Theses supervised by Prof. Dr. Zekeriya Güler
16 theses · İstanbul 29 MayIs University, İstanbul University
Necmeddin en-Nesefî ve hadis ilmindeki yeri (Es-Seb`iyyât-es-Sem`iyyât isimli yazma eseri özelinde)
Tasnif dönemiyle birlikte zenginleşen hadis literatürünün bir türü de fezâil-i âmâl hadislerini içeren "Amelü'l-yevm ve'l-leyle" tarzı eserlerdir. Kelâm ilmiyle temâyüz etmiş önemli bir âlim olan Necmeddin en-Nesefî de bu türe ait bir eser telif etmiştir. es-Seb`iyyât-es`Sem`iyyât ismiyle anılan bu eser içerisinde (hicrî senede) her güne bir hadis denk gelecek şekilde 360 hadis müellife ulaşan isnadlarıyla birlikte kaydedilmiştir. Tek nüsha halinde bulunabilen Seb`iyyât-es`Sem`iyyât müellifin birçok eserinin bir araya toplandığı ansiklopedi mahiyetindeki "Matla`un-nucûm ve mecme`u'l-ulûm" isimli eserin içerisinde yer almaktadır. Müellifine ve yaşadığı döneme dair önemli ipuçları barındıran söz konusu mahtûta İSAM Tahkikli Neşir Esasları dikkate alınarak tahkik edilmiştir. Eserin özellikle isnadlarından yola çıkılarak Nesefî'nin hadisçiliği hususunda birtakım tespitler ortaya konulmuş ve bazı âlimlerin bu bağlamda Nesefî'ye yönelik eleştirileri de değerlendirilmiştir.
Radıyyüddin es-Sagânî ve ed-Dürrü'l-Mültekat adlı eserinin değerlendirilmesi
Sagânî, Kudâî'nin Müsnedü'ş-Şihâb ve Uklîşî'nin en-Necm adlı eserlerinden mevzû olduğunu söylediği rivayetleri, halk arasında meşhur mevzû rivayetleri, tamamı mevzû rivayetlerden oluşan kitapların adları ve bu kitapların ilk rivayetlerini ed-Dürrü'l-mültekat adlı eserinde derlemiştir. Bunun yanında hadis uydurma konusunda meşhur olmuş bazı kişilerin isimlerini de zikretmiştir. Sagânî, sahih, hasen ve zayıf rivayetlere mevzû hükmü vermesi sebebiyle âlimler tarafından tenkit edilmiştir. Irâkî itirazlarını bir reddiye ile ifade etmiştir. Bu çalışmada Sagânî'nin tespitlerine karşı yapılan itirazlar dikkate alınarak rivayetler değerlendirilmiştir. Karşılaştırılmalı bir yol izlenerek Sagânî'nin hükümlerindeki temel sâikler ve hükümlerinde isabetli olup olmadığı tespit edilmiştir.
Zehebî'nin Mîzânü'l-i'tidâl'inde Kaderî râviler
Hz. Peygamber'in hadislerinin taşıyıcıları olmaları sebebiyle râvilerin güvenilirlikleri muhaddislerin dikkatle araştırdıkları hususlardan biridir. Bu araştırmanın ürünü olan cerh ta'dil ilmi dinin temel kaynaklarından kabul edilen hadislerin sıhhatinin tespitine imkan sağlaması bakımından oldukça önemlidir. Râvilerin durumunu tespit amacıyla yapılan cerh ve ta'dil faaliyetlerinin daha sonra bir araya getirildiği eserlerin bir türü de zayıf râvileri konu edinen eserlerdir. Zehebî'nin "Mîzânü'l-i'tidâl fî nakdi'r-ricâl" adlı eseri de bu tarz eserlerin en önemlilerinden biridir. Bu çalışmada, Mîzânü'l-i'tidâl'de Kaderî olduğu söylenen râviler tespit edilmiş ve bu râviler arasında Zehebî'nin sika kabul ettiği şahıslar incelenmiştir. Kaderiyye'nin bid'at ehli fırkalardan olması sebebiyle ehl-i bid'at olarak kabul edilen bu şahışlar incelenerek, adaleti itibarıyla kusurlu Kaderî râvilere ve rivayetlerine yaklaşımın pratikte nasıl olduğuna dair birtakım tespitler ortaya konulmuştur.
