Theses supervised by Prof. Dr. Belma Aslım
14 theses · Gazi University
Nanopartiküllerin biyolojik aktivite çalışmaları ve patojen tanılamaya yönelik nano boyutlu immünosensör tasarımı
Manyetik özelliğe sahip olan demir-altın yapısında ve farklı şekillere sahip (küre, çubuk, küp) nanopartiküllerin biyolojik aktiviteleri araştırılmıştır. Ayrıca, bu partiküllerden biyo-uyumluluğu en yüksek bulunan avidinli küre partiküllerin patojen algılanmasında kullanılabilmesi için örnek bir immünosensör modeli tasarlanmıştır. Partiküllerin biyo-uyumluluklarının ve biyo-karakterizasyonlarının belirlenebilmesi için yapılmış biyolojik aktivite çalışmalarında; partiküllerin antimikrobiyal ve antioksidan aktiviteleri, sağlıklı hücre hattında sitotoksisite ve bazı kanserli hücre hatlarında antikanserojenik özellikleri, genotoksik etkileri, bakteri yüzeyindeki tutunumları çalışılmıştır. Partiküllerin antioksidan aktiviteleri yüzde DPPH (2,2-difenil-1-pikrilhidrazil) giderim ve lipid peroksidasyon inhibisyonuna göre belirlenmiştir. En yüksek DPPH giderimine 5mg/mL'lik konsantrasyondaki avidin bağlı küre partiküllerin sahip olduğu (% 69,1) tespit edilmiştir. Benzer şekilde, lipid peroksidasyon gideriminde de avidin bağlı küre partiküller aynı konsantrasyonda en yüksek aktiviteyi (% 44,8) göstermiştir. Böylece küre partiküllerin kullanımının daha avantajlı olduğu saptanarak izleyen çalışmalarda avidin bağlı küre nanopartiküller kullanılmıştır. Nanopartiküllerin antikanserojenik etkilerinin saptanması amacıyla kolorekteral kanser hücre (CCL-221), serviks kanser hücre (HeLa) ve göğüs kanser hücre (Mcf-7) hatları çalışılmıştır. Sitotoksik etkilerinin belirlenebilmesi amacıyla da sağlıklı hücre (gingival fibroblast) hattı çalışılmıştır. En yüksek antikanserojenik etki (%34) küre nanopartiküllerin 0,1 mg/mL'lik konsantrasyonunda gözlenmiştir. Bu partikülün aynı dozdaki sitotoksik etkisi ise gingival fibroblast hücresinde %19 olarak bulunmuştur. Nanopartiküllerin neden olabileceği DNA hasar yüzdesini saptamak amacıyla genotoksisite testi uygulanmıştır. Küre ve avidin bağlı küre şeklindeki nanopartiküllerin değişik konsantrasyonlarıyla (0,005 ? 0,1 mg/mL) insan kanından izole edilmiş olan lenfosit hücreleri üzerinde komet testi uygulanmış ve partiküllerin genotoksik etkisi gözlenmemiştir (% 0,66). Tüm çalışmalarda artan nanopartikül konsantrasyonları ile sonuçlar arasında korelasyon olup olmadığı incelenmiş ve bu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p < 0,01). Yapılmış olan tutunum çalışmasında küre nanopartiküllerin L. monocytogenes bakterisi yüzeyinde tutunum gösterdikleri tespit edilmiştir (2,8 x 107 cfu/mL kadar canlı bakteriden, 5,7 x 106 cfu/mL bakteri tutunmuştur). Biyolojik karakterizasyonu yapılmış olan nanopartiküller ile tasarlanmış olan immünosensör modelinde ise L. monocytogenes'e partiküller yüksek ve seçici bağlanma göstermiştir (4,6 x 107 cfu/mL kadar canlı bakteriden, 2,1 x 106 cfu/mL bakteri tutunmuştur). İmmünosensör başarısını doğal bir ortamda test etmek amacıyla süt ortamı seçilmiş ve süt içerisindeki hedef bakteriyi tanılama başarısını ölçmek amacıyla Raman cihazı ile de çalışmalar yapılmıştır. Raman cihazında artan konsantrasyonlarda artan düzeyde güçlendirilmiş Raman saçılması (SERS) sinyalleri elde edilmiştir ve bu sonuçlar tutunma sonuçları ile de uyumlu bulunmuştur.
Stres altındaki bazı bitkilerde biyoteknolojik önemi olan fenilalanin amonyum liyaz enziminin aktivitesinin belirlenmesi, optimizasyonu ve karakterizasyonu
Fenilketonuri hastalığı (PKU) otozomal resesif bir bozukluktur. Bu genetik bozukluk fenilalanin hidroksilaz (phenylalanine hydroxilase, PAH) enziminin, düşük seviyede olması nedeniyle fenilalanin aminoasidinin yüksek miktarlarda kan ve vücut sıvılarında birikmesi ile tanımlanır. Günümüzdeki araştırmalar PAH?ın alternatifi olduğu düşünülen fenilalanin amonyum liyaz (phenylalanine ammonia lyase, PAL) enzimi üzerine yoğunlaşmıştır. Çalışmada Ankara çevresi Beypazarı ilçesinden toplanan, tuz stresi koşullarında yayılış gösteren, endemik veya yaygın 13 bitki örneğinde PAL enzim ve spesifik aktivitesi taranmış ve bu sonuçlara göre PAL spesifik aktivitesi yüksek çıkan bitkilerle çalışmaya devam edilmiştir. En yüksek PAL spesifik aktivitesini Cyathobasis fruticulosa (64,9 U/mg), Salsola nitraria (55,3 U/mg), Salsola grandis (49,0 U/mg) ve Salvia halophila (47,8 U/mg) göstermiştir. Yüksek PAL spesifik aktivitesi gösteren C. fruticulosa ve S. nitraria?ya ait PAL enziminin optimizasyonu ve karakterizasyonu yapılmıştır. PAL enziminin optimum pH?sı 8,8, optimum sıcaklığı 37oC ve optimum tampon (Tris-HCl) konsantrasyonu 100 mM olarak belirlenmiştir (p<0,05). Yapay mide suyunda pH 4,0?de ve yapay bağırsak sıvısında pH 7,5?de enzimin aktivite kaybının en az olduğu görülmüştür (p<0,05). Bitkilerden elde edilen PAL enziminin optimum NaCl konsantrasyonu 200 mM olarak tespit edilmiştir (p<0,05). Her iki bitkiden de elde edilen PAL enzimi, oda sıcaklığında 2. günde, +4oC?de 5. günde, -20oC?de ise 12. ayda % 50?ye yakın aktivite kaybı göstermiştir (p<0,05). C. fruticulosa, S. nitraria, S. grandis ve S. halophila?dan elde edilen PAL enzimi yüksek performanslı sıvı kromatografisi (High pressure liquid chromatography, HPLC) kullanılarak L-fenilalaninin trans-sinnamik aside dönüşümü hem miktar hem de yüzde olarak tespit edilmiştir. Sodyum Dodesil Sülfat Poliakrilamit Jel Elektroforezi (Sodium Dodecyl Sulfate Polyacrylamide Gel Electrophoresis, SDS-PAGE) ve Western Blot yöntemleri ile PAL enziminin kısmi saflaştırma sonrası, moleküler ağırlığı yaklaşık olarak 70 kDa bulunmuştur. Ayrıca kısmi saflaştırma sonrası yapılan HPLC analizi ile PAL enziminin aktivitesini kaybetmediği belirlenmiştir. Sonuç olarak bu tez çalışmasında, C. fruticulosa, S. nitraria, S. grandis ve S. halophila?dan elde edilen PAL enziminin aktivitesinin yüksek olması, farklı çevresel koşullarda aktivitesini kaybetmemesi, daha kararlı ve stabil olması, vücut sıcaklığı olan 37oC?de optimum çalışması, yapay mide suyu ve bağırsak sıvısında enzimin aktivitesini sürdürmesi bakımından öne çıkmıştır. Bu enzimin özellikle gıda ve ilaç endüstrisinde ürüne yönelik kullanımlarda öne çıkmasının ve biyoteknolojik ürünlerin üretiminde kullanılmasının mümkün olacağı düşünülmektedir.
