Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Yılmaz

38 theses · İnönü University, Fırat University, Gaziantep University, Gazi University

Master'sOpen AccessTR

İçme suyu temin ve dağıtım sistemlerinde enerji tüketiminin azaltılması: Scada uygulaması

Sürdürülebilir bir kalkınma için içme suyu temin sistemlerinde enerji verimliliğinde iyileştirmeler yapılması ve bu iyileştirmelerin uygulamaya geçirilmesi büyük önem arz etmektedir. Tezde su temin ve dağıtım sistemlerinde enerji tüketiminin azaltılması ve enerji verimliliğinin artırılması konusu araştırılmıştır. Bu kapsamda dört ana konu ele alınmıştır: (i) Su temin ve dağıtım sistemlerinde enerji tüketiminin azaltılma yöntemlerinin incelenmesi; (ii) Malatya ili su temin ve dağıtım sistemlerinde enerji tüketiminin azaltılması amacıyla kullanılan/kullanılabilecek yöntemlerin incelenmesi ve enerji tasarrufu sağlayacak önerilerin sunulması; (iii) Büyükşehir belediyeleri su ve kanalizasyon idarelerinde kullanılan SCADA sistemlerinin karakteristiklerinin belirlenmesi, SCADA faaliyetlerinin irdelenmesi, SCADA kullanılması ile elde edilen kazanımların belirlenmesi ve kapsamı genişletecek önerilerin sunulması; (iv) Su temin sistemlerinde SCADA sistem bileşenlerinin detaylandırılması, maliyet analizinin yapılması ve geri ödeme süresinin belirlenmesi. İçme suyu temin ve dağıtım sistemlerinde enerji tüketiminin azaltılma yöntemleri konusunda ayrıntılı bir literatür taraması yapılmış, bu yöntemler yedi kategori olarak sınıflandırılarak incelenmiştir. Malatya ili içme suyu temin sistemlerinde enerji tüketiminin azaltılması ve enerji verimliliğinin artırılması amacıyla yapılan çalışmalar belirlenmiş, enerji tüketiminin azaltılmasına yönelik öneriler sunulmuştur. Ülkemiz büyükşehir belediyeleri su ve kanalizasyon idarelerinde kullanılan SCADA sistemlerinin karakteristikleri açıklanmış, SCADA faaliyetleri irdelenmiş ve SCADA kullanılması ile elde edilen kazanımlar belirlenmiştir. Ayrıca, İç Anadolu Bölgesi'nde örnek bir su temin ve dağıtım sistemi incelenerek sistemin SCADA bileşenleri detaylandırılmış, maliyet analizi yapılmış, geri ödeme süresi belirlenmiştir. İncelenen su temin ve dağıtım sisteminde SCADA uygulaması yatırım maliyetlerinin geri ödeme süresinin oldukça kısa (5,6 ay) olduğu görülmüştür. Bu tezde yürütülen çalışmaların, ülkemizde kentsel su temin sistemlerinde enerji verimliliği önlemlerinin uygulanmasına ve yaygınlaştırılmasına katkı sağlaması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Su Temin ve Dağıtım Sistemi, Su ve Kanalizasyon İdaresi, Su Yönetimi, Enerji, Maliyet, SCADA, Malatya.

Ahmet Emre Gökçek
İnönü University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hibrit (güneş + rüzgâr) enerji sisteminden elektrik üretimi: Van örneği

Hibrit enerji sistemleri, maliyetleri azaltmak ve bağımsız alternatiflere kıyasla kapasiteyi, değeri, verimliliği veya çevresel performansı iyileştirmek için çeşitli enerji üretimi, depolama ve/veya dönüştürme teknolojilerini fiziksel veya kavramsal olarak birleştiren sistemlerdir. Güneş-rüzgâr hibrit sistemi, iki tip güç üretim ekipmanı, yani rüzgâr türbini ve güneş paneli dizisi tarafından elektriğin eş zamanlı üretilmesini ifade eden, elektrik üretme ve tedarik etmeye yönelik bir uygulama sistemidir. Bu tezin temel amacı, Van ilinde rüzgâr, güneş ve hibrit (rüzgâr/güneş) enerji sistemleri ile elektrik üretim olanaklarını araştırmaktır. Tezin ilk kısmında Türkiye'nin yenilenebilir enerji görünümü verilmiş ve Van ili enerji profili araştırılmıştır. Van ilinin yenilenebilir enerji potansiyeli güneş, rüzgâr, jeotermal, biyokütle ve hidroelektrik enerjisi kapsamında değerlendirilmiştir. Van ilinde güneş, rüzgâr, jeotermal, biyokütle ve hidrolik enerji santrallerinin kurulu güçleri ve enerji santrali potansiyeli verileri incelenmiştir. Tezin ikinci kısmında Akdamar Adası'nda dubleks bir evin elektrik ihtiyacını karşılamak amacıyla rüzgar enerjisi sistemleri, güneş enerjisi sistemleri ve hibrit enerji sistemleri (rüzgar/güneş) şebekeden bağımsız ve şebekeye bağlı olarak simülasyonla modellenmiştir. Simülasyonlar HOMER yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Tasarımı gerçekleştirilen sistemlerin ekonomik ve ekolojik analizleri yapılarak toplam net bugünkü maliyet (NPC), birim enerji maliyeti (COE), fazla elektrik miktarı, geri ödeme süresi bakımından uygun sonuçları veren sistemler araştırılmıştır. Van ilinde güneş, rüzgâr, hidroelektrik ve biyokütle enerji potansiyelinin yüksek, jeotermal enerji potansiyelinin ise düşük olduğu değerlendirilmesine varılmıştır. Şebekeden bağımsız rüzgâr enerji sistemlerinin COE değerleri 0.1681-0.4457 $/kWh arasında, güneş enerji sistemlerinin COE değerleri 0.1356-0.3987 $/kWh arasında, hibrit (rüzgâr/güneş) enerji sistemlerinin COE değerleri 0.0804-0.2108 $/kWh arasında değişmiştir. Şebekeden bağımsız sistemlerin COE değerleri şebekeye bağlı sistemlerin COE değerlerinden çok yüksek bulunmuştur.

Fotovoltaik enerjiGüneş enerjisiGüneş enerjisi santrali+7
Yunus Dursun
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
10
DoctorateOpen AccessTR

Atmosferik korona deşarj iticisi tasarımı, imalatı ve performans karakteristiklerinin incelenmesi

Bu doktora tezinde, atmosferik koşullarda çalışan elektrohidrodinamik (EHD) itkici sistemlerin tasarımı, imalatı ve performans analizi yapılmıştır. Çalışmanın odak noktası, korona deşarjı ile oluşturulan iyonik rüzgarın Lorentz kuvvetleri ile desteklenerek sistem verimliliğinin artırılmasıdır. Öncelikle EHD sistemlerin tarihsel gelişimi, mekanizmaları ve teorik modelleri incelenmiştir. Ardından çok iğneli–silindir elektrot konfigürasyonuna sahip hibrit bir EHD itkici sistem tasarlanıp üretilmiş; solenoid bobin entegre edilerek manyetik alanın iyon hareketine ve akış hızına etkileri araştırılmıştır. Ayrıca, elektrik ve manyetik alanlardan bağımsız çalışan lazer–fotodiyot temelli özgün bir ölçüm cihazı geliştirilmiş ve iyonik rüzgarın yüksek doğrulukla ölçülmesi sağlanmıştır. Deneysel bulgular, manyetik alanın EHD akışa katkı sağladığını, iyonik rüzgar hızının ve itki performansının belirgin şekilde arttığını göstermiştir. Elde edilen veriler, Destek Vektör Regresyonu (SVR), Random Forest (RF), Gradient Boosting (GB), K-Nearest Neighbors (KNN) ve topluluk öğrenmesi yöntemleriyle analiz edilmiştir. Karşılaştırmalar, özellikle SVR ve GB'nin en yüksek doğruluğu sunduğunu ortaya koymuştur. Böylece, makine öğrenmesi yaklaşımlarının klasik modellere kıyasla sistem performansını öngörmede daha başarılı olduğu kanıtlanmıştır. Tezin özgün katkıları; hibrit EHD itkici sistemin geliştirilmesi, Lorentz kuvvetlerinin atmosferik koşullarda deneysel doğrulanması, bağımsız hassas bir ölçüm cihazının tasarlanması ve EHD performansının yapay zekâ ile modellenmesi olarak özetlenebilir. Sonuç olarak çalışma, elektrohidrodinamik akışların hibrit elektro–manyetik yöntemlerle iyileştirilebileceğini göstermekte; mikro ölçekli soğutma sistemlerinden uzay itki teknolojilerine kadar geniş uygulamalarda kullanılabilecek yenilikçi bir yaklaşım sunmaktadır.