Sıbt İbnü'l-Cevzî ve Îsâru'l-İnsâf fî Asâri'l-Hilâf adlı eseri
İbnü'l-Cevzî'nin (ö. 597/1201) kızdan torunu olması sebebiyle 'Sıbt İbnü'l-Cevzî' olarak meşhur olan Ebü'l-Muzaffer Şemsüddîn Yûsuf b. Kızoğlu (ö. 654/1256), VII/XIII. yüzyılda yaşamış Hanefî bir muhaddistir. Eserleri arasında bulunan Îsâru'l-insâf fî âsâri'l-hilâf, ayrı bir öneme sahiptir. Bu eserinde o, Hanefîler tarafından kullanılan ahkâm hadislerini toplamış, diğer fıkıh mezheplerinin delil olarak kullandıkları hadislerle karşılaştırmış ve Hanefîlerin onlarla neden amel etmediğine temas etmiştir. Bu eser, sadece Hanefîlerin hangi hadislerle amel ettiklerinin tesbiti değil, aynı zamanda onların hadisler karşısındaki tavırlarını belirleme ve Hanefî hadis usûlünün nasıl uygulanıp pratiğe yansıtıldığı açısından da önem kazanmaktadır. Ayrıca eser, Hanefî hadis usûlü kaidelerinin nasıl anlaşılması gerektiğine dair önemli ipuçları vermektedir.
Beyhakî'nin el-Hilâfiyyât adlı eserinde Hanefîlere yönelik tenkitleri
Beyhakî, el-Hilâfiyyat adlı eserinde Hanefî ve Şâfiîlerin ihtilaf ettikleri meselelere dair hadisleri bir araya getirmiştir. Söz konusu hadisleri sened ve metin açısından değerlendiren Beyhakî, Şâfiîlerin kullandıkları hadislerin sıhhatine vurgu yaparken Hanefîlerin istidlalde bulundukları hadislerin amele elverişli olmadıklarını göstermeye çalışmıştır. Bu araştırmada, Hanefîleri "hadisten anlamayan" ve "kendi mezhebine göre rivayet eden" gibi sözlerle itham eden Beyhakî'nin ilgili kitabındaki tenkitler tespit edilmiş ve ayrı başlıklar altında değerlendirilmiştir. Ayrıca araştırmanın ilk bölümünde farklı açılardan ele alınan eserin, hilâf literatüründeki yeri ortaya konmaya çalışılmıştır.
Ebû Abdurrahman es-Sülemî'nin Tabakâtu's-Sûfiyye adlı eserindeki hadis râvileri ve rivayetleri
İslam düşünce geleneğinin iki temel kaynağı olan Kur'an ve Sünnet'in farklı yorumlanmaları ehl-i hadis, ehl-i rey, mu'tezîle, şia ve tasavvuf gibi farklı ekollerin oluşmalarına sebep olmuştur. Tasavvuf düşüncesini temsil eden ilk zâhidlerin hal tercemelerinin kaydedildiği Tabakâtu's-sûfiyye'de 105 sûfiden 58'ine hadis isnâd edilmesi zâhidlerin kendi görüşlerini İslâmî referanslarla delillendirmeye çalışmalarının örneklerindendir. Ayrıca hem zühd hayatıyla temâyüz etmiş olup hem de hadis ilmiyle iştigal eden zâhidlerin sayısı oldukça fazladır. Sûfilerin hadis ilmiyle olan ilişkisini değerlendirebilmek açısından Tabakâtu's-sûfiyye'de kendisine hadis isnâd edilen 58 zâhidin hayatı, ilmî şahsiyetleri ve hadisçilik yönleri, eserde zikredilen hadislerin rivayet değerleri incelenmiş tasavvuf-hadis ilişkisine dair değerlendirmelerde bulunulmuştur.
İbn Abdilberr'in el-Ecvibetü'l-müstev'abe ani'l-mesâili'l-müstağrabe adlı eseri
İbn Abdilber, hiç şüphesiz Endülüs medeniyetinin yetiştirdiği önemli simalardan birisidir. Çok yönlü ilmî şahsiyeti ve muhaddis-fakih vasfıyla öne çıkan İbn Abdilber, elde ettiği müktesebat gereği hadisten fıkha, tarihten kıraate, edebiyattan ahlaka pek çok alanda eser vermiş, bir asra yakın ömründe ortaya koyduklarıyla hicrî V. asrın "İbn Abdilber asrı" olarak anılmasını sağlamıştır. Onun, el-Ecvibetü'l-müstev'abe ani'l-mesâili'l-müstağrabe adlı eseri, fıkhu'l-hadîs, müşkilü'l-hadîs ve garîbü'l-hadîs birlikteliğinin mücessem örneklerinden bir tanesi konumundadır. Bu eserde İbn Abdilber, Endülüslü Mâlikî âlim Mühelleb b. Ebî Sufra'nın Sahîh-i Buhârî'de mânası zor anlaşılan ve müşkilat arz eden yirmi iki hadis hakkında kendisine yönelttiği sorulara cevaplar vermiş ve bu hadisleri şerh etmek sûretiyle kapalılıkları gidermiştir.
