Theses supervised by Prof. Dr. Ali Akyıldız
32 theses · İstanbul 29 MayIs University
1853-1856 Kırım Savaşı ve 1876 Bulgar krizi ışığında Şark meselesinin İngiliz kamuoyuna yansıması
Bu tezin ana konusu, İngiliz kamuoyunun Şark Meselesi'nde oynadığı rolün ortaya konmasıdır. Bu doğrultuda 1853-1856 Kırım Savaşı ve 1876 Bulgar Krizi hadiseleri incelemeye tabi tutulmuştur. 19. yüzyılın ilk yarısında sanayileşme ve yoğun şehirleşmeyle ortaya çıkan yeni toplumsal sınıfların siyasi tartışmalarda yer almaya başlaması neticesinde modern kamusal alanın oluşumuyla birlikte kamuoyu müessesesinin siyasette kayıtsız kalınamayan bir güç haline gelmesiyle İngiltere'nin özellikle Şark Meselesi karşısındaki tutumu kamuoyunun görüşlerine göre belirlenmeye başlamıştır. Bu nedenle Şark Meselesi aslında İngiltere'nin bir iç siyaset meselesi haline gelmiştir. Bu yeni süreçte İngiliz siyasetçileri de kamuoyunun yükselişi karşısında kamuoyunu dikkate almak zorunda kalmışlardır. İşbu tezde, Şark Meselesi'nin 1853-1856 Kırım ve 1876 Bulgar krizleri ışığında İngiliz kamuoyunun yapısının ne olduğu, İngiliz kamuoyunda neden 1853'teki Rus, 1876'daki Türk algısının olumsuz olduğu ve her iki hadise sırasında İngiliz hükümetlerinin niçin kamuoyu baskısına boyun eğdikleri sorularının cevapları aranmıştır.
Abdürrezzak Bâhir Paşa'nın hayatı ve siyasi faaliyetleri (1730?-1781)
Bu tez, XVIII. yüzyılın sonlarında ilki 1772-1774, ikincisi 1779'da olmak üzere iki kez Reisülküttaplık yapmış olan Abdürrezzak Bâhir Efendi/Paşa'nın (1730?-1781) siyasî kariyeri üzerine bina edilmiştir. Dönemindeki olaylara müdahil olmuş önemli bir şahsiyet olmasına karşın birincil kaynaklar ve arşiv vesikalarında kaybolmuş olan Bâhir Paşa'nın üzerindeki gölgeyi kaldırma teşebbüsü olan bu çalışma, aynı zamanda XVIII. yüzyılı sona erdiren çalkantılı yılları, bu döneme bizzat şahitlik etmiş bir tarihsel şahsiyetin merceğinden okuma girişimidir. Muhtemelen 1730 yılında kalemiye sınıfına mensup bir bürokratın oğlu olarak İstanbul'da dünyaya gelen Abdürrezzak, babasının kariyer yolunu takip ederek kalemiye sınıfına dahil olacak ve yine babası gibi iki kez reisülküttaplık görevine yükselecektir. Yarım asırlık hayatının önemli bir kısmında (1739-1768) savaşı tecrübe etmemiş olduğu için 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı hayatının bir dönüm noktasını teşkil edecektir. Savaşla tanışacak, cepheye giderek savaş alanında farklı zamanlarda düşman ile hem savaşacak hem de müzakere masasına oturacaktır. Padişahın huzurunda padişahın kararını sorgulayacak kadar pervasız, ancak padişaha yakın isimlerden çekinen ve bazen korkan, cephede müzakere masasında ve savaş sonrası İstanbul'unda üçlü ittifak teşebbüsü ile padişahtan habersiz iş çevirecek kadar aktif bir şahsiyet portresi çizecektir. Bâhir Paşa, bir yönüyle tipik diğer yönüyle ise alışılagelmişin dışındaki kariyeri ile Osmanlı diplomasisinde yaşanan dönüşümü de simgeleyen bir isim olarak karşımıza çıkacaktır.
Sultan Abdülmecid'in kızı Behice Sultan'ın hayatı (1848-1876)
Bu çalışmada 19. yüzyılın ortalarında kısa bir süre yaşamış Sultan Abdülmecid'in kızı Behice Sultan'ın biyografisi dönemiyle irtibatlı bir şekilde ele alınmıştır. Bu bağlamda dönemin saray teşrifatı, gelenekleri, Osmanlı modernleşmesinin ve ekonomik krizin elit kesimin hayatına etkileri, saraylıların sosyo-kültürel yaşantıları, moda, tüketim alışkanlıkları ve borçları gibi konular Behice Sultan'ın hayat hikayesi üzerinden işlenmiştir. Bunlar arasında önemli bir tarihsel olay sayılabilecek olan Sultan Abdülmecid dönemi saraylıların aşırı harcamaları ve hazineyi tehlikeye atacak boyuta varan borçları meselesi üzerinde ayrıca durulmuştur. O yıllarda çocuk yaşta olan Behice Sultan'ın söz konusu olaylara dahil olup olmadığı ve bundan sonra nasıl bir tüketim alışkanlığına sahip olduğu incelenmiştir. Neticede hem bu olay özelinde hem de hayatının genelinde sultanın zamanının genel haline uyum sağlayıp sağlamadığı ortaya konulmuştur.
