Theses supervised by Prof. Dr. Zekiye Karaçam
11 theses · Aydın Adnan Menderes University
18-65 yaş kadinlarin fizisel ve ruhsal sağlik sorunlari ve COVİD-19 pandemi̇ korkusu ile ili̇şkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı 18-65 yaş kadınların fiziksel ve ruhsal sağlık sorunları ve bu sorunların COVID- 19 pandemi korkusu ile ilişkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma analitik kesitsel olarak İzmir ilinin Ödemiş İlçesine bağlı Yeniceköy Mahallesi'ne kayıtlı 18-65 yaş aralığında bulunan ile gelişigüzel örnekleme yöntemi ile belirlenen 156 kadın ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Fiziksel ve Ruhsal Sağlığı Belirleme Formu, COVID-19 Korkusu Ölçeği ve Genel Sağlık Anketi (GSA-12) ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, aritmetik ortalama ve standart sapma), korelasyon, Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis testleri ile lojistik ve çoklu regresyon analizleri kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde anlamlılık düzeyi p<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamındaki kadınların yaş ortalaması 48,84 ± 13,56 (min: 18, max: 65)'dır. Kadınların %78,8'i ilkokul mezunu ve %90,4'ü ev hanımı oldukları belirlenmiştir. Kadınların %57,7'si gelirini giderine eşit olarak tanımladıkları, %95,5'inin sosyal güvencesinin olduğu ve %78,2'sinin de evli ya da birlikte yaşadıkları saptanmıştır. Kadınların %50,6'sı fiziksel ve %20,5'inde ruhsal sağlık sorunu olduğu belirlenmiştir. Kadınlarda fiziksel ve ruhsal sağlık sorunu olanların COVID-19 Korkusu Ölçeği puanının fiziksel ve ruhsal sağlık sorunu olmayanlara göre daha yüksek olduğu ve yapılan istatistiksel değerlendirmede bu fark önemli bulunmuştur. Sonuç: Sonuç olarak bu çalışmada, fiziksel ve ruhsal yönden sağlık sorunu yaşayan kadınlarda daha fazla COVID-19 korkusu yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ebe ve hemşirelerin kadınlara verilen bakım ve danışmanlık gibi uygulamalarda, COVID-19 pandemisi korkusunu göz önünde alarak kalliteli hizmet vermeleri yaşanan korkunun en aza indirilmesine katkı sağlayabilir. Anahtar kelimeler: COVID-19, Pandemi, Kadın Sağlığı
Postpartum depresyonun anne-bebek bağlanması ve annelik rolü başarısına etkisi
Amaç: Bu araştırma, postpartum depresyonun anne-bebek bağlanması ve annelik rolü başarısına etkisinin belirlenmesi amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma Kasım 2022-Aralık 2023 tarihleri arasında Aydın İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Efeler İlçe Aile Sağlığı Merkezlerine sağlık hizmeti almaya gelen ve bebeği 1-12 aylık dönemde olan 300 anne ile yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında "Anne ve Bebeğine ait Bilgi Formu", "Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği", "Maternal Bağlanma Ölçeği" ve "Anlamsal Farklılık Ölçeği-Anne Olarak Ben" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, dağılımın normalliği için Shapiro- Wilk testi, Mann Whitney U testi, Spearman Korelasyon, Ki-kare analizi ve Lojistik Regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Araştırmada kadınların %26,0'ında postpartum depresyon riski olduğu belirlenmiştir. Kadınların Maternal Bağlanma Ölçeğinden aldıkları toplam puan ile Anlamsal Farklılık Ölçeği-Anne Olarak Ben ölçeğinden aldıkları toplam puan arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde ilişki olduğu saptanmıştır. Postpartum depresyon risk durumu ile Maternal Bağlanma Ölçeği toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Postpartum depresyon riski olan kadınların Anlamsal Farklılık Ölçeği-Anne Olarak Ben toplam puan ortalaması anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Bu çalışmada, 26-34 yaş arasında olan kadınların depresyon riskinin daha yüksek olduğu ve bebeğinin cinsiyeti istediği gibi olan kadınların postpartum depresyon riskinin ise daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Yapılan Lojistik Regresyon analizi sonucuna göre Anne Olarak Ben Ölçeği puanı arttıkça postpartum depresyon riskinin 1,25 kat azalttığı belirlenmiştir. Sonuç: Kadınlarda depresyon riskinin yaygın olduğu, postpartum depresyon riskinin annelik rolü başarısını olumsuz etkilediği ve anne-bebek bağlanması iyi düzeyde olan kadınların annelik rolü başarısının da iyi düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ebeler, doğum sonrası izlem ve bakım hizmeti sunumunda postpartum depresyona yönelik geçerli ve güvenilir ölçme araçları ile değerlendirme yaparak anne-bebek sağlığının geliştirilmesine katkı sağlayabilirler.
