Theses supervised by Prof. Dr. İlyas Çelebi

32 theses · İstanbul 29 MayIs University

Master'sOpen AccessTR

Tecrîdü'l-itikâd şârihlerinde imâmet: İsfahânî ve Ali Kuşçu örneği

Klasik dönemde yazılmış birçok kelâm kitabında yer alan imâmet meselesi, kelâm-siyaset ilişkisini tespit noktasında önemli bilgiler içermektedir. Hz. Peygamber'in vefatının ardından İslâm devletinin yöneticisinin seçimi hususunda ilk halifelerden başlayan sürecin teolojik mahiyeti hakkında mezhepler farklı görüşler ileri sürmüştür. Şiî-İmâmî anlayış, insanlara bırakılan bu alanı "nas"lar ile düzenlemeye çalışmış ve bu husustaki görüşlerini temellendirmek için salah-aslah, lütuf gibi birtakım Mu'tezile kökenli teorilere başvurmuştur. Şiîlerin bu yaklaşımı, Ebü'l-Hasan el-Eş'arî'den (ö. 324/935-36) itibaren Sünnî kelâm eserlerinin sonuna imâmet bölümü eklenmesini beraberinde getirmiştir. İlgili bölümde nas iddiasında bulunan Şiî anlayış eleştirilerek temelde fıkhî bir mesele olan imâmetin, kelâmî yönü ortaya konulmaya çalışılmıştır. Müteahhir dönem kelâm âlimi Nasîrüddîn et-Tûsî (ö. 672/1274) de Şiî-İmâmî imâmet teorisini benimsemiş ve yazdığı Tecrîd'ül-i'tikâd adlı kitabının imâmet bölümünü bu teori doğrultusunda şekillendirmiştir. Hz. Ali ve evlâdından onbir kişinin seçilmiş imâm olduğunu ispatlamak ve ilk halifelerin Hz. Ali'nin hakkını gaspettikleri iddiasını desteklemek yönünde birtakım görüş ve ithamları içeren Tecrîd'in beşinci bölümü olan "imâmet", bilimsel kimliğinin getirdiği saygınlık sebebiyle Tûsî'ye yakıştırılamamış ve kimileri tarafından, öğrencisi İbnü'l-Mutahhar el-Hillî'ye (ö. 726/1325) nisbet edilmiştir. Ebü's-Senâ el-İsfahânî (ö. 749/1349) ve Ali Kuşçu (ö. 879/1474), Tecrîd'e şerh yazarak imâmet bölümünde ana metin yazarını dikkatli bir eleştiriye tabi tutmuşlardır. Bu tez çalışmasında Sünnî âlimlerin, şerh telif etme sebeplerinden biri olan "Tecrîd'in imâmet bölümündeki iddialar", İsfahânî ve Kuşçu şerhleri bağlamında incelenmiş ve ilgili metinlere yansıyan Şiî-Sünnî tartışmasında tarafların argümanlarının tahlil edilmesi hedeflenmiştir.

Ali KuşçuEbu's-Sena Şemseddin el-İsfahaniEhl-i sünnet+7
Muhammed Osman Doğan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Celâleddîn Devvânî'de isbât-ı vâcib tartışmaları: Teselsülün iptali örneği

Düşünce tarihindeki en önemli konulardan biri, "kendi zâtı ile kaim ve her şeyden müstağnî olan zorunlu varlığı" delillendirmek mânasına gelen "isbât-ı vâcib" tartışmalarıdır. Nazarî düşünce geleneğinde oldukça büyük bir öneme sahip olan isbât-ı vâcib konusu, güncel kelâm ve felsefe tartışmaları arasında da ilk sırada yer almaktadır. Özellikle müteahhir dönem âlimleri tarafından detaylı bir şekilde ele alınan bu konuda, çoğunluğu spekülatif ve polemik metinlerden oluşan oldukça zengin bir literatür bulunmaktadır. Söz konusu literatür incelendiğinde, "imkân" ve "hudûs" delillerinin ön plana çıktığı görülmektedir. Bu deliller, biçim ve muhteva açısından birtakım farklılıklar içerse de, "teselsül" problemine karşı aynı eğilimi göstermektedir. Dolayısıyla "teselsül" problemi de en az isbât-ı vâcib konusu kadar önemli ve onun kadar güncel bir yapıya sahiptir. Geç dönem Eş'ârî bilginlerinden Celâleddîn ed-Devvânî (ö. 908/1502), isbât-ı vâcib konusunu, tevarüs ettiği eklektik kelâm geleneği doğrultusunda çözümlemeci bir yaklaşımla ele almış ve bu konuya dair kendisinden önceki âlimlerin farkına varamadığı birtakım hususlara dikkat çekmiştir. Özellikle teselsül konusunu ve imkân delilinin farklı versiyonlarını geniş bir şekilde analiz eden Devvânî, bu iki konuda diğer İslâm bilginleri ile diyalektik bir ilişki içerisine girmiştir. Bu bağlamda düşünür, tatbîk delilini diğer delillere nispeten daha geniş bir şekilde ele almış ve söz konusu delilin sonsuzluk tartışmalarındaki önemine vurgu yapmıştır. Devvânî, sonsuzluk probleminin isbât-ı vâcib konusundaki yeri hususunda ise hayatının değişik dönemlerinde iki farklı yaklaşım sergilemiştir. Bu çalışma, "isbât-ı vâcib" konusu ve "teselsül" problemi özelinde Devvânî'nin entelektüel eğilimlerini inceleyerek onun düşünce yapısının fikrî uzantılarını bütün yönleri ile ele almaya çalışacaktır.

Celaleddin ed-DevvaniKelamTeselsül+2
Mehmet Necmeddin Beşikci
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ermenekli Süleyman Sırrı Efendi kelâmi görüşleri ve kelâma dair eserleri

Osmanlı'nın son dönem devlet adamlarından ve âlimlerinden Ermenekli Süleyman Sırrı Efendi (ö. 1931)'nin Kenzü'l-Akaid adlı eseri, dinî ilimler hakkında bilgi edinmek isteyenlerin yanında ilim meclislerinde tartışmalara farklı camialardan katılan kişilerin de aradığı bir eserdir. Bu eserin muhatap kitlesinin değişmesi ve önceki zamanlara nazaran da genişlemesi; entelektüel çevre denilen bu kesimin bazılarının Arapça dilini bilmemesi, bazılarının da Arapça diline verilmesi gereken önemi vermemesi gibi nedenlerin dışında devletin bekası ve muhafazasının ancak dine bağlılıkla olabileceği düşüncesinin etkisiyle eserin telif edilmesi ihtiyacı doğmuştur. Aynı şekilde esere muhatap olan kitlenin Müslüman olsun ya da olmasın İslâm'a ait ve bilhassa ortak bir mezhep üzerinden ittifak olunan inanç esasları belirten meseleleri ve dinin usulünde asıl öğrenilmesi gereken esasları öğretebilme ve aktarabilme çabası içerisindedir. Süleyman Sırrı'nın kendi zamanında ortaya çıkan akımlara karşı cevap mahiyetinde değil de iman sahiplerinin imanlarını tahkik ve muhafaza ettirebilmek amacıyla naklî deliller üzerinden meseleleri anlatmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Bunu yaparken de yeni eğitim sistemine geçişin ve modern düşüncenin itikadi esaslara yansıyan izlerini görmek mümkündür. "Ermenekli Süleyman Sırrı Efendi Kelâmi Görüşleri ve Kelâma Dair Eserleri" adlı tez çalışması üç temel bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ermenekli Süleyman Sırrı Efendi'nin hayatı ve eserleri tanıtıldı, ikinci bölümde kaleme aldığı akaid eserlerinden Kenzü'l-Akaid adlı eseri değerlendirildi. Son kısımda ise günümüze ulaşan matbû nüshalardan hareketle Osmanlıca metnine ve çevirim yazısına yer verdik.

