Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Karagöz

18 theses · İnönü University

DoctorateOpen AccessTR

1938-1950 dönemi Türk-Fransız ilişkileri

Türk-Fransız ilişkileri, Lozan'dan arta kalan meselelerin çözüme kavuşmasından sonra normale dönmesi beklenirken 1936'da Fransa'nın Suriye'ye bağımsızlık vermeyi öngörmesi üzerine tekrar sıkıntılı bir sürece girdi. Söz konusu dönemde Avrupa'da Alman ve İtalyan tehdidinin belirginleşmeye başlaması üzerine Türkiye, Batı ile ittifak kurmak isterken Fransa, aynı tehditten duyduğu büyük endişe nedeniyle Ankara'yı yanında görmek istiyordu. Uzun süren müzakereler sonunda Fransa, Hatay'ın Türkiye'ye katılmasını kabul etti ve İngiltere, Fransa ve Türkiye arasında Üçlü İttifak Anlaşması imzalandı. İkinci Dünya Savaşının başında Fransa ve İngiltere, Alman ve Sovyet güçlerini destekleyen kaynakları tahrip etmek maksadıyla Bakü'nün bombalanmasını planladılar. Uygulanmayan bu plan, Almanya tarafından Fransa'nın işgali sırasında ele geçirildi, tahrif edilerek yayımlandı ve Türkiye ile Sovyetler arasında bir krize neden oldu. İtalya'nın savaşa girmesi üzerine İngiltere ve Fransa Ankara'dan savaş ilan etmesini talep ettiler. Türkiye, ittifak anlaşmasının 2 numaralı protokolünü ileri sürerek savaşa girmedi ve gayrı muhariplik durumunu ilan etti. Almanya karşında yenilen Fransa'da Mareşal Petain Vichy Hükümetini kurarken, mücadelenin sürdürülmesinden yana olan General de Gaulle tarafından da İngiltere'de "Hür Fransa" kuruldu. Söz konusu yönetimler arasında başlayan mücadele Türkiye'de de cereyan etti. Savaş süresince Ankara, resmi hükümet olması nedeniyle Vichy Yönetimi ile ilişkilerini sürdürdü. Bu dönemde Türkiye ile Fransa arasında, Vichy'nin Kilikya üzerinde hak iddia etmesi, Suriye'deki birliklerine Türkiye üzerinden malzeme nakli ve Beyrut'ta bulunan Fransız donanmasına ait bir filotillanın Türkiye'ye sığınması konuları gündeme geldi. Türkiye, Vichy Hükümeti ile ilişkilerini sürdürürken Hür Fransa Hareketini yakından takip etti. Müttefiklerin cephedeki başarılarına paralel olarak Türkiye, Vichy Hükümeti ile ilişkilerini zayıflatırken de Gaulle tarafından kurulan Fransa Cumhuriyeti Geçici Hükûmeti ile ilişkilerini artırdı ve Müttefiklerle birlikte söz konusu hükümeti resmi olarak tanıdı. Savaş sonrası her iki ülke, Sovyet yayılmacılığını ve komünizmi tehdit olarak algılarken Fransa'da Komünist Partisi'nin oylarını arttırması ve Türkiye karşıtı uygulamaları Ankara tarafından endişe ile takip edildi. Suriye, bağımsızlığını elde ettikten sonra Hatay'ı geri talep ederken stratejik önem nedeniyle başta Fransa olmak üzere büyük güçler bölgeye ilgi duydular. Anahtar Sözcükler: Hatay, Üçlü İttifak Andlaşması, İkinci Dünya Savaşı, Bakü, Vichy Hükûmeti, Hür Fransa, Fransa Cumhuriyeti Geçici Hükûmeti, Fransız Komünist Partisi

Azerbaycan-BaküCumhuriyet DönemiDünya Savaşı II+5
Fikret Çiftci
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

II. Abdülhamid Dönemi Malatya'da ibtidaî eğitimi

XIX. yüzyıla girerken Osmanlı Devleti, siyasî, idarî, iktisadî, askerî alanlarda olduğu gibi ilmî ve kültürel alanlarda da birçok mesele ile karşı karşıya kalmış ve temel müesseselerde/kurumlarda ciddi anlamda sıkıntılar ortaya çıkmıştır. Bu sıkıntıları kaldırmak için devlet, ya söz konusu müesseselerin ıslahı yoluna gitmiş ya da yeni düzenlemelerle yeni müesseseler inşa etmiştir. Bilhassa Tanzimat Dönemi ile başlayan süreçte eğitim kurumları ve politikaları anlamında da köklü değişiklikler yapmıştır. Zira Tanzimat, Osmanlı Devleti için hem düşünce alanında büyük dönüşümlere hem de bu düşünce zemininde yeni kurum ve kuruluşların inşa edilmesine sebep olmuştur Aslında batının etkisiyle Osmanlı Devleti'nde XVII. yüzyıldan itibaren eğitimle ilgili ıslahat/yenileşme düzenlemeleri yapılmaya başlanmıştır. İlk olarak askerî kurum ve kuruluşlarda görünen batı etkisindeki düzenlemeler Tanzimat'la Osmanlının bütün kurum ve kuruluşlarında olduğu gibi eğitim alanında da belirleyici olmuştur. Tanzimat'tan sonra eğitim alanında atılan en ciddi adımlardan biri 1846 yılında Maârif-i Umûmiye teşkilatının kurulmasıdır. Eğitim kurumları ve siyasetinde yapılan yenilikler ve düzenlemeler II. Abdülhamid döneminde yeni bir ivme kazanmış denilebilir. Bu dönem, eğitim anlamında kurum ve kuruluşların hem sayı olarak artış kaydettiği hem de İstanbul, Anadolu ve Rumeli'de yaygınlaştığı bir dönemi ifade etmektedir. Buna bağlı olarak değişen, gelişen ve çeşitlenen eğitim kurumları ile yeni bir eğitim politikasının Anadolu'ya yayıldığı görülmektedir. Eğitim-öğretimle ilgili kurum ve kuruluşların taşra teşkilatının en küçük birimlerine kadar ulaştığı bilinmektedir. Bu tez çalışmasının konusu, II. Abdülhamid dönemi eğitim politikalarının önemli bir parçası olan ibtidaî eğitiminin, Malatya sancağı hudutlarında; mekteplerin inşası, personel maaşları, okutulan dersler, öğrenci kayıt ve nakilleri başlıklarında ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Eğitim, II. Abdülhamid, İbtidaî, Malatya,

