Theses supervised by Prof. Dr. Yılmaz Daşcıoğlu
16 theses · Sakarya University, Fatih Sultan Mehmet Foundation University
Âlim Kahraman'ın hikâyeleri ve eleştiri yazıları üzerine bir inceleme
Âlim Kahraman, çeşitli türlerde yazılar kaleme almış ve birçok eser vermiş bir yazardır. Kırk yılı aşkın sürede başta dergiler olmak üzere birçok mecrada yazılar yayımlamış, editörlüğünü yaptıklarıyla birlikte yirmi yedi eser ortaya koymuştur. Aynı şekilde ara vermeden yazmaya ve kitap yayımlamaya devam etmektedir. Türk edebiyatı için oldukça mühim bir yazar olmasına rağmen bugüne kadar hakkında yapılmış bir tez çalışması bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı Âlim Kahraman'ı ve yazarlığını değerlendirmek, özelde hikâye ve eleştiri türlerindeki eserlerini incelemek ve bu şekilde yazarın edebiyat dünyasındaki yerini ortaya koymaktır. Bu çalışmada Âlim Kahraman'ın hayatı ve tüm eserlerine kısaca değinilmekle birlikte çalışma esasen yazarın hikâye kitaplarını, kitaplarında yer almayan hikâyelerini ve eleştiri, inceleme kitaplarını kapsamaktadır. Bu çalışma yapılırken öncelikle yazarın kişisel ve edebi hayatı hakkında bilgiler verilmiş, yazdığı ve editörlüğünü yaptığı tüm kitaplar türlerine göre tasnif edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde yazarın tüm hikâyeleri incelenmiş, yapısal ve tematik özellikleri ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise eleştiri kitapları ele alınmış, konularına göre tasnif edildikten sonra yazarın eleştirideki yaklaşımları ve eleştiri sistemi incelenmiştir. Yazarın eleştiri kitaplarında yer alan denemeleri de içerik yönüyle bu değerlendirmeye dahil edilmiştir. İncelemenin sonucunda hikâye kitaplarının hepsi birbiriyle bağlantılı "nehir hikâye"lerden oluştuğu, kişi, mekân, zaman unsurlarını gizlemeyi tercih ettiği ve postmodern teknikleri sıklıkla kullandığı görülmüştür. Eleştirilerinde ise genel olarak nesnel bir yaklaşım benimsemiş ve ele aldığı metnin başta tema olmak üzere birçok unsuruna dairler tespitler ortaya koyma amacı gütmüştür. Sonuç olarak Âlim Kahraman'ın hikâye ve eleştirilerinde hem kendine has bir üslup ve tavır oluşturduğu hem de birçok yönüyle yenilikler yaparak kendini tekrar etmediği görülür.
Türk romanında sanat ve sanatçı (1950-1980)
Geçmişten itibaren sanat ve sanatçı daima bir araştırma alanı olarak varlığını sürdürmüştür. Bu konu bilim insanlarının olduğu kadar sanatçıların ve sanat ürünlerinin de ilgi odağıdır. Çeşitli sanat türlerinde ele alınıp işlenen sanat, sanatçı dair konular, benzer biçimde edebiyatta yazarların eserlerinde değindikleri bir alan olmuştur. Türk romanında ise özellikle 1950'li yıllar yazarların dil, biçim ve konu olarak yeni arayışlar içinde olduğu dönemlerdir. Yeni konu arayışı içinde sanat ve sanatçı da yerini almış ve romanlarda işlenmeye başlanmıştır. Bu çalışmada 1950 ile 1980 arasında romanlarda konunun hangi yönlerden ele alındığı araştırılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde romanlara konu olan sanat, sanatçı, sanat eser, estetik ve zanaatın kavramsal çerçevesi üzerinde durulmuştur. Ayrıca yeri geldikçe kavramların tarihsel süreçte geçirdikleri anlam ve içerik değişimleri verilmiştir. İkinci bölümde romanın tanımı yapıldıktan sonra onun dünya edebiyatında ve Türk edebiyatındaki tarihsel sürecine değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise edebiyat, dans, heykel, mimarî gibi sanat dallarının dönem yazarlarının eserlerinde konu ediliş biçimlerine yer verilmiştir. Bu noktada yazarların eserlerde çeşitli türlerin tematik ve teknik unsurları üzerinde durdukları gözlenmektedir. Ayrıca bu sanatların özellikle dönemin siyasi, toplumsal yaşamından nasıl etkilendikleri yine eserlerde konu edilmiştir. Burada eserlerde konu çerçevesinde kimi zaman bireysel kimi zaman da ortak bakış açılarının olabildiği gözlenebilmiştir. Dördüncü bölümde ise yazarların sanat ve sanatçıyı hangi özellikleriyle, hangi konular ile bağ kurarak okuyucuya aktardıkları üzerinde durulmuştur.
