Theses supervised by Prof. Dr. Pervin Nedim Bal
11 theses · İstanbul Beykent University
Boşanmış ve boşanmamış ebeveyne sahip bireylerde öz şefkat ile yalnızlık ve psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma boşanmış ve boşanmamış ebeveyne sahip olan bireylerin öz şefkat, yalnızlık ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasında bir ilişkinin olup olmadığı sorusuna yanıt aramak amacı ile gerçekleştirilmiştir. Aynı zamanda bu bireylerin, öz şefkat, yalnızlık ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin bazı demografik değişkenlere (yaş, cinsiyet, medeni durumu, kardeş sayısı, anne ve babasının medeni durumu vb.) göre farklılaşıp farklılaşmadığının ortaya konulması da amaçlanmaktadır. Araştırmanın bulguları, son zamanlarda boşanmış ve boşanmamış ebeveyne sahip bireylerle yapılan çalışmalara yönelik farklı bir bakış açısı getirmeyi hedeflemekle birlikte bu alanda çalışan uzmanlara ve araştırmacılara da bilgi sağlamayı amaçlamaktadır. Araştırmanın evreni, Türkiye'de yaşayan ebeveyni boşanmış ve boşanmamış 18-44 yaş arasındaki bireylerden oluşmakta, örneklem ise bu evrenden çevrimiçi katılan ebeveyni boşanmış 152 birey ve ebeveyni boşanmamış 219 birey olmak üzere toplamda 371 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma betimsel ilişkisel tarama yöntemi ile anket araştırması metodu kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Veriler SPSS programında analiz edilmiş olup araştırmada verileri toplamak için demografik bilgi formu, "Öz Şefkat Ölçeği", "U.C.L.A. Yalnızlık Ölçeği" ve "Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği" kullanılmıştır. Korelasyon analizi sonucunda boşanmış ve boşanmamış ebeveyne sahip bireylerde öz şefkat ve yalnızlık düzeyleri arasında negatif yönlü orta düzeyde, öz şefkat ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasında pozitif yönlü orta düzeyde, yalnızlık ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasında ise negatif yönlü güçlü düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada katılımcıların ebeveynlerinin evli ya da boşanmış olma durumlarına göre öz şefkat, yalnızlık ve psikolojik dayanıklılık puanlarının karşılaştırılmasına ilişkin yapılan t-testi analiz sonuçlarına göre öz şefkat ve yalnızlık düzeylerinde anlamlı bir farklılık bulunamamışken psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Ebeveynleri evli olan bireylerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin, ebeveyni boşanmış bireylerden anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Boşanmış ve boşanmamış ebeveyne sahip olan bireylerin öz şefkat, yalnızlık ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiş, çalışmanın sonuç ve tartışma bölümünde detaylıca ele alınmıştır.
Yetişkin bireylerde kişilerarası ilişkiler ile ilgili bilişsel çarpıtmalar ve ebeveynleşme olgusu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada; yetişkin bireylerde, kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ve ebeveynleşme olgusu arasındaki ilişki ve bu değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılaşmaları incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini kardeşe sahip 515 yetişkin birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla; Demografik Bilgi Formu, İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği ve Ebeveynleşme Envanteri kullanılmış olup, araştırma modeli olarak ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler SPSS 21.0 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde Bağımsız Örneklem T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları incelendiğinde, ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ve ebeveynleşme arasında orta düzey, pozitif yönlü korelasyon olduğu görülmüştür. Değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılaşmaları incelenmiştir. Elde edilen bulgular literatür çerçevesinde tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.
Genç yetişkinlerde madde kullanma eğiliminin psikolojik dayanıklılık ve bağlanma stilleri açısından incelenmesi
Araştırmanın temel amacı, genç yetişkinlerde madde kullanma eğiliminin psikolojik dayanıklılık ve bağlanma stilleri açısından incelenmesidir. Ayrıca, araştırmada madde kullanma eğiliminin, psikolojik dayanıklılık ve bağlanma stillerinin; cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum, yaşanılan yer demografik değişkenlerine göre farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi de amaçlanmıştır. Araştırmanın evreni Türkiye'de yaşayan 18-35 yaş arası genç yetişkinlerdir. Araştırmanın örneklemi ise bu evrenden gönüllülük esasıyla ankete katılan 394 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmada verileri toplamak için; 'Sosyodemografik Bilgi Formu', 'Madde Kullanma Eğilimi Ölçeği', 'Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği' ve 'Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği' kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS programından yararlanılmıştır. Katılımcıların Madde Kullanma Eğilimi Ölçeği (SAP) ile Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği (ÜBBSÖ), Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ) ve alt boyutlarının puan ortalamaları arasındaki ilişkileri incelemek için Pearson Korelasyon Analizi ve Hiyerarşik Regresyon Analizi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, SAP ile Kaçınan Bağlanma ve Kaygılı Kararsız Bağlanma arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki mevcuttur. Öte yandan, SAP ile YPDÖ'nün Yapısal Stil Aile Uyumu, Kendilik Algısı ve Sosyal Yeterlilik alt boyutları arasında negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler saptanmıştır.
