide kanserli hastalara göre yüksek bulundu (383,1±173,5 pg/ml vs. 225,2 ± 113,9, p<0.001). Evre I, II, III ve IV hastalarda sırasıyla 533,9±204,4 pg/ml, 487,5,±129,4 pg/ml, 335,9±156,5 pg/ml ve 225,2±113,9 pg/ml bulundu (p<0,001). ROC (receiver operating characteristic) eğrisiyle %81,5 duyarlılık ve % 65,6 özgüllüğe sahip serum VAP-1 katof değeri mide kanserli hastalarda 218,8 pg/ml saptandı. Azalmış serum VAP-1 düzeyi, katof değerin üstündeki hastalara göre daha kötü prognoza sahipti (ortanca 8.1 ay ve 23.5 ay, p<0.001).Tartışma: Bu çalışma serum VAP-1 seviyeleri ile evre ve metastaz varlığı gibi prognostik belirteçler arasında anlamlı ilişki olduğunu göstermiştir. Aynı zamanda çalışmamızda serum VAP-1 seviyesi mide kanseri için bağımsız prognostik bir faktör olduğu saptanmıştır.
Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki kolorektal kanserli olgularının klinik özelikleri ve sağkalımı etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Kolorektal kanserler, ülkemizde erkek ve kadınlarda görülen tüm kanserler arasında 6. sıklıkta görülen bir hastalıktır. Tüm dünyada yılda yaklaşık bir milyon kişi tanı alır ve kanserlerin %9-10'u oluşturur. Bu çalışmamızda kliniğimizde takibi yapılmış olan kolorektal kanserli hastaların demografik, epidemiyolojik, klinik özellikleri ve sağkalımını etkileyen faktörlerin retrospektif olarak belirlenmesi amaçlanmıştır.
Primer beyin tümörlerinde prognostik faktörler ve tedavi seçenekleri
Primer beyin tümörlerinin büyük bir çoğunluğu, malign ve invaziv yayılım göstererek sınırlı bir alana sahip kafatası içinde hızla büyür ve hastanın yaşamını tehdit eder. Hastanın yaşı, fonksiyon düzeyi, cerrahinin tipi, tümör tipi, lokalizasyonu, büyüklüğü hastanın prognozunu veya sağkalımını ciddi şekilde etkiler. Çalışmamızda; primer beyin tümörlerinin klinikopatolojik özelliklerinin incelenmesi ve cinsiyet, yaş, performans statüsü, tümörün patolojik tanısı, grade, lokalizasyonu, büyüklüğü, yapılan cerrahi tipi ve verilen adjuvan tedavinin sağkalım üzerine etkilerini incelemeyi amaçladık.
Baş ve boyun kanserli olgularımız ve sağkalımı etkileyen prognostik faktörler
ÖZET Amaç: Merkezimizde takip ve tedavi edilen baş boyun kanserli hastaların klinikopatolojik özellikleri ve sağkalımı etkileyen prognostik faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji kliniğinde 2003-2012 tarihleri arasında izlenen baş boyun kanserli hastalara ait demografik, klinik ve histopatolojik veriler hasta dosya ve hastane kayıtları incelenerek elde edildi. Sağkalıma etkileri olan parametreler; yaş, cinsiyet, tümörün evresi, tümör çapı, tümör lokalizasyonu, tümör histolojisi, tümör histolojik grade i, Pozitron Emisyon Tomografi (PET) de Standard Uptake Values maximum (Suvmax) değeri, performans durumu, sigara, alkol kullanımı, yerleşim yeri, eğitim durumu incelendi. Bulgular: Toplam 198 hastaya ait veriler analiz edildi. Hastaların ortanca yaşı 58 (13-94) idi. Tüm hastalar için ortanca sağkalım 16.6 aydı. ≤ 58 yaşta ortanca sağ kalım 24.1 ay iken, > 58 yaşüstünde ortanca sağkalım 10.8 ay idi. Yaş sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p<0.0001). 165 erkek (%83) ve 33 kadın (%17) hasta mevcuttu. Erkek hastalarda ortanca sağkalım 15.2 ay iken, kadınlarda ortanca sağkalım 27.4 ay idi. Erkek hastalarda sağkalım bayanlara göre daha kötüydü. Hastaların cinsiyeti sağkalım açısından anlama yakın bulundu (p=0.09). Hastalarımızın 96 sı (%48) şehir merkezinden başvurmuştu. Hastalarımızdan köy ve ilçelerden başvuranlarda ortanca sağkalım 10.9 ay iken, il merkezlerinden başvuranlarda 17.6 ay idi. Köy ve ilçelerden başvuran hastalarda sağkalım daha kötüydü. Hastaların yerleşim yeri sağkalım açısından anlama yakın bulundu (p=0.057). Hastalarımızın 56 sı (%28) okur-yazar değildi. Okur-yazar olmayanlarda ortanca sağkalım 15.5 ay iken, okur-yazar ve mezun olanlarda ortanca sağkalım 17.6 ay idi. Okur-yazar olmayanlarda sağkalım daha kötüydü. Okur-yazarlık sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (P=0.037). Hastalarımızda meslek olarak çiftçilik 35 (%17.6) kişi ile en fazla orandaydı. Hastalarımızın 121 i ((%75) sigara tüketicisi idi. Yüz on sekiz hasta (%59) Eastern Cooperative Oncology Group (ECOG) 1 idi. ECOG skoru 0 olan hastalarda ortanca sağkalım 24.1 ay, ECOG skoru 1 olanlarda ortanca sağkalım 18.5 ay, ECOG skoru 2 olanlarda ortanca sağkalım 11.3 ay, ECOG skoru 3 olanlarda ortanca sağkalım 6.7 ay idi. Performans durumu sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p=0.004). En yaygın malignensi 108 hastada (%54) bulunan larenks kanseri idi. Nazofarenks kanserinde ortanca sağkalım enyüksek değerle 29.7 ay iken, nazal kavite ve sinüs kanserlerinde ortanca sağkalım 6.2 ay ile endüşük değere sahip lokalizasyondu. Nazofarenks lokalizasyonu sağkalımda en iyi lokalizasyondu. Tümör lokalizasyonu sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p=0.038). Hastalarda ortanca tümör çapı 3.5 cm (1-10 cm) idi. Tümör çapı ≤ 3.5 cm olan hastalarda ortanca sağkalım 18.2 ay iken, tümör çapı >3.5 cm olan hastalarda ortanca sağkalım 10.9 ay idi. Tümör çapı sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p=0.039). En sık evre 119 hasta (%59.8) ile lokal ileri evre idi. Lokal evre olan hastalarda ortanca sağkalım 29.7 ay, lokal ileri evre olan hastalarda ortanca sağkalım 16.2 ay iken, ileri evre olan hastalarda ortanca sağkalım 10.9 ay idi. Tümörün evresi sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p=0.004). Yassı hücreli karsinom 162 (%81) hasta ile en sık izlenen histopatolojik tip idi. Yassı hücreli histopatolojiye sahip hastalarda ortanca sağkalım 16.2 ay iken, yassı hücreli olmayan histopatolojisine sahip hastalarda ortanca sağkalım 17.2 ay idi. Histopatoloji sağkalım açısından anlamlı bulunmadı (p=0.444). Hastalar arasında en sık izlenen histolojik grade 30 (%40) hasta ile grade II idi. Histopatolojik olarak az differansiye olan hastalarda ortanca sağkalım 17.2 ay, orta differansiye olan hastalarda ortanca sağkalım 8.9 ay, iyi differansiye olan hastalarda ortanca sağkalım 10.3 ay idi. Histolojik grade sağkalım açısından anlamlı bulunmadı (p=0.342). Hastaların PET de Suvmax değeri ortanca 11 (3-58) idi. Suvmax değeri ≤ 11 olan hastalarda ortanca sağkalım 46.1 ay iken, suvmax değeri > 11 olan hastalarda ortanca sağkalım 17.2 ay idi. Suvmax değeri sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p=0.019). Sonuç. Yaş, cinsiyet, tümör çapı, tümör evresi, tümör lokalizasyonu, Suvmax değeri, kırsal kesimden başvurma, okur-yazar olmama ve performans durumu baş boyun kanserli hastalarda sağkalımı etkileyen prognostik faktörler olarak belirlendi. Bizim çalışmamızda farklı olarak Suvmax değeri ve eğitim durumu sağkalıma etkili prognostik faktör olarak tespit edildi. Anahtar sözcükler: Baş boyun kanseri, sağkalım, prognoz
Prostat kanserli hastalarımız ve sağ kalımı etkileyen prognostik faktörler
Amaç: Prostat kanserinde sağkalıma etki eden prognostik faktörler genel olarak yaş, performans statüsü, gleason skoru, tümör yaygınlığı, PSA değeri ve diğer biyokimyasal( albumin, ALP, LDH) değerlerdir. Bu çalışmada merkezimizde takip ve tedavi edilen prostat kanserli olguların klinikopatolojik özellikleri, biyokimyasal verileri ve sağkalımı etkileyen prognostik faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji kliniğinde Mart 2003- Ekim 2012 tarihleri arasında izlenen 147 prostat kanserli hastaya ait demografik, klinik, histopatolojik ve biyokimyasal veriler dosya ve hastane kayıtları incelenerek elde edildi. Sağkalıma etkileri olan parametreler; yaş, tümörün evresi, hastanın performans durumu(ECOG performans skalası), komorbid hastalık birlikteliği, gleason skoru, hormon tedavisine direnç varlığı, başvuru anındaki biyokimyasal değerler (PSA, ALP, LDH, kalsiyum, albumin, kreatinin) incelendi ve prostat kanseri gelişimi riski açısından aile öyküsü ve sigara içimi değerlendirildi. Bulgular: Toplam 147 hastaya ait veriler