Theses supervised by Prof. Dr. Mustafa Mıynat
10 theses · Manisa Celal Bayar University
Vergilendirmeye etkisi bakımından hukuki güvenlik ilkesi
Kamu gelirleri içerinde kamusal finansman kaynağı olan vergi en önemli gelir kaynağıdır. Toplumsal ihtiyaçların karşılanmasında devlet tarafından sunulan kamu hizmetlerinin yeterli, etkin ve düzenli olabilmeleri için toplumun ürettiği kaynakların en verimli şekilde kullanılması esastır. Devlet kamusal ihtiyaçların karşılanmasında toplumun ürettiği kaynakları vergilendirme yetkisini kullanarak elde etmektedir. Devletin egemenlik gücüne dayalı olarak vergi alma konusunda sahip olduğu hukuki ve fiili güç olan vergilendirme yetkisi sınırsız değildir. Hukuk devleti ilkesi gereğince, devletin egemen gücünün karşısında bireyin korunması esastır. Bireyin, hukuk kurallarının varlığı ile kendini güvende hissetmesi, bu kuralları önceden bilebilir olması hukuki güvenliğin sonucudur. İdarenin keyfi uygulamaları, hukuki güvenlik ilkesinin zedelenmesine yol açabilmekte, bireyin güven içinde yaşamasının önüne geçmekte ve gelecek kaygısına yol açmaktadır. Bu kapsamda, vergilendirmeye etkisi bakımından hukuki güvenlik ilkesinin incelenmesi vergi hukuku açısından önemlilik arz etmektedir. Bu öneme atfen hazırlanan çalışmanın ilk bölümde, vergi ve vergilendirme yetkisi kavramsal olarak ele alınmıştır. İkinci ve son bölümünde ise, sınırsız vergilendirme yetkisi olamayacağından hareketle vergilendirme Türkiye'de tabi olduğu anayasal ilkeler ve hukuki güvenlik ilkesi kapsamında değerlendirilmiş, hukuki güvenlik ilkesinin vergilendirmeye etkisi Anayasa Mahkemesi kararları ışığında ele alınmıştır. Çalışmada anayasal ilkeler bazında idarenin ihlallerinin değerlendirilmesi amaçlanmış, Anayasa Mahkemesi kararları analiz edilmiştir. Hukuki güvenlik ilkesine ve alt ilkelerine yönelik ihlallerin nasıl ve niçin en aza indirilmesine dair sonuç kısmında önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergileme İlkeleri, Vergileme Yetkisi, Vergi Hukuku, Hukuki Güvenlik İlkesi,
Türk vergi hukukunda genel tebliğ: Hukukî sorunlar ve çözüm önerileri
Türk vergi mevzuatının yapı taşlarından birini temsil eden genel tebliğ, vergi hukuku alanında son derece önemli bir işleve sahiptir. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından vergi uygulamasına yön vermek, uygulama sırasında Bakanlığa intikal eden konuları açıklığa kavuşturmak ve vergilemede ülke çapında uygulama birliğini sağlamak amacıyla hazırlanan genel tebliğler, özellikle 1980'li yıllardan sonra yaygın bir şekilde kullanılan temel mevzuat kaynaklarından biri haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, vergileme alanında yayımlanan genel tebliğleri hukukî açıdan değerlendirmek ve genel tebliğlerin hukuka uygun şekilde kullanılmasına yönelik öneriler sunmaktır. Bu doğrultuda Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan ve çeşitli açılardan hukukî sorunlar içerdiği tespit edilen 47 genel tebliğ, içerik/doküman analizi yardımıyla irdelenmiştir. Söz konusu genel tebliğlere ilişkin hukuka aykırılıklar beş başlık altında gruplandırılmış ve Danıştay kararları ışığında hukukî yönden tartışılmıştır. Çalışma, genel tebliğler özelinde tespit edilen hukukî sorunlara yönelik çözüm önerileri ile birlikte sonlandırılmıştır. Önerilerin ilk aşamasında hem vergi kanunları hem de genel tebliğleri ilgilendiren "genel kurallar" tespit edilmiş; ikinci aşamada ise genel tebliğlerin hukuka uygun şekilde hazırlanması için geliştirilen "hukuka uygunluk kriterlerine" yer verilmiştir. Sonuç olarak, genel tebliğlerin Türk vergi mevzuatında mutlak surette kullanılması gereken bir hukukî kaynak olduğu; ancak bu kaynakların Anayasa, vergi kanunları ve hukukun evrensel prensiplerine uygun şekilde hazırlanması gerektiği vurgulanmıştır.
