Theses supervised by Prof. Dr. Rahmi Doğanay

17 theses · Fırat University

Master'sOpen AccessTR

Milli Mücadele'ye muhalif unsurlar ve faaliyetleri

Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'ndan yenilerek çıkması, yıkılış sürecinin sonu olmuştu. Yenilgiyi kabul ederek, Mondros Mütarekesi'ni imzalayan Osmanlı Devleti, bir bakıma bu Mütareke ile birlikte tasfiye sürecine girmişti. Mütareke döneminde İstanbul yönetimleri, İtilaf Devletlerinin emrivakilerini kabul ederek, kaderine razı olurken, Türk milleti İstanbul ve İtilaf politikalarına karşı çıkmış, hukuku ve bağımsızlığı için mücadeleye girişmek yönünde tavır almıştı. Bu durumda mevcut yönetim ve bazı kesimler idari, siyasi ve ideolojik hassasiyetlerle, halkın oluşturduğu Kuvayımilliye hareketine karşı olumsuz tavırlar takınmış, şartları daha da zorlaştırdıklarını ileri sürerek faaliyetlerini engellemek istemişlerdi. Milli Mücadele Hareketi, Padişahın egemenlik haklarına müdahale sayılmıştı. 1919-1922 yılları arasında verilen, Milli iradenin hakimiyetini ve milli devlet yapısını kurmaya çalışan Milli Mücadele Hareketi'ne karşı Saltanatçı, Hilafetçi, mandacı çevreler, Milli Mücadele Hareketini İttihatçılıkla, milliyetçilikle, Bolşeviklikle itham etmişlerdi. Onların gözünde Kuvvacılar ve mücadele içinde yer alanlar itaatsiz, isyankar unsurlardı. Bu çalışmada, Milli Mücadele'ye karşı gerek İstanbul yönetim çevrelerinin, gerek dönemin parti ve cemiyetlerinin, gazeteci, siyasetçi şahısların muhalif tavırları incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada, dönemin basın organları, arşiv belgeleri ve konuyla ilgili araştırma eserlerden faydalanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Milli Mücadele, Zararlı Cemiyetler, Mandacılık, Mondros Mütarekesi, Milli Mücadele Basını.

Cumhuriyet tarihiManda sorunuMilli Mücadele+5
Gül Yılmaz
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çok partili hayata geçişte ve Demokrat Parti döneminde Elazığ'da siyasi hayat ve şahsiyetler (1945-1960)

Çok Partili hayata geçiş ile başlayan Araştırmamızın temelini Elazığ ilinin Siyasi Hayatı oluşturmaktadır. Elazığ, Harput'un altında ovada kurulan bir yerleşim merkezidir. Harput Elazığ'ın Eski yerleşim merkezi iken günümüze gelindiğinde kültür ve turizm merkezi olmuştur. Şehir tarihinde büyüklü küçüklü birçok siyasi kuruluşa ev sahipliği yapmıştır. Cumhuriyet döneminde ise Elazığ ismini alan şehirde siyasi hayat çok partili hayata geçiş ve çok partili hayatın getirdiği yeni partiler ile siyasi canlılığını korumuştur. Yeni kurulan partilerden biri de Demokrat Partidir. Türkiye ile birlikte çok partili seçimlere giden Elazığ'da Demokrat Parti 1946 genel seçimlerine girmiştir. Fakat seçimi CHP Kazanmıştır. Elazığ'a 1950 seçimleri ile gelen Demokrat Parti, 1954 seçimleri ile yerleşmiştir. Ama DP'li hayat il de uzun sürmemiş ve 57 seçimlerinde Elazığ tekrar CHP'yi seçmiştir. Elazığ'ın siyasi hayatı seçimler ile sınırlı kalmamış ve devlet büyüklerinin şehre ziyaretleri de olmuştur.1960 yılında ise DP iktidardan düşürülmüştür. Adı darbe olan bu olay ile Türkiye ve Elazığ yeni bir siyasi döneme girmiştir.