1923-1950 yılları arasında düzenlenen Türk Şiiri Antolojileri üzerine inceleme
Antolojiler, eserlerden parçalar derlenerek oluşturulan sanat seçkileridir. İlkin şiir sanatında karşımıza çıkan bu çalışmalar zaman içinde öykü, resim, fotoğraf gibi farklı disiplinler üzerine de yapılmıştır. Antolojiler; sanat eserine değer biçme, edebiyat tarihine hizmet etme, sanatkârı öne çıkarma, tanıtma, bilgilendirme, propaganda yapma gibi birçok amaca hizmet eder. Bu çalışmalara geniş bir açıdan bakacak olursak antoloji hem bir ders kitabı hem bir eleştiri kitabı hem de bir edebiyat tarihi olarak değerlendirilebilir. Türk edebiyatı üzerine hazırlanan antolojiler hakkındaki çalışmaların azlığı, bizi bu alanda çalışmaya ve üzerine inceleme yapmaya yöneltti. Böylelikle 1923 – 1950 yılları arasında hazırlanan şiir antolojilerinin, bu antolojileri derleyen yazarların, dönemin şiir ve şair seçimindeki değer yargılarının ve dönemin sanat anlayışının tespiti üzerinde çalışıldı. Çalışmanın "Giriş" bölümünde antolojiyle ilgili bilgi verip bu türün Türk edebiyatındaki gelişimi hakkındaki süreçten bahsettik. İkinci bölümde 1923 - 1950 yılları arasında hazırlanan halk edebiyatı antolojilerini inceledik, kendi içinde mukayese ettik ve değerlendirdik. Üçüncü bölümde 1923 - 1950 yılları arasında hazırlanan divan edebiyatı antolojilerini inceledik, kendi içinde mukayese ettik ve değerlendirdik. Dördüncü bölümde 1923 - 1950 yılları arasında hazırlanan Batı etkisinde Türk şiiri antolojilerini inceledik, kendi içinde mukayese ettik ve değerlendirdik. Sonuç bölümünde elde ettiğimiz bulgular üzerinden 1923 - 1950 yılları arasında hazırlanan antolojiler hakkında genel bir değerlendirmeye vardık.
Yeni Türk edebiyatında hikâye eleştirisi (1950-1970)
Bu çalışmanın amacı, Türk edebiyatında hikâye eleştirisinin, genel edebî eleştiri içindeki yerini ve önemini ortaya koymaktır. Bu çerçevede, hikâye eleştirisinde öne çıkan, tema, konu, yöntem ve eğilimler ile hikâye eleştirisi yazarlarını belirlemek hedeflenmiştir. Hikâye eleştirisinin, Türk hikâyeciliğinin değişimi ve gelişiminde ne derece âmil bir rol oynamış olabileceğini doğru anlamak, hikâye formunun gelişme çizgisinde eleştirinin katkılarını ortaya koymak, Türk hikâyeciliğine dönemin eleştirisinin gözünden bakmak ve bu bakışın mahiyetini araştırmak, ayrıca hikâyenin de dönemin eleştirisini nasıl etkilemiş ve yönlendirmiş olabileceğini incelemek, bu çalışmanın amaçlarındandır. Kaynakların çokluğu sebebiyle, çalışmada öncelikle alanın sınırlandırılması yapılmıştır. Bu itibarla çalışma, 1950-1970 yılları arası ve dönemin etkili kültür, sanat, edebiyat dergileri ile sınırlandırılmıştır. Söz konusu dergilere ulaşılarak hikâye ile ilgili yazılar tespit edilmiştir. Söz konusu yazılar, içerik analizi yöntemiyle incelenmiş ve bunların belli konu ve temalar üzerinde yoğunlaştıkları görülmüştür. Çalışmanın ilk bölümünde eleştiri ve hikâye konusu, kavram, kuram ve tarihî bakımlardan ele alınmıştır. İkinci bölümde hikâyeyi tür ve yapı bakımından ele alan, hikâyeye teorik ve teknik bakımdan yaklaşan yazılar incelenmiştir. Üçüncü bölümde doğrudan hikâye yazarları ve onların hikâyeleri ve hikâyeciliklerine odaklanan yazılara yer verilmiştir. Dördüncü bölümde ise 1950-1970 yılları arasında hikâye ile ilgili öne çıkan çeşitli mesele ve tartışma konuları üzerinde durulmuştur. Hikâye eleştirisi ile ilgili 1950-1970 yılları arasında, belirlenen kültür, sanat ve edebiyat dergileri incelendiğinde, hikâye eleştirisinin dönemin hikâyesine yön verdiği görülmüştür. Bu dönemde hikâyenin de çok güçlü olduğu bilinmektedir. Bu yüzden, söz konusu dönemdeki eleştiriler üzerinde, hikâye ve hikâyecilerin de etkili olduğu gözlenmiştir.
