Theses supervised by Prof. Dr. Muharrem Tosun
14 theses · Sakarya University
Alman edebiyatında kısa hikayelerin tarihsel gelişimi ve toplumsal koşulların yansıtılmasındaki rolü
Bu Yüksek Lisans Tezinde İkinci Dünya Savaşı'nın nedenleri, etkileri ve savaş sonrası bu dönemde ortaya çıkan Yıkım Edebiyatında yazılan kısa hikayeler incelenerek bu türün tarihsel gelişimi ve toplumsal koşulların yansıtılmasındaki rolünün vurgusu yapılmıştır. Çalışmadaki amaç şu temel soruların cevabını bulmaktır: "İkinci Dünya Savaşı'nın toplumda ve edebiyattaki etkileri nelerdir?", "Noveller ile kısa hikayeler arasındaki benzerlik ya da farklılıklar nelerdir?", "Kısa hikayelerin İkinci Dünya Savaşı ile bağlantısı nedir?", "Savaş sonrası dönemde yazarların kısa hikâye yazma nedenleri nelerdir?", "Savaş sonrası dönemde kısa hikayelerin önemi nedir?". İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin ve kısa hikayelerin yazıldığı dönemin toplumsal ve tarihsel arka planıyla ilgili olarak tarihsel ve sosyolojik eleştiri gibi metin dışı analiz yöntemleri kullanılmıştır. Savaş sonrasında ortaya çıkan kısa hikayelerin ve onun öncesinde yazılan bir tür olarak Novellerin analizleri yapılırken "metne içkin" eleştiri yöntemi kullanılmıştır. Ayrıca bu çerçevede ele alınan bu türlerin yazarları ve eserleri hakkındaki verilerden yararlanırken de "biyografik eleştiri" ve "tarihsel pozitivist eleştiri yöntemi" kullanılmıştır. Bu çalışmaya bütüncül olarak bakıldığında, çalışma nesnesine uygun olarak seçilmiş farklı eleştiri yöntemlerini birbirine harmanlayan "eklektik yöntem" kullanılmıştır. Edebiyatçılar savaşın yarattığı tahribat, ruhsal bunalımlar, vakit sıkıntıları ve benzeri sebeplerle kısa hikâye türünü ortaya çıkarmışlar ve toplumun sanat ihtiyacını karşılayan bu kısa hikâye türü de Alman Edebiyatı için oldukça önemli olmuştur.
Afaziyoloji ve dilbilim: afazi kaynaklı dilsel sorunların çözümlenmesine yönelik dilbilimsel yöntemler
Dilbilimsel araştırma alanları yalnızca dilin yapısına ve iletişimsel işlevine yönelik alanlarla sınırlı değildir. Dilbilim, nörolojik, fonolojik, biyolojik, psikolojik, sosyolojik ve yorumbilimsel incelemeleri de araştırma alanına dâhil etmiştir. Dilbilim, disiplinlerarası çalışmaların odağında bir bilim dalıdır. Dili araştırması yönüyle, dilbilgisel bir alan gibi görünmekle birlikte, dilin birçok disiplinle ilişkisini inceleyen disiplinlerarası bir yapıya da sahiptir. Dilbilim, hem sosyalbilimsel hem de doğabilimsel yöntemler kullanan ikili bir yöntemsel yapıya sahiptir. Dilbilim, sosyalbilim yönüyle, dilin yapısı ve işlevini araştırırken, doğabilimsel yönüyle de, sesin oluşumu, bilişsel eylemler, nörolojik yapılar ve dilin bozulmasıyla ortaya çıkan semptomatik sorunlarla da ilgilenir. Dilbilimin doğal araştırma alanları, dilbilimsel temel alanlar olarak tanımlanırken, dilbilimin disiplinlerarası alanları, dilbilimin yeni alanları olarak tanımlanır. Bu çalışmada, afazili bireylerin konuşma bozuklukları Fonoloji, Morfoloji, Sentaks, Semantik ve Pragmatik seviyesinde incelenerek, dil bozuklularının düzeltilmesinde dilbilimsel yöntemlerin etkileri gözlemlenecektir. Bu amaçla dilbilimsel yapıları araştırarak, hangi dilsel hasarların ortaya çıktığını ve hangi yöntemlerle çözümlenebileceği incelenecektir. Ayrıca dilbilimin önemli bir disiplinlerarası araştırma alanı olan Afaziyoloji konusu incelenecelenecektir. Afazinin doğal bir dilsel süreç araştırması olmadığı, aksine dil yetisinin hasara uğramasıyla ortaya çıkan bir dil bozukluğu olduğunu ve bu sorunu düzeltebilmek için dilbilimin tıp bilimi ve diğer dilbilim dallarıyla nasıl ortak bir ilişki içerisinde olduğu tespit edilecektir. Çalışmada ayrıca çok dilli afazili hastaların sistematik bir şekilde incelenmesi ve bu hastalara yönelik yapılan incelemeler yardımıyla edinilmiş olan farklı dillerin ne derece etkilendiği ve teorik bilgileri dâhilinde nasıl bir iyileşme türü sergilediğine dair sonuçlar çıkarılması amaçlanmıştır. Konu ile ilgili alan taraması yapılmış ve elde edilen veriler dâhilinde bir değerlendirme yapılmıştır.
