Theses supervised by Prof. Dr. Haydar Çakmak

19 theses · Gazi University

Master'sOpen AccessTR

Bağımsızlıktan sonra Tacikistan Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki dış siyaset, ekonomik güçlendirme ve gelişmeye yönelik ilişkiler

Bu tezde Sovyetler Birliğinin dağılmasını izleyen dönemde Türkiye ile Tacikistan arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. İki ülke ilişkileri, 1991-1995 yılları arasında Tacikistan'ın Türkiye ile ilişkileri, ekonomik koşullarının olumsuzluğu, Tacik İç Savaşı ve bu ülkenin İranve Rusya ile olan yakın ilişkisi nedeniyle kısıtlı kalmıştır. 1996-2004-2010 arası dönemde ise iki ülke ilişkileri Tacikistan'ın Orta Asya coğrafyasının ayrılmaz bir parçası olduğunun Türkiye tarafından daha iyi anlaşılması, Tacik İç Savaşının önemli bir siyasal uzlaşı ile sonuçlanması ve Tacikistan'ın bölgesel istikrar için vazgeçilmezliği gibi etkenler nedeniyle gelişmiştir. Türkiye-Tacikistan ilişkilerinde bugün gelinen nokta değerlendirildiğinde, bağımsızlığın hemen ardından gelen ilk yıllara oranla ilerleme olduğu, fakat bu ilerlemenin henüz istenen düzeyde gerçekleşmediği sonucuna varmak mümkündür. Anahtar Kelimeler: 1. Tacikistan, 2. Bölgesel İstikrar, 3. Türkî Cumhuriyetler, 4. Tacikistan İç Savaşı, 5. Türk Tacik İlişkileri.

Ekonomik gelişmelerEkonomik ilişkilerTacikistan+5
Gulyam Yuldashev
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Orta Asya'da güvenlik sorunları ve dış müdahalelerin rolü

XX yüzyılın 90. yıllarında Avrasya kıtasında siyasi, ekonomik ve ideolojik değişiklikler yer aldı. SSCB ve dünya sosyalist sisteminin çöküşü eski Sovyet cumhuriyetlerinde önemli siyasi, ekonomik reformların başlamasına neden oldu. Orta Asya ülkelerinde öncelikle toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı sağlama, siyasi istikrara ulaşma, demokrasinin gelişmesi sorunlarıyla bağlı olan tamamen farklı görevleri içeren yeni jeopolitik durum ortaya çıkmıştı. Uluslararası toplumun yeni devletleri resmi tanıması onlar için büyük destek oldu. Ancak Sovyet sonrası Orta Asya ülkeleri kısa ve sınırlı süre içinde çözülmesi gereken pek çok sorunla karşılaştı. Bunlardan en önemlisi ulusal ve bölgesel güvenliği sağlamaktı. Bu sorunların arasında uyuşturucu kaçaklığı, sınır sorunları ve aşırılık ilk sıralardadır. Siyasi rejim, ekonomik sistem ve yönetim ilkelerinin köklü değişmesi şartları altında yeni devletlerin oluşumu çatışmalara yol açtı. Bunlar etnik çatışmalar, toprak talepleri, su ve arazi kullanımındaki anlaşmazlıklardı. Mevcut durum bu alanda politika geliştirmede tamamen yeni yaklaşımların aranmasını gerektiriyordu. Çalışmanın başlıca amacı Orta Asya bölgesel güvenlik sistemini oluşturmanın temel eğilimlerini analız etmektir. Çalışmada Orta Asya'daki bölgesel güvenliği etkileyen faktörler incelenmiştir. Konu incelenirken küresel ve bölgesel güçlerin bölge politikaları ve bu politikaların Orta Asya ülkelerinin bölgede izlediği dış politikaya yansımaları ele alınmıştır. Ayrıca bölgede faaliyette bulunan Şanghay İşbirliği Örgütü ve Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütünün bölge güvenliğini sağlamadaki rolü üzerinde durulmuş ve bu yapılanmalardaki lider konumdaki aktörlerin güvenlik sorunlarına olan yaklaşımları ortaya konmaya çalışılmıştır.Anahtar kelimeler: Avrasya, Orta Asya, SSCB, bölgesel güvenlik, ŞİÖ, Kolektif Güvenliği Anlaşması Örgütü.

AfganistanAskeri müdahaleAvrasya+7
Rabiga Gapparova
Gazi University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği azınlık politikalarının Türkiye'nin birliğe üyelik sürecine etkileri

Geçmişi 16. yüzyıla dayanan azınlıklar meselesi günümüzde de önemini korumakta ve hem devletler iç siyaseti bazında hem de uluslararası platformda tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Söz konusu sorunsal hal uluslararası hukukta kesin bir azınlık tanımı yapılamamış olması ve ulus devletlerin egemenlik kaygılarına bağlı olarak şekillenmektedir.Bu çalışmada, Birliğe katılım sürecinde müzakerelere devam eden Türkiye'nin azınlık hakları uygulamaları ile Avrupa Birliği Kopenhag siyasi kriterlerinin bir ayağını oluşturan azınlık haklarına saygı koşulunun ne derecede örtüştüğü İlerleme Raporları ekseninde değerlendirilecek; Birliğin azınlık politikalarının ve azınlık haklarına ilişkin beklentilerinin Türkiye'nin üyelik sürecine etkileri, ülkenin konu ile ilgili mevcut durumu göz önünde bulundurularak yorumlanacaktır.Çalışmanın ilk bölümünde, azınlıklar konusunun tarihi arka planı ele alınarak kavramsal tanımlaması yapıldıktan sonra uluslararası kuruluşlar nezdinde azınlık haklarının gelişimi ve dünyadaki önemli güçler açısından konu ile ilgili genel çerçeve ortaya konmaya çalışılacak; ikinci bölümde Avrupa Birliği'nde azınlıklar konusunun gündeme gelişi ve Birliğin esas aldığı belgeler incelendikten sonra genel ölçekte ve Kopenhag kriterleri kapsamında azınlık politikaları değerlendirilecek; son bölümde ise Türkiye'deki azınlık hakları konusunun hukuki dayanağı belirtilerek, müzakere aşamasında yayınlanan İlerleme Raporlarında Birliğin öne sürdüğü beklentilerin karşılanma kapasitesine bağlı olarak azınlık meselesinin Türkiye'nin Birliğe katılımına etkileri yorumlanarak ortaya konmaya çalışılacaktır.