Kripto varlıklar ve mali politikalar
Küreselleşme, belli başlı ülkelerin politikalarının, merkez bankalarının ve finansal piyasaların, irili ufaklı tüm ülkelerin ekonomik faaliyetlerini küresel boyutta şekillendirmesine fırsat tanımıştır. Ancak 2008 yılında yaşanan küresel ekonomik kriz ile dünya genelinde ülkelere, merkez bankalarına ve finansal piyasalara güven kaybı ve tepki en üst seviyeye ulaşmıştır. İnsanlar finansal varlıklarının kontrollerini kendi ellerine alma ihtiyacı duymuşlar ve yeni finansal varlıklara yönelmişlerdir. Dış etkilerin ve kontrollerin dışında, kendi içinde arz talep ilişkisi ile değeri oluşan tamamen dijital ortamda işlem yapma imkânı sağlayan kripto varlıklar böylece ortaya çıkmıştır. Bunda başta ekonomide kendini hissettiren müesses nizama duyulan güvenin sarsılmasının yanı sıra endüstri 3.0 ve endüstri 4.0'da kapsamında bilişim ve internet teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin etkisi büyüktür. Nitekim kripto varlıklar blok zincir teknolojisi üzerine kurulmuş ve bu değişim küresel çapta bir etki yaratmaya başlamıştır. Bu tez çalışması, kripto varlıkların ülkeler için oluşturduğu kayıt dışılık, kara para aklama, senyoraj hakkının zayıflaması, yasadışı faaliyetlerin ve terörizmin finansmanı gibi tehditlerin varlığına, bunları bertaraf etmek için gerekli düzenlemelere ve bunların sonuçlarına değinmektedir. Kripto varlıkların oluşturduğu bu tehditlere karşı kamu maliyesi bakımından alınabilecek önlemlerin neler olabileceğini ve kontrollerin nasıl sağlanabileceğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kripto varlıkların kullanımında olası risklerin en aza indirilmesine ve kayıpların önüne geçilmesine yönelik başvurulabilecek maliye politikalarının ve araçların ortaya konulmasının gerekliliğini göstermiştir. Kripto Varlıklar ve Mali Politikalar" adlı çalışmamız; Dijitalleşme, Blok Zincir Teknolojisi ve Kripto Varlıklar, Kripto Varlıklar ve Mali Piyasalar, Kripto Varlıklar ve Türkiye bölümleri olmak üzere üç ana başlıktan oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kripto Varlıklar, Kripto Para, Dijital Para, Blok Zincir
Kamu mali yönetiminde Sayıştay'ın yeri ve Sayıştay denetimi
Türkiye Cumhuriyeti Anayasaları'nın tümünde yer alan Sayıştay, kurumsal yapının en önemli parçalarından biridir. Kamu kaynaklarının kullanımında şeffaflık ve hesap verilebilirlik anlayışının yerleşmesi adına ve kamu mali yönetim sistemindeki hızlı değişim Sayıştay'ın görev ve sorumluluklarını arttırmıştır.Çalışmanın amacı; Türkiye'de Sayıştay kurumunun gelişimini, yapısını, işlevlerini ortaya koymak ve dünya üzerinden belirli örneklerle birlikte Sayıştay kurumunun görev ve yetkilerini tanımlamaktır. Çalışmanın ilk bölümünde Türkiye'de Sayıştay kurumunun tarihsel gelişimi ve işlevlerine yer verilmiş, ikinci bölümünde mali denetim kavramıyla birlikte kamu mali denetimi, denetim kavramı ve performans denetimi kavramları açıklanmış, son bölümde ise kamu mali denetiminde Sayıştay kurumu ve seçilmiş bazı ülke Sayıştayları açıklanmaya çalışılmıştır.