Cumhuriyet döneminde devlet tiyatrolarınınkurumsallaşması ve 2000 sonrası sahnelenen yerlioyunların değerlendirilmesi
Osmanlı topraklarında yabancı devlet görevlileri modern tiyatroya yoğun ilgi göstermekteydiler. Kendilerine ait kurumlarda Batılı anlamda tiyatro gösterileri düzenlerken Osmanlı'ya bağlı gayrimüslim gruplar da tiyatro sanatına yoğun ilgi duyuyorlardı. Osmanlı modernleşmesinin en önemli adımlarından biri olan Tanzimat'ın ilanıyla birlikte tiyatro, Osmanlı toplumunun gündemine daha yoğun bir şekilde girmeye başladı. Padişahların destek verip, sarayda temsil edilmesinin önünü açtığı tiyatro sanatının Osmanlı toplumunda güçlenmesinin ardından öne çıkan tartışmalardan biri sahnelenecek oyunların yerli temsilleriyle ilgili olmuştur. Sahnelenen oyunlar genellikle Batı'dan tercüme edilmekteydi. Meşrutiyet döneminde de yerli oyun konusu gündemdeki yerini korumuş, dönemin önemli edebiyatçıları bu alanda eserler kaleme almıştır. Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte Türk tiyatrosunun kurumsallaşmasına dönük atılan adımlara paralel benzer tartışmalar kamuoyunda devam etmiştir. Yerli oyunların Türk tiyatrosuna güç katacağına ilişkin yaklaşım 1949 yılında Devlet Tiyatrolarının kurulmasıyla birlikte kamuoyunda daha da yoğun bir şekilde ele alınmıştır. Geçmişten bugüne Devlet Tiyatrolarında yerli oyun temsilerine ne kadar yer ayrıldığı tespit edilmiştir. Tez kapsamında 1949-2000 yılları arasında sergilenen yerli oyun sayıları yıl yıl belirtilmiştir. Buna bağlı olarak 2000 sonrası Devlet Tiyatroları bünyesinde sahnelenen yerli oyun sayılarıyla geçmiş dönem mukayese edilmiştir. Çalışmada 2000-2023 yılları arasında en fazla ilgi gösterilen beş yerli oyun tespit edilmiş ve bu beş oyun arasındaki benzerlikler, içerik ve yapısal özellikleri ele alınmıştır.
Yeni a dergisinin Türk Edebiyatındaki yeri ve sistematik indeksi
Yeni a dergisi 1956-1960 yılları arasında yayımlanan a dergisinin devamı olarak 1 Nisan 1972'de çıkmaya başlamıştır. 12 Mart İhtilâli'nden hemen sonra çıkan dergide, Türkiye'nin içinde bulunduğu sıkıntılı dönemi hissetmek mümkündür. Derginin yeniden yayımlanma amaçlarından biri de "1968 kuşağı" diye tabir edilen gençliğin önünü kesmeye çalışan yönetimi eleştirmektir. Bu amaç aynı zamanda dergide yayımlanan fikir yazılarının, şiirlerin, hikâyelerin, röportajların da konusunu büyük ölçüde belirlemiştir. Tezimizin amacı Yeni a dergisi penceresinden bir anlamda dönemin panoramasını çıkarmaktır. Dergide yer alan ürünler incelendiğinde, bu metinlerin dönemin atmosferiyle birlikte zaman zaman edebî dilden çıkıp politik bir söyleme dönüştüğü de görülmektedir. Bu dilin sebeplerinden biri de dergi kadrosunun eserlerini toplumcu gerçekçi akımıla biçimlendiriyor olmalarıdır. Tezimiz üç bölüme ayrılmıştır. İlk bölümde dünyada ve Türkiye'de dergi tarihi kısaca ele alınıp, dönemini etkileyen dergiler üzerinde durulmuştur. Ayrıca 12 Mart Muhtırası'na zemin hazırlayan, önce Fransa'da başlayıp daha sonra etkileri Türkiye'de de görülen "1968 kuşağı" incelenmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, Yeni a dergisinin tanıtımı yapılmış, dergide çıkan yazıların üzerinde tek tek durulmuştur. Üçüncü bölümde ise önce dergi numarasına göre, sonra da yazarların soyadlarına göre fihrist çıkarılmıştır. Yayımlandığı dönemde Sosyalist kimliği baskın olan kişileri etrafında toplamayı başarmış ve dönemine ışık tutmak gibi bir misyona sahip olması bakımından Yeni a'nın Türk edebiyatında oynadığı rol sonuç bölümde değerlendirilmiştir.
Modern Türk şiirinde okur algıları (1860-1940)
Bu tezde, Tanzimat'tan sonraki ilk kuşaktan (1860) Garip hareketine (1940) kadar geçen zamanda eser veren, modern Türk şiirinde kendine özgü ve kalıcı bir yer edinmiş şairlerin okur algısının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu süre zarfında şiir yayımlamış bütün şairlere değinilmesi mümkün olmadığından, kapsam olarak, söz konusu tarih aralığında yetkinliği ve orijinalliğiyle edebiyat tarihleri ve antolojilerde yer almaya devam eden şairler esas alınmıştır. Birinci bölümde, şair ile okur arasındaki iletişimi belirleyen temel kavramlardan yola çıkarak kuramsal çerçeve belirlenmiş, ayrıca genel hatlarıyla Batı şiirinde ve Tanzimat dönemine gelene kadar Türk şiirinde şairlerin okur konusuna bakışı değerlendirilmiştir. İkinci bölümde Tanzimat ile II. Meşrutiyet arası, üçüncü bölümde II. Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e, dördüncü bölümde Garip hareketine kadar Cumhuriyet dönemi ele alınmış ve son olarak da Garip şairlerindeki okur algısı sorgulanmıştır. Çalışmamızda birincil ve ikincil metinler yakın okuma tekniğiyle incelenmiş, elde edilen bulgular karşılaştırılarak şairlerin okur algısının teorideki ve pratikteki izdüşümleri saptanmaya çalışılmıştır. Bu amaçla, şairlerin şiirlerindeki biçim ve içerik özellikleri, teorik yazıları ile edebiyat tarihleri ve diğer biyografik-eleştirel metinlerde konuyla ilgili malzemeler tespitler edilmiş ve okur kavramı ve imgesini belirlemek için incelenmiştir. Ele alınan şairlerin tasavvur ettiği okurlar okur merkezli kuramcılarla birlikte bizim öne sürdüğümüz okur tiplerine göre sınıflandırılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak, kapsam dâhilindeki şairlerin okur tasavvurlarının gerek bağlı bulunduğu edebî mektep ve topluluklara gerekse kendi bireysel ideal ve yönelimlerine göre değiştiği görülmüştür. Modern Türk şiirinde şairlerin okur algısı birbirlerinden farklı veya aynı olabildiği gibi, bir şairin okur algısının zaman içinde değişebildiği de anlaşılmış, söz konusu değişimin şaire bağlı sebepleri ile birlikte toplumsal kaynaklı sebepleri de anlaşılmaya çalışılmıştır. Bütün bu çalışma, tek tek ele alınan şairlerin poetikasının önemli bir bölümünü ortaya çıkardığı gibi modern Türk şiirinin bir asra yakın bir döneminin estetiğini belirleyen okur anlayışını da derli toplu bir şekilde değerlendirme imkânı doğurmuştur. Bu değerlendirmenin sonucunda ortaya çıkan tablo, yeni Türk şiirinin başlangıcından modernist evreye geçişine kadarki uzunca bir dönemde şairlerin okur tasavvurlarındaki çok çeşitliliği gösterdiği gibi bu çeşitliliğin şiir tarihimizin kırılma evrelerinde de rol oynadığını ortaya koymaktadır.