Avrupa BirliğiAzınlık haklarıAzınlıklar+3
Remziye Ebru Tan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Afganistan'da devlet inşası sürecinde savaş ağaları ile işbirliği

2001'de Afganistan'da başlatılan devlet inşa sürecinde gelinen aşamada birçok alanda bazı ilerlemeler gerçekleşmesine rağmen, Afgan devletinin meşruiyet ve otoritesinin tesisi ile güvenliğin tam olarak sağlanamaması temel sorun olarak devam etmektedir. Bu kapsamda tezin amacı, Afganistan devlet inşası sürecinde yerel aktörler olarak savaş ağaları ile yapılan işbirliğinin olumsuz etkilerini belirlemek; devletlerin başarısızlığı, savaş ağaları ve devlet inşasıyla ilgili kuramsal yaklaşımlara katkı yapmaktır.Bu tezin temel varsayımı şu şekilde tespit edilmiştir.?Afgan savaş ağaları ile yapılan işbirliği; kısa vadede devlet inşasının politik boyutunun kısmen gerçekleştirilmesi ve Afgan yönetiminin tesisine yardımcı olmuştur. Ancak bu işbirliği orta ve uzun vadede meşru ve ülkenin tamamına egemen bir yönetimin oluşturulmasını engellemekte, kalıcı bir güvenliğin ve otoritenin sağlanmasını sekteye uğratmaktadır.?Tez; teorik olarak başarısız devletler ve devlet inşası, Afganistan'da devletin çökmesi, 2001 sonrası devlet inşası ve devlet inşasında savaş ağalarının rolü olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır.Savaş ağaları ile işbirliğinin Afgan devletinin meşruiyeti ile otorite ve güvenliğin sağlanmasına olumsuz etikleri; 2001-2011 dönemini ve Afganistan genelini kapsayacak şekilde incelenmiş; 2001 önceki döneme konunun tarihsel arka planını aydınlatmak için sınırlı bir şekilde başvurulmuştur. Tezin hazırlanmasında akademik kaynaklara ilaveten uzman uluslararası kuruluşların raporlarından istifade edilmiştir. Araştırma ve inceleme sonuçları, savaş ağalarıyla işbirliğinin meşruiyet, otorite ve güvenlik alanlarında önemli olumsuzluklara neden olduğunu göstermektedir. Bunlar;-2002 yılından itibaren genel asayişin bozulmasına katkı,-Olağanüstü ve Anayasal Büyük Meclis toplantıları, 2004 ve 2009 başkanlık seçimleri ile 2005 ve 2010 parlamento seçimlerine baskı, kuvvet kullanma ve hile yoluyla zarar verme,-Demokratik reformların uygulanmasına direnç gösterme,-Merkezi devletin meşruiyet ve otoritesi aleyhine kendi yerel beyliklerini devam ettirme,-Savaş ağaları arası çatışmaların devamı,-Silahsızlandırma, terhis etme ve topluma kazandırma programlarını engelleme,-Yasa dışı silahlı grupların dağıtılmasına direnç gösterme,- Afgan güvenlik kuvvetlerinin teşkilini engelleme,-Uyuşturucu ile mücadele ve yargı reformuna zarar verme şeklinde özetlenmektedir.Anahtar Sözcükler1.Başarısız devlet2.Devlet inşası3.Afganistan4.Savaş ağası5.Meşruiyet

AfganistanAfganistan SavaşıDevlet+4
Oktay Bingöl
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

ABD ve Irak Şiileri arasındaki ilişkiler: 2003-2010 dönemi

11 Eylül 2001 tarihinde ABD'de gerçekleşen saldırıların ardından, hedef ülkelerden biri de Irak olmuştur. Kitle imha silahları bulundurduğu iddia edilen Irak, ABD tarafından 2003 yılında saldırı ihtimaline saldırıyla karşılık verme stratejisi doğrultusunda işgal edilmiştir. ABD'nin Irak Savaşı'yla birlikte bölgede yeni aktörler de ortaya çıkmıştır. İşte bu aktörlerden biri Irak Şiileri olmuştur.Irak devletinin kurulduğu ilk yıllardan Amerikan işgaline kadar geçen sürede Şiiler, Irak yönetimleri tarafından bir tehlike unsuru olarak görülmüşlerdir. Bu nedenle ciddi baskılara maruz kalmışlar ve yönetimden dışlanmışlardır. Ancak ABD'nin Irak'ı işgaliyle birlikte Irak'ın Şii çoğunluğu, seksen yılı bulan baskı döneminden kurtulmuştur. 2003'ten sonra büyük bir güç elde eden Şiiler, ABD ile ilişkilerini de ilerleterek, Irak yönetiminde etkili olmuşlardır. Irak'ta bir Şii gücü ortaya çıkmıştır.Şiilerin ABD ile ilişkilerini sıkı tutmalarının nedenlerinden biri, 1920'li yıllarda İngiltere işgalinde almış oldukları tavır olmuştur. O yıllarda Irak'ta bağımsız ve İslami bir devletin kurulması noktasında Şiilerin İngiltere ile ters düşmesi, yönetimden pay alamamalarına neden olmuştur. Şiiler, Irak'ta çoğunluk olmalarına rağmen, Sünni bir Arap azınlık tarafından senelerce yönetilmişlerdir. Bu olay, 2003'teki Amerikan işgaline karşı Şiilerin tavırlarını etkilemiş ve yönetimden dışlanma korkusuyla Şiiler, ABD'ye karşı güçlü bir direnişten kaçınmışlardır.Her ne kadar ABD ve Iraklı Şiiler arasındaki ilişkiler, geçmişte bazı olumsuz olayları barındırsa da, Saddam Hüseyin ve Baas iktidarının devrilmesi noktasında bir işbirliği yapıldığı görülebilmektedir. Irak işgali sırasında Şiiler ciddi çekincelere sahip olmuştur. 1991 yılındaki ayaklanma sırasında ABD'nin Iraklı muhaliflere verdiği desteği çekmesi sonucu yaşadıkları acı tecrübeden dolayı, savaş sırasında verdikleri demeçlerde daha dikkatli davranmışlardır. Ancak Baas iktidarının devrilmesi ve kısa sürede Amerikan ve Koalisyon güçlerinin Irak'ın kontrolünü ele geçirmesi üzerine Şiiler daha rahat hareket alanı bulmuşlardır. Sonrasında Şiiler, geçici Irak yönetimde ciddi oranda bir temsil gücüne sahip olmuşlardır. Nüfus gücünü iyi kullanabilen ve aralarında birliktelik sağlayabilen Şiiler, Irak seçimlerinden de iyi sonuçlar elde etmişlerdir.

