Pharmacognosy
113 theses under this subject heading
Lavandula stoechas L. subsp. stoechas üzerinde biyolojik aktivite rehberli çalışmalar
Tez kapsamında, "karabaş otu" olarak bilinen L. stoechas L. subsp. stoechas'ın halk arasında diyabet ve santral sinir sistemi rahatsızlıklarında kullanımından yola çıkılarak, etkiden sorumlu olabilecek bileşiklerin tespit edilmesi amacıyla biyoaktivite rehberli fraksiyonlama ve izolasyon çalışmaları yürütülmüştür. Bitkinin potansiyel antidiyabetik etkisine yönelik araştırmalar α-amilaz ve α-glukozidaz enzim inhibisyonu rehberli çalışmalarla gerçekleştirilmiştir. Ekstre ve ana fraksiyonlarda α-amilaz enzim inhibisyonu gözlenmemiştir. Yüksek α-glukozidaz enzim inhibisyonu gösteren fraksiyondan çeşitli kromatografik yöntemler kullanılarak iki bileşik izole edilmiş, bileşiklerin yapısı spektroskopik yöntemler yardımıyla ursolik asit ve salvianolik asit B olarak aydınlatılmıştır. Ursolik asidin güçlü α-glukozidaz enzim inhibisyonu etki gösterdiği belirlenmiştir. Bitkinin santral sinir sistemi rahatsızlıkları üzerindeki potansiyel etkisine yönelik araştırmalar, beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF) protein düzeyi tayini rehberli çalışmalarla gerçekleştirilmiştir. En yüksek BDNF protein düzeyi artışı gösteren fraksiyon üzerinde yürütülen izolasyon çalışmaları sonucunda dört bileşik izole edilmiş, yapıları luteolin 7-O-β-D-glukopiranozit, rozmarinik asit, eriodiktiyol, 1-nonadeken olarak aydınlatılmıştır. Aktif fraksiyondan izole edilen ve fraksiyonda varlığı tespit edilen maddeler üzerinde yapılan çalışmalarda en yüksek BDNF protein düzeyi artışı ursolik asit ve eriodiktiyol bileşiklerinde görülmüştür. İzole edilen saf maddelerin H2O2 kaynaklı nöronal hücre hasarına karşı nöroprotektif etki gösterdikleri belirlenmiştir. DPPH, SO, NO radikali süpürücü etkinlik, CUPRAC ve FRAP yöntemleri kullanılarak bitkinin güçlü antioksidan etkinliğe sahip olduğu tespit edilmiştir. Elde ettiğimiz sonuçlar L. stoechas subsp. stoechas'ın halk arasında diyabet ve santral sinir sistemi rahatsızlıklarında kullanımını desteklemektedir.
Inula fragilis Boiss. & Hausskn. üzerinde farmakognozik araştırmalar
Inula L. (Asteraceae) türleri başta seskiterpen laktonlar olmak üzere terpenik bileşikler, flavonoitler, fenolik asitlerce zengin ülkemizde ve dünyada halk arasında yaygın kullanıma sahip bitkilerdir. Bu çalışmada endemik bir tür olan Inula fragilis Boiss. & Hausskn üzerinde fitokimyasal ve biyolojik etki çalışmaları yapılması planlanmıştır. Bitkinin toprak üstü kısmından sırasıyla diklorometan ve metanol ile hazırlanan ekstrelerden sekonder metabolit izolasyonu yapılmıştır. Toplamda 13 bileşik ve altı adet ikili karışım izole edilmiştir. Spektroskopik yöntemler (1D-2D NMR, MS, IR spektroskopisi) kullanılarak ya da standart madde ile karşılaştırılarak üç farklı triterpen (11-okso-urs-12-en-3β-il asetat, α-amirin:β-amirin), bir adet steroit ikili karışımı (stigmasterol:β-sitosterol), sekiz farklı seskiterpen lakton (4α,5α-epoksi-10,14H-inuviskolit, konfertin:graveolit, 4,5-epoksi-10,11,13,14H-inuviskolit:graveolit, 1β-hidroksi alantolakton, 4α-hidroksi-9β,10β-epoksi-1,3H-gaya-11(13)-en-12,8α-olit, 11α,13-dihidro-4H-ksantolongin-4-O-β-glukozit, 4-hidroksi-1,10H-psödogaya-11(13)-en-12,8-olit), sekiz farklı flavonoit (apigenin, nepetin, luteolin, krisoeriol:hispidulin, jaseosidin:apigenin, apigenin-7-O-rutinozit ve patuletin-7-O-(6''-O-asetil)-glukozit) ve iki fenolik asit (4-hidroksi benzoik asit ve klorojenik asit) olmak üzere 23 farklı bileşiğin yapısı aydınlatılmıştır. Metanol, diklorometan, su ekstreleri ile izolasyon çalışmalarında kullanılan ekstre ve fraksiyonlara LNCaP, DU-145, PC-3, HeLa, MDA-MB-231, A549 kanser hücre hatları ve PNT1A sağlıklı prostat hücre hattında MTT yöntemi ile yapılan sitotoksisite çalışmaları yapılmıştır ve diklorometan ekstresinin metanolde çözünen fraksiyonunun tüm kanser hücre hatlarında en düşük IC50 değerine sahip fraksiyon olduğu tespit edilmiştir. İzole edilen bileşik ve ikili karışımların sitotoksisite testleri ise LNCaP ve PNT1A hücre hatlarında gerçekleştirildiğinde 1β-hidroksi alantolakton bileşiğinin LNCaP hücre hattında 6,313±0,467 μM olarak belirlenen IC50 değeri ve yüksek hücre seçiciliği ile en dikkat çeken bileşik olduğu belirlenmiştir.
Opuntia ficus-indica (L.) Miller. meyveleri üzerinde farmakognozik çalışmalar
Ülkemizde tek tür olarak yetişen Opuntia ficus-indica "dikenli incir", "eşek inciri", "Hint inciri", "Frenk inciri", veya halk ağzında "kaynana dili" olarak anılır ve halk arasında gıda olarak kullanımı dışında kandaki kolesterolün azaltılması, antidiyabetik ve antiobezite amacıyla kullanılmaktadır. Tez çalışmamızda bu bitkinin meyve suyu, posası ve kladotları üzerinde kimyasal ve aktivite yönünden incelenmesi hedeflenmiştir. MeOH:su solvan sistemiyle ile elde edilen ana ekstreden hareketle alt ekstreler hazırlanmış ve yapılan kromatografik çalışmalar sonucunda 2 adet flavonol aglikonu [izoramnetin (OP-8) ve 3-O-metil kersetin (OP-9)] ve 4 adet izoramnetin glikoziti [Narsisin (izoramnetin-3-O-rutinozit) (OP-3 ve OP-7), 7-metoksi izoramnetin-3-O-rutinozit (ramnazin-3-O-rutinozit) (OP-2), izoramnetin-3-O-β-D-galaktopiranozit (OP-4) ve izoramnetin-3-O-β-(2′′-O-β-ksilopiranozil-6′′-O-α-ramnopiranozil) glukopiranozit (OP-1)] elde edilmiş ve yapıları spektroskopik analizler ile tayin edilmiştir. İzoramnetin-3-O-β-(2′′-O-β-ksilopiranozil-6′′-O-α-ramnopiranozil) glukopiranozit (OP-1) ve 7-metoksi izoramnetin-3-O-rutinozit (ramnazin-3-O-rutinozit) (OP-2) bileşikleri doğada var olmakla birlikte Opuntia ficus-indica türünden ilk defa izole edilmiştir. 2 adet izoramnetin aglikonuna sahip sırasıyla 2 ve 1 şekerli flavonoit (OP-11 ile OP-14) ile 1 adet naftokinon (OP-16) yapısının tayini üzerindeki çalışmalar ise devam etmektedir. Aktivite çalışması olarak O. ficus-indica'nın ana ekstresinin, alt ekstrelerinin ve izole edilmiş bileşiklerinin antioksidan aktivitelerine, sitotoksik, antidiyabetik ve antiobezite etkilerine bakılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde DPPH radikaline karşı antioksidan aktivite gösterdikleri, sitotoksik açıdan kullanımlarının doza bağlı olarak güvenli olduğu, antidiyabetik ve antiobezite etkilerinin ise istatistiksel olarak anlamlı çıktığı bulunmuştur. Bu sonuçlar Opuntia ficus-indica meyvelerinin içerdiği izoramnetin aglikon yapısından dolayı diyabet ve obezite tedavisinde potansiyel ilaç hammaddesi olarak araştırılabileceğini ortaya koymuştur.