Cumhuriyet Halk PartisiDemokrat PartiElazığ+5
Seda Gürsel
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Soğuk savaş süreci ve Türkiye'ye etkileri (1939-1952)

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, dünyada yeni bir denge oluşmuş, ABD ve SSCB süper güç olarak ortaya çıkmıştı. Dünya bu iki güç etrafında bölünerek, ülkelerin, siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yapılarını etkileyecek, İki Kutuplu bir sistem oluşmuştur. Sovyet yayılması ve Batılı müttefiklerin buna engel olmaya çalışması çerçevesinde geçen Soğuk Savaş, Türkiye'de İkinci Dünya Savaşı'nın başında başlamıştır. Sovyet istekleri, Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı'nda iç ve dış politikasını etkilemiştir. Dünya genelinde Soğuk Savaş'ın başlamasıyla ideolojik olarak komünizm-kapitalizm mücadelesi, siyasi anlamda Sovyet yayılması ve Batı'nın onu çevreleme mücadelesi başlamıştı. Türkiye bu mücadele ile Sovyet baskı ve istekleri karşısında ABD ile müttefik olmuş, antikomünizm, daha genelde anti-sovyetizm ABD etkisine dönüşmüştür. Türkiye'nin dış politikası ile siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yapısı bu duruma göre şekillenmiştir.

Dünya Savaşı IISoğuk savaşTürk dış politikası+2
Ahmet Çelik
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tehcir sırasında ve sonrasında Elazığ ve çevresinde Müslüman-Ermeni ilişkileri

Ermeni Sorununun en önemli nirengi noktası hiç şüphe yok ki Tehcir Kanunu ve sonrasında ortaya çıkan tartışmalardır. Tehcir ve sonrasında yaşanan olaylar Ermeni Diasporası eliyle manipüle edilerek, basit bir iskân faaliyeti abartılı rakamlarla şekillenen bir soykırım safsatasına dönüşmüştür. Tehcir'in genel intibaları üzerinde kapsamlı birçok yayın yapılmasına karşın özele indirgenmiş çalışmaların yetersizliği aşikardır. Günümüze kadar Ermeni Sorunu hakkında ele alınan çalışmalarda geniş coğrafi alanlara yönelen bir bakış açısına karşın, dar çaplı bölge, şehir, köy gibi alanlara dair çalışmalar daha azdır. Yine Ermeni nüfus yoğunluğunun fazla olduğu bölgeler Tehcir'in üst düzey planlamayla yapıldığı yerlerdir. Bu yerler üzerinde yapılacak detaylı alan çalışmaları yaşanan olayları şüphesiz daha iyi netleştirecek, Ermenilerin haksız tezlerinin çürütülmesinde önemli köşe taşları olacaktır. Tehcir öncesi Ermeni nüfusunun yoğun olduğu Elâzığ Bölgesi bu nedenle konu için önemli bir merkezdir. Elâzığ Bölgesi Tehcir öncesi ve sonrası için Müslüman-Ermeni ilişkileri kapsamında iyi bir şekilde mercek altına alınacak olursa, Ermeni Sorununun bölgedeki yansımalarından yola çıkarak sorunun temeline siyasi, sosyal, ekonomik, sahaya dair yetkin çıkarımlar yapılabilir. Sonuç olarak bu tezde Elâzığ Bölgesinde Tehcir öncesi-sonrası durum verilirken, Tehcir'in yansımalarıyla Ermeni Sorununun şehir bazında önemli bir ayağı netleştirilir.

Cumhuriyet tarihiElazığErmeni sorunu+7
Ela Demirel
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

II. Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın Yahudi siyasetine karşı Türk diplomasisi

Yahudilerin Anadolu coğrafyasındaki varlığı çok eski dönemlere dayansa da Türkler ile kaynaşması ve nüfus olarak artması, 1492 yılında İspanya'dan göçe zorlanan Sefarad Yahudilerinin Osmanlı İmparatorluğu tarafından ülkeye kabul edilmesiyle başlar. Uzun yıllar bir arada yaşayan Türkler ve Yahudiler arasında birkaç istisna durum dışında çatışmaya sebebiyet verecek gelişmeler yaşanmamıştır. Gerek I. Dünya Savaşı yıllarında gerekse Milli Mücadele döneminde Türklerle kader birliğini sürdüren Yahudilerin, daha sonra büyük bir kısmı Avrupa'daki hayat şartlarının cazibesi ve bir Avrupa ülkesinin vatandaşı olmanın getireceği avantajlar nedeniyle Türkiye'den ayrılmıştı. II. Dünya Savaşı yıllarına gelindiğinde, Avrupa'da Almanya ve Alman işgali altında bulunan birçok ülkede Yahudi soykırımı baş göstermişti. Türkiye ise bu soykırıma karşı Türkiye'den göç etmiş de olsalar halen vatandaşı olan Yahudileri korumak gibi bir yaklaşım sergilemişti. Türk vatandaşı Yahudilerin kurtarılması, Türk Hükümeti ve Avrupa'da görev alan Türk diplomatların yoğun gayretleri ile gerçekleşmişti.

