Theses supervised by Prof. Dr. Yalın Kılıç Türel
13 theses · Fırat University
Eğitsel videolarda eğitmen görünürlüğünün bilişsel yük, sosyal varlık ve öğrenme performansına etkisi: Bir göz izleme çalışması
Dijital teknolojilerin eğitim ortamlarında giderek daha fazla yer edinmesi, öğrenme süreçlerinde çeşitli yenilikleri beraberinde getirmiştir. Bu çerçevede, eğitsel videolar, öğrenenlerin bilgiye erişimini kolaylaştıran ve etkileşimli öğrenme deneyimlerini destekleyen önemli araçlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Ancak, eğitsel videoların tasarımında, öğrencilerin bilişsel yükünü en aza indirirken öğrenme performanslarını ve sosyal varlık algılarını nasıl optimize edilebileceği halen araştırılması gereken kritik bir konu olarak varlığını sürdürmektedir. Bu doğrultuda, eğitmen görünürlüğünün farklı biçimlerinin öğrenci deneyimine etkileri, özellikle son yıllarda eğitim teknolojileri ve öğretim tasarımı alanında önemli bir araştırma konusu hâline gelmiştir. Bu araştırmada, eğitsel videolarda farklı eğitmen görünürlüğü koşullarının (eğitmen görünürlüğü olmayan, eğitmen görünürlüğü sabit olan ve kullanıcı tarafından kontrol edilebilen eğitmen görünürlüğü) öğrencilerin bilişsel yük, sosyal varlık algısı ve öğrenme performansı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bununla birlikte, göz izleme yöntemi kullanılarak öğrencilerin görsel dikkat dağılımı ve odaklanma düzeyleri analiz edilerek, eğitmen görünürlüğünün dikkat süreçleri üzerindeki etkileri belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırma, nicel yöntemlerle yapılandırılmış olup, elde edilen bulguların daha derinlemesine yorumlanabilmesi amacıyla nitel verilerle de desteklenmiştir. Araştırma kapsamında her biri 30 katılımcıdan oluşan üç deney grubu oluşturulmuş ve her bir gruba farklı eğitmen görünürlüğü koşullarına sahip videolar izletilmiştir. İlk grup, eğitmen görünürlüğü olmayan videoları; ikinci grup, eğitmen görünürlüğü sabit olan videoları; üçüncü grup ise kullanıcı kontrollü eğitmen görünürlüğüne sahip videoları izlemiştir. Katılımcıların bilişsel yük algıları, sosyal varlık hissi ve öğrenme performansları karşılaştırılmış, ayrıca göz izleme verileri aracılığıyla dikkat dağılımı ve eğitmen görünürlüğü tercihleri analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, farklı eğitmen görünürlüğü koşullarının bilişsel yük, sosyal varlık algısı ve öğrenme performansı üzerinde anlamlı farklılıklar yarattığını ortaya koymuştur. Eğitmen görünürlüğü olmayan videolar, en düşük bilişsel yük algısına sahipken, sosyal varlık hissi ve öğrenme performansı açısından sınırlı fayda sağlamıştır. Eğitmen görünürlüğü sabit olan videolar, sosyal varlık hissini artırmış ancak bilişsel yükü yükseltmiştir. Kullanıcı kontrollü eğitmen görünürlüğü ise hem bilişsel yükü azaltmış hem de sosyal varlık hissini ve öğrenme performansını olumlu yönde etkilemiştir. Göz izleme verileri, kullanıcı kontrollü eğitmen görünürlüğü grubundaki katılımcıların eğitmeni ihtiyaçlarına göre görünür veya gizli hâle getirerek dikkat yönetimi sağladıklarını göstermiştir. Katılımcılar, içerik karmaşıklığı arttığında eğitmeni gizleme, daha güçlü bir sosyal bağ kurma ihtiyacı hissettiklerinde ise eğitmeni görünür hâle getirme eğiliminde olmuşlardır. Bu bulgu, bireyselleştirilmiş kullanıcı kontrolünün dikkat yönetimi ve öğrenme süreçlerinde kritik bir rol oynayabileceğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, kullanıcı kontrollü eğitmen görünürlüğü, öğrencilerin bireysel öğrenme ihtiyaçlarını karşılayarak daha etkili bir öğrenme deneyimi sunmaktadır. Bu araştırma, eğitsel videoların tasarımında bilişsel yükün azaltılması, sosyal varlık hissinin artırılması ve öğrenme performansının iyileştirilmesi açısından önemli çıkarımlar sunmaktadır. Göz izleme verilerinin kullanılması ve araştırmanın nitel bulgularla desteklenmesi, gelecekteki çalışmalar ve eğitsel video tasarımlarına yönelik daha kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır.