Makine mühendisliği
Murat Toptaş
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
10
DoctorateOpen AccessTR

Geleneksel ve kanatçıklı hava soğutmalı fotovoltaik/termal (pv/t) sistemlerin performans karakteristiklerinin sayısal olarak araştırılması

Geri dönüşü olmayan çevresel hasara yol açmadan, ekolojik dengeyi bozmadan ve nesiller arası adalet kavramına uygun olarak enerji kullanımını hedefleyen "sürdürülebilir enerji" kavramı, uluslararası toplum tarafından benimsenen ortak bir politika haline gelmiştir. Fazla ısıyı uzaklaştırarak ve faydalı amaçlar için kullanarak elektrik verimliliğini artıran fotovoltaik termal (PV/T) sistemler giderek daha fazla ilgi çekmektedir. Geleneksel PV/T sistemlerine kanatçık eklemenin elektrik ve termal verimliliği artırdığı genel olarak bilinmekle birlikte, farklı kanatçık tiplerinin PV/T sistem performansı üzerindeki etkileri henüz tam olarak belirlenmemiştir. Bu tezde, geleneksel (PV/T-C) ve Z-kanatlı (PV/T-F) hava soğutmalı PV/T sistemlerinin performansı, kapsamlı enerji, ekserji ve sürdürülebilirlik analizleri yoluyla sayısal olarak incelenmiştir. Simülasyonlar ANSYS Fluent 2025 R1 kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Önerilen modelin sayısal doğrulaması elde edilen sonuçların literatürdeki deneysel verilerle karşılaştırılmasıyla yapılmıştır. PV/T-F sisteminin elektriksel verimi, ısıl verimi ve toplam verimi, PV/T-C sistemine kıyasla sırasıyla %2,61, %18,44 ve %17,18 oranında artmıştır. Ayrıca, PV/T-F sistemlerinde kanatçık kullanımı, genel ekserji verimliliğini %2,57 ve sürdürülebilirlik endeksini %0,32 oranında artırmıştır. Bulgular, PV/T-F sistemlerinin Malatya, Türkiye iklim koşullarında PV/T-C sistemlerine kıyasla daha yüksek ısıl, ekserji ve sürdürülebilirlik performansı sağladığını göstermektedir. Bu tez çalışması, PV/T sistem performansını artırmada kanatçık geometrisinin kritik rolünü vurgulamakta ve daha verimli ve sürdürülebilir güneş enerjisi sistemlerinin tasarımı için değerli bilgiler sunmaktadır.

Edip İmik
İnönü University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2026
10
Master'sOpen AccessTR

Doğu Anadolu Bölgesi ve Güneydoğu anadolu bölgesinin biyokütle enerji potansiyelinin araştırılması ve örnek bir çiftlik/köy tipi biyogaz tesis tasarımı

Biyokütle enerjisi, hem sürdürülebilirliği hem de yerel kaynaklardan enerji üretme potansiyeliyle öne çıkan önemli bir alternatif enerji kaynağıdır. Türkiye'nin sahip olduğu biyokütle enerji potansiyelinin ulusal ve bölgesel düzeyde belirlenmesi, değerlendirilmesi ve etkin kullanılabilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu tezde Doğu Anadolu Bölgesi illeri (Ağrı, Ardahan, Bingöl, Bitlis, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Hakkâri, Iğdır, Kars, Malatya, Muş, Tunceli, Van) ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi illerinin (Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Şanlıurfa, Siirt, Şırnak) biyokütle enerji profilleri araştırılmış ve biyokütle enerji potansiyelleri incelenmiştir. Doğu Anadolu Bölgesi ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi illerinin hayvansal atıkları, bitkisel atıkları, belediye atıkları ve orman varlığı atıkları göz önüne alınarak teorik enerji eşdeğerleri ve ekonomik enerji eşdeğerleri incelenmiştir. Bu veriler kullanılarak Doğu Anadolu Bölgesi ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin toplam biyokütle enerji potansiyelleri belirlenmiştir. Her iki bölge illerinde güncel biyokütle enerji santrallerinin kurulu güçleri ve biyokütle enerji santrali potansiyeli güncel verileri incelenmiştir. Tezde ayrıca her iki bölge illerinin hayvansal kaynaklı (büyükbaş, küçükbaş ve kümes) biyogaz üretim potansiyeli ayrıntılı olarak incelenmiş ve elektrik enerjisi eşdeğerleri belirlenmiştir. Son olarak bir çiftlik/köy tipi biyogaz tesis tasarımı yapılmıştır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'nde biyokütle enerji üretimine yönelik mevcut fırsatlar ve geliştirilmesi gereken alanlar ortaya konulmuş; bölgelerin enerji arz güvenliği ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda değerlendirilmesine yönelik öneriler sunulmuştur. Sonuçlar, bölgelerin biyokütleye dayalı enerji üretiminde önemli bir potansiyel barındırdığını ve bu potansiyelin etkin şekilde değerlendirilebilmesi için altyapı yatırımları, teşvik mekanizmaları ve planlama çalışmalarının geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır.

Abuzer Deniz
İnönü University
2026
00
DoctorateOpen AccessTR

Ekonomik ömrünü tamamlamış bitümlü sıcak karışımların gençleştirici olarak bio-malzemeler kullanılarak yeniden kullanılabilirliğinin araştırılması

Doğal kaynakların tükenebilir oluşu ve artan nüfusla birlikte kaynakların verimli kullanılması gerekliliği, atık malzemelerin geri dönüştürülmesini zorunlu kılmaktadır. Bu kapsamda, asfalt kaplamalardan elde edilen geri kazanılmış asfalt (RAP) malzemesinin yeniden kullanımı, hem çevresel sürdürülebilirlik hem de ekonomik fayda açısından önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasında, yaşlanmış RAP bağlayıcısının farklı oranlardaki ticari ve biyo-bazlı gençleştiriciler ile iyileştirilerek yeniden kullanılabilirliği araştırılmış ve elde edilen bitümlü sıcak karışımların performansları değerlendirilmiştir. Çalışmada B70/100 sınıfı saf bitüm referans bağlayıcı olarak kullanılmış, beş farklı gençleştirici ve üç farklı RAP oranıyla hazırlanan karışımların optimum bitüm miktarları belirlenmiş, ardından fiziksel ve mekanik deneyler uygulanmıştır. Bulgular, uygun orandaki gençleştirici katkılarının RAP içeren karışımların teknik ve mekanik özelliklerini iyileştirdiğini göstermiştir. Ayrıca, bazı gençleştiricilerin uzun dönem yaşlanma sonrasında dahi performansını koruduğu tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, atık malzemelerin değerlendirilmesine yönelik bu yaklaşımın hem çevresel hem de ekonomik anlamda asfalt sektörüne önemli katkılar sunabileceğini ve sürdürülebilir yol üstyapı sistemleri geliştirilmesi için güçlü bir alternatif oluşturduğunu göstermektedir

Beyza Furtana Yalçın
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı elastomer modifiyeli bitümlerle hazırlanan bitümlü sıcak karışımların mekanik özelliklerinin incelenmesi