Yeni Türk edebiyatı sahasında yazılmış edebiyat tarihleri üzerine bir araştırma
Elinizdeki çalışma yeni Türk edebiyatı sahasında yazılmış Türk edebiyatı tarihi olma iddiası ve vasfı taşıyan eserlerin ortaya çıkış ve gelişim sürecini, metodolojik yapısını ve problemli görülen yönlerini açığa çıkarmak maksadıyla hazırlanmıştır. Bu maksatla birinci bölümde, tarih, edebiyat ve edebiyat tarihi açısından metodolojik bir çerçeve çizilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde ise edebiyat tarihçiliğini hazırlayan çalışmalar ile edebiyat tarihçiliğinin oluşum süreci açıklanmaya gayret edilmiş; incelememize dâhil ettiğimiz edebiyat tarihleri tanıtılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde de bu edebiyat tarihleri tespit edilen problemler etrafında incelenmeye çalışılmıştır. Ele alınan eserlerin incelenmesinde edebiyat tarihinin kendisinden önceki eserlerle ilişkisi, yazılış amacı, ilmî referansları, eserin düzenleniş biçimi, yazarın edebî eserlere yaklaşımı gibi hususlara dikkat edilmiş; eserlerin metodolojik yapısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yapılan incelemede modern anlamdaki edebiyat tarihçiliğindeki ilk ilmî kırılmanın Mehmet Fuad Köprülü ile gerçekleştiği görülmüştür. Tezkirelerin edebiyat tarihini XIII. yüzyıl Anadolu sahasından başlatmasına karşılık Köprülü'nün eserinde Türk edebiyatı tarihi Türklerin Orta Asya'daki varlıklarından itibaren alınmıştır. Cumhuriyet dönemi edebiyat tarihlerini olduğu kadar Cumhuriyet ideolojisini de şekillendiren bu paradigma değişikliği ulus edebiyatı yaratma düşüncesi ile yakından ilişkilidir. Köprülü'den sonraki edebiyat tarihlerinin ise Köprülü'yü taklit ettikleri, pek çoğu ders kitabı olarak hazırlanan eserlerin Milli Eğitim Bakanlığı'nın lise müfredatı çerçevesinde meydana getirildiği tespit edilmiştir. İkinci ilmî kırılma ise Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Ondokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi ile birliktedir. Birçok yöntemi bir arada kullandığı eklektik metodu ve sanatçı bakış açısıyla oluşturduğu edebiyat tarihi Tanpınar'ı edebiyat tarihçiliği içerisinde ayrı bir mevkide değerlendirmemizi zorunlu kılmaktadır. Bundan sonra ise edebî şahsiyetler ve edebî eserler üzerinden kurgulanan edebiyat tarihçiliğinin aksine edebî türleri merkeze alan, Batı'daki örneklerinden hareketle edebiyat tarihini görsellerle destekleyen, edebiyat tarihine yaklaşımda Marksist estetiğin ve Yeni Tarihselciliğin bakış açılarını kullanan, pek çok yazarın yazılarının bir araya getirilmesi ile hazırlanan edebiyat tarihleri de mevcuttur.