KelamKur'an-ı KerimSüleyman Sırrı Efendi+1
Gülsüm Merve Arazlı
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Fahreddin er-Râzî'de Mârifetullaha götüren nazar

"Fahreddin er-Râzî'de Mârifetullaha Götüren Nazar" isimli bu tez, erken dönemde imân mevzûsu ile ilişkili olarak tartışılan, ilerleyen süreçte ise yöntemsel bir veche kazanan Tanrı bilgisine ulaştıran nazar konusunun Fahreddin er-Râzî'nin düşünce sisteminde nereye konumlandığını ve nasıl yorumlandığını tartışmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde mârifetullahın kulun mükellefiyet dairesine ilk olarak hangi ekol tarafından dâhil edildiği ve yöntemsel manada nazarın bu bilgiye ulaşma sadedinde kullanımının ne zaman ortaya çıktığı araştırılmaktadır. Bunun yanı sıra mârifetullaha ulaştıran nazarın hareket noktasının cevher-araz teorisi olarak tayin edilmesinin nasıl gerçekleştiği açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca mârifetullaha götüren nazar konusunun tarihsel gelişimi ile birlikte Râzî'ye kadar olan süreçteki kırılma noktaları belirtilip erken dönemdeki düşünürler ile Fahreddin er-Râzî'nin görüşlerinin benzeştiği yerlere işâret edilmiştir. İkinci bölümde ise Râzî'nin felsefî sisteminde mârifetullahı nasıl anlamlandırdığı ve nereye konumlandırdığı açıklanmış, nazar ve istidlâl metodunun metafizik bir yapıya sahip olan Tanrı bilgisi bağlamındaki yeterliliği anlatılmıştır. Mârifetullaha ulaşma noktasında kullanılan delîlin mâhiyeti ve ne olduğu sorunları Râzî'nin kurmuş olduğu sistem bağlamında tartışılmıştır. Ayrıca Râzî'nin istidlâl yöntemine alternatif olan müşâhede ve ta'lîm yöntemleri sadedindeki görüşleri açıklanmış ve yöntemler bağlamındaki bakış açısı izâh edilmiştir. Mârifetullaha ulaştıran nazar konusunun teklîfle de irtibâtı olması dolayısıyla insan fiilleri ve bu bağlamda Râzî'nin nazarla mükellefiyeti nasıl temellendirdiği açıklanmaya çalışılmıştır.

BilgiMarifetullahNazar+2
Ahmet Koca
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Mütekaddim dönem Eş'arî kelâmında cevher anlayışı

Atomculuk, kelâm ilminden önce farklı coğrafya ve medeniyetlerde de görülen bir âlem tasavvurudur. Çalışmanın birinci bölümü bu nedenle, kelâm atomculuğunun kaynağı hakkındaki tartışmalar ile en meşhur atomculuk modelleri olan Yunan ve Hint atomcu düşüncelerinin -özellikle- atom hakkındaki görüşlerine ayrılmıştır. Birinci bölümde kelâm atomculuğunun kaynağı ile ilgili kesin bir yargıya ulaşmak yahut bir iddia ortaya koymaktan ziyade atomcu teorinin nasıl farklı düşünceleri temellendirmek için kullanıldığı üzerinde durulmuştur. Kelâm ilmine Mu'tezile tarafından dâhil edildiği için atomculuğun; kelâmî ilkelerle uyumlu hale getirilmesi, yöneltilen eleştirilerle gelişmesi ve dönüşmesi de Mu'tezilî kelâmcılar elinde olmuştur. Bu sebeple çalışmanın ikinci bölümünde Mu'tezile'nin cevher anlayışı ele alınmıştır. Kendi kelâmî ilkeleri ile uyumlu bir cevher anlayışı ortaya koyan Mu'tezilî kelâmcılar gerek cevherin tanımı gerek özellikleri gerekse arazlarla ilişkisi ve cismi oluşturma keyfiyeti konusunda birbirlerinden farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Mu'tezile ile kelâmî birçok konuda farklı görüşler ileri süren Eş'arî kelâmcılar cevher-araz teorisine dayanan âlem anlayışını savunmak konusunda Mu'tezile'yi takip etmiştir. Mütekaddim dönem Eş'arî kelâmında atomculuk teorisi, mezhebin kurucusu Ebu'l-Hasan el-Eş'arî'den itibaren benimsenmiştir. İmam Eş'arî'den sonra mezhebin diğer mensupları Ebû Bekr el-Bâkıllânî, İbn Fûrek, Ebû İshâk el-İsferâyînî, Ebû Ca'fer es-Simnânî, Abdulkâhir el-Bağdâdî, İmâmu'l-Haremeyn el-Cüveynî ve Abdurrahman b. Me'mûn el-Mütevellî tarafından da savunulan, geliştirilen, detaylandırılan ve güçlendiren cevher anlayışı ise çalışmanın üçüncü bölümünü ve konusunu oluşturmuştur. Temelde Eş'arî cevher anlayışını içeren bu bölümde ayrıca bu anlayışın Mu'tezile ile kıyaslanması ve mezhep özelindeki değerlendirmesi de yapılmıştır.

AtomculukCevherEş`ari+3
Fatıma Akkaya Öğe
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Analitik düşünce açısından Çağdaş Batı literatüründe Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhindeki delillerin tanıtımı ve değerlendirilmesi