Yapay zekâ destekli robotik kodlama öğretiminin öğrencilerin tasarım odaklı düşünme ve problem çözme becerilerine etkisi
Yapay zekânın gündelik yaşama hızla yerleşmesi, öğretim programlarında problem çözme, tasarım, kodlama ve yapay zekâ okuryazarlığı gibi becerilerin sürekli güncellenmesini gerektirmektedir. Ulusal ve uluslararası programlarda bu beceriler vurgulanmakla birlikte, yapay zekâ öğretimini içeren robotik kodlama uygulamalarının K-12 düzeyindeki etkilerine dair bulgular sınırlıdır. Araştırmanın amacı, bilişim teknolojileri ve yazılım dersi bağlamında, yapay zekâ destekli robotik kodlama öğretiminin ortaokul öğrencilerinin tasarım odaklı düşünme ve problem çözme becerilerine etkisini incelemektir. Araştırma, açıklayıcı sıralı karma desende yürütülmüştür. Araştırmanın katılımcıları, bir devlet ortaokulunun 6. sınıfında öğrenim gören 73 öğrencidir. Deney-1 ve deney-2 gruplarında yapay zekâ destekli robotik kodlama öğretimi, tasarım odaklı düşünme yaklaşımıyla uygulanmıştır. Kontrol grubunda ise yapay zekâ destekli robotik kodlama öğretimi mevcut program doğrultusunda sürdürülmüştür. Araştırmanın nicel boyutunda ön-test son-test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Veri toplamada araştırma kapsamında geliştirilen "Tasarım Odaklı Düşünme Becerileri Ölçeği" ile "Çocuklar İçin Problem Çözme Envanteri" uygulanmıştır. Nitel boyutta olgubilim yaklaşımı benimsenmiş; deney gruplarından yarı yapılandırılmış "Öğrenci Görüşme Formu" ve "Yansıtıcı Düşünme Formu" ile veriler toplanmıştır. Toplanan veriler içerik analizi ile analiz edilerek temalar halinde raporlanmıştır. Bulgular, son-testte tasarım odaklı düşünme ve problem çözme puanlarında gruplar arasında anlamlı farklılık bulunduğunu göstermiştir. Her iki deney grubunun kontrol grubunu anlamlı biçimde geçtiğini, deney grupları arasında ise anlamlı fark oluşmadığı görülmüştür. Tasarım odaklı düşünme ile problem çözme becerileri arasında orta düzeyde pozitif ve anlamlı ilişki saptanmıştır. Deney gruplarının cinsiyete göre tasarım odaklı düşünme ve problem çözme puanlarında anlamlı farklılık bulunmamıştır. Nitel bulgular, öğrencilerin tasarım odaklı düşünmenin empati ve fikir üretme aşamalarını güçlendirici, yapay zekâ etkinliklerinin (özellikle görsel tanıma ve blok tabanlı uygulamalar) eğlenceli ve erişilebilir bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Buna karşılık, öğrencilerin prototipleme ve test etme aşamalarında zaman ve teknik yeterliklere bağlı güçlükler yaşadıklarını ortaya koymuştur. Sonuç olarak, yapay zekâ destekli robotik kodlama öğretimi ortaokul düzeyinde tasarım odaklı düşünme ile problem çözme becerilerinde anlamlı iyileşme sağlamıştır. Tasarım odaklı düşünmenin duyuşsal-sosyal bileşenleri ile yapay zekânın teknik beceri boyutunu birlikte gözeten pedagojik tasarımların önemi ortaya konulmuştur. Araştırmanın ortaya koyduğu bulgular ışığında, alandaki araştırmacılara ve eğitimcilere, eğitsel süreçlerin iyileştirilmesine katkı sağlayacak öneriler sunulmuştur.
Okul öncesi dönem hafif zihinsel yetersizlik tanısı olan çocukların matematik becerilerini geliştirme ve izlemeye yönelik bir mobil uygulamanın kullanılabilirliği
Erken çocukluk dönemi; sayı kavramı, sayı ilişkileri, işlemler, geometri, uzamsal algı, örüntü, ölçme ve karşılaştırma gibi temel matematiksel kavramların temellerinin atıldığı kritik bir gelişim evresidir. Bu dönemde edinilen matematiksel kazanımlar, ilerleyen yıllarda öğrencilerin matematik başarısının yanı sıra matematiğe yönelik tutum ve motivasyonunun da temelini oluşturmaktadır. Zihinsel yetersizlik (ZY) tanılı çocuklar, dikkat, bellek, dil ve motivasyon alanlarında yaşadıkları güçlükler nedeniyle matematik öğrenmede çeşitli zorluklar yaşayabilmektedir. Literatürde, ZY tanılı çocukların akranlarına kıyasla matematiksel kazanımlarında gecikmeler yaşadıkları yaygın olarak belirtilmektedir. Öğretim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, ZY tanılı çocuklara yönelik matematik becerilerinin öğretiminde teknoloji destekli müdahalelerin artmasına olanak sağlamıştır. Bu müdahaleler, özel gereksinimli çocuklar için kanıta dayalı uygulamalar arasında yer almakla birlikte, özellikle okul öncesi dönem ZY tanılı çocuklar ve bilişsel becerilerin öğretimi bağlamında daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Mobil uygulamalar, sahip oldukları multimedya özellikleri sayesinde özel gereksinimli çocuklara çeşitli becerilerin öğretiminde önemli bir potansiyele sahiptir. Ancak bu potansiyelin etkili biçimde kullanılabilmesi, geliştirilen uygulamaların eğitsel ve tasarımsal açıdan çocuk dostu özellikler taşımasına bağlıdır. Bu nedenle, geliştirilen mobil uygulamalarda kullanılabilirlik testlerinin gerçekleştirilmesi ve ZY tanılı çocuklar için en etkili, verimli ve memnuniyet düzeyi yüksek tasarımların ortaya konulması