Theses supervised by Prof. Dr. İlhami Yurdakul
18 theses · Bilecik Şeyh Edebali Üniversity
Şeyhülislamlıkta temyiz: Mehmed Nuri Beyefendinin Huzur Muraafatı Defteri
Yargının amacı taraflar arasındaki anlaşmazlığı çözüp bir hüküm elde etmektir. Fakat bazen bu hükmün bazı sebeplerden dolayı yanlışlıklar taşıması mümkün olabilir. Ya da tarafların verdiği bilgiler ışığında yanlışlıklar doğabilmektedir. Tüm bu durumlarda mahkeme aldığı kararı gözden geçirir. Hükmün yanlışlığı tespit edilip dava yeniden görüşülür ve bir karara bağlanır. İslam hukuku mahkeme hükmünün denetlenmesini öngörmektedir. Bu sebeple İslam hukukunda temyiz yoluna benzeyen bir yol kabul edilmiş fakat bu işle görevli özel bir mahkeme ya da Yargıtay kurulmamıştır. İslam hukukunu uygulayan Osmanlı Devleti Hz. Peygamberden başlayarak ve diğer tüm İslam devletlerinden geçerek temyiz mahkemesi Osmanlı Devleti'ne kadar gelmiştir. Osmanlı Devleti'ndeki Cuma divanı önce sadrazam daha sonra yoğunluktan dolayı Rumeli Kazaskerine ve Anadolu Kazaskerine devredilen davaların temeli İslam hukukundaki temyiz mahkemelerinden gelmektedir. Görülen bu divana Huzur Murafaası denirdi. Bu çalışmada Huzur Murafaası Defterinin, 1869-1871 yılları arasında görülen davalarının transkripsiyonu ve değerlendirilmesine dönemin şeyhülislamı Hasan Fehmi Efendinin hayatına yer verilmiştir.
Şeyhülislamlıkta temyiz: Hasan Hayrullah Efendinin Huzur Murafaa defteri
Bu çalışmada birinci el kaynaklar ele alınarak Osmanlı ilmiye teşkilatının en önemli unsurlarından biri olan Şeyhülislamın huzurunda görülen davaların kaydedildiği bir defter ele alınmıştır. Söz konusu defterlere "Huzur Murafaası" adı verilmektedir. Bu çalışmaya konu olan defter ise 051 kayıt numarası ile Meşihat Arşivi'nde bulunmaktadır. Hasan Hayrullah Efendi kadıaskerliği zamanına ait olan kısmının (vr. 38a-73a) transkripsiyonu yapılmıştır. Defterdeki davaların ilki 21 Kasım 1867, sonuncusu ise 24 Nisan 1869 tarihlidir. 18 ayda 58 dava görülmüştür. Bu da yaklaşık ayda 3 dâvâ'ya tekabül eder. Bu defterin transkripsiyonu ışığında; görülen davaların içerikleri, mahkemede bulunan görevliler vb. konular ele alınarak detaylı bir araştırma yapılmıştır.
Sultan III. Mustafa: Ailesi, günlük hayatı, dini ve ilmi ilgileri
Osmanlı padişahlarının yaşamları genellikle siyasi tarihin bir uzantısı olarak ele alınmıştır. Bu sebeple literatürde kapladıkları alan siyaseten gösterdikleri faaliyetlerle doğru orantıda seyretmiştir. Onların padişahlıkları ve siyasi faaliyetlerinden ziyade şahsi yönlerine odaklanan çalışmalar bir hayli azdır. Bu çalışma söz konusu eksikliğe dikkat çekerek Sultan III. Mustafa'nın bireysel hayatına, faaliyetlerine, beğenileri ve tercihlerine odaklanmaktadır. Bu amaçla 28 Ocak 1717'de dünyaya gelen III. Mustafa'nın doğumundan itibaren şehzadelik yılları, tahta cülûsu, hükümdarlık yıllarında gerçekleştirdiği göçler, tercih ettiği mekânlar, yaptığı çeşitli binişler, tebdiller ve çıktığı Cuma selamlıkları ayrıntısıyla incelenmiştir. Ayrıca III. Mustafa'nın ilgi duyduğu dini ve ilmi faaliyetler hakkında detaylı bilgiler verilmiş, bunların yanında kadınları ve çocukları ile geçirdiği hastalıklar ve vefatı da tafsilatıyla aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: III. Mustafa, Hibetullah Sultan, III. Selim, Mihrişah Sultan, Biniş, Göç, Tebdil, Cuma Selamlığı, Tefsir Dersi, Huzur Dersi, İlm-i Nücûm.