Mükellef hakları ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı, AİHS'nde sayılmış ve Anayasada da teminat altına alınmış temel hak ve özgürlüklerin, kamunun eylem, işlem ya da ihmali sebebiyle ihlal edildiğini iddia eden mükelleflerin başvurabilecekleri 6216 sayılı Kanunla kabul edilen ve 23/09/2012 tarihinden itibaren uygulanan bir hak arama yoludur. Bu yolun kullanılabilmesi için mükelleflerin, yargı yolu gibi idari ve hukuki hak arama yollarını tüketmiş ve bu mercilerden alınan kararların hak ihlali iddialarını karşılamaması gerekmektedir. Bu nedenle AYM'ne bireysel başvuru yolu istisnai ve ikincil bir yoldur. Bu çalışmanın amacı, vergi konulu başvuruların haklar, müdahale iddiaları, sonuç ve giderim yolları yönünden incelenerek ortaya çıkması muhtemel ihtilafların AYM'ne intikal ettirilmeden idari ve yargısal çözüm yollarında giderilebilmesine ışık tutmaktır. Bu doğrultuda çalışmada birinci bölümünde temel hak ve özgürlükler açısından mükellef hakları incelenmiştir. İkinci bölümde vergi uyuşmazlıklarının nedenleri ve vergi uyuşmazlıklarının çözümünde mükellef haklarının korunması yolları irdelenmiştir. Üçüncü bölümde mükellef hak ve özgürlüklerinin bireysel başvuru yoluyla korunmasına ilişkin kararların değerlendirilmesi yapılmıştır. 2012 - 2019 yılları arasında yapılan vergi konulu 122 bireysel başvuru, durum çalışması yöntemine uygun olarak doküman incelemesi ve içerik analizi ile değerlendirilmiştir. İkinci ve üçüncü bölümde 122 karardan içtihat oluşturmuş ya da oluşturabilecek olanlar nitel olarak ayrıntılı bir şekilde irdelenmiştir. Ayrıca tüm kararlar frekans analizleri ile nicel olarak analiz edilmiştir. AYM'ne bireysel başvuru her ne kadar AİHM'ne giden başvuru sayısının azalmasını sağlamışsa da, vergi konulu uyuşmazlıkların çözümünde; vergi mevzuatının sadeleştirilmesi, vergi düzenlemelerinin esaslı noktalarının kanuna dayandırılması, mevzuat hükümleri arasındaki çelişkilerin giderilmesi, vergi idaresinin mükellef haklarını gözetmesi, yargı organlarının iş yükünün hafifletilmesi gibi yapılacak düzenlemeler sürecin etkinleşmesini sağlayacaktır.
Erdemsiz mallar üzerindeki özel tüketim vergisinin halk sağlığı üzerindeki etkisi
Tütün ve tütün mamulleri, alkollü içecekler, şekerli-tatlandırıcı meşrubatların kontrolsüz ve zararlı tüketimi ile ilişkili rahatsızlıklar sebebiyle her yıl dünyada milyonlarca insan yaşamını yitirmekte, on milyonlarca insan da kronik sağlık sorunları ile karşı karşıya kalmaktadır. Erdemsiz mallar olarak sınıflandırılan bu ürünlerin tüketimi sebebiyle ortaya çıkan hastalıkların küresel ekonomiye etkisinin ise yıllık 2,9 trilyon ABD doları olduğu tahmin edilmektedir. Bu ürünlerin kontrolsüz tüketimi, ülkelerin özellikle toplumsal sağlığı için büyük bir tehdit oluşturmakta, bunun yanında ekonomik, mali ve sosyal tahribat meydana getirmektedir. Erdemsiz malların bilinçsiz tüketiminin toplumlar üzerinde yarattığı yükler tez çalışmasının problemini oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı, erdemsiz mallar üzerindeki özel tüketim vergisinin halk sağlığı üzerindeki etkinliğini analiz etmektir. Bu amaçla; kanser, obezite, tip-2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları, felç, inme gibi halk sağlığını tehdit eden hastalıklar ile ilişkili tüketim ürünleri üzerindeki özel tüketim vergileri arasındaki ilişki incelenmektedir. Bu anlamda çalışmada, Türkiye başta olmak üzere sekiz ülkeyi kapsayan ülke grubu oluşturularak panel veri analizi uygulanmaktadır. Her bir ülke için, 2006-2019 