Türkiye'de yetişen bazı acanthus L. türlerinden ilaç adayı bileşiklerin izolasyonu
Dünyada 30 türü bulunan Acanthus L. (Acanthaceae) cinsi Türkiye florasında 3'ü endemik, 8 takson ile temsil edilmektedir. Acanthus L. türleri Türkiye'de yara iyi edici, balgam söktürücü olarak ve ishale karşı kullanılırken, farklı ülkelerde göğüs ağrılarında, gastrointestinal sistem problemlerinde, üriner sistem hastalıklarında, hepatitte, lenfomalarda ve romatizma ağrılarını dindirmede kullanılmaktadır. Çalışmamızda A. dioscoridis L. var. dioscoridis L. ve A. spinosus L. türlerinin toprak üstü kısımlarından elde edilen sulu ekstreler üzerinde fitokimyasal çalışmalar ile türlerin etki ve kullanımlarından yola çıkılarak, bazı biyolojik etki çalışmaları yapılmıştır. Fitokimyasal çalışmalar sonucunda iki bitkiden toplam 14 bileşik izole edilmiş ve yapıları ileri spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmıştır. Bunların 4 tanesi feniletanoit glikoziti (akteozit [AD-12=AS-2], β-hidroksi akteozit [AS-1], lökoseptozit A [AD-6], martinozit [AD-1]), 4'ü benzoksazinoit (benzoksazol-2(3H)-on [AD-4], 2,4-dihidroksi-1,4-benzoksazin-3 (2H)-on [AD-7=AS-5], 2-O-β-glukopiranoz-4-hidroksi-1,4-benzoksazin-3(2H)-on [AD-14=AS-7], akantaminozit [AD-16]), 2'si ester flavanon glukoziti (naringenin 7-(3"-asetil-6"-E- p-kumaroil) glukozit [AD-2]), naringenin 7-(6"-E- p-kumaroil) glukozit [AD-3]) ve 1 tanesi lignan glukoziti (pinorezinol-4-O-β-glukopiranozit [AD-8]) yapısındadır. Ekstre, fraksiyon ve elde edilen saf bileşiklerden ikisinin ([AD-4] ve [AD-6]) biyolojik etkileri; DPPH, NO ve SO radikali süpürücü etkinliklerinin, kanser hücreleri (HEp-2 ve HeLa) ile sağlıklı hücrelere (FHs 74, RAW 264.7 ve L929) karşı sitotoksik, FHs 74 hücrelerine karşı genotoksik etkilerinin araştırılması ile izlenmiştir. Ayrıca, LPS ile uyarılmış RAW 264.7 hücrelerinde NO ve PGE2 sitokin düzeyleri üzerinden antienflamatuvar etkileri ile L929 hücreleri üzerinde yara iyi edici etkileri tayin edilmiştir. Sonuç olarak, A. dioscoridis var. dioscoridis ve A. spinosus sulu ekstreleri DPPH radikaline karşı % 90 inhibisyon göstermiş, genotoksik ve sitotoksik etki gözlenmemiştir. Ekstreler 800 μg/ml konsantrasyonda sırasıyla % 38.2 ve % 47.9 oranlarında orta derecede NO inhibisyonu yapmıştır. Denenen tüm örnekler PGE2 üretimini yüksek oranda inhibe etmiştir. Pozitif kontrol LPS (+)'de 1837 pg/ml olan PGE2 üretimi, A. dioscoridis var. dioscoridis ve A. spinosus ekstrelerinin 10 μg/ml konsantrasyonunda sırasıyla 466 ve 728 pg/ml, A. dioscoridis var. dioscoridis'in % 35 metanolle alınan poliamit kolon fraksiyonunun (Fr. C) 5 μg/ml konsantrasyonunda 165 pg/ml, [AD-4] ve [AD-6] bileşiklerinin 20 μg/ml konsantrasyonunda sırasıyla 304 ve 347 pg/ml olarak bulunmuştur. Her iki ekstre de L929 hücrelerindeki hücre hasarını 48 saat içinde onarmıştır. Tez çalışmamız, ülkemizde yetişen iki Acanthus türü üzerinde yürütülen ayrıntılı fitokimyasal ve biyolojik etki araştırmalarıyla Acanthus türlerinin geleneksel kullanımını destekleyici çalışmaların literatüre kazandırılması açısından önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler:Acanthus türleri, fitokimya, izolasyon, yapı tayini, antioksidan etki, sitotoksik etki, genotoksik etki, antienflamatuvar etki, yara iyi edici etki.
Bazı gentianella türlerinin fitokimyasal analizleri ve sekonder metabolitlerinin BDNF (Beyin-türevli nörotrofik faktör) üzerindeki etkileri
Gentianella Moench (Gentianaceae) türleri ksantonlar, flavonoitler ve terpenik bileşikler taşıyan bitkilerdir. Flavonoitlerin BDNF (beyin-türevli nörotrofik faktör) ekspresyonunda artışa neden olduklarına dair bazı çalışmalar bulunmaktadır. Flavonoitlere benzeyen ksantonların da benzer etkiyi göstereceği düşünülmüştür. Bu çalışmada endemik bir tür olan G. holosteoides Schott & Kotschy ile G. caucasea (Lodd. ex Sims) Holub ve G. ciliata (L.) Borkh. türleri üzerinde fitokimyasal ve biyolojik etki çalışmaları yapılması planlanmıştır. Bitkilerin toprak üstü kısımlarının metanollü ekstrelerinden toplamda 28 sekonder metabolit izole edilmiştir. Bu bileşiklerin yapıları aydınlatılıp tekrar elde edilen bileşikler çıkarıldığında elde edilen 1'i yeni olmak üzere 20 bileşiğin yapısı MS, 1D- ve 2D-NMR spektroskopik yöntemleriyle; 9 ksanton aglikonu ve glikoziti (gentiabavarozit, gentiakaulein-1-O-glukozit, dekussatin-1-O-primverozit, svertiaperenin, dekussatin, norsvertianolin, mangiferin, svertianolin, bellidin), 3 benzofenon glikoziti (2,4,3'-trihidroksi-benzofenon-6-O-β-glukopiranozit, 2,3ꞌ-dihidroksi-4-metoksibenzofenon 6-O-β-glukopiranozit, 3,4,3'-trihidroksibenzofenon 6-O-β-glukopiranozit), 3 flavon-C-glikoziti (pakistozit A, izoviteksin, izoorientin), 2 iridoit glikoziti (svertiazit, loganik asit) ve 3 sekoiridoit glikoziti [7-O-metilmorronizit (7α ve 7β), sverozit, svertiamarin] olarak aydınlatılmıştır. Ekstre ve saf bileşiklerin BDNF ekspresyonu üzerindeki etkileri SH-SY5Y hücreleri üzerinde incelenmiştir. G. holosteoides 50 µg/mL konsantrasyonda (% 148.8) ve G. caucasea 12.5 µg/mL konsantrasyonda (% 145.7), svertiamarin (% 39.3), 7-O-metilmorronizit (% 36.0) ve sverozit (% 34.3) 30 µM konsantrasyonda en yüksek etkiyi göstermiştir.