gerekmektedir. Bununla birlikte, ZY tanılı çocuklara yönelik tasarım odaklı mobil uygulama sayısının sınırlı olması, tasarım ilkelerinin belirlenmesi açısından daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Bu araştırma, okul öncesi dönemde hafif düzey ZY tanılı çocukların matematik becerilerini desteklemek ve gelişimlerini izlemek amacıyla geliştirilen bir mobil uygulamanın kullanılabilirliğini değerlendirmeye yönelik nitel bir çalışmadır. Araştırmada, öğretmen, ebeveyn ve çocuk kullanılabilirlik testi gözlem formları, öğretmen görüş formu ve video kayıtları olmak üzere farklı veri toplama araçları kullanılmıştır. Kullanılabilirlik testi gözlem formları alan uzmanları tarafından geliştirilmiştir. Mobil uygulamanın öğretmen, çocuk ve ebeveyn paneline sahip olması nedeniyle tüm katılımcı gruplar açısından etkililik, verimlilik ve memnuniyet düzeyleri değerlendirilmiştir. Ayrıca öğretmenler, "Öğretmen Görüş Formu" aracılığıyla uygulamada yer alan 20 oyuna ilişkin geribildirim sağlamıştır. Verilerin geçerliliğini artırmak amacıyla beş özel eğitim öğretmeni ve beş ZY tanılı çocuğun uygulamayı kullanırken video kayıtları alınmıştır. Formlardan elde edilen veriler betimsel istatistiklerle, video kayıtları ise tematik analiz yöntemiyle değerlendirilmiş; bulgular tümevarımsal bir yaklaşımla yorumlanmıştır. Araştırma bulguları, geliştirilen mobil uygulamanın çocuklar, öğretmenler ve ebeveynler açısından yüksek düzeyde kullanılabilirliğe sahip olduğunu göstermektedir. Ancak çocuklara yönelik etkililik ve verimlilik alt boyutlarının ayrıntılı incelenmesi, bazı tasarımsal sorunlara işaret etmiştir. Video kayıtları, çocukların sık sık ekrana tıklama davranışı sergilediğini, oyunların model olma ve bağlam verme aşamalarında yetişkin desteğine ihtiyaç duyduklarını ortaya koymuştur. Bu durumun en önemli nedenlerinden birinin, bazı oyunlarda sesli ve görsel uyaran eksikliği olduğu belirlenmiştir. Öğretmen görüş formundan elde edilen veriler bazı oyunlarda karakter ve renk kullanımına ilişkin geliştirilmesi gereken yönler olduğunu da göstermektedir. Aynı zamanda öğretmenler uygulamadaki oyunların, kazanımları destekleyici nitelikte olup, çocuklar için uygun olduğunu belirtmiştir. Video kayıtlardan elde edilen veriler ise uygulamanın kolay öğrenilebilirliğine ilişkin bilgi vermektedir. Sonuç olarak, bu araştırma, okul öncesi dönemde hafif düzey ZY tanılı çocuklara yönelik eğitsel mobil uygulamaların tasarımında dikkate alınması gereken eğitsel ve tasarımsal unsurlara ilişkin çeşitli öneriler sunmaktadır.
Okul öncesi dönemde zihinsel yetersizliği bulunan öğrencilerin matematik eğitimi için etkileşimli öğretim materyalinin geliştirilmesi ve değerlendirilmesi
Günlük hayatın hemen her alanına hızlı bir şekilde dahil olan teknoloji, eğitim sistemine de farklı öğretim modelleri ile bütünleştirilerek entegre edilmiştir. Bu durumdan sadece normal gelişim gösteren öğrenciler etkilenmemiş aynı zamanda özel gereksinimli bireyler içerisinde bir grup olan zihinsel yetersizliği olan öğrenciler de etkilenmiştir. Zihinsel yetersizliği olan öğrenciler çoğu zaman sahip oldukları özellikler nedeniyle bir beceriyi veya kavramı normal akranlarının aksine daha geç öğrenmektedir. Özellikle matematik gibi soyut kavram ve semboller içeren becerileri öğrenme açısından çok daha yavaş ilerlenmektedir. Ancak alanyazında öğrenme sürecini hızlandırmak ve kolaylaştırmak adına bu öğrencilerin eğitim sürecinde pek çok öğretim modelinden ve materyalinden faydalanıldığı görülmektedir. Bu tez araştırmasının amacı zihinsel yetersizliği olan öğrencilerin temel matematik becerilerini desteklemek amacıyla eş zamanlı ipucu yöntemi kullanılarak etkileşimli bir öğretim materyalini geliştirmek ve bu materyalin öğrencilerin temel matematik becerileri üzerindeki etkisini belirlemektir. İki aşamadan oluşan araştırmanın ilk aşamasında tasarım tabanlı araştırma yöntemi esas alınarak ZEYMATİKO isimli bir etkileşimli öğretim materyali tasarlanmıştır. İkinci aşamada tek denekli araştırma modellerinden ABA deseni işe koşularak, tasarlanan materyalin öğrencilerin üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını okul öncesi dönemde hafif zihinsel yetersizliği bulunan dört öğrenci, bu öğrencilerin üç öğretmeni ve beş özel eğitim uzmanı oluşturmaktadır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, eş zamanlı ipucu yöntemi ile hazırlanan ZEYMATİKO uygulamasının hafif zihinsel yetersizliği olan öğrencilerin tamamının temel matematik becerilerini desteklediği görülmüştür. Ayrıca deneysel sürecin tamamlanmasından dört hafta sonra elde edilen veriler incelendiğinde öğrencilerin edinmiş oldukları bilgileri büyük oranda koruduğu sonucuna varılmıştır. Uygulama sonunda öğretmenler ile gerçekleştirilen görüşmelerde uygulamanın sosyal olarak geçerli bir uygulama olduğu sonucuna varılmıştır.