'Netzwerk' ve 'Aspekte' Almanca ders ve çalışma kitaplarında edebi ve kültürel metinlerin incelenmesi
Gün geçtikçe hayatımızda iş, eğitim veya kültürel amaçlı seyahatler yapılmakta ve farklı ülkelerden insanlarla iletişim ihtiyacı doğabilmektedir. Bu nedenle yabancı dilin önem kazanmasıyla yabancı dili öğrenme eğilimi de artmaktadır. Bu sebeple hem okullarda hem de yabancı dil kurslarında dil öğretiminde kullanılan kitaplar da önem kazanmaktadır. Ülkemizde dili öğrenen birey sadece dil kursunda veya okulda yabancı dili öğrenebilmekte, fakat kendi yaşantısında anadilini konuşmaya devam etmektedir. Yabancı dile sürekli maruz kalamayan öğrenci içinse ders kitabı önemli bir rol oynamaktadır. Okullarda ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarında yerel yabancı dil öğretim kitabı yeterli görülmediğinde yabancı kaynaklı, ithal kitaplar tercih edilmektedir. Çalışmada dil öğretim yöntemlerine değinilmiş, edebi ve kültürel metin tanımlarına yer verilmiştir. Bir ders ktabında edebi ve kültürel metnin dili öğrenme ve motive olma konusunda ne derece önem taşıdığına değinilmiştir. Birey kaç yaşında olursa olsun renkli görsel, dikkat çekici metin ve eğlendirici çalışmalar motive edici olmaktadır. Böylece öğrenci dersten kopmadan dil öğrenimine devam edebilmektedir. Çoğunlukla dilbilgisi öğretimine yönelik yapay metin verildiğinde öğrencinin ilgisizlikten dolayı dersten kopmasına neden olabilmektedir. Edebi ve kültürel metinler bireyin anadil ve hedef dil arasında karşılaştırma yapmasına da izin vermektedir. Bu sebeple de dikkat çekici ve merak uyandırıcı olmaktadır. Bu çalışmada "Netzwerk A1, A2, B1" ve "Aspekte B1+, B2, C1" ders ve çalışma kitaplarında edebi ve kültürel metin taraması yapılmıştır. Bu kitaplarda ağırlıklı olarak ne tarz metinler kullanıldığı araştırılmıştır.
Franz Kafka'nın "Die Verwandlung" ve "Der Prozess" eserlerinin hermeneutik bakış açısıyla incelenmesi
Franz Kafka'nın "Die Verwandlung" ve "Der Prozess" adlı eserleri, hermeneutik açıdan derin anlamlar içeren karmaşık metinlerdir. Hermeneutik, metinleri yorumlama ve anlama sürecine odaklanan, Franz Kafka'nınkiler gibi muğlak ve çelişkili eserlerin analizinde önemli rol oynayan bir metodolojidir. "Die Verwandlung" eserinde Gregor Samsa'nın böceğe dönüşmesi, bireyin topluma yabancılaşmasını ve kimlik krizini simgelemektedir. Hermeneutik açıdan bakıldığında Gregor'un başkalaşımı, insanların iç dünyalarındaki duygusal, psikolojik ve sosyal streslerle nasıl başa çıktıklarını anlamaya yönelik bir araç olarak görülebilir. Metnin sembolizmi okuyucunun kendi deneyimleri ve bakış açılarıyla etkileşime girerek farklı yorumlara olanak sağlamaktadır. "Der Prozess", Josef K.'nin beklenmedik suçlamalarının ve duruşmasının öyküsünü anlatıyor. Bu çalışma hukuk sistemleri ve otoriteye eleştirel bir bakış açısı sunmaktadır. Yorumsamacı bir perspektiften bakıldığında "Der Prozess" eserinin anlamı incelenerek onun Franz Kafka'nın zamanının politik ve toplumsal gerçeklikleriyle ilişkisinin açıklanması hedeflenmiştir. Ayrıca metindeki sembol ve anlatıların kişisel adalet arayışları ve varoluşsal sorularla nasıl ilişkilendirilebileceği ile ilgili bulgular içermektedir. Franz Kafka'nın eserlerine hermeneutik bir perspektiften bakıldığında, yazarın kendi döneminin sosyal, psikolojik ve felsefi meselelerine dair derin içgörüler sunduğu görülmüştür. Okuyucular metnin derinliklerine inerek ve farklı yorumlama stratejileri kullanarak Franz Kafka'nın eserlerinin sunduğu belirsizlik ve anlam katmanlarını keşfetmektedirler. Bu çalışma, Franz Kafka'nın eserlerindeki sembollerin ve karakterlerin anlam ve yorumunu anlamak için hermeneutik yöntemlerin nasıl kullanılabileceğini incelemektedir. Bu çalışma, Franz Kafka'nın eserlerine hermeneutik bir perspektiften bakmanın, yazarın zamanının sosyal, psikolojik ve felsefi konularına derinlemesine bir bakış açısı sağladığını göstermektedir. Bu konu ile ilgili gelecekte çalışma yapacak araştırmacılar ve okuyucular metnin derinliklerine inerek ve farklı yorumlama stratejileri kullanarak Franz Kafka'nın eserlerinin sunduğu belirsizlik ve anlam katmanlarını keşfetmeleri beklenmektedir.