Amerika Birleşik DevletleriIrakOrtadoğu+2
İnci Muratlı Bezirgan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

1990 sonrasında ABD ve Karadeniz

11 Eylül 2001 sonrası değişen ABD'nin güvenlik algısı ve uluslararasıkoşullar, etkisini Karadeniz'de göstermiştir. Küresel güç ABD'nin dünyaüzerinde askeri olarak henüz varlık gösteremediği, kontrolünü sağlayamadığıbölgelerden biri olan Karadeniz, aynı zamanda jeopolitik konumu nedeniyleHazar Enerji kaynaklarının Batı ekonomilerine transferinde ana güzergahlarıbarındırmaktadır. Bu nedenle bölgede kontrolü sağlamak üzere ABD, AB veRusya arasında uluslararası çok yönlü bir rekabet yaşanmaktadır. Türkiye iseKaradeniz'e kıyıdaş olmanın ötesinde, sahip olduğu Boğazlar nedeniylebölgenin kilit ülkesidir. Dolayısıyla Karadeniz, Türkiye'nin anılan aktörlerleilişkilerini etkileme potansiyeline sahiptir. ABD, askeri olarak varlıkgösteremediği bölgede askeri varlığa sahip olabilemek ve kendisine yakınhükümetlerin iktidarda olması için çaba göstermektedir. Türkiye ise; bölgedebarış ve istikrarın sağlanmasını , ekonomik ilişkilerin ve kıyıdaş ülkelerinsosyo-ekonomik düzeylerinin gelişmesini, bölgede yaklaşık 75 yıldır olduğugibi kıyıdaş olmayan ülkelerin askeri varlığının sınırlı kalmasını ve Boğazlarüzerindeki kontrolünün devamını istemektedir. Dolayısıyla Türkiye'ninistekleri ABD'nin istekleri ile çelişmektedir ve şimdilik ertelenmiş gözükenABD'nin isteklerinin yeniden belirginleşmesi iki ülke ilişkilerini olumsuzetkileme potansiyeline sahiptir.

Amerika Birleşik DevletleriBoğazlarEnerji+2
Vehbi Çıkış
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Azerbaycan'da etnik gruplar ve dış politikaya etkileri

Etnik azınlıklar hukuk, siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler, sosyoloji vs. bilim dallarınca incelenen önemli konulardan biridir. Günümüzde küreselleşme eğilimlerinin yoğunlaşmasına paralel olarak etnik azınlıklar konusu da değişik platformlarda gündeme getirilmektedir. Elbette etnik azınlıklar sorunu bir taraftan hukukun evrensel ilke ve normlarına, insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerine uyumlu bir şekilde düzenlenmesi gereken sorundur. Bu konuyu önemli kılan birçok husus arasında uluslararası ve bölgesel aktörlerin birçok durumda etnik azınlık konusunu dış politika aracı olarak kullanmasıdır. Bu bağlamda etnik azınlık sorunu aynı zamanda ulusal devletlerin birlik ve bütünlüğüne yönelik bir sorundur. Tez çalışmamızda Azerbaycan'da etnik azınlıklar konusunun dış politika üzerindeki etkileri ele alınarak incelenmiştir.Birinci Bölümde kavramsal ve tarihsel olarak etnisite ve azınlıklar ele alınmıştır.İkinci Bölümde tarihsel süreç içinde Azerbaycan'ın etnik yapısında yaşanan değişikler incelenmiştir.Üçüncü Bölümde öncelikle ?Soğuk Savaş? sonrası dönemde Azerbaycan'da yaşanan milli kimlik tartışmaları ve dış politika konusu incelenmiştirAnahtar Kelimeler:AzerbaycanDış PolitikaEtnik AzınlıklarMilli KimlikUlus Devlet

AzerbaycanAzınlıklarEtnik azınlık+3
Elnur Paşa
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Dini terör çerçevesinde El-Kaide'nin yeri ve uluslararası eylemlerinin değerlendirilmesi

El-Kaide, eylemleri ve yapılanma stratejisiyle terörizm tarihinde yeni bir çağ başlatmıştır. El-Kaide'nin etkilerinin ilerleyen zamanlarda da insanoğlunun sorunlarından biri olarak devam edeceği değerlendirilmektedir. Devletler, bu etkiyi azaltmak için terörizmle mücadele etmenin temel taşları olan Uluslararası Hukuk kurallarını ve Uluslararası Yargı organlarını oluşturmalıdır.Çalışmamızda; Terörizm her hangi bir dinden kaynaklanır mı? El-Kaide militanları dini görevlerini mi yapmaktadır? Vehhabilik mezhebi terörün kaynağımıdır? El-Kaide eylemleri sonucu ne hedeflemektedir? Sorularına cevap aranmıştır.Din terör bağıntısının net olarak ortaya konması için tarihte din adına terör uyguladığını iddia eden örgütler incelenmiştir.El-Kaide'nin; Vehhabilik mezhebi üzerinden İslam dini ile olan bağlantısını ortaya koymak amacıyla ideologlarının iddiaları Ayet ve Hadislerle karşılaştırılmıştır.Sonuçta; Tarihte, pek çok grubun, tek Tanrılı ve çok Tanrılı dinler adına terörizm stratejisini uyguladığı tespit edilmiştir. Ancak bütüncül bakıldığında ve bu dinlerin takipçilerinden çok azının terör faaliyetlerinde bulunduğu değerlendirildiğinde hiçbir dinin terörizme kaynaklık ettiğinin iddia edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.İslam dini ve Vehhabilik mezhebi ile El-Kaide bağlantısı incelendiğinde; Örgütün pek çok iddiasının Ayet ve Hadislerle çelişmesi ayrıca milyarlara ulaşan inanan arasında terörist faaliyetlerde bulunanların sayısının çok düşük olması nedeniyle aralarında doğrudan bir bağın olmadığı anlaşılmıştır.Son olarak örgütün; eylemleriyle maddi zarar peşinde olmadığı, amacının batı toplumu ile Müslüman dünyayı karşı karşıya getirmek olduğu sonucuna varılmıştır.