yılları arasında kişi başına düşen tütün ve tütün mamulleri ve alkollü içecekler ÖTV yükleri bağımsız değişken olarak belirlenmektedir. Modelde, ülke gruplarının aynı dönemde yıllık olarak bu ürünlerin tüketimine bağlı hastalıkların oluşturduğu sağlıklı yaşam yılı kaybı ve hastalık yükü (DALY) değerleri de bağımlı değişken olarak yer almaktadır. Analizde, modelde yer alan değişkenler arasındaki korelasyon ilişkilerinin ve katsayıların anlamlı olduğu sonucuna varılmaktadır. Serilerde, yatay kesit bağımlılığı testi sonucunda yatay kesit bağımlılığı bulunmadığı tespit edilmekte ve durağanlığın sınanması için CADF ve CIPS testleri uygulanmaktadır. CIPS testi sonucunda serinin; bağımlı değişken DALY ile alkollü içecekler ÖTV yükü değişkenleri %5 anlamlılık düzeyinde, tütün ve tütün mamullerinde ise %1 anlamlılık düzeyinde durağan olduğu sonucuna varılmaktadır. Durağanlık analizi sonucuna göre panel en küçük kareler yöntemi tercih edilmekte ve model tahmin edilmektedir. Uygulama sonucunda Y(DALY) bağımlı değişkeni ile iki bağımsız değişken arasında %1 anlamlılık seviyesinde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmektedir. Panel sonucunda, ülke gruplarında kişi başına alkollü içecekler ÖTV yükü ile DALY değerleri arasındaki ilişkinin anlamlı ve kuvvetli bir etki yaratmadığı, kişi başına tütün ve tütün mamulleri ÖTV yükü ile DALY değerleri arasında ise anlamlı ve etkin bir ilişki olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu durumda ülke grupları için, belirlenen dönemde alkollü içecekler üzerindeki ÖTV uygulamalarının halk sağlığı çıktıları üzerindeki etkisinin zayıf, tütün ve tütün mamulleri üzerindeki ÖTV uygulamalarının ise etkin olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Mali kural uygulamalarının makroekonomik değişkenler üzerine etkileri
Ekonomik piyasalarda kamu müdahalesi ile ilişkili olan teoriler zaman içinde farklılık göstermişlerdir. 1990'larda kamu harcamaları ve bütçe açıklarında yaşanan artışlar, kamu finansmanı alanında bazı yeniliklere ihtiyaç duyulması nedeniyle mali kural kavramını gündeme getirmiştir. Bu çalışma; 24 gelişmiş ekonomi için dengesiz panel veri analizini kullanarak işsizlik oranı ve ekonomik büyüme oranının dahil edildiği makroekonomik değişkenlere mali kural uygulamalarının etkilerini ampirik olarak ortaya koymayı amaçlamıştır. Bu amaçla, sözkonusu ekonomilerde 1985-2012 dönemi yıllık verileri kullanılmıştır. Çalışmada bağımlı değişkenler olarak işsizlik oranı ve ekonomik büyüme değişkenleri kullanılırken; mali kural ölçüsü olarak harcama kuralı ve bütçe dengesi kuralı olmak üzere iki temel bağımsız değişken kullanılmıştır. Bununla birlikte; enflasyon oranı, faiz oranı, GSYH içindeki kamu borcu oranı, GSYH içindeki kamu harcamalarının oranı ve GSYH içindeki vergi gelirlerinin oranı gibi diğer bağımsız değişkenlerde modele dahil edilmiştir. Yapılan analiz sonuçlarına göre; ekonomik büyüme, GSYH içindeki kamu borcunun oranı ve GSYH içindeki kamu harcamalarının oranı değişkenleri işsizlik oranı üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahipken; harcama kuralı ve enflasyon oranı negatif ve istatistiksel olarak anlamlı etkiye sahiptir. Diğer taraftan, ekonomik büyüme değişkeni üzerinde işsizlik oranı ve GSYH içindeki vergi gelirlerinin oranı pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı iken bütçe dengesi kuralı, GSYH içindeki kamu borcu oranı ve GSYH içindeki kamu harcamalarının oranı değişkenleri negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olmuştur.