Ortaokul öğrencilerinin uzaktan eğitime yönelik tutumları ile öz-düzenleme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Daha önceki yıllarda kurumlarından ve öğretmenlerinden coğrafi olarak ayrılmış öğrencilerin ders kaynaklarından yararlanmalarını sağlayan uzaktan eğitim, daha sonraki yıllarda özellikle yükseköğretimde, eğitim programlarına yoğun bir şekilde dâhil edilen öğrenme deneyimi olarak karşımıza çıkmaktadır. 2019 yılının sonlarında tüm dünyayı etkisi altına alan salgın süreci ise bu öğrenme ortamını eğitimin tüm kademelerinde öğrenim gören öğrenciler için adeta zorunluluk haline getirmiştir. Bu süreçte uzaktan eğitimi daha önce deneyimlememiş olan ilköğretim ve ortaöğretim öğrencileri için bazı önemli noktalar gündeme gelmiştir. Öğrencilerin tutumları ve öz-düzenleme becerileri bu hususlardandır ve öğrencilerin akademik başarılarını etkiledikleri bilinmektedir. Bu nedenle uzaktan eğitimi ilk defa deneyimleyen öğrenciler için tutum ile öz-düzenleme becerisi arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı amaçlayan çalışmaların önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı da ortaokul öğrencilerinin uzaktan eğitime ilişkin tutumları ile öz-düzenleme becerileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden biri olan tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 2020 – 2021 yılları arasında Türkiye'nin 63 ilinde toplam 144 şubesi olan bir özel okul ağındaki farklı sınıf seviyelerinde öğrenim gören ortaokul öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmada demografik bilgilerin yer aldığı kişisel bilgi formu, öğrencilerin uzaktan eğitime yönelik tutumlarını ölçmek amacıyla araştırmacılar tarafından geliştirilen "Ortaokul Öğrencileri için Uzaktan Eğitim Tutum Ölçeği", öz-değerlendirme becerilerini değerlendirmek için ise geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları Arslan ve Gelişli (2015) tarafından yapılmış olan "Algılanan Öz-Düzenleme Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda kız öğrencilerin uzaktan eğitime ilişkin tutumlarının erkek öğrencilere göre daha olumlu olduğu görülürken öğrencilerin öz-düzenleme beceri düzeyleri ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı belirlenmiştir. Sınıf seviyesi değişkenine göre hem uzaktan eğitime ilişkin tutumlarda hem de öğrencilerin öz-düzenleme becerileri arasında anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin uzaktan eğitime yönelik tutumları ile öz-düzenleme becerileri arasında ise pozitif yönlü anlamlı bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmanın, ortaokul kademesinde uzaktan eğitim süreci ile ilgili yapılacak yeni çalışmalar için kaynak niteliği taşıyacağı düşünülmektedir.
Ortaokul ve lise düzeyinde etkileşimli tahta kullanımı deneyimlerinin incelenmesi
Etkileşimli tahta (ET) teknolojisi, günümüzde neredeyse tüm eğitim kurumlarında, bilişim teknolojilerini (BT) verimli kullanmak, öğrenme deneyimlerini üst seviyeye çıkarmak amacıyla kullanılmaktadır. Bu çalışma, eğitim kurumlarında yoğun şekilde kullanılan ET deneyimlerini, olumlu ve olumsuz yönlerini belirten görüşleri, mevcut sıkıntıları, ET eksikliğinde gözlemlenen sınıf içi faaliyetleri incelemek, eğitimde uzun süreli ET kullanımına ilişkin eğitsel yaşantıları ortaya çıkarmak amacıyla hazırlanmıştır. Bu amaçla 2020-2021 eğitim ve öğretim yılında, Elazığ ilinde bulunan 170 ortaokul ve lise öğrencisinin ve 50 BT Rehber öğretmenin görüşlerine başvurulmuştur. Çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim (fenomenoloji) deseni ile yürütülmüş, araştırma kapsamında veriler açık uçlu yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanarak, telefonla ve yüz yüze görüşme yöntemleri ile elde edilmiştir. Araştırma sürecinde toplanan ham veriler içerik analizi ve betimsel analiz yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada sonuçları, ET kullanımının çoğunlukla olumlu deneyimler yaşattığını, bunun yanında çeşitli olumsuz yönlerinin de olabildiğini ortaya koymaktadır. Olumlu ET deneyimleriyle ilgili sonuçlar; ilgi, katılım ve motivasyonun yükseldiği, görsel ve medya olanaklarıyla öğrenmenin daha kolay ve kalıcı hale geldiği, öğretmeninin iş yükü hafiflerken ders yönetiminin ise kolaylaştığı, zamanın verimli kullanıldığı şeklindedir. Negatif deneyimler yönünden bakıldığında; teknik problemler ve çözüm noktasında yaşanan olumsuzluklar, zaman kayıpları, servis problemleri ve bakım maliyetleri, niteliksiz kullanımın yarattığı verimsizlik ve pedagojik sorunların varlığı söz konusudur. Benzer çalışmalardan farklı olarak, sürekli ET merkezli olarak yürütülen ders etkinlikleri sebebiyle öğretmenin mesleki kabiliyetlerine olumsuz etki, niteliksiz öğrenme aktiviteleri, olası teknik sorunlarda ders etkinliklerinin kısmen ya da tamamen olumsuz etkilenmesi veya ertelenmesi gibi deneyimler söz konusudur. Bu sebeplerle öğretmenler için sürekli nitelikli eğitim sağlanması, ET'lerin servis kolaylığı ve modüler çözüm odaklı geliştirilmesi, lisans eğitiminin öğretmenlerde paradigma değişimi sağlayacak bir anlayışla geliştirilmesi önerilmektedir. Bunlara ek olarak, yapılacak yeni ET araştırmalarına kaynak oluşturması, tespit edilen sorunlarla ilgili alınacak önlemlerin belirlenmesi ve öğretmen eğitimlerine katkılar sağlaması bakımından çalışmanın önemli olduğu söylenebilir.