Yol esnek üstyapısında kullanılan bitümlü kaplama tabakaları trafiğin ve çevrenin etkilerine direkt maruz kalan, dolayısıyla mekanik özellikler bakımından oldukça sağlam olması gereken en üst tabakadır. Bitümlü sıcak karışım tabakalarının artan trafik yükü ve sayısına deforme olmadan uzun süre direnç gösterebilmesi için, yaygın bir şekilde karışımın içinde kullanılan bağlayıcı bitümlü malzeme, Stiren-Butadien-Stiren (SBS) polimer katkı maddesiyle modifiye edilmektedir. SBS'ye olan talebin fazla olması, gerektiği zaman temin edilmesini zorlaştırmakta ve dolayısıyla alternatif katkı maddelerinin kullanımını gündeme getirmektedir. Bu nedenle tez çalışmasında SBS elastomerine alternatif olacak 701 ve 611 elastomerleri kullanılmıştır. SBS, 611 ve 701 elastomerleri üç farklı oranda bağlayıcıya ilave edilerek modifiye bitümler hazırlanmıştır. Hazırlanan bu modifiye bitümlerle 11 farklı bitümlü sıcak karışım numunesi hazırlanarak, karışımların mekanik özellikleri incelenmiştir. Hazırlanan asfalt karışım numuneleri üzerinde Marshall stabilite ve akma, nem hasarına karşı dayanım, indirekt çekme rijitlik modülü, indirekt çekme yorulma ve yarım daire deneyleri uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre her üç katkı maddesi de saf bağlayıcıya göre Marshall stabilitesini, nem hasarına karşı dayanımı, rijitlik ve yorulma dayanım değerini arttırmıştır. Yarım daire şeklindeki numunelere 25°C sıcaklıkta uygulanan elastik-plastik kırılma mekaniği deney sonuçları değerlendirildiğinde, elastomer kullanımı ile genel olarak karışımların çatlak oluşumuna karşı dayanımlarının arttığı tespit edilmiştir. Bütün bu mekanik deneyler sonucunda en etkili elastomerin 611 elastomeri olduğu belirlenmiştir.

ElastomerlerModifikasyonStiren bütadien kopolimer+2
Sayed Enayatullah Sayedzada
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Melastol öğütülmüş araç lastiği ve farklı elastomerlerden elde edilmiş katkılarla modifiye edilen bitümlü bağlayıcıların geleneksel ve reolojik özelliklerinin incelenmesi

Karayollarında esnek üst yapı olarak kullanılan bitümlü sıcak karışımların, nüfus artışıyla artan trafik yüküne uzun süre hizmet etmesi gerekmektedir. Bu konuyla ilgili bitümlü sıcak karışımı geliştirmek amaçlı çeşitli katkı maddeleriyle modifiye bitüm çalışmaları yapılmaktadır. Yapılan çalışmalarda ekonomik fayda ve dayanıklılık göz önüne alınarak uygun çevre şartlarında hangi katkı maddesiyle daha iyi performans ve daha ekonomik bir sonuç elde edileceği amaçlanmıştır. Bu amaçla alternatif katkı maddelerinin araştırılması devam etmektedir. Bu çalışmada bitümlü bağlayıcı 611 elastomeri, MCR (melastol öğütülmüş araç lastiği) ve CR (öğütülmüş araç lastiği) ile modifiye edilip, birlikte ve ayrı kullanımları sonucunda elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Ayrıca sonuçlar en çok kullanılan katkı maddelerinin içerisinde olan SBS (stiren-bütadien-stiren) ile kıyaslanmıştır. Çalışmada kısa ve uzun dönem yaşlandırılmış numunelerin reolojik özellikleri belirlenmeye çalışılmış ve penetrasyon, yumuşama noktası, viskozite, dinamik kayma reometresi, kiriş eğme reometresi, çoklu gerilme uygulaması sonrası sünme-elastik geri dönme deneyleri uygulanmış ve yaşlandırılmış numuneler için Fourier dönüşümlü kızılötesi spektrometresi deneyi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlardan, 611 ve MCR içeren bağlayıcılar sadece SBS ve CR içeren bağlayıcılara göre daha düşük penetrasyon değeri vermektedir. 611 katkısı ile birlikte MCR kullanımı hem 611 oranından önemli derecede tasarruf sağlamakta hem de sadece 611 modifikasyonunun sahip olacağı ısıya karşı duyarlılığı çok fazla düşürmemektedir. İkili katkı içeren bağlayıcılarda 611 elastomer içeriği arttıkça yumuşama noktası değeri de artmaktadır. Bağlayıcıya MCR ilavesi viskozite değerini düşürerek işlenebilirliği artırmaktadır. 611 ve MCR içeren bağlayıcılarda 611 elastomer katkı içeriği arttıkça bağlayıcıların daha yüksek elastik özellik gösterdiği görülmektedir. MCR ile birlikte 611 elastomer kullanımının düşük sıcaklık çatlaklarına karşı direnci iyileştirdiği belirlenmiştir.

ElastomerlerModifikasyonReolojik özellikler+1
Hakan Aydın
Fırat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı bağlayıcılarla hazırlanan poroz asfalt ve yarı rijit üstyapıların mekanik özelliklerinin incelenmesi

Poroz asfalt ve Yarı rijit kaplama tasarımı dünya genelinde uygulaması bulunan kaplama çeşitleri arasında yer almaktadır. Fakat uygulama alanı oldukça az sayıda ve sınırlı deneyimlere dayanmaktadır. Kaplama çeşitlerini kullanan ülkelerde saha deneyimleri sınırlı olmasına rağmen, performans ve geleceğe yönelik daha geniş bir kullanımı için büyük umut vaat eden kaplama çeşitleri arasındadırlar. Bu tez çalışmasında, farklı agrega ve farklı modifiyeli bağlayıcılar kullanılarak Poroz asfalt ve Yarı rijit üstyapı tasarımının yapılması amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında, bazalt ve kalker agregasının fiziksel ve mekanik özelliklerini değerlendirmek için yassılık indeksi, özgül ağırlık ve su emme, Los Angeles parçalanma, Mikro-Deval aşınma, dona karşı dayanıklılık, metilen mavisi, kum eşdeğerlilik ve soyulma mukavemeti deneyleri yapılmıştır. Ayrıca saf ve modifiyeli bitümler üzerinde bağlayıcı deneyleri yapılmıştır. Türkiye Petrol Rafinerileri sınıfından temin edilen B 50/70 ve B 160/220 penetrasyon sınıfına sahip saf bitüm ile SBS (Stiren-Butadien-Stiren) polimeri ve CR (Crumb Rubber) katkısıyla hazırlanan modifiye bağlayıcılar kullanılarak gözenekli asfalt karışımları hazırlanmıştır. Ayrıca Poroz asfalt karışımların içerisindeki boşlukların çimento harcı ile doldurulmasıyla birlikte Yarı rijit karışım numuneleri elde edilmiştir. Bu kapsamda karışım numuneleri üzerinde performans deneyleri yapılmış, bu deney sonuçlarından elde edilen veriler ışığında farklı agrega farklı bağlayıcılar ile hazırlanan Poroz asfalt ve Yarı rijit karışımların performansları incelenmiştir.

Alev Akıllı El
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sevim Ak'ın çocuk kitaplarında değerler eğitimi

Bu çalışmanın amacı, çocuk edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Sevim AK'ın eserlerini MEB (2017) tarafından belirlenen 10 kök değer bağlamında incelemektir. Yapılan bu çalışmada çocukların eğitim-öğretim hayatı boyunca eğitim materyali olarak kullanılan edebi eserlerden ne ölçüde faydalanılabileceğini ortaya koymak hedeflenmektedir. Araştırmada kök değerler ile sınıflandırılan materyaller Sevim AK'ın kaleme aldığı 21 adet çocuk kitabıdır. Yapılan araştırma betimsel nitelikte olmakla beraber eserlerin içerikleri doküman incelemesi yöntemiyle çözümlenmiştir. Çalışmada elde edilen veriler MEB (2017) tarafından belirlenen 10 kök değer dikkate alınarak gruplandırılmıştır. Araştırma sonucunda eserlerde en çok yer verilen ilk üç kök değer sevgi (f=315), saygı (242) ve dostluk (240) olarak belirlenmiş; en az yer verilen kök değer ise vatanseverlik (f=51) olarak tespit edilmiştir. Araştırmanın bulgularından hareketle Sevim AK'ın ele aldığı çocuk kitaplarının hepsinde MEB (2017) tarafından belirlenen kök değerlerden en az sekiz değere yer verilmiştir. Bu veriler sonucunda incelenen 21 adet çocuk kitabının eğitimciler ve çocuklar için değerler eğitim açısından oldukça zengin ve değerler eğitimi materyali olarak kullanılabilir olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmanın sonuçlarından hareketle eğitimcilere ve diğer araştırmacılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Değerler eğitimi
Hubeyb Vural
Gaziantep University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Mantle cell lenfoma hastalarında RHO-kinaz gen polimorfizmleri ve protein ekspresyonlarının (siklin D1, p53, p63, Ki-67, ROCK1 ve ROCK2) araştırılması