Mehmet Akif Ersoy'un Mısır hayatı üzerine bir araştırma
"Vatan şairi", "milli şair" gibi unvanların sahibi Mehmet Âkif Ersoy, şair olmasının yanı sıra Türk milletinin her daim büyük saygıyla andığı bir fikir adamıdır. İnandığı değerlerin sonuna kadar arkasında duran, açıksözlü, vatansever, yüksek ahlaka sahip, sosyal meselelere daima ilgili ve duyarlı olan şair, milletine şiiriyle yol gösterirken sanatını da ihmal etmeyecek kadar şair tabiatlı bir şahsiyettir. Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılında İstanbul'da dünyaya gelmiştir. İlk eğitimini babasından almak suretiyle başarılı bir şekilde tahsilini tamamlamıştır. Çeşitli görevlerle çeşitli yerlerde bulunmuştur. Bu yerlerden bir tanesi, şairin hayatında büyük önem taşıyan Mısır'dır. Mehmet Âkif Ersoy, Abbas Halim Paşa'nın davetlisi olarak 1923-1924 yılları arasında kışı geçirmek için Mısır'a gitmiştir. Yine 1925 yılında tekrar Mısır'a gittiğinde ise on buçuk yıl boyunca orada kalmıştır. Mısır'daki ilk yıllarını Abbas Halim Paşa'nın yardımlarıyla geçiren Mehmet Âkif, daha sonra ailesini de yanına alarak Kahire yakınlarındaki Hilvan'a yerleşmiştir. Ancak şairin, burada kaldığı yıllarda çok sıkıntı çektiği kaleme aldığı şiirlerinden ve dostlarına yazdığı mektuplardan anlaşılmaktadır. Mehmet Âkif, Mısır'daki hayatının ikinci yarısında, Kahire Üniversitesi "el-Câmiatü'l-Mısriyye"nin Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde Türkçe öğretmenliği yapmıştır. Bunun yanı sıra, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki bütçe müzakereleri sırasında alınan kararla Diyanet İşleri Reisliği, kendisine Kur'an-ı Kerim'in mealini hazırlaması için teklifte bulunmuştur. Mehmet Âkif, 1935 yılında Mısır'da rahatsızlanınca Türkiye'ye dönmüş ve burada vefat etmiştir. Şairin Mısır hayatının, orada yaşadığı sıkıntılar, vakit geçirdiği insanlar ve özellikle Kur'an-ı Kerim meali mesaisi sebebiyle kendisi üzerindeki tesiri büyüktür. Çalışmamızın konusunu şairin Mısır hayatı üzerine yaptığımız bir araştırma oluşturmaktadır.
Yeni gün (İstanbul Dönemi)'de yayımlanan Ahmet Rasim'e ait yazıların çeviri yazıya aktarımı ve incelenmesi
Bilindiği gibi Ahmet Rasim farklı tür ve konularda yazmıştır. Ancak onun muharrirliğinin karakteristik özelliğini gazete sütunlarında görmek mümkündür. Osmanlı'nın son dönemlerinde yaşayan yazar birçok gazete ve dergide yazı yazmıştır. Bu yazılardan bazıları yazar tarafından kitaplaştırılmış bazıları da arşivlerde durmaktadır. Onun basılmış yazılarının tamamının ortaya çıkması ve düzenlenmesi çalışmaları yapılmış ve yapılmaktadır. Bu çalışma, Ahmet Rasim'in gazete arşivlerinde kalan yazılarının ortaya çıkmasını, bu sayede edebiyat tarihi ve araştırmalarına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu gaye ile Yeni Gün(İstanbul Dönemi)'nün 2 Eylül 1918 ile 12 Nisan 1920 tarihlerini kapsayan 380 sayısında tarama yapılmış, yazarın dört ayrı köşede yazdığı tespit edilmiştir. Ahmet Rasim'in ilgili gazetede 258 yazısına ulaşılmıştır. Bu yazılardan 227 metin "Eşkâl-i Zaman" köşesinde, 22 yazısı "Yeni Gün İçinde Eski Günler" köşesinde, 5 tanesi "Yeni Türkiye" isimli köşede, 3 metin "Kadınlığa Dair" de ve 1 yazısı da köşe ismi olmadan yayımlanmıştır. Ahmet Rasim bu gazetede "Eşkâl-i Zaman" köşesinde yayımladığı yazılarından 59 tanesini Gülüp Ağladıklarım isimli kitabında, "Yeni Gün İçinde Eski Günler"de bulunan metinlerinden 13 tanesini de Muharrir, Şair, Edip kitabına almıştır. Yazarın kitabına aldığı ve basılı olan yazılar çalışma sırasında her ne kadar bizzat latin alfabesine aktarılmış olsa da daha önce yayımlanmış olmaları ile çalışmanın kapladığı alan da dikkate alınarak aktarım aşamasının ikinci okumasında metinler çalışmanın dışına alınmıştır ancak alınmayan bu yazıların Yeni Gün içerisinde yayımlanma bilgisi indeks bölümünde bulunmaktadır. Ahmet Rasim'in fıkra ve makalelerinden oluşan bu yazılar edebiyat araştırmalarının yanı sıra dönemin zihniyetini, toplumsal yapısını ve kültürel özelliklerini tespit etme noktasında da önemli bir kaynak olarak görülebilir. Bu noktada yazarın metinlerinin gün yüzüne çıkması ehemmiyet arz etmekdir. Ayrıca bu çalışma ile Ahmet Rasim'in literatür kaynaklarında olmayan bir mahlası "Aşkî-i Melikî (Mülkî)" nin de varlığı ortaya çıkmış oldu.