Doğum korkusuyla baş etme rehberi geliştirme ve etkinliğini değerlendirme
Bu çalışma, doğum korkusu ile baş etmeyi sağlamak için kanıta dayalı uygulama rehberi geliştirmek ve etkinliğini test etmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma metodolojik ve randomize kontrollü deneysel olarak iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşaması, metodolojik olarak yürütülmüş ve doğum korkusu ile baş etmeyi sağlamaya ilişkin kanıta dayalı uygulama rehberi geliştirilmiştir. Araştırmanın randomize kontrollü deneysel olarak yürütülen ikinci aşamasında, rehber içinde yer alan bireysel danışmanlık programının etkinliği değerlendirilmiştir. Araştırma 1 Ağustos 2018-1 Nisan 2020 tarihleri arasında 2, 5 ve 12 No'lu Aile Sağlığı Merkezi ve Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde izlem ve takibi olan toplam 70 gebe (müdahale: 37 ve kontrol: 33) ile yürütülmüştür. Müdahale grubuna rutin bakıma ilave olarak literatür ışığında geliştirilen bireysel danışmanlık programı uygulanmıştır. Araştırma verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A ve B Versiyonu, Spielberger Durumluluk Kaygı Ölçeği, Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği Kısa Formu ve Postpartum Soru Formu ile toplanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler, ki-kare, t-testi, Fisher testi ve Mann-Whitney U testi ile analiz edilmiştir. Rehber geliştirme aşamasında müdahalelerin etkinliğine dair kanıtlar, 13 randomize kontrollü çalışma, 13 ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel çalışma ve 5 ön test-son test kontrollü yarı deneysel çalışmanın incelemesinden elde edilmiştir. Çalışmalar doğum korkusunu azaltmada etkili olan on müdahale başlığı altında toplanmıştır. Bunlar psiko-eğitici grup terapisi, doğum öncesi eğitim, bireysel danışmanlık programı, intrapartum destekleyici bakım, bilişsel davranış terapisi, kalp hızı değişkenliği biofeedback, antenatal hipnoz eğitimi, grup sanat terapisi, Roy Uyum Modeline dayalı aralıklı doğum desteği ve öz yeterlik odaklı psikolojik danışmanlık olarak belirlenmiştir. Müdahale grubundaki kadınların müdahale sonrası Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği puan ortalaması (30,81±20,64), kontrol grubundaki kadınların puan ortalamalarından (67,94±27,37) istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha düşük olarak bulunmuştur (t=-6,450; p=0,000). Yine müdahale grubundaki kadınların (%59,5) kontrol grubundakilere göre (%39,4) daha fazla oranda normal doğum yaptığı ve kontrol grubundaki kadınların (%18,2) müdahale grubundakilere göre (%8,1) daha fazla sezaryen doğumu talep ettikleri görülmüştür. Ancak istatistiksel değerlendirmede bu farkların anlamlı olmadığı saptanmıştır. Kadınların gelecekteki doğum tercihi olarak normal doğumu tercih etme oranının müdahale grubundaki kadınlarda (%75,7) kontrol grubundakilere (%48,5) göre daha fazla olduğu ve bu farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (χ2=5,524; p=0,019). Bu çalışmada primipar kadınlarda doğum öncesi uygulanan bireysel danışmanlık programının doğum korkusunu azalttığı, ancak doğum sonuçlarını etkilemediği sonuçları elde edilmiştir. Bireysel danışmanlık programının gebelerin rutin antenatal bakımına entegre edilmesi ile doğum korkuları azaltılabilir ve doğum deneyimleri daha olumlu duruma dönüştürülebilir.