Giris: Mantle cell lenfoma (MCL), siklin D1 asırı ekspresyonuyla karakterize ve agresif seyirli bir nonHodgkin lenfoma alt grubudur. Günümüzdeki mevcut tedavi yöntemleriyle kür elde edilemez. Bu nedenle MCL için ideal tedavi yöntemleri hala arastırılmaktadır ve yapılan arastırmalar hücre siklus fazının bozulması sonucu olusan MCL?nin tedavisinde hücre içi yolakların önemli hedefler olusturabileceğini göstermektedir. Hücre siklus düzenleyicilerinden p53, p63, Rho kinazların kanser patogenezinde önemli rollerinin olduğu yapılan çalısmalarla gösterilmistir. Yine yapılan arastırmalarda Ki-67 proliferasyon indeksinin kanser hastalarında prognostik bir faktör olduğu gösterilmistir. Amaç: Bu çalısmada, siklin D1 ile p53, p63 ve Rho-kinaz (ROCK1 ve ROCK2) enzimleri arasında bir iliski olabileceğini düsünerek, MCL?de siklin D1, p53, p63 ile ROCK1 ve ROCK2 protein ekspresyonlarını arastırmayı ve karsılastırmayı, ayrıca ROCK1 ve ROCK2 gen polimorfizmlerini ve Ki-67 ekspresyonunun MCL hastalarında, tedaviye cevap, nüks ve prognozla iliskisini arastırmayı amaçladık. Materyal ve Metod: 2006-2012 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi, hematoloji kliniğine kabul edilmis, 60 MCL hastası ve 60 kontrol grubu retrospektif olarak çalısmaya alındı. Hematoksilen ve eozin boyalı tüm arsiv preparatları tekrar değerlendirilerek immunhistokimya ve PCR çalısması için seçildi. p53, p63, ROCK1 ve ROCK2 tümör hücrelerindeki boyanma oranına göre 0-3 arasında skorlandırıldı. Ki-67 ise boyanma oranına göre % olarak ifade edildi. Sonuç: MCL hastalarında ROCK1 (P=0.0009) ve ROCK2 ekspresyonu kontrol grubu ile karsılastırıldığında anlamlı olarak artmıstı ((P<0.0001). Hasta grubunda ROCK2 ekspresyonu ROCK1?e göre daha fazlaydı (P<0.0001). Yas ile ROCK1 arasında anlamlı pozitif korelasyon vardı. p53, Ki-67 ekspresyonları hasta grubunda kontrol grubuna göre artmıstı. ROCK1 geni polimorfizmleri analizinde hasta ve kontrol gruplarında herhangi bir polimorfizm saptanmamıstır. ROCK2 geni polimorfizmleri analizinde MCL hastaları ve kontrol grubunda görülen polimorfizmler arasında anlamlı bir iliski saptanmamıstır. Anahtar kelimeler: Mantle Cell Lenfoma, ROCK1, ROCK2

GenlerKi-67Lenfoma+5
Didar Yanardağ Açık
Gaziantep University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diffüz büyük B hücreli lenfoma hastalarında CD10, CD30, BCL-2, BCL-6, MUM-1, P53, Ki-67'in immunohistokimyasal olarak sıklığının ve prognoza olan etkilerinin araştırılması

Diffüz Büyük B-hücreli lenfomalar (DBBHL) yetişkinlerde en sık görülen non- Hodgkin lenfoma tipidir ve heterojen klinik, histolojik, immunofenotipik, genetik yapı ile karakterizedir. DBBHL tedavi edilmezse ölümcüldür fakat tedavi ile %50 olgu 5 yıl hastalıksız yaşayabilmektedir. Klasik CHOP kemoterapi rejimine Rituksimab'ın(anti- CD20 monoklonal antikoru) eklenmesi ile sağkalım oranında belirgin artış izlenmiştir ve hedefe yönelik yeni tedavilerin kullanılması ile sağkalımın daha da uzayacağı savunulmaktadır. Bu nedenle hedefe yönelik yeni ajanların araştırılması hız kazanmıştır. Son zamanlarda, CD30'u hedef alan Brentuksimab Vedotin'in Hodgkin lenfomalı ve Anaplastik büyük hücreli lenfomalı hastalarda kullanılması ile ilgili çalışmalardan olumlu sonuçlar alındığı bildirilmiştir. Bu yüzden, biz de CD30 (+) DBBHLlı hastaları DBBHLlar içinde ayrı bir grup olarak kabul edilmesinin ve bu hastalarda Brentuksimab Vedotin'in kullanılmasının, sağkalıma belirgin katkı sağlayabileceğini düşünüyoruz. Bu amaçla çalışmamızda 2006-2013 arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim dalında değerlendirilip Diffüz Büyük B-hücreli olarak raporlandırılan doku örneklerinde CD30, CD10, Bcl-2, Bcl6, P53, Ki-67, Mum-1'in sıklığı araştırıldı ve CD30 pozitifliğinin diğer belirteçlerle olan muhtemel ilişkisi ile sağkalıma olan etkisi incelendi. Hastalar CD30 pozitif ve negatif olarak sınıflandırıldı. Yetmiş dört hastanın 13'ünde (%17.6) CD30 pozitifliği saptandı. CD30 ve Mum-1, Bcl-2, Ki-67 arasında pozitif korelasyon bulundu. CD30 pozitif ve CD30 negatif gruplar arasında progresyonsuz sağkalım ve genel sağkalım açısından anlamlı fark bulunmadı fakat ilk kemoterapiye verilen cevapta anlamlı fark bulundu. Sonuç olarak daha geniş çaplı çalışmalarda CD30'un sağkalıma olan etkisi araştırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Diffüz Büyük B Hücreli Lenfoma, CD30, CD10, Bcl-6, Bcl-2, Mum-1, Ki-67, P53.

GenlerGenler-Bcl-2Genler-P53+6
Pınar Haciboncuk
Gaziantep University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik lupus eritematozus'da double filtrasyon plazmaferezin prognoz üzerine etkileri

Sistemik lupus eritematozus (SLE) genetik olarak yatkın olan bireylerde çevresel nedenlerin etkili olduğu, immün mekanizmalar sonucu oluşan, özellikle ciltte, eklemlerde, kardiyak, renal, hematolojik ve sinir sisteminde tutulumla seyreden sistemik otoimmün bir hastalıktır. SLE prevalansı popülasyonda her 100.000 kişide 20-150'dir. Lupus nefriti (LN) SLE'nin mortalite ve morbiditesinden sorumlu en önemli komplikasyonudur. LN tedavisi günümüzde önemli bir problem olmaya devam etmektedir. Hiçbir tedavi tam kür sağlamadığı gibi remisyondaki bir hastada daha sonra hastalık alevlenmesi gözlenebilmektedir. Bu çalışmada amaç, merkezimizde takip ettiğimiz LN'li hastaların medikal tedaviye cevabı ile double filtrasyon plazmafereze (DFPP) cevabının karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi İç Hastalıkları Romatoloji Bilim Dalı'nda 2011-2014 tarihleri arasında takip edilen 18 yaşından büyük hastalar dahil edildi. Hastalara ait bilgiler retrospektif olarak hasta dosyalarından, bilgisayar sistemine kayıtlı anamnez ve laboratuvar sonuçlarından elde edildi. Amerikan Romatoloji Derneği (ACR) kriterlerine göre SLE tanısı almış ve renal biyopsi sonucu LN tanısı konulan hastalardan siklofosfamid ve rituksimab tedavisi başlanan 12 hasta(1 erkek/11 kadın) kontrol grubu olarak, DFPP işlemi yapılan 14 hasta(1 erkek/13 kadın) DFPP grubu olarak çalışmaya dahil edildi. Hastaların klinik ve demografik özelliklerinin remisyonla ilişkisi araştırıldı. Laboratuar özelliklerinin işleme/tedaviye cevabı araştırıldı. Remisyonda kalma süresinin iki grup arasındaki karşılaştırması yapıldı Kontrol ve DFPP grubunun karşılaştırılmasında yaş, cinsiyet, C3, C4 ve kreatinin klirensi ile remisyon arasında bir ilişki bulunamadı (p>0.05). Tedavi/işlem öncesi ağırlık, LDH ve proteinüri düzeyleri arasında istatistiksel fark saptandı(p<0.05). Anti-dsDNA'nın iki grupta tedavi öncesi/sonrası ve işlem öncesi/sonrası karşılaştırılmasında remisyonla ilişkisi saptandı (p<0.05), ancak iki grubun kendi arasında karşılaştırılmasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Tedavi/işlem sonrası remsiyonda kalma süreleri kontrol grubunda 2 yıl iken DFPP grubunda bu süre 4 yıl saptandı. İki grup arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Sonuç olarak bu çalışma Türkiye'de yapılan çalışmadır. Hastalarda uygulanan DFPP işlemi, lupus nefritli hastalarda remisyonda kalma süresini arttırmaktadır. Bununla birlikte LN'de tam remisyon hala sorun olmaya devam etmektedir. Anahtar Kelimeler: Sistemik Lupus Eritematozus, Lupus Nefriti, Double Filtrasyon Plazmaferez