Hz. Âişe'nin sahâbeye yönelik istidrakleri ve değerlendirmesi
Hadis tarihinde râvilerin birbirlerini düzelttikleri ve alana katkı sağladıkları bilinen bir husustur. Aynı durum sahâbe asrı için de geçerlidir. Bu tezde Hz. Âişe'nin istidrakleri ele alınmış; bunlar arasından özellikle sıhhatinde ciddi bir problem olmayan ve geçmişte tartışma konusu olmuş ve temsil güçü yüksek olan örnekler seçilerek incelemeye tabi tutulmuştur. Sonuç itibarıyla, hadis rivayetine isabetli tenkitleriyle tanınan Hz. Âişe'nin haklılık payının vuzuha kavuşması yanında, bazen onun, istidrak ve itirazlarında haklı olmadığı da tespit edilmiştir.
Sübkî'nin Tabakâtü'ş-Şâfiiyyeti'l-kübrâ adlı eserinde Zehebî'ye itirazları
Zehebî'nin rahle-i tedrîsatından geçen isimlerden biri olan Tâcüddîn es-Sübkî'nin Şâfii tabakât yazıcılığının en hacimli eserlerinden birisi, Tabakâtü'ş-Şâfiiyeti'l-kübrâ isimli eseridir. Bu eserde hocası Zehebî'den pek çok nakilde bulunmakla birlikte ona itirazları da vardır. Bu itirazların; cerh-ta'dil, biyografiye dair bilgiler, kaynaklar, üslup, yöntem ve bunun gibi konularla ilgili olduğu görülmektedir. Söz konusu itirazların bir kısmı Sübkî'nin isabetli olduğunu gösterirken diğer bir kısmı da Zehebî'nin aktardığı bilgilerin sıhhatini yansıtmaktadır. Bunların yanı sıra mezhep hususunda da bazı itirazlar görülmektedir ki bunlar en ağır ifadeler içeren itirazlardır. Şâfii-Eş'arî olan Sübkî, Hanbelî görüşlerine şiddetli bir meyli olduğunu belirttiği hocası Zehebî'yi özellikle Eş'arî alimlerin biyografilerini doğru ve yeterli düzeyde aktarmamakla itham edip hocasını sert ifadelerle eleştirmektedir. Bu eleştiriler, diğer kaynaklar çerçevesinde değerlendirildiğinde ise diğer eleştirilerde olduğu gibi tamamı için bir tarafın görüşünün tercih edilemeyeceği görülmekte; iki alimin de kendi bakış açısına uygun değerlendirmeler yaptığı anlaşılmaktadır. Zehebî'nin mutlak anlamda Eş'arî ve Şâfiî alimlerin haklarını ihlal ettiğini ileri sürmenin mümkün olmadığı ancak bazı alimlerin biyografilerini gerekenden kısa verdiği ve her alimin görüşüne aynı şekilde müsamahalı yaklaşmadığı, Sübkî'nin ise hocasına yönelttiği bazı itirazlarda haklı iken genelleme yaparak tepkisel ve mübalağalı bir tavır içerisinde olduğu görülmektedir. Ayrıca Sübkî'nin bazı haklı itirazlarla birlikte edebî yönünün ve mezhebine bağlılığının etkisiyle hocasını ağır ifadelerle eleştirdiği; Zehebî'nin ise onun iddia ettiği düzeyde gayr-i âdil bir tutum sergilemediği anlaşılmaktadır.
Ebû Tâlib'in imanı konusundaki hadislerin tahlil ve tenkidi
Ebû Tâlib'in imanı meselesi, gerek Ehl-i sünnet gerekse Şiî düşünce dünyasında önemlidir. İmâmiyye-İsnâaşeriyye, onun imanlı olarak öldüğü tezi üzerinden kendi inanç sistemlerini bir temele oturtmaya çalışmıştır. Nitekim onlara göre, Hz. Peygamber'in tüm neslinin temiz olması gerektiğinden, Ebû Tâlib'in iman edip bu hal üzere öldüğüne dair birçok rivayet kaynaklarında serdedilmiştir. Ehl-i sünnet kaynaklarında ise aksine, iman etmeden onun öldüğüne dair sahih rivayetler yer almıştır. Nitekim, bunlar arasında Müseyyib b. Hazn kanalıyla gelen "ölüm anı" rivayeti ile "Dahdâh" rivayeti öne çıkmaktadır. Bazı tarih kitaplarında, Ebû Tâlib'in imanlı öldüğüne dair bazı nakillere rastlanmakla beraber bunların sahih olmadığı dile getirilmiştir.