Kadınların doğum sırasındaki mahremiyet ile ilgili deneyim, görüş ve önerileri
Bu araştırma, kadınların doğum sırasındaki mahremiyet ile ilgili deneyim, görüş ve önerilerini belirlenmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı olarak Aralık 2018 ve Aralık 2019 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinin Obstetri Servisi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya gelişi güzel örnekleme yöntemi (convenience sampling) ile 300 kadın alınmıştır (n=300). Araştırma verileri Tanıtıcı Bilgi Formu ve Deneyim, Görüş ve Öneri Belirleme Formu ile toplanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde ve ortalama) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 27,10±5,9'dur. Çalışmadaki kadınların %56,7'si İlkokul ve ortaokul mezunu ve %82,7'sinin ev hanımı olduğu, %20,7'sinin sağlık güvencesinin bulunmadığı belirlenmiştir. Araştırmadaki kadınların %58'sinin 2-3 gebe kaldığı ve %45,3'nün normal doğum yaptığı tespit edilmiştir. Kadınların, %76,7'sinin doğum salonunda yanlarında yakının bulunması ve %53,3'nün doğum eylemi süresince bağırma ya da istemsiz ses çıkarma ile ilgili deneyim yaşadığı belirlenmiştir. Doğum eylemi süresince kadınların %91,6'sının doğum salonunda mahremiyetin korunması, tamamının doğum salonunda fiziki ortam konusunda, %97,3'nün muayene sonuçlarının yüksek sesle paylaşılması ve %94,7'sinin doğum eyleminde bazı fiziksel durumlara ilişkin mahremiyet ile ilgili görüşlerinin olduğu saptanmıştır. Kadınların %47,3'ünün doğum salonunda fiziki ortam konusunda ve %25'inin doğum eylemi süresince ortamda bulunan kişilere ilişkin önerilerinin olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, kadınların doğum eylemi süresince genellikle mahremiyet kaybı yaşamadıkları, ancak mahremiyete ilişkin çok sayıda görüş ve öneri bildirdikleri sonuçları elde edilmiştir. Ebelerin hizmet sunumunda hasta mahremiyetine dikkat etmeleri, empatik yaklaşımda bulunmaları, mahremiyet hakkının insan hakkı olduğunu kabul ederek etik davranmaları ile kadın sağlığının geliştirilmesine ve kadınların pozitif doğum deneyimi yaşamalarına katkı sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Bakım, deneyim, doğum, ebelik, görüş, mahremiyet.
Ebelerin amniyotomi ile ilgili görüş ve uygulamaları
Amaç: Bu araştırmanın amacı ebelerin, amniyotomi ile ilgili görüşve uygulamalarını incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji deseninde, Aralık 2020 ve Haziran 2021 tarihleri arasında İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi'de doğum kliniğinde yapılmıştır. Çalışmaya amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenen 11 ebe dâhil edilmiştir. Veriler, tanıtıcı bilgi ve yarı yapılandırılmış görüşme formları ile yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Veriler, içerik analizi yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan ebelerin, amniyotomi ile ilgili görüş ve uygulamaları altı tema ve 19 alt tema altında toplanmıştır. Bu temaların "amniyotomi ile ilgili görüşler", "amniyotomi uygulama nedenleri","amniyotomi uygularken dikkat edilen durumlar", "amniyotomi sonrasında dikkat edilen durumlar" "amniyotomi uygulaması ile ilgili onam ve yasal süreç" ve "amniyotomi ile ilgili güncel bilgileri kullanma durumu" olduğu tespit edilmiştir". Sonuç: Bu araştırmanın sonucunda, ebelerin bir kısmının amniyotominin, doğumu kısalttığı ve anne, bebek sağlığı için faydalı olduğunu için uygulanması gerektiğini düşünmektedir. Diğer grup ebeler ise, amniyotominin doğumun doğal sürecini bozduğu için uygulanmaması görüşündedirler. Ebelerin amniyotomiyi, literatürde yer alan bilgilerine göre, uygun şekilde uyguladıkları ve gebeye uygulamadan önce bilgi vererek sözel onam aldıkları, amniyotomi ile ilgili yasal süreç yaşamadıkları, sonuçlarına varılmıştır. Ebeler, intrapartum dönemde müdahaleden kaçınarak, müdahalesiz doğum yönetimine katkıda bulunabilirler. Anahtar kelimeler: Amniyotomi, birinci evre, ebelik, doğum eylemi
Doğum eyleminin ikinci evresinde fundal basınç uygulaması, anne ve bebek sağlığına etkisi