Bu çalışma, güncel kelâm ilmine ve tartışmalarına katkı sağlaması amacıyla çağdaş analitik düşüncede Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhindeki delillerin genel tanıtım ve değerlendirmesini yapmaktadır. Düşünürlerin Tanrı hakkında ileri sürdüğü görüşler, içinde bulunduğu düşünce ekollerinden ve genel dünya görüşlerinden bağımsız değildir. Bu sebeple üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde, analitik düşünce açısından Tanrı'nın varlığına ilişkin temel bilgiler ifade edilmektedir. İkinci bölümde, Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhindeki deliller kapsamlı bir tasnif eşliğinde tanıtılmış ve bu delillerden öne çıkan bazı örnekler ana hatlarıyla aktarılmıştır. Son bölümde ise delillerin genel değerlendirmesi babında bazı önemli hususlara işaret edilmiştir. Bu kapsamda, birinci bölüm içerisinde öncelikle kelâm ilmi ile mukayeseli olarak analitik düşünce ve analitik dinî düşünce tanıtılmış ve değerlendirilmiştir. Sonrasında Allah'ın sıfatları meselesi bağlamında mükemmel varlık tasavvuru ve Tevhîd inancıyla uyuşmayan alternatif Tanrı tasavvurları incelenmiştir. Son olarak Tanrı'nın varlığına ilişkin epistemik yaklaşımlardan teizm, ateizm ve agnostisizm incelenmiş ve epistemik olmayan yaklaşımlar da ana hatlarıyla aktarılmıştır. İkinci bölüm ise delillere giriş niteliğinde doğal teoloji ve ateoloji hakkında bazı önemli bilgilerle başlamaktadır. Daha sonra sırasıyla Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhinde epistemik ile epistemik olmayan deliller sistematik bir şekilde tanıtılmış, bunlardan öne çıkan deliller aktarılmış ve İslâm düşüncesinde bu delillerin muadilleri ifade edilmiştir. Üçüncü bölümde ise öncelikle dini görüş ayrılığı kapsamında çeşitli stratejilere değinilmiştir. Ardından, teistik ve ateistik deliller sonucunda tercih edilen bazı alternatif Tanrı tasavvurları tanıtılmıştır. Son olarak İslâm düşüncesindeki örnekleriyle birlikte Tanrı'nın varlığına dair getirilebilecek en uygun delillerin kriterleri saptanmıştır.

Allah'ın varlığıAnalitik düşünme becerileriBatı edebiyatı+5
Muhammet Berhak Demir
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ahmed Feyzi Çorûmî'nin Feyzü'l-Vâhib fî Necâti Ebî Tâlib başlıklı risâlesi: Değerlendirme ve neşir

İslâm tarihindeki önemli figürlerden Ebû Tâlib'in Müslüman olduğunu açıkça ikrar etmemiş olması, müşrik olarak vefat edip etmediği konusunda ihtilafa neden olmuştur. Ehl-i Sünnet âlimlerinin çoğunluğu onun müşrik olarak vefat ettiğini düşünürken, Şiîler ve bazı Ehl-i Sünnet âlimleri Müslüman olarak vefat ettiğini iddia etmiştir. 13/19. asır Osmanlı âlimi Ahmed Feyzî Çorûmî (1253/1839-1327/1909) Feyzü'l-Vâhib fî Necâti Ebî Tâlib adlı bir eser kaleme alarak Ebû Tâlib'in imanı hakkında Ehl-i Sünnet çevrelerindeki yaygın kanaate karşı çıkmıştır. Bir yandan Şia'ya reddiye olarak eserler kaleme alan Ahmed Feyzî'nin öte yandan Ebû Tâlib'in imanını savunduğu bu eser tartışmanın tarihsel seyri açısından oldukça dikkat çekici bir yerde durmaktadır. Bu çalışma Feyzü'l-Vâhib'in transkripsiyonlu metnini ve Ebû Tâlib'in imanıyla ilgili tartışmalar bağlamında bir değerlendirmesini içermektedir. Anahtar Kelimeler: Feyzü'l-Vâhib, Ahmed Feyzî Çorûmî, Ebû Tâlib, Ehl-i Sünnet, Şîa, İman.

Ahmed Feyzi ÇorumiDini imanKelam+5
Abdulsamet Ciğer
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İmam Gazzâlî'nin el-İktisâd fi'l-İ'tikâd'ı bağlamında kelâm ilminde küllî kaideler

Her ilimin onu o yapan ana ilkeleri vardır ve ilgili meselelere o ilkeler çerçevesinde yaklaşılmaktadır. Aynı şekilde kelâm ilminin de birtakım ana ilkeleri ve dolayısıyla kelâmcıların zihninde bu ilkelere dayanan bir kelam anlayışı vardır. Bu doğrultuda telif edilen kelâmî eserlerde söz konusu ilkeler bazen açıkça ifade edilmişken bazen de satır aralarında bulunmaktadır. Bu tezde el-İktisâd fi'l-İʽtikâd kitabındaki kelâm ilminin temel kaideleri tespit, tahlil ve tasnif edilmiştir. Bu bağlamda ilk bölümde kaide kavramı ile bununla ilgili temel kavramlar analiz edilmiş ve kullanım yerlerinden örnekler verilmiştir. İkinci bölümde varlıkla ilgili kaideler kadîm-hâdis ayrımı dikkate alınarak tasnif edilmiş ve her bir kaide kavramsal çerçeve, açıklama, gerektiğinde önemine değinme ve kelâm ilmindeki kullanım yerlerinden örnekler verme hususları çerçevesinde ele alınıp incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise bilgiyle ilgili kaideler vacip-muhal ayrımı dikkate alınarak tasnif edilmiş ve her bir kaide ikinci bölümdeki çerçeveye riayet edilmek suretiyle ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kelâm, Gazzâlî, el-İktisâd, Kaide.

GazzaliKelamKur'an-ı Kerim+1
Muhammed Fatih Ayğan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Seyyid Şerîf Cürcânî'de nefsin mahiyeti ve bilgi teorisi

Bu çalışma müteahhir dönemde kelâm geleneği içerisinde değişen nefis teorisinin -yani mücerret nefis teorisini kabulün- bilginin mahiyetinden duyu idraklerine, oradan da aklî idrake kadar kelâmın bilgi teorisinde meydana getirdiği kapsamlı dönüşümü ele almaktadır. Özellikle Fahreddin er-Râzî'nin Meşşâî geleneğin mücerret nefis teorisine ve onun etkisinde gelişen bilgi teorisine yönelttiği iç ve dış tenkitler sadece Meşşâî filozofların hesaplaşması gereken yeni meydan okumalar doğurmamıştır, aksine müteahhir dönemde mücerret nefis teorisini kabul eden kelâmcıların da cevap vermesi gereken yeni zorluklar çıkarmıştır. Öyle ki Fahreddin er-Râzî sonrası kelâm ve felsefe geleneğini onun söz konusu tenkitlerinin muhasebesi/muhakemesi olarak okumak yanlış olmayacaktır. Söz konusu muhasebenin/muhakemenin kapsamlı ve sistematik bir sunumunu yapabilmek için bu çalışma, Fahreddin er-Râzî'nin meydan okumaları karşısında en yetkin ve kalıcı hesaplaşmayı yapması nedeniyle Seyyid Şerîf el-Cürcânî'yi merkeze almıştır. Çalışmamız farklı bir metafizik sistem içerisinde üretilen mücerret nefis teorisinin ve onun güdümünde şekillenen bilgi teorisinin kelâmî ilkelerle nasıl dönüştürüldüğünü ve müteahhir kelâmcıların bu teorileri nasıl kendi düşünce sistemlerinin bir parçası haline getirdiklerini göstermeyi hedeflemektedir. Seyyid Şerîf gibi müteahhir kelâmcılar bu teorileri sadece kendi kelâmî ilkeleri üzerinden yeniden yorumlamakla kalmamış, aynı zamanda Fahreddin er-Râzî'nin meydan okumalarına cevap verebilme adına yapısal dönüşümlere de uğratmışlardır. Hatta bazen bilgi teorisinin alt meselelerinde meydana getirdikleri dönüşümler, Meşşâî filozofların o meselelerle ilgili ürettikleri teorilerden farklı bir tür olmayı hak edecek seviyeye dahi ulaşmıştır. Bu itibarla çalışmamız, Seyyid Şerîf gibi müteahhir kelâmcıların mücerret nefis teorisini kabul etmesinin ve sonrasında sahip oldukları bilgi teorisini onunla uyumlu hale getirmelerinin onlarda kimlik kaybına veya kimlik çokluğuna neden olmadığını ileri sürmektedir.