İbni Melek ve Mebâriku'l-Ezhâr Şerhu Meşâriki'l-Envâr adlı eseri
Hadisleri doğru anlama ve yorumlama gayreti İslamın başlangıcından günümüze kadar devam eden bir süreç olagelmiştir. En başta Hz. Peygamber bizzat kendisi sahabe tarafından anlaşılamayan hadislere açıklık getirerek izahlar yapmış ve hadislerin yanlış anlaşılmasının önüne geçmiştir. Hz. Peygamber'den sonraki süreçte de bu gayret devam ederek özellikle tasnif faaliyetlerinin neticesinde ortaya çıkan muteber hadis eserleri baştan sona şerh edilmeye başlanmış ve hadis şerhçiliği müstakil bir ilim haline bürünmüştür. Hadis şerhçiliğinin Anadolu'daki en önemli temsilcilerinden birisi de İbn Me-lek'tir. İbn Melek telif ettiği Mebâriku'l-ezhâr şerhu Meşâriki'l-envâr adlı eseriyle ön plana çıkmış velûd bir alimdir. Bu eser sahip olduğu özellikler sayesinde yaygın bir şekilde kullanılmış ve medreselerin müfredatında yer almıştır. Her ne kadar Meşâri-ku'l-envâr'ın birçok şerhi yapılmış olsa da Mebâriku'l-ezhâr isimli şerhin daha ayrı-calıklı bir yere sahip olduğu görülür. Çalışmamızda öncelikle Mebâriku'l-ezhâr'ın özünü oluşturması sebebiyle Meşâriku'l-envâr adlı eser ve bu eserin müellifi Sağanî üzerinde durularak müellif ve eseri hakkında inceleme yapılacaktır. Sağani'nin hayatı hakkında bilgi verilerek Meşâriku'l-envâr'ın üslup özelliklerine temas edilecektir. Daha sonra İbni Melek'in hayatı, ilmî şahsiyeti ve en önemli eserlerinden biri olan Mebâriku'l-ezhâr adlı eseri-ne değinilecektir. Çalışmanın son bölümünde ise İbn Melek'in Mebâriku'l-ezhâr'da takip ettiği şerh yöntemi ortaya konularak eserin kendine has özellikleri tespit edilmeye çalışılacaktır.
İbn Abdilberr'in el-Ecvibetü'l-müstev'abe ani'l-mesâili'l-müstağrabe adlı eseri
İbn Abdilber, hiç şüphesiz Endülüs medeniyetinin yetiştirdiği önemli simalardan birisidir. Çok yönlü ilmî şahsiyeti ve muhaddis-fakih vasfıyla öne çıkan İbn Abdilber, elde ettiği müktesebat gereği hadisten fıkha, tarihten kıraate, edebiyattan ahlaka pek çok alanda eser vermiş, bir asra yakın ömründe ortaya koyduklarıyla hicrî V. asrın "İbn Abdilber asrı" olarak anılmasını sağlamıştır. Onun, el-Ecvibetü'l-müstev'abe ani'l-mesâili'l-müstağrabe adlı eseri, fıkhu'l-hadîs, müşkilü'l-hadîs ve garîbü'l-hadîs birlikteliğinin mücessem örneklerinden bir tanesi konumundadır. Bu eserde İbn Abdilber, Endülüslü Mâlikî âlim Mühelleb b. Ebî Sufra'nın Sahîh-i Buhârî'de mânası zor anlaşılan ve müşkilat arz eden yirmi iki hadis hakkında kendisine yönelttiği sorulara cevaplar vermiş ve bu hadisleri şerh etmek sûretiyle kapalılıkları gidermiştir.
Sıbt İbnü'l-Cevzî ve Îsâru'l-İnsâf fî Asâri'l-Hilâf adlı eseri
İbnü'l-Cevzî'nin (ö. 597/1201) kızdan torunu olması sebebiyle 'Sıbt İbnü'l-Cevzî' olarak meşhur olan Ebü'l-Muzaffer Şemsüddîn Yûsuf b. Kızoğlu (ö. 654/1256), VII/XIII. yüzyılda yaşamış Hanefî bir muhaddistir. Eserleri arasında bulunan Îsâru'l-insâf fî âsâri'l-hilâf, ayrı bir öneme sahiptir. Bu eserinde o, Hanefîler tarafından kullanılan ahkâm hadislerini toplamış, diğer fıkıh mezheplerinin delil olarak kullandıkları hadislerle karşılaştırmış ve Hanefîlerin onlarla neden amel etmediğine temas etmiştir. Bu eser, sadece Hanefîlerin hangi hadislerle amel ettiklerinin tesbiti değil, aynı zamanda onların hadisler karşısındaki tavırlarını belirleme ve Hanefî hadis usûlünün nasıl uygulanıp pratiğe yansıtıldığı açısından da önem kazanmaktadır. Ayrıca eser, Hanefî hadis usûlü kaidelerinin nasıl anlaşılması gerektiğine dair önemli ipuçları vermektedir.