Beyrut Su Şirketi
Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yer alan Doğu Akdeniz liman kentleri, kapitalizmin altın çağını yaşadığı 19. yüzyılda, Batılı girişimcilerin ilgisini çekmekteydi. Ancak Doğu Akdeniz liman kentleri, dönemin şartlarına uygun altyapıya sahip değildi. Dolayısıyla Osmanlı Devleti'nde geleneksel kent hizmetleri, 19. yüzyılda Avrupa'nın etkisiyle değişecekti. Osmanlı Devleti'nin Doğu Akdeniz liman kentlerinden biri olan Beyrut'un bu dönemdeki kamu hizmetleri yerine getirilememekteydi. Beyrut'un nitelik ve nicelik olarak hızla büyümesi halk sağlığını tehdit etmekteydi. Salgın tehlikesinin yaşandığı Beyrut'ta su ihtiyacının acilen karşılanması gerekiyordu. Osmanlı yönetimi, yeterli sermaye ve teknik bilgiye sahip olmaması sebebiyle yabancı yatırımcılara ihtiyaç duydu. Şirket aracılığıyla su sorunun hızla çözülmesi için 3 Ağustos 1870 tarihinde imtiyaz verildi. Bu imtiyaz ile Beyrut Su Şirketi'nin temelleri atılmış oldu. Bu çalışmada, Beyrut Su Şirketi'nin kuruluşundan Osmanlı Devleti'nin resmen sona erdiği tarihe kadar geçen süreç, yabancı sermaye bağlamında ele alınmaktadır. Şirket tarafından su ihtiyacının nasıl temin edildiği, hangi uygulamaların yapıldığı ve sonuçları ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Beyrut'ta nüfuz yarışına giren İngiltere ve Fransa'nın su şirketi üzerindeki etkileri değerlendirilmektedir. Yabancı yatırım aracılıyla kurulan Beyrut Su Şirketi'nin gelişimini ele almak bu çalışmanın temel motivasyonunu oluşturmaktadır.
Şeyhülislamlığa ait üç numaralı Telhis Defterinin transkripsiyon ve değerlendirmesi (VR.1-95)
Osmanlı Devleti, kuruluşundan itibaren siyasi, kültürel, ekonomik ve askeri alanlarda önemli başarılar elde etmiştir. Devletin kurumsallaşmasında bir önceki dönemlerden örnek alınarak hareket edilmiştir. Kendinden önceki Türk devletleri zamanında oluşturulan kurumsal ve diğer yapılar sentezlenerek kendine has bir yapı oluşturmuştur. Bu yapılardan biriside İlmiye Merkez Teşkilatında yapılan yenileşme hareketleridir. İlmiye Merkez Teşkilatında hemen her dönemde oluşturulan kurumlar bir sonraki döneme yansıtılarak yeni bir teşkilatlanma haline dönüştürülmüştür. Şeyhülislamlık, medrese müderris, kadı ve müftülük İlmiye Teşkilatının içerisinde yer alan en önemli birimlerden birisidir. Medrese teşkilatının yapısal özellikleri ve tayinleri belli bir sisteme göre yapılmıştır. "Üç Numaralı Telhis Defteri" incelendiğinde müderris, kadı, müftü atamalarının yanı sıra paye ve kazalara yapılan atamalar görülmektedir.
Muaddel Latin Hûrufiyle Elifbâ-yı Türkî Projesi adlı eserin transkripsiyon ve değerlendirmesi
Bu çalışmada Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilmesi gerekliliği hakkında Istepan Karayan tarafından kaleme alınan Mu'addel Latin hurufiyle Elifba-yı Türkî Projesi adlı Osmanlıca metnin transkripsiyon ve incelemesi yapılmıştır. Karayan'ın kaleme aldığı ve çalışmamıza konu olan kitapta, yeni Türk alfabesinin en sade ve öğrenmenin en kolay alfabe olduğu çeşitli gerekçelerle açıklanmaktadır. Bu kitabın transkripsiyonu ışığında; milli bir alfabe projesinin nasıl geliştirildiği ele alınarak detaylı bir araştırma yapılmıştır.