Laktik asit bakterilerinin antiproliferatif, antigenotoksik ve antiinflamatuvar etkilerinin belirlenmesi
Kanser günümüzün en sık karşılaşılan hastalıklarından birisi haline gelmiştir. Klinikte kanserin tedavisinin yanı sıra, önlenmesine yönelik alternatif yöntemlerin geliştirildiği çalışmalara ilgi artmıştır. Son yıllarda probiyotik kültürler antikanser çalışmalarında bir alternatif olarak gösterilmekle birlikte, antiproliferatif etkilerinin mekanizması şimdiye kadar net bir şekilde ortaya konulmamıştır. Çalışmada Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Biyoteknoloji Laboratuvarı Kültür Koleksiyonu?nda bulunan, insan (bebek gaitası) kaynaklı bakteri kültürlerinden, daha önce yapılan çalışmalarda probiyotik özellikleriyle öne çıkmış 6 laktik asit bakterisi kullanılmıştır. Bakterilerin canlı hücre, metabolit ve ekzopolisakkaritlerinin (EPS), kolorektal adenokarsinoma hücreleri olan HT-29 ve Caco-2 kanser hattı üzerindeki antiproliferatif etkileri araştırılmıştır. Her iki hücre hattında canlı hücrelerin, metabolitler ve EPS?lerden daha etkin antiproliferatif aktiviteye sahip olduğu tespit edilmiştir. En iyi antiproliferatif etki HT-29 kolon kanser hücre hattında, Lactobacillus brevis LB63 suşunun canlı hücrelerinden (% 51 hücre ölümü) elde edilmiştir (p<0,05). Suşların canlı hücre, metabolit ve EPS?lerinin tek hücre jel elektroforezi ile insan lenfositleri üzerindeki genotoksik ve antigenotoksik etkisi incelenmiş ve analizleri yapılmıştır. Suşların canlı hücre, metabolit ve EPS?lerinin genotoksik etkilerinin olmadığı belirlenmiştir. Tüm örnekler antigenotoksik etki göstermekle birlikte, en iyi antigenotoksik etki LB63 suşunun canlı hücrelerinden (% 48 inhibisyon) elde edilmiştir (p<0,05). Antiproliferatif ve antigenotoksik etkileri ile öne çıkan suşların (L. brevis, L. plantarum, L. rhamnosus) HT-29 ve Caco-2 hücre hatları üzerinde antiinflamatuvar etkileri araştırılmıştır. Her iki hücre hattında IL-8 salınımı için tümör nekröz faktör-? (TNF-?) ile inflamasyon ortamı yaratılarak canlı hücre, metabolit ve EPS?lerin sitokin salınımına etkisi araştırılmıştır. Metabolitlerin ve EPS?lerin IL-8 salınımını baskılamakta canlı hücrelere göre daha az etkili olduğu ve etkinin HT-29 hücre hattında daha fazla olduğu tespit edilmiştir. HT-29 hücre hattında IL-8 salınımının baskılanmasında en iyi etkiyi LB63 suşunun canlı hücreleri (557 pg/mL?den 302 pg/mL?ye) göstermiştir. TNF-? ile inflamasyon ortamı oluşturulmayan hücrelerde, IL-10 salınımının uyarılmasında yine en iyi sonuç HT-29 hücre hattında ve LB63 suşunun canlı hücrelerinden (49 pg/mL?den 85 pg/mL?ye) elde edilmiştir (p<0,05). Elde edilen verilerle yapılan istatistiksel analizlerde suşların (canlı hücre, metabolit ve EPS) antiproliferatif-antigenotoksite, antiproliferatif-antiinflamatuvar aktiviteleri arasında önemli oranda korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Bu çalışmada, LB63 suşunun hem antiproliferatif hem de antiinflamatuvar etkili ajan olarak kullanılabileceği tespit edilmiştir. Ayrıca probiyotik kültürlerin EPS?lerinden de, antiproliferatif ve antiinflamatuvar yeteneklerinden dolayı kanserin önlenmesinde probiyotik kültürlere alternatif olarak yararlanılabileceği ortaya konulmuştur. İn vitro çalışmaların sonuçlarına göre, kansere yönelik koruyucu veya tedavi edici alternatif probiyotik ajanların ilaç sanayisi alanına kazandırılması mümkün olabilecektir.