18. yüzyılda İstanbul Unkapanı tüccarları
İstanbul'un iaşesi birçok açıdan ele alınmıştır. Ancak, iaşe işinin ticari tarafı çok işlenmemiştir. Bu tez İstanbul'a getirmek amacıyla hububat ticareti yapan grupların en önemlisi olan Unkapanı tüccarlarını konu edinip Unkapanı tüccarlarının bir nevi tüccar loncası olduğunu iddia etmektedir. Bu iddia üç ayrı bölümde ele alınmıştır. Avrupa İktisat Tarihi'ndeki tüccar loncalarının hepsinin siyasî yapılardan piyasadaki pozisyonlarını kuvvetlendirmek için tekelciliğe varan imtiyaz taleplerinden hareketle tezin ilk bölüm Unkapanı tüccarlarının faaliyet gösterdikleri hububat piyasasında devletten imtiyaz elde edip etmediğini inceliyor. Tüccarların imtiyazları, kullandıkları ticaret güzergâhları, ticaret üzerinden ödedikleri vergiler ve fiyat belirleme hususları açısından ele alınıyor. İkinci bölüm ise Unkapanı tüccarlarının iç yapısını, hiyerarşilerini irdeliyor. Reisler kethüdasının Unkapanı tüccarlarının başı, gemiciler yiğitbaşısının ise onun yardımcısı olduğunu ileri sürülüyor. Lonca üyeliği konusunun ise Osmanlı esnaf loncalarında olduğu gibi Unkapanı tüccarları için de belli bir esnekliğe sahip olduğu ifade ediliyor. Üçüncü ve son bölüm ise Unkapanı tüccarlarının imtiyaz sahibi bir tüccar örgütü olarak hububat ticaretinde kullandıkları araçları, nakliye işlerini ve toplu yatırımlarını işliyor. Bu ticaretin kârlılığı ve tüccarların kullandıkları iş ortaklıkları kapan tezkiresi belgeleri ışığında ele alınıyor. Tez, bu iddialarla Tanzimat dönemi öncesi Osmanlı iç ticareti ve Osmanlı tüccar örgütlerine konularına katkı yapmayı amaçlıyor.
Tanzimat'ın Bursa'da uygulanması (1839-1863)
Bu tezin temel amacı Tanzimat'ın ilanından 1863 yılına kadar Osmanlı merkezinin taşrada gerçekleştirdiği uygulamalar Bursa örneği üzerinden incelemektir. Tezin ilk bölümünde 1839-1850 yılları arasında taşrada ekonomik reformun nasıl yürütüldüğü; ikinci bölümünde 1857-1859 yılarında Bursa'da gerçekleştirilecek olan emlak sayımın nasıl yapıldığı; son bölümünde ise Tanzimat'ın altyapı yarımlarından olan Gemlik-Bursa yolunun nasıl meydana getirildiği ortaya çıkarıldı. Yapılacak incelemelerde merkez ve taşra ayrı ancak birbiriyle bağımlı birer mevcudiyet olarak düşünüldü. Tez boyunca reformların merkezde nasıl planlandığı ve taşrada zaman içinde nasıl şekillendirildiği ayrıntılarıyla ortaya konuldu ve reformların Osmanlı taşrasının dünya kapitalist ekonomisiyle nasıl bütünleştirdiğini tartışıldı.
Mehmed Esad Safvet Paşa'nın hayatı ve faaliyetleri (1815-1883)
1815-1883 yılları arasında yaşamış olan Mehmed Esad Safvet Paşa'nın biyografisi ihmal edilen araştırma konularından biridir. Tanzimat döneminde kritik görevler üstlenen Paşa'nın hayatı ve faaliyetlerini bir bütün halinde inceleyen çok az yazı kaleme alınmıştır. Bu tez bu bakımdan Safvet Paşa'nın kendisine ve ailesine ait olan evrak-ı metrukesinin izini sürerek yerli ve yabancı kaynaklarla mukayeseli bir biçimde söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlamıştır. Tez, analitik bir yöntemle Safvet Paşa'nın yaşamını ve kamu görevlerini tarihsel bağlamda inşa etmekte ve bu konu hakkında yapılan tartışmalara dâhil olarak Paşa'nın içerisinde yaşadığı muhiti kendisini ilgilen-dirdiği kadarıyla açıklığa kavuşturmayı hedeflemektedir. 1831 yılında devlet hizmetine girip süratle yükselerek II. Abdülhamid devrinde sadrazam olan Safvet Paşa'nın hayatı ve faaliyetlerinin araştırılması Tanzimat devrine ait bazı ezberlerin bozulması ve dönem olaylarının daha iyi anlaşılabilmesi için elzemdir. Bu nedenle bu tez Safvet Paşa'nın evrak-ı metrukesini sistematik bir eleştiri süzgecinden geçirdikten sonra söz konusu faaliyetlerin çözümlenmesine odaklanmıştır.
Bir Osmanlı aydın ve bürokratı: Azmzade Sadık el-Müeyyed Paşa'nın hayatı ve faaliyetleri (1860-1910)
Bu tez, II. Abdülhamid'in yaverlerinden Azmzade Sadık el-Müeyyed Paşa'nın hayatı, devlet adamlığı ve meslekî kariyerini mercek altına alan bir biyografik araştırmadır. Döneminin önemli simalarından biri olmakla birlikte günümüze kadar meşâhir-i meçhûleden olan Sadık el-Müeyyed, Doğu ve Batı kültürüne aşina, iyi eğitimli, eli kalem tutar, dil bilir bir Osmanlı aydınıdır. Yarım asırlık ömrünün yarısında, imparatorluğun dört bir köşesiyle Afrika, Avrupa ve Rusya gibi farklı coğrafyalarda yerine getirdiği idarî, mülkî ve diplomatik görevleri ile teftişler, bu tarihî biyografi çalışmasının ana omurgasını oluşturur. Tezde, bazı karinelerden hareketle paşanın fikir dünyası, şahsiyeti ve sosyal arkaplanı hakkında da birtakım sonuçlara varılmış, ayrıca bu dönemde başarılı olma ve yükselmede aile bağlarının yanı sıra bilgi ve eğitimin de etkili olduğu vurgusu yapılmıştır. II. Abdülhamid'in saltanat dönemi, Osmanlı tarihçiliğinin en popüler çalışma alanlarından biri olma özelliğini sürdürse de bu dönemde yaşamış devlet adamı, sanatkâr, saraylı ve entelektüellerin kapsamlı biyografilerinin aynı nispette ortaya konulduğu söylenemez. Oysa bu tür çalışmalar, tarihî dönem ve meselelerin karanlıkta kalan yönlerine bir hayat üzerinden ışık tutabilme potansiyeli olması bakımından önemlidir. Bu çerçevede, Sadık'ın eserlerinin yanı sıra arşiv belgeleri, yerli ve yabancı basın, hâtıratlar, salnameler ve mevcut literatür eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilerek kaleme alınan biyografisi, müstakbel çalışmalar için II. Abdülhamid idaresinin işleyiş biçiminin, krizlerle başa çıkma yöntem ve becerisinin, mahallî ve beynelmilel aktörlerle ilişkilerinin ve sömürge çağının meydan okumasına karşı üretilen imparatorluk politikalarının bazı karanlık noktalarının aydınlatılması hususunda birtakım örnekler sunabilir. Bu tez, yaverliğe seçilişinin hayat hikâyesindeki en belirleyici unsur olduğu iddiasından hareketle, söz konusu teşkilâtın Osmanlı siyaset ve bürokrasisindeki ağırlığının gittikçe arttığını vurgular ve bu dönemde geçirdiği dönüşüm ile II. Abdülhamid'in oluşturduğu saray merkezli yeni idarî yapılanmada hayatî bir role sahip olduğunu öne sürer.
