Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Güven
18 theses · Çukurova University, Gazi University, Bingöl University, Sakarya University
Starter olarak kullanılan bazı Loctococcus suşlarının beyaz peynirlerin özellikleri ve olgunlaşmaları üzerine etkileri
öz DOKTORA TEZİ STARTER OLARAK KULLANILAN BAZI Lactococcus SUŞLARININ BEYAZ PEYNİRLERİN ÖZELLİKLERİ VE OLGUNLAŞMALARI ÜZERİNE ETKİLERİ Ali Adnan HAYALOGLU ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ GIDA MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI Danışman : Prof. Dr. Mehmet GÜVEN Yıl: 2003, Sayfa: 170 Jüri: Prof. Dr. Mehmet GÜVEN Prof. Dr. Celalettin KOÇAK Prof. Dr. Harun UYSAL Doç. Dr. Nuray SAHAN Yrd. Doç. Dr. Işıl VAR Bu çalışmada, bazı Lactococcus cinsi farklı starter bakteriler (Lc. lactis subsp. lactis NCD0763 + Lc. lactis subsp. cremoris SKİ 1 ve Lc. lactis subsp. lactis UC317 + Lc. lactis subsp. cremoris HP) kullanılarak ve starter kullanılmadan Beyaz peynir üretilmiş ve 90 gün süre ile olgunlaştırılmıştır. Starter kullanımının peynirin fiziksel, kimyasal, biyokimyasal ve duyusal özellikleri üzerinde önemli düzeyde etkili olduğu bulunmuştur (p<0.01). Farklı starter ilave edilen peynirlerin kimyasal bileşimlerinin, pH değerlerinin ve duyusal özelliklerinin birbirine yakın değerler aldığı, olgunlaşmanın bazı dönemlerinde suda çözünen azot oranları ile pH 4.6'da çözünmeyen fraksiyonlarının urea-PAGE özelliklerinde farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Peynirlerin pH 4.6'da çözünmeyen fraksiyonlarının urea-PAGE elektroforezinde, ası-kazeinin önemli düzeyde parçalandığı, p-kazeinin hidrolize karşı dirençli olduğu belirlenmiştir. Starter bakteri farklılığının peynirlerin % 12 TCA'da çözünen, % 5 PTA'da çözünen azot oranları, toplam FAA, toplam FFA, amino asit kompozisyonu, pH 4.6'da çözünen, % 70 etanolde çözünen ve çözünmeyen fraksiyonlarının RP-HPLC peptid profilleri üzerine önemli etkileri bulunmuştur! Peynirlerin peptid konsantrasyonları olgunlaşma süresince artış göstermiştir. Elektroforetik ve kromatografîk sonuçların PCA grafikleri ve HCA dendrogramları peynirlerin önemli derecede farklı olduklarını göstermiş ve peynirler starter kullanımı, starter farklılığı ve olgunluklarına göre gruplandırılmıştır. Peynirlerde serbest amino asit düzeyleri farklı bulunmuş ve en fazla Leu, Glu, Phe, Lys ve Val amino asitleri saptanmıştır. Olgunlaşma süresince peynirlerin azot fraksiyonları, toplam FAA, toplam FFA değerlerinde ve RP-HPLC ile saptanan peptid konsantrasyonlarında artışlar olmuş ve olgunlaşma süresinin bu özellikler üzerindeki etkisi önemli bulunmuştur. Starter, ilave edilen peynirlerin duyusal özellikleri açısından önemli düzeyde bir farklılık bulunamamış, ancak starter katılmayan peynir tüm olgunlaşma dönemlerinde en düşük puanlar almıştır. Uzman panelce, en çok NCD0763 + SK11 kombinasyonu ile üretilen peynir tercih edilmiştir. Farklı starter kullanımının, peynir kalitesinde önemli ölçüde etkili olduğu ve her bir starterin peynir proteolizine farklı biçimlerde katkı sağladığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler : Beyaz peynir, Lactococcus, olgunlaşma, peptid, amino asit
Mikrobiyel kaynaklı proteolitik ve lipolitik enzim kullanımının beyaz peynirlerin özellikleri ve olgunlaşmaları üzerine etkileri
Bu çalışmada, 90 gün süreyle olgunlaştırılan Beyaz peynirlerin lipoliz ve proteolİz özellikleri üzerine peynir sütüne farklı oranlarda proteolitik (Neutrase, Bacillus subtilis kaynaklı, 0.20 ve 0.40 g/100 L) ve lipolitik (Piccantase A, Mucor miehei kaynaklı, 0.05 ve 0.10 g/100 L) enzim ilavesinin etkileri incelenmiştir. Farklı enzim kullanımı peynirlerin pH, titrasyon asitliği, kurumaddede yağ, proteoz-pepton azotu oranlarını etkilemezken kurumadde, tuz, protein, suda çözünen azot, % 12 TCA'da çözünen azot, % 5 PTA'da çözünen azot, kazein azotu oranlarını, pıhtı sertliği değerini, toplam serbest yağ ve amino asit miktarlarını ve duyusal özellikleri etkilemiştir. Peynirlerin urea-Page elektroforez örneklerinde farklılıklar olduğu ve olgunlaşma süresince en yüksek p- kazein ve ası-kazein parçalanmasının proteaz enzimi ilaveli peynirlerde gerçekleştiği belirlenmiştir. RP-HPLC peptid profili