Robot programlama eğitiminin öğrencilerin matematik başarısına, matematik kaygısına, programlama özyeterliğine ve STEM tutumuna etkisi
Bu araştırmanın amacı robot programlama eğitiminin öğrencilerin matematik başarı, matematik kaygı, programlama özyeterlik ve STEM tutum değişkenleri üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışma deneysel araştırma modellerinden ön-test son-test kontrol gruplu desen olarak yapılmıştır. Çalışmaya 2017-2018 eğitim-öğretim döneminde Elazığ ili merkezinde bulunan bir ortaokuldaki 117 6. sınıf öğrencisi katılmıştır. Çalışma kapsamında nicel veriler ölçek aracılığıyla toplanmıştır. Ayrıca deney grubu öğrencilerinin süreçteki duyuşsal özelliklerinin belirlenmesi için etkinlik görüşme formu hazırlanmış ve uygulanmıştır. Çalışma kapsamında öncelikle matematik dersine yönelik başarı testi geliştirilmiş ve pilot olarak uygulanmıştır. Pilot çalışma sonunda geçerliği ve güvenirliği test edilen başarı testi veri toplama araçlarından biri olarak kullanılmıştır. Yapılan alan yazın taraması ile araştırma sorularına uygun ölçeklere ulaşılmıştır. Matematik kaygısı için beş alt boyutta 22 maddeden oluşan Matematik Kaygı Ölçeği (MKÖ) kullanılmıştır. Programlama özyeterlik için tek boyutta 31 maddeden oluşan Programlama Özyeterlik Ölçeği (PÖÖ) kullanılmıştır. STEM tutumu için dört alt boyutta 37 maddeden oluşan STEM Tutum Ölçeği (STÖ) kullanılmıştır. Çalışmada eğitsel robot seti olan 12 adet mBot Eğitsel STEM robotu kullanılmıştır. Deney grubu öğrencileriyle üçer ve dörder kişilik gruplar oluşturulmuştur. Çalışma, robot uygulamaları sekiz hafta, ön-test ve son-test veri toplama süreci iki hafta olmak üzere toplam 10 haftalık bir zamanda gerçekleşmiştir. Verilerin analizi sonucunda robot programlama eğitiminin öğrencilerin matematik kaygısı, programlama özyeterliği ve STEM tutumu üzerinde anlamlı bir farklılık oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. Robot uygulamalarının öğrencilerin matematik başarıları üzerinde anlamlı bir farklılık oluşturmadığı bulunmuştur. Öğrencilerin matematik kaygısının beş alt boyutunda da deney ve kontrol grupları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. STEM tutumunun dört alt boyutunda da deney ve kontrol grupları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Deney grubu öğrencilerinin cinsiyet açısından matematik kaygıları üzerinde kız öğrenciler lehine anlamlı farklılık bulunmuştur. Cinsiyet açısından öğrencilerin matematik başarısı, programlama özyeterliği ve STEM tutumları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Programlama özyeterlik ile matematik başarısı arasında pozitif yönlü düşük düzeyde ilişki bulunmuştur. Programlama özyeterlik ile matematik kaygısı arasında pozitif yönlü orta düzeyde ilişki bulunmuştur. Programlama özyeterlik ile STEM tutumu arasında pozitif yönlü çok yüksek bir ilişki bulunmuştur. Deney grubu öğrencilerine uygulanan etkinlik görüş formu ile nitel veriler alınmıştır. Yapılan analizde öğrenciler, robot uygulamalarını çok sevdiklerini belirtmişlerdir. Öğrenciler, matematik gibi zorlandıkları derslerde robotların faydalı olabileceğini ifade etmiştir. Bu çalışma ile robot uygulamalarının etkili bir yöntem olduğu ve derslerin verimini arttırabileceği düşünülmektedir. Öğrencilerin STEM disiplinlerine yönelik tutumlarının ve matematik kaygılarının olumlu yönde değişmesi için robot çalışmalarının yapılması önerilmektedir.
Eğitim fakültesi öğrencilerinin akıllı telefon bağımlılığı düzeyleri ve başa çıkma stratejilerinin incelenmesi
Mobil teknolojilerin gelişmesiyle birlikte bireyler günlük yaşantılarında sıklıkla akıllı telefonları kullanmaktadır. Bu cihazların tercih edilme nedeni olarak internete erişme, uygulama yükleme gibi özelliklerinin yanı sıra kolay taşınabilir olması ve bir bilgisayarın yapabileceği işlemleri yapabilmesi gösterilebilir. Ancak bu cihazlar, bireylerin amaç dışı ve aşırı kullanması sonucunda akıllı telefon bağımlılığı gibi olumsuz bir etkiye neden olmaktadır. Akıllı telefon bağımlılığı, bireylerin mobil cihazına herhangi bir sebepten dolayı erişemediğinde veya mobil cihazı ile iletişimi gerçekleştiremediğinde yaşadığı stres, kaygı olarak tanımlanmaktadır. Literatür incelendiğinde akıllı telefon bağımlılığının davranışsal bir bağımlılık çeşidi olduğu görülmektedir. Bireylerin telefonlarına ulaşmadıklarında kaygı, stres yaşadıkları gibi günlük planları veya sorumlulukları erteleme gibi davranışlar sergilemesi nedeniyle söz konusu araştırma önemli görülmektedir. Bu araştırma ile üniversite öğrencilerinin akıllı telefon bağımlılığı düzeyleri ve başa çıkma stratejilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, araştırmanın örneklemi 2018-2019 eğitim-öğretim yılı içerisinde kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemiyle seçilen bir devlet üniversitesindeki Eğitim Fakültesi öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırma, 977 gönüllü öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiş olup 30 öğrencinin eksik ve hatalı bilgi girişinden dolayı 947 öğrenci üzerinden analizler yapılmıştır. Araştırmada, "Kişisel Bilgi Formu", "Akıllı Telefon Bağımlılık Ölçeği" ve araştırmacılar tarafından geliştirilen "Akıllı Telefon ile Başa Çıkma Stratejilerini Belirleme Anketi"nden elde edilen veriler kullanılmıştır. Bu veriler, bilgisayar ortamında "SPSS 22" programı ile analiz edilmiş ve anlamlılık düzeyi 0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Analiz sonucunda elde edilen bulgular, araştırmanın amaçlarına göre ilgili başlıklar altında sunulmuştur. Sonuç olarak araştırmada kullanılan ölçeğin kesme puanları dikkate alındığında, 701 kadın öğrenciden 306'sının (%43,65) ve 246 erkek öğrenciden 101'inin (%41.05) bağımlılık riskinin yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca öğrencilerin akıllı telefon bağımlılık düzeylerinde; cinsiyete, sınıf düzeyine, bölüme ve akıllı telefon kullanma yılına göre istatistiki olarak anlamlı bir farklılık olmadığı, yaş ve ortalama aylık internet kullanım kotasına göre anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Araştırmanın bir başka bulgusuna göre akıllı telefon ile günlük olarak ortalama; konuşma, mesajlaşma, eğlence amaçlı kullanma (video, oyun, sosyal medya vs.), eğitim amaçlı kullanma ve internet kullanma süreleriyle akıllı telefon bağımlılığı arasında anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. Bu cihazların eğitim amaçlı kullanımı dışında diğer kullanım amaçlarında sürenin artması akıllı telefon bağımlılığı düzeyini arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin akıllı telefon bağımlılığı ile başa çıkmada; hobilere vakit ayırma, akıllı telefonlarını göremeyecekleri bir yere bırakma (ör: dolaba kitleme), mobil paketler yüklememe ya da sınırlı paketler seçme, telefonu kapalı tutma, sosyal çevresiyle ya da aile fertleriyle vakit geçirme, sosyal medya hesaplarını silme gibi stratejileri sıklıkla tercih ettikleri görülmüştür.