Mühendishane-i Berri-i Hümayun Nazırı Ahmed Sırrı Paşa'nın "hatıratı", hayatı ve faaliyetleri (1826/1827-1895)
Bu çalışma ile Mühendishane-i Berri-i Hümayun Nazırlarından Ahmed Sırrı Paşa'nın hatıratının yayımlanması hedeflenmiştir. Paşa'nın hatıratı hayatına dair renkli bir anlatıma sahip olmasının yanı sıra Mühendishane-i Berri-i Hümayun'a ve Paşa'nın nezareti dönemindeki faaliyetlerine dair bilgiler barındırması bakımından hayli önemlidir. Osmanlı modernleşme döneminin önemli bir müessesesi olan Mühendishane-i Berri-i Hümayunda yetişen Ahmed Sırrı Paşa, İstanbul, Bursa, Rodos ve Rumeli'nin çeşitli yerlerinde devlet adına birçok önemli mühendislik işini gerçekleştirmiş ve zamanla öğrencilikten hocalığa ardından Mühendishane-i Berri-i Hümayun Nazırlığı'na atanmıştır. Çalışmada bizzat kendisinin kaleme aldığı Sergüzeşti ile Yenişehr-i Fener Seyahati'nden hareketle ve arşiv kaynaklarından yararlanılarak hayatı ve faaliyetleri de kısaca ele alındı.
Hünkâr İskelesi Antlaşması ve Osmanlı Rus münasebetleri (1832-1841)
Bu çalışma, 1832-1841 yılları arası Osmanlı-Rus münasebetlerini Hünkâr İskelesi Antlaşması'nı merkeze alarak incelemektedir. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa isyanı, Aralık 1832 Konya Savaşı'nda Osmanlı ordusunun Mısır kuvvetleri karşısında bozguna uğramasıyla birlikte doğrudan imparatorluğun varlığını tehdit eder hâle gelmişti. Bu durum karşısında Bâbıâli'nin ısrarlı müracaatlarına rağmen İngiltere ve Fransa'dan umulan desteğin alınamaması, isyanın başından itibaren Osmanlı Devleti'ne müdahale için fırsat kollayan Rusya'nın, Doğu Sorunu'nda en önemli aktör hâline gelmesine sebep olmuştu. Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne teklif ettiği askerî yardımın kabulüne giden süreç, Bâbıâli'de faaliyet gösteren diplomatlar arasında sıkı bir rekabet ortamı yaratmıştı. Tezin izini sürdüğü meselelerden biri, bu çekişmenin tam ortasında bulunan Bâbıâli'nin Rusya ve Avrupa devletleri arasında izlediği siyaseti tespite çalışmaktır. Zayıf ve güçsüz bir durumda bulunması dolayısıyla, kendisi için bir tehdit olmaktan çıkan Osmanlı Devleti'nin varlığının muhafazası, Rus dış politikasının temel kaidesi haline gelmişti. Rusya, bu sebeple ciddi bir tehdit olarak gördüğü Mehmed Ali Paşa karşısında son derece kararlı bir siyaset izleyecekti. Çalışmada, Rusya'nın bu dönemde İstanbul'a gönderdiği diplomatların faaliyetleri ve kendilerine verilen talimatların ne ölçüde başarıya ulaştığı sorgulanmıştır. Çalışmanın başlıca tespitlerinden biri, Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne teklif ettiği askerî yardımın, Avrupa devletlerini harekete geçirmek maksadıyla, Bâbıâli tarafından bir tahrik unsuru olarak kullanılmış olmasıdır. Askerî yardımın kabulünün ardından, Rusya ile Osmanlı Devleti arasında 8 Temmuz 1833'te imzalanan Hünkâr İskelesi Antlaşması'nın müzakere süreci, tartışma noktaları, antlaşma maddeleri ve antlaşmanın uluslararası etkileri mercek altına alınmıştır. Hünkâr İskelesi Antlaşması, Rusya'nın Edirne Antlaşması'ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu ve Boğazlar üzerindeki emelleri için önemli bir kazanım olmuştur. Çalışmanın temel sorularından bir diğeri ise Rusya'nın Hünkâr İskelesi Antlaşması'yla elde ettiği menfaatlerin neler olduğu, antlaşmadan hangi ölçüde yararlanabildiği ve Bâbıâli'nin ilerleyen süreçte takip ettiği siyasette antlaşmayı nasıl konumlandırdığıdır. Rusya, Hünkâr İskelesi Antlaşması ile Bâbıâli üzerindeki nüfuzunu arttırmış, Bâbıâli'nin İngiltere ve Fransa ile kurduğu münasebetlere ve alınan kararlara bu antlaşmadan doğan hukukunu kullanarak müdahale etmeye çalışmıştır. Hünkâr İskelesi Antlaşması'nın bir gereği olarak, olası bir savaş durumunda Rusya'nın müdahalesinden endişe duyan Avrupa devletleri de Mehmed Ali Paşa'nın ikinci bir isyan hareketine girişmesini önlemeye çalışmışlardır. Hızla değişen dengeler, Hünkâr İskelesi Antlaşması'na gösterilen tepkiler ve antlaşmayı ölüme mahkum eden 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi'ne giden süreç, ağırlıklı olarak Osmanlı Arşivi ve Rus kaynakları olmak üzere dönemin birincil kaynaklarına istinaden incelenmiştir. Bu yönüyle çalışma, Boğazlar Meselesi'nin söz konusu zaman dilimindeki seyrine uluslararası perspektiften bakmayı hedeflemektedir. Çalışmada, diplomatik münasebetlerin yanısıra yaklaşık beş ay boyunca İstanbul'da misafir edilen Rus askerî kuvvetleri hakkında bilgi verilmekte, başta I. Nikolay ve II. Mahmud arasındaki mektuplaşmalar olmak üzere, iki ülkenin devlet adamları arasında kurulan dostluk ilişkilerine yakından bakılarak dönemin atmosferine dair farklı manzaralar sunulmaya çalışılmaktadır.