sonuçlarının PCA grafikleri ve HCA dendrogramlan, enzim farklılığının ve olgunlaşma süresinin peynirlerin RP-HPLC peptid profilleri üzerine önemli etkileri bulunduğunu ve peynirlerin peptid profillerinin olgunlaşma süresince arttığım göstermiştir. Peynirlerin serbest yağ asiti kompozisyonları araşidik asit hariç farklı bulunmuş ve en fazla palmitik, oleik, miristik ve stearik asitler saptanmıştır. Mineral madde miktarları olgunlaşma süresince genelde azalmış, enzim uygulamasının bu değerler üzerine etkisi magnezyum ve mangan hariç önemli bulunmuştur. Peynirlerin tüm duyusal özellikleri olgunlaşma süresince azalmış ve panelistlerce en az beğenilen peynirler yüksek oranda proteaz ve lipaz enzimi ilave edilen peynirler olmuştur. Olgunlaşma süresince peynirlerin titrasyon asitliği, kurumadde, kurumaddede yağ, suda çözünen azot, % 12 TCA'da çözünen azot, % 5 PTA'da çözünen azot, proteoz pepton azotu oranları, pıhtı sertliği değeri, toplam serbest yağ ve amino asit miktarları artarken, pH, tuz, kazein azotu, (3- ve ası-kazein oranları, mineral madde miktarları ve duyusal Özelliklerine verilen puanlar azalmıştır. Anahtar Kelimeler: Beyaz peynir, lipaz, proteaz, peptid, serbest yağ asitleri
Sıkma peynirinin özellikleri üzerine pastörizasyon işlemi ve pıhtılaşma süresinin etkileri
Bu çalışmada Sıkma peynirinin özellikleri üzerine pastörizasyon işlemi ve pıhtılaşma süresinin etkileri incelenmiştir. Bu amaçla Sıkma peyniri üretilerek 90 günlük depolama süresince fiziksel ve kimyasal özellikleri belirlenmiştir. Pastörizasyon işlemi Sıkma peyniri randımanlarını etkilememiştir. Starter kültür ilavesinden dolayı pastörizasyon işlemi uygulanarak üretilen Sıkma peynirlerinin pH'larının çiğ sütten üretilenlere göre düşük, titrasyon asitliklerinin ise yüksek olduğu belirlenmiştir. Çiğ sütten üretilen Sıkma peynirlerinin protein ve yağ oranlarının, dolayısıyla kurumaddelerinin pastörizasyon işlemi uygulanarak üretilenlere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Pastörizasyon işlemi Sıkma peynirinin olgunlaşması üzerine olumlu etkiler yapmıştır. Üretimde kullanılan starter kültür sayesinde daha yüksek suda çözünür azot oranına sahip olduğu yani daha kontrollü ve hızlı olgunlaştığı belirlenmiştir. Sıkma peyniri üretiminde sütün pıhtılaştırılma süresinin farklı olmasının peynirin özellikleri üzerine önemli bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Bunun nedeninin pıhtılaştırma süresiyle oluşabilecek muhtemel farklılıkların sıcak suda sıkma işlemi esnasında yok olması olduğu düşünülmektedir. Gaziantep ve yöresinde çok miktarda üretilip tüketilen ancak daha çok ilkel koşullarda ve çiğ sütten üretildiği için tehlikeli olabilecek bu peynirin endüstriyel olarak üretimi ve üretiminin standardizasyonu için yapılacak çalışmaların yolu açılmıştır.
Çeçil peynirinin özellikleri üzerine pastorizasyon işleminin ve salamura tuz oranının etkileri
Bu çalışmada, hem çiğ sütten hem de pastörize sütten Çeçil peyniri üretilerek, farklı konsantrasyonlardaki salamuralarda (% 10, % 12, % 14'lük) 15 gün boyunca bekletildikten sonra vakum ambalajlanarak depolanmıştır. Depolamanın 1., 15., 45. ve 90. günlerinde, peynir örneklerinin bazı fiziksel, kimyasal ve duyusal özellikleri incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; pastörize sütten üretilen Çeçil peynirlerinin pH değerleri çiğ sütten üretilenlere göre daha düşük değerler almıştır. Çeçil peynirlerinin pH değerleri üzerine pastörizasyon işleminin etkisi depolamanın 1., 15. ve 45. günlerinde istatistiksel olarak önemli bulunurken (p<0.05), titrasyon asitliği değerleri üzerine pastörizasyon işleminin etkisi sadece depolamanın 45. gününde önemli bulunmuştur (p<0.05). Pastörize sütten üretilen Çeçil peynirlerinin kurumadde ve protein oranları çiğ sütten üretilen Çeçil peynirlerine göre daha yüksek bulunurken, peynirlerin genel olarak olgunlaşma derecelerinde artışlar meydana gelmiştir. Çiğ sütten üretilen Çeçil peynirlerinin tuz oranları, pastörize sütten üretilen Çeçil peynirlerinin tuz oranlarından daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca, pastörize sütten üretilen ve % 12'lik salamuralarda depolanan peynirler duyusal açıdan daha çok beğenilmiştir.