DinDini çatışmalarEl Kaide+6
Osman Şen
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

1999'dan günümüze kadar geçen süreçte Kosova

1999 yılı gerçekleşen NATO müdahalesi ardından, Kosova üzerinde 86 yıllık süren Sırp denetimini sona erdirilmiş ve Kosova, BM Güvenlik Konseyi'nin 1244 sayılı kararı ile BM Kosova Misyonu (UNMİK) denetimine geçmiştir. 1999 sonrası Kosova'da yeni süreci başlatan 1244 sayılı bu karar çelişkili bir karar olup; bu kararda bir taraftan Sırbistan'ın Kosova üzerindeki egemenlik hakları kısıtlanırken diğer taraftan da toprak bütünlüğünü ihlal etmeyeceğini vurgulanmıştır. Sırplar bu kararın, Yugoslavya sınırlarını ihlal etmeyeceğini düşünerek Kosova'nın her zaman Sırbistan'a bağlı kalacağını; Arnavutlar ise, Sırbistan'ın egemenlik haklarını ortadan kaldırdığını düşünerek, Kosova'nın bağımsızlık yönünde atılan adım olarak değerlendirmişlerdir.1999 yılından 2004 yılına kadar uluslararası toplumun bölgede statükocu bir politika izlemesi, bağımsızlık yönünde bir adım atmaması, Arnavutların Kosova'nın kuzeyi Mitrovica'da şiddete yönelmelerine sebep olmuş ve 19 Mart 2004 olayı olarak anılan bu olay da müzakerelerin başlaması açısından dönüm noktası olmuştur. Uluslararası toplum 2005'in ortalarına doğru Kosova'nın geleceği ile ilgili statüsünün belirlenmesi için harekete geçmiştir. BM Güvenlik Konseyi tarafından müzakerelerin yürütülmesi için, Finlandiya'nın eski Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari'yi BM özel temsilcisi olarak atanmıştır. 2005 yılından 2007 yılına kadar Martti Ahtisaari, Belgrad ve Priştina arasında ki müzakerelerde bir sonuç alamamıştır.(Sırp tarafı? bağımsızlıktan az, özerklikten fazlasını? önerirken, Arnavut tarafı bağımsızlık dışında başka bir seçeneği kabul etmeyeceğini söylemiştir.)Martti Ahtisaari tarafından Kosova için ?şartlı bağımsızlık? önerilmiştir. Bu öneri planını Kosovalı Arnavutlar kabul ederken, Sırplar reddetmiştir. Ardından 17 Şubat 2008'de Kosova'nın tek taraflı bağımsızlığı ilan etmesi, başta ABD olmak üzere Batı ülkelerin çoğu tarafından desteklenmiştir. Sırplar bunu uluslararası hukuk ihlali olarak yorumlamış ve konuyu Uluslararası Adalet Divanına taşımıştır. 22 Temmuz 2010 tarihinde Uluslararası Adalet Divanından Kosova için olumlu karar çıkmıştır ve bu kararın ardından günümüze kadar bağımsızlığını tanıyan ülkelerin sayısı artarak toplam 81'e çıkmıştır.Halen AB Kosova Misyonu (EULEX) denetiminde olan Kosova'da uluslararası toplum kuruluşların faaliyetleri devam etmektedir. Bu uluslararası kuruluşlar, Kosova'yı demokratik, hukuki ve çok etnikli bir devlet olma yolunda yetiştirmektedirler.Anahtar Kelimeler:1. Kosova2. Ahtisaari Plan3. Kosova'nın Bağımsızlığı4. Uluslararası Adalet Divanı5. AB Kosova Misyonu

Askeri müdahaleBağımsızlıkKosova+4
Gökşen Uysal
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa'nın Güvenlik ve Savunma Politikasında Türkiye'nin yeri

Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle, uluslararası sistemde yaşanan değişime bağlı olarak ortaya çıkan yeni tehditler sebebiyle, güvenlik algı ve olgusuna uyum sağlayabilecek yeni bir güvenlik sistemi, Avrupa'da zorunlu hale gelmiştir. Avrupa Birliği (AB), bu mimaride başı çekerek, muhtelif sebeplerle kendi ayakları üzerinde durabilen bağımsız bir savunma mekanizması kurma yönünde girişimlerde bulunmuş; buna yönelik olarak da, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'nı (AGSP) gündemine almıştır. Bu tez çalışması da, AGSP'nin oluşumuna kadar söz konusu olan tarihsel yapıyı inceleyerek, buna yönelik olarak AGSP'nin başarısını ve başarı potansiyelini ortaya koymaya çalışacak ve bu süreç ve potansiyelde, Türkiye'nin yerinin ne olduğunu/olması gerektiğini irdeleyecektir.Özellikle günümüz itibariyle söz konusu olan gelişmeler de, Türkiye'nin Avrupa güvenlik sistemindeki konumunda ve ulusal güvenlik politikalarında etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Türkiye de, AB bütünleşmesinin dışında kalmamak ve ulusal güvenliği açısından bir kayba uğramamak adına, AGSP ile kurumsal bağlar kurmak istemindedir. Çalışmamızda da bu anlamda, antlaşmalar/görüşmeler/müzakereler temel alınarak, Türkiye'nin AGSP'ye ilişkin çekincelerinin ve katkılarının neler olabileceği üzerinde anlatımlarda ve değerlendirmelerde bulunulacaktır.Anahtar Sözcükler1. Güvenlik kavramı2. Avrupa Birliği (AB)3. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP)4. NATO5. Türkiye