Abdülhamid IIEğitimEğitim politikaları+4
Cahit Polat
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

XVIII. yüzyılın ilk yarısında Manastır

XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Manastır başlıklı bu çalışma, belirlenen zaman diliminde Manastır kazasının fizikî, idarî, iktisadî, demografi ve içtimaî yapısını başta kadı sicilleri olmak üzere arşiv belgeleri ışığında ele alarak bir bütün halinde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Konunun gereği olarak genel mahiyette Osmanlı tarihi ile ilgili bilgilere de yer verilmiştir. Yapılan çalışmanın alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Araştırmamızda şehrin konumu, coğrafî özellikleri ve ulaşım imkânlarıyla ele alınmıştır. Ayrıca şehirdeki dinî, kültürel, sosyal yapılar ve ticari alanları belirtilerek şehrin fizikî yapısını oluşturan unsurlar hakkında bilgiler vererek dönemin umumi manzarası tespit edilmeye çalışılmıştır. Şehrin köyleriyle birlikte tahmini nüfusu tespit edilmiş ve nüfusu oluşturan dini ve etnik guruplar belirtilmiştir. Şehrin, Osmanlı Devleti taşra idarî taksimatı içinde Paşa sancağı olması sebebiyle eyalet valilerinin sorumluluğunda idare edilmesi bir hususiyet arz etmektedir. Bu vaziyetin etkileri şehrin ulema ve ümera kesimi üzerinde görüldüğü gibi eyaletin asayiş düzeninin sorunları da şehir bürokrasisine yansımıştır. Şehrin ticarî ve iktisadî vaziyeti bulunduğu konum itibariyle XVIII. Yüzyılın ilk yarısında da canlılığını devam ettirmektedir. Süreç içerisinde ticarî faaliyetler hakkında bilgiler verilmiş, fiyatlar ve ücretler konusuna da açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Bütün bu hususlar üzerinde belirleyici olan ve bu hususlardan etkilenen sosyal yaşantı etraflıca ele alınmıştır. Özellikle dönemin sosyal-siyasî olayları şehrin sosyal yapısı üzerinde etki etmiş ve Manastır'ın dâhil olduğu Rumeli bölgesinin asayiş sorunları da çalışmamızda ele alınmıştır. Çalışmada, Manastır şehrinin XVIII. Yüzyılın ilk yarısındaki, genel durumu belgelerin imkân verdiği nispette ortaya konulmuştur.

18. yüzyılKent tarihiMakedonya-Manastır+3
Mehmet Demirkol
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kırım Savaşı (1853-1856) yıllarında Rumeli'de salgın hastalıklar

Kırım Savaşı (1853-1856) Napolyon Savaşları ile I. Dünya Savaşı arasında tümüyle bir Avrupa savaşı olan ve Osmanlı Devleti'nin müttefiklerinin yardımıyla XIX. yüzyılda Rusya'yı yendiği tek savaştır. Savaş muhabirliğinin yapılması, anestezinin kullanılması gibi birçok ilki bünyesinde barındıran bu savaş; Osmanlı Devleti'nin Rumeli ve Kafkas topraklarından Kırım Yarımadası'na, Baltık Denizi'nden Pasifik Okyanusu'na kadar çok geniş bir coğrafyada cereyan etmiş ve kimi tarihçiler tarafından Birinci Dünya Savaşı'nın provası olarak nitelendirilmiştir. Savaşta en kalabalık ve en yoğun muharebeler önce Rumeli topraklarında, 1854 eylülünden itibaren Kırım Yarımadası'nda meydana gelmiştir. Silistre şehri ve burdaki güçlü Osmanlı direnişi, Osmanlı Devleti'nin Rumeli muharebelerini kazanması adına kritik bir rol oynamıştır. Varna şehri ise müttefik orduların Kırım çıkarması öncesi hareket üssü ve devamında askerlerin tedavi merkezi olması sebebiyle kilit bir rol üstlenmiştir. Bu iki şehrin özelinde, her iki cephede yaşanan yoğun askeri faaliyetler ve muharebeler Rumeli topraklarını fazlasıyla etkilemiştir. Savaş başladığında dünyada devam eden ve özellikle Akdeniz coğrafyasında yoğun bir şekilde yaşanan kolera salgını, müttefik ve düşman orduların faaliyetleri neticesinde Rumeli topraklarındaki etkisini daha da arttırmıştır. Kırım Savaşı başladıktan sonra, Osmanlı Devleti bir yandan müttefik orduların ikmal faaliyetlerini düzenlemekle, bir yandan Rumeli'de ve Kafkaslar'da Rus ordularıyla savaşmakla diğer yandan da kolera salgınıyla baş etmek zorunda kalmıştır. Anahtar Kelimeler: Kırım Savaşı, Rumeli, Varna, Silistre, salgın hastalık, kolera

Bulgaristan-SilistreBulgaristan-VarnaEpdemi+6
Metehan Doğan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kuzey Afrikada bir garp ocağı: Cezayir (Cezayir-i Garb Ocağı)(1789-1830)