Krema yoğurdunun özellikleri üzerine süt tozu ilavesi ve depolama süresinin etkileri
Bu çalışmada, 4 farklı oranda (% 0, % 2, % 4, % 6) süt tozu ilave edilerek üretilen krema yoğurtları 30 gün boyunca depolanmıştır. Depolamanın 1., 7., 15. ve 30. günlerinde, yoğurt örneklerinin kimyasal, fiziksel ve duyusal özellikleri incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre; pH değerleri 4.13-4.67, titrasyon asitliği değerleri % 0.66-1.14, protein oranları % 2.5-4.4, yağ oranları % 27.33-28.00, laktoz oranları % 2.65-3.33, tirozin oranları 0.69-1.12 mg/g, asetaldehit oranları 4,9-7.7 ppm, toplam uçucu yağ asitleri oranları 4.1-7.81 0.1 N NaOH/100g, serum ayrılması değerleri % 0-70.33, penetrometre değerleri 158-96 1/10 mm, viskozite değerleri 3795-6045 cP, su tutma kapasitesi ise % 48.4 -59.9 değerleri arasında tespit edilmiştir. Toplam kabul edilebilirlik puanlarına göre, % 4 süt tozu ilaveli yoğurt, kontrol ve diğer örneklere göre daha çok beğenilmiştir.
Dondorarak kurutulan kaşar peyniri tozlarının özellikleri üzerine peynirin üretim yönteminin, yağ oranının ve olgunluğunun depolama sürecindeki etkileri
Bu çalışmada eritme ve haşlama yöntemleriyle üretilen tam yağlı ve yarım yağlı kaşar peynirleri hem taze hem de olgunken dondurarak kurutma yöntemiyle kurutularak toz haline getirilmiş, vakum paketlenerek 3 ay süreyle oda sıcaklığında depolanmıştır. Depolamanın 1., 30., 60., ve 90., günlerinde fiziksel, kimyasal ve duyusal analizleri gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; eritme yöntemi ile üretilen Kaşar peyniri tozlarının pH değerleri, haşlama yöntemi ile üretilenlere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Taze Kaşar peynirlerinden üretilen Kaşar peyniri tozlarının titrasyon asitliği değerleri olgun peynir kullanılarak üretilenlerden yüksek bulunmuştur. Yarım yağlı Kaşar peynirlerinden elde edilen peynir tozlarının protein oranları tam yağlılardan elde edilenlere oranlara daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Olgun Kaşar peynirlerinden üretilen peynir tozlarının suda çözünür azot oranları ve olgunlaşma dereceleri taze Kaşar peynirlerinden üretilenlere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Peynirlerin su aktivitesi değerlerinde depolama süresince artış meydana gelmiştir (p<0.05). Peynir tozlarının L*, a* ve b* değerleri üzerine peynirlerin olgunluk durumunun yağ oranlarının, üretim yönteminin ve depolamanın etkisi önemsiz bulunmuştur (p>0.05). Toplam puanlarına göre eritme yöntemiyle üretilen tam yağlı olgun kaşar peynirinden üretilen peynir tozu (F) ve haşlama yöntemiyle üretilen tam yağlı taze kaşar peynirinden üretilen (A) örnekleri en çok beğenilen örnekler olmuştur.
Düşük yağlı tulum peyniri üretiminde ekzopolisakkarit üreten kültür kullanımının kalite özellikleri üzerine etkileri
Bu çalışmada, EPS (+) ile EPS (-) yarım yağlı ve EPS (-) tam yağlı Tulum peynirleri 90 gün süreyle olgunlaştırılmıştır. EPS (+) kültür kullanımının Tulum peynirinin kurumadde, yağ ve kurumaddede yağ, protein ve kurumaddede protein oranları ile pıhtı sıkılığı, toplam serbest aminoasit miktarı, suda çözünen azot, %12 TCA'de çözünen azotu, proteoz pepton, kazein azotu oranlarını önemli düzeyde etkilediği belirlenmiştir (p<0.01). Yağ oranı azaldıkça, randımanda azalma görülmüş ve EPS(+) kültürle üretilmiş olan B peynirinin randımanı yarım yağlı peynirlerinin arasında en yüksek randımana sahip olmuştur. Peynirlerin suda çözünmeyen fraksiyonlarının urea-PAGE özelliklerinde farklılıklar olduğu görülmüş, ß-kazein ve alfa-S1 kazein parçalanması en fazla EPS(-) kültürle üretilen peynirlerde görülmüştür. Peynirlerin peptid konsantrasyonları, olgunlaşma süresince artış göstermiştir. EPS (+) kültür kullanımı tekstür profil özelliklerini (elastiklik hariç) artırmıştır. Peynirlerin çekilen SEM mikrografları kıyaslandığında EPS (+) ve EPS (-) kültürlerle üretilenlerin yapılarında farklılıklar görülmüştür. Diğer yandan peynirlerin FFA içeriklerinde olgunlaşma süresince artış olmuş, palmitik, oleik ve miristik asitler baskın FFA olarak belirlenmiştir. Peynirlerin uçucu bileşenleri üzerine starter kültürün ve olgunlaşma süresinin etkili olduğu saptanmıştır. Duyusal özelliklerce depolamanın başlangıcında peynirler arasında farklılık belirlenmezken olgunlaşmanın sonuna doğru tam yağlı EPS (-) tulum peyniri ile yarım yağlı EPS (+) tulum peynirleri en beğenilen peynirler olmuştur. EPS (+) kültürlerin bünyelerinde su tutarak yarım yağlı peynirlerin yapısal ve duyusal olumsuzluklarını bertaraf edebildiği ve peynirlerin diğer özelliklerine de olumlu katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır.