Vinca soneri Koyuncu üzerinde farmakognozik araştırmalar
Apocynaceae familyasına ait Vinca soneri Koyuncu sp. nova, ülkemizde Doğu Anadolu'da yetişen çok yıllık, koyu yeşil yapraklı, soluk mavi çiçekli endemik bir bitkidir. Vinca türleri halk arasında kan şekeri düşürücü, tansiyon düşürücü, gaz söktürücü, kusturucu, hemostatik olarak kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında, üzerinde sınırlı fitokimyasal çalışma bulunan V. soneri'nin ham metanol ekstresinin butanol alt ekstresinden çeşitli kromatografik yöntemlerle sekonder metabolitler izole edilmiş, elde edilen bileşiklerin yapıları tayin edilerek α-glukozidaz enzim inhibitör etkileri araştırılmıştır. Fitokimyasal çalışmalar sonucunda kemferol 3-O-α-ramnopiranozil (1→6)-β-galaktopiranozit (VS-1, VS-2A), kemferol 3-O-α-ramnopiranozil (1→6)-β-glukopiranozit (VS-2B), kersetin 3-O-α-ramnopiranozil (1→6)-β- galaktopiranozit (VS-3), kersetin-3-O- [α-ramnopiranozil(1→6)-β-galaktopiranozil] - 7-O-α-ramnopiranozit (VS-4) ve kersetin-3-O- [α-ramnopiranozil(1→6)-β-galaktopiranozil] - 7-O-β-glukopiranozit (VS-5) olmak üzere 5 flavonoit, 2-hidroksi-3-O-β-glukopiranozil-benzoik asit (VS-6) ve klorojenik asit (VS-7) olmak üzere 2 fenolik asit, loganin (VS-8) ve loganik asit (VS-9) olmak üzere 2 iridoit elde edilmiştir. Bileşiklerin yapı tayinleri 1D (1H ve 13C) ve 2D (DQF-COSY, HSQC ve HMBC)-NMR teknikleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen tüm bileşiklerin α-glukozidaz enzim inhibisyonları incelendiğinde, kersetin 3-O-α-ramnopiranozil (1→6)-β- galaktopiranozit (VS-1)'in 169.87±4.37 µg/mL IC50 değeri ile pozitif kontrol olarak kullanılan akarbozla benzer düzeyde inhibisyon yaptığı gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Vinca soneri, flavonoit, fenolik asit, iridoit, α-glukozidaz Destekleyen Kuruluş: H.Ü. Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi (Proje No: THD- 2022-20224)
Halk ilacı ve gıda olarak kullanılan prunus mahaleb L. tohum ve meyve kabuklarında farmakognozik araştırmalar
Tıbbi bitkiler arasında yer alan Prunus mahaleb L. (syn. Cerasus mahaleb L. Mill.) mahlep, mehlep, idris agac, pis agac olarak bilinmekte olup özellikle tohumları gıda olarak tüketilmekte ve diğer ülkelere ihraç edilmektedir. Tez çalışmamızda P. mahaleb tohum ve meyve kabukları üzerinde ayrıntılı fitokimyasal ve biyolojik etki çalışmaları yapılmıştır. Meyve kabuklarından (endokarp) elde edilen sulu metanollü ekstreden çeşitli kromatografik metotlarla gerçekleştirilen izolasyon çalışmaları sonucunda 15 saf bileşik elde edilmiş, 1 tanesi doğa için yeni olmak üzere 11 tanesinin yapısı (2-O-β-glukopiranoziloksi-4-metoksi-hidrosinnamik asit, cis-melilotozit, dihidromelilotozit, trans-melilotozit, 2-O-β-glukoziloksi-4-metoksi trans-sinnamik asit, 2-hidroksi-4-metoksi hidrosinnamik asit, gallik asit, kersetin-3-O-(2-O,6-O-α-diramnopiranozil)- β-glukopiranozit, kemferol-3-O-(2-O,6-O-α-diramnopiranozil)- β-glukopiranozit, β-sitosterol 3-O-β-glukopiranozit ve ursolik asit) ileri spektroskopik yöntemler kullanılarak aydınlatılmıştır. P. mahaleb tohum ve meyve kabuklarından (enkokarp) elde edilen ekstre, fraksiyon ve saf bileşiklerin mantar tirozinaz enzim inhibisyonları incelenmiştir. Tohum ve kabuk etilasetatlı fraksiyonlar ile bazı saf bileşiklerin etkisinin oldukça yüksek olduğu bulunmuştur. Etkili bulunan sinnamik asit türevi yapısındaki bileşiklerin enzim kinetiği incelenerek, inhibisyon tipleri ve enzime bağlanma sabitleri Ki hesaplanmıştır. Melanogeneze karşı etkilerini belirlemek için saf bileşiklerin spektrofotometrik yöntem kullanılarak B16F10 hücrelerindeki melanin içeriğine olan etkileri ve hücresel tirozinaz enzim inhibisyonu araştırılmış ve yapı-etki ilişkisi ortaya konmuştur. Ekstre ve fraksiyonların DPPH, NO, SO, ABTS radikallerine karşı süpürücü etkileri ile TEAC ve CUPRAC yöntemleri kullanılarak antioksidan kapasiteleri belirlenmiştir. L929 (fare fibroblast), B16F10 (fare melanoma), A2058 (insan melanoma) ve HeLa (insan servikal karsinoma) hücre hatları üzerinde sitotoksik etkileri araştırılmıştır. Tüm yöntemlerde belirgin antioksidan etki gösteren ekstre ve fraksiyonlar, melanoma hücrelerine karşı konsantrasyona bağlı yüksek sitotoksik etki gösterirken, HeLa ve L929 hücrelerine karşı etki çok düşük bulunmuştur. Sonuçlar sitotoksik etkinin seçici olduğunu göstermiştir. Tez çalışmamız, yüksek etkili cilt beyazlatıcı özelliğe sahip bileşikleri içeren P. mahaleb meyve kabuklarının kozmetik endüstrisi için önemli potansiyele sahip olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar, halen ciddi anlamda kullanılmayan mahlep kabuklarının tohumlardan sonra ekonomik olarak değer kazandıracak olması açısından önem arz etmektedir.
Afyonkarahisar ili jeotermal kaynaklarından izole edilen mikroalgal türler üzerinde farmakognozik araştırmalar
Mikroalgler evrendeki en eski yaşam formlarından biridir. Mikroalg kaynaklı bileşikler antioksidan, antikanser, antienflamatuvar, antiobezite, antianjiyogenik, anti HIV, antiviral, antiparazitik, antimikrobiyal, nöroprotektif, antifungal ve enzim inhibisyon etkileri gösterir. Mikroalglerin bir sınıfı olan siyanobakteriler ise yeni, biyolojik olarak aktif bileşiklerin keşfi için oldukça önemli olan organizma gruplarından biridir. Tez çalışmamızda, Afyonkarahisar ilinin üç farklı bölgesindeki jeotermal su kaynaklarından dört siyanobakterinin izolasyonu yapılmış ve 16S ribozomal RNA analizi ile tanımlamaları gerçekleştirilmiştir. İzole edilen türlerin Geitlerinema, Oscillatoria ve Leptolyngbya cinslerine ait olduğu saptanmıştır. Kültür yöntemi ile çoğaltılan biyokütlelerin karotenoit profillerini belirlemek, antioksidan ve sitotoksik etkilerini araştırmak için hekzan ekstreleri elde edilmiştir. Kuru biyokütlelerin sulu ekstrelerinden C-fikosiyanin saflaştırılmış, antioksidan ve sitotoksik etkileri araştırılmıştır. Karotenoitler ve C-fikosiyaninlerin antioksidan kapasitelerinin tayini DPPH ve ABTS radikali süpürücü etkinlikleri test edilerek gerçekleştirilmiştir. Sitotoksik etkileri ise HeLa kanser hücre serisi ve L929 sağlıklı hücre serisi üzerinde MTT metodu kullanılarak tayin edilmiştir. İzole edilen dört siyanobakteri türünden Leptolyngbya sp. (a), en yüksek miktarda β-karoten ve C-fikosiyanin içeriğine sahiptir ve karotenoitlerinin DPPH radikalini süpürme etkinliği ile bu türden elde edilen C-fikosiyaninin ABTS radikalini süpürme etkinliği diğer türlerden daha yüksek bulunmuştur. Dört türün karotenoitleri ve C-fikosiyaninleri L929 sağlıklı hücrelerine ve HeLa kanser hücrelerine karşı sitotoksik etki göstermemiştir. Elde edilen sonuçlar, dünyada biyoteknolojik ve ticari uygulamalarda en önde gelen Spirulina siyanobakterisi ile yapılan benzer çalışmaların sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Tez çalışmamız dünyada sağlık, gıda ve kozmetik gibi endüstrilerde yaygın olarak kullanılan Spirulina türlerine içeriğindeki karotenoitler ve fikosiyanin ile alternatif olabilecek yerli türlerin tespiti, içerdikleri bileşiklerin biyoaktivitelerinin ortaya koyulması bakımından önemli bir çalışmadır. Anahtar Kelimeler: Leptolyngbya sp., siyanobakteri, karotenoit, C-fikosiyanin, UPC2.