Yetişkin bireylerde duygusal tepkisellik düzeyinin iş yaşamı ve romantik ilişkiler üzerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada; yetişkin bireylerde, duygusal tepkisellik düzeyinin iş yaşamı ve romantik ilişkiler ile arasındaki ilişki ve bu değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılaşmaları incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 427 yetişkin birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla; Demografik Bilgi Formu, Duygusal Tepkisellik Ölçeği, İlişki Doyum Ölçeği ve İş Tatmini Ölçeği kullanılmış olup, araştırma modeli olarak ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler SPSS 24.0 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde normal dağılım gözlendiği için Bağımsız Örneklem T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon Analizi ve yordayıcılık analizi için Basit Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Çoklu gruplar arasındaki farkın hangi grup veya gruplar arsında olduğunu tespit etmek için Scheffe testi kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları incelendiğinde, duygusal tepkisellik, iş yaşamı ve romantik ilişkiler arasında anlamlı bir ilişki olmadığı görülmüştür. Değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılaşmaları incelenmiştir. Elde edilen bulgular literatür çerçevesinde tartışılmış ve birtakım öneriler sunulmuştur.
Çocukluk çağı ruhsal travmaları ve duygusal zekânın ebeveyn davranışlarına etkisi
Bu çalışma, duygusal zekâ ve çocukluk çağı ruhsal travmalarının ebeveyn davranışlarının açıklanmasında bir etkisi olup olmadığının araştırılması, varsa nasıl bir etkisi olduğunu incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 401 anne ve baba oluşturmaktadır. Katılımcılardan elde edilen araştırmacılar tarafından oluşturulan Demografik Bilgi Formu, Alabama Ebeveyn Davranışları Ölçeği, Çocukluk Çağı Ruhsal Travmaları Ölçeği ve Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği kullanılmış, alınan puanlar SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Katılımcıların ebeveyn davranışları, çocukluk çağı travmaları ve duygusal zekâ düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkinin yönü ile gücünü ortaya koymak amacıyla veriler normal dağılım özelliği gösterdiği için Pearson korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Verilerin istatistiksel olarak yorumlanması amacıyla gruplar arası karşılaştırma yapmak için t testi ve anova analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre katılımcılarda duygusal ihmal, tutarsız disiplin, duygusal istismar, cinsel istismar, fiziksel ihmal ve zayıf ebeveynlik düzeyi arttıkça duygusal zekâ toplam, iyimserlik/ruh halinin düzenlenmesi ve duyguların değerlendirilmesi düzeyleri düşmektedir. Olumlu ebeveynlik ve çocukla ilgilenme arttıkça duygusal istismar, fiziksel istismar, fiziksel ihmal ve duygusal ihmal düşerken, duygusal zekâ toplam, iyimserlik/ruh halinin düzenlenmesi ve duyguların değerlendirilmesi düzeyleri ise artmaktadır.
Yetişkinlerde erteleme davranişinin mükemmeliyetçilik ve psikolojik iyi oluş açisindan incelenmesi
Bu araştırmada, erteleme davranışının mükemmeliyetçilik ve psikolojik iyi oluş açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırma nicel araştırma yöntemleri içinde yer alan ilişkisel tarama modeliyle gerçekleşmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 18 yaşından büyük 432 yetişkin birey oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında "Demografik Bilgi Formu", "Genel Erteleme Eğilimi Ölçeği (GEEÖ)", "Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği" ve "Psikolojik İyi Oluş Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 28 programından yararlanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; erteleme davranışı ile mükemmeliyetçilik toplam puanı ve üç alt-boyut puanları arasında düşük düzeyde, pozitif yönde, anlamlı ilişki bulunmuştur. Tersine, erteleme davranışı ile psikolojik iyi oluş arasında ise düşük düzeyde, negatif yönde, anlamlı ilişki bulunmuştur. Benzer biçimde, psikolojik iyi oluş ile mükemmeliyetçilik toplam puanı ve iki alt-boyut puanları arasında düşük düzeyde, negatif yönde, anlamlı ilişki bulunmuştur. Ancak psikolojik iyi oluş ile sosyal mükemmeliyetçilik alt-boyutu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç olarak, yetişkin bireylerde erteleme davranışı düzeyleri arttıkça mükemmeliyetçilik toplam puanı ve üç alt-boyut puanları da artmaktadır. Tersine, erteleme davranışı düzeyleri artıkça, psikolojik iyi oluş düzeylerinin ise düştüğü bulunmuştur. Benzer biçimde psikolojik iyi oluş düzeyleri arttıkça, mükemmeliyetçilik toplam puanı ve kendine yönelik mükemmeliyetçilik, başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik alt-boyut puanlarının ise düştüğü saptanmıştır.