Avrupa Güvenlik ve Savunma PolitikalarıGüvenlikGüvenlik politikaları+2
Mehmet Kara
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de dini motifli terör

Terörizm, son yıllarda kazandığı ivmeyle, özellikle de 11 Eylül 2001 tarihinde ABD'de İkiz Kulelere yapılan saldırılar sonrasında, dünyanın en çok konuştuğu ve tartıştığı olayların başında gelmektedir.Radikal İslami hareketlerin ideolojik kökleri 18.ve 19. yüzyıllardaki ?İslami uyanış? hareketlerinde yatmaktadır. Bu hareket 20. yüzyılın ilk yarısında ?İslami kaynaklara dönüş? olarak adlandırılmaktadır. Hareketin önde gelen lider ve ideologları Ebul Ala El Mevdudi, Hasan El-Benna ve Seyyid Kutub'dur. Hareketin amacı İslam dünyasında siyasal ve entelektüel alanda köklü değişiklikler yapmaktır. Bu amaçlarını gerçekleştirebilmek için Kuran'dan referans aldıkları bazı kavramları kullanmışlardır. Bu arada dini metinlerin ulema ve dini liderler tarafından yanlış kullanılması ve siyasal amaçlar için dini metinlerin yanlış yorumlanması terörist faaliyetlerde etkili olmuştur. Bu nedenle bazı dini metinlerin modern dünyadaki sosyal değişimlerden dolayı modern şartlara uygun olarak yeniden yorumlanması gerekmektedir. Çünkü din ile terör arasında ilişki kurulmasına karşılık din özellikle de İslamiyet terörün kaynağı değildir. Terörün temel sebebi toplumdaki siyasal, sosyal ve ekonomik sorunlardır.Bu çalışmanın amacı dini motifli terörü besleyen temel nedenleri ortaya koymak ve bu nedenlerin terör örgütleri tarafından nasıl suiistimal edildiğini tespit etmektir. Çalışma yapılırken militanların düşünce yapısını net olarak görebilmek için büyük oranda dini grupların ve cihatçı ideologların yayınlarından istifade edilmiştir.Bu çalışmada özetle şu sonuçlara varıldı: Dünyadaki gerginlikler iyi analiz edilmeli ve adil çözümler üretilmelidir. Toplumlarda uzlaşmaya kapalı gruplar kamuoyu gündeminden düşürülmelidir. Samimi dindarlarla, dini terör unsuru bir araç olarak kullananlar ayrı tutulmalıdır.Selefi-Vahabi ideoloji çerçevesinde, İslam'ın katı bir yorumu üzerine inşa edilmiş El Kaide ve Hizbullah Terör Örgütleri'ni anlatmaya çalıştık. Bir sonraki bölümde ise dini motifli bir terör örgütü olarak El Kaide incelenmiştir.Tezin ilk bölümünde, terör ve terörizm kavramları tanımlanarak, devlet terörizmi, devlet destekli terörizm ve uluslararası terörizm hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Bir sonraki bölümde ise dini motifli terörizm kapsamında İslam, İslamcılık ve fundamentalizm kavramları açıklanmış, El-Kaide üyeleri tarafından benimsenen Selefi-Vahhabi ideoloji analiz edilerek, bu ideolojinin gelişimine katkıda bulunan ideologların görüşlerine değinilmiştir.Hedefini gerçekleştirme yolunda Kuran referanslı olan cihat, hüküm, halife, hizb, mülk, küfür, şura, itaat, şeriat, tevhit, ümmet, daru'l Islam, daru'l harb gibi kavramları kullanmaktadırlar.

DinDini motiflerDini çatışmalar+7
Osman Tunahan Berk
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler ve Türkiye ekseninde deniz haydutluğu

Bu çalışmada deniz haydutluğu olaylarının arkasında yatan nedenleri ortaya koymak, uluslararası mücadele kapsamında başta ABD olmak üzere, diğer devletlerin ve Türkiye'nin soruna bakış açılarını incelemek, mücadeledeki boşlukları tespit ederek askeri tedbirlerin tek başına yeterli olup olmadığını analiz etmek ve mücadelede etkinliğin artırılması için öneriler getirmek amaçlanmıştır.Bu çalışma kapsamında, deniz haydutluğu kavramsal olarak tanımlanmış, söz konusu suçun nedenleri, yoğun olarak yaşandığı bölgeler ve etki alanları incelenmiş, deniz haydutluğuna karşı verilen mücadele uluslararası hukuk çerçevesinde analiz edilmiş, uluslararası ölçekte alınan güvenlik ve emniyet tedbirleri ortaya konularak mücadeledeki boşluklar saptanmış ve mücadelede Türkiye'nin rolü tartışılmıştır.Bu çalışmada kullanılan yöntem kitap, makale, rapor, haber, dergi ve elektronik kaynak incelemesidir.Çalışma neticesinde, deniz haydutluğu ile mücadelede yabancı devletlerin kendi menfaatleri doğrultusunda deniz alanlarında askeri unsurları ile varlık göstermesinin tek başına yeterli olmadığı, etkin mücadele için deniz haydutluğunun yoğun olarak yaşandığı ülkelerde siyasi istikrar ve ekonomik kalkınmanın sağlanmasının yanı sıra hukuki alt yapı eksikliklerinin de tamamlanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Birleşmiş MilletlerDeniz güvenliğiDeniz ticareti+7
Berrin Koşaner
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası Avrupa güvenliğinin yeniden oluşumu ve Türkiye'nin rolü