AlmanyaDiplomasiDünya Savaşı II+5
Hilal Demirol
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlıdan 1950'ye Türk kadın haklarının ve statüsünün gelişim süreci

Araştırmanın konusu Osmanlıdan 1950'ye Türk kadın haklarının ve statüsünün gelişim sürecidir. Türk kadın tarihi, İslamiyet öncesi ve sonrası olmak üzere iki bölümde ele alınarak kronolojik bir sırayla açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırmada Türk kadınının toplumsal, siyasi, hukuki, ekonomik, kültürel faaliyetlerine yer verilmiştir. Bozkır kültürünün özgür kadını İslamiyet'in kabulüyle birlikte tesettürle tanışmıştır. Türk kadını bundan sonra İslam dininin esaslarına göre yaşamını sürdürmeye başlamıştır. XIX. yüzyılda yapılan düzenlemeler sonucunda kadınlar önemli haklar elde etmişlerdir. İlk kez orta ve yüksek dereceli okullarda öğrenim gören kadınlar eğitimlerini bir üst seviyeye taşımışlardır. Bilinçlenen kadınlar haklarını aramak için harekete geçmişlerdir. Kadınların mücadelesine en büyük destek aydınlardan gelmiştir. Meşrutiyet'in ilanı sonrası kadınlar erkeklerle eşit haklara sahip olabilmek için feminizm hareketini başlatmışlardır. Batının etkisinde kalan kadınlar bu dönemde dernekler kurmuş, gazete ve dergi çıkarmışlardır. Türk kadını cumhuriyetin ilanıyla birlikte asıl statüsüne ulaşmıştır.

Hukuki statüKadın haklarıKadın statüsü+3
Nazan Pürmüslü
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat Parti tarım politikaları (1950–1960)

Tarım, ekonominin ve Üretimin temelini oluşturur. Bunun sebebi tarımın bir ülkenin geçim kaynakları arasında birinci sırada yer almasıdır. Geçmişteki ve günümüzdeki güçlü devletler tarıma özel bir önem göstermişlerdir. Tarımda dünyadaki en ileri teknikler kullanılsa bile, tarım doğa koşullarına büyük ölçüde bağlılık gösterir. Bu sebepten dolayı Türkiye; Tarım için avantajlı bir ülkedir. Sahip olduğu yüzey şekilleri, iklim, toprak ve bitki örtüsü ile çeşitliliğe sahiptir. Bu fiziki koşulların birbiri ile bağlantılı bir biçimde çalışması sonucu tarımsal ürünlerin büyük bir kısmı, yüksek kalitede üretilmektedir. Türkiye'nin tarımsal geleceği için, tarıma ilişkin tüm konular üzerinde hassasiyetle duran, engelleri kaldıran bir politika ortaya koymak hayati önem taşımaktadır. Bu politikanın getirdiği uygulamalar, tarımda verimlilik ve gelir artışı sağlayarak Türkiye'yi bol, kaliteli, ucuz ve dünya ile rekabet edebilen ürünler yetiştiren bir tarım ülkesi haline getirecektir. Türkiye'de Demokrat Parti'nin 1950-1960 yılları arasındaki tarım politikaları, tarımla ilgili icraatları önemli gelişmeleri beraberinde getirmiştir. Üretim alanındaki ıslah çalışmaları, tarımda makineleşme gibi gelişmeler, bu dönemin genel özelliklerindendir. Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, Tarım, Politika.