BilişEpistemolojiKelam+6
Muhammet Ali Koca
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fahreddin er-Râzî'de güdüler ve insan fiillerine etkileri

Bu çalışmada kelâm tarihinin en önemli tartışmalarından olan "insan fiilleri" meselesi, İslâm düşünce tarihinin köşe taşı isimlerinden Fahreddin er-Râzî düşüncesinde devâî ve savârıf gibi merkezi güdüler üzerinden semantik ve analitik bir okuma ile tahlil edilmeye çalışılmıştır. Konunun kelâm disiplininden önce muhtelif havzalarda cereyan etmesi sebebiyle, çalışmanın birinci bölümünde kavramların tarihi arka planına odaklanarak Râzî öncesinde atfedilen manalar irdelenmektedir. Tarihsel sürecin sunulmasının akabinde, devâî ve savârıf terimlerinin derinlemesine tahlilinin yapıldığı kavramsal çerçeve kısmında Kur'ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîfler başta olmak üzere nakli kaynaklardan yola çıkarak, kavramların Arap literatüründe ve birincil sözlük kaynaklarında nasıl ele alındıkları, mantıkî tutarlılıkları, disiplinler arası değişken tanımları, mezhepsel temellendirmeleri, toplumsal düzeyde nasıl kullanıldıkları ve benzer manalar ifade eden ıstılahî cihetleri izah edilmiştir. Çalışmanın ikinci ve ana bölümünde ise Râzî düşüncesinde güdü mefhumu, insan davranışlarına etkisi, kelâm ilmi bağlamında problematize edilen hususlardaki işlevselliğinin imkânı, psikoloji kuramlarıyla benzer yönleri ve çağdaş yaklaşımlarla irtibatı işlenerek mütekellimin bu husustaki fikriyatı açığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.

Din psikolojisiHadisKelam+7
Büşra Çakırhan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Birden çokluğa geçiş: Âlemin oluşumunda sudur ve hudus teorileri

İslam düşünce tarihi açısından sudur ve hudus nazariyeleri kelam, felsefe ve tasavvuf gibi farklı ekollerde izini sürebileceğimiz iki önemli düşünce sistemidir. Bu çalışma söz konusu iki teoriyi incelemeyi ve karşılaştırmayı amaçlamaktadır. İlk bölümde sudur nazariyesini, üç filozof üzerinden işledik. Sudur düşüncesini bütüncül bir sistem halinde kurgulayan ilk isim Plotinus, selefi Grek filozoflarından farklı olarak âlem için bir kaynak aramış ve üç hipostazdan oluşan sisteminde Bir'i, sudur eden ilk kaynak olarak göstermiştir. Nüzul ve uruçtan oluşan bir döngü ile sistemine mistik bir yapı kazandırmıştır. İslam felsefesine gelindiğinde Farabi ile sudur teorisine felekler nazariyesi de eklenerek genişletilmiş ve felsefi sisteme dahil edilmiştir. İbn Sina ise sudur teorisini sıkı bir nedensellik bağı ile yeniden güncellemiş ve İslam düşüncesi için uzun dönem etkilere sahip olacak güçlü bir nazariyeye dönüşmesini sağlamıştır. Kelamın kozmoloji anlayışını temsil eden hudus nazariyesi ise ikinci bölümde konu edinilmiştir. Öncelikle kelamcıları kendi kozmoloji anlayışlarını ortaya koymaya iten sebepler tarihi bir arkaplan verilerek gösterilmeye çalışılmıştır. Sonrasında, üzerinde ortak bir kabulün sağlandığı tam bir kozmolojik yapı öncesi ileriye sürülen fikirler ve tartışmalar önemli isimler üzerinden işlenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümü için son olarak hudus nazariyesinin temel ilkeleri ele alınmış ve bu şekilde nazariyeye bütüncül bir bakışın sağlanmasına çalışılmıştır. Tezimizin son bölümünde temel argümanları ortaya konulan iki teorinin karşılaştırılması yapılarak, Allah'ın zatına, tabiata ve insana dair görüşlerine ve anlaşmazlık noktalarına dikkat çekilmiştir.

AlemFail-i muhtarHudus+7
Elif Helalşah
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kelâm ve tasavvuf ilimlerinde delil anlayışı: Fahreddin er-Râzî ve Sadreddin el-Konevî örneği

İslâmî ilimlerin teşekkülünden itibaren ortaya çıkan problemler hakkında görüş bildiren âlimler, mensubu oldukları ilimlerin bilgi sistemlerine göre delil üretmiş ve muhataplarının delillerini geçerli gördükleri kendi bilgi sistemlerine göre değerlendirmişlerdir. Böylece delil, tarafların görüş beyan etmesini sağlamış ve bu beyanlar kullanılan delillerin bilgi değeri ölçüsünce itibar görmüştür. Kelâm ve tasavvuf ilimleri erken dönemden itibaren tartıştıkları meselelerde birbirlerinin delillerini geçerli görmeyen iki muhalif ilim olarak konumlanmıştır. İlimlerin çeşitli konularda birbirleri ile ihtilaf edişlerinin en temel gerekçelerinden birisi bilgi anlayışlarındaki farklılıktır. Bu çalışmada onların bilgi bahsindeki görüşlerinin farklı olmasının pratik bir sonucu olan "delil" anlayışlarındaki farklılıklar gündeme getirilmiştir. Bunun için ilk aşamada delilin mahiyeti incelenmiş ve İslâmî ilimlerdeki genel kullanımıyla açıklanmıştır. Ardından kelâm ve tasavvuf ilimlerinden örnek olarak seçilen Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210) ve Sadreddin el-Konevî'nin (ö. 673/1274) delil anlayışları açıklanmış, onların görüşleri üzerinden belirli gerekçelere bağlanarak mensubu oldukları ilimlere genelleme yapılmıştır. Son olarak örnek aldığımız iki âlimin delil anlayışları mukayese edilmiş ve her iki âlimin kesin vasfıyla sundukları delillerin mukayesesinin imkanı sorgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Delil, Fahreddin er-Râzî, Sadreddin el-Konevî, Kelâm, Tasavvuf, Akıl, Kalp.