1957 yılında altı Batı Avrupa ülkesi (Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg) ?ortak bir pazar? tesisi amacıyla Avrupa Ekonomik Topluluğunu (AET) kurmuşlardır. Ekonomik bütünleşmesini çok iyi geliştirmesi dolayısıyla ?ekonomik dev? sıfatını kazanmayı hak eden Avrupa Birliği (AB), siyasi ve askeri alanda aynı başarılı gelişmeyi gösteremediği için ?politik cüce? pozisyonuna gerilemiştir.Avrupa Birliği, Soğuk Savaş sonrası koşulların yarattığı yeni güvenlik parametrelerine göre şekillenen yeni ortamda, ortak dış ve güvenlik politikasını düzenleme çalışmalarına girişmiştir.1990'lı yılların ilk yarısı, NATO bünyesinde Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği çerçevesinde geçmiştir. Ancak, NATO'nun Atlantik ötesi üyelerinin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Kanada'nın Avrupa savunmasıyla doğrudan ilişkisinin olması, AB üyelerini tedirgin etmiştir. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'na ilişkin yeni yaklaşım ve görüşmeler 3-4 Aralık 1998 tarihinde İngiltere ve Fransa'nın katılımıyla St.Malo Zirvesi'nde başlatılmış ve bu konuda ortak bildiri yayınlanmıştır.NATO üyesi ve AB'ye aday ülke Türkiye, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası içinde yer alarak AGSP'nin karar alma mekanizmalarına katılma isteğini belirtmiştir. Ancak, Avrupa Birliği, Türkiye'nin AGSP içinde yer almasında gösterdiği isteksizliğinin nedenini, Türkiye'nin henüz AB üyesi olmamasına bağlayarak, AGSP'ye katılım için AB üyeliğini ön koşul olarak ileri sürmektedir.Oysa ki, her iki taraf birbirlerini ?güvenliklerine tehdit? olarak algılamak yerine, ?güvenlik sağlayıcı? kimliklerini ön plana çıkardıkları takdirde Türkiye'nin AB'ye katılımı ve Soğuk Savaş sonrası Avrupa güvenliğinin sağlam ve doğru temeller üzerine kurulmasının gerçekleşmesi mümkün olabilecektir.Anahtar Sözcükler:1.Avrupa Güvenliği ve Savunma Kimliği (AGSK)2.Avrupa Güvenliği ve Savunma Politikası (AGSP)3.Avrupa Birliği (AB)4.Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)5.?Güvenlik Sağlayıcısı? ve ?Güvenlik Tehditçisi?

Avrupa BirliğiAvrupa Güvenlik ve Savunma KimliğiAvrupa Güvenlik ve Savunma Politikaları+4
Ayfer Alptekin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nin deniz ulaştırması politikalarının güvenlik boyutu

Bu çalışmada; günümüzde meydan gelen korsan eylemlerinden ve deniz ticaretinin ve taşımacılığının artan öneminden hareketle AB'nin deniz güvenliği alanında yaptığı çalışmaları incelenmiştir. Taşımacılık mâliyetlerin artmasının doğal sonucu olarak meydana gelen güvenlik ihtiyacı ve bunun sonucu yapılan çalışmalar konunun nüvesini oluşturmaktadır.Konunun öncelikle güvenlik boyutu ele alınmış uluslararası hukuk boyutu, bu konuda faaliyet gösteren diğer uluslararası örgütler, deniz ulaştırması alanındaki genel rejim ve nihayet AB'nin yaptığı çalışmaları da incelenerek ortaya konmuştur.Anahtar Kelimeler:1.Deniz Güvenliği2.Avrupa Birliği3.Taşımacılık4.Deniz Haydutluğu

Avrupa BirliğiDeniz yolu taşımacılığıDeniz yolu taşımacılığı+2
Mustafa Çağatay Cansız
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Küreselleşme sürecinde güvenliği yeniden düşünmek

Bu çalışmada küreselleşme sürecinde güvenlik alanının genişlemesi ve derinleşmesini içeren ?yeni güvenlik anlayışı? irdelenmiştir. Küreselleşme süreci ile birlikte güvenliğe yönelik tehditlerin farklılaşması yeni bir güvenlik anlayışını gerekli kılmaktadır. Zira, geleneksel tehditlere yönelik mücadele yöntemleri yetersiz kalmaktadır. Bu yetersizlik yeni bir güvenlik tanımlamasının yanı sıra bu tanımlamadan hareketle yeni mücadele araçlarını devreye sokmayı da gerektirmektedir. Güvenlik alanında yaşanan değişimler devletlerin ve uluslararası örgütlerin de güvenlik alanında yeniden yapılanmasını zorunlu kılmaktadır.Devletlerin yanı sıra bireylerin, grupların ve çevre gibi diğer faktörlerin güvenlik çalışmalarına dahil edilmesi güvenliğin yeniden düşünülme sürecini şekillendiren bir diğer etkendir. Kısacası, bu çalışmada güvenlik alanındaki geleneksel tehdit algılamalarına eklemlenen yeni güvenlik tehditlerin neler olduğu ve bu konuda ne gibi önlemler alınabileceği ortaya konmaya çalışılmıştır. Ayrıca, devlet dışı birimlerin güvenlik alanına eklemlenme süreci ele alınmıştır.Çalışmanın ilk bölümünde, güvenlik olgusu kavramsal, tarihsel ve teorik açıdan irdelenmiştir. Ayrıca, uluslararası ilişkiler teorileri üzerinden geleneksel güvenlik anlayışı ve yeni güvenlik anlayışı ortaya konmuştur.Çalışmanın ikinci bölümünde, öncelikli olarak küreselleşme süreci kavramsal ve tarihsel açıdan irdelenmiştir. Bu aşamadan sonra küreselleşme sürecinde şekillenen yeni güvenlik anlayışı ele alınmıştır. Bu bağlamda küreselleşme sürecinde ortaya çıkan `yeni tehdit/güvenlik alanları' ve `geleneksel güvenlik konularının yeniden düşünülme süreci' incelenmiştir. Çalışmanın özünü bu bölümünün oluşturduğu söylenebilir.Çalışmanın son bölümünde ise öncelikli olarak yeni güvenlik anlayışı eleştirel bir bakış açısıyla incelenmiştir. Ayrıca, geleneksel güvenlik anlayışı ile yeni güvenlik anlayışının karşılaştırmalı bir analizi yapılmıştır. Küreselleşme süreci ile birlikte gerek devletlerin gerekse uluslararası örgütlerin güvenlik tanımlamaları ve anlayışlarının değişmeye başladığı ön kabulünden hareketle, örnek bir uluslararası örgütün ve ülkenin güvenlik anlayışlarındaki değişimler ortaya konmaya çalışılmıştır. Örnek uluslararası örgüt olarak BM, örnek ülke olarak da ABD seçilmiştir.Ana hatlarıyla böylesi bir çerçeve ekseninde şekillenen bu doktora çalışmasında savunulan temel tez; geleneksel güvenlik anlayışının küreselleşme süreciyle dönüşüme uğrayan güvenlik olgusunu analiz etmede kullanılacak bir araç olmaktan çıktığı ve bu bağlamda güvenliğin yeniden düşünülmesi gerektiğidir.