Araştırma Bursa İli'ne bağlı bir araştırma ve uygulama hastanesinde doğum eyleminin ikinci devresinde fundal basınç uygulaması, anne ve bebek sağlığına etkisini incelemek amacı ile analitik-kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmaya Haziran-Ekim 2014 tarihlerinde, olasılıksız örnekleme tekniği ile belirlenen, gebeliğinin 37-42 haftasında olan, çoğul gebeliği bulunmayan, bebeği verteks prezentasyonunda olan, en az ilkokul mezunu, Türkçe konuşup anlayabilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 350 kadın alınmıştır. Araştırma verileri araştırmacı tarafından geliştirilen gebeyi tanıtıcı bilgi formu, doğum eylemi gözlem formu ve Doğum Duygulanım Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, t-testi, ki-kare, Mann Whitney U testi, güvenilirlik ve lojistik regresyon analizleri kullanılmıştır. Çalışmaya katılan kadınların %30,6'sına fundal basınç uygulandığı gözlenmiştir. Fundal basıncın kadınlara daha çok ön kol ve yumruk kullanılarak uygulandığı, uygulamanın ortalama süresinin 23,82±19,71 sn ve ortalama uygulanma sayısının 4,68±3,54 kez olduğu saptanmıştır. Doğum sonrası, fundal basınç uygulanan kadınların %29,91'i fundal basınç sırasında acı hissettiğini, %28,04'ü bu uygulamanın doğumu kolaylaştırdığını ve yardım ettiğini ifade etmişlerdir. Araştırmanın lojistik regresyon analizi sonuçları doğum eyleminin ikinci devresinin uzunluğu ve epizyotomi uygulanması ile fundal basınç uygulaması arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki olduğunu gösterirken, primipar olma ile fundal basınç uygulaması arasında negatif bir ilişkinin olduğunu göstermiştir. Bu araştırma fundal basıncın bebek sağlığını etkilemediği, ancak anne sağlığına ilişkin bazı olumsuz sonuçlarının olduğunu ortaya koymuştur. Literatürde de bu uygulamanın yapılmaması gerektiği verilerine dayalı olarak, sağlık çalışanlarının fundal basıncın rutin uygulamalar içinde yer almaması gerektiği konusunda bilgilendirilmeleri, sağlık kurumlarının bu konuda uygulama rehberi geliştirmeleri ve kullanmaları ile anne-bebek sağlığının gelişimine katkı sağlanabilir.
Doğum ve kadın hastalıkları alanında çalışan hemşire, ebe ve hekimlerin anne-dostu doğum uygulamalarına ilişkin görüşleri
Amaç: Araştırma Aydın ve Muğla il merkezlerinde bulunan kamuya ait kadın-doğum hastaneleri ve kliniklerinde çalışan hemşire, ebe ve hekimlerin anne-dostu uygulamalarına ilişkin görüşlerinin incelenmesi amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yöntem: Bu araştırma Eylül- Ekim 2014 tarihlerinde Aydın ve Muğla il merkezinde bulunan kamuya ait hastanelerin doğum ve kadın hastalıkları birimlerinde çalışan ve gelişigüzel örnekleme yöntemi ile belirlenen 105 hemşire, ebe ve hekim ile yapılmıtır. Verileri hemşire, ebe ve hekimlerin tanıtıcı özelliklerinin ve doğal doğum görüşlerinin sorgulandığı kişisel soru formu ve anne-dostu doğum uygulamaları görüş formu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, varyans analizi, t-testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Bonferroni Düzeltmeli Mann-Whitney-U testi analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamındaki hemşire, ebe ve hekimlerin yaş ortalamasının 39,23±7,60 ve kadın doğum alanında çalışma süre ortalamalarının 11,29±8,48 yıl, %92,1'inin kadın ve %41,0'ının lisans lisans mezunu olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %75,2'si doğal doğumun tanımını bildiklerini ve %79,0'ı doğal doğumun ülkemizde uygulanmadığını belirtmişlerdir. Katılımcılar doğal doğumun uygulanmamasının nedenlerini kadınların doğal doğum konusunda eğitimlerinin yetersiz olması, doğum ağrısından korkması ve fiziki şartların uygun olmaması olarak bildirmişlerdir. Katılımcıların anne-dostu doğum uygulamalarına ilişkin görüş puan ortalamalarının 54,00±7,15 (aralık: 38-66) olduğu, ADÜ'de çalışanların, lisans eğitimine sahip olanların ve ebe/hemşirelerin istatistksel olarak önemli bir şekilde olmayanlara göre daha yüksek görüş puanına sahip olduğu bulunmuştur. Sonuç: Bu araştırmada hemşire, ebe ve hekimlerin anne-dostu doğum uygulamaları ile ilgili olumlu görüşte oldukları sonucu elde edilmiştir. Bu durum doğal doğum uygulamalarınnın kabul görmesi, yaygınlaştırılması ve anne-dostu doğum uygulamaların geliştirilmesine ve dolayısı ile anne-bebek sağlığının gelişimine katkı sağalyabilir.