Çocuk edebiyatı ve kültürel semboller
Çocuk Edebiyatı için halk edebiyatı eserleri temel ve milli kaynaklardır.Çocuk edebiyatı bir toplumun kültürünün yansımasıdır.Yüzyıllardır süregelen Türk kültürü,halk edebiyatı ve gelenekleri,çocuk edebiyatı aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır.Türk halk edebiyatı motifleri,çocuk edebiyatı için geniş bir çalışma alanı sunmaktadır. Bir toplumu toplum yapan ortak değerleridir.Ortak değerlerin aktarılmasını sağlamak da,toplumdaki her bireyin vatandaşlık görevidir.Bu tezde,çocuk edebiyatının Türkiye'de ve dünyada tarihsel gelişimi,çocuk edebiyatı ve kültürel sembollerin tanımları,çocuk edebiyatının hedef kitlesi,Türk halk edebiyatının bir parçası olan ve aynı zamanda çocuk edebiyatında yer alan edebi ürünler örneklerle açıklanmıştır.
Türkiye'deki akademik çeviri eğitiminin çeviri kuramlarıyla bağlantısı ve pratikteki işleyişi
Bu tez üniversite eğitiminin en önemli sorunlarından birisi olan kuram pratik ilişkisini çeviribilim perspektifinden tartışmayı amaçlamaktadır. Kuram ve uygulama bir sistemin dönüşüm hallerini temsil ederler. Kuramdan pratiğe ve pratikten kurama dönüşle gerçekleşen toplumsal sistemler, kendi bağımsız işleyişlerini ve kalitelerini sürdürme yeteneğini geliştirebilirler. Çeviri eğitiminin ve çeviri müfredatının toplumsal pratikle ilişkisi ve çeviri bölümlerinin toplumsal sistemdeki karşılığı çeviri alanının önemli bir sorunsalıdır. Çeviri eğitimi ve çeviri kuramlarının pratikteki karşılıkları ve çeviri sistemi içindeki konumlarının yeniden belirlenerek, çeviri sektörünün çeviri eğitimi yoluyla kalitesini artırması mümkündür. Bu amacın gerçekleşebilmesi çevirinin bir sistem olarak ele alınmasıyla mümkündür. Çevirinin bir sistem olarak ele alınması sayesinde, çeviri sistemindeki aktörlerin konumları yeniden yorumlanabilir. Bu tez, Luhmann'ın sistem kuramından yola çıkarak, çeviri sisteminin tüm paydaşlarının çeviri sistemindeki rolünün yeniden belirlenmesini amaçlamaktadır.
Alman edebiyatında göç ve göçmen algısı ("Transit", "Selim Oder die Gabe der Rede", "Eduards Heimkehr" ve "Eine Handvoll Rosinen" romanlarında göç ve göçmen sorunsalı)
Göç ve göçmen kavramları, çeşitli olay ve olgulara göre anlamı değişen, çeşitlenen veya daralan mefhumlardır. Bu düşünce, bu çalışmada Alman edebiyatında 20. yüzyıldan günümüze kadar göç ve göçmen kavramlarına çeşitli açılardan bakmayı mümkün kılan tarihsel olay ve olguların belirlenmesinde etkili olmuştur. Bu bağlamda Hitler iktidarı ve İkinci Dünya Savaşı, Misafir İşçi Göçü, Soğuk Savaş ve Berlin Duvarı Sonrası ile günümüz Mülteci Krizinin öne çıktığı görülmüş ve örneklemler, bu veriler ışığında seçilmiştir. Öncelikle göç ve göçmen, kavramsal ve kuramsal açılardan ele alınmıştır. Göçün tanımı ve çeşitli parametrelere göre değişen anlamı aktarılmıştır. Ardından göç kuramları, klasik ve uluslararası kuramlar olarak verilmiştir. Birinci bölümün ikinci ayağında, göçmen kavramına çeşitli açılardan bakılmış ve göçmen uyumu konusunda ortaya çıkan kuramlar incelenmiştir. İkinci bölümde, Almanya'nın tarihinde göç ve göçmen, değişen ve dönüşen anlamları ile ele alınmış, bu çalışma için önemli olan dönemler üzerinde özellikle durulmuştur. Üçüncü bölümde, edebiyat, göç ve göçmen ilişkisi eserler üzerinden örneklerle açıklanmıştır. Dördüncü bölüm, çalışmanın uygulama kısmıdır. Bu bölümde Anna Seghers, Sten Nadolny, Peter Schneider ve Daniel Zipfel'in "Transit", "Selim oder die Gabe der Rede", "Eduards Heimkehr" ve "Eine Handvoll Rosinen" adlı eserleri göç ve göçmen bağlamlarında incelenmiştir. Öncelikle yazarların biyografileri verilerek göç ve göçmenlikle ilişkileri açıklanmış, ardından eser hakkında bilgi verilmiş ve olası anlam karışıklıklarının önüne geçmek için, eserlerin özetleri