Rendelenmiş trabzon hurması, muz ve elma ilave edilerek üretilen kefir yoğurtlarının fiziksel, kimyasal ve duyusal özelliklerinin depolama süresince değişimi
Bu çalışmada, Trabzon hurması, elma ve muz ilaveli meyveli set tipi kefir yoğurtlarının fiziksel, kimyasal ve duyusal özellikleri incelenmiş, bu özelliklere meyve çeşitlerinin (Trabzon hurması, muz ve elma) ve depolama süresinin (1. 7. ve 14. günler) etkileri belirlenmiştir. Üretimde kullanılan çiğ sütte de; kurumadde, yağ, protein, pH, titrasyon asitliği değerleri belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda; meyveli kefir yoğurtlarının pH değerlerinin meyve çeşidi ilavesinden önemli düzeyde etkilenmediği, viskozite, titrasyon asitliği, uçucu yağ asidi, serum ayrılması, asetaldehit ve penetrometre gibi fiziksel özellikleri değişik düzeyde etkilendiği belirlenmiştir. Tüm yoğurtların duyusal analiz değerleri ve renk değerleri meyve çeşidi ve depolama süresinden bakımında önemli düzeyde farklılığa sahip olduğu saptanmıştır.
Besinsel lif ilavesinin beyaz peynirin özellikleri üzerine etkileri
Bu çalışmada süte farklı oranlarda pektin, inülin, buğday lifi ilave edilerek beyaz peynir üretilmiş ve peynirler 90 gün boyunca 4±1ºC'de depolanmıştır. Farklı oranlarda besinsel lif ilavesinin kullanımı ve depolamanın peynirlerin randıman, pH, titrasyon asitliği, kuru madde, yağ, kurumaddede yağ, toplam azot, protein, kurumaddede protein, tuz, kurumaddede tuz, pıhtı sertliği, suda çözünen azot, olgunlaşma derecesi, renk ve duyusal özellikleri üzerine etkileri belirlenmiştir.
Sürdürülebilir sağlıklı ve fonksiyonel gıda üretiminde gilaburu suyu ilavesinin set tipi yoğurtların özellikleri üzerine etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışmada; gilaburu suyunun farklı oranlarda (%0, %4, %8, %12) ilavesinin yoğurt özelliklerini nasıl etkilediği ve üretilen yoğurtların 28 günlük (1., 7., 14., 21. ve 28.) depolama süresince kalite özelliklerindeki değişim araştırılmıştır. Çalışma sonucunda, farklı oranlarda gilaburu suyu ilavesinin yoğurtların pH, titrasyon asitliği, serum ayrılması, su tutma kapasitesi, renk, sertlik, kıvam, yapışkanlık, viskozite indeksi, askorbik asit, toplam flavonoid madde, toplam fenolik madde, toplam antosiyanin madde, toplam monomerik antosiyanin madde, antioksidan aktivite değerlerinde ve duyusal özelliklerinde etkiye sahip olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Artan gilaburu suyu miktarı askorbik asit, toplam flavonoid madde, toplam fenolik madde, toplam antosiyanin madde, toplam monomerik antosiyanin madde, antioksidan aktivite içeriğinin artışını sağlamıştır, %12 oranında gilaburu suyu ilavesi ile bu içeriklerin sırasıyla 38 mg/kg, 98.57 mg/kg, 434.77 mg GAE/kg, 5.20 mg/kg, 8.52 mg/kg, %84.43 değerlerine kadar yükseltildiği tespit edilmiştir. Gilaburu buruk bir tada sahip olması nedeniyle duyusal yönden kontrol yoğurda nazaran daha düşük puanlar almıştır ancak gilaburu suyunun yoğurtta %4 ve %8 oranlarında kullanımı ile kabul edilebilirliği yüksek, kontrol yoğurda göre biyokaktif bileşenleri yüksek oranda içeren yoğurt üretilebileceği belirlenmiştir.