Demokrat PartiSiyasi parti programlarıSiyasi partiler+2
Ahmet Kürklü
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemi madencilik politikaları ve Etibank'ın rolü

Dünyada madenlerin insanlar tarafından keşfedilmesi madencilik çalışmalarını ortaya çıkarmıştır. Bu alandaki çalışmalar sonucunda madenlerden ilk önce araç-gereç elde edilmiş, daha sonra ise madenler ekonomik kazanç sağlayan bir madde olarak değerlendirilmiştir. Bu sebeple madenler tarihi süreçte devletlerin kaderini değiştirmiş, bu uğurda savaşlar bile yapılmıştır. Günümüzde kullandığımız araç-gereçler ve vasıtaları düşündüğümüzde madenlere ne kadar ihtiyacımız olduğu ortaya çıkar. Anadolu tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Bu uygarlıklar bulundukları bölgelerde madenlerin farkına varınca onları ilkel usullerle çıkarmış, sonra işleyerek kullanmışlardır. Bu haliyle halen yaşadığımız Anadolu coğrafyasında Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyeti'ne büyük bir maden mirası bırakılmıştır. Cumhuriyet hükümetleri bu zenginliğin ekonomik anlamda değerlendirilmesi için politikalarında madenciliğe de yer vermiş ve mevcut madenlerden faydalanma yolunu seçmiştir. Bunun için 1935'te kurulan Etibank, madenleri modern usullerle çıkarmak ve işlemek için faaliyet göstermiştir. Türkiye'de madencilik sektörü bu kurumun çalışmaları sonucu büyük bir ivme yakalamıştır. Tezimizde Türkiye Cumhuriyeti'nin 1923-1960 yılları arasındaki madencilik politikaları ve Etibank'ın bu alandaki çalışmaları ile katkıları yer almaktadır. Anahtar Kelimeler; Etibank, madencilik politikası, bakır, kömür, krom…

Blister bakırCumhuriyet DönemiDevlet politikaları+6
Özkan Demir
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

İkinci Dünya Savaşı'nda ve sonrasında İran (1938-1953)

Bu tez İran Şah'ı Rıza Pehlevi iktidarının başlaması ile İran ülkesinde meydana gelen siyasi gelişmelerin giderek kudretli bir yapıya dönüşmesi sonrasında İngiltere ve Sovyetler Birliğine Karşı geliştirilen politikalar ile başlar. İkinci Dünya Savaşı öncesinde geleneksel İran düşmanları olarak görülen İngiltere ve Sovyetler Birliğinin İran'ı, sömürü alanı olarak paylaşmalarına karşılık Rıza Şah, yükselen Alman siyasetine yaklaşmaktadır. İkinci Dünya Savaşının başlangıcında Almanlar Avrupa'da üstün göründükçe İran Şahı'nın politikaları da Almanya'dan yana gelişmektedir. Yapılan anlaşmalar ve açıklamalar ile İran, Almanya'yı geleneksel düşmanlarına karşı dengeleyici güç olarak göstermektedir. İkinci Dünya Savaşının seyri içinde İran, İngiltere ve Almanya tarafından işgal edilir ve Alman etkisinden temizlenir. Artık yeni bir işgal sürecine giren İran'da Şah ve iktidar değişimleri yaşanır. Amerika Birleşik Devletleri'nin savaşa dâhil olması Müttefiklerin, İran'ı Sovyetler Birliğine yardım gönderilen güvenli bir liman ve koridor olarak kullanmalarını sağlayacaktır. İran, İkinci Dünya savaşı boyunca ve savaş sonrası dönemde işgalin etkisiyle iç karışıklık, ekonomik sıkıntı ve siyasi çekişmelerin gölgesinde, nüfuz ve petrol ayrıcalıkları mücadelesine sahne olacaktır. Bu mücadelenin sonunda İran tek parça kalsa da kendini istikrarsızlık içinde ve dış destekli bir darbe sürecinde bulacaktır. Anahtar Kelimeler: Rıza Han, Rıza Şah, İkinci Dünya Savaşı, Muhammed Rıza Şah, Müttefikler, Almanya, Tudeh, Azerbaycan, Musaddık.