XV. yüzyılda Avrupa'da ortaya çıkan kapitalist ekonomik sistem, yeni bir dünya düzenini beraberinde getirmiştir. Braudel'in söylemiyle, bir mucizeyi başararak bir dünya imparatorluğu haline gelmiş olan Osmanlılar, kapitalist ekonomik sisteme uyum noktasında yaşadığı sorunlar nedeniyle büyük devletlerle rekabet edebilme güçlerini zamanla kaybettiler. Bu çalışma, Osmanlı Devleti'nin 1534 yılında hâkimiyet altına aldığı ve yaklaşık 300 yıl elinde tutmayı başardığı Cezayir-i Garp Ocağı'nın Fransa'ya kaybediliş sürecini ele almaktadır. Kuzey Afrika'daki en büyük eyaletin kaybedilmesinin çok uzun yıllara dayanan sebepleri vardı. Bu çalışmada, Avrupa ve Fransa tarihi açısından önemli bir tarih olan 1789 yılından işgalin tamamlandığı 1830 yılına kadarki dönem incelenmiştir. 1815 yılında, başkenti en önemli rakipleri İngiltere ve Rusya tarafından işgal edilmiş, devlet yöneticileri bu ülkeler tarafından belirlenmiş bir devlet olan Fransa, on beş yıl sonra, Cezayir'i işgal etmiş, kendi topraklarının bir parçası haline getirmiştir. Dünya genelinde sömürgelere sahip olmalarına rağmen, Fransız siyasî karar alıcılar Cezayir'e farklı bir önem göstermiş, bölgeyi Fransa'nın bir parçası olarak kabul etmişlerdir. Dolayısıyla, Cezayir'in zapt edilmesi Fransa tarihi açısından son derece önemli bir hadisedir. Çalışmamızın amacı; Cezayir'in, hangi ülke tarafından ve nasıl alındığından ziyade, nasıl kaybedildiği, bu el değiştirmeye giden süreçte yaşanan olayların tarihsel süreci nasıl etkilediğini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda odak noktamız, ülkelerin uluslararası ilişkilerinde aldıkları kararlarda, ekonomik ihtiyaçlarının ne ölçüde belirleyici olduğu olacaktır. Anahtar kelimeler: Cezayir, Osmanlı Devleti, Fransa, Akdeniz, Korsanlık

Veysel Çetin
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

XIX. yüzyılın ikinci yarısında Malatya kazası (1839-1900)

Şehir tarihi ile ilgili araştırmalar, Osmanlı Devleti'nin siyasi tarihi, teşkilatı ve ekonomisi hakkında bilgi verdiğinden son dönemlerde önem kazanmıştır. Çünkü şehirler, her dönemde hangi kültür çevresinde olursa olsunlar kendi toplumlarının uygarlık düzeyini yansıtırlar. Şehir tarihlerine bakılarak toplumların idarî, iktisadî, sosyal ve kültürel gelişmelerini izleyerek devletin yapısı hakkında fikir yürütmek mümkündür. Bunun için öncelikle dönemin taşra yönetimini ayrıntısıyla ele almak gerekir. İdarenin yanı sıra ekonomi, ulaşım, sosyal yapı ve fiziki yapısı da ortaya konulabilir. Malatya, ilk çağlardan itibaren sahip olduğu coğrafi konumu ve stratejik sayesinde hem iktisadî hem de idarî yönden büyük öneme sahip olmuştur. Anadolu'nun kadim şehirlerinden biri olarak yaklaşık 8.000 yıllık bir geçmişi olan Malatya birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve uzun bir süre sınır şehri olarak kullanılmıştır. Söz konusu şehre sahip olan devletler, şehrin kültür yönünden gelişmesine büyük katkı sağlarken; doğu ile batı geçiş güzergâhında bulunmasından dolayı ticari olarak da aktif rol oynamıştır. Ayrıca çok eski zamanlardan bu yana Malatya'da Müslüman nüfusun yanında farklı din ve mezheplere sahip gayr-i Müslim nüfus hep bulunmuştur. Malatya Kazası; idarî yapısı, dinî ve sosyal yapıları, aile yaşantısı, ekonomik faaliyetleri, gibi birçok konusu Osmanlı arşiv vesikaları vasıtasıyla gün yüzüne çıkarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Malatya, Aspuzu, Eskimalatya, Tanzimat Fermanı, Göç, Kaza Müdürü.

19. yüzyılKent tarihiMalatya+3
Gülşen Ulukaya
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
10
DoctorateOpen AccessTR

Amerikan Board Misyonerlerinin Diyarbakır'daki faaliyet ve kurumları (1850-1916)

Diyarbakır, tarih boyunca farklı etnik ve dini grupların yaşadığı bir yer olması hasebiyle farklı misyoner grupların hedefi haline gelmiştir. Misyonerlerin Diyarbakır'a yönelmelerindeki temel amaçlarından biri Hristiyanlığı yaymak olarak görülse de arka planda siyasi ve ekonomik çıkarlar yatmaktaydı. Bu gayelerine ulaşmak için de dini çalışmalar yapmış ve daha sonraki zamanlarda farklı kurum ve kuruluşlar vasıtasıyla faaliyet sahalarını genişletmişlerdir. Özellikle de 19. yüzyılın ilk çeyreğinde Protestan olan ve Amerika\Boston merkezli olarak kurulan Amerikan Board Teşkilatı (American Board of Commissioners for Foreign Missions (ABCFM) bölgede en etkin faaliyet gösteren misyonerlik örgüt olmuştur. Teşkilat tarafından ilk kez 1830'da Board misyonerleri H.G.O. Mr. Dwight ve Eli Smith'i bölgede başta Ermeni, Kürt ve Nasturiler arasında araştırma yapmak için görevlendirildiler. Misyonerlerin yapmış olduğu tüm çalışma ve araştırmalar neticesinde 1835'de Musul, Diyarbakır ve İran'ın Urmiye bölgesinin oluşturduğu üçgende bir misyonerlik merkezi kurulması kararlaştırılmıştır. Diyarbakır ise Musul'a yönelik faaliyetlerin ikmal üssü olarak teşkil edilmiştir. Dr. Ashel Grant 1839'da çalışmalarını genişletmek için Diyarbakır'a gelmiştir. Ondan sonra Diyarbakır'a gelen Board misyonerleri tarafından Ermeniler arasında Protestanlığı ve ayrılıkçı fikirlerini yaymak amacıyla Diyarbakır ve çevre köy kasabalarda Protestan kiliseleri teşkil edilmiştir. Daha sonra da okul, dispanseri, hastane, yetimhaneler ve sosyal yardım kurumları açmışlardır. Böylece faaliyetlerini sağlam zemine oturtarak yürütmüşlerdir. Ancak Board misyonerleri bu kurumlar vasıtasıyla özellikle de Ermeniler arasında ayrılıkçı fikirlerini yaymak istemişlerdir. Bunun üzerine zaman zaman merkez ve yerel yöneticiler tarafından sakıncalı görülerek, misyonerlere tepki gösterilmiş ve onlara karşı önlemler alınmıştır. Bu nedenle bazı misyoner ve yerel yardımcıları sürgün edilmiş, bazıları da tutuklanmıştır. Yerel yöneticilerin Board misyonerlerine karşı tutumları halkın da misyonerlere olan tavırlarını etkilemiştir. I. Dünya Savaşı ve Ermeni olaylarının patlak vermesine paralel olarak 1915'te Amerikan Board misyonerlerinin de Diyarbakır ve çevresindeki faaliyetleri son bulmuştur. Anahtar Kelimeler: Amerikan Board, Diyarbakır, Misyonerlik, Faaliyet, Kurum.