İstanbul'da fahişe bedenlerinin ve fuhuş mekânlarının kamusallaştırılması (1908-1922)
Bu çalışma, 1908-1922 yılları arasında İstanbul'da fahişe bedeni ve fuhuş mekânları üzerinde durmaktadır. Tez kapsamında son dönem Osmanlı İstanbul'unun siyasî, ekonomik ve sosyal yönleri göz önünde bulundurularak toplumun aykırı öznelerinden olan fahişelerin ve fuhuş mekânlarının konumu, sınıflandırışı ve algılanışı Osmanlı Arşivi ve diğer dönem kaynakları temel alınarak irdelenecektir. Tüm bunlar yapılırken fahişe bedeninin ve fuhuş mekânlarının resmî ve toplumsal aygıtlar tarafından kamusallaştırılma biçimleri ön plana çıkartılarak konunun toplumbilimsel tarafının da aydınlatılmasına gayret edilecektir.
I. Meşrutiyet dönemi Osmanlı mebuslarıyla ilgili prosopografik bir inceleme
Osmanlı İmparatorluğunun ilk parlamento denemesi olan I. Meşrutiyet döneminin baş aktörleri olan mebuslar bu çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Bu tez ile Meclis-i Mebusana seçilmiş üyelerin hayat hikâyelerinden, kimliklerinden, faaliyetlerinden, eserlerinden ve sosyal çevrelerinden yola çıkarak prosopografik bir çalışma ortaya konulmaya çalışılacaktır. Aynı zamanda bu çalışma literatürde yer alan birçok ön kabule bir karşı çıkışın da çabası olacaktır. Yeni Osmanlılar Cemiyeti ve Midhat Paşa'nın özel çabaları sayesinde ve konjonktürün de uygun olması sebebiyle ilan edilen Kanun-ı Esasiyle birlikte devletin yönetim tarzında önemli bir değişiklik yapılmış, padişah ve merkez bürokrasisinin yanında onları denetleyecek ve üyeleri halk tarafından seçilecek bir meclis açılmıştı. Parlamento olgusu teoride Osmanlıların ulusal çapta ilk denemesi gibi gözükse de aslında zaman içinde buna hazırlık aşaması olarak sayılabilecek aşamalardan geçilmiş; özellikle Tanzimat döneminden itibaren seçim ve meclis işleyişi açısından tecrübeler edinilmişti. Çünkü yurtdışı ile kurulan irtibatın artması sonrası dünyadaki diğer yönetim tarzları artık biliniyordu. Ayrıca taşra teşkilatı yeniden düzenlenirken birimlere ayrılan vilayetlerin her birinde önemli bir kısmı halkın temsilcileri tarafından seçilen üyelerden oluşan meclisler açılmıştı. En yaşlısından en gencine kadar Tanzimat döneminin yetiştirdiği bir nesil olan I. Meşrutiyet mebuslarının önemli bir kısmı bahsi geçen bu meclislerde görev almış veya bunların yönettiği vilayetlerde bulunmuş olması itibariyle bu tecrübeyi en yakından yaşamışlardı. Nitekim bu birikim meclise girdikleri andan itibaren kendisini gösterecek gerek yerli gerekse de yabancı müşahitlerce mebusların meclis işleyişindeki yetkinliği hayretle ve takdirle karşılanacaktı. En zengin bankerlerden nispeten orta dereceli tüccarlara ve ünlü ailelerin üyelerinden yereldeki orta halli memurlara kadar toplumun neredeyse her kesiminden üyenin bulunduğu I. Meşrutiyet Mebusan Meclisi, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğunun çok dinli ve dilli yapısının da bir toplamıydı. Tüm bu farklılıklara rağmen Osmanlıcılık ve Türkçe dili ortak paydasında bir araya gelen meclis üyeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede devlet işlerine dahil olmuş ve gerektiği zamanlarda merkez bürokrasisine sert muhalefet yapmaktan geri kalmamıştı. Nitekim bu sert muhalefet meclisin kapatılmasında en önemli nedeni oluştururken onların ortaya koyduğu bu ilk parlamento performansı Jön Türkler ve İttihad ve Terakki için ilham kaynağı olmuş ve II. Meşrutiyet'e giden yolun yapı taşlarını oluşturmuştu.
1865 Hocapaşa Yangını ve etkileri
Hocapaşa, yangınlar tarihinde büyük çapta etkiye sahip birçok yangın yaşamıştır. Bunlardan en büyüğü ise 1865 yılında yaşanan yangındır. Yangın sürecinde yaşanan başarısızlık ve tahribatın büyüklüğü hükümetin mevcut teşkilatlarının eksiklerini bir kez daha ortaya koyar. Yangından sonra ihtiyaç sahiplerine yardım yapılır. Bu amaçla hükümet tarafından bir yardım kampanyası başlatılarak sosyal bir yardım ağı oluşturulur. İane çalışmaları sırasında yurt içinden ve yurt dışından destekler söz konusu olur. Yangın çok geniş bir alana yayılmıştır. Bu durumu fırsata dönüştürmek amacıyla hükümet tarafından bir mimari dönüşüm planı uygulamaya konulur. Hocapaşa Yangını sonrasında yangın alanında imar faaliyetleri Islahat-ı Turuk Komisyonu tarafından yürütülür ve bu süreçte yangın alanında ahşap bina inşası yasaklanarak kâgir yapı devlet tarafından teşvik edilir. Yangın alanında başlayan dönüşüm planı zamanla tüm şehre yayılır. Bu çalışma ile şehirde yapısal bir dönüşüm sağlanmak istenir. Altyapı ve yol düzenleme çalışmaları, Avrupa modeline göre kamusal alanlar oluşturulmaya çalışılır. Ayrıca tarihî eser ve binalar korunarak şehir yapısı düzenlenir.