aktarılmıştır. Daha sonra eserler, yazarın bakış açısı, eserde görülen göç türleri ve göçmenlik halleri, eserde görülen göçlerin göç kuramları açısından incelenmesi, göç sürecinin insanlar üzerindeki etkileri ve göçmen uyumu konuları temel başlıkları ile incelenmiştir. Son bölümde veriler aktarılarak karşılaştırma yapılmıştır. Durum çalışmasının bir örneği olan bu çalışmada, Sosyoloji, Psikoloji, Sosyal Psikoloji ve Tarih gibi disiplinlerden yararlanılmış ve içerik analizi yapılmıştır. Yönlendirilen göç, mülteci, transit halindeki mülteci, misafir işçiler, misafir işçi göçü, geri göç, eve dönen, göçmen kaçakçıları gibi kavramların dikkat çektiği eserler, hem kendi içlerinde analiz edilmiş hem de karşılaştırmalı analize tabi tutulmuştur. Sonuç olarak 20. yüzyıldan günümüze Alman edebiyatında göç ve göçmenin nasıl aktarıldığı ve nasıl algılandığı ifade edilmeye çalışılmıştır.
Çeviri aracılığıyla bilimsel alan dönüşümünün izinde "İstanbul Üniversitesi reformu"
19. ve 20. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin önemli eğitim kurumlarından olan Darülfünun profesörler arasında dayanışmanın kalmaması, kendi içine çekilmesi ve iç düzenlemenin eksikliği gibi bazı sebeplerden ötürü kapatılmıştır. Yerine Atatürk'ün öncülüğünde 1933 yılında İstanbul Üniversitesi'nin kurulması planlamıştır. Bu doğrultuda ülkemizdeki akademik alanda ihtiyaç duyulan reformlar ve eğitim kadrosundaki eksikler için Almanya'da yönetimin değişmesiyle ülkesinden kaçan bilim insanları ile görüşmeler başlatılmıştır. Eyleyicinin farklı diller ve kültürlerle olan etkileşim ve iletişim sürecinde, çeviriye duyduğu gereksinme kaçınılmazdır. Benzer şekilde reform sürecinde çeviri ihtiyacı etkisini oldukça hissettirmiştir. Bu çalışmanın amacı; tarihsel perspektifte reform adına ne gibi hazırlıkların yapıldığını, yabancı profesörlere sözlü ve yazılı çeviri desteği sağlayan Türk akademisyenlerin yabancı dil edinçlerini nasıl elde ettiğini, habitus ve sermayelerinin Bourdieu bağlamında nasıl geliştiğini ve yabancı profesörlerin görüşlerine yer vererek yapılan çevirilerin olumlu ve olumsuz yönlerini değerlendirmektir. Bu perspektifte yeni üniversitede hangi bölümlerin kurulduğu, hangi yabancı hocaların ülkemize geldiği, bilimsel alana ne gibi yenilikler getirdikleri, hangi bilimsel faaliyetlerde bulundukları, yabancı profesörlere sözlü ve yazılı çeviri desteği sağlayan Türk akademisyenleriden öne çıkanları fakülte bazında tespit edilmeye çalışılmıştır. Hazırlanan çalışma sonunda yazılı bilimsel eserlerin yeni dilde üretimine yönelik çalışmalar yürütüldüğü, yabancı profesörlerin kendi dillerinde yazdığı bilimsel eserlerin Türk hocalar tarafından Türkçeye çevrildiği, çeviri desteği veren Türk akademisyenlerin habitusu ve bilimsel alanda sahip olduğu sermayelerinin türü ve hacmi perspektifinde, bu sürecin onların gelişimlerine katkı sağladığı görülmüştür. Türk akademisyenler; yabancı profesörlerin bu süre zarfında kaleme aldıkları bilimsel eserleri ve sınav sorularını çevirerek yazılı çeviri desteği, derslerde yabancı hocalar ve öğrenciler arasındaki iletişimi sağlayarak da sözlü çeviri desteği sunmuşlardır. Bu sayede Türk akademisyenler yaptıkları çeviriler yoluyla çevirmen ve adeta birer iletişim uzmanı kimliği kazanmış, Pierre Bourdieu bağlamında çevirmen sermayesi, sosyal ve kültürel sermaye gibi birçok sermayeye sahip olmuş ve ileride o kürsülerde bölüm başkanı, kendi alanlarında bilimsel eserler vererek yazar kimliği gibi birçok kimlikle akademik alanda öncü birer isme dönüşmüşlerdir. Bu çalışma kapsamında İktisat Fakültesi, Hukuk Fakültesi ve Tıp Fakültesi örneklerinde habitus, çevirmen ve sosyal sermayeleri sayesinde öncü birer isme dönüşmüş Ömer Celal Sarç, Sabri Fehmi Ülgener, Türkan Rado ve Aykut Kazancıgil'e yer verilmiştir.