GüvenlikKüreselleşme
Bilal Karabulut
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

1990 sonrası Türk dış politikası'nda dış Türkler faktörü

Soğuk Savas'ın sona ermesiyle birlikte uluslararası iliskilerde stratejikbir konuma gelen Orta Asya ve Kafkasya'nın, kültürel ve jeopolitik olarakTürk Dıs Politikası açısından ayrı bir önemi vardır. Türkiye, yeni bağımsızolan Türk Cumhuriyetleri ile tarihsel, kültürel, etnik ve dilsel bağlara sahiptir.Ayrıca Orta Asya ve Kafkasya, bulundukları jeopolitik konum itibariyleTürkiye'ye enerji, güvenlik ve uluslararası politika alanında fırsatlarsunmaktadır. Diğer yandan Türk Cumhuriyetleri açısından da Türkiye büyükönem arz etmektedir. Zira Türkiye, siyasi ve ekonomik alanda bu ülkelerekıyasla çok daha deneyimli bir pozisyondadır. Laik ve demokratik yapısı daonlara örnek teskil edecek konuma sahiptir. Bu nedenle Türkiye ve TürkCumhuriyetleri'nin birbirlerine çesitli konularda ihtiyaç duyması söz konusuolmustur.Bu çalısmanın amacı, Türkiye'nin Dıs Türkler ile iliskileri ve onlarayönelik politikasını tarihten günümüze ayrıntılı olarak inceleyerek, genel birdeğerlendirme ısığında gelecekte izlemesi gereken politikalara yönelik bazıyaklasımlar ortaya koyabilmektir. Çalısmanın kapsamını Türkiye'nin SSCBsonrası yeni bağımsız olan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistanve Türkmenistan ile kültürel, siyasi ve ekonomik iliskileri; Orta Asya veKafkasya'nın Türkiye açısından önemi ve büyük güçlerin bölge politikalarıolusturmaktadır. Bu doğrultuda, Türkiye'nin yakın tarihinde TürkCumhuriyetleri ile iliskileri, olumlu ve olumsuz politikaları incelenmistir. Buincelemede, 1990'ların basında Türkiye'nin Dıs Türkler politikasındaduygusal ve hayalperest davranmaktan kaynaklanan basarısız girisimleriolduğu; ancak zamanla bu politikasını daha gerçekçi temellere dayandırdığıve bölgesel politikalardaki basarısını arttırdığı sonucuna varılmıstır.

1990 sonrasıDış TürklerKafkas Cumhuriyetleri+7
Yeşim Doğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliğinin yasadışı göç politikası ve Türkiye'ye yansımaları

Avrupa Birliği kuruluşundan bu güne kadar her alanda entegrasyonu hedeflemiş bir oluşumdur. Ancak Birlik, bu politikasına paralel olarak yasadışı göç sorunsalı ile karşılaşmıştır. AB, soruna karşı mücadele yöntemi olarak sıkı koruma tedbirleri ve katı vize uygulamalarını seçmiştir. Bu yönü ile AB'nin yasadışı göç sorununda benimsediği çözüm yolu, ?Avrupa Kalesi?nin duvarlarını sağlamlaştırmaktadır.Türkiye ise tarihi ve coğrafi nedenlerle bir göç kavşağının üzerindedir. Buna karşın 2000'lere kadar Türkiye'nin etkin bir göç politikası olmamıştır. AB üyeliği her alanda olduğu gibi bu alanda da önemli politika değişiklikleri meydan getirmiştir. Helsinki sürecinden sonra, Türkiye'nin yasadışı göç konusuna bakışı değişmiş ve daha uzun vadeli bir görünüm almıştır. Nitekim bu değişim ilgili mevzuata ve yasadışı göçle mücadelede elde edilen sayısal verilere de yansımıştır.Buna karşın Türkiye, AB'nin politik miyopluğu nedeni ile birtakım açmazlar ile karşı karşıyadır. Geri Kabul Anlaşması bu açmazların düğümlendiği noktadır. AB Geri Kabul Anlaşması ile göç sorununu Türkiye'ye havale etmek isterken Türkiye ise külfet paylaşımı ve tam üyelik tarihine paralel bir ilerleme istemektedir.Yasadışı göç bir ülkenin değil her ülkenin sorunudur. Dolayısıyla çözüm; bu sorunun maliyetini bir ülkeye yüklemek değil, uluslararası işbirliği ve külfet paylaşımı temelinde tüm ülkelerin gerekli çabayı göstermesidir.Anahtar Sözcükler1.Yasadışı Göç2.Yasadışı göç politikası3.İltica4.Geri Kabul

Harun Kartal
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Eleştirel bir yaklaşımla uluslararası örgütlerin yolsuzlukla mücadele stratejileri