Ebû Abdurrahman es-Sülemî'nin Tabakâtu's-Sûfiyye adlı eserindeki hadis râvileri ve rivayetleri
İslam düşünce geleneğinin iki temel kaynağı olan Kur'an ve Sünnet'in farklı yorumlanmaları ehl-i hadis, ehl-i rey, mu'tezîle, şia ve tasavvuf gibi farklı ekollerin oluşmalarına sebep olmuştur. Tasavvuf düşüncesini temsil eden ilk zâhidlerin hal tercemelerinin kaydedildiği Tabakâtu's-sûfiyye'de 105 sûfiden 58'ine hadis isnâd edilmesi zâhidlerin kendi görüşlerini İslâmî referanslarla delillendirmeye çalışmalarının örneklerindendir. Ayrıca hem zühd hayatıyla temâyüz etmiş olup hem de hadis ilmiyle iştigal eden zâhidlerin sayısı oldukça fazladır. Sûfilerin hadis ilmiyle olan ilişkisini değerlendirebilmek açısından Tabakâtu's-sûfiyye'de kendisine hadis isnâd edilen 58 zâhidin hayatı, ilmî şahsiyetleri ve hadisçilik yönleri, eserde zikredilen hadislerin rivayet değerleri incelenmiş tasavvuf-hadis ilişkisine dair değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Bir hadis terimi olarak ihtisar Sahîh-i Buhârî Kitâbu's-salât örneği
Hadis rivayet geleneğinde ihtisar ve taktî yönteminin önemli yeri vardır. Hadis tarihi incelendiğinde çeşitli sebeplerden dolayı hadis eserlerinde, rivayet lafızlarında, usûl çalışmalarında ve daha da önemlisi hadis metinlerinde ihtisar yönteminin büyük ölçüde kullanıldığı görülmektedir. Bu minvalde ihtisarın müelliflere önemli ölçüde kolaylıklar sağladığı gibi bazen müellifin metodunu bilmeden ihtisar ettiği rivayetler yanlış anlaşılabilmektedir. Aynı zamanda rivayetlerin uzun kısmını bir arada değerlendirilmediği zaman ehil olmayan kişiler tarafından yanlış manalara kayabilmektedir. Bunun için müellifin eserinde ihtisar ettiği rivayetlerin kâmil kısmının tespit edilmesi ehemmiyet arz etmektedir. Çalışma Buhârî'nin el-Câmiu's-sahîh adlı eserinin salât bölümündeki muhtasar rivayetler ve hadisin uzun kısımları İbn Hacer'in Fethu'l-bârî'si ve Bedrüddîn el-Aynî'nin Umdetü'l-kârî adlı şerh eserleri üzerinden belli kavramlar kullanılarak tespit etmeyi hedeflemiş ve ayrıca onun söz konusu yöntemine dikkat çekilmiştir.
İbnü'l-Esîr'in hadis usulcülüğü (Câmiu'l-Usûl mukaddimesi özelinde)
İlk örneklerinin hicrî III. asırda görülmeye başlandığı hadis kitaplarına yazılan mukaddimeler, müellifin eserini yazma amacını, metodunu açıklaması ve hadis usulüne dair zengin bilgiler ihtiva etmesi açısından oldukça önemlidir. Daha sonraki dönemlerde bu gelenek devam etmiş ve birçok hadis âlimi eserlerine giriş mahiyetinde mukaddimeler kaleme almıştır. Hadis ilimleri tarihi boyunca yazılan bu mukaddimeler, müelliflerin hadis usulü anlayışını tespit etme noktasında önemli rol oynamıştır. Bu çalışmada, Mecdüddîn İbnü'l-Esîr'in (ö. 606/1210), Kütüb-i Sitte'de yer alan hadisleri derlediği Câmiu'l-usûl fî ehâdîsi'r-Resûl adlı hadis kitabına yazmış olduğu mukaddime ve bu mukaddimede yararlandığı kaynaklar detaylı bir şekilde incelenerek, onun hadis usulü konularına yaklaşımı tespit edilmeye çalışılacaktır.