DelilKelamRazi+3
Sadiye Seymen
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Erken dönem ehl-i sünnet kelâmının bilinmezci akımlara yaklaşımı

Şüphecilik, bilinen ilk temsilcileri Antik Yunan'da görülen bir yaklaşım olarak insanoğlunun sahip olduğu bilgi edinme kaynaklarına duyduğu güveni sarsmakta ve insanoğlunu bilinmezciliğe sevk etmektedir. "Erken Dönem Ehl-i Sünnet Kelâmının Bilinmezci Akımlara Yaklaşımı" başlıklı tezimiz, bilinmezciliği, iki farklı tür şüpheci akımın yol açtığı bir tavır olarak ele almayı hedeflemekte ve bilgi problemine odaklanmaktadır. İlk olarak Antik Yunan'daki sofist ve septik temsilcilerinin ortaya atmış olduğu argümanları kullanan mutlak şüphecilik, ikinci olarak ise bilgi edinme yollarından olan nazar ve istidlale duyulan güveni sarsarak seçilmiş kurtarıcının getirdiği özel bir mârifet olan gnosise tâbî olmayı gerekli gören gnostik şüphecilik. Tezimiz mutlak şüpheci yaklaşımın temsilcileri olarak Sûfestâiyye'ye ve gnostik şüpheci yaklaşımın temsilcileri olarak gâlî Şiî fırkalara, özellikle de Bâtıniyye'ye yönelik, kelâmın teşekkül sürecinden itibaren Gazzâlî'ye kadar olan dönemde ehl-i sünnete mensup isimlerin geliştirdikleri yaklaşımları bilgi problemi bağlamında konu edinmektedir.

Yakup Dönmez
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Erken dönem kelâmında Tanrı anlayışları: Teşbîh, tenzîh ve te'lîf doktrinleri

Müslüman olmanın temel unsuru, Allah'ın varlığına ve birliğine imandır. Tüm Müslümanlar bu inancı taşımalarına rağmen, İslâm geleneğinde Allah'ın varlığına dair çeşitli anlayışlar gelişmiştir. Farklı anlayışların ortaya çıkmasının temel nedenlerinden biri, Kur'an'da Allah'a atfedilen ifadelerin çeşitli şekillerde yorumlanmasıdır. Bu farklı yorumların ortaya çıkışı, Kur'an'ı anlama sürecinde benimsenen yöntemlerin bir sonucudur. Nasların anlaşılmasında izlenen her bir yöntem, farklı bir doktrinin inanç esaslarını ortaya koymaktadır. Bu çalışma, teşbîh, tenzîh ve te'lîf gibi üç temel doktrini ele alarak, bu doktrinlerin kullandığı yöntemlerin farklı Tanrı anlayışlarını nasıl şekillendirdiğini incelemektedir.

Mouzafer Kots
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ebu'l Muîn en-Nesefî'ye göre irâde sıfatı ve mâhiyeti

İrâdeyi kavramsal olarak ve mâhiyeti yönüyle Ebu'l Muîn en-Nesefî özelinde ele alan bu çalışmada, öncelikle irâdenin kavramsal çerçevesi tartışılmakta ve sonrasında farklı ekollerden alimlerle mukayeseli olarak Nesefî'nin Allah ve insan irâdesine dair anlayışı ortaya konulmakta, irâdenin mâhiyeti, onun sıfat, araz ve fiil ile ilişkisi ele alınmaktadır. Kelamcılar, ekollerinin temel ilkelerini esas alarak bir evren teorisi benimsemiş ve âlemin mahiyetini, cevher ile arazın anlamını ve özelliklerini, Allah'ın muhtâr oluşunu, âlemle olan ilişkisini, ilâhî irâde ile cüz'î irâdenin birbiriyle olan bağını ve insanın özgürlüğünü bu temel ilkeler üzerinden izah etmişlerdir. İrâde sıfatının hakiki ve mecazi oluşu, hudûsu ve kıdemi, zât ile olan bağı, dönemin kabul edilen evren anlayışının irâdenin yapısına, araz oluşuna ya da olmayışına tesiri değerlendirilmektedir. İrâdenin fiille olan ilişkisinde ise kadîm ve hâdis arasındaki ilişki öne çıkmaktadır. Allah'ın irâdesini, insanın irâdesine benzer gören Mu'tezile'ye karşı Ehl-i Sünnet'in cevap niteliğindeki görüşlerini izah ettiğimiz bu çalışma, hem Nesefî'nin derinlikli açıklamaları ile Mâtürîdiyye mezhebinde esas alınan ilkeler bağlamında irâdenin Allah ve insan açısından nasıl anlaşıldığını anlama hem de Nesefî'nin mezhep içerisindeki konumunu irâde konusu çerçevesinde değerlendirme fırsatı vermektedir.

Allah`ın sıfatları
Betül Zehra Sarı
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Müteahhir dönem kelâmında müessire ihtiyacın illeti problemi