Yenidoğan Yoğun Bakım üÜnitesinde bebeği yatan annelerin bakıma katılmalarının kaygı düzeyleri ve bakım sorunlarını çözme becerileri ile ilişkisi
Amaç: Araştırmanın amacı yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde bebeği yatan annelerin bakıma katılmalarıının kaygı düzeyleri ve bakım sorunlarını çözme becerileri ile ilişkisini incelemektir Yöntem: Araştırma, Temmuz 2013 ve Haziran 2015 tarhleri arasında, Pamukkale Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi ve Denizli Devlet Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde bebeği yatan 340 anne ile tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri anneler ve bebekleri ile ilgili Bilgi Formu, Bakıma Katılma Gözlem Formu, Durumluluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği ve Sorun Çözme Becerileri Değerlendirme Formu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikler, t-testi, varyans, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 27,65±5,64 (aralık: 18-47)'dür. Annelerin %35,6'sının ilkokul mezunu, %73,8'sinin ev hanımı olduğu, %84,1'inin çekirdek ailede yaşadığı ve %7,4'ünün sağlık güvencesinin bulunmadığı görülmüştür. Aannelerin ziyaret saatleri ve bakım saatleri dahil olmak üzere bebeklerini günde ortalama 6,28±2,43 (aralık 1-20) kez gördükleri ve çok sayıda temel bakımlarına katıldıkları belirlenmiştir. Annelerin Durumluluk/Sürekli Kaygı Envanteri Puanları ile Sorun Çözme Süreci Alt Ölçeği, Bebek Bakım Becerileri Alt Ölçeği ve Bakıma Katılma Gözlem Formu puanları arasında negatif, Sorun Çözme Süreci Alt Ölçeği ile Bebek Bakım Becerileri Alt Ölçeği ve Bakıma Katılma Gözlem Formu puanları arasında pozitif ilişki olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Bu çalışmada yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin bebeklerinin bakımına katılmalarının annelerinin durumluluk ve sürekli kaygı düzeylerini azalttığı, bebek bakım becerilerini ve bebek bakımına ilişkin problem çözme becerilerini arttırdığı tespit edilmiştir. Annelerin bebeklerinin bakımına katılımlarının artırılması ile anne sağlığı, bebek bakım ve sorun çözme becerileri ile bebeğin büyüme-gelişme ve iyileşme sürecine katkı sağlanabilir. Anahtar kelimeler: Bebek bakımı, ebelik/hemşirelik bakımı, kaygı, problem çözme becerileri, yenidoğan yoğun bakım ünitesi, yüksek riskli yenidoğan
Kadınlarda vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi, istismar öyküsü ve posttravmatik stres bozukluğunun incelenmesi
Araştırmanın amacı kadınlarda vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi, istismar öyküsü, cinsel istismar ve posttravmatik stres bozukluğu ve bu durumlar arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma, Temmuz 2014 ve Ağustos 2015 tarihleri arasında, Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde yatan 320 kadın ile analitik-kesitsel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri kadınlara ilişkin tanıtıcı, vajinal muayene ve şiddete ilişkin verileri sorgulayan soru formu ve Post-Travmatik Stres Bozukluğu Soru Listesi-Sivil Versiyonu ile toplanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler, t-testi, varyans, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve ki-kare testleri ile analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 26,32±5,98'dir. Çalışmadaki kadınların %76,3'ünün ilkokul mezunu ve %88,1'nin ev hanımı olduğu, %87,5'inin sağlık güvencesinin bulunduğu saptanmıştır. Kadınların vajinal muayene