Nizam-ı Cedid Ordusu'nun finansmanı: İrad-ı Cedid hazinesi
Sultan III. Selim dönemi (1789-1807) genelde Osmanlı İmparatorluğu'nda modernleşme serüveninin başlangıcı olarak kabul edilir. Hükümdarlığı döneminde bir dizi savaşla ve devletin askerî alandaki teknolojik eksikliği ile karşı karşıya kalmış olan III. Selim, başta askerî alan olmak üzere reform girişimleriyle devletin ikamesine yönelmişti. 1793'ten 1807'ye kadar idarî, malî ve askerî alanda muhtelif uygulamaları içeren Nizam-ı Cedid programı ile kurulacak yeni nizamın finansmanını sağlamak için mahallî vergilendirme konusunda çeşitli düzenlemelerin yanı sıra çoklu hazine sistemini de içeren reform girişimleri ilan edilmişti. Ancak reform teşebbüsleri içerisinde en dikkat çekici olanı askerî reformlardı. Yeni askerî tekniklerle kurulacak olan eğitimli ve düzenli Nizam-ı Cedid piyade birliklerini finanse etmek için merkezî hazineden aktarılan bazı mukataa ve dirlik gelirlerinin yanı sıra ihdas edilecek yeni vergilerle kaynak yaratılarak İrad-ı Cedid Hazinesi kurulmuştu. Bu tezde, İrad-ı Cedid Hazinesi'nin aylık ve yıllık bütçeleri detaylıca analiz edilerek dönemin malî ve iktisadî gelişmeleri ele alınmıştır. Ayrıca İrad-ı Cedid Hazinesi'nin finansal kapasitesi, diğer merkezî hazineler arasındaki kritik konumu ve Sultan III. Selim döneminin öncü malî politikaları bağlamındaki önemi vurgulanmıştır.
Osmanlı Devleti'nde Çerkes Kırsal Köleliği (1866-1914)
Bu çalışma, 19. yüzyılın ikinci yarısında kitleler halinde Osmanlı İmparatorluğu'na göç eden Çerkesler arasındaki kırsal köleliği konu edinmektedir. Tez boyunca Osmanlı hükümetinin kırsal köleliğe yönelik politikaları incelenmekte ve hükümetin muhacir köleler arasında uygulatmak istediği çeşitli mükâtebe usulleri ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Yaklaşık 60 yıllık sürecin ele alındığı bu çalışmada köle itaatsizliklerinin ardındaki sebepler, köle ve beylerin örgütlenme çabaları ve bunun taşrada ortaya çıkardığı asayişsizlik problemi de aynı zamanda tartışılan konular arasındadır.
Osmanlı Devleti ve Bulgar meselesi (1867-1878)
Bulgar Meselesi ve 1867-1876 yılları arasındaki Bulgar isyanları Bulgaristan'ın geri dönülemez bir şekilde Osmanlı hakimiyetinden ayrılmasına neden olan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'na giden yoldaki en önemli hadiselerden ikisidir. Bu iki konu hakkında mevcut literatür dönemin aktif taraflarının belgelerini bütüncül bir bakış açısı içinden değerlendirmez. Bulgar Meselesi hakkındaki Osmanlıca, Bulgarca ve İngilizce birincil kaynakların kullanıldığı bu çalışmanın ve değerlendirmenin kaleme alınmasındaki esas hedef bu noksanlığı gidermek, Bulgar meselesini ve isyanını tüm boyutları ile ele almaktır. 19. yüzyılın ilk yarısında İstanbul'da yaşayan Bulgar cemaatinin anadilde ibadet ve bağımsız bir kiliseye sahip olmak hedefiyle başlayan mücadelesi sadece 25 yıllık bir dönemde Bulgaristan coğrafyasını bir savaş alanına çevirir. "Şark Meselesi"nin en kritik düğümlerinden olan ve 1840'larda bir kilise mücadelesi olarak başlayan "Bulgar Meselesi" 1860'lı ve 1870'li yıllardaki Bulgar komitacı faaliyetleri ile siyasi bağımsızlığı hedefleyen bir aşamaya evrilir. Komitacıların örgütlediği isyanın başarı kazanmaması, imparatorluğun maddi, manevi ve coğrafi bakımdan ağır kayıplara uğramasına yol açacak 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi'ne sebebiyet verecektir.
Tüfengiyan-ı Hazret-i Şehriyârî ve Sertüfengî Arnavut Tahir Paşa
Bu çalışmada, II. Abdülhamid devri saray teşkilâtının önemli bir birimi olan Tüfengiyan-ı Hazret-i Şehriyârî'nin tarihi ve bu birimle adeta özdeşleşen Sertüfengî Arnavut Tahir Paşa'nın yaşamı ele alınmıştır. Yıldız Sarayı'nda ve çevresinde güvenliği sağlamak üzere vücuda getirilen tüfekçiler, II. Abdülhamid döneminin yönetim anlayışı doğrultusunda şekillenmiş ve İstanbul'un sosyal hayatının yanı sıra, memleketlerinin siyasî ve toplumsal dinamikler söz konusu olduğunda da kayda değer bir varlık göstermişlerdir. Çalışma, tüfekçilerin bir sosyal grup olarak etkilerini ve asgarî düzeydeki bürokratik denetim altında faaliyet göstererek saray güvenliğini sağlamadaki rollerini incelemektedir. Birimin kuruluşundan dağılışına değin amirliğini üstlenen ve Yıldız Sarayı'nda önemli bir otoriteye sahip kilit bir figür olarak karşımıza çıkan Tahir Paşa'nın biyografisine de ayrıca odaklanılmıştır. Kurumsal ve toplumsal tarihi biyografik analizle bir araya getiren bu çalışma, II. Abdülhamid yönetiminin güvenlik düzeni içindeki yeri ve dönemin sosyo-politik sahnesine olan etkisi bağlamında Tüfengiyan-ı Hazret-i Şehriyârî'nin derinlikli bir şekilde değerlendirilmesini amaçlamaktadır.