Yaygın veya endemik olan bazı bitki türlerinin antiproliferatif ve antiinflamatuar etkilerinin araştırılması
Kolorekteral kanser gelişmekte olan ülkelerde sık rastlanılan bir kanser türüdür. Proinflamatuar sitokinlerin aşırı ve uzun süreli salınımı Gastrointestinal Sistem?de inflamasyona bağlı oksidatif hasarı arttırarak, inflamatuar bağırsak hastalıkları veya kolon kanserine yol açabilmektedir. Kolon kanseri ve kolorektal kanser oluşumunda beslenme tarzının etkisi büyük olduğundan, bitkisel kaynaklı doğal besinlere olan rağbet de gün geçtikçe artmaktadır. Yapılacak yeni araştırmalarda antikanserojenik etkisi olduğunu belirttiğimiz bitkilerin yeni ve ekonomik türlerinin üzerinde durulması önemlidir. Bu araştırmada Türkiye?de yetis?en yaygın bitkiler olan Ormosciadium aucheri, Stachys oblique, Cyclotrichium origanifolium ve endemik olan Prangos platychloena, Veronica lycica, Ajuga bombycina?dan elde edilen metanol ve su ekstraktları ile çalışılmıştır. Ekstraktların 10-1000 µg/ml konsantrasyon aralığında insan kolorektal adenokarsinoma kanser hücre hattı (Caco-2), insan kolorektal kanser hücre hattı (CCL-221) üzerinde antiproliferatif etkileri araştırılmıştır. Ayrıca, bitki ekstraktlarının, kontrol hücresi olarak sağlıklı insan gingival fibroblast (HGF-1) hücrelerine sitotoksik etkisi denenmiştir. Sağlıklı hücrede bitki ekstraktları sitotoksik etki belirlenmemiştir. Tüm bitki ekstraktlarının 250, 500, 1000 µg/ml konsantrasyonlarda, her iki kanser hücre hattında da antiproliferatif etkisi tespit edilmiştir. P. platychloena bitkisinin su ekstraktı en iyi antiproliferatif etkiyi CCL-221 hücresine göstermiştir (% 72 hücre ölüm ). Bitkilerin metanol ve su ekstraktlarının, TNF-? ile uyarılmış kanser hücre hattında interlökin (IL)-6 ve IL-8 salınımlarının baskılanmasına göre antiinflamatuar etkileri belirlenmiştir. Tüm bitki ekstraktlarının her iki kanser hücre hattında da IL-6 ve IL-8 salınımını baskıladığı belirlenirken, baskılamanın artan ekstrakt konsantrasyona göre arttığı gözlenmiştir. Caco-2 kanser hücre hattında P. platychloena su ekstraktının 1000 µg/ml konsantrasyonuna IL-8 (20 kat) ve IL-6 (32 kat) salınımını en yüksek oranda baskıladığı tespit edilmiştir. Antiproliferatif etki ile antiinflamatuar etki arasında pozitif korelasyon olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Tüm bitkilerin antiproliferatif ve antiinflamatuar etkisi araştırıldığında en iyi sonucu bitkilerin su ekstraktları ve 1000 µg/ml konsantrasyonda gözlenmiştir. HPLC ile iyi sonuç veren P. platychloena ve V. lycica flavonoidler bakımından araştırılmıştır. 7 farklı flavonoid bakımından incelenen bitki ekstraktlarında en fazla flavonoid (6 farklı flavonoid) P. platychloena metanol ekstraktında belirlenmiştir. P. platychloena?nın metanol ekstraktında kersetin (5,25±0,04) ve Kemferol (4,02±0,02) yüksek oranda tespit edilmiştir. P. platychloena ekstraktının inflamatuar bağırsak hastalıklarında ve bağırsak kanserinde önleyici veya tedavi edici amaçla kullanılabileceği düşünülmektedir.
Bazı muhtemel probiyotik türlerin inulin varlığında antioksidan aktivite ve immünolojik özelliklerinin araştırılması
Gastrointestinal sistem (GİS) epitel hücreleri, sistemik ve mukozal bağışıklıkta önemli rol oynayan sitokinleri salgılamaktadır. Proinflamatuvar sitokinlerin aşırı, uzun süreli salınımı GİS'de inflamasyona bağlı oksidatif hasarı arttırarak, inflamatuvar barsak hastalıkları ve/veya kolon kanserine yol açabilmektedir. Bu çalışmada insan ve gıda kaynaklı, ekzopolisakkarit (EPS) üretimlerine göre seçilmiş Laktobasil ve Bifidobakteri kültürlerine ait 5 suşun antioksidan aktiviteleri, Caco-2 ve CCL-221 hücrelerine tutunması ve interlökin (IL)-6 ve IL-8 salınımları üzerindeki etkisinin araştırılması, EPS üretim miktarları ile ilişkisi belirlenerek gıda ve tıp alanında kullanımının önü açabilecek probiyotik suşların belirlenmesi amaçlanmıştır. Seçilmiş bu suşlara ve özelliklerine prebiyotik etkinin araştırılması da hedefler arasındadır. Suşların EPS üretim miktarları 28±0,7 mg/L ile 155±0,4 mg/L arasında değişen miktarlarda bulunmuş, Lactobacillus delbrueckii subsp. bulgaricus B3 (155±0,4 mg/L) ve Bifidobacterium breve A28 (122±0,7 mg/L) yüksek EPS üreten suşlar olarak belirlenmiştir. İnulin prebiyotiğinin suşların canlılık, EPS ve otoagregasyon yeteneği üzerindeki etkisi araştırılmış, inulinin bu özellikler bakımından suşların etkinliğini arttırdığı tespit edilmiştir. Antioksidan etki spektrofotometrik ve fibroblast hücelerinde olmak üzere iki farklı yöntemle araştırılmıştır. Tüm suşlar antioksidan etkiye değişen oranlarda sahip olup, kuvveti EPS üretimi ile doğru orantılı bulunmuştur (p<0,05). Probiyotik olarak nitelendirilmeleri için önkoşul olan adezyon yetenekleri iki farklı barsak kanser hücre hattında (Caco-2 ve CCL-221) araştırılmış yüksek EPS üretimine sahip L. delbrueckii subsp. bulgaricus B3 ve L. rhamnosus GD11 suşlarının yüksek tutunma kapasitesine sahip olduğu belirlenmiştir. Suşların antikanserojenik etkileri ve sağlıklı hücreler üzerindeki sitotoksik etkisi araştırılmıştır. Antikanserojenik etkisi yüksek olan suşların sitotoksik etkisinin düşük olduğu bulunmuştur. TEM analizlerinde apoptotik benzeri hücreler belirlenmiştir. Suşların immünolojik özellikleri. TNF-? ile inflamasyon ortamı yaratılmış Caco-2 ve CCL-221 hücre hatlarında, proinflamatuvar sitokin seviyesi belirlenerek yapılmıştır. Çalışma verilerine göre B3 ve A28 suşları yüksek EPS üretebilen, otoagregasyon yeteneği kuvvetli, yüksek antioksidan etkiye sahip, antikanserojenik özellik gösteren ve inflamasyonu baskılayan suşlar olarak ön plana çıkmıştır.