Lupus eritematozus-sistemikLupus nefritiNefrit+1
Yakup Demir
Gaziantep University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Castleman hastalarında BRAF gen mutasyon sıklığının saptanması

Giriş ve Amaç: Castleman Hastalığı nadir görülen bir lenfoproliferatif hastalıktır. Hastalığın IL-6 salınımı, HIV/HHV-8 ile ilişkisi bilinmektedir ancak patogenezi tam olarak anlaşılamamıştır. BRAF geni mitojen aktive olmuş protein kinaz (MAPK) yolağının önemli komponentelerinden biri olan B-Raf proteinini kodlar. Bu yolağın düzensizleşmesinde ve gen mutasyonlarında karsinom oluşumunda artış gözlenmiştir. BRAF mutasyonları malign melanom, kolorektal kanser, ovaryan karsinom, tiroid papiller karsinom ve tüylü hücreli lösemide gösterilmiştir. Kanser oluşumunda rolü olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada Castleman Hastalığında BRAF gen mutasyon varlığını belirlemeyi ve hastalığın bazı klinik verilerini ve bunların prognoz ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: Çalışmamızda 8 farklı merkezde 2007-2014 yılları arasında Castleman Hastalığı tanısı almış 34 hastanın doku örnekleri kullanılmıştır. Hastaların bazı klinik ve labaratuar bulguları retrospektif olarak tarandı. PCR yöntemi ile BRAF gen mutasyon varlığı değerlendirildi. Hastalara ait yaş, cinsiyet, histopatolojik tip, klinik tip, yaşam süresi ve bazı labaratuar bulguları istatistiksel yöntem ile değerlendirildi. Bulgular: Dokuların hiçbirinde BRAF gen mutasyonu saptanmadı. Vakaların büyük çoğunluğunu (%75.6) hiyalen vasküler varyant oluşturmaktaydı. Hastalar tutulum bölgesine göre servikal, torakal ve abdominal olarak 3'e ayrıldı. Hastaların çoğunluğunda (%61.7) servikal bölge tutulumu saptandı. Birden fazla bölge tutulumu olan hasta sayısı 10 (%29.4) idi. Plazma hücreli varyantın erkeklerde görülme sıklığı anlamlı oranda yüksekti (p=0.006). Plazma hücreli grupta yaş ortalaması anlamlı oranda yüksek bulundu (p=0.006). Plazma hücreli varyantta sedimantasyon ve CRP değerleri hiyalen vasküler varyanta göre anlamlı oranda yüksek bulundu (p<0.05). Birden fazla bölge tutulumu olan hastalarda hepatomegali ve/veya splenomegali bulunması anlamlı oranda yüksekti (p <0.05). Sadece radyoterapi veya radyoterapiye ek olarak kemoterapi alan hastaların 3 yıllık sağ kalımı sadece kemoterapi alan hastalara göre daha yüksek saptandı (p=0.001). Yaşam süresi hiyalen vasküler varyantta ve tek bölge tutulumu olanlarda anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0.05). Sonuç: Bu çalışma Castleman Hastalığı ile ilgili ülkemizde yapılan en kapsamlı çalışma olmakla birlikte, çalışmamızda hastalığın klinik, histopatolojik ve prognositik özellikleriyle ilgili önemli bilgiler elde edilmiştir.

GenlerHIVHerpesvirüs enfeksiyonları+5
Mehmet Türker
Gaziantep University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tüylü hücreli lösemi hastalarında kalretikülin gen mutasyonu saptanması ve prognozla ilişkisi

Amaç: Tüylü hücreli lösemi nadir görülen bir lenfoproliferatif hastalıktır. Hastalığın patogenezi tam olarak anlaşılamamıştır. Hücre içi birçok homeostazi mekanizmasında rolü olan kalretikülin proteininin, kalretikülin gen mutasyonu sonucunda patolojik olarak sentezlendiği ve JAK/STAT sinyal yolağında aktivasyona neden olduğu anlaşılmıştır. Kalretikülin mutasyonu sonucu çeşitli homeostazi bozuklukları ve kanserlerin ortaya çıktığı görülmüştür. Bu çalışmadaki amacımız Tüylü hücreli lösemi hastalığında Kalretikülin gen mutasyon varlığını belirlemekti. Buna ek olarak hastalığın bazı klinik verilerini ve bunların prognoz ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: Çalışmamızda tek merkezli olarak 2005-2015 yılları arasında Tüylü hücreli lösemi tanısı almış 33 hastanın kemik iliği biyopsi doku örnekleri kullanılmıştır. Hastaların klinik ve labaratuar bulguları retrospektif olarak tarandı. Genetik materyalin izolasyonu sonrası PCR yöntemi ve gen sekans analizi ile Kalretikülin gen mutasyon varlığı değerlendirildi. Hastalara ait yaş, cinsiyet, laboratuvar parametreleri ve hayatta kalma süresi istatistiksel yöntem ile değerlendirildi. Bulgular: 33 hastanın 21 'inde gen sekans analizi yapılabildi ve hiçbirinde mutasyon tespit edilemedi. Hastaların 26' sı (%78.8) erkek olup ortalama yaşı 55.3 ± 13.3 olarak saptandı. Kladribin tedavisi uygulanan yirmi üç hastanın 13'ü (%56.5) tam remisyon, 3'ü (%13) parsiyel remisyonu başarabildi. Monositopenisi olmayanlarda splenomegali görülme sıklığı anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0.05). Tedavi uygulanan (H=23) ve uygulanmayan (H=10) hastalar arası sağ kalımda fark olduğu saptandı (p=0.001). Tedavi uygulanan hastaların sağ kalım süreleri almayanlara göre belirgin olarak uzundu. Dahası, remisyona giren hastaların median Hgb değeri (10.1 g/dL), remisyona girmeyen hastaların median Hgb değerinden (8.5 g/dL) daha yüksek olduğu tespit edilmiş olup aralarında istatistik olarak anlamlı fark vardı (p=0.047). Sonuç: Bu çalışma literatürde Tüylü Hücreli Lösemide kalretikülin gen mutasyonu ile ilgili olarak yapılan ilk çalışmadır. Çalışmamızda hastalığın klinik, histopatolojik ve prognostik özellikleriyle ilgili önemli bilgiler elde edilmiş, monositepeni olmayanlarda dalak büyüklüğünün varlığı ve remisyona giren hastalarda hemoglobin değerlerinin yüksekliğinin girmeyenlere göre yüksekliği anlamlı bulunmuştur. Bu sonuç Tüylü Hücreli Lösemi hastalarında tedavi zamanlaması açısından önemli bir bulgu olabilir.