Zaman algısı ve Thomas Mann'ın "Der Zauberberg" adlı eseri örneğinde edebiyata yansıması
Zaman kavramı medeniyetin başlangıcından beri insanlığı meşgul etmiş bir konudur. Üstünde uzlaşılamadığı için tartışmalı konumu süregitmektedir. Bu kavram üzerine felsefe, fizik, sosyoloji, dinler ve kültür tarihi gibi birbirinden çeşitli bilim dallarında çeşitli tanımlamalarla karşılaşılmaktadır. Alman edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Thomas Mann'ın yirminci yüzyıl edebiyatının başlıca eserlerinden sayılan Der Zauberberg romanı ise anlatı özellikleri bakımından çok çeşitli yönlere sahip olmakla birlikte zaman söz konusu olduğunda iki türlü bir zamandan bahsedilebilemektedir. Bu eser, hem olayların geçtiği zamanı anlatışı yönüyle bir dönem romanı olması, hem de doğrudan zaman meselesini konu edinmesi bakımından oldukça önemli bir role sahiptir. Bu çalışmada, söz konusu eserin zamanı ele alışı değerlendirilmiştir. Bu amaçla genel bir zaman perspektifi oluşturabilmek için betimleyici yöntemle öncelikle zamanın antik medeniyetlerden başlatılarak kültür tarihindeki yeri ve algılanışı irdelenmiştir. Araştırma yöntemi söz konusu olduğunda ise hem eser, hem de yazar odaklı bir yol çizilerek bu kavramın izi sürülmüştür. Ayrıca Yahudilik ve Hıristiyanlıktaki zaman anlayışı da ortaya konmuştur. Bunun ardından zamanın başta edebiyat biliminde anlatı ve anlatılan zaman kavramlarıyla birlikte olmak üzere sosyoloji ve fizikteki yeri de aktarılmıştır. Daha sonra zaman üstünde düşünmenin alanı olan felsefeye bakılarak bir zaman felsefesi tarihi çalışması yapılmıştır. Zamanı farklı alanlarda bu şekilde ortaya koyduktan sonra incelenecek romanın yapısı tartışılmış, gözlem aşamasındaysa söz konusu romanın zamanı nasıl ele aldığı gösterilmiştir. Buna bağlı olarak gözlem aşamasında antik kültürler bakımından zamanın döngülü karakteri tespit edilirken fizik alanında izafiyet kuramının etkisi de gözden kaçmamaktadır. Fakat asıl önemli konu metafizik zamanda ortaya çıkmaktadır. Mann'ın romanda ortaya koyduğu zaman kavramının, temelinde, Platon'a dayandığı tespit edilmiştir, ancak yazarın felsefi düşüncedeki sentezleyici tutumuna bağlı olarak bir yandan da Augustinus, Kant ve Schopenhauer etkisinin izleri sürülmektedir. Ayrıca burada geliştirilen metafizik zaman düşüncesinin sosyolojik zamanla zıtlığı da belirlenebilmiştir.
Alman dili edebiyatı eğitiminde uzaktan eğitim türünün verimliliğinin pandemi süreci eğitiminde incelenmesi (Sakarya Üniversitesi örneği)
İnsanların doğduğu andan itibaren içinde bulunduğu eğitim-öğretim sürecinde de teknoloji ilk sıralarda kendini göstermektedir. Gelişen teknolojiyle eğitimin tüm kitlelere ulaşması için, bilgi aktarımının zaman ve mekân sınırından kurtarıldığı yeni eğitim modellerine ihtiyaç duyularak teknolojiden yararlanılmaktadır. Yaşadığımız pandemi sürecinde de eğitim ve öğretim alanında teknolojiden yararlanılması kaçınılmaz olmuştur. İnsanların bir arada bulunmasının zor olduğu günlerde uzaktan eğitim modeliyle eğitim-öğretim hayatı aksatılmamaya çalışılmaktadır. Örgün eğitimin devam edemediği bir durum söz konusu olması sebebiyle uzaktan eğitim yöntemine geçilmiştir. Pandemi döneminde tüm eğitim kurumlarında olduğu gibi Alman Dili ve Edebiyatı lisans derslerinin de zorunlu olarak uzaktan eğitimle verilmesine karar verilmiştir. Yükseköğretimde Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans derslerinin zorunlu olarak ilk kez bu şekilde uygulanması bir araştırma unsuru taşımıştır. Bu çalışmada, Sakarya Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü lisans derslerinde, uzaktan eğitimin örgün eğitime göre verimliliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bölümdeki lisans derslerinin uzaktan eğitim yöntemiyle verilmesinin bölüm öğrencilerine uygulanan anket ve öğretim üyelerine yapılan mülakat sonucunda uygunluğu, geliştirilmesi gereken tarafları, avantajları ve dezavantajları, ders içeriği, verimliliği, başarı durumu, etkileşim, motivasyon, ölçme ve değerlendirme konuları kapsamında incelenmiştir. Durumu olduğu şekliyle tespit etmek amaçlı tarama modeli uygulanmıştır. Örgün eğitimde verilen lisans dersleri ile uzaktan eğitime geçişte işlenen dersler karşılaştırılmıştır. Mevcut durum incelenerek durum çalışması yapılmıştır. Nitel ve nicel araştırma yöntemleri birlikte kullanılarak karma bir yöntemle çalışılmıştır. Nitel ve nicel araştırmalarla veriler analiz edilerek uygulanan uzaktan eğitim modelinde rakamsal veriler yorumlanmıştır. Çalışmanın sonucunda uzaktan eğitimin öğrenciler tarafından tercih edilmediği, öğretim elemanları tarafından ölçme ve değerlendirme konusunda eksiklikler olduğu ortaya çıkmıştır.