Yetişkin bireylerde bağlanma stilleri ile bilişsel davranışsal kaçınma arasındaki ilişkide aleksitiminin aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmada, yetişkin bireylerde bağlanma stilleri ile bilişsel davranışsal kaçınma arasındaki ilişkide aleksitiminin aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırma nicel araştırma yöntemleri içinde yer alan çoklu aracı değişken modeliyle gerçekleşmiştir. Araştırmanın örneklemini 18-53 yaş arasındaki 410 yetişkin birey oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında "Demografik Bilgi Formu", "Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği (ÜBBSÖ)", "Bilişsel Davranışsal Kaçınma Ölçeği (BDKÖ)" ve "Toronto Aleksitimi Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 28 programından yararlanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; güvenli bağlanmanın bilişsel davranışsal kaçınma ve aleksitimi (toplam, duyguları tanıma güçlüğü, duyguları söze dökme güçlüğü) ile negatif yönde; kaçınmacı ve kaygılı kararsız bağlanmanın ise bilişsel davranışsal kaçınma ve aleksitimi ile pozitif yönde orta düzeyde anlamlı ilişkiler gösterdiği tespit edilmiştir. Ayrıca, bilişsel davranışsal kaçınma türleri (davranışsal sosyal kaçınma, davranışsal sosyal olmayan kaçınma, bilişsel sosyal kaçınma ve bilişsel sosyal olmayan kaçınma) ile aleksitimi bileşenleri (duyguları tanıma güçlüğü, duyguları söze dökme güçlüğü, dışa dönük düşünme) arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. Güvenli, kaçınmacı ve kaygılı kararsız bağlanma ile bilişsel davranışsal kaçınma arasındaki ilişkide aleksitiminin kısmi aracılık etkisi bulunmuştur. Sonuç olarak, yetişkin bireylerde güvenli bağlanma düzeyi arttıkça bilişsel davranışsal kaçınma (toplam, davranışsal sosyal ve sosyal olmayan, bilişsel sosyal ve sosyal olmayan) ve aleksitimi (toplam, duyguları tanıma ve söze dökme güçlüğü) düzeyleri azalırken; kaçınmacı ve kaygılı kararsız bağlanma düzeyleri arttıkça aynı kaçınma türleri ve aleksitimi bileşenlerinin düzeylerinin arttığı bulunmuştur. Ayrıca, bilişsel davranışsal kaçınma türlerinin düzeyleri arttıkça aleksitimi toplam, duyguları tanıma güçlüğü, duyguları söze dökme güçlüğü ve dışa dönük düşünme düzeyleri de artmaktadır.
Bağlanma stillerinin romantik ilişkilerde obsesif kompulsif bozukluğa ve partnere bağımlılığa etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, bağlanma stillerinin romantik ilişkilerde obsesif kompulsif bozukluğa ve partner bağımlılığına etkisini incelemek, aynı zamanda bu değişkenlerin demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evreni Türkiye'de yaşayan ve romantik ilişkisi olan bireylerden, örneklemi ise araştırmaya gönüllü olarak katılan, romantik ilişkiye sahip 415 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada, araştırma modeli olarak ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veriler, Demografik Bilgi Formu, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği, Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları Ölçeği ve Romantik İlişkilerde Bağımlılık Ölçeği kullanılarak, online platform olan Google Forms aracılığı ile toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmadaki verilerin normallik değerlendirilmesini yapabilmek için çarpıklık ve basıklık değerlerinden yararlanılmıştır. Verileri analiz edebilmek için Pearson Korelasyon Analizi, Regresyon Analizi, Bağımsız Örneklem t-testi ve ANOVA kullanılmıştır. Sonuç olarak, bağlanma stilleri alt boyutlarının, romantik ilişkilerde obsesif kompulsif bozukluk ve partner bağımlılığının bazı alt boyutları ile ilişkili olduğu bulunmuştur.