AlmanyaDünya Savaşı IIPehlevi, Muhammed Rıza+5
Mustafa Şehitoğlu
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyetin yurttaşlık oluşturma politikaları (Milli Eğitim Şûraları)

Bu çalışmada, Atatürk dönemi eğitim politikasının genel özellikleri değerlendirilerek bu dönemin eğitim anlayışının en belirgin özelliğinin Cumhuriyet değerleri ve yurttaşlık eğitimi olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla Osmanlı Devleti dönemindeki eğitim sisteminin yapısı genel olarak izah edilmiş, Millî Mücadele döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki eğitim anlayışının genel özellikleri belirtilerek bu dönemde eğitim alanında yapılan önemli reformlar anlatılmıştır. Araştırmamda Atatürk dönemi milli eğitim politikaları, yurttaşlık bilinci ve Türkiye'de gelişimi incelenerek, Atatürk'ün eğitime ilişkin görüşleri başlıklar altında toplanmıştır. Son bölümde ise başlangıçtan günümüze Milli Eğitim Şûraları incelenerek yurttaş oluşturma politikaları açıklanmaya çalışılırken dönemin Milli Eğitim Bakanlarının konuşmaları ve şûrada alınan kararlar değerlendirilerek bitirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Atatürk, Eğitim, Yurttaşlık Bilinci, Şûra.

Atatürk DönemiAtatürk, Mustafa KemalEğitim politikaları+4
Uğur Duman
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Batı müziğinin Türkiye'ye girişi ve etkileri

Müzik, insanların sosyal yönlerini ortaya koyduğu ve toplumsal etkileşimlere yol açan bir olgudur. İnsanoğlu dünya kurulduğundan itibaren müzik öğrenmeye, müzik yapmaya çalışmıştır. Doğada çıkan sesleri taklit yoluna giderek, hayvanlardan çıkan seslere benzer sesleri ortaya koyarak ve özel günlerde bunları sergileyerek müziğin temellerini atmışlardır. Hayvan derilerinden ve doğada bulunan kütüklerden enstrümana benzer aletler yapmışlardır. Zamanla müzik, insanların duygularını dışa vurmaları için kullandıkları sosyal bir nesne haline dönüşmüştür.Müzik insanları, insanlar da kültürleri etkilemiştir. Batı müziği de coğrafyamıza belli bir süreçte girmiş ve izler bırakmıştır.Osmanlının son yüzyılında kültürümüze Batı Müziği, Cumhuriyet döneminde eğitim ve kültür ?sanat politikaları da oldukça önemsenmiştir.Anahtar Kelimeler: Müzik, Bibliyografya, Muzika-i Hümayun, Çok Sesli Müzik, Cumhuriyet Dönemi Müzik

Batı müziğiMüzik tarihi
Nurettin Özdemir
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Milli Mücadele'de telgraf muhaberatı: 1918-1922

Mondros Ateşkes Antlaşması ile teslimiyet sürecine giren Osmanlı Devleti'nin, işgal edilen unsurlarından biri de haberleşme ağı idi. Bunların başında da telgrafhaneler gelmektedir.Anadolu'da Milli Mücadeleyi başlatan Mustafa Kemal Paşa telgraf istasyonlarını Milli güçler tarafından kontrol altına aldırarak haberleşme üstünlüğü sayesinde, bir Milli teşekkül oluşturacaktır. Bundan sonra telgraf muhaberatının önemi artarak Milli Güçlerin canları pahasına koruduğu noktalar olacaktır.Mustafa Kemal Paşa hem bütün Anadolu'yu bu telgraf ağı sayesinde kontrolünde tutacak hem de yurt dışı ile ilişkilerini büyük ölçüde bu ağ üzerinden gerçekleştirecektir. Bunun için de Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'a dönük olarak yapılmış olan telgraf ağını, Ankara merkezli olarak yeniden düzenleterek cephe hattı da dâhil olmak üzere tüm Anadolu'yu kontrolüne almıştır.Telgraf muhaberatı onu elinde tutan, Mustafa Kemal Paşa ve Milli Güçlere, Milli Mücadelenin tüm aşamalarında üstünlük sağlayarak zaferde büyük etki etmiştir.Anahtar Kelimeler: Mondros Mütarekesi, Milli Mücadele, Mustafa Kemal Paşa, Telgrafhaneler, Telgrafçılar