Ortadoğu'da petrol: Uluslararası rekabet, imtiyazlar ve antlaşmalar (1890-1928)
Ortadoğu petrol imtiyazları ve antlaşmaları üzerine yoğunlaşan bu çalışma, aynı zamanda bölgede oluşan uluslararası rekabeti tarih perspektifinden ve bilimsel bir metot-la incelenmektedir. 19. yüzyılın sonlarından itibaren bugünkü Ortadoğu coğrafyasında keşfedilmeye başlanan petrol, zamanla dünya petrol şirketlerinin rekabetine konu olmuş-tur. Hatta denilebilir ki ülkelerin uluslararası politikaları bu rekabetin birer uzantısı haline gelmiştir. Ortadoğu'da bulunan zengin petrol yatakları ve çıkartılacak petrolün denizler aracılığı ile taşımaya müsait olması bölgenin önemini daha da arttırmıştır. Ortadoğu'nun bu stratejik konumundan dolayı dünyanın önemli petrol şirketleri, erken tarihlerden itiba-ren bölgeye yönelmiştir. Osmanlı Devleti'nin sınırları içerisinde bulunan Musul ve Bağdat'taki petrol böl-gelerini II. Abdülhamid, hükümdar hazinesi konumundaki Hazine-i Hassa'ya devrederek bu coğ-rafyayı rekabetin dışına çıkarmak istemişti. Aynı zamanda petrol imtiyazı talep edecek olan şahıs ve şirketleri kontrolü altında tutmak istemişti. Ancak Berlin–Bağdat Demiryo-lu imtiyazı ile Almanlar bölgeye sokulmuş, böylelikle zaten mevcut olan uluslararası re-kabet yeni bir boyuta taşınmıştır. Bu araştırmada, II. Abdülhamid devrinde petrol imtiyazları ve bu çerçevede im-zalanan antlaşmalar detaylı bir şekilde incelenmiştir. Ayrıca I. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa devletleri ve Amerika'nın dış politikalarında önemli bir yer eden Ortadoğu petro-lü ve bunun için verilen mücadele ile sonuçları da ele alınmıştır. Öte yandan Birinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra diplomasi masalarında ve barış antlaşmalarında sık sık gündeme gelen petrol imtiyazları meselesine yer verilmiştir. Bu bağlamda bir taraftan San Remo ve Lozan gibi siyasi antlaşmalar incelenmiş diğer taraftan da 1925 tarihli pet-rol antlaşması ile Red Line antlaşmaları üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Petrol İmtiyazları, Petrol, Antlaşmalar, Hazine-i Hassa, Neftçizadeler, Nemlizade Hasan Tahsin, Lozan Antlaşması, Red Line Antlaşması
Şeyhülislamlığa ait 1 numaralı telhis defterinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi (vr.83-170)
Osmanlı Devleti‟nin kuruluşundan sonra idari teşkilat oluşturulurken kendisinden önce kurulmuş olan Türk devletleri zamanındaki kurumlar örnek alınarak dönemin şartlarına göre yeniden yapılandırılmıştır. Yenileşme hareketleriyle beraber yaşanan değişim devletin en önemli merkezi teşkilatlarından biri olan İlmiye Merkez Teşkilatı‟nda da yaşanmıştır. Osmanlı Devleti‟nin kuruluşundan itibaren her görevli kendi konaklarının bir kısmını resmi işler için kullanırken 19. yüzyıla gelindiğinde işlerin zorlaştığı görülmektedir. Şeyhülilslamlık kurumu için sabit bir devlet dairesi tesis edildikten sonra ifta, tedris ve kaza işleri bir merkezde toplanmıştır. "1 Numaralı Telhis Defteri" içerisinde müderris, kadı, müftü atamaları ve tevcih edilen payeler, yeni açılan meclislere görevli atamaları da yer almaktadır. Yenileşme dönemiyle beraber teşkilat içerisinde yaşanan değişim ve gelişim yapılan bu atamalarda görülmektedir.