Hünnap (Zizyphus jujuba Mill.) ilavesinin set tipi yoğurtların kalite özellikleri üzerine etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, inek sütüne %3, %6, %9 ve 12 oranlarında hünnap pulpu ilave edilmiş ve hünnap pulpunun yoğurdun 21 gün boyunca 4℃'de depolama sırasındaki kalite özellikleri ve antioksidan aktiviteleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Yoğurtların titrasyon asitliği, pH değeri, laktik asit bakteri sayısı, su tutma kapasitesi, tekstürel özellikleri, biyoaktif bileşenleri ve duyusal özellikleri birer haftalık aralıklarla analiz edilmiştir. Yoğurtların bileşimleri ve mineral madde profilleri depolamanın birinci gününde belirlenmiştir. Hünnap meyvesi pulpu ilavesi yoğurtların titrasyon asitliği, serum ayrılması, su tutma kapasitesi, L*, a*, b*, sertlik, renk ve görünüm, kıvam, koku, tat ve toplam kabul edilebilirlik puanlarını istatistiksel olarak önemli düzeyde etkilemiştir (p<0.05). Fermantasyon süresinin %3 ve %6 hünnap meyve pulpu ilavesi ile hızlandığı ve bakteri canlılığının depolama süresi boyunca kontrol örneğe kıyasla bu iki örnekte daha yüksek sayıda kaldığı bulunmuştur. Hünnap meyvesi pulpu arttıkça toplam fenolik madde, toplam karotenoid madde ve antioksidan aktivite içeriği artmıştır. %3 ve %6 oranlarında hünnap meyvesi pulpu içeren yoğurtların biyoaktif bileşenler ve duyusal analizler bakımından daha yüksek özelliklere sahip oldukları bulunmuştur. Bütün sonuçlar ele alındığında, %3 ve %6 oranında hünnap meyvesi pulpu içeren yoğurdun hem biyoaktif bileşenlerinin hem de duyusal kabul edilebilirliğinin yüksek olduğu, antioksidan içeriği yüksek meyveli yoğurt üretiminde tercih edilebileceği sonucuna varılmıştır.
Farklı ambalajlarda olgunlaştırılan tulum peynirlerinden peynir tozu üretimi üzerine araştırma
Bu çalışmada farklı ambalajlarda muhafaza edilmiş olan İzmir, Deri ve Bidon Tulum peynirleri dondurarak kurutma yöntemiyle kurutularak toz haline getirilmiş, vakum paketlenerek 60 gün süre ile +4oC'de depolanmıştır. Depolamanın 1.,30., ve 60., günlerinde peynir tozlarının fiziksel, kimyasal ve duyusal analizleri gerçekleştirilmiştir. Depolama sonunda bütün örneklerde nem, su aktivitesi, pH ve yağ miktarları artmıştır. Renk kriterlerinden L* değerinde azalma; a* ve b* değerlerinde artış gözlemlenmiştir. Yığın yoğunluğu ve sıkıştırılmış yığın yoğunluğu değerlerinde depolama günleri arasında farklılıklar görülmüştür. Dağılabilirlik, çözünebilirlik ve ıslanabilirlik değerleri İzmir, Deri ve Bidon Peynir tozu örneklerinde artmıştır. Islanabilirlik özelliğinde özellikle istatistiksel olarak bir azalış belirlenmiştir. Peynir tozu örneklerinin SEM görüntüleri incelendiğinde dondurarak kurutma yöntemiyle üretilen peynir tozu örneklerinin genellikle küresel ve birbirine yapışık şekilde kümelendiği gözlemlenmiştir. Duyusal özellikler değerlendirme sonucuna göre örnekler arasında depolama süresi boyunca anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir.
Üniversite öğrencilerinin duygularını fark etmeleri ve ifade etmeleri ile psikolojik iyi oluşları: Kültürlerarası bir karşılaştırma
Bu araştırmanın iki amacı vardır. Birincisi, üniversite öğrencilerinin psikolojik iyi oluş, duygusal farkındalık ve duyguları ifade etme puanlarının ülke ve cinsiyete göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini incelemektir. İkincisi ise, Türk ve İngiliz üniversite öğrencilerinin duygusal farkındalık ve duygularını ifade etme yeterliliklerinin psikolojik iyi oluşlarını yordama gücünü incelemektir. Araştırmanın çalışma grubu Türk ve İngiliz üniversite öğrencilerinden oluşturulmuştur. Türk öğrenciler 2010?2011 öğretim yılında Gazi Üniversitesi'nde öğrenim görenler arasından seçilen 349 (211 kadın, 138 erkek) kişidir. Yabancı uyruklu öğrenciler araştırmaya dâhil edilmemiştir. Çalışma grubundaki 251 İngiliz öğrenciden (143 kadın, 108 erkek) 229'u 2010?2011 eğitim öğretim yılında Londra Kolej Üniversitesi (University College of London), Londra Üniversitesi (University of London) ve Middelesex Üniversitesi'nde (Middelesex University) öğrenim gören öğrenciler; 19'u www.mediko.gazi.edu.tr/survey adresinden araştırmaya katılan öğrencilerdir. Öğrencilerin duygusal farkındalık ve duygularını ifade etme düzeylerini belirlemek için Toronto Aleksitimi-20 (Bagby, Parker ve Taylor, 1994; Beştepe, 1997), öğrencilerin psikolojik iyi oluş düzeylerini belirlemek amacıyla Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (Ryff, 1989; Cenkseven, 2004) kullanılmıştır. İngiliz öğrencilere ölçeklerin orijinal formu uygulanmıştır. Ayrıca öğrencilerin yaş, cinsiyet, etnik yapılarına ilişkin bilgiler, araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ile toplanmıştır. Üniversite öğrencilerinin duygusal farkındalık, duygularını ifade etme ve psikolojik iyi oluş puanlarının ülke, cinsiyet ve ülke ile cinsiyetin ortak etkisine göre nasıl farklılaştığını analiz etmek için çoklu varyans