Propiyonik asit bakterilerinin ürettiği bazı metabolitlerle bifidobakterilerin gelişimini düzenleyici (BGD) etkisi arasındaki ilişkinin araştırılması
Bu çalışmada, peynirden izole edilmiş propiyonik asit bakterilerine ait 31 suşun toplam asit, organik asit, ekzopolisakkarit (EPS) üretimleri, antimikrobiyal aktiviteleri, otoagregasyon ve koagregasyon yetenekleri ile bifidobakterilerin gelişimini düzenleyici (BGD) etkileri araştırılmıştır. Suşların ürettiği yüzde asit miktarının belirlenebilmesi için farklı besiyerleri kullanılmış ve en yüksek asit üretiminin skimmilk besiyerinde olduğu görülmüştür. Yüzde asit üretimi yüksek olan suşların aynı besiyerlerinde ürettikleri propiyonik, asetik ve laktik asit miktarlarına HPLC ile bakılmış ve tüm suşların her iki besiyerinde de asetik ve laktik asitten daha yüksek oranda propiyonik asit ürettikleri görülmüştür. En yüksek propiyonik asit üretimi SM besiyerinde geliştirilen Propionibacterium thoenii 72 suşunda gözlenmiştir (15,50 ± 0,15 mg/ml). Çalışmada propiyonik asit bakterilerinin farklı besiyerlerinde ürettikleri EPS miktarlarına bakılmış ve E-YEL-G besiyerinde EPS üretiminin daha yüksek olduğu görülmüştür. Propiyonik asit bakterilerinin patojen mikroorganizmalar olan Escherichia coli ATCC 35218 ve Staphylococcus aureus ATCC 25923 suşlarına karşı gösterdikleri antimikrobiyal aktivite suşlar SM ve YEL-G besiyerlerinde geliştirilerek tespit edilmiştir. Buna göre suşların E. coli ATCC 35218 suşuna karşı gösterdikleri antimikrobiyal aktivite her iki besiyerinde de daha yüksek çıkmıştır. EPS üretimi yüksek olan suşların otoagregasyon ve E. coli ATCC 35218 ile S. aureus ATCC 25923 suşlarıyla koagregasyon yetenekleri belirlenmiş ve P. acidipropionici 75 suşunun agregasyon (%49±4), E. coli ATCC 35218 ile koagregasyon (%19±1); P. freudenreichii spp. freudenreichii 21 ve P. freudenreichii spp. freudenreichii 31-4 suşlarının ise S. aureus ATCC 25923 ile koagregasyon (%16±5) yeteneklerinin yüksek olduğu görülmüştür. Propiyonik asit bakterilerinin asit üretimi ile antimikrobiyal aktivitesi arasında (p<0,01) pozitif bir ilişki bulunmuştur. Propiyonik asit bakterilerinin probiyotik bakterilerden olan bifidobakterilerin gelişimini düzenleyici (BGD) etkisi en yüksek P. thoenii 72 suşunda Bifidobacterium breve A28 suşuna karşı tespit edilmiş ve bu aktivitiye sonikasyon, enzimler, pH ve sıcaklığın etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan suşların asit, EPS üretimi, antimikrobiyal aktivitesi, otoagregasyon, koagregasyon yetenekleri ile BGD aktiviteleri arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır.
Lactobacillus, Propionibacterium ve Bifidobacterium cinslerine ait farklı türlerin konjuge linoleik asit üretimlerinin probiyotik açıdan önemi
Bu çalışmada, Türkiye'nin farklı bölgelerinden temin edilmiş delikli yapıya sahip, el yapımı 78 peynirden 32 adet propiyonibakteri izole edilmiştir. İzolatların klasik ve moleküler tanımlama sonuçları peynirdeki en baskın propiyonibakteri türünün Propionibacterium freudenreichii (% 88) olduğunu bununla birlikte P. acidipropionici, P. jensenii ve P. thoenii türlerinin de bulunduğunu göstermiştir. İzole edilen propiyonibakterilerin ve Gazi Üniversitesi Biyoteknoloji Laboratuarı kültür koleksiyonundan seçilmiş laktobasil ve bifidobakterilerin linoleis asit (LA) ve ayçiçeği yağından konjuge linoleik asit (KLA) sentezleme yetenekleri taranmıştır. Tüm suşların KLA sentezleyebildiği, linoleik asitten (LA) ayçiçek yağına göre daha yüksek oranda KLA sentezlendiği belirlenmiştir. En yüksek KLA sentezi LA'de % 30, ayçiçeğinde % 14 ile B. breve A28 suşunda görülmüştür. Propiyonibakterilerde P. freudenreichii spp. shermanii S28 (LA'de % 28, ayçiçeğinde % 12) ve P. thoenii S72 suşları öne çıkmıştır. KLA sentezi için en ideal sıcaklık, pH, inkübasyon süresi ve LA konsantrasyonları belirlenerek çalışmalar bu koşullarda yapılmıştır. Propiyonibakterilerde; pH 6,8, 30oC, 100 µg/ml LA konsantrasyonda 72 saat inkübasyon, bifidobakterilerde; pH 6,8, 37oC, 100 µg/ml LA konsantrasyonda 48 saat inkübasyon koşulları en ideal olarak belirlenmiştir. Bu çalışma kapsamında, yüksek yetenekteki suşların optimal koşullarda KLA sentezlemesi ve bu KLA'nın kolesterol düşürücü, antioksidan, insan bağırsak epiteli benzeri hücre hatlarına tutunma ve antikanserojen etkisi araştırılmış, gıda ve sağlık alanında kullanılabilecek