Amerikan BoardAmerikan misyonerliğiDiyarbakır+4
Gülşen Akkoyun Özlü
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İkdâmcı Cevdet'in hayatı ve fikirleri

İkdâmcı Cevdet olarak bilinen Ahmed Cevdet Oran (1862-1935) Osmanlının son, Cumhuriyet'in ilk döneminde yaşamıştır. İmparatorluğun yıkılışına ve Cumhuriyet'in kuruluşu ile bu dönemde gerçekleşen çok sayıda önemli vakanın içinde bulunarak veya en yakınında takipçi olarak şahit olmuştur. Doğduğu 1862 yılından II. Meşrutiyet'in ilan edildiği 1908'e kadarki hayatı "sükûnet", 1908 ile 1935 arasındaki hayatı ise "karmaşa" olarak nitelendirilebilir. İlk döneme dair ailesi, öğrenim hayatı, gazeteciliğe başlaması, Ahmed Midhat Efendi ile tanışıklığı ve İkdâm'ın neşrine başlaması önemli hususlardır. İlk yurt dışı deneyimini yine bu dönemde II. Nikolay'ın taç giyme törenine katılmak üzere Rusya'ya gidişiyle edinmiştir. Ahmed Cevdet Bey, 1908 sonrasında siyâsî olaylarda oynadığı rol ile ön plana çıkmaya başlamıştır. II. Meşrutiyet'in ilanını olumlu karşılamış ve bunun memleket için bir kazanım olduğunu düşünmüştür. Fakat bu devrede yönetim anlayışı nedeniyle İttihat ve Terakki'nin ile ters düşmüştür. Hasan Fehmi cinayetinden dolayı İttihatçılara karşı İkdâm vasıtasıyla ciddi bir muhalefet yürütmüştür. Hemen akabinde meydana gelen 31 Mart Vakası'nda İttihat ve Terakki tarafından kışkırtıcı olduğu gerekçesiyle suçlanmıştır. İsyanın bastırılmasıyla birlikte yurt dışına gitmiştir. Gıyaben yargılanıp suçsuz bulununca ailesini yurt dışında bırakarak ülkeye dönüş yapmıştır. Bundan sonra İttihat ve Terakki ile herhangi bir sorun yaşamamıştır. Millî Mücadele döneminde yurt dışında yaptığı çalışmalarla Milli Mücadele sürecine destek olmuştur. İstanbul'da ise İkdâm, Millî Mücadele yanlısı bir politikayla neşredilmeye devam etmiştir. Lozan Konferansı'nda Murahhas Heyeti'ne yardımcı olması için TBMM tarafından görevlendirilmiş ve gazeteci olarak Konferans'ı yerinde takip etmiştir. Barış sağlandıktan sonra ülkeye dönüş yapmıştır. 1923 yılı sonlarında halifeliğin kaldırılması tartışmalarında İstiklâl Mahkemesinde yargılanmış ve suçsuz bulunarak beraat etmiştir. Yargılamadan sonra bir grup gazeteci ile İzmir'de Mustafa Kemal ile görüşmüştür. Gazeteci kimliğinin yanı sıra kültürel faaliyetlerde de son derece aktif olan Ahmed Cevdet Bey, çok sayıda siyâsî, ilmî ve kültürel cemiyet ve derneğin kuruculuğunda bulunmuştur. Meşrutiyet'in hemen akabinde tesis edilen Cemiyet-i Matbûât-ı Osmaniye'nin kurucu üyelerinden biri olmuştur. Fakat kısa süre sonra üyelikten ayrılmıştır. Türk Derneği'nin devamı niteliğindeki Türk Bilgi Derneği'nin kuruluşunda yer almıştır. 1913 yılında İttihat ve Terakki tarafından kurulan partiler üstü Müdâfaa-i Milliye Cemiyeti'nin azalarından biri olmuştur. Kaleme aldığı makaleler ile mezkûr cemiyetin başarısı için destek olmaya çalışmıştır. 1914 yılında yine İttihat ve Terakki'nin öncülüğünde tesis edilen Osmanlı-Rus Dostluk Cemiyeti'nin kurucu üyesi olmuştur. Son olarak 1914 yılında Matbûât Teâvün Cemiyeti adıyla bir basın meslek ve dayanışma cemiyeti kurmaya teşebbüs etmiş fakat başarılı olamamıştır. Ahmed Cevdet Bey, fikrî bakımdan Türkçü bir kimliğe sahiptir. Dolayısıyla Türk milletinin terakkisi için hem kendisi gayret göstermiş hem de İkdâm vasıtasıyla mücadele etmiştir. Geri kaldığını iddia ettiği Türk milletinin Batılılaşarak ilerlemesi doğrultusunda temel bir fikre sahiptir. Bu çerçevede maârif ve iktisât konularında devlet ve toplumca yapılması gereken hususları ihtiva eden çok sayıda metin kaleme almıştır.