Şükûfezâr dergisi (çeviriyazı-tematik inceleme-sözlük-indeks-metin)
Osmanlı Devleti'nin Batılılaşma serüveni kadınların hikâyesi üzerinden takip edilebilir niteliktedir. Tanzimat'ın ilanından itibaren açılan yeni eğitim kurumlarında tahsil yapma imkanına kavuşan kadınlar, dergiler çıkararak, II.Meşrutiyet'ten sonra dernekler kurarak, sosyal hayatın evvelce yer almadıkları kimi kademelerinde görünür olmaya başlamışlardır. Bu çalışmada, Şükûfezâr dergisinin toplam 5 sayısının tamamı ele alınmış, bu sayılar Atatürk Üniversitesi Özege Koleksiyonu'ndan temin edilmiştir. Şükûfezâr dergisi, basın-yayında öncü rolü üstlenen kadın dergileri arasında müstesna bir yere sahiptir. Derginin imtiyaz sahibi kadın olmakla beraber yazar kadrosu da tamamen kadınlardan oluşmaktadır. İmtiyaz sahibi Ârife Hanımdır. Devrin Maarif nazırı ve büyük bir Osmanlı aydını olan Münif Paşa derginin bir nevi hamisidir. II. Abdülhamit döneminin koşullarından ötürü "siyasiyattan başka her şeyden bahsedecektir" kaydıyla yayın hayatına başlayan Şükûfezâr, okuyucularından yoğun ilgi görmüş, bazısı Daru'l-muallimât mezunu olan hanımların gönderdiği mektuplar ve eserlerle zenginleşmiştir. Çalışma Giriş'ten sonra Osmanlı kadın dergileri hakkında bilgi veren bir altbaşlık, Şükûfezâr'ın detaylı tanıtımı ve çeviriyazıyı içeren 1. Bölüm, dergideki şiirlerin yapı özellikleri yönüyle incelenmesini içeren 2. Bölüm, şiirlerin içerik açısından incelemesi, mensur eserlerin incelenmesi ile sistematik indeksi içeren 3. Bölüm ve sonuç kısmı olmak üzere dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde dönemin basın-yayın faaliyetleri, kadın dergi ve gazetelerinin ortaya çıkış serüveni ele alınacak, Osmanlı Devleti'nin modernleşme hamlelerinin kadınlar üzerindeki görünürlüğü ele alınacaktır. Şükûfezâr dergisinin tanıtımı bölümünde, derginin künyesine ilişkin detaylı bilgi verilmiştir. Çeviriyazı bölümünde derginin bütün sayılarının Latin harflerine aktarımı yapılmıştır. 2. Bölüm'de dergide yer alan şiirler yapı özellikleri yönünden incelenmiştir. 3. Bölüm'de dergideki şiirler içerik açısından incelenmiş, ayrıca nesirler ve okur mektupları tahlile tâbi tutulmuştur. Sistematik indeks kısmında ise dergide yer alan bütün yazılar, derginin sayılarına, yazar adına ve türlerine göre tasnif edilmiştir. Çalışmanın sonunda yer alan sonuç bölümünde bütün bu inceleme sonucunda vardığımız verilerin bir değerlendirmesi yapılmıştır. Ayrıca tezimizin sonuna derginin orijinal metni ile bir sözlük ekledik.
Türk ulus inşası sürecinde (1920-1940) Türk romanında ideolojik söylemin kavramsal göstergeleri
Bu tezde 1920-1940 arası Türk romanına yönelik ideolojik bir söylem analizi yapılması amaçlanmıştır. Bu süre zarfında roman yayımlamış bütün yazarlara değinilmesi konunun kapsamını bir hayli genişleteceğinden yazarlar üzerinden bir sınırlamaya gidilmiştir. Birinci bölümde ideoloji ve söylem kavramlarına kuramsal bir çerçeve çizilmiş, romanın ideoloji ve söylem ile olan ilişkisine değinilmiştir. İkinci bölümde ise, 1920-1940 arası Türk romanının söylem çözümlemesine giden yolda dönemin tarihsel, siyasl ve sosyal arka planı, dönem romanının ana hatları ve çalışmaya konu olan yazarlar ve romanların genel bir çerçevesi çizilmiştir. Üçüncü bölümde ise dönem romanlarında karşımıza çıkan millet, din, muasırlaşma, kadın-erkek, eğitim gibi kavramsal göstergelerin romanlardaki yansımaları ele alınmış ve söylem deşifre edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızda birincil metinler yakın okuma tekniği ve göstergebilimsel yöntem ile incelenmiş, elde edilen bulgular romanlar arası karşılaştırmaya tabi tutularak yazarların ideolojik söylemlerinin eserlerindeki biçim ve içerik özelliklerine izdüşümleri saptanmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak kapsam dâhilindeki yazarların edebiyatı ve romanı ideolojik söylemin yansıtılmasının bir aracı olarak gördükleri ve ulus inşa sürecinde romanın oldukça işlevsel ve ideolojik bir rolü olduğu saptanmıştır. İdeolojik olarak bir arada düşünülemeyecek yazarların benzer bir söylemi benimsedikleri, romanı devletin ideolojik aygıtlarından biri olarak kullanarak resmî ideolojinin savunuculuğunu yaptıkları görülmüştür. Milliyetçilik ve ulus inşa süreci, romanda kendisine oldukça geniş bir yer bulmuş ve yeni ulusa yeni bir edebiyat yaratılmak istenmiştir.