yeni probiyotik suşların bulunması amaçlanmıştır. En yüksek kolesterol giderimi KLA sentezi yüksek olan P. freudenreichii ssp. shermanii S28 suşunda % 33, KLA sentezi olduğunda ise % 47 bulunmuştur. Bu artış oranı yaklaşık % 14 iken düşük KLA sentezleyen suşlarda % 3 - 6 olduğu görülmüştür. Suşların antioksidan etkisi olduğu bulunmuştur. Antioksidan etkinin KLA sentezi ile değişik oranlarda arttığı en yüksek artışın demir şelatlama aktivitesinde P. thoenii S72 suşunda (% 26'dan % 45'e) olduğu belirlenmiştir. Caco-2 ve CCL-221 hücre hatlarında suşların tutunabilme yeteneğinde olduğu tespit edilmiştir. En yüksek tutunma Caco-2 hücre hattında % 58, KLA sentezi olduğunda % 65 ile B. breve A28 suşunda bulunmuştur. Tutunma yeteneği ile bağlantılı olarak suşlar iki hücre hattı üzerinde antikanserojenik etki gösterirken en yüksek antikanserojenik etki Caco-2 hücre hattında görülmüştür. KLA sentezi, suşların kanser hücre hatları üzerindeki öldürme etkisini yaklaşık % 8 - 25 arttırırken, sağlıklı fibroblast hücre hattında ölüme sebep olmadığı hatta suşların % 9 - 14 olan öldürme etkisini % 3 - 4 oranına kadar azalttığı bulunmuştur. Çalışma sonuçları S28, S72 ve A28 suşlarınının KLA sentezi ve buna bağlı olarak antioksidan, antikanserojen, kolesterol giderimi ve adezyon çalışmalarında yüksek yetenekte olduklarını göstermiştirAnahtar Kelimeler : Konjuge linoleik asit (KLA), Probiyotik, Antioksidan, Antikanserojen, Kolesterol
Çeşitli endüstriyel atık maddelerde bazı mikroorganızmaların yüzey aktif özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, Pseudomonas aeruginosa ve Pseudomonas stutzeri türlerine ait toplam 26 adet suş kullanılmıştır. Suşların 12 adeti Çorlu Deresi' den alınan sudan izole edilirken, 14 adeti Batman bölgesindeki petrolle kirletilmiş topraktan izole edilmiştir. İzolatların tanımlamaları 5 ve 42 oC' de gelişme, oksidaz, denitrifikasyon, jelatin hidrolizi, nişasta hidrolizi, pigmentasyon gibi biyokimyasal ve fizyolojik testlerin yanı sıra Analitik Profil İndeks biyokimyasal test kitleri kullanılarak yapılmıştır. Ayrıca tüm izolatların protein profilleri çıkarılarak aralarındaki benzerlikler incelenmiştir. Tanımlamaları yapılan suşlar arasından, besiortamının yüzey gerilimini sırasıyla 29 ve 33 dyne/cm2' ye düşüren ve en yüksek ramnolipid (sırasıyla 287-286 mg/L) üreten P. aeruginosa 78 ve 99 suşlarının yanı sıra, 393 mg/mL ile en yüsek oranda ekzopolisakkarit (EPS) üreten P. stutzeri T3 suşu çalışmalarda kullanılmak üzere seçilmiştir. P. aeruginosa suşlarının besiortamı yüzey gerilimini düşürmesinde etken olan ramnolipidin üretiminde, karbon kaynağı olarak gliserol, rakı fabrikası atığı cibri ve şeker fabrikası atığı melas kullanılmıştır. 379 mg/L ile en yüksek ramnolipid üretimini P. aeruginosa 78 suşunun melas besiortamında üretildiği tespit edilmiştir. Cibrili besiortamında ise herhangi bir üreme görülmemiştir. Melas besiortamının yüzey gerilimini P. aeruginosa 78 suşunun 28 dyne/cm2' ye düşürğü; P. aeruginosa 99 suşunun ise 29 dyne/cm2' ye düşürmüştür. P. aeruginosa 78 ve P. aeruginosa 99 suşları tarafından üretilen ramnolipidin kritik misel konsanrasyonunun sırasıyla 115 mg/L ve 130 mg/L olduğu, ayrıca ramnolipidlerin değişen pH ve sıcaklık koşullarında ise etkinliklerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Ramnolipid üreten suşların EPS üretimlerininde yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ancak EPS üretimi en yüksek olan P. stutzeri T3 suşunun ramnolipid veya benzeri bir yüzey aktif madde üretmediği ve EPS' nin besiortamı yüzey gerilimine etkisinin olmadığı görülmüştür. Ramnolipid ve EPS' nin benzen, n-hekzan, toluen ve ksilol hidrokarbonları üzerine emülsifikasyon aktivitesi ile bu hidrokarbonlar üzerinde suşların hücre yüzey hidrofobisiteleri araştırılmıştır. P. aeruginosa 78 ve 99 suşları tarafından üretilen ramnolipidlerin benzen için (sırasıyla % 68 ve % 69) daha emülsifiyer özellikte olduğu görülmüştür. P. aeruginosa 78, 99 ve P. stutzeri T3 suşları tarafından üretilen EPS' nin ise kullanılan hidrokarbonları % 66-22 arasında değişen oranlarda emülsifiye ettiği belirlenmiştir. EPS' lerin en yüksek toluen için emülsifiyer olduğu (sırasıyla % 66, 54, 44) tespit edilmiştir. P. aeruginosa 78 ve 99 ile P. stutzeri T3 suşlarının hücre yüzeylerinin ise benzen ve toluen hidrokarbonları için daha hidrofob olduğu görülmüştür.