Bu tez çalışmasında belli başlı uluslararası örgütlerin yolsuzlukla mücadele konusundaki stratejileri eleştirel bir yaklaşımla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yolsuzlukla mücadele eden ya da ettiğini iddia eden dünyanın önde gelen uluslararası örgütlerinin çalışmalarının yetersiz olduğu, başarılı olamadığı çünkü yolsuzlukların nitelik ve nicelik olarak artmaya devam ettiği tezinden hareketle bu mücadeleyi daha etkin yürütebileceğine inandığımız ve yeni mekanizmalar getirecek olan yeni bir uluslararası örgüt kurulması önerilmiştir.Yolsuzluğun tarihçesi, tanımı, türleri, unsurları, belirleyicileri, nedenleri, etkileri ve sonuçları ile mücadele yollarının anlatıldığı ilk bölümden sonra yolsuzlukla mücadele eden belli başlı uluslararası örgütlerin faaliyet ve çabalarının yer aldığı ikinci bölüm hazırlanmıştır. Söz konusu ikinci bölümde Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, OECD, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Uluslararası Şeffaflık Örgütü, Amerikan Devletleri Örgütü ve İslam Konferansı gibi dünyanın önde gelen uluslararası ve bölgesel örgütlerinin faaliyetleri örnek olay ve gerçek verilerle anlatılmıştır. Son bölümde ise mevcut uluslararası ve bölgesel örgütlerin yolsuzlukla mücadelede başarısız oldukları belirtilerek yolsuzlukla daha etkin mücadele edebilmek için yeni bir örgüt kurulması fikri ortaya atılarak örgütün kuruluşu, organları, işleyişi vb. gibi hususlara yer verilmiştir.Tez çalışması sırasında öncelikle Türkiye'de bu konuda yayınlamış kitap, makale, bildiri, haber ve sunumlardan faydalanılmıştır. Türkçe kaynakların tezimizin konusu ve amacı açısından yetersiz olması nedeni ile özellikle İngilizce ve Fransızca kaynak taraması yapılarak konumuzu yakından ilgilendiren ve bu konuda uluslararası literatürde öne çıkan isimlerin çalışmalarından özellikle faydalanılmıştır. Uluslararası örgütlerin faaliyetleri incelenirken bu örgütlerin resmi internet sitelerinden de gerektiği kadar yararlanılmıştır. Ayrıca Ankara'da bulunan üniversitelerin kütüphaneleri ile merkezi Paris'te bulunan OECD kütüphanesi konumuzu ilgilendiren kaynaklar açısından taranarak lüzum görülen eserlerden faydalanılmıştır. Uluslararası düzeyde kaynakların çok sayıda olması tüm eserleri incelemeyi olanaksız kılmış, bu nedenle titiz bir tarama yapılarak konumuz açısından önemli olanlar seçilerek bu tez çalışmasında kullanılmıştır.Yapılan çalışmalar göstermiştir ki, yolsuzluk olayları ilk çağlardan itibaren çeşitli şekillerde toplum yaşamında ortaya çıkmaya başlamış, süreç içinde gelişerek ve yaygınlaşarak günümüz toplumlarının en büyük sorunlarından biri haline gelmiştir. Ortak kabul gören bir tanımının dahi yapılamadığı bir kavram olan yolsuzlukların günümüzde çok çeşitli şekillerde ve platformlarda karşımıza çıktığı görülmektedir. Yolsuzlukların devletler arasındaki ilişkilerde ve çok uluslu şirketlerin ticari işlemlerinde sıklıkla görülmesi ile birlikte uluslararası boyut kazanmaya başlaması, yolsuzluklarla mücadele konusunu da uluslararası platformlara taşımıştır.Başta Birleşmiş Milletler, OECD ve Uluslararası Şeffaflık Örgütü olmak üzere Avrupa Birliği, Dünya Bankası, Avrupa Konseyi ve Uluslararası Para Fonu vb. gibi örgütlerin özellikle 1990'lı yıllardan itibaren yolsuzluklarla mücadele konusunda etkin stratejiler oluşturmaya çalıştıkları ancak bu mücadelede başarılı olamadıkları görülmüştür. Zira, yapılan araştırmalar göstermiştir ki, dünyanın belli bölgelerinde çok spesifik konularda kısmi azalmalar görülürken, dünyanın geri kalan büyük bölümünde yolsuzluklar nitelik ve nicelik olarak artmaya devam etmektedir. Dolayısı ile mevcut uluslararası örgütler bu mücadelede yetersizdir ve bu nedenle yeni bir uluslararası oluşuma ihtiyaç vardır. Devletlerin yoğun katılımının gerekli olduğu ve daha etkin sonuç alıcı mekanizmalar getirecek olan bu yeni oluşumun adı ?Yolsuzlukla Mücadele Uluslararası Örgütü? olacaktır. İnancımız odur ki; bu örgüt önerdiğimiz mekanizmaları ile kurulduğu takdirde bugün küresel boyutlara ulaşan yolsuzluklar bitmeyecek ancak sayısı ve çeşitleri azalacaktır.

İmran Kürşad Ağca
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

2003 Irak işgali sonrası Irak'ta Şii kimliğinin değişim sürecinde iç ve dış faktörlerin etkisi

ABD'nin Irak'ı işgalinin ardından Irak'ın siyasal hayatında köklü bir takım değişiklikler ortaya çıkmıştır. Bu süreçteki en önemli değişikliklerden biri ise Şiiliğin siyasallaşmasıdır. Son döneme kadar yalnızca bir inanç sistemini ifade eden bu kavram, ABD'nin Irak'ı işgalinin ardından bir siyasal kimlik niteliği kazanmıştır. Şiiliğin siyasal bir kimlik olarak inşasında dış etkenlerin rolü oldukça kuvvetlidir. Bu siyasallaşma sürecinin hem iç politikada hem de dış politikada önemli sonuçları olmuştur. Şiiliğin siyasallaşması özellikle Irak'ın iç dengelerini köklü bir biçimde değişikliğe uğratmıştır. Irak'taki toplumsal çatışmanın ve siyasal bölünmenin derinleşmesine tanıklık edilmiştir. Dış politikada ise Tahran'ın Şii kimliği aracılığı ile Bağdat'a yönelik uyguladığı dış politikayı farklı bir mecraya taşımaya çalıştığı görülmüştür. Bu çalışmada, mezhepsel bir kimlik olarak Şiiliğin siyasallaşma süreci Konstrüktivist bir bakış açısıyla ele alınmıştır. Böylece, bu kimliği oluşturan iç ve dış faktörler incelenmiş ve bu kimliğin Irak'ın kuruluşundan itibaren ülkenin siyasi, ekonomik, toplumsal ve askeri yaşamındaki yeri değerlendirilmiştir.

IrakKimlikKonstrüktivizm+3
Ali Semin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00

Other supervisors