Şeyhülislamlığa Ait 1 numaralı Telhis Defterinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi (vr.1-82)
Osmanlı Devleti tarihi açısından önemli kaynaklar arasında yer alan ve çalışmamızın konusu teşkil eden Telhis Defteri, XIX. yüzyılda ilmiye teşkilatının işleyişini ihtiva eden defter arasındadır. Bu defterler, ilmiye ricâlinin tayin, terfi, görev sürelerinin uzatılması, memuriyetlerinin değiştirilmesi ve azillerine dair kayıtları barındırmaktadır. Bu bakımdan gerek Osmanlı ilmiye teşkilatı gerekse biyografi çalışmaları açısından büyük bir öneme sahiptir. Tezimizin konusu, Şeyhülislamlığa Ait 1 Numaralı Telhis Defteri'nin vr. 1-82 arasının transkripsiyon ve değerlendirmesidir. Defter toplamda 166 varaktan oluşmaktadır. Tezimize konu olan bölüm, Hicri 1288-1295, Miladi 1871-1878 yıllar arasında yapılan tevcihatı ihtiva etmektedir. Defter içerisinde boş varaklar, tarihi belirtilmemiş ve telhis numarası verilmemiş metinler barındırmaktadır. Ayrıca defterde mükerrer eden sayfa numaraları da mevcuttur. Anahtar Kelimler: İlmiye Teşkilatı, Telhis Defteri, Tevcihat
Kamil Kepeci 275 Numaralı Ruûs Defteri (Metin-değerlendirme, S.171-331)
Osmanlı Devlet teşkilâtı ve bürokrasisinde tayin ve atamalar devletin en üst düzey karar alma organı olan Dîvânı Hümâyûn'da verilen kararlarla yürütülmekteydi. Hazine ve evkafın maaş alan orta ve alt düzey her memurun tayin ve atama belgelerini düzenleyen ve bu belgeleri kaydeden ruûs kalemidir. Ruûs kalemi memurların mali işlerine bakar ve bütün muamele buradan yapılmaktaydı. Tez çalışmasının konusu olarak 275 Numaralı Ruûs defterin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi yapıldı. Tezimize konu olan bölüm Receb 1081-1084 Şevval (Kasım 1670-Ocak 1674) arasındaki ruûs kayıtlarını ihtiva eder. Kayıtlarda vakıf görevlileri, mektep hâceliği kâtip, halife gibi görevlilerin atamalarına ulaşılabilir. Defterde abkeş, ferrraş habbaz hatip, ihlas-han ve cabi gibi vazifeleri içre eden görevlilerin ücretleri, ücretlerine yapılan zamlar tayin yeri gibi bilgiler vermektedir. Anahtar Kelime: Dîvân-ı Hümâyûn, Ruûs Defteri, Tevcihât, Görevliler
Musullu Davud'un ıslah-ı huruf'a dair layihası
Bu çalışma Türkiye'de alfabe tartışmalarının sadece Cumhuriyet Dönemi'ne mahsus olmayıp öncesinde de bu tartışmaların olduğunu göstermektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin alfabe değişikliğine gitmesine, aslında Osmanlı Devleti'nin son döneminden itibaren yapılan tartışmaların zemin hazırladığı söylenebilir. Bu çalışma Mebusan Meclisine Musullu Doktor Davud tarafından sunulan layiha ile alfabe tartışmalarının ne kadar erken bir tarihte başladığını ortaya koymaktadır. Süreç içerisinde alfabe tartışmalarının Osmanlı Devleti'nde birçok aydın tarafından ele alındığı, tümden bir değişiklik (Latin harflerine geçiş), mevcut alfabenin ıslahı (ıslah-ı huruf) veya harflerin ayrı ayrı yazılması (huruf-ı munfasıla) hatta değişik bir bakış açısı ile Türklerin tamamen kendi kültürel imgelerini yansıtan yeni bir alfabe icat edilmesi şeklinde farklı perspektiflerin ortaya çıktığı görülmektedir. Türkiye'deki alfabe değişikliğinin bir anda karar verilmiş bir olgu olmadığı, aslında bu sürecin bir tarihi arka planı olduğu gösterilmektedir. Nihayetinde 1920'lerin sonunda Latin harflerine geçişin bir "medeniyet tercihi" olduğu vurgulanmaktadır.
A.RSK 1529 numaralı Ru'ûs Defteri (s.1-160), transkripsiyon-değerlendirme
Tez çalışmamızın konusu, Bâb-ı Âsafî defterleri kataloğu'ndaki A.RSK 1529 numaralı ruûs defterinin 1-160 arasındaki sayfalarının transkribesi ve değerlendirmesidir. Defterin tezimize konu olan kısmı 2148 tevcîhatı ihtiva etmektedir. Bu kısımdaki tevcîhatlar 1 Cemaziye'l-ahir sene 1065 (8 Nisan 1655) ile başlayıp 29 safer 1066 (28 Aralık 1655) tarihi ile son bulmaktadır. Defterdeki tevcîhatlardan mezkûr tarihteki beylerbeyi, sancâkbeyi, kadı, müderris, kâtip, halife, hacegân, müteferrika, emin, vakıf görevlileri, kale görevlileri gibi birçok büyük ve küçük görevlilerin atamalarına ulaşmak mümkündür. Defterdeki bilgiler konularına göre sistematik bir şekilde tablolar halinde gösterilmiştir.