Stevia rebaudiana Bertoni yaprakları üzerinde kalite kontrol çalışmaları ve biyolojik aktivite araştırmaları
Stevia rebaudiana Bertoni Yaprakları Üzerinde Kalite Kontrol Çalışmaları ve Biyolojik Aktivite Araştırmaları Bu tez çalışmasında, Güney Amerika kökenli, özellikle Paraguay ve Brezilya'ya özgü bir bitki olan Stevia rebaudiana Bertoni üzerinde farmakognozik araştırmalar yapılmıştır. Farklı ülkelerden temin edilmiş olan tohumlardan, Turgutlu, Manisa'da yetiştirilen bitkilerin yapraklarından hazırlanan droglar üzerinde kalite kontrol, miktar tayini çalışmaları ve biyolojik aktivite araştırmaları yapılmıştır. Avrupa Farmakopesi'nde yer alan yöntemler esas alınarak kalite kontrol ve miktar tayini çalışmaları yürütülmüştür. Kurutmada kayıp, total kül, hidroklorik asitte çözünmeyen kül, sülfat külü tayini, X-ray floresans spektroskopisi ile elementel içerik tayini ve yüksek basınçlı sıvı kromatografisi (HPLC) ile steviozit miktarı tayin edilmiştir. Ayrıca toplam fenolik madde ve toplam flavonoit miktarı da tespit edilmiştir. Antimikrobiyal aktivite ve antioksidan aktivite sırasıyla mikrodilüsyon yöntemi ile ve DPPH radikali yakalama yöntemi ile belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler; Stevia rebaudiana, steviozit, antioksidan, antimikrobiyal, HPLC, X-ray floresans spektroskopi
Pharmacognostic evaluation of glaucium flavum crantz.
Glaucium flavum, species of Glaucium belonging to Papaveraceae family, grows mostly with yellow flowers in sand in waterside and rocky areas which suffered from erosion below 500 meters height. Due to the isoquinoline alkaloid it content, it has antitussive, neuroprotective, anti-inflammatory and antibacterial effects. Herba of Glaucium flavum collected from three distinct locations were studied with "Loss on drying, total ash, sulfate ash and ash insoluble in HCl" in accordance with European Pharmacopoeia. Alkaloid profile of the plant is detected by GC-MS "(Gas Chromatography-Mass Spectrometry)" method. Inhibitory activities of acetylcholinesterase and butyrylcholinesterase were examined on alkaloid extracts of the plant samples. Glaucine was found to be major compound in the plant that was collected from Sakran, Izmir which is a Bulancak, Giresun culture form; isocorydine was major compound in the plant that was collected from Mordogan, Izmir; an alkaloid with a moleculer weight of 337 was found to be major compound in the plant that was collected from Karabiga, Canakkale. Acetylcholinesterase and butyrylcholinesterase inhibitory activity potentials were detected in all extracts obtained from the plants. The highest activity between the examined plants is found in the plant extract that was collected from Karabiga, Canakkale. For the acetylcholinesterase inhibitory activity, the highest IC50 value is 8,98 µg/mL whereas the highest IC50 value is 17,46 µg/mL for the butyrylcholinesterase inhibitory activity. Difference of alkaloid profile and biological activity were detected between the samples of the plant that are collected from different locations. Keywords; Glaucium flavum; Papaveraceae; alkaloid; GC-MS; acetylcholinesterase inhibitory
Flos sambuci drog örnekleri üzerinde kalite kontrol çalışmaları
Türkiye'de doğal olarak yetişen iki Sambucus türünden biri olan Sambucus nigra L., Caprifoliaceae familyasına ait çalı formunda bir bitkidir. Geleneksel olarak soğuk algınlığı, üst solunum yolu enfeksiyonları ve gripte kullanılmaktadır. S. nigra'nın antiviral, antioksidan, antienflamatuar, antimikrobiyal ve antidiyabetik etkinlikleri bilimsel olarak ispatlanmıştır. Bu çalışmada dört farklı drog örneği üzerinde kalite kontrol çalışmaları yürütülmüştür. İki örnek sırasıyla (SN2 ve SN3) eczane ve aktarda satılan ticari droglardır. Diğer iki örnek ise (SN1 ve SN4) İzmir-Bozdağ ve Isparta-Gölcük'ten sırasıyla toplanmıştır. Tüm örnekler, Avrupa Farmakopesi 8.0 ve Türk Farmakopesi 2017'de yer alan yöntemler esas alınarak incelenmiştir. Kurutmada kayıp, bütün kül, hidroklorik asitte çözünmeyen kül ve sülfat külü deneyleri gerçekleştirilmiştir. Rutin ve kafeik asitten standart olarak yararlanılmak suretiyle drog örneklerinin analizi ve saflık kontrolü için ince tabaka kromatografisi (İTK) kullanılmıştır. Toplam flavonoitlerin spektrofotometrik miktar tayini yapılmıştır. Ayrıca drog örneklerinin antioksidan potansiyeli spektrofotometrik ölçüm tekniği baz alınarak, DPPH (2,2-difenil-1-pikrilhidrazil) radikal süpürücü aktivite tayin yöntemiyle saptanmıştır. Genel olarak tüm örneklerin farmakope standartlarıyla uyumlu olduğu görülmüştür. Test edilen örnekler içerisinde SN1 kodlu örneğin en yüksek flavonoit miktarına sahip olduğu bulunmuştur. Buna ek olarak, tüm örneklerin DPPH radikal süpürücü aktivite potansiyelinin az çok birbirine yakın olduğu görülürken, SN1 kodlu örnek en yüksek aktiviteyi (IC50:32,09) ve SN4 kodlu örnek ise en düşük aktiviteyi (IC50: 46,55) göstermiştir.