Atatürk, Mustafa KemalMilli MücadeleMondros Mütarekesi+3
Mustafa Şehitoğlu
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinin Kıbrıs politikaları ve kamuoyuna yansımaları (1955-1964)

Türk-Yunan sorunlarının başında yer alan Kıbrıs meselesi, 1950'li yıllardan itibaren Türkiye gündeminde ve Türk dış politikasında önemli bir yer tutmaktadır. Ancak, Kıbrıs meselesinin temeli 1700'lü yılların sonunda ortaya çıkan ve Kıbrıs'ı da "Büyük Yunanistan'ın" sınırları içerisinde gösteren Megali İdea düşüncesi ile birlikte atılmıştır. Megali İdea düşüncesi Kıbrıslı Rumları da etkilemiş ve Enosis amacıyla 1821 yılında Kıbrıs'ta bir ayaklanma hazırlığına girişilmiştir. Kıbrıs'ta asıl olaylar, Osmanlı Devleti'nin 4 Haziran 1878'de adanın yönetimini geçici olarak İngilizlere devretmesinden sonra başlamış ve giderek tırmanmıştır. Kıbrıs Türkleri 1955 yılından itibaren EOKA terör örgütünün katliamlarına maruz kalmaya başlamışlardır. Ne yazık ki Türk hükümetleri bu tarihten itibaren Kıbrıs meselesini sahiplenmeye başlamışlardır. Türkiye'nin girişimleri ve Yunanistan ile ortak bir noktada anlaşması üzerine Zürih ve Londra Anlaşmaları imzalanmış, Rum saldırıları geçici olarak durdurulmuştur. Yapılan anlaşmalar sonucunda 16 Ağustos 1960'ta Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Kurulan Cumhuriyet, Rumların 21 Aralık 1963 tarihinden itibaren "Akritas" soykırım planını devreye sokmaları üzerine son bulmuştur. 1 Ocak 1964'te Makarios, tek taraflı olarak 1960 Anlaşmalarını feshettiğini açıklamış, Kıbrıs fiilen Rum¬ların egemen olduğu bir ada durumuna gelmiştir. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Enosis, Megali İdea, 6-7 Eylül Olayları, Zürih ve Londra Anlaşmaları

EnosisHükümet politikalarıKıbrıs+6
Ayhan Cankut
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortadoğu'dan Türkiye'ye yapılan göçler 1923-2000 (Irak ve Suriye göçleri)

Göç yollarının kavşağında bulunan Türkiye, tarihin değişik dönemlerinde kendisine sığınanlara ev sahipliği yapmıştır. Bilhassa Osmanlı Devleti'nin gerilemesiyle başlayan süreçte, adaletsizlik ve kanunsuzluktan muzdarip yüzbinlerce insan Türkiye'ye göç etmiştir. Osmanlı Devleti'nin mirasçısı konumunda olan Türkiye, göç konusunda da kendisine düşen payı almak durumunda kalmıştır. I. Dünya Savaşı'yla birlikte İngiltere ve Fransa'nın egemenliğine giren Irak ve Suriye'de beklenilen huzur ve refah bir türlü gelmemiştir. Ortadoğu'nun işgaliyle, başta Osmanlı Devlet ricali olmak üzere birçok vatandaşın Türkiye'ye göçü başlamıştır. İngikltere ve Fransa'nın, Ortadoğu'dan çekilmelerinden sonra da Irak ve Suriye'deki istikrarsızlık, adaletsizlik, güvensizlik ve insanlık dışı uygulamalar sebebiyle yüzbinlerce insan dünyanın farklı ülkelerine göç ederken, on binlercesi de Türkiye'ye gelmiştir. Ortadoğu'dan Türkiye'ye yapılan göçlerin en başında, yoğun bir baskı, asimilasyon ve katliama maruz kalan Türkmenler gelmektedir. Türkiye'yi "anavatan" olarak gören ve göç eden Türkmenlerin iskânları, 1960'lı yıllara kadar 2510 Sayılı İskân Kanunu'na göre yapılmıştır. Söz konusu bu kanun, ülkedeki Türk nüfusunun artırılmasını öngörmüştür. Ancak 1960'lı yıllarda 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi'nin yürürlüğe girmesiyle, Ortadoğulu göçmenlere "mülteci" statüsü tanınamamış, ancak serbest göçmen statüsünde iskân edilmeye devam edilmişlerdir. Suriye'den yapılan göçlerde Hafız Esed dönemi (1970-2000) ve Irak'tan yapılan göçlerde Saddam Hüseyin dönemi (1979-2003) özel bir yere sahiptir. Bahsedilen dönemlerde bu iki ülkedeki totaliter Baas rejiminin baskıcı politikaları dolayısıyla, yurtdışına yapılan göçlerde bir artış olmuştur. Dolayısıyla Türkiye'ye gelen göçmen sayılarında da belli bir yükseliş gözlemlenmiştir. Bu göçler genelde "düzensiz göç" özelliği taşıdığı için, göçmenler göç hadisesinde kendilerini güvende hissedebilmek amacıyla daha çok uluslararası sosyal ağları kullanmışlardır. Bu manada göçmenler, bazen bir kiliseyi, bazen bir sosyal yardım kuruluşunu, bazen de akrabalık ilişkilerinden faydalanmışlardır. Çalışmanın kapsadığı 77 yıllık dönemde; Türkiye'ye yaklaşık 150.000 Irak ve 70.000 civarında da Suriye asıllı göçmenin yerleştiği tahmin edilmektedir. Bu göçmenlerden Türkiye'de önemli mevkilerde görev yapmış yüzlerce insan vardır. Bu açıdan göçmenlerin uzun vadede Türkiye'ye yarar sağladıkları söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Göç, Ortadoğu, Irak, İskân, Mülteci, Nüfus Hareketi, Sığınmacı, Suriye,Türkmen.