GenlerKalretikülinLösemi+4
Salih Subari
Gaziantep University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hematolojik malignitesi ve solid organ tümörü olan hastalarda RF ve anti-CCP pozitiflik oranlarının saptanması

Paraneoplastik sendrom bulguları bir çok romatizmal hastalığı taklit edebilmektedir. Bu sendromlardan biride paraneoplastik artrittir. RF ve anti-CCP vaka sunumlarında ve çalışmalarda paraneoplastik artriti diğer romatolojik hastalıklardan ayırımında kullanılabilirliği araştırılan markırlardandır. Çalışmalarda romatolojik nedenli artiritlerde bu markırların sıklığı artmış gösterilmekle birlikte hematolojik malignite ve solid organ tümörü gelişen hastalarda RF ve anti-CCP sıklığını gösteren çalışma yoktur. Bizde çalışmamızda hematolojik malignite ve solid organ tümörü gelişen hastalarda RF ve anti-CCP sıklığını saptamayı planladık. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hematoloji ve Onkoloji polikliniklerine başvuran yeni tanı almış hematolojik ve solid organ malignitesi olan 102 hasta alındı. Kontrol grubu olarak ise aynı merkezde İç hastalıkları polikliniğine başvuran malign hastalık öyküsü olmayan 84 hasta alındı. Hastaların cinsiyetleri (kadın/erkek) çalışma grubunda 47/55, kontrol grubunun ise 42/42 olup gruplar arasında istatistik olarak anlamlı fark yoktu (p>0.05). Çalışma grubunun yaş ortalaması 52.44±17.24, kontrol grubunun yaş ortalaması ise 46.46±19.15 yıl olarak saptandı. Grupların yaşları arasında da istatistiksel olarak fark yoktu (p>0.05). 186 hastanın tamamında Anti-CCP negatif olarak saptandı. RF çalışma grubunda 12 (Hematolojik malignite:3, Solid organ tümörü:9), kontrol grubunda 10 olmak üzere 22 hastada pozitif saptandı. Gruplar arasında RF pozitifliği açısından anlamlı fark yoktu (p>0.05 ). Çalışma grubunda RF pozitifliği %11,76 olarak saptandı. Hematolojik malignite ve solid organ tümörü olan hastalarda RF ve Anti-CCP sıklığı normal popülasyona göre anlamlı farklılık göstermemektedir. Bu durum paraneoplastik artrit ayırıcı tanısında kullanılan ve daha yaygın kullanılabilirliği araştrılan bu markırların artrit olmaksızın malignitelerle direkt ilişkili olmadığını düşündürebilir. Ancak daha çok hasta ve farklı klinik tablolarda çalışmanın tekrarlanması faydalı olabilir.

Samet Alkan
Gaziantep University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Jak 2 pozitif ve JAK 2 negatif myeloproliferatif hastaların kalretikülin mutasyon sonuçlarının klinik parametlerle ilişkisi

Amaç: Kronik miyeloproliferatif neoplaziler , kemik iliğindeki multipotansiyel kök ve öncül hücrelerde ortaya çıkan ve kontrolsüz hücre yapımı sonucu periferik kanda olgun hücrelerin artışı ile karakterize hastalıklardır. (1). Biz bu çalışmamızda JAK2 pozitif ve JAK2 negatif myeloproliferatif hastaların kalretikülin sonuçlarının klinik parametlerle ilişkisini araştırdık Gereç ve Yöntem: Biz yaptığımız bu çalışmamızda Ocak 2014-Aralık 2016 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesine başvurmuş olan, 194 hastayı dahil ettik. Bu hastalardan 79 tanesi JAK2 pozitif 116 tanesi JAK2 negatif hastalardan oluşmaktaydı. Sayısal verilerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro Wilk testi ile test edilmiştir. Normal dağılan değişkenlerin iki grupta karşılaştırılmasında Student T testi, normal dağılmayan değişkenlerin 2 grupta karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Normal dağılmayan değişkenlerin 4 grupta karşılaştırılmasında Kruskall Wallis testi kullanılmıştır. Kategorik değişkenler arasındaki ilişki Ki kare testi ile test edilmiştir. Normal dağılmayan sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler Spearman Rank korelasyon katsayısı ile test edilmiştir. Analizlerde SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda 194 hasta olup 2 tanesinde CALR mutasyonu saptadık. JAK2 mutasyonu ile tromboz arasında anlamlı bir ilişki gözlenmiştir (p=0,041). JAK2 mutasyonu ile CALR mutasyonu arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p=0,790). Tanı anında veya öncesinde trombozu mevcut olan hastalar için tanı anında bakılan laboratuvar değerleri ilişkisiz bulunmuştur (p>0,05). Dalak boyutu ile LDH arasında bir ilişki gözlenmemiştir (r=-0,088, p=0,765). LDH ile hepatomegali arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p=1). LDH ile kaşıntı arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p=0,541). LDH ile fibrozis arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p=0,390). CALR mutasyonu ve tromboz arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (0,744) .CALR ve hepatomegali arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (0,286). CALR ve kaşıntı arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (0,406). Sonuç: KMPH' lerde JAK2 pozitifliği klinik özellikler ve komplikasyon gelişiminde önemli bir role sahiptir. Yaptığımız çalışmamızda bulduğumuz oranlar literatürle uyumluluk göstermektedir. Literatürdeki çalışmalarda JAK2 mutasyonu exon 12 bölgesinde çalışılmış olup bizim çalışmamızda JAK2 mutasyonu exon 14 bölgesinde çalışıldığı için literatürle uyumluluk göstermemektedir. Çalışmamızda CALR geninde JAK2 ekzon 14 çalışılan pozitif hastalarda E381A(c.1142A/C) mutasyonu ve JAK2 ekzon 14 çalışılan negatif hastalarda c.1099_1050delL367 delesyonu bulunmuştur.

HepatomegaliJAK 2Miyeloproliferatif hastalıklar+4
Nihan Gültekin
Gaziantep University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaöğretim biyoloji dersinde biyoteknoloji konusunun laboratuvar destekli anlatılmasının öğrencilerin başarısı üzerine etkisi

Bu çalışma, `Biyoteknoloji' konusunun laboratuvar destekli olarak anlatılmasının 11. sınıf öğrencilerinin akademik başarılarına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada öğrencilerin akademik başarılarını ölçebilmek için akademik başarı testi uygulanmıştır.Araştırmada, 2011-2012 öğretim yılı ikinci döneminde Ankara İli, Çankaya İlçesi, Gazi Üniversitesi Vakfı Özel Fen ve Anadolu Lisesi 11. sınıf öğrencilerinden random yoluyla seçilen öğrencilerden deney grubu ve kontrol grubu oluşturulmuştur.Araştırmada, deneysel yöntem kullanılmıştır. Deneysel araştırma yönteminin, eşit ön test?son test kontrol gruplu deseni kullanılmıştır. Araştırma öğrenci sayısı açısından denk iki grupta, deney grubu (n=12) ve kontrol grubu (n=12); toplam 24 öğrenci üzerinde yürütülmüştür. Deney grubuna beş hafta boyunca biyoteknoloji konusu laboratuvar destekli olarak anlatılmıştır. Kontrol grubunda ise beş hafta boyunca biyoteknoloji konusu geleneksel öğrenme yaklaşımına göre işlenmiştir. Araştırmada, niceliksel araştırma veri analizi yöntemi kullanılmıştır.Araştırmaya katılan gruplara, akademik başarı testi ön test ve eğitim sonrası son test olarak uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde ortalamalar arasındaki farkları ortaya koymak amacıyla `t-testi' kullanılmıştır. İstatistiksel işlemler SPSS 17.0 programında yapılmıştır. Elde edilen verilerin anlamlı olup olmadıkları .05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir.Araştırma sonucunda biyoteknoloji konusunda labaratuar destekli anlatımın uygulandığı deney grubu öğrencileri ile geleneksel öğrenme yaklaşımının uygulandığı kontrol grubu öğrencilerinin denel işlem sonrasında akademik başarıları arasında istatistiksel olarak deney grubu lehine anlamlı bir farkın olduğu görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Laboratuvar Destekli Eğitim, Geleneksel Eğitim Yaklaşımı, Biyoloji Eğitimi, Akademik Başarı, Biyoteknoloji Eğitimi.