31 Mart olayıAhmed Cevdet EfendiBiyografi+5
Hüseyin Güneş
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Afyonkarahisar (Karahisar-ı Sahib) 1741-1743 (h. 1154-1156) tarih ve 542 numaralı Şer'iyye sicili (Değerlendirme-transkripsiyon-index)

Türk tarihi ve medeniyeti açısından husûsi bir yer tutan şer'iyye sicilleri, Osmanlı Devleti'nin adli, idari, askeri, dini müesseseleri ile Osmanlı dönemi sosyal hayatı hakkında oldukça zengin bilgiler içermektedir. Özellikle şehir ve bölge tarihi çalışmalarında başvurulması gereken en önemli kaynaklardan biridir. Bu kapsamda çalışığımız 542 numaralı 1741-1743 (H. 1154-1156) tarihli Afyonkarahisar Şer'iyye Sicili'nden Karahisâr-ı Sâhib şehrinin sosyo-ekonomik, idari, askeri ve fiziki durumları hakkında önemli bilgiler elde edilmiştir. Osmanlı devleti'nin taşradaki idari yapısı ve diğer devletlerle olan siyasi münasebetlerini ihtiva eden kayıtlar bulunması dolayısıyla ayrıca önem taşımaktadır. Tezin temel kaynağını oluşturan Afyonkarahisar Şer'iyye Sicili'nde bulunan 257 belge transkribe edilerek günümüz harflerine çevrilmiş olup, özetleri çıkartılmış ve ayrıca belli bir plan dâhilinde fiziki, idari, askeri, sosyal ve iktisadi alanlarda değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Buna göre tez giriş bölümü hariç üç ana bölümden oluşmaktadır. Sicildeki kayıtlardan elde edilen bilgiler, değerlendirme aşamasında telif ve araştıma eserlerden faydalanılarak zenginleştirilmiştir. Sicillerde bulunan kayıtlar dönemin diplomatikası gereği birden fazla makamı veya birden fazla konuyu ilgilendirebilmektedir. Bizim tasnif hususundaki tercihimiz bir kayıtta üzerinde yoğunlaşılan konuya göre şekillenmiştir. Ayrıca kayıtlarda geçen ferman, hüccet, buyruldu, berât vb. ifadeler özetler kısmında belirtilmiştir. Bu çalışma ile özelde Afyonkarahisar, genelde ise Osmanlı Devleti'nin 1741-1743 yılları arasındaki sosyal, siyasi ve iktisadi durumuna ışık tutacak bir tez vücuda getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Afyonkarahisar, Şer'iyye Sicili, Karahisâr-ı Sâhib.

AfyonkarahisarOsmanlı DönemiOsmanlı tarihi+3
Gülay Porgalı
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
20
Master'sOpen AccessTR

541 numaralı Afyonkarahisar Şer'iyye Sicili 1736-1747 (H. 1154-1159)(Belge özetleri-transkripsiyon-değerlendirme)

Tarihi malzemelerin Arşiv ve Kütüphanelerdeki tasnif sistemleri açısından defterler analitik tasnif sistemine göre tasnif edilirler. Yani ilgili defterin bir defter numarası bir yer-mekân bilgisi bir de tarih (başlangıç bitiş) numarası verilir. Ancak birçok araştırmacı bu durumu yeterli görmez, özellikle mevzi tarih çalışmaları yapan sosyal bilimciler dosya ve konu tasnifli arşiv ve kütüphaneleri daha çok tercih ederler. Bunun nedeni istenilen bilgi ve belgeye daha hızlı ulaşma gayretidir. Bu nedenle biz de tezimizde kayıtlı belgelerin konu konu tasnifini çıkarmayı uygun bulduk. Hicri 1149-1159 tarihleri arasındaki on yıllık bir tarih kapsayan yaklaşık 275 adet belge ve hüküm bulunan Milli Kütüphanede 541 numara ile kayıtlı Karahisar-ı Sâhib sancağı şeriyye sicilinde kayıtlı belgeleri aşağıda İdari konular, İktisadi konular, Sosyal ve Askeri konular olmak üzere dört ana başlık ve ilgili alt başlıklar altında toplamak mümkündür. Hem şeriyye sicillerinin hem de dönemin yazı ve kayıt anlayışı gereği bir kayıt burada tasnif ettiğimiz konudan farklı bir konuyu da ilgilendirebilir. Burada tercih edilme nedeni olarak hükümün o konu üzerinde yoğunlaşması hususu dikkate alınmıştır. Ayrıca tasnif kalıbında verdiğimiz başlıklar hem belgenin içeriğini yansıtması açısından hem de günümüzdeki anlayışa uygun olsun amacı ile başlık isimlendirmelerinde bazı güncel yaklaşımlar öncelenmiştir. Bu öncelenme hükümlerin kendilerini değil konusunun daha iyi anlaşılması amacına matuf 'dur. Şeriyye sicillerinin mahiyeti düşünüldüğünde içerik açısından ne kadar zengin olduğu üzerinde çalışma yapan herkes tarafından kabul gören bir husustur. Biz burada aşağıda verdiğimiz ana ve alt konulara tasnif belgelerin özetlerinden kolayca bazı ön bilgilerin bulunması içindir. Başka bir araştırmacı meselelere başka bir yaklaşımla ele alabilir ve tasnif tablo ve şablonunu ona göre oluşturabilir. Bu durum tarihsel olguların varlığını değiştirmek yerine bakış açılarındaki farklılıkları ortaya koyar. İşbu çalışmamızda şehir şeriyye sicili çalıştığımız için sicilde kayıtlı belgelerin diplomatik özellikleri üzerinde durulmadı. Ancak kayıtlı belge Vakfiye, hüccet, arz, buyruldu, tereke gibi belge diplomatikasını bildiren ifadeler kullanılmışsa özetlerde bu durum belirtildi. Nitekim incelediğimiz sicilde çokça buyruldu geçmektedir. Anahtar kelimeler: Afyon Şer'iyye Sicili, Kadı, Şehir Tarihi, Şehir Tarihi.

AfyonkarahisarOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+3
Soner Çelik
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
21
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nin Halep ve civarına Çerkesleri iskânı (1856-1914)

Osmanlı Devleti'nin sosyo-ekonomik hayatı için önemli bir hadise olan Kırım ve Kafkas muhacirlerinin Osmanlı topraklarına göçü ve iskânı meselesine (1856-1914) dair; hem genel çalışmalar hem de mahallî çalışmalar yapılmıştır. Ancak yapılan bu çalışmalar daha ziyade Osmanlı'nın Rumeli ve Anadolu vilayetleri ile sınırlı kalmıştır. Yine yapılan çalışmalar genelde muhacir iskânını izah etmeye, özelde ise bir vilayete Çerkes, Nogay, Çeçen gibi Kafkas halklarının iskânı meselesine dair çalışmalar olarak sınırlıdır. Fakat söz konusu dönem aralığında Osmanlı'nın Arap vilayetleri dâhilinde olan Halep ve civarına da çok sayıda muhacir iskânı gerçekleşmiştir. Bu bağlamda bu çalışmada iki temel hedef amaçlanmıştır. Birincisi, 1856-1914 yılları arasında Halep ve civarına Çerkeslerin iskânı konusu ile mahallî bir çalışma, ikincisi Osmanlı Devleti'nin bu bölgelere Çerkes iskânı ile politik maksadının ne olduğudur. Halep ve civarına Çerkeslerin iskân edilmesi Osmanlı Devleti'nin umumi iskân siyasetinin örnek bir uygulamasıdır denilebilir. Bu çalışmada söz konusu bölgeye Çerkeslerin iskânı süreci ele alınarak yapılan işler ve bu işler sırasında karşılaşılan sosyal-malî sıkıntılar izah edilmektedir. Osmanlı Devleti'nde, Çerkeslerin; 1853-1856 Kırım Harbi sonrası, 1862-1864 Rus-Çerkes Harbi süreci ve sonrası ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi ile 1914 senesine kadar Osmanlı topraklarına muhacereti ve Çerkeslerin, önce Rumeli'ye sonra da Halep ve civarına iskânları ele alınmıştır. Ayrıca Çerkeslerin, iskân sürecindeki, yol güzergâhları ve yolculuk esnasında yaşanan hadiseler, zorluklar hakkında izahlar yapılmıştır. Yine bu çalışmada Çerkeslerin, Halep ve civarında iskân edildikleri yerler, Osmanlı Devleti'nin bu mahalleri seçmekteki maksadı izah edilmiştir. Bu maksadın gerçekleşmesi sürecinde Osmanlı idarecilerinin ve yerleştirilen Çerkeslerin yerli ahali ile karşılştıkları; asayiş, sağlık meseleleri ve politik çözümler tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göç, Muhacir, İskân, Halep ve civarı.

GöçlerOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+5
Habibe Polat
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Afyonkarahisar (Karahisar-ı Sâhib) 1732 (h.1144-1145) tarih ve 538 numaralı Şer'iyye sicili (Değerlendirme-transkripsiyon-index)

Şeriye sicilleri; içerisinde dönemin sosyal, ekonomik, siyasi, hukuki ve kültürel özelliklerini barındıran, tarih çalışmalarında başvurulan kaynakların başında gelmektedir. Bu çalışmada 1732 (H.1144-1145) tarih ve 538 numaralı Şer'iyye sicili incelenmiştir. Bu defter Karahisar-ı Sâhib sancağına ait olmakla beraber, Osmanlı Devleti'ni genel olarak ilgilendiren vergi, alım-satım işlemleri, evlenme-boşanma, miras, nafaka, adli vakalar vb. konuları içerisinde bulunduran belgelerden oluşması hasebiyle ayrıca önem taşımaktadır. Defterde toplam 388 belge bulunmaktadır. Bu belgeler tek tek transkribe edilmiş ve değerlendirilmiştir. Buna göre tez giriş bölümü dışında değerlendirme transkripsiyon ve index olmak üzere üç bölümden meydana gelmektedir. Yapmış olduğumuz bu çalışma ile Afyonkarahisar ve Osmanlı Devleti hakkında yapılacak başka araştırmalara ışık tutulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Karahisar-ı Sâhib, Şer'iyye Sicili, Afyonkarahisar, Osmanlı Devleti

AfyonkarahisarOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+2
Ayşe Nur Bakır
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

7749 numaralı Malatya Şerʼiyye Sicilinin 94-183 sayfalarının transkripsiyon ve değerlendirilmesi

Şerʼiyye sicilleri, mahalli tarih açısından bir şehrin ve bölgenin sosyal ve ekonomik durumu ile birlikte fizikî ve idarî yapısı hakkında da bizlere önemli bilgiler sunan yegâne arşiv kaynaklardandır. Biz bu çalışmamızda Milli Kütüphanede 7749 kütük numarası ile kayıtlı ve M. 1891-1894, H. 1309-1311 yılları arasındaki mahkeme kayıtlarından oluşan Malatya Şerʼiyye Siciliʼnin 94-183. sayfalar arasında yer alan bölümü transkribe ederek ihtiva ettiği belge türlerini ve konu içeriklerini ana unsurlarına bağlı kalarak değerlendirdik. Çalışmamızda ilk olarak, defter dâhilindeki her biri ardışık olarak numaralandırılmış toplamda 307 belgeyi transkripsiyon esaslarına bağlı kalarak Latin alfabesine çevirdik. Bu belgeleri, özetlerini çıkarıp ayrı ayrı kendi bağlamında ilgili olduğu konulara göre tasnif etmekle birlikte, konu içerikleri ve elde edilen verileri de göz önünde bulundurarak defteri bir bütün halinde inceledik. Böylece hem sayısal verilerin elde edilmesi ve bu verilerin işlenerek bilgiye dönüştürülmesi kolaylaştırılmış, hem de bunların güvenilirliği noktasındaki şüpheler en aza indirgenmeye çalışılmıştır. Tezimiz, giriş kısmı haricinde beş ana bölümden oluşmaktadır. İlk üç bölümde sicilden elde edilen bilgiler telif ve araştırma eserlerden de istifade edilerek ana başlıklar altında değerlendirilmiştir. Dördüncü bölüm belgelerin özetlerinden, beşinci bölüm ise transkripsiyon metninden oluşmaktadır. Araştırmacıların ve genel okuyucunun aradığına daha kolay ulaşabilmesi maksadıyla bir de index oluşturulmuştur. Kısaca ifade ettiğimiz bu çalışmalar neticesinde, sicil metni üzerinden M. 1891-1894 (H. 1309-1311) yıl aralığı esas alınarak Malatya şehrinin sosyal ve ekonomik durumu başta olmak üzere genel bir "şehir tarihi" yazılmaya gayret gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şerʼiyye Sicili, Malatya, Mahkeme, Kadı.