İstanbul'da Halidîlik (1811-1876)
Bu tez, Nakşibendi tarikatının Halidiye kolunun 1811 ile 1876 yılları arasında İstanbul'un toplumsal, kültürel ve siyasî yaşamı üzerindeki etkilerini incelemektedir. Mevlâna Halid-i Bağdadî'nin kısa biyografisiyle başlayarak Halidiye'nin İstanbul'a giriş sürecini, dönemin tasavvufî ortamını ve ilk Halidiye temsilcilerini ayrıntılı bir şekilde analiz etmektedir. Sultan II. Mahmud döneminde 1826 Bektaşiliğin lağvı ve 1828 Halidî sürgünü gibi olaylar; Sultan Abdülmecid döneminde sarayın ve bürokrasinin tarikata olan desteği, Tanzimat Hatt-ı Hümayunu'nu hazırlayan Meşveret Meclisi mazbatasında mühürleri yer alan üst düzey Halidî bürokratlar ve ulema incelenmiştir. 1859 Kuleli Vakası özel bir inceleme konusu olarak ele alınmış; önemli Halidî figürlerinin olaydaki rolleri ve olayın sonuçları değerlendirilmiştir. Sultan Abdülaziz döneminde ise Halidiye'nin Osmanlı merkezi yönetimiyle ilişkileri ve bu dönemde kurulan Meclis-i Meşayih'in tarikat üzerindeki etkisi mercek altına alınmıştır. Halidî şeyhlerinin devletle olan bağları, aldıkları ihsanlar, maaşlar, taamiyeler gibi konular detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Osmanlı başkentinde Halidiye tarikatını temsil eden tekkeler ve bu tekkelerin öne çıkan postnişinleri kısaca ele alınmıştır. Bu bağlamda çalışma, Halidiye tarikatının Osmanlı siyasî ve sosyal hayatındaki yerini kapsamlı bir şekilde ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Osmanlı Devleti'nde Çerkes Kırsal Köleliği (1866-1914)
Bu çalışma, 19. yüzyılın ikinci yarısında kitleler halinde Osmanlı İmparatorluğu'na göç eden Çerkesler arasındaki kırsal köleliği konu edinmektedir. Tez boyunca Osmanlı hükümetinin kırsal köleliğe yönelik politikaları incelenmekte ve hükümetin muhacir köleler arasında uygulatmak istediği çeşitli mükâtebe usulleri ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Yaklaşık 60 yıllık sürecin ele alındığı bu çalışmada köle itaatsizliklerinin ardındaki sebepler, köle ve beylerin örgütlenme çabaları ve bunun taşrada ortaya çıkardığı asayişsizlik problemi de aynı zamanda tartışılan konular arasındadır.
1865 Hocapaşa Yangını ve etkileri
Hocapaşa, yangınlar tarihinde büyük çapta etkiye sahip birçok yangın yaşamıştır. Bunlardan en büyüğü ise 1865 yılında yaşanan yangındır. Yangın sürecinde yaşanan başarısızlık ve tahribatın büyüklüğü hükümetin mevcut teşkilatlarının eksiklerini bir kez daha ortaya koyar. Yangından sonra ihtiyaç sahiplerine yardım yapılır. Bu amaçla hükümet tarafından bir yardım kampanyası başlatılarak sosyal bir yardım ağı oluşturulur. İane çalışmaları sırasında yurt içinden ve yurt dışından destekler söz konusu olur. Yangın çok geniş bir alana yayılmıştır. Bu durumu fırsata dönüştürmek amacıyla hükümet tarafından bir mimari dönüşüm planı uygulamaya konulur. Hocapaşa Yangını sonrasında yangın alanında imar faaliyetleri Islahat-ı Turuk Komisyonu tarafından yürütülür ve bu süreçte yangın alanında ahşap bina inşası yasaklanarak kâgir yapı devlet tarafından teşvik edilir. Yangın alanında başlayan dönüşüm planı zamanla tüm şehre yayılır. Bu çalışma ile şehirde yapısal bir dönüşüm sağlanmak istenir. Altyapı ve yol düzenleme çalışmaları, Avrupa modeline göre kamusal alanlar oluşturulmaya çalışılır. Ayrıca tarihî eser ve binalar korunarak şehir yapısı düzenlenir.
I. Meşrutiyet dönemi Osmanlı mebuslarıyla ilgili prosopografik bir inceleme
Osmanlı İmparatorluğunun ilk parlamento denemesi olan I. Meşrutiyet döneminin baş aktörleri olan mebuslar bu çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Bu tez ile Meclis-i Mebusana seçilmiş üyelerin hayat hikâyelerinden, kimliklerinden, faaliyetlerinden, eserlerinden ve sosyal çevrelerinden yola çıkarak prosopografik bir çalışma ortaya konulmaya çalışılacaktır. Aynı zamanda bu çalışma literatürde yer alan birçok ön kabule bir karşı çıkışın da çabası olacaktır. Yeni Osmanlılar Cemiyeti ve Midhat Paşa'nın özel çabaları sayesinde ve konjonktürün de uygun olması sebebiyle ilan edilen Kanun-ı Esasiyle birlikte devletin yönetim tarzında önemli bir değişiklik yapılmış, padişah ve merkez bürokrasisinin yanında onları denetleyecek ve üyeleri halk tarafından seçilecek bir meclis açılmıştı. Parlamento olgusu teoride Osmanlıların ulusal çapta ilk denemesi gibi gözükse de aslında zaman içinde buna hazırlık aşaması olarak sayılabilecek aşamalardan geçilmiş; özellikle Tanzimat döneminden itibaren seçim ve meclis işleyişi açısından tecrübeler edinilmişti. Çünkü yurtdışı ile kurulan irtibatın artması sonrası dünyadaki diğer yönetim tarzları artık biliniyordu. Ayrıca taşra teşkilatı yeniden düzenlenirken birimlere ayrılan vilayetlerin her birinde önemli bir kısmı halkın temsilcileri tarafından seçilen üyelerden oluşan meclisler açılmıştı. En yaşlısından en gencine kadar Tanzimat döneminin yetiştirdiği bir nesil olan I. Meşrutiyet mebuslarının önemli bir kısmı bahsi geçen bu meclislerde görev almış veya bunların yönettiği vilayetlerde bulunmuş olması itibariyle bu tecrübeyi en yakından yaşamışlardı. Nitekim bu birikim meclise girdikleri andan itibaren kendisini gösterecek gerek yerli gerekse de yabancı müşahitlerce mebusların meclis işleyişindeki yetkinliği hayretle ve takdirle karşılanacaktı. En zengin bankerlerden nispeten orta dereceli tüccarlara ve ünlü ailelerin üyelerinden yereldeki orta halli memurlara kadar toplumun neredeyse her kesiminden üyenin bulunduğu I. Meşrutiyet Mebusan Meclisi, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğunun çok dinli ve dilli yapısının da bir toplamıydı. Tüm bu farklılıklara rağmen Osmanlıcılık ve Türkçe dili ortak paydasında bir araya gelen meclis üyeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede devlet işlerine dahil olmuş ve gerektiği zamanlarda merkez bürokrasisine sert muhalefet yapmaktan geri kalmamıştı. Nitekim bu sert muhalefet meclisin kapatılmasında en önemli nedeni oluştururken onların ortaya koyduğu bu ilk parlamento performansı Jön Türkler ve İttihad ve Terakki için ilham kaynağı olmuş ve II. Meşrutiyet'e giden yolun yapı taşlarını oluşturmuştu.