Karaciğer hastalıklarında kullanılan fitoterapötiklerde farmakognozik araştırmalar
Bu tez çalışmasında, karaciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılan ve besin olarak da tüketilen Cynara scolymus L. (Asteraceae) ile Silybum marianum (L.) (Asteraceae) ve Fumaria officinalis L. (Fumariaceae) bitkileri ve fitoterapötikleri farmakognozik açıdan incelenmiştir. Cynara scolymus L., İzmir-Urla İçmeler mevkiinden toplanmış ve bitkinin gövde üzerindeki yapraklarından drog hazırlanmıştır. Silybum marianum (İng. Milk Thistle, deve dikeni) ve Fumaria officinalis (İng. Fumitory, şahtere otu,) bitkilerinin tohumu ve toprak üstü kısmı (herba) da İzmir Karşıyaka bölgesindeki aktarlardan temin edilmiş ve drog olarak kullanılmıştır. Yine bu bitkilerin ekstrelerini taşıyan fitofarmakonlar da İzmir'deki serbest eczanelerden temin edilmiştir. Bu drogların ve eczanelerden alınan fitofarmokonlarının ayrı ayrı infüzyonları ve etanollü ekstreleri hazırlanmıştır. Elde edilen ekstrelerin yüzde verimleri hesaplanmıştır. Tüm ekstrelerin DPPH radikali yakalama yöntemi ile antioksidan aktivite değerleri bulunmuştur. Bazı ekstrelerin SEM-EDX cihazı ile elementel analizi yapılarak makro ve mikro elementleri bulunmuştur İlaveten bazı ekstrelerin Alüminyum klorür kolorometrik yöntemi ile toplam flavonoit miktarı saptanmıştır. Ayrıca, serbest eczanelerden alınan ve içinde silimarin olduğu belirtilen bazı bitkisel ilaçların yüksek basınçlı sıvı kromatografisi (HPLC) yöntemi ile silimarin miktarı tayin edilmiş, ilaveten silimarin miktar tayininde kullanılan bitkisel ilaçların kapsül içeriğinin organoleptik kontrolü yapılmış içerik mikroskop altında incelenmiş ve sonuçların ilaç etiketi ile uyumlu olup olmadığı değerlendirilmiştir
Ruskogeninler'in mikrobiyal biyotransformasyonu
Ruscus aculeatus'un (Butcher's broom, Rusci rhizome, Asparagaceae) toz edilmiş rizomları, ekstreleri ve majör biyoaktif steroidal sapogeninleri olan ruskogeninler (neoruskogenin ve ruskogenin), gösterdikleri farmakolojik aktivitelerden dolayı kronik venöz yetmezlik, variköz ven, hemoroit ve ortostatik hipotansiyon tedavisinde kullanılan birçok farmasötik preperatta yer almaktadır.Literatürde ruskogenin ile yapılmış biyotransformasyon çalışmalarının oldukça az olduğu ve ruskogeninlerin metabolizması ile ilgili in vitro veya in vivo çalışma bulunmadığı görülmüştür. Bu tez çalışmasının amacı, ruskogeninlerin metabolizması hakkında bir öngörüde bulunulması ve mikrobiyal biyotransformasyon ile yeni neoruskogenin türevlerinin eldesi ile bir molekül kütüphanesinin oluşturulmasıdır. Tez çalışması kapsamında ilk aşamada, ruskogeninlerin metabolizmasına ışık tutmak amacıyla Cunnighamella blakeseleena ile mikrobiyal biyotransformasyon çalışması gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada ise, endofitlerin biyokatalist olarak kullanımındaki potansiyelinin ortaya konulması amacıyla Astragalus angustifolius'tan izole edilen endofitik funguslar ile neoruskogeninin biyotransformasyonu için Alternaria eureka ve Neosartorya hiratsukae endofitleri ile preperatif ölçekte biyotransformasyonu gerçekleştirilmiştir. Çalışmaların sonucunda izole edilen 25 yeni biyotransformasyon ürününün kimyasal yapısı NMR ve HRTOFMS ile aydınlatılmıştır. C.blakesleeana ile ruskogeninlerin biyotransformasyonu sonucunda oksidasyona uğramış 8 yeni türev elde edilmiştir. Neoruskogeninin N. hiratsukae endofitik fungusu ile biyotransformasyonu sonucunda glukozillenmiş türev ile birlikte çoğunlukla P450 monooksigenaz ürünleri olan 3 yeni türev elde edilmiştir. A. eureka endofitik fungusuyla gerçekleştirilen çalışma sonucunda hidroksilasyon, oksidasyon ve epoksidasyon reaksiyonlarının katalizlendiği görülmüştür. Ayrıca literatürde ilk kez bu çalışma ile spiroketal halka sisteminin açılması ve ileri modifikasyonlar sonucunda farklı yapıdaki metabolitler de elde edilmiştir. Ayrıca C-22/C-26 sisteminin açılarak furostanol tip steroidal bir halka sisteminin oluşmasının ardından C-18 ve C-22 arasında bir oksijen köprüsünün oluşması, steroit kimya yapısına bileşikler için bir ilk olmuştur.
Muğla ili çevresinde yetişen narcissus tazetta L. subsp. tazetta L. bitkisi üzerinde farmakognozik çalışmalar
Amaryllidaceae alkaloitleri biyoaktivitesi yönünden kapsamlı olarak araştırılan ve çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanım potansiyeli olan sekonder metabolit grubudur. Amaryllidaceae familyasına ait olan Narcissus cinsi, doğal ilaç kaynağı olarak değerlendirilip, pek çok tür ve alt türü alkaloit profili açısından araştırılmaktadır. Bu tez çalışmasında ülkemizde Muğla ve çevresinde doğal olarak yetişen Narcissus tazetta subsp. tazetta L. alt türü üzerinde herhangi bir çalışma yapılmamış olması nedeniyle çiçekli dönemde toplanmış toprak üstü kısımları ve soğanları üzerinde fitokimyasal çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Drog örnekleri üzerinde, Avrupa Farmakopesi'ne göre kurutmada kayıp, bütün kül, sülfat külü, hidroklorik asitte çözünmeyen kül miktarı deneylerini içeren kalite kontrol çalışmaları yapılmıştır. Bu deneylerin sonuçları % değerler olarak verilmiştir. Ayrıca drog örnekleri üzerinde, total alkaloit miktar tayini titrimetrik bir yöntemle gerçekleştirilmiştir. Amaryllidaceae familyasının biyolojik aktivite açısından önemli olan alkaloitleri galantamin ve likorin, Narcissus tazetta subsp. tazetta bitkisinden hazırlanan toprak üstü ve soğan örneklerinde yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) kullanılarak kalitatif ve kantitatif olarak araştırılmıştır. Ek olarak, yine bu iki farklı drog örneğinin alkaloit profilini belirlemek amacıyla kapiler gaz kromatografisi-kütle spektroskopisi (GC-MS) yöntemi kullanılmıştır. Bunun sonucunda, Narcissus tazetta subsp. tazetta bitkisinin 23 adet alkaloit içerdiği saptanmıştır. İzolasyon ve yapı aydınlatma çalışmalarında, oda sıcaklığında kurutulmuş ve toz edilmiş total bitki materyalinden hazırlanan total alkaloit ekstresinin kolon kromatografisiyle fraksiyonlandırılması sonucu elde edilen fraksiyonlar, preparatif sütun kromatografisi, preparatif ince tabaka kromatografisi ve kristallendirme gibi farklı yöntemler kullanılarak saflaştırılmıştır. Elde edilen bileşiklerin yapıları modern spektroskopik yöntemlerle (1D, 2D NMR, MS) aydınlatılmıştır. Bu çalışmaların sonucunda, Narcissus tazetta subsp. tazetta bitkisinden, Amaryllidaceae alkaloitlerinin likorin alt grubundan (-)-likorin, (-)-psödolikorin, (-)-9-O-metilpsödolikorin, (+)-11-hidroksigalantin, (-)-narsissidin; homolikorin alt grubundan (+)-9-O-demetil-2-α-hidroksihomolikorin; montanin alt grubundan (-)-pankratinin-C ve galantamin alt grubundan (-)-galantamin adlı bileşikler izole edilmiştir. İzole edilen bileşiklerden daha önce in vitro Ellman metodu ile biyoaktivite çalışması yapılmamış olanlarda bu yöntemle mikroplaka deneyi uygulanarak asetilkolinesteraz ve bütirilkolinesteraz inhibitör aktiviteleri araştırılmıştır. Aktif olan tüm bileşiklerin IC50 değerleri hesaplanmıştır. Ayrıca izole edilen bileşikler için moleküler doking çalışması yapılarak kolinesteraz enzimlerinin aktif yöreleri içerisindeki bağlanma yönelimleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Narcissus tazetta subsp. tazetta; antikolinesteraz aktivite; izolasyon ve yapı aydınlatma çalışmaları, kalite kontrol çalışmaları