Bifidobacterium cinsi bakterilerin bazı probiyotik özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, anne sütü ve anne sütü ile beslenen bebeklerin dışkısından mupirosin ilave edilerek değiştirilen BSM katı besiyeri kullanılarak 59 adet bifidobakteri izole edilmiştir. İzolatlar fruktoz?6-fosfat fosfoketolaz enzimi ile cins düzeyinde tanımlanmış ve 31 adet bifidobakteri belirlenmiştir. İdentifikasyon sonuçları B. breve (15 suş)' nin predominant olduğu göstermiştir. Tüm suşların asit direnci, safra toleransı, ekzopolisakkarit üretimi, antimikrobiyal aktiviteleri ve hemaglütinasyon kabiliyetleri gibi probiyotik kullanım açısından önemli olan bazı özellikleri araştırılmıştır. Suşların asit direnci, safra toleransı ve EPS üretimi spektrofotometrik olarak belirlenmiştir. Bifidobakterilerin EPS üretimi ile asit direnci (p<0,05) ve safra toleransı (p<0,05) arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Aynı zamanda, bifidobakterilerin önemli bir bağırsak patojeni olarak bilinen E. coli ATCC 11229 üzerinde zon çapı 0- 9±1 mm arasında değişen oranlarda inhibisyon etkisi gösterdiği tespit edilmiştir. Epitel yüzeye tutunma çalışmasından önce epitel yüzeye tutunmada önemli rol oynadığı düşünülen suşların hemaglütinasyon kabiliyetleri araştırılmıştır. Suşların 10 adedinde orta (+, ++) ve yüksek (+++) dereceli hemaglütinasyon kabiliyeti saptanmıştır. Epitel yüzeye tutunma çalışmasında ise asit direnci (pH 3,5- OD600; 0,98±0,01), safra toleransı (% 0,40-OD600; 1,43±0,01), EPS üretim kapasitesi (97,64±0,01 mg/L), E. coli ATCC 11229 üzerindeki inhibisyon etkisi (9±1 mm), hemaglütinasyon kabiliyeti (+++) yüksek olan B. breve A28 suşu ve tüm bu özellikler bakımından zayıf olan B. bifidum A10 suşu kullanılmıştır. B. breve A28 suşunun epitele tutunma indeksi 300< bakteri/hücre olarak belirlenirken, B. bifidum A10 suşunun epitele tutunma indeksi 19 bakteri/hücre olarak bulunmuştur. Tüm tutunma sonuçları taramalı elektron mikroskobu ile de doğrulanmıştır. Prebiyotik uygulamasında, yüksek EPS üretimine sahip A28 suşunun inulinsiz ortamdaki canlılığı 7,1x108 cfu/ml iken, inulinli ortamda 7,4x1011 cfu/ml olarak belirlenmiştir. E. coli ATCC 11229' nin canlılığında inulinli ortamda dikkate değer bir değişiklik gözlenmemiştir. A28 suşu taşıdığı bütün bu özelliklerinden dolayı sindirim sisteminde uzun süre canlı kalabilecektir. Bu nedenle, çalışmada probiyotik bakteri olarak B. breve A28 suşunun kullanımı önerilmektedir.
Çeşitli tatlı sulardan izole edilen bazı Synechocystis sp. izolatlarına Cr(VI) ve Cd(II) ağır metallerinin etkisi ve giderimi: Metal gideriminin protein ve tiyoller açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada Mogan Gölü, Kurtboğazı Barajı, Uncalı Deresi, Bafa Gölü, Hatim Çayı, Harikalar Diyarı Göleti ve Kızılırmak Nehri gibi tatlı su kaynaklarından alınan örneklerden toplam 15 adet siyanobakter izole edilmiştir. İzolatlar morfolojileri, bölünme fizyolojilerine ve 16S rRNA'larına göre Synechocystis sp. olarak tanımlanmışlardır. Tanımlanan izolatlar 5-50 ppm Cr(VI) ve Cd(II) konsantrasyonlarına maruz bırakılarak klorofil-a analizi ve EC50 değerleri ile bu metallere karşı canlılıkları tespit edilmiştir. Cr(VI) ve Cd(II) metallerinde canlılığını en çok koruyabilen izolat Synechocystis sp. BASO670 olarak belirlenmiş ve bütün deneylerde bu izolat kullanılmıştır. Biyosorpsiyon deneyinde Synechocystis sp. BASO670 izolatının cansız, tutuklanmış canlı ve cansız hücreleri kullanılarak pH, biyokütle, sıcaklık, metal konsantrasyonları ve zaman gibi değişkenlerin etkisi incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, Synechocystis sp. BASO670 izolatının her üç biyokütlesinin Cr(VI) biyosorpsiyonu için en uygun koşulların; pH 2, 0,05 g biyokütle (cansız), 30 küre (tutuklanmış), 25 oC, 100 ppm metal konsantrasyonu ve 60 dak olduğu, Cd(II) biyosorpsiyonu için en uygun koşulların da; pH 7, 0,05 g biyokütle (cansız), 30 küre (tutuklanmış), 25 oC, 100 ppm metal konsantrasyonu ve 60 dak zaman olduğu tespit edilmiştir. Synechocystis sp. BASO670 izolatının tutuklanmış kuru hücreleri her iki metali de yüksek oranda biyosorbe ettiği tespit edilmiştir. Biyobirikim denemelerinde Synechocystis sp. BASO670 izolatı 10 ppm Cr(VI), 10 ppm Cd(II) ve 10 ppm Cr(VI) ve 10 ppm Cd(II) metal karışımlarına maruz bırakılmış ve denemeler sonucunda bu izolatın Cd(II)'yi Cr(VI)'ya göre daha yüksek oranda tuttuğu tespit edilmiştir. Biyobirikim denemelerinde kullanılan kontrol ve metallere maruz kalan izolatın taramalı elektron mikroskop görüntüleri çekilerek elemental analizleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre Cr(VI) ve Cd(II)'ye maruz kalan hücrelerde eksopolisakkarit (EPS) yapısının daha çok sentezlendiği ve metal karışımına maruz kalan hücrelerde morfolojik bozukluklar meydana geldiği tespit edilmiştir. Biyobirikim deneyleri ile aynı şartlarda metallere maruz kalan Synechocystis sp. BASO670 izolatının proteinleri çıkarılarak SDS-PAGE'de yürütülmüştür. Metale maruz kalan hücrelerin kontrole göre protein miktarlarında değişiklikler olduğu, özellikle Cr(VI)'ya maruz kalan hücrelerde farklı bir proteinin sentezlendiği ve metal karışımlarına maruz kalan hücrelerin bazı proteinlerinin kaybolduğu saptanmıştır. Synechocystis sp. BASO670 izolatı biyobirikim deneyi ile aynı şartlarda metallere maruz bırakılarak toplam tiyol, proteine bağlı olmayan tiyol ve proteine bağlı tiyol miktarları hesaplanmış, özellikle proteine bağlı tiyol miktarlarında metale bağlı artış olduğu tespit edilmiştir.