GöçlerGöçmenlerIrak+7
İsa Kalaycı
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Ahmet Hamdi Başar ve iktisadi devletçilik

Ahmet Hamdi Başar, gerek yaşadığı dönem gerekse aldığı görevler açısından cumhuriyet tarihi açısından önemli bir şahsiyet olarak dikkat çekmektedir.Çocukluk yılları Osmanlı Devleti'nin dağılma dönemine denk gelmiştir. Gençlik döneminde ise Milli Mücadele'nin içerisinde yer almış ve özellikle Türkiye Cumhuriyeti'nin izlediği ekonomik politikalarını yakından takip etmiştir.Gerek Başar'ın önemli olaylara yakından şahit olması gerekse aktif düşünce hayatı kendisine olan ilgili arttırmaktadır. Bu şahitliği yalnızca anıları ile dile getirmekle yetinmemiştir. Başar, hayatı boyunca sekiz dergi çıkarmış ve bu dergilerin yazı yükünü büyük oranda üzerine almıştır. Ayrıca kurduğu derneklerle sivil toplum hareketinin ülkede yerleşmesi açısında önemli bir görev ifa etmiştir.Özellikle Türkiye'nin iktisadi kalkınması amacıyla geliştirmiş olduğu iktisadi devletçilik teorisi dikkate değer bir çalışmadır. Bu teorisini İstanbul Limanı ve Süngercilik şirketlerinde hayata geçirerek sistemin başarısını kanıtlamaya çalışmıştır.Bir dönem Demokrat Parti'den milletvekili de olan Başar, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde çalışmaları ile önemli bir figür olarak yerini almıştır.

Başar, Ahmet HamdiDevletçilikEkonomi+6
Osman Kubilay Gül
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat Parti döneminde Malatya'da siyasi hayat