Akademik başarıBiyoloji eğitimiBiyoteknoloji+6
Onur Aydoğmuş
Gazi University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Dönüşümsel öğrenme modeline dayalı çevre eğitiminin biyoloji öğretmen adaylarının çevre sorunlarına yönelik algılarına etkisi

Bu araştırmanın amacı dönüşümsel öğrenme modeline dayalı çevre eğitiminin biyoloji öğretmen adaylarının çevre sorunları bilgisi, çevre sorunlarına yönelik tutum, çevreye yönelik inanç ve çevreye duyarlı davranışlarına etkisini belirlemektir. Araştırma modeli nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma yöntem olarak tasarlanmıştır. Çalışmanın nicel boyutu deneysel yöntem olarak, nitel boyutunda ise durum çalışması olarak belirlenmiştir. Araştırma pilot ve asıl uygulama olmak üzere iki basamakta gerçekleştirilmiştir. Pilot uygulama 2011-2012 eğitim öğretim yılı güz döneminde 14 hafta süre ile Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Biyoloji Eğitimi Anabilim Dalında öğrenim gören 28 biyoloji öğretmen adayı ile yürütülmüştür. Asıl uygulama ise 2011-2012 eğitim öğretim yılı bahar döneminde Gazi Üniversitesi Biyoloji Eğitimi Anabilim Dalında öğrenim gören 28 biyoloji öğretmen adayı ile 14 hafta sürede gerçekleştirilmiştir.Araştırmada nicel verilerin toplanmasında çevre sorunları bilgisi testi, çevre sorunları tutum ölçeği, çevreye duyarlı davranış ölçeği ve çevreye yönelik inanç ölçeği; nitel verilerin toplanmasında etkinlik değerlendirme formları, öğrenci günlükleri, çevre biyografileri ve yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Nicel veriler SPSS 18 paket programı ile Mann Whitney U testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ve Eta Kare kullanılarak analiz edilmiştir. Nitel veriler ise içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiş, frekans ve yüzde olarak ifade edilmiş, tematik kodların oluşturulmasında N vivo 10 programı kullanılmıştır.Araştırma sonunda dönüşümsel öğrenme modelinin uygulandığı deney grubunun çevre sorunları bilgisi, çevre sorunlarına yönelik tutum, çevreye yönelik inanç ve iiiçevreye duyarlı davranış düzeylerinin, geleneksel yöntemin uygulandığı kontrol grubuna göre anlamlı olarak farklılaştığı belirlenmiştir. Uygulamalar sonunda yapılan görüşmeler deney grubunun çevre sorunlarına yönelik bilgi, tutum, çevreye yönelikinanç ve çevreye duyarlı davranışlarında olumlu değişiklikler meydana geldiğini ortaya koymaktadır. Araştırmada elde edilen bulgular ışığında önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Dönüşümsel öğrenme, çevre eğitimi, çevreye yöneliktutumu, çevre sorunları bilgisi, çevreye duyarlı davranış

Aday öğretmenlerBiyoloji dersiBiyoloji eğitimi+7
Osman Çimen
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Atık madeni yağ içeren kapsül kullanımının uzun dönem yaşlandırılmış bitümlü sıcak karışımların kendini onarmasına etkisi

Günümüzde ulaşım açısından bitümlü sıcak karışımların önemi oldukça fazladır. Bitümlü sıcak karışımlar zamanla artan trafik yükü ve iklim koşullarına bağlı olarak rijitliğin artmasıyla kırılgan hale gelmektedir. Bu durum üst yapıda çatlaklara ve bozulmalara neden olmaktadır. Bu nedenle bitümlü karışım tabakalarının düzenli olarak gözlenmesi, bakım ve onarım faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ancak ekonomik veya teknik nedenlerden ötürü bu her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle kendini onarabilen bitümlü sıcak karışım fikri son yıllarda önem kazanmıştır. Bitümlü sıcak karışımların kendini onarması üzerine yapılan çalışmalar, üç ana başlık altında toplanmaktadır. Bunlar; indüksiyon ile ısıtma, mikrodalga ile ısıtma ve kapsül kullanımı metodudur. Bu metotlardan en yeni olanı bitümlü sıcak karışıma kapsül ilave edilmesidir. Bu yöntemde, çatlağın kapsülle karşılaşması sonucu kapsülün kırılıp içindeki onarıcı malzemeyi çatlak bölgesine salmasıyla iyileşme oluşturması söz konusudur. Çalışma kapsamında kapsüllerde onarıcı malzeme olarak araçların bakımları sonrası açığa çıkan atık madeni yağ kullanılmıştır. Optimum şartları sağlayan kapsüller üretilmiştir. Kapsüller, karışımlara dört farklı oranda (agrega ağırlığınca %0,25; %0,50; %0,75 ve %1,00) ilave edilmiştir. Bitümlü sıcak karışımlarına dört farklı kür ( 25°C sıcaklıkta 24 saat; 25°C sıcaklıkta 48 saat; 40°C sıcaklıkta 24 saat; 40°C sıcaklıkta 48 saat ) uygulanmıştır. BSK numunelerine üç noktalı eğilme yorulma deneyi ve FTIR testi uygulanmıştır. Ayrıca kapsül ilavesinin karışımların mekanik özellikleri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla karışım numunelerinin hacimsel özellikleri belirlenmiştir. Çalışmada kapsül miktarının, kür süresinin ve sıcaklığın karışımlara olan etkisi incelenmiştir. Deneyler sonucunda kapsül miktarının artırılmasının yağ salınımını ve beraberinde iyileşme oranını artırdığı ancak yorulma ömrünü azaltarak mekanik performansı düşürdüğü görülmüştür. Kür süresinin ve sıcaklığın artışı ise iyileşme oranını artırmaktadır.

Esma Sarışın
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kısa ve uzun dönem yaşlandırmanın modifiye bitümlerin reolojik özelliklerine etkisi

Petrolün rafinerisinden elde edilen bitümlü bağlayıcılar, karayollarında artan gerilmeleri karşılamakta yetersiz kaldığından son dönemde bitümün dolayısıyla bitümlü sıcak karışımların özelliklerini iyileştirmek amacıyla katkı maddeleri kullanılmaktadır. Bu amaçla en çok kullanılan katkı maddeleri stirenbutadien-stiren ve stiren-etilen-butadien-stiren polimer grubu malzemelerdir. Bunun yanı sıra eskimiş araç lastiklerinden elde dilen atık kauçuk bu amaçla sıklıkla kullanılan diğer bir malzemedir. Bitümlü bağlayıcılarda karışımın hazırlanması esnasında ve karışımın servis ömrü boyunca yaşlanma meydana gelmektedir. Bu çalışmada kısa ve uzun dönem yaşlandırılmış bağlayıcıların reolojik özellikleri konvensiyonel ve ileri deneyler ile belirlenmeye çalışılmıştır. Bu tez çalışması kapsamında stiren-butadien-stiren (SBS), stiren-etilen-butadien-stiren (SEBS) ve öğütülmüş araç lastiği (CR) 3 farklı oranda (bitüm ağırlığınca %3, %4 ve %5) B 160/220 sınıfı bitüme ilave edilerek modifiye bitümlerin özellikleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Saf, modifiye, kısa ve uzun süreli yaşlandırılmış bağlayıcılara penetrasyon, viskozite, dinamik kayma reometresi (DSR), kiriş eğme reometresi, yumuşama noktası, rotasyonel viskozite testleri uygulanmıştır. Çalışmaların sonucunda üç katkı maddesinde de katkı oranı arttıkça penetrasyon değerleri düzenli olarak azalmıştır. Elde edilen sonuçlardan her üç oranda da en etkili katkı maddesinin SEBS olduğu, seçilen oranlarda etkinliği en az olan katkının ise CR olduğu tespit edilmiştir. Katkı kullanımı ile bağlayıcıların yumuşama noktası değerleri artmış, dolayısıyla yüksek sıcaklıklardaki kıvamları yükselmiştir. Hem 165ºC'de hem de 135ºC de en yüksek viskozite değerini SEBS katkılı bağlayıcılarda görülürken, en düşük viskozite değerleri ise CR katkılı bağlayıcılarda görülmektedir. Bağlayıcıların faz açısı değerlerinde en çok azalma %5 SEBS içeren bağlayıcılarda meydana gelmektedir. En az azalma ise saf bağlayıcıda meydana gelmiştir. Katkı maddeleri içerisinde faz açısı değerini en çok azaltan katkı maddesi SEBS katkısıdır. Katkı içeren bağlayıcılar içerisinde en yüksek kompleks kayma modülü değerini SEBS katkısı içeren bağlayıcılar verirken en düşük kayma modülü değerini ise CR katkısı içeren bağlacılar da görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bitüm, Modifikasyon, Stiren-Butadien-Stiren, Stiren-Etilen-Butadien-Stiren, Lastik Atığı

BitümButadienModifikasyon+1
Kader Yıldırım
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Onarıcı kapsül içeren bitümlü sıcak karışımların mekanik özelliklerinin incelenmesi