İlkokul ikinci sınıf öğrencilerinin yabancı dil öğreniminde mobil uygulama kullanımlarının incelenmesi
Yabancı dil öğretimi birçok ülkenin eğitim politikası içinde önemle üzerinde durulan ve küçük yaştan itibaren eğitim programlarına dâhil edilmesi gereken bir alan olarak görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, yabancı dil öğreniminde erken yaşta kullanılan mobil uygulamaların öğrencilerin İngilizce dersindeki akademik başarılarına ve tutumlarına etkisini incelemektir. Bu çalışmada nicel araştırma yöntemine dayalı olarak yarı deneysel çalışma deseni ve nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Malatya ilinde yer alan bir özel okulun ikinci sınıflarında öğrenim gören toplam 87 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma grubu seçilirken kolay ulaşılabilir/uygun örnekleme yöntemi esas alınmıştır. Çalışma kapsamında öğrenciler, Deney-1, Deney-2 ve Kontrol gruplarına ayrılmıştır. Buna göre, Deney-1 grubundaki öğrencilere yüz-yüze sınıf ortamında İngilizce dersleri anlatılmış ve ebeveynlerin gözetimi altında "Duolingo" mobil uygulaması; Deney-2 grubundakilere ise yüz-yüze sınıf ortamında İngilizce dersleri anlatılmış ve ebeveynlerin gözetimi altında "Memrise" mobil uygulaması kullandırılmıştır. Kontrol grubuna ise hiçbir müdahale yapılmaksızın İngilizce dersleri olağan şekilde işlenmiştir. Ayrıca çalışma sonunda kullanılan mobil uygulamalar ile ilgili Deney-1 ve Deney-2 grubunun öğrencilerinin ve velilerin görüşleri alınmıştır. Çalışmada her üç gruba Akademik Başarı Testi (ABT), öntest ve sontest olarak ayrı ayrı uygulanmıştır. Daha sonra her üç gruba da sontest olarak İlköğretim İngilizce Dersine Yönelik Tutum Ölçeği (İDYTÖ) ayrı ayrı uygulanmıştır. Araştırma sonunda elde edilen veriler düzenli olarak elektronik ortama aktarılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, Deney-1 ve Deney-2 grupları için hazırlanmış içeriklerin Kontrol grubuna göre öğrencilerin İngilizce başarısı ve tutum düzeyini arttığı tespit edilmiştir. Grupların birbirlerine göre kıyaslanması sonucu ortaya çıkan sonuçlar doğrultusunda Deney-2 grubunun Deney-1 ve Kontrol gruplarına göre dersin akademik başarısında, Deney-1 grubunun ise Deney-2 ve Kontrol gruplarına göre öğrencilerin tutumlarında daha yüksek puana sahip oldukların sonucuna varılmıştır. Özetle, hem test sonuçlarına hem de görüşme sonuçlarına göre "Memrise" mobil uygulamasının dört beceriyi de (dinleme, konuşma, okuma ve yazma) geliştirecek şekilde tasarlanmış yapısı ile akademik becerileri geliştirmede daha başarılı olduğu, "Duolingo" mobil uygulamasının ise ödüllendirme, kazandırma özellikleri sayesinde öğrencilerde olumlu tutum geliştirmede etkili olduğu ancak bu farkın öğrenci başarısına yeterince yansımadığı görülmüştür. Araştırma genel olarak mobil uygulamaların kullanılması ile erken yaşta yabancı dil öğreniminin daha verimli hale getireceğini ortaya koymuştur. Ayrıca yabancı dil öğreniminde mobil uygulama geliştiricileri için, erken yaşta yabancı dil öğrenecekler için bu çalışmanın önemli olduğu düşünülmektedir.
Yabancı dil dersinde öyküleştirmenin lise öğrencilerinin motivasyonu ve öz yeterlik inancına etkisi
Bu çalışma yabancı dil eğitiminde dijital öyküleme kullanımının öğrencilerin motivasyonlarına ve öz yeterlik inançlarına etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmanın deseni, öntest-sontest kontrol gruplu yarı deneysel desene sahiptir. Çalışmanın örneklemi 2021-2022 eğitim-öğretim akademik yılı Elazığ'da özel bir lisede 9. Sınıfta öğrenim gören 50 öğrenciden oluşmaktadır. Çalışmayla ilgili nicel veriler ölçek aracılığıyla toplanmıştır. Ayrıca deney grubu öğrencilerinin dijital öyküleme ile ilgili düşünceleri hakkında nitel veri toplanmıştır. Nitel ile nicel verilerin analizlerinin sonucunda dijital öykülemenin öğrencilerin İngilizce dersine karşı motivasyonlarını ve öz yeterlik inançlarını artırdığı tespit edilmiştir. Öğrencielrin dijital öyküleme kullanılan dersteki motivasyonları ve öz yeterlik inançları arasında ise anlamlı bir ilişki olmadığı ortaya konmuştur. Çalışma sonucunda öğretmenlere sınıflarda dijital öykülemenin İngilizce dersinde kullanımı önerilmektedir. Ayrıca gelecek araştırmalar için farklı yöntemlere başvurarak dijital öykülemenin kullanımına bakılması önerilmektedir.