sırasındaki rahatsızlık hissi puan ortalamasının 3,92±3,34 olduğu ve %26,3'ünün vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi yaşadığı belirlenmiştir. Kadınların Posttravmatik Stres Bozukluğu puan ortalamasının 27,82±9,66 olduğu, %64,7'sinin Posttravmatik Stres Bozukluğu yaşadığı, fiziksel, duygusal ve cinsel şiddete maruz kalmanın Posttravmatik Stres Bozukluğu yaşamayı artırdığı belirlenmiştir. Kadınların %11,9'unun duygusal ve %7,8'inin fiziksel şiddete maruz kaldığı, %7,8'inin istemediği zamanda eşi tarafından cinsel ilişkiye zorlandığı ve bu kadınların %40,0'ının bu durumu cinsel istismar olarak tanımladıkları bulunmuştur. Çalışmada vajinal muayene sırasında rahatsızlık yaşayan kadınların (% 75,0) yaşamayanlara (%61,0) göre daha fazla oranda Posttravmatik Stres Bozukluğu yaşadıkları, fakat istismar öyküsünün vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi puanını etkilemediği saptanmıştır. Bu çalışmada vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi yaşayan kadınların daha fazla oranda Posttravmatik Stres Bozukluğu yaşadıkları, istismar ve cinsel istismar öyküsünün vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi yaşamayı etkilemediği, istismar ve cinsel istismar öyküsünün Posttravmatik Stres Bozukluğu yaşamayı artırdığı sonuçları elde edilmiştir. Bu sonuçların vajinal muayene sırasında verilen bakıma entegre edilmesi ile kadınların bu deneyimleri daha olumlu duruma dönüştürülebilir ve yaşadıkları travma azaltılabilir. Anahtar Kelimeler: Cinsel istismar, ebelik bakımı, istismar, posttravmatik stres bozukluğu, rahatsızlık, vajinal muayene
Gestasyonel diyabetin anne-bebek sağlığı ile ilişkisi
Araştırmanın amacı gestasyonel diyabetin görülme sıklığı ve anne-bebek sağlığı ile ilişkisini incelemektir. Araştırma Haziran 2015 ve Eylül 2016 tarihlerinde, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde doğum yapan 491 kadın ile analitik-kesitsel olarak gerçekleşmiştir. Araştırma verileri araştırmacı tarafından literatüre dayalı olarak hazırlanan soru formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare, student-t ve Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların %8,1'ine gestasyonel diyabet tanısı konulduğu saptanmıştır. Gestasyonel diyabet görülme sıklığının istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde 25-45 yaş aralığında (X2=18,232; p=0,000) ve ikinci derecede obez olanlarda (X2=12,457; p=0,014) daha fazla görüldüğü bulunmuştur. Ayrıca gestasyonel diyabetin daha önceki gebeliklerinde (%7,5'e karşı %1,1; X2=5,801, p=0,016) ve aile (%75,0'e karşı %22,0; X2=53,379, p=0,000) öyküsünde diyabet ve daha önce 4000 gr üzerinde bebek doğumu (%12,5'e karşı %2,2; X2=9,878, p=0,002) olan kadınlarda daha fazla görüldüğü ve bu farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Gestasyonel diyabeti olan kadınların (%27,5) gebelikleri boyunca olmayanlara (%8,9) göre daha fazla hastaneye yattıkları görülmüştür (X2=11,773; p=0,001). Yine gestasyonel diyabeti olan kadınların yenidoğanlarının vücut ağırlığı (3345,88±588,43) ve göğüs çevresi ortalamalarının (34,03±1,61) diyabeti olmayanlarınkilere göre (3155,03±542,04 ve 33,33±1,59) daha fazla olduğu ve bu farkların da istatistiksel olarak önemli olduğu saptanmıştır (sırası ile t=2,119; p=0,035 ve t=2,662; p=0,009). Araştırmada gestasyonel diyabeti olan kadınların ikametgâh, eğitim, çalışma, algılanan gelir düzeyi, sigara içme, egzersiz yapma, doğum öncesi bakım