Nizam-ı Cedid Ordusu'nun finansmanı: İrad-ı Cedid hazinesi
Sultan III. Selim dönemi (1789-1807) genelde Osmanlı İmparatorluğu'nda modernleşme serüveninin başlangıcı olarak kabul edilir. Hükümdarlığı döneminde bir dizi savaşla ve devletin askerî alandaki teknolojik eksikliği ile karşı karşıya kalmış olan III. Selim, başta askerî alan olmak üzere reform girişimleriyle devletin ikamesine yönelmişti. 1793'ten 1807'ye kadar idarî, malî ve askerî alanda muhtelif uygulamaları içeren Nizam-ı Cedid programı ile kurulacak yeni nizamın finansmanını sağlamak için mahallî vergilendirme konusunda çeşitli düzenlemelerin yanı sıra çoklu hazine sistemini de içeren reform girişimleri ilan edilmişti. Ancak reform teşebbüsleri içerisinde en dikkat çekici olanı askerî reformlardı. Yeni askerî tekniklerle kurulacak olan eğitimli ve düzenli Nizam-ı Cedid piyade birliklerini finanse etmek için merkezî hazineden aktarılan bazı mukataa ve dirlik gelirlerinin yanı sıra ihdas edilecek yeni vergilerle kaynak yaratılarak İrad-ı Cedid Hazinesi kurulmuştu. Bu tezde, İrad-ı Cedid Hazinesi'nin aylık ve yıllık bütçeleri detaylıca analiz edilerek dönemin malî ve iktisadî gelişmeleri ele alınmıştır. Ayrıca İrad-ı Cedid Hazinesi'nin finansal kapasitesi, diğer merkezî hazineler arasındaki kritik konumu ve Sultan III. Selim döneminin öncü malî politikaları bağlamındaki önemi vurgulanmıştır.
Hünkâr İskelesi Antlaşması ve Osmanlı Rus münasebetleri (1832-1841)
Bu çalışma, 1832-1841 yılları arası Osmanlı-Rus münasebetlerini Hünkâr İskelesi Antlaşması'nı merkeze alarak incelemektedir. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa isyanı, Aralık 1832 Konya Savaşı'nda Osmanlı ordusunun Mısır kuvvetleri karşısında bozguna uğramasıyla birlikte doğrudan imparatorluğun varlığını tehdit eder hâle gelmişti. Bu durum karşısında Bâbıâli'nin ısrarlı müracaatlarına rağmen İngiltere ve Fransa'dan umulan desteğin alınamaması, isyanın başından itibaren Osmanlı Devleti'ne müdahale için fırsat kollayan Rusya'nın, Doğu Sorunu'nda en önemli aktör hâline gelmesine sebep olmuştu. Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne teklif ettiği askerî yardımın kabulüne giden süreç, Bâbıâli'de faaliyet gösteren diplomatlar arasında sıkı bir rekabet ortamı yaratmıştı. Tezin izini sürdüğü meselelerden biri, bu çekişmenin tam ortasında bulunan Bâbıâli'nin Rusya ve Avrupa devletleri arasında izlediği siyaseti tespite çalışmaktır. Zayıf ve güçsüz bir durumda bulunması dolayısıyla, kendisi için bir tehdit olmaktan çıkan Osmanlı Devleti'nin varlığının muhafazası, Rus dış politikasının temel kaidesi haline gelmişti. Rusya, bu sebeple ciddi bir tehdit olarak gördüğü Mehmed Ali Paşa karşısında son derece kararlı bir siyaset izleyecekti. Çalışmada, Rusya'nın bu dönemde İstanbul'a gönderdiği diplomatların faaliyetleri ve kendilerine verilen talimatların ne ölçüde başarıya ulaştığı sorgulanmıştır. Çalışmanın başlıca tespitlerinden biri, Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne teklif ettiği askerî yardımın, Avrupa devletlerini harekete geçirmek maksadıyla, Bâbıâli tarafından bir tahrik unsuru olarak kullanılmış olmasıdır. Askerî yardımın kabulünün ardından, Rusya ile Osmanlı Devleti arasında 8 Temmuz 1833'te imzalanan Hünkâr İskelesi Antlaşması'nın müzakere süreci, tartışma noktaları, antlaşma maddeleri ve antlaşmanın uluslararası etkileri mercek altına alınmıştır. Hünkâr İskelesi Antlaşması, Rusya'nın Edirne Antlaşması'ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu ve Boğazlar üzerindeki emelleri için önemli bir kazanım olmuştur. Çalışmanın temel sorularından bir diğeri ise Rusya'nın Hünkâr İskelesi Antlaşması'yla elde ettiği menfaatlerin neler olduğu, antlaşmadan hangi ölçüde yararlanabildiği ve Bâbıâli'nin ilerleyen süreçte takip ettiği siyasette antlaşmayı nasıl konumlandırdığıdır. Rusya, Hünkâr İskelesi Antlaşması ile Bâbıâli üzerindeki nüfuzunu arttırmış, Bâbıâli'nin İngiltere ve Fransa ile kurduğu münasebetlere ve alınan kararlara bu antlaşmadan doğan hukukunu kullanarak müdahale etmeye çalışmıştır. Hünkâr İskelesi Antlaşması'nın bir gereği olarak, olası bir savaş durumunda Rusya'nın müdahalesinden endişe