Momordica charantia L.(Kudret narı) bitkisi ile tip 2 diyabet ilişkisi
Diyabet, bulaşıcı olmayan ancak dünyada prevalansının hızla artış gösterdiği dört hastalıktan biri ve önemli bir halk sağlığı sorunudur. Komplikasyonları vücudun tüm bölümlerini etkileyebilir ve tedavisi hem bireyin hem de ülkenin ekonomisini etkilemektedir. Bu sebeple halk içerisinde diyabeti tedavi etmek amacıyla bitkisel tıptan yararlanılmaktadır. Diyabetin tedavisinde ise dünyada yaygın olarak kullanılan bitkilerden biri Momordica charantia 'dır. M. charantia birçok etkili bileşiği bünyesinde taşımaktadır. Karantin, polipeptid-p, visin hipoglisemik etkisinden sorumlu olan majör bileşiklerindendir. Yapılan literatür taramasında incelenen birçok çalışmada hayvanlar üzerinde M. charantia bitkisinin çeşitli ekstreleri, meyvesinin suyu ve çekirdeklerinin denendiği görülmüştür. Çalışmalarda bitkinin antidiyabetik, antioksidan, antiülser ve benzeri birçok etkinliği incelenmiştir. Birçok çalışmada kan şekerini anlamlı olarak düşürdüğü ve kan kolesterol değerlerini iyileştirdiği gözlemlenmiştir. Ancak insanlar üzerinde yapılan çalışmaların genelleme yapabilmek adına arttırılması gerekmektedir. Sonuç olarak M. charantia hipoglisemik etkiye sahiptir ve oral hipoglisemik ajan kullanan bireyler tarafından dikkatli kullanılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, M. charantia, Kan şekeri
Piyasada aynısafa (calendula offıcınalıs L.)olarak satılan bazı bitki materyallerininfarmakope analizleri
Bitkilere ve bitkisel tedavilere olan ilgi gün geçtikçe artmaktadır. Tamamlayıcı tedavide yerini almış olan fitoterapötiklerden birisi de Calendula officinalis L. bitkisidir. Geleneksel olarak 12. yüzyıldan bu yana kullanımı mevcut olan aynısafanın, yara iyileştirici, spazm giderici, bağışıklık kuvvetlendirici özellikleriyle kullanılagelmesi bitkiye olan ilgiyi arttırmıştır. Yapılan bilimsel çalışmalar antienflamatuvar, antibakteriyel, antiviral, yara iyileştirici özellikleri başta olmak üzere aynısafanın çok sayıda etkisini kanıtlamıştır. Calendula officinalis Akdeniz ve Orta Avrupaya özgü, Türkiye'nin ise hemen hemen her yerinde kültür bitkisi olarak yetiştirilen bir türdür. Aynısafa ismiyle bilinen bu bitkiyi peyzaj süslemelerinde görebileceğimiz gibi yol kenarlarında görmemiz de mümkündür. Genellikte tek yıllık bir bitkidir ve 30-50 cm boylarına kadar uzayabilmektedir. Karakteristik sarı-turuncu renkli çiçekleri ile diğer bitkilerden kolaylıkla ayırt edilebilmektedir. Calendula officinalis'te bulunan kimyasal bileşenlerin başlıcaları terpenoiter, kumarinler, karatenoitler, fenolik bileşenler ve uçucu yağlardır. Bitki hiperozit üzerinden hesaplanan flavonoit içeriğine göre standardize edilmiştir. Aynısafanın Türk Farmakopesi, ESCOP Monografları, Komisyon E Monografları, EMA Monografları, Kanada Farmakopesi Monografları gibi kaynaklarda kaydı bulunmaktadır. Çalışmada kullanılan aynısafa drogları Ankara'nın farklı semtlerindeki aktarlardan ve internet üzerinden temin edilmiştir. Temin edilen drogların Türk Farmakopesi 2017'de yer alan ''Calendula flos'' monografına göre farmakope analizi yapılmış, drogların farmakopeye uygunlukları değerlendirilmiştir. Bu çalışma, piyasada bulunan ürünlerin standardize ve tedavi edici özellikte olup olmadığının bir analizidir. Standardize olmayan bitkisel ürünlerin bilinçsiz kullanımı tedaviyi olumlu yönde etkilemek yerine etkisiz kılabilmekte, hatta istenmeyen sonuçlara yol açabilmektedir. Piyasada farmakope standartlarını karşılamayan çok sayıda bitkisel ürün olması çalışmanın önemini vurgulamaktadır. Bitkinin hem Türkiye'de hem de dünya genelinde kullanılan çok sayıda müstahzarı mevcuttur. Yapılan bilimsel çalışmalar vesilesiyle bitkinin tamamlayıcı tedavide kullanımı daha da artacaktır. Farmakope analizleri sayesinde ise tamamlayıcı tedavide daha etkin ve güvenilir aynısafa ürünlerinin kullanımı tedaviyi olumlu yönde etkileyecektir. Anahtar Sözcükler: Calendula officinalis L., Farmakope Analizi, Fitoterapi, Yara İyleşmesi
Türkiye'de yetişen bazı genista L. türleri üzerinde farmakognozik araştırmalar
Fabaceae Fabaceae (Leguminosae) familyasında yer alan Genista L., cinsine ait türler Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya'da doğal olarak yetişmektedir. Genista cinsi ülkemizde 6'sı endemik olmak üzere toplam 15 takson temsil edilmektedir. Çalışmamızda önceki çalışmalardan farklı olarak G. burdurensis P. Gibbs. (endemik) ve G. anatolica Boiss.,'nın toprak üstü kısımlarından metanollü total ekstreleri hazırlanarak in vitro sitotoksik, antienflamatuar ve antioksidan aktivitelerine bakılıp daha aktif olan türden hareketle genel bir izolasyon çalışması yapılmıştır. Ön çalışmalar sonucunda seçilen G. burdurensis'in metanollü total ekstresinden hareketle sıvı-sıvı kromatografisi yöntemi kullanılarak n-hekzan, kloroform, etil asetat ve sulu alt ekstreleri hazırlanmıştır. Bu alt ekstrelerin de in vitro sitotoksik, antienflamatuar ve antioksidan aktiviteleri değerlendirildiğinde etil asetatlı ekstrenin diğerlerine göre daha aktif olduğu belirlenmiştir. Önce etil asetatlı ekstreden hareketle genel kimyasal içerik profilini değerlendirmek için LC-QTOF-MS çalışması yapılmıştır. Daha sonra G. burdurensis'ten hareketle yapılan izolasyon çalışmasında E-2, E-3, E-4, E-6, E-7, H-1 ve E-5 bileşikleri izole edilmiş ve yapı tayini çalışmaları sonucunda bu bileşiklerin sırasıyla genistein-8-C-glukozit, genistein-7-O-β-glukozit, apigenin-7-O-β-glukopiranozit, luteolin-4'-O-β-glukozit, luteolin, luteolin-7-O-β-glukozit olduğu ve E-5'in ise luteolin metoksi türevinin glukoramnoziti olabileceği belirlenmiştir. İzole edilen bileşiklerden miktarı fazla olan dördünün (genistein-7-O-β-glukozit, luteolin-4'-O-β-glukozit, luteolin ve luteolin-7-O-β-glukozit) kantitatif analizle miktar tayinleri yapılmış aynı zamanda in-vitro sitotoksik, antioksidan ve antienflamatuar aktiviteleri değerlendirilmiştir.