analizi (MANOVA); Türk ve İngiliz üniversite öğrencilerinin duygusal farkındalık ve duygularını ifade etme puanlarının psikolojik iyi oluş puanlarını yordayıcılığını test etmek için hiyerarşik regresyon analizi ve değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek için Pearson momentler çarpımı korelâsyon katsayısı hesaplanmıştır.Araştırma sonucunda, Türk üniversite öğrencilerinin psikolojik iyi oluş, duygusal farkındalık ve duyguları ifade etme düzeyi İngiliz öğrencilere göre daha düşük bulunmuştur. Kızların psikolojik iyi oluş düzeyleri erkeklerin psikolojik iyi oluş düzeylerinden daha yüksek bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinin duygusal farkındalık ve duyguları ifade etme düzeyi cinsiyete göre farklılık göstermemiştir. Türk ve İngiliz üniversite öğrencilerinin duygusal farkındalık ve duyguları ifade etme düzeyinin psikolojik iyi oluş düzeyini yordadığı bulunmuştur. Sonuçlar literatür ışığında tartışılmış, ileride yapılacak araştırmalara ve psikolojik danışmanlara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Anne-babası boşanmış ve boşanmamış ergenlerin algılanan sosyal destek düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırma anne-babası boşanmış ve boşanmamış ergenlerin algıladıkları sosyal desteği çeşitli değişkenler açısından incelenmek amacıyla gerçekleştirilmiştir.Araştırma 2011-2012 eğitim öğretim yılında Ankara ili Keçiören ilçesindebulunan MEB?e bağlı toplam yirmi ilköğretim ve ortaöğretim okulunda yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu bu okulların 8.-9.-10. sınıflarında öğrenim gören ve araştırmaya gönüllü olarak katılan 272 kız, 196 erkek olmak üzere toplam 468 ergenden oluşmaktadır.Araştırmada veriler ?Algılanan Sosyal Destek Ölçeği / ASDÖ-R? ve ?Kişisel Bilgi Formu? ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Çift Yönlü Varyans Analizi, t- testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır.Araştırma sonuçları; algılanan sosyal desteğin anne-babalarının boşanma durumuna göre anlamlı şekilde farklılaşmadığını, kızların erkeklere göre ve 8.sınıfların 9.sınıflara göre ve ayrıca anne-babası boşanmış ve babası çalışan ergenlerin anne-babası boşanmış babası çalışmayanlara göre daha fazla sosyal destek algıladığınıgöstermektedir. Araştırmada incelenen anne ve baba eğitim düzeyinin ve boşanmış anne-babaya sahip ergenlerin yanında yaşamadığı taraf ile görüşüp görüşmeme, birlikte yaşadığı kişiler, boşanmanın ne kadar süre önce gerçekleştiği, boşanma yaşandığında ergenin yaşı, annenin çalışma durumu, yanında yaşamadığı taraftan maddi destek alma durumu, yanında yaşadığı ve yaşamadığı tarafın yeniden evlenme durumu, kardeş sayısı ve kaçıncı çocuk olduğu değişkenlerinin ergenlerin algıladıkları sosyal desteği anlamlı şekilde farklılaştırmadığı görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Algılanan sosyal destek, boşanma, ergenlik
Suriyeli firmaların Türkiye'ye adaptasyonlarının ve bağlantılarının inovasyon performansları üzerinde etkisi
Bu çalışmanın amacı, Gaziantep'te faaliyet gösteren Suriyeli firmaların inovasyon performanslarını ve genel şirket başarılarını etkileyen faktörleri incelemektir. Araştırmanın anakütlesini Gaziantep'te faaliyet gösteren Suriyeli girişimciler oluşturmakta olup, örneklem kapsamında 196 Suriyeli firmadan elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Veriler, anket yöntemiyle toplanmış ve analiz sürecinde SPSS ile AMOS istatistik programları kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra güvenilirlik analizleri, çoklu doğrusal regresyon analizleri ve Relative Importance Index (RII) hesaplamaları gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kullanılan dört temel yapı olan "Entegrasyon ve Zorluklar", "Şirket Performansı", "İnovasyon ve Yeni Ürünler" ve "Yabancı Pazarlarla İlişkiler" ölçeklerinin Cronbach Alfa değerleri .755 ile .950 arasında değişmiş ve ölçeklerin güvenilir olduğu görülmüştür. Tanımlayıcı analizlere göre firmaların %63,8'i 0-9 çalışanla küçük ölçeklidir; %50,5'i Suriyeli ortaklı, %13,8'i Türk ortaklı ve %35,7'si tek sahipli yapıdadır. Ayrıca firmaların %44,4'ü yalnızca Türkiye'de, %41,8'i hem Türkiye'de hem yurt dışında faaliyet göstermekte; %70,4'ü ise Türkiye ile önceden ticari ilişki kurmamıştır. Yapılan regresyon analizleri sonucunda, firmaların Türkiye'ye entegrasyon düzeylerinin inovasyon ve şirket performansı üzerinde anlamlı ve pozitif yönde etkili olduğu belirlenmiştir (p <0.001). Ayrıca hem Türkiye hem de yabancı pazarlarda faaliyet gösteren firmaların, sadece Türkiye'de faaliyet gösterenlere kıyasla daha yüksek inovasyon performansına sahip olduğu bulunmuştur (p = 0.002). Öte yandan, Türkiye ile önceden ticari ilişkisi bulunan firmaların inovasyon ve performans düzeylerinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir (p < 0.05). Yabancı pazarlarla ilişkiler değişkeni ise istatistiksel olarak anlamlı bir etki göstermemiştir.