Kelâm düşüncesinde hudûs ve imkân teorilerinin benimsenmesi, altyapısında birçok tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Müessire ihtiyacın illeti ve buna bağlı olarak devamlılık hâlindeki eserin müessire muhtaçlığı tartışması da bunlardan biridir. Kādî Abdülcebbâr (ö. 415/1025) tarafından sistematik hâle getirildiğini düşündüğümüz bu tartışma ilk kez kelâmcılar arasında ortaya çıkmış, sonrasında İbn Sînâ'nın (ö. 428/1037) genelde kelâmcılara özelde ise Mu'tezilî kelâmcılara -dolayısıyla da Kādî Abdülcebbâr'a- yönelik eleştirileriyle birlikte Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210) eliyle müteahhir döneme taşınmış, akabinde hemen hemen tüm eserlerin hudûs ve imkân başlıkları altında tartışılır hâle gelmiştir. Kaynaklarda müessire ihtiyacın illeti problemine genelde dört cevabın verildiği aktarılmıştır; (i) yalnızca imkân, (ii) yalnızca hudûs, (iii) imkânla birlikte hudûs ve (iv) hudûs şartıyla imkân. İhtiyacın illetine yalnızca imkân cevabını verenleri filozoflar ile müteahhir kelâmcıların çoğunluğu, yalnızca hudûs cevabını verenleri ise Kādî Abdülcebbâr özelinde ma'dûmun şey'iyyetini benimseyen Mu'tezilî ulemânın çoğunluğu oluşturmuştur. Zira bilindiği üzere Allah'ın kudretine konu olacak nesnelerin kendinde ayrışmış olması gerektiğini ve kendinde ayrışan mümkünlerin ontolojik bir mahiyete sahip olmaları üzerinden ma'dûmun şey'iyyeti görüşünü benimseyen Mu'tezilî ulemâya göre, yokluk hâlindeki zâtların sübût hâlinde birtakım sıfatlara sahip olması mümkündür. İmkân ise şey kategorisinde bulunan ma'dûmun bir özelliği olup yaratıcıdan bağımsız olarak mümküne yüklenmektedir. Mu'tezile açısından imkân niteliğini hâiz olan mümkünün herhangi bir yaratma olmaksızın sübût hâlinde bulunabilmesi, dolayısıyla dışta sâbit olmak için herhangi bir müessire ihtiyaç duymaması, müessire ihtiyacın illetinin imkân olmasını geçersiz kılmıştır. Kaynaklarda açıkça zikredilmese de İbnü't-Tilimsânî (ö. 658/1260) ve Alâeddin el-Arabî (ö. 901/1496) gibi düşünürlerin sarâhaten, Bâkıllânî (ö. 403/1013) ve Cüveynî gibi (ö. 478/1085) düşünürlerin ise konu hakkındaki yorumlarından hareketle son iki görüşün temsilcisi olabileceği ortaya konulmuştur. Varlık-mâhiyet ayrımını benimseyen filozoflara göre imkân, mâhiyet olması bakımından mâhiyetin ayrılmaz bir gereği olup müessire muhtaçlığın illetini oluşturur.v İllet-ma'lûl birlikteliğini de zorunlu gören filozoflara göre müessir, mümkün varlığın yalnızca varlığa çıkışında değil varlıkta devamlılığı üzerinde de etkilidir. Dolayısıyla mümkün için şartların tamamlanması, ma'lûlün illetten geri kalamayacağı prensibine göre mümkünün zorunlu bir şekilde var olmasını gerektirir. Filozoflar tarafından ihtiyacın illetinin imkân kılınması, Fahreddin er-Râzî'nin de tespitiyle arka planında âlemin ezelî oluşu ve ezelî olmasına rağmen müessire muhtaçlığının devamlılığını öngören bir teori olarak savunulmasına zemin hazırlamıştır. Hudûs fikri ise Allah-âlem ilişkisinde zorunlu birlikteliği ortadan kaldıran bir teoridir. Bu durum ihtiyacın illetini hudûs kılan kelâmcıları, İbn Sînâ'nın, "onlar, Allah yok olsa bile bu durum âlemin varlığına zarar vermez diyebilirler" eleştirisiyle karşı karşıya getirmiştir. Ancak arazların her an yaratıldığını, arazın arazla kāim olmasının imkânsızlığını ve cevherin arazdan hâlî kalamayacağını savunan mütekaddim Sünnî kelâmcılar bu eleştirinin kapsamından çıkarılmalıdır. Buna mukabil cevherin fenâsına aklen hiçbir delâletin bulunmadığını ve fail olmaksızın eserin devamlılığının mümkün olduğunu savunan Kādî Abdülcebbâr ve öğrencisi İbn Metteveyh (ö. V./XI. yüzyılın ortaları) gibi Mu'tezilî düşünürler mezkûr eleştirinin muhatabı konumundadırlar. İbn Sînâ'nın kelâmcıları eleştirileriyle birlikte ihtiyacın illetini imkân kılması, Fahreddin er-Râzî tarafından büyük oranda kabul edilmiş, onun konu hakkındaki açıklamaları ve argümanları, sonraki dönem kelâmcılarının meseleyi ele alış tarzını derinden etkilemiştir. Böylece müteahhir kelâmcılar hudûsun ne illet ne illetin parçası ne de illetin şartı olup yalnızca muhdesin bir niteliği olabileceğini savunmuşlardır. Zira hudûs, îcâda ihtiyaç duyan varlığa muhtaç bir keyfiyettir. Akabinde söz konusu muhdes varlık, mûcide ihtiyaç duyması bakımından ihtiyaca muhtaçtır. İhtiyaç ise ihtiyacı gerektiren illete muhtaç olduğundan, hudûsun illet olması durumunda kendisinden birkaç mertebe sonra gelmesi gerekir. Râzî tarafından serdedilen bu argüman sonraki âlimler tarafından sıkça tekrar edilmiş, bu durum, hudûsun mukabili olarak varlık ve yokluk taraflarının eşitliği düşünüldüğünde zihinde apaçık bir şekilde ihtiyacı gerektiren imkânın, nefsü'l-emr bakımından ihtiyacın illeti kılınmasıyla neticelenmiştir. Bununla birlikte filozofların aksine imkânı ademî i'tibârî nitelikte görmeleri, filozofların benimsediği; âlemin ezelîliği, mûcib bi'z-zât anlayışı ve zorunlu nedensellik fikirlerinden kaçınabilmelerinde etkili olmuş, sonuç olarak kendileri gibi ihtiyacın illetini imkân kılan filozoflardan ayrıştıkları noktaları oluşturmuştur.vi Fahreddin er-Râzî'nin müessire ihtiyacın illetini hudûs kılanların görüşlerini takrir biçimi, kendisinden sonra gelen bazı kelâmcıların eleştirilerine konu olmuştur. Nitekim Şemseddin es-Semerkandî (ö. 702/1303) hudûsu savunanların, illet ile gāî illeti kastetmeleri durumunda Râzî'nin eleştirilerinin geçersiz olacağını bildirirken; Îcî (ö. 756/1355), Devvânî (ö. 908/1502) ve İbn Kemâl Paşa (ö. 940/1534) gibi düşünürler de hudûsu savunanların, bu görüşleriyle nefsü'l-emrde ihtiyacın illetini hudûs kılma gayesinde olmadıklarını çeşitli açılardan göstermeye çalışmışlardır. Nitekim Îcî'ye göre Râzî'nin söz konusu argümanı açık bir yanıltmaca (mugālata) olup, İbn Kemâl Paşa'ya göre yine Râzî'nin takrir ettiği şekliyle hudûs fikri, hiçbir akıl sahibinin kabul etmeyeceği bir pozisyondur. Zira Îcî'ye göre hudûsu ihtiyacın illeti gören kelâmcıların kastı aklın, bir şeyin sırf yoktan var olduğunu (hudûs) mülahaza ettiğinde ihtiyaca hükmetmesidir. Yoksa onlar hudûsun hariçte ihtiyacın illeti olduğunu kastetmemektedirler. Eğer böyle bir şeyi kastetmiş olsalardı hâriçte önce hudûs gerçekleşir, akabinde ihtiyaç ortaya çıkardı. Buna mukabil İbn Kemâl Paşa'ya göre meselenin doğru takrir edilmesi için öncelikle illetin; sübût illeti ve ispat illeti şeklinde ikiye taksim edilmesi gerekirken, Devvânî de hudûsu bilkuvve/bilfiil şeklinde taksim ederek İbn Kemâl Paşa'nın sübût illeti olarak ifade ettiği görüşü benzer şekilde bilfiil hudûs olarak yorumlamış, bu anlamıyla hudûsun illet olmasını uzak bir ihtimal olarak görmüştür. Ancak ona göre hudûs ile, "şayet var olursa o şey hâdis olur" anlamında bir illetten bahsedilirse hudûsa yöneltilen itirazlar geçersiz olur. Zira bu haysiyetle düşünüldüğünde hudûsun varlıktan sonra gelmesi ve kendisini birkaç mertebe öncelemesi problemi ortadan kalkar. Anahtar Kelimeler: İmkân, hudûs, müessire ihtiyacın illeti, ma'dûmun şey'iyyeti, nefsü'l-emr

Kelam
Veysel Cuşkun
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Şerhu'l-Akâid ve haşiyelerinde bilgi teorisi

Bu çalışmada Ömer en-Nesefî'nin muhtasar akaid risalesine Teftâzânî tarafından yazılan Şerhu'l-Akaid isimli şerh ve bu şerh üzerine Hayâlî, Siyâlkûtî, Kestelî, Ramazan Efendi, İsâmüddîn, Akkirmânî ve Ferhârî tarafından yazılan haşiyeler incelenmektedir. Tez, şerh ve haşiye literatürünün canlı bir ilmî hayat sunduğunu ve söz konusu şerh ve haşiyelerin felsefe ile kelamın mezcedildiği bir dönemde kaleme alınması hasebiyle bu dönemde klasik kelamın verilerini benimseyip savunan bir grubun bulunduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışma, Giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Şerhu'l-Akaid üzerine yapılan çalışmalar ve müellifleri tanıtıldı. Şerhu'l- Akaid'in tahrîc, tercüme, şerh ve haşiyelerinin matbu olanlarının basıldıkları yayınevi ve tarihleri; mahtut olanlarının bulundukları kütüphaneler belirtildi. İkinci bölümde söz konusu şerh ve haşiyelerde bilginin tanımı, imkânı ve kaynakları konularının nasıl ele alındığı aktarıldı. Bilginin tanımı bölümünde gelenek içerisinde yapılan bilgi tanımları sunulup muhaşşîlerin getirdiği yorumlar iletildi. Bilginin imkânı konusunda sofistlerin temel argümanları ele alınıp şârih ve muhaşşîlerin itirazları aktarıldı. Bilginin kaynakları bölümünde ise iç ve dış duyular, peygamberin haberi ve akıl hakkındaki farklı yorumları dile getirildi.