Türkiye'de kamu harcama sürecinde uygulanan tedarik usullerinin yolsuzluk riski açısından analizi
Devlet kamusal faaliyetleri kendisi doğrudan kamusal mal ve hizmet üreterek sağladığı gibi kamusal mal ve hizmet sunumunu özel sektörden de satın alabilmektedir. İktisadın temel problemi olan "kıt kaynakların sınırsız ihtiyaçlara tahsisi" söylemi, kamu kaynakların daha iyi kullanımı ve daha fazla fayda sağlaması gibi arayışları da beraberinde getirmiştir. Bu arayışların bir sonucu olarak da kamu harcamalarında etkinlik ve verimlilik gibi kavramlar daha da önem kazanmıştır. Kamu alımlarının etkin ve verimli tedarikinin karşısındaki en büyük engel yolsuzluklardır. Yolsuzluklar özellikle gelişmekte olan ülkelerde toplumsal düzeni bozan, insanlar arasında huzursuzluk yaratan, ekonomiyi temelden sarsan önemli bir sorundur. Kamu harcamalarının tedariki esnasında oluşabilecek yolsuzluk risklerini azaltmak, saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi, güvenirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamak maksadıyla ülkemizde tedarik işlemlerinin temelini oluşturan 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve ilgili mevzuat yayımlanmıştır. Bu mevzuat ile ihale usulü olarak; açık ihale usulü, pazarlık usulü ihale ve belli istekliler arasında ihale usulü ve bir alım yöntemi olarak doğrudan temin usulü düzenlenmiştir. Çalışmada tedarik usullerinin içermiş olduğu yolsuzluk riski analiz edilmiş ve bu risklerin giderilmesi için alınabilecek tedbirler değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirme neticesinde kamu alım sürecindeki görevliler ile firma yetkililerinin karşı karşıya geldiği ortamların yolsuzluk açısından en riskli alanlar olduğu, ayrıca idare görevlilerine en çok inisiyatif tanıyan pazarlık usulü ihale ve doğrudan temin yöntemiyle yapılan alımların diğer usullere göre daha çok yolsuzluk riski taşıdığı tespit edilmiştir. Bu risklerin azaltılabilmesi için e-ihale sisteminin yaygınlaştırılmasının faydalı olacağı görüşü üzerinde durulmuştur.
Kümelenme faaliyetlerine yönelik mali teşvikler: Türkiye için bir model önerisi
Kalkınma politikalarının oluşturulması sürecinde bir mal veya hizmetin üretimine ilişkin değer zinciri üzerinde yer alan işletmelerin ve kurumların belirli yerlerde coğrafi yoğunlaşması olarak tanımlanabilecek kümelenme olgusu giderek daha fazla dikkate alınmaktadır. Bu durumun temel nedeni kümelenmelerin içersinde yer alan işletmelere sunduğu yüksek inovasyon kabiliyeti, nitelikli işgücü ve düşük maliyetle üretim gibi rekabet avantajlarıdır. Söz konusu rekabet avantajlarını doğuran faktörlerin bir kısmı (nitelikli işgücü gibi) kümedeki işletmelerin sayısı arttıkça kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Diğer bir kısım rekabet avantajı ise ancak kümeyi oluşturan işletmelerin ve kurumların (ortak ar-ge merkezi, altyapı gibi) bilinçli işbirliği faaliyetleri ile ortaya çıkabilmektedir. Kümelenme faaliyetleri olarak adlandırılan söz konusu işbirliği faaliyetleri asimetrik enformasyon ve dışsal ekonomiler gibi piyasa başarısızlıkları nedeniyle her zaman kendiliğinden ortaya çıkmamakta ve olması gerekenden düşük bir seviyede gerçekleşmektedir. Bu durum aralarında Türkiye'nin