duyan Avrupa devletleri de Mehmed Ali Paşa'nın ikinci bir isyan hareketine girişmesini önlemeye çalışmışlardır. Hızla değişen dengeler, Hünkâr İskelesi Antlaşması'na gösterilen tepkiler ve antlaşmayı ölüme mahkum eden 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi'ne giden süreç, ağırlıklı olarak Osmanlı Arşivi ve Rus kaynakları olmak üzere dönemin birincil kaynaklarına istinaden incelenmiştir. Bu yönüyle çalışma, Boğazlar Meselesi'nin söz konusu zaman dilimindeki seyrine uluslararası perspektiften bakmayı hedeflemektedir. Çalışmada, diplomatik münasebetlerin yanısıra yaklaşık beş ay boyunca İstanbul'da misafir edilen Rus askerî kuvvetleri hakkında bilgi verilmekte, başta I. Nikolay ve II. Mahmud arasındaki mektuplaşmalar olmak üzere, iki ülkenin devlet adamları arasında kurulan dostluk ilişkilerine yakından bakılarak dönemin atmosferine dair farklı manzaralar sunulmaya çalışılmaktadır.
Mühendishane-i Berri-i Hümayun Nazırı Ahmed Sırrı Paşa'nın "hatıratı", hayatı ve faaliyetleri (1826/1827-1895)
Bu çalışma ile Mühendishane-i Berri-i Hümayun Nazırlarından Ahmed Sırrı Paşa'nın hatıratının yayımlanması hedeflenmiştir. Paşa'nın hatıratı hayatına dair renkli bir anlatıma sahip olmasının yanı sıra Mühendishane-i Berri-i Hümayun'a ve Paşa'nın nezareti dönemindeki faaliyetlerine dair bilgiler barındırması bakımından hayli önemlidir. Osmanlı modernleşme döneminin önemli bir müessesesi olan Mühendishane-i Berri-i Hümayunda yetişen Ahmed Sırrı Paşa, İstanbul, Bursa, Rodos ve Rumeli'nin çeşitli yerlerinde devlet adına birçok önemli mühendislik işini gerçekleştirmiş ve zamanla öğrencilikten hocalığa ardından Mühendishane-i Berri-i Hümayun Nazırlığı'na atanmıştır. Çalışmada bizzat kendisinin kaleme aldığı Sergüzeşti ile Yenişehr-i Fener Seyahati'nden hareketle ve arşiv kaynaklarından yararlanılarak hayatı ve faaliyetleri de kısaca ele alındı.
Bir Osmanlı aydın ve bürokratı: Azmzade Sadık el-Müeyyed Paşa'nın hayatı ve faaliyetleri (1860-1910)
Bu tez, II. Abdülhamid'in yaverlerinden Azmzade Sadık el-Müeyyed Paşa'nın hayatı, devlet adamlığı ve meslekî kariyerini mercek altına alan bir biyografik araştırmadır. Döneminin önemli simalarından biri olmakla birlikte günümüze kadar meşâhir-i meçhûleden olan Sadık el-Müeyyed, Doğu ve Batı kültürüne aşina, iyi eğitimli, eli kalem tutar, dil bilir bir Osmanlı aydınıdır. Yarım asırlık ömrünün yarısında, imparatorluğun dört bir köşesiyle Afrika, Avrupa ve Rusya gibi farklı coğrafyalarda yerine getirdiği idarî, mülkî ve diplomatik görevleri ile teftişler, bu tarihî biyografi çalışmasının ana omurgasını oluşturur. Tezde, bazı karinelerden hareketle paşanın fikir dünyası, şahsiyeti ve sosyal arkaplanı hakkında da birtakım sonuçlara varılmış, ayrıca bu dönemde başarılı olma ve yükselmede aile bağlarının yanı sıra bilgi ve eğitimin de etkili olduğu vurgusu yapılmıştır. II. Abdülhamid'in saltanat dönemi, Osmanlı tarihçiliğinin en popüler çalışma alanlarından biri olma özelliğini sürdürse de bu dönemde yaşamış devlet adamı, sanatkâr, saraylı ve entelektüellerin kapsamlı biyografilerinin aynı nispette ortaya konulduğu söylenemez. Oysa bu tür çalışmalar, tarihî dönem ve meselelerin karanlıkta kalan yönlerine bir hayat üzerinden ışık tutabilme potansiyeli olması bakımından önemlidir. Bu çerçevede, Sadık'ın eserlerinin yanı sıra arşiv belgeleri, yerli ve yabancı basın, hâtıratlar, salnameler ve mevcut literatür eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilerek kaleme alınan biyografisi, müstakbel çalışmalar için II. Abdülhamid idaresinin işleyiş biçiminin, krizlerle başa çıkma yöntem ve becerisinin, mahallî ve beynelmilel aktörlerle ilişkilerinin ve sömürge çağının meydan okumasına karşı üretilen imparatorluk politikalarının bazı karanlık noktalarının aydınlatılması hususunda birtakım örnekler sunabilir. Bu tez, yaverliğe seçilişinin hayat hikâyesindeki en belirleyici unsur olduğu iddiasından hareketle, söz konusu teşkilâtın Osmanlı siyaset ve bürokrasisindeki ağırlığının gittikçe arttığını vurgular ve bu dönemde geçirdiği dönüşüm ile II. Abdülhamid'in oluşturduğu saray merkezli yeni idarî yapılanmada hayatî bir role sahip olduğunu öne sürer.