Ortadoğu'da 1960 sonrası gelişen İslamcı akımların Türkiye'ye aktarımında çevirilerin rolü
Yaşanan süreçleri aktarma ihtiyacı hisseden insan semboller ve kavramlarla bezenmiş olan dil aracılığıyla duygusal ve mantıksal çerçeve içerisinde anlamlandırmada bulunmaktadır. Yapılan bu anlamlandırma ise diller arasındaki farklılıklar nedeniyle çeviri sürecini başlatarak dilsel ve kültürel değerlerin evrenselleşmesine yol açmaktadır. Çeviri sürecindeki metnin veya sözlü ifadenin çıkış noktasındaki dilin ve kültürün önemsendiği görüşlerin yanında hedef dilin ve kültürün önemsendiği görüşler de bulunmaktadır. Bu noktada kişilerin kullanmakta olduğu kelimelerin ve bu kelimelerin yönlendirdiği süreçlerin de okunması yerinde olacaktır. Kullanılan dil, bu dildeki kelimeler ve bu kelimelerin çevirisindeki yöntem ve bakış açısı kullanan kişinin fikir evrenini, ruhsal yapısını, dünyaya bakış açısını ve belki de yapmak istediği etkiyi de belirgin bir biçimde ortaya çıkarmaktadır. Çeviri olgusunun fikri, dilsel ve kültürel süreçlere dahil olmasıyla kültürel ve toplumsal anlamdaki özne ve nesne üzerinden yapılacak değerlendirmelerin boyutunun önemi de dikkate alınmalıdır. Bu çalışma günümüz toplumsal ilişkilerinde rolü artan bilgi ve kültür paylaşımına atfedilen önemin gözle görülür biçimde artışı nedeniyle yapılan çeviri çalışmalarının İslam ülkeleri ve Türkiye arasındaki sürecini incelemek hedefini taşımaktadır. Bu çerçevede başta çeviribilim, kültür, uluslararası ilişkiler alanlarından disiplinlerarası boyutta yararlanılarak yapılan çeviri çalışmalarının oluşturduğu değişken süreçler ve etkiler incelenmeye çalışılmıştır. Yapılan çeviri çalışmalarının toplumsal, kültürel, ekonomik, yapısal, idari birçok unsurla bağlantısı bulunması ile bu unsurlara yaptığı etki de yanıt aranan bir diğer alanı oluşturmaktadır. Bu unsurlar ele alınırken çalışmanın odak noktası Ortadaoğu ülkelerinden yapılan çeviri faaliyetlerinin Türkiye'nin toplumsal hayatına yaptığı etkiyi anlamlandırmaktır. Bu çalışmanın temel hedefi Ortadoğu'dan 1960 sonrasında yapılan çevirilerin amacının ve Türkiye'deki toplumsal sahada üzerindeki muhtemel etkisinin anlaşılmasıdır. Çalışma bu sahadaki birincil ve ikincil kaynakların incelenmesi ve taranmasının yanında çeviri eserleri yoğun olarak yapan yayınevlerinin görüşlerinin alındığı değerlendirmeyi de içermektedir. Bu bağlamda Türkçe'ye kazandırılan eserlerde aktarılan konuların içeriği ile ilgili de değendirme yapılmıştır. Bu eserlerin felsefe, edebiyat, biyografi, tarih, psikoloji, ahlak, tasavvuf, modern düşünce eleştirileri olmasının yanında bilim, teknoloji, tıp, sağlık konularını da kapsadığı görülmektedir. Çalışmanın sınırlılıkları içerisinde öncelikli olarak kültür ve kültürün doğası ve medeniyet kavramları incelenmiş ve yorumlanmıştır. Kültürel dönüşüm ve kültürlerarasılık kavramlarından yola çıkılarak çevirinin bu süreçteki rolü değerlendirilmiştir. Bunun yanında İslam Dünyasında ortaya çıkan farklı ekoller üzerinden Türkiye'nin yaşadığı etkilenme süreci irdelendikten sonra Türkçe'ye en çok eser kazndırılan coğrafyalar olan İran, Mısır, Suudi Arabistan, Cezayir, Libya, Tunus, Sudan ve Suriye gibi ülkelerdeki İslamcı düşüncenin geçirdiği süreçler değerledirilmiştir. Müteakiben ise Türkiye'de İslamcılığın yayılığı ve İslamcı grupların anlaşılması için yoğun faaliyet içerisnde bulunan gruplar incelenmiştir. Yapılan çalışma çerçevesinde ayrıca; İslam Dünyasındaki farklı ekollerin çeviri sürecine