Bitümlü sıcak karışımlarda çevresel ve yapısal etkilerden dolayı başta çatlak oluşumu olmak üzere çeşitli bozulmalar meydana gelmektedir. Çatlak oluşumlarından ötürü meydana gelecek hasar, müdahale edilmediği takdirde sürüş konforu ve güvenliğini tehdit edebilecek boyutlara ulaşabilmektedir. Bu sebeple bilim insanları asfaltın kendi doğasında bulunan fakat yeterli sıcaklık ve zaman sağlamak mümkün olmadığı için istenilen düzeylere ulaşılamayan kendini iyileştirme özelliğine odaklanmışlardır. Kendini iyileştirme olayını hızlandırmak ve etkisini güçlendirmek için çeşitli metotlar tasarlanmıştır. Bu metotlardan yaygın olarak kullanılanları İndüksiyon Metodu, Mikrodalga Metodu ve Mikrokapsül metodudur. İndüksiyon ve mikrodalga metodunun amacı bitümlü sıcak karışımın yüzey ve içsel sıcaklığını artırarak iyileşme olayını sağlamaktır. Mikrokapsül metodunda ise, gençleştirici içeren kapsüller hazırlanmakta, bu kapsüller yapım aşamasında bitümlü sıcak karışıma ilave edilmekte, karışıma ilave edilen kapsüllerin çatlak ile teması sonucu içerisindeki gençleştirici serbest kalarak çatlağı iyileştirmesi esasına dayanmaktadır. Tez çalışması kapsamında atık bitkisel ve atık madeni yağ olmak üzere iki farklı tipte gençleştirici kullanılarak farklı oranlarda (agrega ağırlığınca %0.25, %0.50, %0.75, %1.00) bitümlü sıcak karışıma ilave edilmiştir. Çalışmada atık bitkisel yağ olarak kullanılmış yemeklik ayçiçek yağı atığı, atık madeni yağ olarak ise otomobillerin periyodik bakımları sonrası açığa çıkan atık motor yağı temin edilmiş ve kullanılmıştır. Kapsül ilavesinin bitümlü sıcak karışımların mekanik özellikleri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla karışım numunelerinin hacimsel özellikleri belirlenmiş, ardından Marshall stabilite ve akma, çekme dayanımı oranı, indirekt çekme rijitlik modülü, indirekt çekme yorulma ve dinamik sünme deneyleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca çapta yarım daire şeklinde numuneler elde edilerek, bu numunelere de kapsül ilavesi yapılmıştır. Ardından çatlak ilerlemesine karşı dayanımları farklı yaklaşımlar ile değerlendirilmeye çalışılmıştır. Karışım deneyleri sonucunda gençleştirici olarak atık yağların kullanılmasının ekonomik ve çevresel anlamda fayda sağlayacağı belirlenmiş, karışımdaki optimum kapsül içeriğinin agrega ağırlığınca %0.5 olduğu tespit edilmiştir.

Bitümlü sıcak karışım
Ahmet Münir Özdemir
Fırat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı biyokütlelerin pirolizinden elde edilen biyoçarların bitüm ve bitümlü sıcak karışımlarda kullanılabilirliğinin araştırılması

Yenilenemeyen ve fosil kaynaklı malzemelerin kullanımının neden olduğu ekonomik ve çevresel sorunlar sürdürülebilirlik açısından çeşitli alternatif malzemelerin ve katkı maddelerinin karayolu sektöründe değerlendirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Dünyanın en büyük ve yenilenebilir enerji kaynaklarından biri olan biyokütle, çeşitli termokimyasal yöntemlerin uygulanmasından sonra karbonca zengin bir yapıya sahip olmalarından dolayı bitüm katkı malzemesi olarak kullanılabilme potansiyeline sahiptir. Piroliz işlemi sonucunda elde edilen katı ürüne biyoçar denilmektedir. Bu tez çalışmasında, ülkemizde bol miktarda bulunan ve ekonomik değeri düşük olan kayısı çekirdeği kabuğu, ceviz kabuğu ve talaşın pirolizinden elde edilen biyoçarların karayolu üstyapılarının performansını arttırmak amacıyla bitüm katkı malzemesi olarak kullanılabilirlikleri araştırılmış, bu artık malzemelerden farklı bir alanda ekonomik fayda sağlanması hedeflenmiştir. Çalışmada öncelikle biyokütleler farklı koşullarda piroliz işlemine tutulmuş, elde edilen biyoçarlar bitüm katkı maddesi olarak kullanılmıştır. Hazırlanan bağlayıcılar üzerinde dinamik kayma reometresi deneyi uygulanarak optimum piroliz sıcaklığı ve en uygun katkı oranı tespit edilmiştir. Belirlenen koşullarda hazırlanan biyoçarlar kullanılarak modifiye bitümler hazırlanmış, saf ve modifiye bağlayıcılar üzerine geleneksel ve Superpave bağlayıcı deneyleri uygulanmıştır. Bu bağlayıcılar kullanılarak hazırlanan bitümlü sıcak karışım (BSK) numuneleri üzerinde ise Marshall stabilite ve akma, çekme dayanımı oranı, indirekt çekme rijitlik modülü, indirekt çekme yorulma, çatlak ilerleyişine karşı dayanım ve dinamik sünme deneyleri uygulanarak biyoçarların BSK'ların mekanik özellikleri üzerindeki etkileri geniş bir aralıkta değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlardan bitüm modifikasyonunda biyoçar kullanılması ile bitümlü bağlayıcıların yüksek sıcaklık performansının iyileştiği, düşük sıcaklık davranışının önemli oranda etkilenmediği belirlenmiştir. Karışım deneyleri sonucunda biyoçar modifiyeli bitüm kullanılması ile bitümlü sıcak karışımların stabilite, rijitlik, yorulma ömrü, çatlak ilerleyişi ve kalıcı deformasyona karşı dayanımının arttığı, nem hasarına karşı dayanımının ise azaldığı belirlenmiştir.

Muhammed Ertuğrul Çeloğlu
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Fen bilgisi öğretmen adaylarının çevre okuryazarlık düzeylerinin belirlenmesi

Bu araştırmanın amacı fen bilgisi öğretmen adaylarının "çevre okuryazarlık" düzeylerini ve çevre okuryazarlık düzeyine etki eden faktörleri belirlemektir.Araştırmada betimsel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırma, pilot ve asıl uygulama olmak üzere iki basamakta gerçekleştirilmiştir. Pilot uygulama, 2009 ? 2010 eğitim öğretim yılı güz döneminde 208 fen bilgisi öğretmen adayı ile gerçekleştirilmiştir. Asıl uygulama ise 2009- 2010 eğitim öğretim yılı bahar döneminde 10 farklı üniversitenin fen bilgisi öğretmenliği programında öğrenim gören 586 fen bilgisi öğretmen adayı ile yürütülmüştür.Araştırmada veri toplamak amacıyla çevre davranış ölçeği, çevre tutum ölçeği ve çevre bilgi testi kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde; betimsel, ilişkisiz örneklemler için t-testi, tek yönlü ANOVAve Pearson korelasyonu istatistik teknikleri kullanılmıştır. Araştırma bulguları, öğretmen adaylarının çevre bilgi düzeylerinin orta, çevre tutum düzeylerinin yüksek ve çevre davranış düzeylerinin orta düzeyde olduğunu göstermiştir.Ayrıca, bulgular genel olarak öğretmen adaylarının çevre okuryazarlık düzeylerinin orta seviyede olduğunu göstermektedir.Öğretmen adaylarının çevreye yönelik bilgi, tutum ve davranış puanlarının onların demografik değişkenlerle ilişkisine yönelik analiz sonuçları, öğretmen adaylarının bilgi düzeylerini etkileyen faktörlerin genel akademik ortalama, baba mesleği, anne eğitim durumu ve yaş, tutumlarını etkileyen faktörün cinsiyet, çevreye karşı davranışlarını etkileyen faktörlerin cinsiyet, baba eğitim durumu olduğunu göstermiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular ışığında, çevre okuryazarlığının geliştirilmesine ve gelecekteki yapılacak araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Aday öğretmenlerEğitim düzeyiFen bilgisi+4
Serkan Timur
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2011
00

Other supervisors