bulunduğu birçok ülkede kümelenme faaliyetlerine yönelik mali teşvikler düzenlenmesine neden olmuştur. Bu bağlamda tezimizin amacı Türkiye için kümelenme faaliyetlerini engelleyen piyasa hatalarını ortadan kaldıracak etkin ve etkili bir mali teşvik modelinin geliştirmektir. Çalışmamızın birinci bölümünde kümelenme kavramının kuramsal gelişimi, unsurları ve kümelenme faaliyetlerini engelleyen piyasa başarısızlıkları tanımlanmıştır. İkinci bölümde kümelenmeye yönelik kamu politikaları ve mali teşvik modelleri incelendikten sonra ülke uygulamaları analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de ki mevcut kümelenme teşvikleri değerlendirilmiş ve kümelenme faaliyetlerine yönelik bir teşvik modeli önerisi sunulmuştur. Çalışmamızda ülkemizdeki kümelenmeye yönelik mali teşviklerin etkinliği ülke uygulamalarının karşılaştırmalı analizi ve kalitatif yöntemlerle yapılan saha çalışmalarından elde edilen bulgulara dayalı olarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda geliştirilen model üç unsurdan oluşmaktadır. Birincisi Kalkınma Ajansları tarafından her potansiyel küme için rekabet gücünü arttıracak faaliyetlerin fizibiliteleri ile birlikte tanımlanmasıdır. Ajanslar pro-aktif bir yaklaşımla kümelenme girişimlerini başlatmalı ve asimetrik enformasyonu ortadan kaldıracak "bilgi"yi üretmelidir. Aksi takdirde ne kadar cazip teşvik verilirse verilsin özel sektörün kümelenme faaliyetlerine yönelik harcamaları olması gerektiği düzeyde gerçekleşmeyecektir. Bu şekilde ajanslar mevcut ve bu çalışmayla önerilen teşviklerin öncelikli kümelenme faaliyetlerine koordineli bir şekilde tahsisini sağlayacaktır. İkinci önerimiz kamusal maliyeti yüksek hibe teşviklere alternatif kredi garantisi şeklinde bir teşvik düzenlemesi yapılmasıdır. Üçüncü ve son önerimiz ise ileri teknoloji kümelerinin gelişimi sağlamak üzere yenilikçi küçük işletmelere yatırım yapacak belirli sektörlerde ihtisaslaşmış girişim sermayesi şirketlerine yönelik teşvik düzenlemesi yapılmasıdır.
Türkiye'de kamu borçlarının Maastricht mali disiplin kriterleri çerçevesinde AB ülkeleri ile karşılaştırmalı analizi (2000-2014)
Avrupa Birliği, kuruluşundan itibaren birliğe üye olacak ülkelerin belirli şartları taşımasını öngören uygulamalar gerçekleştirmiştir. Özellikle beşinci genişleme döneminden sonra tam üyelik başvurusunda bulunan ülkelere belirli siyasi ve ekonomik kriterlere uyma şartı getirilmiş, topluluğa katılmak isteyen ülkelerden AB ekonomisine uyumunu sağlayacak olan gerekli ekonomik şartları sağlaması beklenmiştir. Tez çalışmasında , AB ile olan ilişkileri 1959 yılına dayanan ve 2005 senesinde ise AB'ye tam üyelik başvurusu kabul edilen Türkiye'nin, Maastricht Kriterleri çerçevesinde 2000 sonrası bütçe dengesi ve kamu borç stoku göstergelerinin AB ülkeleri ile karşılaştırmalı olarak analiz edilmektedir. Özellikle Maastricht Kriterleri'nden mali disiplin konusunu ilgilendiren bütçe açığı ve borç stoku kriteri ele alınmaktadır. Çalışmada, Türkiye'nin 2000 - 2014 yılları arasında kamu maliyesi alanında gösterdiği gelişim ve uyguladığı stratejilerin ortaya konulmakta ve bu süreçte Maastricht Kriterleri'ne uyum çalışmalarının mali göstergeler üzerindeki etkisi incelenmektedir