katılması, İslamcı akımların çeviriler yoluyla Türkiye'ye ilk etkileri, sosyalist İslamcı görüşler ve çeviri yoluyla etkileri, 1960 sonrası İslam dünyasından çeviri yapılmasının nedenleri ve çevrilen eserlerin türleri, 1960 sonrası çevirilerin amacı ve Türkiye'de bulduğu toplumsal karşılık, 1960 sonrası İslam dünyasından çeviri yapan yayınevi ve çevirmenler incelendikten sonra yayınevleri ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Çalışma 1960 sonrası yaşanan siyasi ve toplumsal dönüşümlerin gölgesinde İslam dünyasındaki farklı görüşlerin çeviri eserler yoluyla yayılma ve yayıldığı ülkelerde ve Türkiye'de de olumlu veya olumsuz anlamda kabul gördüğünü veya reddedildiğini göstermektedir. Çevirisi yapılan her eser toplumun her kesimi tarafından kabul görmediği gibi her kesim tarafından da reddedilmemiştir. Belli toplumsal yapıların kendi görüşlerini desteklemek maksadıyla bu çalışmaların içine girdiği de bu süreçte görülmektedir. Bu yönüyle çeviri olgusunun ve çevirbiliminin disiplinler arası bir alan olarak birçok kültürel ve toplumsal değişimde yer ve rol aldığı tezi desteklenmektedir.
Kültür aktarımı kuramının eleştirisi: Türkiye'nin medenileşme sürecinde çevirinin rolü
80'li yıllardan bu yana çeviribilim alanında kültür odaklı teorilerin arttığı gözlemlenmektedir. Çevirinin dilsel bir aktarım olduğunu iddia eden dilbilimsel merkezli yaklaşım zayıflayarak, çevirinin kültürel bir aktarım olduğuna dair olan yaklaşımlar ön plana çıkmıştır. Çeviri faaliyetinin kültürel bir aktarım faaliyeti olduğu kabul edilmesine rağmen, çeviribilimsel açıdan kültür aktarımının kavramsal boyutu, rolü ve işlevi net bir şekilde değerlendirilememektedir. Kültür aktarımıyla ilgili çeviribilimsel yaklaşımların mikro düzeyde ele alındığı ve makro boyutta kuramsal olarak değerlendirilemeyeceği ortadadır. Kültür aktarımı kuramını eleştirel bir açıdan ele alan bu çalışma da, 19. yüzyıl itibariyle Türkiye'nin medenileşme sürecinde çevirinin rolü irdelenerek, Batı'dan yapılan aktarım süreci değerlendirilmektedir. Çeviribilim bağlamında kültür ve medeniyet aktarımı ile çeviri arasındaki ilişkiyi gerekçelendirebilmek için çalışmanın birinci bölümünde, kültür ve medeniyet kavramlarıyla ilgili literatürler taranmış, her iki kavramın tarihsel süreçleri tespit edilmiştir. Özellikle kültür kavramıyla ilgili sınıflandırmalara yer verilerek, sosyal bilimler içerisinde farklı disiplinlerin kültür kavramının hangi boyutu ile ilgilendiği genel olarak yansıtılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, kültür aktarımı ve medeniyet aktarımını ilişkilendirebilmek amacıyla, kültür aktarımı teorisi, kuramsal ve kavramsal düzlemde mercek altına alınmış; çeviride medeniyet aktarımı yaklaşımını gerekçelendirmek amacıyla, 20. yüzyıl Türk düşünürlerinin medenileşme süreciyle ilgili yaklaşımları değerlendirilmiştir. Çalışmanın son bölümünde, çeviride medeniyet aktarımını yaklaşımının alt yapısını oluşturabilmek amacıyla, çeviribilimdeki kültür aktarımı yaklaşımları incelenerek, Türkiye'nin medenileşme sürecinde çevirinin üstlendiği rol ve bu rolün erek kültürün dönüşümü üzerindeki etkileri tespit edilmiştir. Kültür aktarımı kavramını merkeze yerleştiren çeviri kuramlarında, kültür aktarımı mikro düzeyde ele alınmaktadır. Bu nedenle, toplumların medenileşme süreci olarak tanımladıkları batılılaşma ya da modernleşme dönemlerinde görülen yoğun çeviri faaliyetleri makro düzeyde bir medeniyet aktarımı olarak tanımlanabilir.