Labiatae familyasına ait bazı endemik türlerin önemli bitki patojeni bakteriler üzerine antimikrobiyal etkisinin araştırılması
Bütün dünyada oldugu gibi ülkemizde de hastalık ve zararlılardan ari ürün yetistirmek için çesitli mücadele yöntemleri denenmektedir. Bu yöntemlerden biri, bitkisel materyaller ve bitkisel ekstraktlar kullanılarak hastalık ve zararlılarla mücadele etmektir. Bu çalısma kapsamında Labiatae familyasına ait endemik türler olan Origanum minutiflorum O. Schwarz & P. H . Davis, Sideritis erytrantha Boiss.& Heldr. apud Bentham subsp. erytrantha, Salvia tchihatcheffii (Fisch.& Mey.) Boiss., Satureja wiedemanniana (Lalem.) Velen. ve Thymus sipyleus Boiss. subsp. sipyleus bitkilerinin uçucu yaglarının antimikrobiyal etkisi, bitkilerde hastalık olusturan yirmi bakteriye karsı denenmistir. Denemeler invitro kosullarda besi ortamı üzerinde yapılmıs ve uçucu yagların olusturdukları inhibisyon zon çapları belirlenmistir. Olusan inhibisyon zon çapları 0-54 mm arasında degismistir. Ayrıca bu uçucu yagların bakterilerin gelisimini engelledigi en düsük konsantrasyonlar (MIC) belirlenmistir. MIC degerleri en düsük 125 ?g/ml, en yüksek ise >500?g/ml bulunmustur. Kimyasal analizler sonucunda, Origanum minutiflorum uçucu yagının ana bilesenini % 73,93 oranla Carvacrol, Sideritis erytrantha var. erytrantha uçucu yagının ana bilesenlerini % 17,75 g-terpinene, % 11,81 b-caryophyllene ve % 9,96 Sabinene maddelerinin olusturdugu belirlenmistir. Bunun yanında, Salvia tchihatcheffii uçucu yagının ana bilesenleri % 44,45 oranla 1,8-cineole ve % 12,19 Camphor'dur. Ayrıca Satureja wiedemanniana uçucu yagının ana bilesenlerini % 11,55 p-cymene, % 9,45 Menthadiene ve %7,22 Spathulenol ve Thymus sipyleus subsp. sipyleus uçucu yagının ana bilesenlerini % 44,98 1,8- cineole ve % 12,19 Camphor'dur. nvitro denemeleri sonucu en etkili bulunan O. minutiflorum bitkisinin uçucu yagının etkisi, Xanthomonas vesicatoria bakterisine karsı denenmistir. Bu deneme sabit kosullardaki iklim odasında yetistirilen domates bitkileri üzerinde gerçeklestirilmistir. Denemelerde bes farklı karakter kullanılmıstır. lk olarak uçucu yag domates bitkilerine uygulanmıstır. Kırksekiz saat sonra Xanthomonas vesicatoria bakterisi aynı bitkiler üzerine uygulanmıstır. 0-4 skalasına göre yapılan degerlendirme sonucunda, Xanthomonas vesicatoria bakterisi tarafından olusturulan hastalıgın % 81,25 oranında engellendigi tespit edilmistir. Yapılan varyans analizi ile de karakterler arasındaki farkın önemli oldugu ve 3 farklı grup olustugu belirlenmistir. Anahtar Kelimeler : Labiatae, endemik türler, uçucu yag, antimikrobiyal etki, bitki patojeni bakteriler
Probiyotik olarak kullanılabilecek bazı laktik asit bakterilerinin kolesterol giderimi özellikleri ve safra tuzu dekonjugasyonu etkilerinin araştırılması
Bu çalısmada, köy yogurtlarından izole edilmis ve ekzopolisakkarit üretimi miktarlarına göre seçilen Lactobacillus delbrueckii subsp. bulgaricus türüne ait 5 susun ekzopolisakkarit üretimi miktarları ile kolesterol giderimi oranları arasındaki iliskinin belirlenmesi ve bu susların safra tuzu dekonjugasyonu aktivitelerinin tespit edilmesi hedeflenmistir. Kolesterolün ve farklı safra konsantrasyonlarının susların gelisimi üzerine etkisi arastırılmıstır. Kolesterolün gelisimi artırdıgı ve %0,0'dan %0,3'e dogru artan safra konsantrasyonlarına baglı olarak tüm susların canlılık oranlarının düstügü tespit edilmistir. Susların %0,3'lük safra konsantrasyonundaki canlılık yüzdelerinin %0- 24 degerleri arasında oldugu belirlenmistir. Kolesterol giderimi üzerine farklı safra konsantrasyonlarının etkisi arastırılmıstır. Yüksek ekzopolisakkarit üretimine sahip olan susların (B3, ATCC 11842, G11) düsük ekzopolisakkarit üretimine sahip suslara (B2, A13) kıyasla besiortamından daha fazla kolesterolü uzaklastırabildigi belirlenmis ve en yüksek kolesterol gideriminin (%31) %0,3'lük safra konsantrasyonunda B3 susu tarafından gerçeklestirildigi gözlenmistir. Dinlenme halindeki ve cansız hücreler tarafından kolesterol giderim miktarları tespit edilmis ve bu oranların sırasıyla %4-14 ile %3-10 degerleri arasında oldugu saptanmıstır. Yüksek oranda ekzopolisakkarit üretimine sahip, safraya karsı dirençli ve kolesterol gideriminde etkili olan B3 susu seçilerek tutuklama çalısmasında kullanılmıstır. Tutuklanmıs ve serbest hücreler tarafından kolesterol giderimi çalısılmıs ve tutuklanmıs hücrelerin serbest hücrelere kıyasla kolesterol gideriminde daha etkili oldugu tespit edilmistir. Kolesterolün susların ekzopolisakkarit üretimleri üzerine etkisi arastırılmıs ve kolesterolün ekzopolisakkarit üretimini stimüle ettigi saptanmıstır. Susların taurokolik asit üzerindeki dekonjugasyon aktiviteleri arastırılmıs ve bunların %15,0-35,5 degerleri arasında oldugu saptanmıstır.