Kronik seröz otitis media'lı hastalarda üriner lökotrien E4 değerlerinin araştırılması
GİRİŞ VE AMAÇ: KSOM (Kronik seröz otitis media) herhangi bir akut enfeksiyon bulgusuna rastlanmadan, sağlam kulak zarının arka kısmında sıvı birikimi ile ilerleyen inflamatuar duruma verilen isimdir. KSOM mortalitesi ve morbiditesi diğer OM (Otitis media) çeşitlerine göre daha yüksektir. Üriner LTE-4 ise unstabil anjina, akut miyokard infarktüsü epizodlarından sonra, koroner arter hastalığında, koroner arter by-pass ameliyatından sonra, atopik dermatit, romatoid artrit gibi hastalıklarda serum düzeyi yüksek saptanan bir inflamatuar mediatördür. Bu çalışmada artmış enflamasyon sonucu oluştuğu düşünülen KSOM'un tanısında üriner LTE4 değerlerinin tanısal değerini ve bir biyomarker olarak kullanılıp kullanılamayacağını araştırmak amaçlanmıştır. YÖNTEM: Polikliniğimize başvuran ve medikal tedaviye yanıtsız 34 kronik seröz otitis media tanısı konarak ventilasyon tüp tatbiki planlanan çocuk hastalardan ve kliniğimizde bir başka nedenle operasyon planlanan ve kronik SOM'u olmayan hastalardan kontrol grubu olarak idrar örnekleri ependorf tüplerinde -4 °C'de buzdolabında saklanarak ve hastanemiz biyokimya laboratuvarında üriner LTE4 kiti (BT-LAB Human Lökotrien E4 Elisa kit Ct.no: E1551Hu) kullanılarak eliza yöntemiyle çalışılmıştır. Hastaların verileri SPSS 22.0 programına kaydedilerek istatistiksel analiz yapılmıştır. BULGULAR: Çalışmamızda toplam 68 hastanın sonuçları aanaliz edilmiştir. 34 hasta çalışma grubu 34 hasta kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Her iki grup kıyaslandığında annede ve/veya babada sigara içme durumu, kardeş sayısı, kreşe gitme gibi durumlarda her iki grup arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Ancak anne ya da babadda otit öyküsü istatistiksel olarak anlamlı şekilde çalışma grubunda daha yüksek saptanmıştır. Üriner LTE-4 düzeylerine bakıldığında çalışma grubunda ortalama LTE-4 düzeyi 114,74±56,94 pg/mg iken kontrol grubunda 86,17±44,23 pg/mg olarak saptanmıştır (p:0.024). Yapılan ROC analizinde ise eşik değer 105,65 pg/mg olarak bulunmuş ve sensivite 61,8 iken spesifite ise yine 61,8 olarak saptanmıştır. (p:0,031). SONUÇ: Çalışmamızda KSOM lu hastalarda LTE-4 ün tanısal amaçlı kullanabileceğini düşündürmekle beraber hasta sayısının az olması, LTE-4 ün yaş, genetik varyansdan etkilenmesi, ölçümünün zor ve pahalı olması gibi zorluklar hala önemli problemler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ratlarda rekürren larengeal sinir yaralanması sonrası melatonin uygulamasının sinir rejenerasyonundaki etkisinin değerlendirilmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Rekürren laringeal sinir(RLS) hasarı anterior boyun cerrahisinde karşılaşılan önemli bir komplikasyondur. Tedavi sonrasında sinir iyileşmesi görülse de fonksiyonel sonuçlar pek de yüz güldürücü değildir. Sinir rejenerasyonu ile ilgili bir çok çalışma olmasına karşın kesin olarak etkili tedavi oluşturulamamıştır. Çalışmamızda; RLS kesisi sonrası sutürasyonun ve melatonin tedavisinin sinir rejenerasyonuna etkisini değerlendirmeyi amaçladık. YÖNTEM: Çalışmamız; 28 adet erkek Wistar Albino Rat kullanılarak yapılmıştır. Tüm deneklerin sol RLS kesisi yapılmıştır. Kesi sonrası sinir onarımı sadece birinci ve dördüncü grupta yapılmıştır. Üçüncü ve dördüncü gruba altı hafta boyunca günlük 10 mg/kg intraperitoneal melatonin verilmiştir. Tüm deneklerin işlem öncesi, sonrası, üçüncü hafta ve altıncı hafta transoral laringeal EMG uygulanmış ve vokal kord hareketleri larengeal