Saraybosna'daki Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesinde Bulunan (Sarajevski list-Bosanska Vila-Boşnjak-Nada-Behar) Süreli Yayınlarda Türkçe Edebiyat (1850-1918)
Bu çalışmada Saraybosna'daki Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi'nde bulunan Kiril ve Latin harfli Bosna dili 1850-1900 yıllar arasında yayımlanmış süreli yayınlardaki Türkçe edebiyat ile ilgili yazılar incelenmiştir. Çağdaş Bosna edebiyatı için yeni bir kuruluş aşaması olan 19. yüzyıl sonrası aynı zamanda öncü yazarların eser verdiği dönem olmuştur. Bu öncü yazarların çoğu hem doğu edebiyatı hem de batı edebiyatları ile yakından ilgilenmiştir. Bu çalışmada, Sarajevski list, 1881-1918; Bosanska vila, 1885-1914; Bošnjak, 1891-1910; Nada, 1895-1903; Behar, 1900-1910) gibi süreli yayınlardan çıkan edebî türdeki yazılar değerlendirildi. Çalışmada kısmen, belirli dönemlerdeki edebî eğilimlerin tanıtılması da yapılmaya çalışıldı. Dolayısıyla edebî zevk ve değerlerin nasıl değiştiğini takip etmek mümkündür. Gerek sahayla, gerekse başta tarih ve kültür olmak üzere, farklı disiplinlerle ilgili yapılacak olan çalışmalara katkı sağlayacak olması bakımından da mühimdir.
Yeni Türk şiirinde dağ (1860-1908)
İlk Çağlarda içinde çeşitli gizemler barındırdığına inanılan, efsanelerin ve destanların vazgeçilmez ögesi olarak tasarlanan tabiat, insanoğlu tarafından dinî ve kültürel perspektifte sembolleştirilmesi bakımından önemli bir işleve sahiptir. Modern zamanlara yaklaşırken insanların saygı duyduğu hatta tâbi olduğu tabiatın Aydınlanma Çağı ile büyüsü bozulmuş ve bilimin önderliğinde her şeyi yeniden keşfeden insanın artık hükmettiği bir alan hâline gelmiştir. Derken katı akılcılığın eylemlerine bir isyan hareketi olarak romantizm ortaya çıkar. Eylemin sonuçlarından biri de tabiata olan saygının tekrar teşkil etme isteği ve güzelliklerin burada saklı olduğu düşüncesidir. Bu isyankâr hava sanata da yansır ve tabiat, yaratıcı dehanın ilhamını beslediği uçsuz bucaksız bir mekân haline dönüşür. Romantikler için tabiat ve elemanları artık bir imgelem kaynağıdır ve tabiatın ham görüntüsünü gerek kelimelerle gerek fırça darbeleriyle estetize etmeyi amaçlarlar. Tabiatın ve özellikle dağ imgesinin kullanımını halk edebiyatı numunelerinde yoğunlukla görebileceğimiz halde zihinselliği ön planda tutan ve hakikati arayan klasik Türk şiirinde pek rastlamayız. 1860'dan sonra yeni Türk edebiyatı olarak adlandırdığımız dönemde ise Türk şairlerinin tabiata yönelmeleri ve dağ imgesini daha fazla kullanmaları romantizmle tanışmaları ile olmuştur. Biz de çalışmamızda 1860-1908 yılları arasında teşekkül eden Türk şiirinde kullanılan dağ imgesini romantizm bağlamında tartışacağız. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, önemi ve yöntemi hakkında bilgi verildi. Birinci bölümde dağın Türk mitolojisinde, Türklerin etkileşim içinde bulunduğu kültürlerin mitolojilerinde ve semavi dinlerde kazandığı sembolik anlamlara değinildi. Ayrıca Türk halk şiirinde ve klasik şiirde dağ imgesinin genel görünümü değerlendirildi. Tezin teorik alt yapısını oluşturduğumuz ikinci bölümde romantizmin ana hatları verilerek yeni Türk şiirinin, tabiat ve romantizm ile olan ilişkisi irdelendi. Çalışmanın esas kısmını teşkil eden üçüncü bölümde ise çeşitli başlıklar altında yeni Türk şiirinde kullanılan dağ imgesinin romantizm kaynaklı olduğunu gösterilmeye çalışıldı. Anahtar Kelimeler: Dağ, Türk Şiiri, Romantizm, Tanzimat Dönemi, II. Meşrutiyet.