Anadolu'nun doğu vilayetlerinden olan Malatya, Doğu ve Güneydoğu ile Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerinin bağlantı noktası konumundadır. Tarihi İpekyolu'nun güney hattı üzerinde bulunması, tarihi süreçte kıtalar arası ticaret ve kültürel geçişler ve etkileşimler bakımından önem arz eden bir şehir olmasına katkıda bulunmuş, Malatya'nın tarihi ve kültürel önemini artırmıştır. Bu özelliği ile Malatya, tarihin her döneminde önemini korumuş, Anadolu hâkimiyeti ve hatta evrensel hâkimiyet teorileri bakımından dikkatleri üzerine çekmiştir. Tarihi ve kültürel zenginlikleri, stratejik jeopolitiği, Malatya'nın tarihi süreçte edindiği önemi, Cumhuriyet yıllarına taşımasını da sağlamıştır. Bu araştırmanın konusu ise Türkiye'nin çok partili siyasi hayata geçişi sürecinde Malatya'daki siyasi gelişmeleri ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarının yerini Demokrat Parti iktidarına bırakması süreci olacaktır. Cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye'de çok partili sistemin uygulanabilmesi için denemeler yapılmışsa da bu girişimlerde başarı sağlanamamış, çok partili sisteme ancak İkinci Dünya Savaşı'nın hemen sonrasında, Demokrat Parti'nin kuruluşuyla ulaşılabilmiştir. Çok partili sistem ve daha demokratik bir cumhuriyet uygulaması olarak, 1950 yılında Türkiye'nin yönetimini ele alan Demokrat Parti'nin 10 yıllık iktidar dönemi, Malatya örneği üzerinden incelenmeye çalışılmıştır. Türkiye'nin çok partili hayata geçişi sürecinde Malatya'daki siyasi gelişmeler ve faaliyetler, Demokrat Parti'nin Malatya'da örgütlenmesi, siyasi faaliyetleri ve Malatya siyasi hayatını nasıl etkilediği ve şekillendirdiği incelenmiş, çok partili sistemin içinde bulunan partilerin Malatya'daki ilişkileri değerlendirilmiştir. 1946 yılında yapılan (şaibeli ve hileli) olarak değerlendirilen ilk çok partili seçimi CHP kazanmıştır. Türkiye'de iktidarın değişmesi, 1950 yılında gerçekleşebilmiştir. Ülke genelinde yapılan seçimleri kazanan Demokrat Parti iktidarı devralmış ve 1960 askeri darbesine kadar 10 yıl aralıksız ülkeyi idare etmiştir. Doğal olarak Malatya da bu değişimden etkilenmiş olsa da, 1950 seçimlerinde bu ilde seçimi CHP kazanmıştır. Çalışmamızda, 1950 seçimi ve daha sonraki mahalli ve genel seçimler, partilerin ve özellikle DP'nin ildeki siyasi faaliyetleri, partiler arası siyasi ilişkiler, kısaca söylemek gerekirse; DP iktidarı döneminde (1950-1960) Malatya'nın siyasi hayatı araştırılmış ve değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, Malatya, Çok Partili Hayat

Müjde Taş
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Cumhuriyet döneminde Doğu Anadolu Bölgesi'nde göç ve iskan (1923-1952)

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir imparatorluk mirası devralması, ulus devlet olma yolunda bazı ekstra tedbirler almasını ve uygulamasını zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda komşularından aldığı göçmenlerin iskânı devlete ekonomik ve siyasi yük getirirken, ülkenin her köşesinde otoritesini kurmak ve düzeni sağlamak için de bir fırsat olmuştur denilebilir. Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında aldığı göçmenler yanında özellikle Lozan Antlaşması ile düzenlenen Mübadillerin iskân edilmesi devleti ciddi anlamda meşgul etmiştir. Türkiye devleti, aldığı göçmenlerin iskânı konusunu aynı zamanda bir güvenlik ve asayiş konusu olarak da değerlendirmiştir. Özellikle feodal unsurların yerel egemenliklerini kırmak ve ülke nüfusunun coğrafyasında dengeli bir dağılımını sağlamak için bir fırsat olarak da görmüştür. Gerek nüfusu gerekse sosyo-ekonomik yapısı itibariyle devletin güvenlik ve asayiş sorunlarıyla yoğun olarak karşılaştığı Doğu Anadolu Bölgesi, iskân yeri olarak devletin tercih ettiği bölgelerin başında gelmiştir. Bu çerçevede gerek dışardan aldığı göçmenleri bölgede iskân ederek, gerekse bölgede asayiş ve emniyet problemlerinin kaynağı olarak görülen feodal unsurları bölge dışına çıkarıp iskân ederek bölgede yeni düzeni ve otoriteyi sağlayarak, huzur ve güven ortamını oluşturmaya çalışmıştır. Araştırma 1923-1952 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti devletinin Doğu Anadolu bölgesindeki her türlü göç ve iskân işlerini incelemeye çalışmıştır.

Seda Gürsel
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00

Other supervisors