analiz edildi. Hastalarımızda ortanca yaş 68 (50-86) idi. Hastaların %46.9'u 68 yaşından büyük iken ve %53.1'i 68 yaşından küçüktü. Tüm hastalarımızda ortanca sağkalım 25.3 ay idi. 68 yaş ve 68 yaşından küçük olanlarda ortanca sağkalım 25.3 ay iken, 68 yaşından büyük olanlarda ortanca sağkalım 25.1 ay idi. İstatistiksel olarak yaş sağkalım açısından anlamlı bulunmadı (p=0.707). Başvuru şikayeti olarak %50'si ürolojik şikayetler(idrarda kanama, idrarda zorlanma vb.), %42'si sırt ve bel ağrısı ve %8 diğer şikayetlerle başvurdu. Yüz on üç hasta (%59) ECOG 0-1-2 iken, 34 (%41) hastamız ECOG 3-4 olarak başvurdu. ECOG skoru 0-1-2 olanlarda ortanca sağkalım 54.4 ay, ECOG skoru 3-4 olanlarda ortanca sağkalım 29.8 ay idi. Başvurudaki performans durumu, sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p=0.001). Histopatolojik dağılım olarak %97.2'si adenokanser histopatolosine sahipken, %2.8'inde diğer histopatolojik paternler mevcuttu. Ailede birinci derecede yakınlarında kanser öyküsü bulunan hasta sayısı 25 hasta(%17) idi. 52 hasta (%32) sigara tüketicisi idi. En çok eşlik eden hastalık kardiyovsküler hastalıklar olmak üzere, 36 hastamızda (%24.4) eşlik eden komorbid hastalık mevcuttu. Prostat kanserine ek olarak komorbid hastalığı olanlarda ortanca sağkalım 24.2 ay iken komorbid hastalığı olmayanlarda ortanca sağkalım 29.8 ay idi. Komorbid hastalık birlikteliği sağkalıma etki eden faktör olarak anlamlı bulunmadı (p=0.544). Tanı anında hastalarımızın 82 (%56.2) si prostata sınırlı, 64 (%43.8)'ü metastatik olarak tespit edildi. Prostatla sınırlı olanlarda ortanca sağkalım 66.5 ay iken, prostat dışında metastazı olanlarda ise ortanca sağkalım 27.4 ay idi. Prostatla sınırlı veya metastatik kanser olması sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p<0.001). Tanı yöntemi olarak 123 hastada (%84.8) biyopsi yapılırken, 24 hastada (%15.2) cerrahi rezeksiyon yapıldı. Toplamda 113 hastamıza hormon tedavisi verildi. Hormon tedavisi verdiğimiz hastalarımızdan 41'inde hormon tedavisine direnç gelişirken, 72'sinde hormon tedavisine direnç gelişmedi. Hormon tedavisine dirençli olmayanlarda ortanca sağkalım 58.1 ay iken, hormon tedavisine dirençli olanlarda ortanca sağkalım 52.5 idi. Hormon tedavisine direnç gelişimi sağkalıma etkili faktör olarak bulunmadı (p=0.316). Tanı anında PSA<50 olanlarda ortanca sağkalım 59.3 ay PSA>50 olanlarda ortanca sağkalım 43.4 ay idi. Başvuru anındaki PSA değeri sağkalıma etkili faktör olarak bulunmadı (p=0.088). ALP değerleri normal sınırlarda olanlarda ortanca sağkalım 54.9 ay iken, ALP değerleri yüksek tespit edilenlerde ortanca sağkalım 49.1 ay olarak tespit edildi. Başvuru anındaki ALP değerleri sağkalıma etkili faktör olarak anlamlı bulunmadı (p=0.107). LDH değerleri normal sınırlarda olanlarda ortanca sağkalım 62.5 ay iken, LDH değerleri yüksek tespit edilenlerde ortanca sağkalım 34.8 ay olarak tespit edildi. Başvuru anındaki LDH değerleri sağkalıma etkili faktör olarak bulundu (p=0.020). Albümin değerleri >2.5 mg/dl olanlarda ortanca sağkalım 30.1 ay iken, Albümin değerleri <2.5 mg/dl olanlarda ortanca sağkalım 8.5 ay olarak tespit edildi. Tanı anındaki Albümin değerleri sağkalıma etkili prognostik faktör olarak bulundu(p<0.001). Hastalarımızdan Gleason skoru<6 olanlarda ortanca sağkalım 27.9 ay iken, gleason skoru>6 olanlarda ortanca sağkalım 25.1 ay idi. Gleason skoru sağkalıma etkili prognostik faktör olarak bulunmadı (p=0.688). Kalsiyum değerleri yüksek olanlarda ortanca sağkalım 25.1 ay iken kalsiyum değerleri normal sınırlarda olan hastalarda ortanca sağkalım 27.9 ay olarak bulundu. Hastalarımızda başvuru anındaki kalsiyum değerleri ve sağkalım arasında anlama yakın ilişki bulundu (p=0.053). Sonuç. Başvuru anında kanser yaygınlığı, performans durumu, LDH, Kalsiyum düzeyi ve albumin düzeyi prostat kanserli hastalarda sağkalımı etkileyen prognostik faktörler olarak belirlendi. Anahtar sözcükler: Prostat kanseri, sağkalım, prognoz, risk faktörleri