EpistemolojiKelamİslam felsefesi+1
Fatih Bakır
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mütekaddimîn ve müteahhirîn dönemi kelâm ilminde dış duyulara yaklaşımlar: Karşılaştırmalı bir inceleme

"Mütekaddimîn ve Müteahhirîn Dönemi Kelamında Duyu Organlarına Yaklaşımlar" başlıklı bu tez, dış duyuların kelam ilminde nasıl ele alındığını, hangi tartışmalara konu olduğunu, nerelerde kullanıldığını, farklı dönemlerde bu yaklaşımların nasıl değiştiğini ve bu değişimi etkileyen faktörleri tartışmaktadır.

Muhammed Emin Görgülü
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kelâm ve tasavvuf ilimlerinde delil anlayışı: Fahreddin er-Râzî ve Sadreddin el-Konevî örneği

İslâmî ilimlerin teşekkülünden itibaren ortaya çıkan problemler hakkında görüş bildiren âlimler, mensubu oldukları ilimlerin bilgi sistemlerine göre delil üretmiş ve muhataplarının delillerini geçerli gördükleri kendi bilgi sistemlerine göre değerlendirmişlerdir. Böylece delil, tarafların görüş beyan etmesini sağlamış ve bu beyanlar kullanılan delillerin bilgi değeri ölçüsünce itibar görmüştür. Kelâm ve tasavvuf ilimleri erken dönemden itibaren tartıştıkları meselelerde birbirlerinin delillerini geçerli görmeyen iki muhalif ilim olarak konumlanmıştır. İlimlerin çeşitli konularda birbirleri ile ihtilaf edişlerinin en temel gerekçelerinden birisi bilgi anlayışlarındaki farklılıktır. Bu çalışmada onların bilgi bahsindeki görüşlerinin farklı olmasının pratik bir sonucu olan "delil" anlayışlarındaki farklılıklar gündeme getirilmiştir. Bunun için ilk aşamada delilin mahiyeti incelenmiş ve İslâmî ilimlerdeki genel kullanımıyla açıklanmıştır. Ardından kelâm ve tasavvuf ilimlerinden örnek olarak seçilen Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210) ve Sadreddin el-Konevî'nin (ö. 673/1274) delil anlayışları açıklanmış, onların görüşleri üzerinden belirli gerekçelere bağlanarak mensubu oldukları ilimlere genelleme yapılmıştır. Son olarak örnek aldığımız iki âlimin delil anlayışları mukayese edilmiş ve her iki âlimin kesin vasfıyla sundukları delillerin mukayesesinin imkanı sorgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Delil, Fahreddin er-Râzî, Sadreddin el-Konevî, Kelâm, Tasavvuf, Akıl, Kalp.

DelilKelamRazi+3
Sadiye Seymen
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Seyyid Şerîf Cürcânî'de nefsin mahiyeti ve bilgi teorisi

Bu çalışma müteahhir dönemde kelâm geleneği içerisinde değişen nefis teorisinin -yani mücerret nefis teorisini kabulün- bilginin mahiyetinden duyu idraklerine, oradan da aklî idrake kadar kelâmın bilgi teorisinde meydana getirdiği kapsamlı dönüşümü ele almaktadır. Özellikle Fahreddin er-Râzî'nin Meşşâî geleneğin mücerret nefis teorisine ve onun etkisinde gelişen bilgi teorisine yönelttiği iç ve dış tenkitler sadece Meşşâî filozofların hesaplaşması gereken yeni meydan okumalar doğurmamıştır, aksine müteahhir dönemde mücerret nefis teorisini kabul eden kelâmcıların da cevap vermesi gereken yeni zorluklar çıkarmıştır. Öyle ki Fahreddin er-Râzî sonrası kelâm ve felsefe geleneğini onun söz konusu tenkitlerinin muhasebesi/muhakemesi olarak okumak yanlış olmayacaktır. Söz konusu muhasebenin/muhakemenin kapsamlı ve sistematik bir sunumunu yapabilmek için bu çalışma, Fahreddin er-Râzî'nin meydan okumaları karşısında en yetkin ve kalıcı hesaplaşmayı yapması nedeniyle Seyyid Şerîf el-Cürcânî'yi merkeze almıştır. Çalışmamız farklı bir metafizik sistem içerisinde üretilen mücerret nefis teorisinin ve onun güdümünde şekillenen bilgi teorisinin kelâmî ilkelerle nasıl dönüştürüldüğünü ve müteahhir kelâmcıların bu teorileri nasıl kendi düşünce sistemlerinin bir parçası haline getirdiklerini göstermeyi hedeflemektedir. Seyyid Şerîf gibi müteahhir kelâmcılar bu teorileri sadece kendi kelâmî ilkeleri üzerinden yeniden yorumlamakla kalmamış, aynı zamanda Fahreddin er-Râzî'nin meydan okumalarına cevap verebilme adına yapısal dönüşümlere de uğratmışlardır. Hatta bazen bilgi teorisinin alt meselelerinde meydana getirdikleri dönüşümler, Meşşâî filozofların o meselelerle ilgili ürettikleri teorilerden farklı bir tür olmayı hak edecek seviyeye dahi ulaşmıştır. Bu itibarla çalışmamız, Seyyid Şerîf gibi müteahhir kelâmcıların mücerret nefis teorisini kabul etmesinin ve sonrasında sahip oldukları bilgi teorisini onunla uyumlu hale getirmelerinin onlarda kimlik kaybına veya kimlik çokluğuna neden olmadığını ileri sürmektedir.