Çeviribilimde skopos kuramının felsefi bakış açısıyla yeniden yorumlanması
Skopos Kuramı çeviribilim alanının önemli kuramlarından biridir ve erek odaklılık bu kuramın bir söylemidir. Kuramla ilgili şu ana kadar kastedilenin erek odaklılık olduğu, erek odaklılıktan kastın da, ereğin hedef kısmıyla ilgili bir yaklaşım olduğu bilinmektedir. Çeviribilim açısından bakıldığında Skopos kuramının anlamı, erek metnin amacı doğrultusunda çeviri yapmak, çevirinin işlevini belirleyen unsurun erek kültür olduğunu kabul etmektir. Şimdiye dek sözü edilen ereklilik ise, erek metinle başlayıp erek metinle biten ve kaynak metne dayalı olarak açıklanmayan bir erekliliktir. Oysa gerek Skopos kuramının köklerine inilip, Skopos kavram ve kuramı incelendiğinde, gerekse erekbilimin kökenlerine inerek, erek kavram ve kuramı incelendiğinde karşılaşılan sonuç, şu ana kadar bilinenden çok farklı bir yaklaşıma yol açmıştır. Skopos kavramının anlamı salt amacın sonucuna yönelik olmadığı gibi, erek kavramının anlamı da salt ereğin sonucuna yönelik değildir. Skopos ve erek kavramlarını çeviribilimin kuramsal çerçevesinde incelediğimizde, çeviribilim alanında Skopos kuramı ve erek odaklılık kuramlarının sadece erek metin odaklı olmasının ve kaynak metnin süreci başlatan olgu olarak bir başlangıç noktası sayılmamasının, kuramsal açıdan eksik bir durum oluşturarak kuramın yanlış ve eksik anlaşılmasına yol açtığı görülmüştür. Özellikle Aristoteles'in dört neden kuramına dayalı olarak Skopos ve erekten söz edildiğinde, önümüze bambaşka bir Skopos kuramı ve erek odaklılık yaklaşımı çıkmaktadır. Bu bağlamda, çeviribilim içerisinde Skopos kuramı ve erek odaklılığın kaynak metinden başlayarak yeniden ele alındığı yeni bir kuramsal yaklaşım gerekmektedir. Bu tezde Skopos kuramı ve erekbilim kuramlarının incelenmesinin sonucu olarak, çeviribilim alanında Skopos kuramına ve erek odaklılığa yeni bir yaklaşım getirmek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, kuramların bilimsel arka planlarını ve tarihsel izlerini sürerek ve birinci elden bir kuramsal iddiayı teze taşıyarak, çeviribilim alanında yeni bir bakış sunulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çeviribilim, Skopos Kuramı, Skopos, Telos, Amaç, Erek, Ereksel Düşünce, Ereksel Neden, Erekbilim, Teleoloji, Aristoteles, Kant, Hegel, Dört Neden,
Etiğin çeviri alanındaki yeri ve önemi
Tarih boyunca çeviri etkinliğinin ahlaki sorunları hakkındaki tartışmalar, her zaman güncelliğini korumuş ve etkinliğin ahlaki sorunları son zamanlarda daha da somut bir biçimde çeviribilimde "çeviri etiği" alanı özelinde incelenmeye başlamıştır. Çeviri etiği konusunda yapılmış mevcut çalışmalarda çevirmenin mesleğini icra sürecinde görevini dikte eder nitelikte hazır reçeteler sunulmakta ya da çeviri eylemi sürecinde ortaya çıkan somut sorunların betimlenmesi tercih edilmektedir. Aynı şekilde somut her bir soruna da farklı çözüm önerileri getirilmiştir. Bu durumun önemli sebeplerinden biri, çeviri etiği alanındaki mevcut çalışmalarda çeviri/çeviri eyleminin dar anlamda ele alınması, çeviri eyleminin bütünselliğinin göz ardı edilmesidir. Çünkü çeviri etiği tanımlanırken yalnızca çevirmen ya da ürün odaklı hareket edilemez. Çalışma çerçevesinde çeviri etiği için gerekli şartları ortaya koyarak çeviri etiğine dair genel bir bakış açısı kazandırmak hedeflenmiştir. Çeviri etiği alanında yayınlanmış eserlerden faydalanmak suretiyle sıkça karşılaşılan sorunlara getirilen çözüm önerilerindeki paradokslar tespit edilerek ortaya konmuştur. Ayrıca çalışmada temel etik teoriler de göz önünde bulundurularak çeviri etiğinin temellendirilmesi amaçlanmıştır. Çeviri etiği tartışmalarında ortaya çıkan aynı konudaki çelişkili görüşlerin bir bütün halinde gösterilerek oluşturulan ve bu çalışmaya özgü "üç aşamalı etik değerlendirme modeli" önerilerek ilgili tartışmalar model çerçevesinde değerlendirilmiştir. Son olarak çeviri etiğinde hazır reçete niteliğinde norm oluşturmak amaçlanmamıştır. Buradaki amaç, öncelikle çeviri etiğinin temellendirilebilmesi için gerekli şartların belirlenmesidir.