Kamil Kepeci 270 numaralı Ruûs Defteri
Osmanlı Devlet teşkilatı ve bürokrasisinin en üst merci olan Divan-ı hümayun da alınan kararların kayıt altına alınması usulü devlet sınırlarının genişlemesine pararlel olarak daha da önem kazanmıştır. Divan-ı hümayunun alt kalemlerinden biri olan Ruûs kaleminin tutmuş olduğu Ruûs defterleri Osmanlı devleti sınırları içerisinde ki tayin, tevcih ve atama silsilerinin takip edilebilmesini sağlayan en temel kaynaklardır. Çalışmamıza konu olan 270 No'lu Ruʻûs Defterin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi yapıldı. Defter Hicri 1067-1068/Miladi 1656-1657 tarihleri arasında ki Ruûs kayıtlarını içermektedir. Tutulan kayıtlar vakıf görevlileri, kale, medrese, liva, dersiʻamlık, şâkirdlik, muʻallimlik, kethüdalık, çavuşluk ve saray görevlilerine dair tevcihatları kapsamaktadır.
Kamil Kepeci 275 numaralı Ruûs defteri (Metin-değerlendirme, s.1-170)
Ruûs Defterleri, Osmanlı bürokrasisinde tayin, tevcih, atama ve görevden alınma gibi işlemlerin kaydedildiği defterlerdir. Tez çalışmamız, Kamil Kepeci 275 Numaralı Ruûs Defteri'nin 1-170 arasındaki sayfalarının transkripsiyonu ve değerlendirilmesini içermektedir. Defterde değerlendirmesini yaptığımız kısım Receb 1081-Şevval 1082 (Kasım 1670-Şubat 1672) tarihleri arasındaki tayin, tevcih ve azilleri kapsamaktadır. Bahsi geçen yıl aralığı Köprülü-zâde Fazıl Ahmed Paşa'nın sadrazamlık yaptığı dönemi ihtiva etmektedir. Defterdeki 1-170 sayfaları arasındaki kayıtlardan dergâh-ı âli çavuşluğu, mekteb hâceliği, dersiâm, muallim, kâtip, halife, vakıf ve kale görevlileri gibi birçok görevlilerin tevcihatları hakkındaki bilgilere ulaşılmaktadır.
Şeyhülislamlığa ait üç numaralı Telhis Defterinin transkripsiyon ve değerlendirmesi (Vr.96-192)
Osmanlı Devleti daha beylik döneminden itibaren siyasi, kültürel, ekonomik ve askeri kurumlarında teşkilatlanma içerisine girmişti. Osmanlı devleti beylikten devlete teşekkül etmesi ile birlikte teşkilatlanma da büyük bir ivme kazanarak bu teşkilatlanma yapısının yelpazesini bir taraftan genişleterek bir taraftan da fetihlerle sınırlarını genişletmiştir. Osmanlı devleti, kurumlarının temellerini atarken hem atalarının mirasını alarak hemde kendinden önceki Türk İslam devletlerinin yapılarından etkilenerek müstesna kurumlarını oluşturmuşlardır. Bu kurumlardan biride İlmiye Teşkilatıdır. İlmiye Teşkilatı 19.yüzyılda reformlarla yenileşme sürecine girmiştir. İlmiye Teşkilatında bu yenileşme hareketleri ile hemen her dönemde bir önceki zaman dilimden daha iyi konuma gelerek hem kendini güncellemiş hemde kendine has yeni bir kurumsallaşma içerisine girmiştir. İlmiye teşkilatı içerisinde yer alan mühim kurumlar; medrese, müderris, kadı, müftü ve şeyhülislamlık kurumlarıdır. Medrese teşkilatının bünyesine baktığımız zaman; müderris, kadı, müftü gibi ulema zümresinin tayin ve terfileri belli bir kıstas'a göre yapılmıştır. "Üç Numaralı Telhis Defteri" ele alındığı zaman müderris, kadı, müftü tayinlerinin yanı sıra paye ve kazalara yapılan tayinlerde görülmektedir.