Algılanan stres ile kompulsif çevrimiçi satın alma arasındaki ilişkide psikolojik esnekliğin aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmada, algılanan stres ile kompulsif çevrimiçi satın alma arasındaki ilişkide psikolojik esnekliğin aracı rolünün incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada alt amaçlar olarak, bireylerin algılanan stres, kompulsif çevrimiçi satın alma ve psikolojik esneklik düzeylerinin, sosyo-demografik veri formuyla elde edilen; yaş, cinsiyet, gelir düzeyi, medeni durum ve sosyal medyada geçirdikleri vakte göre farklılaşıp farklılaşmadığı ele alınmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modelindedir. Araştırmanın örneklemi, 443'ü kadın, 122'si erkek olmak üzere 18-64 yaş arasındaki 565 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Sosyo-demografik Veri Formu, Algılanan Stres Ölçeği, Kompulsif Çevrimiçi Satın Alma Ölçeği ve Psikolojik Esneklik Ölçeği kullanılmış, veriler Google Forms aracılığı ile toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 27.0 paket programı ve Hayes PROCESS makro eklentisi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda algılanan stres ile kompulsif çevrimiçi satın alma arasındaki ilişkide psikolojik esnekliğin kısmi aracılık rolü üstlendiği bulunmuştur. Elde edilen bulgular literatür bağlamında tartışılmış ve gelecekteki çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Yetişkin bireylerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu özellikleri ile genel aidiyet hissi arasındaki ilişkide şema başa çıkma biçimlerinin aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, yetişkin bireylerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) özellikleri ile genel aidiyet hissi arasındaki ilişkide şema başa çıkma biçimlerinin aracı rolünü incelemektir. Bu doğrultuda çalışma, nicel araştırma yöntemlerinden çoklu aracı değişken modeliyle desenlenmiştir. Araştırmanın örneklemini, 18–64 yaş aralığında yer alan 407 yetişkin birey oluşturmaktadır. Veriler, "Demografik Bilgi Formu", "Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS)", "Şema Başa Çıkma Biçimleri Ölçeği" ve "Genel Aidiyet Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS Statistics 30.0 programı ve Hayes'in PROCESS Macro v4.1 eklentisinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, DEHB özellikleri ile genel aidiyet hissi arasında negatif yönlü, zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. DEHB özellikleri ile şema başa çıkma biçimlerinin tamamı arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. DEHB özellikleri arttıkça, şema telafisi, şema teslimi ve şema kaçınması puanlarının da arttığı görülmüştür. Genel aidiyet hissi ile şema telafisi arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken; şema teslimi ve şema kaçınmasıyla zayıf düzeyde, negatif yönlü anlamlı ilişkiler elde edilmiştir. Bu sonuç, bireyin aidiyet hissi arttıkça, uyumsuz başa çıkma biçimlerinden olan şema teslimi ve şema kaçınma stratejilerinin azaldığını göstermektedir. Aracılık analizleri sonucunda, şema telafisi ve şema kaçınmasının, DEHB ile genel aidiyet hissi arasındaki ilişkide aracı rol üstlenmediği; buna karşın, şema tesliminin bu ilişkide tam aracı rol oynadığı belirlenmiştir. Demografik değişkenlere ilişkin analizlerde ise yaş, ekonomik düzey, ilişki durumu ve kişilik özelliklerinin bazı araştırma değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı tespit edilmiştir. Araştırma bulguları, alanyazındaki çalışmalarla birlikte değerlendirilmiştir.
Yetişkinlerde karanlık üçlü kişilik özelliklerinin ve genel öz yeterliğin romantik ilişkilerde kıskançlıkla ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, yetişkinlerin karanlık üçlü kişilik özelliklerinin ve genel özyeterliklerinin romantik ilişkilerde kıskançlık ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırmada, romantik ilişkilerde kıskançlık ile özyeterlik ve karanlık üçlü kişilik özellikleri arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığının anlaşılması amaçlanmıştır. Buna ek olarak çeşitli demografik değişkenler açısından gruplar arası farklılık olup olmadığının anlaşılması da amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi 315'i kadın 103'ü erkek, toplam 418 yetişkin katılımcıdan oluşmaktadır. Anketteki sorular Kişisel Bilgi Formu, Karanlık Üçlü Ölçeği (KÜÖ), Genel Özyeterlik Ölçeği (GÖÖ) ve Romantik İlişkide Kıskançlık Ölçeğinden (RİKÖ) oluşmaktadır. Yapılan analizler sonucunda karanlık üçlü kişilik özellikleri ile romantik kıskançlık arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Genel özyeterlikle romantik kıskançlık arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Kadınlar ile erkekler arasında karanlık üçlü kişilik özellikleri ve genel özyeterlik düzeyleri açısından anlamlı bir fark bulunmuştur. Romantik kıskançlık açısından ise cinsiyetler arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Araştırmanın ana değişkenleri (Karanlık üçlü kişilik özellikleri, genel özyeterlik ve romantik kıskançlık); yaş, ilişki durumu ve ilişki süresi gibi çeşitli demografik değişkenler bakımından incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar raporlanmıştır. Araştırmanın sınırlılıkları, güçlü yanları ve öneriler literatür eşliğinde tartışılmıştır.