Scutellaria yıldırımlıı M.çiçek & A.E. yaprak üzerinde farmakognozik çalışmalar
Lamiaceae (Labiateae) familyası geçmişten günümüze birçok hastalığın tedavisinde kullanılan ve çok sayıda türe sahip olan önemli familyalardan birisidir. Scutellaria cinsi Lamiaceae familyasına aittir ve ülkemizde "kaside", Dünya'da ise "scullcap" ismi ile bilinmektedir. Özellikle, ılıman bölgelerde ve tropik dağlarda yayılış gösteren Scutellaria cinsi, genellikle Avrupa'da, Kuzey Amerika'da, Doğu Asya'da ve Güney Amerika'da yetişmektedir. Scutellaria yildirimlii M. Çiçek & A.E. Yaprak 2013 yılında ilk kez Mehmet Çiçek ve Ahmet Emre Yaprak tarafından Ayaş bölgesinde tanımlanmıştır. Yapılan çalışmada, Scutellaria yildirimlii türünün toprak üstü kısımları kullanılarak metanollü, sulu, etil asetatlı ve petrol eterli ekstreler elde edilmiştir. Elde edilen ekstreler yüksek performanslı sıvı kromatografisi (YPSK) ile incelenerek bitkinin kimyasal profili kalitatif analizler ile aydınlatılmıştır. YPSK analizleri sonucunda, S. yildirimlii türünün scutellarein, apigenin ve luteolin-7-O-glikozit bileşiklerini içerdiği tespit edilmiştir. Sıvı-sıvı ekstraksiyon sonucu elde edilen farklı polaritedeki ekstrelerin antioksidan aktiviteleri total antioksidan kapasite analizi ve demir (III) iyonu indirgeyici antioksidan potansiyel analizi yöntemleri ile gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarında, üzerinde çalışma yapılan tüm ekstrelerin kontrole kıyasla anlamlı ölçüde antioksidan aktivite gösterdiği görülmüştür. Gerçekleştirilen aktivite analizlerinde antioksidan aktivite sonuçlarına göre, en yüksek aktivitenin görüldüğü etil asetatlı ekstre üzerinde izolasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla, etil asetatlı ekstre üzerinde kolon kromatografisi ve semipreparatif YPSK çalışmaları ile saf bir bileşik elde edilmiştir. İzole edilen bileşiğin yapısı, 1H-NMR ve kütle sprektroskopisi yöntemleri ile aydınlatılmış ve bileşiğin bilinen bir flavon olan baikalin oldupu tespit edilmiştir. Scutellaria yildirimlii türünden elde edilen ekstrelerin ve izole edilen bileşiğin antiproliferatif etki potansiyelleri ise MTT yöntemiyle değerlendirilmiş ve en yüksek aktiviteye izole bileşiğin ve petrol eterli ekstrenin sahip olduğu görülmüştür. MTT analizine ek olarak ise, xCELLigence (Real Time Cell Analyzer) cihazı kullanılarak daha hassas, kesin ve valide sonuçlar elde edilmeye çalışılmıştır. xCELLigence analiz sonuçlarında da MTT analizine benzer olarak saf bileşiğin ve petrol eterli ekstrenin en yüksek aktiviteyi gösterdiği görülmüştür. Yapılan bu çalışma ile S. yildirimlii bitkisinin fitokimyasal içeriği ilk kez aydınlatılmış ve aynı zamanda bitkinin toprak üstü kısımlarından ilk defa baikalin bileşiği izole edilmiştir. Biyoaktivite çalışmaları sonucunda ise S. yildirimlii'nin yüksek oranda antioksidan ve antikanser aktivite potansiyeline sahip olduğu gösterilerek bitkinin literatür ve klinik açıdan önemi ortaya konmuştur.
Eryngium campestre L. bitkisinin toprak üstü kısımları üzerinde farmakognozik araştırmalar
Bitkiler ve bitkilerden hazırlanan ekstreler çeşitli hastalıkların tedavisinde çok eski zamanlardan beri kullanılmaktadır. Apiaceae familyasından olan Eryngium cinsi dünyada 317 takson ülkemizde ise 26 takson ile temsil edilmektedir. Eryngium campestre L. bitkisi, Türkiye'de boğa dikeni, deveci dikeni, deve elması, göz dikeni, tengel dikeni gibi isimlerle bilinmektedir. Bitkinin kurutulmuş yaprakları, çiçekleri ve kökleri tıbbi amaçlarla kullanılmaktadır. Eryngium campestre'nin toprak üstü kısımları fenolik asitler, triterpenik saponinler, kumarinler, uçucu yağ, flavonoit ve asetilenleri taşımaktadır. Flavonoitlerden izoramnetin glikozitleri, mirsetin glikozitleri, kersetin glikozitleri (rutin), kemferol glikozitleri; fenolik asitlerden klorojenik asit, p-kumarik asit, kafeik asit, rozmarinik asit ve ferulik asit taşıdığı yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Çalışmanın amacı Türkiye'de yetişen Eryngium campestre bitkisinin toprak üstü kısmından Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografisi (YPSK) ile rozmarinik asit miktar tayini analizini gerçekleştirerek bitki ekstresinin kondrosit hücreleri üzerine etkisini in vitro XTT ve LDH testleri ile araştırmaktır. Eryngium campestre'nin toprak üstü kısımlarında % 1,7 rozmarinik asit bulunmuştur. Kondrosit hücrelerinin canlılığını azaltmış ve LDH testi sonucuna göre çalışılan konsantrasyonlarda toksik etki gösterdiği belirlenmiştir. İleri çalışmaların planlanmasında daha düşük doz uygulamaları ile devam edilebileceği sonucuna varılmıştır. Gerçekleştirilen çalışmanın daha sonraki araştırmalar için yol gösterici olacağı öngörülmektedir. Anahtar Sözcükler: Apiaceae, boğadikeni, Eryngium campestre , kondrosit, rozmarinik asit
Plantago lanceolata bitkisinin yara iyileştirici özelliklerinin araştırılması
ÖZETBu çalışmanın amacı, sıçan sırtında oluşturulan doğrusal kesi yarası üzerinde P.lanceolata bitkisinin sulu ve metanollü özütlerinin etkisini değerlendirmektir. Bu amaçla, yara dokusunda TBARs, GSH, T-SH ve HP ile serum ve doku iz element (Zn+2 ve Cu+2) düzeyleri incelenmiştir. P.lanceolata bitkisinin yara dokusunda oksidatif stresin göstergelerinden olan TBARs düzeylerini anlamlı düzeyde azalttığı, antioksidan moleküllerden GSH ve T-SH düzeylerinde artışa neden olduğu, bağ doku bileşeni olan kollajen sentezini ise yara dokusunda anlamlı düzeyde artırdığı bulunmuştur. Ayrıca, kollajen sentezinde ve yara iyileşme sürecinde önemli göstergeler olan doku Zn+2 ve Cu+2 düzeylerini de hiçbir tedavi uygulanmayan kontrol grubuna göre anlamlı derecede artırmıştır.Çalışmamızın sonuçlarına göre; Halk tababetinde birçok hastalığın yanısıra yaraların tedavisinde kullanılan flavanoidler açısından zengin olan P.lanceolata bitkisinin güçlü bir antioksidan etkiye sahip olduğu ve bu şekilde iyileşme sürecine olumlu bir katkıda bulunduğu söylenebilir. Ancak, mekanizmayı tam olarak aydınlatabilmek için daha ileri çalışmalara gereksinim vardır.P.lanceolata bitkisinin yara iyileştirici özelliğinin yanısıra kozmetikte de kullanılabileceği ve yeni ilaç geliştirme çalışmaları için gelecek vaat ettiği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Yara iyileşmesi, Plantago lanceolata, Glutatyon (GSH), Tiyobarbitürik asit reaktifleri (TBARs), Total tiyol grupları (T-SH), İz elementler (Zn+2, Cu+2), Hidroksiprolin.
Arum italicum miller üzerinde farmakognozik araştırmalar
Günümüzde kardiyovasküler hastalıklardan sonra en çok ölüme neden olan hastalıkların başında kontrolsüz hücre çoğalması ile karakterize kanser gelmektedir. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar kanserli hücreleri öldürmenin yanında sağlıklı hücrelere de sitotoksik etki göstermektedir. Hem kanserin oluşum mekanizmalarının kompleks oluşu hem de tedavide kullanılan ilaçların terapötik indekslerinin düşük oluşu nedeniyle tedavide kullanılabilecek yeni maddelerin araştırılması önemini korumaktadır. Bu nedenle başta doğal kaynaklı maddeler olmak üzere çeşitli maddelerin olası antikanser etkileri araştırılmaya devam etmektedir. Halk arasında kanserden korunma amacıyla yumruları tüketilen ve 'yılan yastığı' olarak bilinen Arum italicum Miller (Araceae) bitkisi dikkat çekmektedir. A. italicum bitkisi toksik olarak bilinmesine rağmen halk arasında gıda olarak ve tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Kaynaklara göre, bazı yörelerde yumrulardan hazırlanan dekoksiyonun dâhilen kanser ve kadın hastalıklarında; balla karıştırılan dilimlenmiş yumruların ise peptik ülser ve kansere karşı kullanıldığı bilinmektedir. fitokimyasal araştırmalarda, saponin, alkaloit, steroidal bileşikler, neolignan ve furan türevi lignanlar gibi biyolojik olarak aktif sekonder metabolitleri A. italicum'dan tanımlanmıştır. Bu bilgilerden hareketle, yumrulardan hazırlanan ekstre 'biyolojik aktivite yönlendirmeli fraksiyonlama' yöntemi kullanılarak fraksiyonlanmış ve meme (MCF-7) ve akciğer (A549) kanser hücre hatları sitotoksik aktivitenin araştırılmasında kullanılmıştır. Elde edilen alt fraksiyonların sitotoksik etkilerini açıklayabilmek amacıyla flow sitometri ile apoptotik ve BrdU kolorimetrik kit ile DNA sentez inhibisyonları üzerine etkileri araştırılmıştır. Ayrıca, olası antioksidan, antikolinesteraz ve anti-LOX aktiviteleri in vitro olarak belirlenmiştir. Bulgular değerlendirildiğinde, E2 kodlu alt fraksiyon pozitif kontrol olan mitoksantron ile kıyaslanabilir ölçüde A549 akciğer kanser hücre hatlarına karşı kayda değer sitotoksik etki göstermiştir. E3 ve E6 kodlu alt fraksiyonların meme ve akciğer kanser hücrelerine karşı iyi sitotoksik etki gösterdikleri belirlenmiştir. Bu üç alt fraksiyonun farklı konsantrasyonlarda DNA sentez inhibisyonu yaptıkları ve hücreleri apoptoza sürükledikleri görülmüştür. Diğer aktivite çalışmalarında kayda değer sonuçlar elde edilememiştir. Her alt fraksiyonun kimyasal bileşimi YBSK/KS-KS yöntemi ile araştırılmıştır. Hidroksisinnamik asit türevleri, lignan türevleri, fenolik aminler, oksilipinler gibi sekonder metabolitler alt fraksiyonlarda belirlenmiştir.