muayene ile değerIendirilmiştir. Altı hafta sonunda tüm denekler sakrifiye edilerek alınan larenks ve trakea dokusu histolojik olarak incelenmiştir. BULGULAR: İşlem sonrası tüm deneklerde sol VKP izlendi. Altıncı haftada; birinci grupta üç ve dördüncü grupta dört denekte bilateral vokal kordları hareketli izlendi. Yapılan EMG ile üçüncü ve altıncı haftada en yüksek motor ünite potansiyeli amplitüd değeri dördüncü grupta kaydedilmiştir. Histolojik olarak dördüncü grupta diğer gruplara oranla schwann hücre sayısında artış, akson hasarında ve sitoplazmik vakuolizasyonda azalma görüldü. SONUÇ: Çalışmamızda laringoskopik muayene, elektrofizyolojik ve histopatolojik bulgular bize melatoninin, periferik sinir iyileşmesine katkı sağladığını göstermektedir.
Larenks displazilerine yaklaşım
GİRİŞ Bu çalışmanın amacı larenks displazisi olan hastalar için yönetim ve takip stratejisi belirlemektir. Displazi genel olarak larenks hastalıklarının önemli ve yeterince fikir birliği oluşmamış konularındandır. Displazi hastalarının histopatolojik görüntüleriyle klinik seyirleri arasında ilişki kurabilmek için önemli çabalar gösterilmektedir. Bu çalışmada WHO'nun tanımladığı displazi sistemine göre histopatolojik olarak sınıflandırılmış hastaların klinik takipleri ve locoregional kontrol oranları istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve hastaların invaziv karsinoma dönüşme oranları saptandı. Ayrıca hastalara uygulanan tedavi yöntemlerinin etkinliği araştırılarak litaratürdeki alternatif tedavi şekilleri eşliğinde tartışıldı. YÖNTEM Çalışma grubu 2008 ile 2014 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi'nde opere edilen ve histopatolojik olarak displazi tanısı konulan 59 hastanın retrospektif olarak araştırılması sonucu oluşturulmuştur. Hastaların operasyon tarihleri, patolojik raporları ve laringoskopik kayıtları taranarak displazi durumları, takip süreleri ve yapılan operasyon yöntemi belirlendi. Hastalarda invaziv karsinoma dönüşüm olduysa bunun tamzamanı kaydedildi ve buna göre Kaplan Meier survive eğrisi çizildi. 59 hastanın 9'unda invaziv karsinom geliştiği gözlendi. 25 hafif displazi hastasının 2'inde, 16 şiddetli displazi hastasının 3'ünde ve 5 CIS(carsinoma in situ) hastasının 4 'ünde invaziv karsinom geliştiği gözlendi.Tanısı hiperplastik larenks lezyonu(parakeratoz, akantoz,hiperkeratoz) olan 13 hastanın hiç birinde invazif karsinom gelişimi gözlenmedi. Hafif displazi hastalarında 18,5 ayda, şiddetli displazi hastalarında ortalama 12 ayda, CIS hastalarında ortalama 6,7 ayda invaziv karsinom geliştiği görüldü. Hastaların operasyon yöntemlerine bakıldığında 38 hastaya parsiyel stribing ve takip, 21 hastaya total stribing ve takip yapıldığı görüldü. Takip sonuçlarına baktığımızda 38 parsiyel stribing hastasının 12 tekrar biopsi gerektirecek lezyon bulunurken bu sayı 21total stribing hastasında 13 idi. Yapılan tekrar biopsilerde 9 invaziv karsinom gelişen hastanın 7 tanesi daha önce parsiyel stribing biopsi hastaları iken bu sayı total stribing yapılan hastalarda sadece iki di. SONUÇLAR Karsinoma in situ hastalarının invaziv karsinoma dönüşüm bakımından diğer displazi hastalarına göre çok daha agresif olduğunu gözlemledik. Ayrıca şiddetli displazi hastalarınında hafif displazi hastalarına göre malign dönüşüm oranı anlamlı olarak yüksek değildi. Ve 3 grup arasında invaziv karsinoma dönüşüm zamanları arasında anlamlı fark vardı. Biopsi yöntemlerine baktığımızda parsiyel stribing ile biopsi yapılan hastaların tekrar biopsilerinde invaziv karsinom oranın yüksek olduğu görüldü.