Charles Gravier de Vergennes ve İstanbul elçiliği (1755-1768)
Charles Gravier de Vergennes XVIII. Yüzyılın en önemli Fransız diplomatlarından biridir. Diplomatik hayatına amcası Chavigny'nin himayesinde Fransa'nın Lizbon ve Frankfurt temsilciliklerinde başlamıştır. Sonrasında Koblenz ve Hannover Elektörlüklerinde Fransa adına elçi olarak görevlendirilen Vergennes, 1755-1768 yılları arasında Fransa'nın İstanbul elçiliğini yapmıştır. İstanbul elçiliği sırasında yürüttüğü diplomasi faaliyetleri ve kurduğu ilişkiler bu çalışmanın ana konusudur. On üç yıllık bir zaman dilimini kapsayan ve III. Osman ile III. Mustafa'nın hükümdarlık dönemine denk gelen elçilik görevi Vergennes'in kariyerinin oldukça önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Vergennes'in hayatını ve kariyerini odak noktasına alarak XVIII. yüzyıl Osmanlı-Fransız diplomasisinin hangi şartlarda sürdürüldüğünü ve ilişkilerin bu süreçte geçirdiği değişimi ortaya koymaktır. Bu doğrultuda Vergennes'in hikayesi sadece bir kişinin değil, aynı zamanda Osmanlı-Fransız diplomasinin hikayesidir. Çalışma, Vergennes'in diplomatik yazışmaları, dönemin Osmanlı belgeleri ve ilgili literatür kullanılarak hazırlanmıştır.
Pamukova'dan Karasu'ya Sakarya Nehri Havzasında bataklık, nehir ve göllerin ıslahı
Osmanlı Devleti'nde idari, mali ve sosyal alanda yapılan Tanzimat reformlarıyla birlikte devletin ekonomik kalkınması için yeni gelir kaynaklarına ihtiyaç duyulmuştur. Bu gelir kaynaklarından birisi de Osmanlı ekonomisinin temelini oluşturan tarımsal faaliyetlerdir. Bu bağlamda tarımsal faaliyetlerin geliştirilmesi için bataklıklar kurutularak nehir ve göller de ıslah edilmiştir. Anadolu, Rumeli ve Arap coğrafyası gibi oldukça geniş bir sahada yürütülen ıslah çalışmalarıyla bataklık araziler tarım ve iskân sahası olarak açılmıştır. Bataklıkların neden olduğu sıtmanın da önlendiği ıslah faaliyetlerinde nehir ve göller taşımacılık, ulaşım, tarımsal sulama için uygun hale getirilmiştir. Bu faaliyetlerden birisi de Aşağı Sakarya Nehri Havzası'nda gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında, Pamukova (Akhisar), Geyve, Sapanca, Adapazarı, Akyazı, Hendek ve Karasu yerleşim alanlarında bulunan bataklık, nehir ve göllerin ıslahı ile bu ıslah faaliyetlerinin çevresel sonuçları ele alınmıştır. Islah sürecinin iklim değişikliği ve doğal afetler üzerinden çevresel boyutlarıyla günümüze yansımalarının değerlendirildiği çalışmada, birinci derece deprem kuşağında yer alan bölgede yanlış arazi kullanımı sonucu ortaya çıkan sorunlara da odaklanılmıştır. Bu sorunların, özellikle depremlerle birlikte yaşanan yıkım üzerindeki etkileri ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Bu tezde Osmanlı ve Cumhuriyet arşiv kaynaklarının yanı sıra; süreli yayınlar, yerli ve yabancı uzmanlar ile bakanlıklar, üniversiteler gibi kurumların raporlarından faydalanılmıştır. Ayrıca, coğrafya, yer bilimleri ve çevre tarihi gibi çeşitli disiplinlerde hazırlanmış kitap, tez, makale ve sempozyum bildirileri gibi diğer bilimsel eserler de çalışma kapsamında değerlendirilmiştir.
Gölpazarı Kazası'nın 1831 tarihli nüfus defteri
1831 yılında nüfus sayımları kapsamında Hüdavendigar Sancağı'na bağlı kazalardan Gölpazarı'nda da yerli İslam nüfusu sayımı yapıldı. Bu kapsamda hazırlanan Gölpazarı Kazası'nın nüfus defteri de 29 Teşrîn-i evvel 1246/10 Haziran 1831 tarihli ve Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi'nde (COA) ve 1417 numarayla kayıtlıdır. Bu çalışmada esas olarak nüfus defterinde yer alan Gölpazarı Kazası'nın 3 mahallesi ve 56 köyü değerlendirilmiştir. Mahallelerde ve köylerde yaşayan erkek nüfusun yaş, boy, sakal ve bıyık, meslek, unvan, isim ve özel durumları incelenmiştir.