Eskişehir aktarlarında satılan Tilia flos örneklerinin farmakognozik incelenmesi ve uçucu yağlarının bileşimi
Eskişehir Ormanlarında Tilia argentea, Tilia rubra ve Gökçekaya'da Tilia platyphyllos yetiştiği saptanmıştır. Tilia cordata'nın braktesinin alt ve üst epiderma hücre duvarlarının dalgalı iken T. rubra'nın düz duvarlı, T. argentea'da alt epidermanın dalgalı olduğu görülmüştür. T. rubra ve T. cordata braktesinde tek hücreli örtü tüyü, T. argentea'da bol miktarda çok kollu (8-9) yıldız örtü tüyü vardır. Diğer anatomik yapılar ise üç türde aynı olarak gözlenmiştir. Çiçekte farklı görülen ovaryumdaki yıldız örtü tüyleri T. cordata, T. rubra'da 4-6 kollu iken, T. argentea'da 8-9 kolludur ve daha sık bulunmaktadır. Bursa T.argentea örneğinde yabancı madde miktarı %2'nin altında olup, Farmakopeye uygundur. Diğerleri ise uygun değildir. Kurutmada kayıp, toplam kül ve asitte erimeyen kül tayini analiz sonuçları farmakopeye uygun bulunmuştur. Örneklerin çiçek oranı % 53-70, su distilasyonu ile elde edilen uçucu yağların verimi T. cordata'da %0,02, T.argentea örneklerinde %0,02 ve T.rubra örneklerin de %0,01-0,03 ve Düzce T.cordata (tıbbi tür) örneğinin uçucu yağında, trikosan %28, heneikosan %19, nonakosan %13, hekzadekanoik asit % 8, pentakosan % 6 ve hekzahidrofarnesil aseton % 6 ana bileşikler olarak bulunmuştur. Eskişehir, Manisa, Balıkesir, Amasya T.rubra örneklerinin uçucu yağlarında ki ana bileşikler, trikosan (%22, 29, 42, 25), hekzadekanoik asit (%22, 17, 7, 26), kaur-16-en (%11, 6, 3, 0), hekzahidrofarnesil aseton (% 8, 7, 8, 6), heneikosan (%7, 9, 2, 14), pentakosan (%7, 7, 11, 6) olarak saptanmıştır. Bursa, Kütahya T.argentea uçucu yağlarında hekzadekanoik asit (%31, 40), trikosan (% 21, 12), hekzahidrofarnesil aseton (%14, 7), pentakosan (%7, 4), kumin aldehit (%0, 7), linoleik asit (%5, 4) ana bileşikler olarak bulunmuştur.
Ağız patojenlerine etkili olabilecek bazı uçucu yağların kimyasal bileşimlerinin ve antimikrobiyal aktivitelerinin değerlendirilmesi
Ağız ve dişler mikroorganizma kaynaklı pek çok hastalığın görüldüğü yapıdır. Bu hastalıkların tedavisi genellikle antibiyotik kullanımı ile yapılmaktadır. Artan antibiyotik dirençli mikroorganizmalar nedeniyle yeni doğal kaynaklı etken madde keşfi önem kazanmıştır. Uzun yıllardan beri uçucu yağların antimikrobiyal özellikleri olduğu bilinmekte ve tedavi amaçlı kullanımları önemli bir yer tutmaktadır. Bu tez kapsamında ağız ve diş hastalıklarına karşı kullanılan farmakope kalitesindeki Salvia officinalis L., Pimpinella anisum L., Eucalyptus globulus L., Matricaria recutita L., Achillea millefolium L. uçucu yağlarının kimyasal bileşimleri GK/AİD ve GK/KS yöntemleri ile belirlenmiştir. Ağız patolojisinde önemli rol oynayan bakterilerden Streptococcus mutans, Streptococcus sanguinis, Staphylococcus aureus, Corynebacterium striatum, Candida albicans ve Candida krusei suşlarına karşı uçucu yağların antimikrobiyal aktiviteleri mikrodilüsyon yöntemi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca aktivite gösteren uçucu yağlar antibiyotikler ile kombine edilmiş ve checkerboard yöntemi ile sinerjik etkileri test edilmiştir. Sonuç olarak test edilen uçucu yağların ağız patojenlerine karşı 20 ile 0.625 mg/mL arasında minimum inhibisyon konsantrasyon değerleri ile orta kuvvette antimikrobiyal etkili oldukları görülmüş ve antibiyotiklerle kombinasyonlarında M. recutita uçucu yağının tetrasiklin ile kombinasyonunda S. aureus'a karşı sinerjik etki gösterdiği bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Ağız boşluğu hastalıkları, Uçucu yağlar, Antimikrobiyal aktivite, Sinerjik etki
Eskişehir'de yetiştirilmiş Origanum vulgare subsp. hirtum uçucu yağ değerlendirmesi
İstanbul kekiği, Origanum vulgare subsp. hirtum (Link) Ietswaart Marmara bölgesinde doğal olarak yetişen bir aromatik bitkidir ve yaygın olarak kullanılan kekiktir. Bu çalışmanın amacı Eskişehir koşullarında yetiştirilen İstanbul kekiğinin drog, uçucu yağ verimi ve uçucu yağ içerikleri, verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesidir. Bu amaçla Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilen timol ve karvakrol içerikleri farklı olduğu düşünülen iki çeşit adayı ile 2015 üretim yılında tesadüf blokları deneme desenine göre 8 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Avrupa Farmakopesinde tanımlandığı şekliyle hasat, kurutma ve uçucu yağ eldesi gerçekleştirilmiş, ardından Gaz Kromatografisi (GK) ve Gaz Kromatografisi/Kütle Spektrometrisi (GK/KS) kullanılarak uçucu bileşiklerin kimyasal analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışmada timol (T) ve karvakrol (K) oranlarının farklı olduğu düşünülen iki çeşit adayının tüm ölçüm ve analizleri ayrı ayrı yapılmıştır. T ve C yeşil herba verimleri sırasıyla 1265 kg/da ve 906 kg/da olarak, kuru herba verimleri ise sırasıyla 466 kg/da ve 315 kg/da olarak bulunmuştur. T çeşit adayının bitki boyu ortalama 72.1 cm iken C çeşit adayının 61.3 cm ölçülmüştür. Uçucu yağ oranları T çeşit adayında ortalama % 5.19 iken C çeşit adayında % 6.9 bulunmuştur. Yapılan uçucu yağ analizlerinin sonucunda, C çeşit adayında karvakrol miktarı % 78.2-81.8, timol miktarı % 0.1-0.4; T çeşit adayında ise ortalama karvakrol miktarı % 69.3-83.1, timol miktarı eser miktarla % 9.7 arasında bulunmuştur.