alma ve gebelikten önce sağlık sorunun bulunma, doğum şekli, doğumun başlama şekli, epizyotomi uygulaması ve laserayonla bulunma, doğum sırasında ve sonrasında problem gelişme, bebeklerinin fetal kalp atımı ve apgar skoru ve göğüs çevresi, sağlık problemi gelişme ve yoğun bakıma alınma durumları bakımından gestasyonel diyabeti olmayanlara benzer özellikte oldukları belirlenmiştir. Bu çalışmada gestasyonel diyabet görülme sıklığının yüksek olduğu, bu durumun kadınların gebelik süresince hastaneye yatış oranını ve bebeğin atropometrik ölçümlerini artırdığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Sağlık çalışanları, yüksek gestasyonel diyabet riski bulunan gebeler başta olmak üzere tüm gebelerin gestasyonel diyabet konusunda bilgilendirmeleri, erken tanı için tarama testi yapılmasını sağlamaları, diyabet tanısı alan gebelere sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını öğretmeleri ile anne-bebek sağlığına katkı sağlayabilirler. Anahtar kelimeler: Diyabet, gestasyonel, prevalans, bebek, kadın, sağlık, hemşirelik, bakım
Planlı sezaryenin doğum sonrası erken süt salınımı ve emzirme başarısına etkisi
Amaç: Bu araştırmada planlı sezaryen doğumların doğum sonrası erken süt salınımı ve emzirme başarısına etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma kohort çalışma olarak Şubat-Ekim 2022 tarihlerinde ve Aydın ilinde doğum sonrası dönemdeki 90 anne (planlı sezaryen: 30, acil sezaryen: 30, vajinal doğum: 30) ile yapılmıştır. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği ve Laktasyon Değerlendirme Formu ile toplanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare, ANOVA ve Kruskal Wallis testleri ile analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmada planlı sezaryen olan kadınların doğum hafta ortalamalarının (38,30 ± 0,60; min-max: 37-39) istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde acil sezaryen (39,00 ± 1,23; min-max: 37-41) ve vajinal doğum (39,17 ± 1,18; min-max: 37-41) gruplarınkinden daha küçük olduğu belirlenmiştir (F: 11,109; p= 0,004). Vaginal doğum yapan annelerin bebeklerinin ten tene temas yapılma oranının (%63,3) planlı (%6,7) ve acil (%3,3) sezaryenlerinkinden daha yüksek olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (χ²= 36,939; p= 0,001). Doğum sonrası bebeğin ilk 30-60 dakika içerisinde anne sütü ile beslenme oranları bakımından üç grup arasındaki fark anlamlı idi (planlı sezaryen: %6,7; acil sezaryen: %36,7; vaginal doğum: %93,3) (χ²= 46,859; p= 0,001). Planlı sezaryen olan annelerde doğum sonrası bebeğin sadece anne sütü ile beslenme oranının (%6,7) istatisksel olarak anlamlı bir şekilde vaginal doğum (%93,3) ve acil sezaryen (%36,7) olanlarınkinden daha düşük olduğu saptanmıştır. Yine LATCH ölçek puan ortalamalarının anlamlı bir şekilde planlı sezaryen yapanlarda en düşük (5,33±2,02; min-max: 2-10), acil sezaryenlerde orta (8,16±1,41; min-max: 4-10) ve vajinal doğum yapanlarda daha yüksek (8,93 ± 1,04; min-max: 7-10) olduğu saptanmıştır (K-W: 41,128; p< 0,001). Sonuç: Bu araştırmada planlı sezaryenin, bebeklerin ten tene temas, ilk 30-60 dakika içerisinde emzirilme, sadece anne sütü ile beslenme ve emzirme başarısını olumsuz etkilediği sonuçlarına ulaşılmıştır. Planlı sezaryen oranlarının azaltılması yolu ile doğum sonrası erken dönemde bebek sağlığının geliştirilmesine katkı sağlanabilir. Anahtar kelimeler: Anne sütü, Emzirme, Emzirme sorunları, Sezaryen doğum, Vaginal doğum.