Zihinsel yetersizliği bulunan bireylere animasyon destekli artırılmış gerçeklik uygulaması ile meslek isimlerinin öğretimi
Eğitim sistemlerinin en temel amacı, her bireyin üretken ve bağımsız bir şekilde yaşamalarını sağlamaktır. Tıpkı normal gelişim gösteren öğrencilerde olduğu gibi özel gereksinimli bireylerin de eğitim süreçleri boyunca yaşadıkları sınırlılıkları en aza indirip performanslarını en üst seviyeye çıkaracak ortamlar oluşturulması gerekmektedir. Güncel teknolojilerin de etkisiyle özel gereksinimli bireylere bu doğrultuda çeşitli eğitim olanakları sağlanmaktadır. Bu nedenle özel eğitimde farklı konu alanlarında çeşitli yardımcı teknolojilerin kullanıldığı görülmektedir. Yapılan araştırmalar, artırılmış gerçeklik ve animasyon gibi hareketli görsellerin kullanıldığı, yüksek etkileşimli, somutlaştırıcı ve gerçeklik algısını artırıcı eğitim teknolojilerinin, özel gereksinimli bireylerin eğitimi üzerinde katkı potansiyelini ortaya koymaktadır. Bu araştırmanın amacı, zihinsel yetersizliği olan ilkokul kademesindeki özel gereksinimli bireylere yönelik olarak hazırlanan animasyon destekli artırılmış gerçeklik uygulamasının eşzamanlı ipucu yöntemiyle meslekleri öğrenme, genelleme ve öğrenme kalıcılığı üzerindeki etkisini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda mesleklerin öğretimi için hazırlanan iki boyutlu video animasyonlar ve artırılmış gerçeklik mobil uygulaması kullanılarak tasarlanan eğitim materyallerini içeren resimli meslek kitapçıkları, eşzamanlı ipucu yöntemiyle sunulmuştur. Araştırmada tek denekli deneysel desenlerden katılımcılar arası yoklama denemeli çoklu yoklama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları, hafif düzeyde zihinsel yetersizliği olan 9-10 yaş aralığındaki bir kız ve üç erkek olmak üzere toplam dört öğrenciden oluşmaktadır. Toplam 11 haftalık uygulama sonucunda uygulanan öğretimin, öğrencilerin meslekleri öğrenmesi üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Uygulama sürecinden bir, üç ve beş hafta sonra yapılan izleme oturumları ile elde edilen bulgular incelendiğinde, öğrencilerin öğrenme becerilerini yüksek oranda sürdürdüğü görülmektedir. Aynı zamanlarda gerçekleştirilen genelleme oturumlarına dair bulgular incelendiğinde ise, öğrencilerin öğrenme becerilerini başka bir ortama yüksek oranda genelleyebildikleri görülmüştür. Araştırma sonunda katılımcı öğrenci ve öğretmenlerden elde edilen sosyal geçerlik verilerine göre ise, gerçekleştirilen öğretim için olumlu görüşler elde edilmiştir. Artırılmış gerçeklik teknolojilerinin diğer özel eğitim gruplarında da etkili sonuçlar ortaya çıkarabileceği göz önünde bulundurularak farklı çalışmalar yapılabileceği önerilmiştir.
Etkileşimli infografiklerle sunulan öğretimin zihinsel yetersizliği olan çocukların sosyal becerileri üzerindeki etkisinin incelenmesi
Günümüzde yeni buluşların teknolojiye yansımasıyla birlikte teknolojinin kullanıldığı alanlar genişlemiştir. Bu alanlardan biri de eğitimdir. Bilimsel bilgilerin araç-gereç, yöntem ve tekniklerin tasarlanması, geliştirilmesi, uygulanması ve değerlendirilmesi sürecinde teknolojinin kullanılması öğretim teknolojileri olarak tanımlanmaktadır. Normal gelişim gösteren bireylerin yanı sıra özel gereksinimli bireylerin karşılaşabilecekleri zorlukları ortadan kaldırmakta destekleyici bir araç olması sebebiyle öğretim teknolojilerinin özel eğitimde de kullanılması gerekli görülmüştür. Özellikle normal gelişim gösteren akranlarının ailelerini ve çevrelerini gözlemleyerek edindikleri birçok sosyal beceriyi, zihinsel yetersizliği olan bireyler öğretim materyallerinden faydalanarak öğrenmektedir. Bu araştırmanın amacı, hafif düzeyde zihinsel yetersizliği olan 60-72 aylık dönemdeki çocuklara etkileşimli infografik aracılığıyla sunulan öğretimin çocukların sosyal becerileri üzerindeki etkisini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan etkileşimli infografik, doğrudan öğretim yöntemine dayalı olarak sunulmuştur. Araştırmada tek denekli araştırma modellerinden olan ABA deseni kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları, Elazığ şehir merkezinde bulunan bir Özel Eğitim Anaokulunda hafif düzeyde zihinsel yetersizliği olan 60-72 aylık dönemdeki iki erkek, bir kız çocuk ve bu çocukların öğretmeninden oluşmaktadır. Çalışma sonucunda doğrudan öğretim yöntemine dayalı olarak sunulan etkileşimli infografiğin katılımcıların sosyal becerileri üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca uygulama evresi tamamlandıktan iki ve üç hafta sonra elde edilen bulgular incelendiğinde katılımcıların edinmiş oldukları sosyal becerileri büyük oranda koruduğu belirlenmiştir. Araştırma sonunda katılımcıların öğretmeni ile gerçekleştirilen görüşmeler neticesinde uygulamanın sosyal geçerlik verilerinin olumlu olduğu görülmüştür.