Türkiye'de edebiyat eleştirisi (1960-1970)
Türkiye‟de Edebiyat EleĢtirisi (1960-1970) baĢlıklı tezimiz, kavramsal ve tarihsel açıdan ele aldığımız edebiyat eleĢtirisinin, belirtilen dönemde ülkemizdeki durumunu değerlendirmektedir. "EleĢtirinin Kavramsal ve Tarihsel Arkaplanı", "Türk Edebiyatında EleĢtiri (1960-1970)" ve "1960-1970 Yılları Arasında Edebiyat EleĢtirisi Bibliyografyası" Ģeklinde üç ana bölümden oluĢmaktadır. "EleĢtirinin Kavramsal ve Tarihsel Arkaplanı" bölümünde kavramsal açıdan eleĢtiri, sözlüklere yansıyan anlamlandırma çabaları ile felsefe ve bilim tarihi içindeki yeri gösterilmeye çalıĢılarak belirlenmeye çalıĢılmıĢtır. Sözlük ve ansiklopedilerde; eleĢtiri kelimesinin kökeni, ilgili olduğu kavramlar ve baĢka dillerdeki karĢılıklarına iliĢkin farklı tanım ve açıklamalar bulunduğu, kavramın birçok kavram ve disiplinle yakın iliĢki içinde olduğu görülmüĢtür. "Türk Edebiyatında EleĢtiri (1960-1970)" baĢlıklı bölüm tezimizin asıl kısmını oluĢturmaktadır. 1960 sonrasında, Türk edebiyatı, daha önceki dönemlerin etkilerini sürdürerek ve yeni bazı eğilimleri de yansıtarak geliĢimini devam ettirmektedir. Bu dönemde, Ġkinci Yeni Ģairleri, Ģiir yazmayı sürdürse de Ġkinci Yeni bir akım olma özelliğini giderek kaybetmiĢtir. ġiirde anlam ve biçim sorunlarının gündeme gelmesine yol açan ve Ġkinci Yeni‟nin felsefi kaynaklarından biri olarak da gösterilen varoluĢçu yaklaĢımın hikâye türünü de etkilediği görülmektedir. ġiir ve hikâyede olduğu gibi roman türünde de herhangi bir akımla iliĢkisi kurulamayan edebiyatçılar bulunur. Edebiyat eserleri üzerinde en çok etki eden düĢüncelerden biri toplumcu gerçekliktir. 1960 sonrası edebiyat eleĢtiri anlayıĢları, dönemin önemli 20 edebiyat dergisindeki edebiyat eleĢtirisi ile ilgili 3.000 civarındaki yazı ve 70 civarında kitabın incelenmesi ile belirlenmeye çalıĢılmıĢtır. Bu yazı ve kitaplar "1960-1970 Yılları Arasında Edebiyat EleĢtirisi Bibliyografyası"nı oluĢturmuĢtur. 1960 sonrası edebiyat eleĢtiri anlayıĢlarını dört ana baĢlık altında incelemek mümkün görülmüĢtür. Bilimsel-nesnel eleĢtiri, öznel-izlenimci eleĢtiri, tarihselci eleĢtiri ve sanatçıların eleĢtirileri Ģeklinde belirlediğimiz bu dört ana baĢlık altında ele aldığımız eleĢtirmenlerin, zaman zaman farklı anlayıĢları yansıttıkları tespit edilmiĢtir. Anahtar Kelimeler: Edebiyat eleĢtirisi, EleĢtiri kuramları, EleĢtiri tarihi.
Hasan Akay'ın hayatı, sanatı, eserleri üzerine bir inceleme
Bu tezde, Hasan Akay'ın hayatı, eserleri, akademik çalışmalarında izlediği yöntem ve teknikler hakkında ayrıntılı bilgiler verilerek şiirleri teferruatlı bir şekilde ele alınmış, sanatsal kimliği derinlemesine incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde Hasan Akay'ın hayatı; biyografilerin yanı sıra, 12.07.2023 tarihinde kendisi ile yapılan mülakattan da yararlanılarak "ailesi, çocukluğu, eğitim ve çalışma hayatı" adlı bölümler halinde anlatılmıştır. "Eserleri" bölümünde edebi eserler ve akademik çalışmaları, kategorilere ayrılarak içerikleri hakkında bilgi verilmiştir. Bu kategorilerin ilki olan "Şiirleri" kısmında Akay'ın dokuz şiir kitabının yanında, antolojilere seçilen ve/ya kitaplarına girmeyen şiirlerinin listesi verilmiştir. "Denemeler" başlığı altında üç deneme kitabının künye bilgileri ve içerikleri hakkında açıklamalar yapılmıştır. "Akademik Çalışmaları" sınıflandırılmasında Akay'ın bilimsel çalışma yöntemleri hakkında bilgi verilmiş; bu bağlamda Akay'ın "yapısal, yapısökümcü, holografik, astrofizksel, holistik, Mutlak Metin merkezli" yaklaşımları benimsediği görülmüştür. Akademik çalışmaları "Metin Çözümlemeleri/Yorumlamaları", "Edebiyat Araştırmaları/ İncelemeleri", "Kuram/Teori Kitapları", "Antoloji Mahiyetindeki Kitapları, Sözlük Çalışmaları" başlıklarına ayrılarak ele alınmıştır. Ulusal ve uluslararası bildiri ve makaleleri, metin neşirleri, kitaplarda yer alan müstakil yazıları, sadeleştirme ve çevirileri de künyeler halinde verildikten sonra yönettiği yüksek lisans ve doktora tezlerinin listesi de verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde Akay şiirinin Türk şiiri içindeki yeri ve önemi incelenmiştir. Akay'a kadar olan ve Akay'ın da içinde yer aldığı kanaatinde olduğumuz mistik, metafizik Türk şiirine genel bir bakışın ardından bu şiirin bir damarı olan Sezai Karakoç çizgisinin izlerinin Akay şiirine nasıl yansıdığı tetkik edilmiştir. Üçüncü bölümde ise öncelikle Akay şiiri yapısal olarak incelenerek şiirinin şekil ve üslûp özelliklerine bakılmış, şiirlerinde ele aldığı insana, topluma ve tabiata dair temaların yanı sıra kavramsal temalar da incelenmiştir. Yine aynı bölümde yer alan "Akay Şiirinin Değişim ve Dönüşümü" başlığı altında, Akay şiiri üç döneme ayrılarak ele alınmış, bu dönemlerde özellikle Sezai Karakoç etkisi ile oluşan mistik yönelimli ilk dönem şiirlerinin zamanla nasıl özgün bir anlatım ve tekniğe kavuştuğu irdelenmiştir.