Lactobacillus delbrueckii subsp. bulgaricus türüne ait suşların bazı probiyotik özelliklerinin belirlenmesi ve tutuklamanın bu özellikler üzerine etkisi
Bu çalışmada, köy yoğurtlarından izole ©dilen Lactobacillus delbrueckii Söbsp. bulgaricus türüne ait suşlann probiyotik, starter özellikleri ve tutuklamanın bu özellikler üzerine etkisinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Toplam 23L.subsp. bulgaricus susunun laktik asit üretimleri ve antimikrobiyaf aktiviteleri belirlenmiştir. Suşiann laktik asit üretimieri 0,03-0,1 g/L arasında bulunmuştur. Laktik asit üretimi düşük, orta ve yüksek değerde 4 susun D-LDH enzim aktiviteleri 0563-1,54 fimoi, dk./mg, toplam lakta! dehidrogenaz enzim aktiviteieri ise 1,51-3,69 p.mol. dk./mg arasında belirlenmiştir. Antimikrobiyal aktivite sonuçlarına göre L.türüne ait suşlann % 91 'I A. 106 üzerine, % 87'sî P.ATCCözerine, % 87!sînin Y.ATCC 1501 üzerine, %S. 171 üzerine, % 651 B.863 suşy üzerine,M, NRLL-B 4375 suşy üzerine, % 48'i S.ATCC¥6 % 43'ü E. coli ATCC 11230 susu üzerine inhibisyon etkisi göstermiştir. Asit üretimleri, EPS üretimleri ve antsmikrobiyai aktivite sonuçlarına göre seçilen 4 susun asit ve safra dirençiiiîkieri belirlenmiştir. Asîtliğe en direnci! olan sus L.subsp. buigaricus 33 iken, en dirençsiz syş ise L. deibrueckii subsp,22 olarakIV belirlenmiştir. Yine bu 4 susun, %053 lük safra tuzuna dirençliükieri % 28,6- % 35,7 değerleri arasında bulunmuştur. Bu suşiar arasında safra tuzuna karşı en dirençli olanı L. delbruckii subsp. buigahcus B3S dür. Probiyotîk olarak önemli özelliklere sahip olan L. delbruckii subsp. bulgaricus B3 susu tutuklama çalışmalarında kullanılmıştır. Tutuklanarak +4 °C saklanan hücrelerin canlılıklarında ilk 15 gün bir düşme gözlenmemiştir. 15 günden sonra düşüşler başlamıştır. Tutuklanan hücrelerin asit üretimleri île tutuklanmayan hücrelerin asit üretimleri arasında belirgin bir farklılık gözlenmemiştir. Fakat EPS üretimlerine bakıldığında tutuklanan hücrelerin tutuklanmayan hücrelere kıyasla daha az EPS ürettikleri belirlenmiştir. Tutuklanan hücrelerde belirgin bir şekilde safra tuzunun değişik konsantrasyonlarına karşı direncin daha fazla olduğu gözlenmiştir. Yine penisiiin-G ve nişin gibi öldürücü maddelere karşı tutuklanan hücrelerde çok önemli bir direnç gözlenmiştir. Tutuklanan ve tutuklanmayan hücrelerin B. cereus RSKK 863, P. aeroginosa ATCC 29212 we E. coli ATCC 11230 test bakterileri üzerine inhîbisyon etkilerinde bir fark gözlenmemiştir. Tutuklamanın probiyotik we starter özellikler üzerine olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir. Bilim kodu : 216 Anahtar Kelimeler : Probiyotîkler, Lactobacillus delbrueckü subsp. buigaricus, EPS, laktik asit, asit dirançliliği, safra dlrençliiiği, antimîkrobîya! aktivite, tutuklama Sayfa Adedi : 99 Tez Yöneticisi : Prof, Dr. Beima ASLIM
Amiloid beta 1-42 ile SH-SY5Y nöroblastoma hücrelerinde oluşturulan Alzheimer hastalığı modelinde probiyotik kaynaklı ekzopolisakkaritlerin nörokoruyucu etkilerinin araştırılması
Bu doktora tez çalışmasının amacı, amiloid beta (Aβ)1-42 ile SH-SY5Y nöroblastoma hücrelerinde oluşturulan Alzheimer hastalığı (AH) modelinde probiyotik kaynaklı (Lactobacillus delbrueckii ssp. bulgaricus B3 ve Lactiplantibacillus plantarum GD2) liyofilize ekzopolisakkarit (L-EPS)'lerin nörokoruyucu etkilerinin araştırılmasıdır. L-EPS'lerin miktarları belirlenmiş olup, karakterizasyonları gerçekleştirilmiştir. L-EPS'lerin antioksidan aktiviteleri ve Aβ1-42 agregasyonu üzerine inhibitör etkileri saptanmıştır. Aβ1-42 ile oluşturulan AH modelinde L-EPS'lerin hücre ölümüne karşı nörokoruyucu etkileri, asetilkolin esteraz (AChE) ve antioksidan enzim aktiviteleri üzerine etkileri, total antioksidan seviyesi (TAS) ve total oksidan seviyesi (TOS) üzerine etkileri belirlenmiştir. L-EPS'lerin hücre içi reaktif oksijen türleri (ROS) miktarı üzerine baskılayıcı etkilerinin yanı sıra, anti-apoptotik etkileri ve mitokondriyal membran potansiyeli (MMP) üzerine koruyucu etkileri saptanmıştır. L-EPS'lerin 14 farklı gen üzerine modülatör etkileri belirlenmiştir. Çalışmada kullandığımız L-EPS'lerin yüksek miktarda üretildiği saptanmıştır. L-EPS'lerin element yüzdeleri ve fourier transform infrared spektroskopisi (FTIR) spektrumları belirlenmiştir. Atomik kuvvet mikroskobu (AFM) ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) görüntülerine göre L-EPS'lerin yüzey morfolojileri pürüzlü ve gözenekli olarak farklılık göstermiştir. L-EPS'lerin X-ışını difraktometresi (XRD) desenlerine göre amorf karaktere sahip oldukları tespit edilmiştir. L-EPS'lerin antioksidan aktivite gösterdikleri belirlenmiştir (p<0,05). L-EPS'lerin hücre canlılığını, TAS'ı, antioksidan enzim aktivitelerini, MMP yüzdesini, BCL2 ve protein kinaz B (AKT/PKB) genlerinin ekspresyon seviyelerini arttırdığı saptanmıştır (p<0,05). L-EPS'lerin AChE'ı, Aβ1-42 agregasyonunu, TOS'u, hücre içi ROS miktarını, apoptotik hücre yüzdesini, BCL2 associated X (BAX), kaspaz-3 (CASP3), kaspaz-7 (CASP7), kaspaz-8 (CASP8), kaspaz-9 (CASP9), sitokrom C (CYCS), hücre dışı sinyalle düzenlenen kinaz 1 (ERK1), hücre dışı sinyalle düzenlenen kinaz 2 (ERK2), c-Jun N-Terminal kinaz (JNK), JUN, nüklear faktör-κB (NF-κB/p65) ve p38 mitojenle aktive edilmiş protein kinaz (p38 MAPK) genlerinin ekspresyon seviyelerini azalttığı belirlenmiştir (p<0,05). Elde edilen tüm sonuçlar incelendiğinde, B3 suşundan elde edilen L-EPS öne çıkmıştır. Ayrıca L-EPS'lerin sahip olduğu karakteristik yapısının ve yüzey morfolojisinin nöral koruyuculukta etkili olduğu gözlenmiştir. Etki mekanizması ortaya konmuş ve alternatiflerine göre etkisi yüksek olan L-EPS'lerin AH'nin önlenmesi ve tedavisinde yeni ilaç etken maddesi olma potansiyeli bulunmaktadır.