19. yüzyılEkonomik durumKent tarihi+6
Murat Gürsul
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

II. Meşrutiyet Dönemi Türkçülük (1908-1913)

19. Yüzyılın başlarından itibaren tekrardan eski ihtişamlı günlere dönmek ya da Batı'da ortaya çıkan fikrî tezahürlerden olanca gücüyle etkilenmemek ve bu şekilde Devletin bütünlüğünü muhafaza etmek maksadıyla çeşitli çabalar söz konusu olmuştur. Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük fikriyatlarına ilave olarak her üç fikrî temayülün de müştereği olarak tebarüz eden Batıcılık, ileri sürdükleri çözüm önerileri ile bu maksada matuf teşebbüsler olarak belirmişlerdir. Bu çalışmada ise; bu fikrî temayüller arasında sahip olduğu siyasî muhtevanın yanında kültürel özellikleri ile de ön plana çıkmış olan Türkçülük fikriyatı tetkik edilmeye çalışılmıştır. Kökleri itibariyle Tanzimat Fermanı'nın ilanını müteakip dönemlere kadar götürülebilecek olan Türkçülük fikriyatının, II. Meşrutiyet'in ilanının ortaya çıkardığı hususî koşullarda nasıl bir hüviyete büründüğü üzerinde durulmuştur. Nitekim konu; görece hürriyet ortamının tesisi anlamına gelen meşrutiyetin ilanı tarihi olan 10 Temmuz 1324 (23 Temmuz 1908) ile siyasî otoritenin kendi iktidarını tahkim etme gerekçelerinden biri olarak da ele alınabilecek olan Mahmut Şevket Paşa suikastının gerçekleştirildiği 29 Mayıs 1329 (11 Haziran 1913) aralığıyla sınırlandırılmıştır. Bu zaman zarfında Türkçülük fikriyatı müntesipleri tarafından teşekkül ettirilen mahfiller üzerinde durulmuş ve Türkçülerin fikrî bakımdan belirli mefhumlara ilişkin kanaatleri ele alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: II. Meşrutiyet, Osmanlı Fikir Hareketleri, Türkçülük

Fikir hareketleriMeşrutiyetMeşrutiyet II+2
Bahattin Çatma
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

7749 nolu Malatya şer'iyye sicilinin 1-93 sayfalarının transkripsiyon ve değerlendirilmesi

Osmanlı adlî teşkilatının temel unsurlarından biri olan kadılık kurumu; Osmanlı idarî yönetiminin de en önemli organlarından birisidir. Kadı; bulunduğu yerin adlî en üst idarecisi olduğu gibi mülkî işlerinde en sağlıklı yürütülmesinden sorumludur. Durum böyle olunca kadı tarafından tutulan şeriyye sicilleri de Osmanlı toplumunun kazaî, idarî, sosyal ve iktisadî hayatını anlama ve izah etme konusunda yegâne kaynaklardan biri olmuştur. Zira bir şeriyye siciline kadı tarafından verilen hükümlerin yazılmasının yanında, halkın her türlü şikâyetleri de bu defterlerde kayıt altına alınırdı. İşte kayıt altına alınan bu belgeler Osmanlı toplumunun yaşayışı hakkında her türlü bilgiye birinci elden ulaşmayı mümkün kılmıştır. Fakat Tanzimat dönemi ile birlikte Osmanlı kurum ve müesseselerinin birçoğu ya ıslah edilmiş ya da yeniden oluşturulmuştur. İşte bu ıslahatlar ve oluşum sürecinden şer'î mahkemeler de etkilenmiş bu durum şeriyye sicillerinin belge türlerine ve içeriğine de etki etmiştir. Daha öncesinde toplum hayatına dair pek çok bilgiye şeriyye sicilleri vasıtası ile ulaşmak mümkünken Tanzimat sonrasında ulaşılan bilgi mahiyeti ve bilgi türü sınırlanmıştır. Söz konusu bu çalışmamızda; 7749 no'lu Malatya Şeriyye Sicil Defterinin tanımı ve transkripsiyonu, kaydedilen belgelerden Malatya hakkında değerlendirme, hükümlerin özeti ve konularına göre tasnifi yapılmıştır. 7749 no'lu Malatya Şeriyye Sicilinde Malatya'nın sosyal, kültürel, ekonomik, hukuki ve siyasi hayatı hakkında bilgi sahibi olmaktayız. Anahtar kelimeler: Kadı, şeriyye Sicili, Malatya, Müslüman, Gayrimüslim, Kadın, Erkek

Habibe Polat
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

XIX. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nde merkezileşme çabaları bağlamında Revandiz Paşası Soranlı Mehmed isyanı

Mahalli hanedanlar ve beyler yıllar boyunca pek çok bölgede Osmanlı hâkimiyetinin yerleşmesine katkı sağlayan unsurlar olmuştur. Osmanlı Devleti bu mahalli güçler sayesinde ilgili mahallerin asayiş ve düzenini sağlamış ve gerektiğinde de siyasî ve askerî güç ile nüfuz elde etmiştir. Özellikle İran ile olan siyasi münasebetlerinde devlet bu güçlerin nüfuzlarından faydalanmıştır. Ancak 19. yüzyılla beraber Osmanlı Devleti bu güçleri, kendisine karşı kullanılmaları ve ülkenin dağılmasında etkili olacaklarını düşündüğünden, bu bölgelerde doğrudan hâkimiyet kurma faaliyetlerine başlamıştır. Devletin bu faaliyetleri sonucunda pek çok bölgede isyanlar baş göstermiştir. 19. yüzyılın başından itibaren Osmanlı Devleti'nin doğu sınırlarında meydana gelen isyanlar ise daima kısa sürede "milletlerarası bir mesele" haline getirilip Osmanlıdan ayrılma ihtimalleri olan durumda idiler. Millî devlet tezleri ve muhafazakâr görüşlerle bölgedeki isyanlara "ayrılıkçı" özellikler taşıdığı için "itina ve temkinle" yaklaşıldığından akademik araştırmalara çokça konu teşkil etmemiştir. Bu tarz bir isyan olan Revandizli Mehmed Paşa isyanını ele alacağımız bu çalışmada isyanın başlangıcı, gelişme süreci, boyutu, etkilediği alan ve Osmanlı Devleti'nin bu isyana karşı yürüttüğü siyaset, ulaşılabilen kaynakların imkân verdiği nispette objektif bir şekilde ele alınmış ve Osmanlı Devleti ve Revandizli Mehmed Paşa'nın durumu olabildiğince bütün yönleriyle incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Revandiz, Soran, Merkezileşme, İsyan, Mehmed Paşa,