BilişEpistemolojiKelam+6
Muhammet Ali Koca
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fahreddin er-Râzî'de güdüler ve insan fiillerine etkileri

Bu çalışmada kelâm tarihinin en önemli tartışmalarından olan "insan fiilleri" meselesi, İslâm düşünce tarihinin köşe taşı isimlerinden Fahreddin er-Râzî düşüncesinde devâî ve savârıf gibi merkezi güdüler üzerinden semantik ve analitik bir okuma ile tahlil edilmeye çalışılmıştır. Konunun kelâm disiplininden önce muhtelif havzalarda cereyan etmesi sebebiyle, çalışmanın birinci bölümünde kavramların tarihi arka planına odaklanarak Râzî öncesinde atfedilen manalar irdelenmektedir. Tarihsel sürecin sunulmasının akabinde, devâî ve savârıf terimlerinin derinlemesine tahlilinin yapıldığı kavramsal çerçeve kısmında Kur'ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîfler başta olmak üzere nakli kaynaklardan yola çıkarak, kavramların Arap literatüründe ve birincil sözlük kaynaklarında nasıl ele alındıkları, mantıkî tutarlılıkları, disiplinler arası değişken tanımları, mezhepsel temellendirmeleri, toplumsal düzeyde nasıl kullanıldıkları ve benzer manalar ifade eden ıstılahî cihetleri izah edilmiştir. Çalışmanın ikinci ve ana bölümünde ise Râzî düşüncesinde güdü mefhumu, insan davranışlarına etkisi, kelâm ilmi bağlamında problematize edilen hususlardaki işlevselliğinin imkânı, psikoloji kuramlarıyla benzer yönleri ve çağdaş yaklaşımlarla irtibatı işlenerek mütekellimin bu husustaki fikriyatı açığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.

Din psikolojisiHadisKelam+7
Büşra Çakırhan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İmam Gazzâlî'nin el-İktisâd fi'l-İ'tikâd'ı bağlamında kelâm ilminde küllî kaideler

Her ilimin onu o yapan ana ilkeleri vardır ve ilgili meselelere o ilkeler çerçevesinde yaklaşılmaktadır. Aynı şekilde kelâm ilminin de birtakım ana ilkeleri ve dolayısıyla kelâmcıların zihninde bu ilkelere dayanan bir kelam anlayışı vardır. Bu doğrultuda telif edilen kelâmî eserlerde söz konusu ilkeler bazen açıkça ifade edilmişken bazen de satır aralarında bulunmaktadır. Bu tezde el-İktisâd fi'l-İʽtikâd kitabındaki kelâm ilminin temel kaideleri tespit, tahlil ve tasnif edilmiştir. Bu bağlamda ilk bölümde kaide kavramı ile bununla ilgili temel kavramlar analiz edilmiş ve kullanım yerlerinden örnekler verilmiştir. İkinci bölümde varlıkla ilgili kaideler kadîm-hâdis ayrımı dikkate alınarak tasnif edilmiş ve her bir kaide kavramsal çerçeve, açıklama, gerektiğinde önemine değinme ve kelâm ilmindeki kullanım yerlerinden örnekler verme hususları çerçevesinde ele alınıp incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise bilgiyle ilgili kaideler vacip-muhal ayrımı dikkate alınarak tasnif edilmiş ve her bir kaide ikinci bölümdeki çerçeveye riayet edilmek suretiyle ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kelâm, Gazzâlî, el-İktisâd, Kaide.

GazzaliKelamKur'an-ı Kerim+1
Muhammed Fatih Ayğan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Analitik düşünce açısından Çağdaş Batı literatüründe Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhindeki delillerin tanıtımı ve değerlendirilmesi

Bu çalışma, güncel kelâm ilmine ve tartışmalarına katkı sağlaması amacıyla çağdaş analitik düşüncede Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhindeki delillerin genel tanıtım ve değerlendirmesini yapmaktadır. Düşünürlerin Tanrı hakkında ileri sürdüğü görüşler, içinde bulunduğu düşünce ekollerinden ve genel dünya görüşlerinden bağımsız değildir. Bu sebeple üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde, analitik düşünce açısından Tanrı'nın varlığına ilişkin temel bilgiler ifade edilmektedir. İkinci bölümde, Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhindeki deliller kapsamlı bir tasnif eşliğinde tanıtılmış ve bu delillerden öne çıkan bazı örnekler ana hatlarıyla aktarılmıştır. Son bölümde ise delillerin genel değerlendirmesi babında bazı önemli hususlara işaret edilmiştir. Bu kapsamda, birinci bölüm içerisinde öncelikle kelâm ilmi ile mukayeseli olarak analitik düşünce ve analitik dinî düşünce tanıtılmış ve değerlendirilmiştir. Sonrasında Allah'ın sıfatları meselesi bağlamında mükemmel varlık tasavvuru ve Tevhîd inancıyla uyuşmayan alternatif Tanrı tasavvurları incelenmiştir. Son olarak Tanrı'nın varlığına ilişkin epistemik yaklaşımlardan teizm, ateizm ve agnostisizm incelenmiş ve epistemik olmayan yaklaşımlar da ana hatlarıyla aktarılmıştır. İkinci bölüm ise delillere giriş niteliğinde doğal teoloji ve ateoloji hakkında bazı önemli bilgilerle başlamaktadır. Daha sonra sırasıyla Tanrı'nın varlığı lehinde ve aleyhinde epistemik ile epistemik olmayan deliller sistematik bir şekilde tanıtılmış, bunlardan öne çıkan deliller aktarılmış ve İslâm düşüncesinde bu delillerin muadilleri ifade edilmiştir. Üçüncü bölümde ise öncelikle dini görüş ayrılığı kapsamında çeşitli stratejilere değinilmiştir. Ardından, teistik ve ateistik deliller sonucunda tercih edilen bazı alternatif Tanrı tasavvurları tanıtılmıştır. Son olarak İslâm düşüncesindeki örnekleriyle birlikte Tanrı'nın varlığına dair getirilebilecek en uygun delillerin kriterleri saptanmıştır.

Allah'ın varlığıAnalitik düşünme becerileriBatı edebiyatı+5
Muhammet Berhak Demir
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ahmed Feyzi Çorûmî'nin Feyzü'l-Vâhib fî Necâti Ebî Tâlib başlıklı risâlesi: Değerlendirme ve neşir

İslâm tarihindeki önemli figürlerden Ebû Tâlib'in Müslüman olduğunu açıkça ikrar etmemiş olması, müşrik olarak vefat edip etmediği konusunda ihtilafa neden olmuştur. Ehl-i Sünnet âlimlerinin çoğunluğu onun müşrik olarak vefat ettiğini düşünürken, Şiîler ve bazı Ehl-i Sünnet âlimleri Müslüman olarak vefat ettiğini iddia etmiştir. 13/19. asır Osmanlı âlimi Ahmed Feyzî Çorûmî (1253/1839-1327/1909) Feyzü'l-Vâhib fî Necâti Ebî Tâlib adlı bir eser kaleme alarak Ebû Tâlib'in imanı hakkında Ehl-i Sünnet çevrelerindeki yaygın kanaate karşı çıkmıştır. Bir yandan Şia'ya reddiye olarak eserler kaleme alan Ahmed Feyzî'nin öte yandan Ebû Tâlib'in imanını savunduğu bu eser tartışmanın tarihsel seyri açısından oldukça dikkat çekici bir yerde durmaktadır. Bu çalışma Feyzü'l-Vâhib'in transkripsiyonlu metnini ve Ebû Tâlib'in imanıyla ilgili tartışmalar bağlamında bir değerlendirmesini içermektedir. Anahtar Kelimeler: Feyzü'l-Vâhib, Ahmed Feyzî Çorûmî, Ebû Tâlib, Ehl-i Sünnet, Şîa, İman.

Ahmed Feyzi ÇorumiDini imanKelam+5
Abdulsamet Ciğer
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Other supervisors