Ortaöğretim kurumlarında dijital kültürün farklı değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmada, ortaöğretim kurumlarında dijital kültürün farklı değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Dijital kültür, teknolojinin ve dijital araçların yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan, bireylerin ve toplulukların yaşam tarzını, iletişimini, bilgiye erişimini ve ifade biçimlerini şekillendiren yeni bir kültürel yapıdır. Dijitalleşme, dijital kültürün temel bir yönüdür ve toplumun çeşitli yönleri üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Dijital dönüşüm bir gerekliliktir ve başta eğitim olmak üzere hayata nitelik kazandıran alanlarda uygulanmalıdır. Dijitalleşme ile birlikte okul kültüründe yer edinen dijital kültürün belirlenmesi dijital dönüşümün başarısı hakkında fikir verebileceği için önemlidir. Dijital kültürün belirlenmesine yönelik araştırma modellerinden ilişkisel araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmanın derinliğini arttırmak için yarı yapılandırılmış görüşmeler ile bilgiler toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini Elazığ il merkezinde görev yapan ortaöğretim kurumlarında çalışan öğretmen ve yöneticiler olmak üzeri toplam 354 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmanın nicel verilerini toplamak için "Kişisel Bilgiler Formu, "Dijital Kültür Ölçeği", "Dijital Okuryazarlık Ölçeği", "Öğretmenler İçin Teknoloji Kabul Ölçeği" kullanılmıştır. Alanyazın incelemesinde dijital kültür düzeyini belirleyecek bir ölçek olmadığından beş alt boyuttan oluşan 26 maddelik bir ölçek çalışması yapılmıştır. Nitel verileri toplamak için ise "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Ölçekler ile elde edilen verilerin analizleri yapılmadan önce normallik analizleri yapılmıştır. Normallik analizleri sonucunda nicel veriler için betimsel istatistikler ile bağımsız örneklemler t-testi, ANOVA, koresyon analizi ve çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Nitel verilerin çözümlenmesinde kodlar ve temalar kullanılarak betimsel analiz yapılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların dijital kültür düzeyleri farklılığı yöneticiler lehinedir. Alt boyutlar bakımından incelendiğinde işbirliği ve liderlik boyutlarında öğretmen ve yöneticiler arasında yöneticiler lehine istatistiki olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Ancak teknolojik yeterlik, dijital dönüşüm ve kaygı alt boyutlarında gruplar arası istatistiki olarak anlamlı farklılık görülmemiştir. Diğer değişkenlerin dijital kültür farkındalığı üzerinde cinsiyet, yaş, kıdem, eğitim durumu değişkenlerinin gruplar arası anlamlı farklılık oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ancak bilgisayar kullanma düzeyi, bilgisayar dışında diğer teknolojik aletleri kullanma düzeyi ve sosyal medya kullanım düzeyi yüksek olan katılımcıların dijital kültür farkındalığı yüksek olarak görülmüştür. Araştırmanın önemli bir bulgusu ise katılımcıların görev değişkenine göre dijital okuryazarlık düzeyleri arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Ayrıca katılımcıların dijital okuryazarlık düzeyi cinsiyet, yaş, mesleki kıdem, bilgisayar kullanma düzeyi, bilgisayar dışında diğer teknolojik aletleri kullanma düzeyi ve sosyal ağ kullanım düzeyi değişkenlerine göre farklılık gösterirken eğitim durumu değişkenlerine göre istatistiki olarak anlamlı farklılık oluşturmamıştır. Katılımcıların teknoloji kabul düzeylerinin incelenmesi sonucunda iki grup arasında teknoloji kabul düzeyleri ve alt boyutlar bazında anlamlı farklılık oluşmadığı sonucunda ulaşılmıştır. Çeşitli değişkenler açısından katılımcılar arasındaki farklılıklara yönelik bulgular doğrultusunda yaş, bilgisayar kullanma düzeyi, bilgisayar dışında diğer teknolojik aletleri kullanma düzeyi ve sosyal ağ kullanma düzeyi değişkenlerine göre katılımcılar arasında anlamlı farklılık oluşmuştur. Ancak; cinsiyet, eğitim durumu, mesleki kıdem değişkenlerine göre farklılık oluşmadığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla korelasyon analizi ve regresyon analizi sonuçlarına göre dijital kültür, dijital okuryazarlık ve teknoloji kabulü arasında orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı bir ilişki vardır. Dijital kültür, dijital okuryazarlık ve teknoloji kabul düzeyleri arasında yapılan çoklu regresyon analizi sonucuna göre dijital kültür üzerinde dijital okuryazarlık ve teknoloji kabul değişkenleri anlamlı birer yordayıcı olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, dijital okuryazarlık ve teknoloji kabul değişkenleri dijital kültür farkındalığındaki varyansın %32'lik bir kısmını açıklamaktadır. Yarı yapılandırılmış görüşme sonucunda elde edilen verilerden bir kurumda dijital kültürün oluşmasına etki eden etmenler, engel olan etmenler, dijital kültürü geliştirmek için yapılacakları belirlemek için katılımcıların görüşleri tespit edilmiştir. Ayrıca katılımcılar dijital kültür, dijital okuryazarlık ve teknoloji kabul değişkenlerinin birbirleri ile ilişkili olduğunu belirtmiştir. Bir kurumda dijital kültürün oluşmasında dijital okuryazarlık ve teknoloji kabul düzeyinin etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dijital kültür, dijital okuryazarlık, teknoloji kabul düzeyi