Zülfükar İpek
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Rusların Hazar Ötesi Türkmen topraklarını işgali

Rusların, Kafkasya ve Hazarötesi Türkistan'da yayılma/genişleme politikalarının tarihî dönüm noktaları bulunmaktadır. Tarihî süreçte bu dönüm noktalarının birincisi, Rusya'nın Altın Ordu Devleti'nden bağımsızlığını kazanarak III. İvan (1440-1505) döneminde Moskova Knezliği etrafında birliğini tamamladıktan sonra IV. İvan'ın (1530-1584) Rus Çarlığı'nı kurma siyaseti hedefinde Altın Orda topraklarında ortaya çıkan hanlıklar üzerinde nüfuz kurmak politikasını uygulamaya koymak için harekete geçmiştir. Kazan ve Astrahan'ı işgal edilmesiyle başlayan Kafkasya'daki yayılmacılık, Çar I. Petro ve II. Katerina dönemlerinde sistematik hale getirilen Çarlık siyaseti olmuştur. Gülistan Antlaşması (12 Ekim 1813) ve Türkmençay Antlaşması (10 Şubat 1828) gibi önemli anlaşmalarla süreç yayılma/genişleme doğrultusunda devam etmiştir. Rusya'nın Kafkasya'daki etkisi, özellikle Gürcistan'ın işgali ve Azerbaycan üzerindeki politikalarıyla daha anlaşılır hale gelmiştir. 1828-1878 arasında Rusya'nın yayılma siyaseti Türkistan'a yönelmiştir. Türkistan Hanlıklarının işgali süreci sadece yeni topraklar işgal etmekten öte ekonomik, askerî ve stratejik taraflarıyla önemli özellikler arz etmektedir. Hokand, Buhara ve Hive Hanlıklarının işgali, Türkmenlerin direnişi ve Rusya'nın bölgedeki ticari faaliyetleri bu önemli özelliklerin anlaşılması bakımından önemlidir. Ayrıca, bu dönemde büyük güçler (İngiltere, Rusya ve İran) arasındaki rekabet, Türkistan'da süregelen mücadelelere ve "The Great Game/Büyük Oyun" çerçevesinde de başlıca önem arz etmektedir. Türkmenlerin topraklarının 1878-1881 arasında Rusya tarafından işgali süreci; Birinci ve İkinci Göktepe savaşları, Türkmen halkının direnişi ve bu direnişin çöküşü, Merv'in düşmesiyle tamamlanan işgal, Rusya'nın Türkistan'daki hâkimiyetini sağlamlaştırmıştır. Rusya'nın tarihî yayılma/genişleme sürecinde yerel ve bölgede yaşayan toplumların siyasî, ekonomik ve kültürel hayatları üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Anahtar Kelimeler: Rusya, Kafkafya, Türkistan, Türkmen, Büyük Oyun, Göktepe

Duygu Soybek
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

XIX. yüzyılda Ankara ve Konya'da meskûn Cihanbeyli aşireti'nin sosyal ve ekonomik hayatı

Osmanlı Devleti'nin kuruluşu tartışmaları uzun süre tarihçileri meşgul etmiştir. Aşiretten-devlete şeklinde genel ve yaygın bir zemin üzerinde tartışmalar eski yoğunlukta yapılmamakla beraber bu uçları açık kabul, etkisini sürdürmektedir. Devletin kuruluş aşamasında konar-göçer olarak tabir edilen toplulukların rolü oldukça önemlidir. Kendilerine mahsus yapılanmaları ile aşiretler; idari, sosyal ve iktisadî olarak teşekkül ettiği şekliyle hayatlarını sürdürürken, devletin büyüyüp gelişmesinde konar-göçerler belli bir idarî-hukukî düzene tabi olarak iskân edilmek suretiyle imparatorluk topraklarının imar ve şenlendirmesinde önemli katkılar sağlamışlardır. Demografik yapı bakımından çoğunluğu Kürtçenin değişik bir formunu konuşan, fakat aynı zamanda Türkmen nüfusunu da bünyesinde barındıran Cihanbeyli Aşireti kendisine bağlı aşiretlerle Anadolu coğrafyasında doğudan İç Anadolu ve oradan da batıya kadar uzanarak geniş bir alana yayılmıştır. İktisadî bakımdan devletle uyum içerisinde olan ve geliştirdiği küçükbaş hayvancılık ticaret ağı ile ülke sınırları içerisinde ekonomiye ciddi katkıları olan bu konar-göçer topluluk diğer topluluklar gibi Tanzimat sonrası yerleşik hayata geçiş politikası doğrultusunda iskân edilmiştir. İktisadî hayata olan katkıları, askerî anlamda devlete olan hizmetleri ve asayişin sağlanmasında bulundukları bölgede üstlendikleri hâmîlikleri ile Cihanbeyli ve kendisine bağlı olan aşiretler ülkede siyasî yapı içerisinde ayrı bir ahenk oluşturmuşlardır. Anahtar Sözcükler: Cihanbeyli Aşireti, Konar-göçer, İskân, Alişan Bey.

Firdevs Güneş Çalış
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00

Other supervisors